Fikih - 186. Sayfa - Fıkıh - Ibadetlerrehberi
Sehiv (Yanılma) Secdeleri
ile İlgili Meseleler
Sehiv secdeleri, bir namazın vaciblerinden birini yanılarak terk
etmekten veya geciktirmekten dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile
teşehhüdden, salavat ve duaları okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır: Son oturuşta yalnız
"Tahiyyat" okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra "Allahü
Ekber" denilerek secdeye varılıp üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunur. Ondan sonra "Allahü Ekber"
denilerek kalkılır. Bir tesbih mikdarı duraklamadan sonra tekrar "Allahü Ekber" deyip ikinci
secdeye varılır. Yine üç kez "Sübhane Rabbiye'l-ala" okunduktan sonra "Allahü
Ekber" denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat ve Salavatlarla "Rabbena atina" okunup önce sağ
tarafa, sonra sol tarafa selam verilir.
Yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletlidir, ihtiyata uygundur. Bundan dolayı cemaatla kılınan namazlarda
cemaatın yanlışlıkla dağılmaması için, yalnız sağ tarafa selam verdikten sonra
sehiv secdesi yapılması tercih edilmiştir.
Sehiv secdeleri vacibdir. Bilindiği gibi, gerek farz, gerek vacib veya sünnet olan herhangi bir namazın kıraat, rükü ve sücud gibi
farzları ve Fatiha, Sure ilavesi, sırayı gözetme gibi vacibleri, Kadelerde (oturuşlarda)
salavatları okumak gibi sünnetleri vardır. Bunun için bunları gözetmek gerekir ki, namaz tam olarak kılınmış olsun.
O halde farz olsun, olmasın herhangi bir namazda bir farzın kasden veya sehven terk
edilmesi, o namazın yeniden kılınmasını gerektirir. Böyle büyük bir noksanı gidermek için sehiv secdeleri yeterli değildir.
Bir vacibin kasden terki veya geciktirilmesi bir günahtır. Bundan dolayı
sehiv secdeleri gerekmez, böyle bir namazı iade etmek uygundur. Bir vacibin
sehven terk edilmesi veya geciktirilmesi, sehiv secdelerini gerektirir. Bu şekilde o noksan düzeltilmiş olur. Bir sünnetin kasden veya sehven terk edilmesi, sehiv
secdelerini geretirmez. Fakat kasden terk edilmesi bir kusurdur. Sevab ve
faziletten mahrum olmayı gerektirir. (Malikilere göre sehiv secdeleri sünnettir. Şafiî'lere göre de sünnettir.
Ancak imam sehiv secdelerini yaparsa, cemaatın imama uyması vaciptir.
Hanbelilere göre sehiv secdeleri bazan vacib, bazan sünnet ve bazan da mubah olur. Namazın terk edilen bir sünnetinden dolayı yapılacak sehiv secdelerinin mubah olması gibi...
İmam Şafiî ve İmam
Ahmed'e göre, iki tarafa selam vermeden önce yapılır. İmam Malik'e göre sehiv (yanılma), bir ziyade sebebiyle ise, sehiv secdeleri
selamdan sonra yapılır. Eğer bir noksan veya bir noksan ile ziyade sebebiyle ise, selamdan önce yapılır. Bu bir fazilet meselesidir; yoksa hepsi de caizdir.)
Bir namazın tam bir rüknünü, bir farzını öne almak veya sonraya bırakmak sehiv
secdelerini gerektirir. Çünkü bu öne almak ve sonraya bırakma işi, vacibi terk etmekten sayılır. Kıyamda "Sübhaneke"den sonra, henüz kıraat yapmadan rüküa varılıp ondan sonra
hatırlanarak kıyama dönmekle farz olan kıraatin yerine getirilmesi, buna bir örnektir. Bu durumda önceki rükü geçerli
olmaz. Kıraattan sonra yeni bir rükü yapılır. Böyle dönüp kıraat yapmadan ve
ondan sonra rüküa varmadan kılınacak namaz bozulur. Çünkü böyle bir
rekatta rükü gibi tekrarlanmayan rükünler arasında sıraya riayet edilmesi farzdır.
Namazın rekatlarından birindeki iki secdeden biri yanılarak terk edilip ondan sonraki
rekatin veya kadenin sonunda hatırlansa, bunun geciktirilmesinden dolayı namazı iade gerekmez, hemen o secde kaza edilir. Eğer son oturuşta iken hatırlansa, bu secde yapılır ve ondan sonra bu oturuş
(kade) iade edilir. Ondan sonra da sehiv secdeleri yapılır. Bu durumda son
rekatta beş secde ile üç kade bulunmuş olur. Çünkü bir rekatta iki secde vardır. Böyle tekrarlanan bir rüknün kısmen sonraya bırakılması, farzı
terketmek sayılmadığından namazın iadesini gerektirmez. Fakat bir rekattaki iki secdeden ikisi de yanılarak öne alınsa, önce iki secde ve ondan sonra rükü yapılmış bulunsa, bu halde farz olan tertibe riayet için
tekrar rükü ve ondan sonra secdelere gidilir. Bu tekrar ve iadelerden dolayı da
namazın sonunda sehiv secdeleri yapılır.
Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek, sehiv
secdelerini gerektirir. Bir rekatta iki defa rükü veya üç defa secde yapılması gibi.
Birinci ve ikinci rekatlarda Fatiha'nın tekrarlanarak okunması veya arka
arkaya okunması veya rüku, secde ve teşehhüdde Kur'an okunması da böyledir. Fakat üçüncü veya dördüncü
rekatlarda Fatiha'nın iki defa okunması veya bunlarda Fatiha ile beraber başka bir surenin de okunması yahut yalnız başka bir sürenin okunması sehiv
secdelerini gerektirmez. Çünkü bu takdirde bir vacib terk edilmiş veya geciktirilmiş ve Kur'an da meşru olan yerin başkasında
okunmuş olmaz. Ancak bu halde rekatlar, önceki, rekatlarden daha fazla uzatılmış ve cemaata da ağırlık verilmiş olursa, kerahetten korunmuş olmaz.
Bir vacibi yanılarak terk etmek, sehiv secdelerini gerektirir. Birinci oturuşu veya vitirde
Kunut'u veya bayram namazlarında ziyade tekbirleri yahut
birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat'ı okumayı terk etmek gibi.
Vitir namazında rüküdan sonra Kunut duasının unutulduğu hatırlanmış
olsa, artık onu okumak için geri kıyama dönülmez. Rükudan sonra okunması da gerekmez. Çünkü yeri kaçırılmıştır. Rüku halinde hatırlandığı halde de
okunması gerekmez. Sahih olan rivayet böyledir. Bununla beraber okunsun veya
okunmasın, her iki halde de sehiv secdeleri gerekir.
Kunut tekbirini unutup yapmamak, bir görüşe göre sehiv secdesi gerektirir, bir görüşe göre de gerektirmez.
Bir vacibin yanılarak geciktirilmesi de sehiv secdesini gerektirir.
Birinci veya üçüncü rekattan sonra biraz oturulması, dördüncü rekattan sonra
beşinci rekat için ayağa kalkılması, sabah namazının ikinci rekatinden sonra üçüncü bir
rekata ve akşam namazının üçüncü rekatından sonra dördüncü bir rekata kalkılması gibi...
Birinci oturuşta (Kade'de) teşehhüd mikdarından fazla oturulup üçüncü
rekata kalkmanın geciktirilmesi de böyledir.
Bir vacibin vasfını değiştirmek, sehiv secdesini
gerektirir. İmamın aşikare okuması gereken ayetleri gizlice okuması veya gizlice okunacak ayetleri aşikare okuması gibi. Bu okuma
mikdarı, namaz sahih olacak kadar okumaktır. Fatiha süresinin ilk ayetlerini okumak bu kısımdandır. Bununla beraber kısa bir ayet okunması da
İmamı Azam'a göre bu hükümdendir. İki imama göre ise, bu hükümde değildir.
Aşikare okumanın en az derecesi, başkasının işiteceği mikdardır. Gizlice (hafiyyen) okumanın en aşağı
derecesi de, yalnız okuyanın işiteceği mikdardır.
Gizli okunacak yerde, Fatihanın çoğu yanılarak aşikare okunsa, geri kalanı yine gizlice okunur.
Aksine olarak aşikare olarak okunacak bir namazda Fatiha'nın bir kısmı gizli okunup ondan sonra aşikkare okunacağı hatırlansa,
Fatiha yeni baştan aşikare okunur. Böylece bir rekatta hem aşikare, hem de gizli okumak toplanmış olmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, Fatiha yeniden
okunmaz, yalnız geri kalan kısım aşikare okunur.
Tek başına namaz kılanın aşikare veya gizli okumasından dolayı,
tercih edilen görüşe göre, sehiv secdesi gerekmez. Ancak öğle namazı gibi gizli okunacak yerde
kasden aşikare okursa, günah işlemiş olur. Tek başına namaz kılanın gündüzün kılacağı nafile namazlarda aşikare okuması mekruhtur.
İmam sabah namazında Fatiha suresini sehven gizlice okuyup sonra hatırlasa, ekleyeceği süreyi aşikare okur, Fatiha'yı iade etmez.
Cemaat halinde aşikare Kur'an okunacak bir namaza başlamış olan ve Fatiha'yı gizli okumuş bulunan bir
kimseye, başkası gelip uysa, o kimse imam olmayı arzu ederse sureyi aşikare okur, arzu
etmezse, aşikare okuması gerekmez.
Farz bir namazda ikinci rekattan sonra oturulmayıp da üçüncü rekata yanılarak kalkmaya yeltenenin durumuna bakılır: Eğer kalkışı oturmaya yakın ise, oturur, sehiv
secdesi gerekmez. Fakat doğrulması kıyama yakın ise, kalkar ve ondan sonra sehiv
secdelerini yapar. Çünkü bu durumda vacib olan birinci oturuş terk edilmiştir.
Bununla beraber bir rivayete göre de, namaz kılan henüz
tam kıyama doğrulmamış ise, kadeye (oturuşa) döner, vacibi terk elmez. İmam tam doğrulup kalktıktan sonra
kadeye dönerse, namazı bozulur. Çünkü bu takdirde farz olan kıyam bozulmuş ve namazın sırası büsbütün değiştirilmiş olur. Diğer bir görüşe göre, bu durumda namazı bozulmaz, kendisi günah işlemiş olur ve sehiv
secdeleri gerekir.
Sünnet namazlarda ikinci rekatın arkasında oturulup da Tahiyyat okunmadığı üçüncü rekatta hatırlanırsa bakılır: Eğer bu üçüncü
rekat daha secde ile bağlanmamış ise, oturmaya dönülür, eğer secde ile bağlanmışsa, dönülmez. Diğer bir görüşe göre, secde ile bağlansın veya bağlanmasın,
artık oturmaya dönülmez. Her iki durumda da sehiv secdeleri yapmak gerekir.
Dört rekatlı farzlarda ikinci oturuş yapılmaksızın beşinci rekata kalkılacak olsa, henüz beşinci rekat için secde edilmedikçe oturuşa dönülür. Teşehhüdden sonra selam verilip sehiv secdeleri yapılır. Çünkü farz olan son oturuş geciktirilmiştir. Bu geciktirme ise, vacibi terk sayılır. Fakat beşinci
rekat için secde yapılmış olursa, bu namaz nafileye dönmüş olur. Artık buna bir rekat
daha ilave edilir ve tam altı rekatlı bir nafile namaz kılınmış olar. Sahih olan görüşe göre, bu durumda sehiv
secdesi gerekmez. Bu mesele İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam
Muhammed'e göre, beşinci rekatın secdesinden baş kaldırılınca, namaz tamamen batıl olmuş olur.
Dört rekatlı, bir farz namazın son oturuşunda selam vermeden yanılarak ayağa kalkılsa, hemen oturuşa dönülüp selam verilir
ve sehiv secdesi yapılır. Fakat beşinci rekat için secdeye varılmış olunca, buna bir rekat daha ilave edilir. Bu durumda önceki dört
rekat ile farz tamamlanmış olur; Diğer iki rekat da nafile sayılır, İstihsan olarak da sehiv secdeleri yapılır.
Akşam namazında ikinci oturuştan sonra bir dördüncü rekata, sabah
namazında da oturuştan sonra bir üçüncü rekata kalkılması da bu hükümdedir. Onun için bunlara eklenen ikişer
rekat da, nafile olmuş olur. Bu hareketler kasıdlı olarak yapılmadığı için mekruh sayılmaz. Tercih edilen görüş budur.
Dört veya üç rekatlı farz ve vitir namazlarında birinci oturuştan sonra yanılarak: "Allahümme Salli ala
Muhammedin ve ala ali Muhammed" denilmesi, İmamı Azam'dan bir rivayetc göre
de, bu teşehhüdden sonra bir harf bile ziyade edilmesi sehiv secdelerini gerektirir. Fakat son duruşlarda teşehhüdden
sonra Kur'an okunması, dua edilmesi ise sehiv secdelerini gerektirmez. Çünkü
bu oturuş dua ve hamd yeridir. Kur'an ise hem duayı hem de hamdi kendisinde toplar.
Namazda zikirlerin, duaların ve teşehhüdün (Tahiyyat'ın) aşikare okunması da sehiv
secdelerini gerektirmez.
Farz namazların son üçüncü ve dördüncü rekatlarında kasden
susarak Fatiha veya diğer bir süre okunmaması bir hatadır; fakat sehiv
secdelerini gerektirmez. Yanılarak sükuti edilip Fatiha veya başka bir süre okunmaması
sehiv secdelerini gerektirir. İmam Ebû Yusuf'a göre, her iki halde de sehiv secdelerini yapmak gerekir.
Namaz içinde bir rükün yerine getirilecek kadar düşünceye dalınsa başlangıç (iftitah)
tekbirini aldım mı, almadım mı diye o kadar düşünülse de sonra tekbir alındığı hatırlansa, veya alınmamış olması sanılarak tekrar bir tekbir
daha alınsa, sehiv secdesi gerekir.
Yine: Üç rekat mı, dört rekat mı kıldığında şübhelenip durulsa, veya Fatiha okunduktan sonra hangi surenin okunacağı üzerinde düşünülse, yine sehiv
secdeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda vacib geciktirilmiş olur.
Bir rüknü veya bir vacibi yerine getirirken meydana gelecek bir
dalgınlık ve bir düşünce ise, sehiv secdelerini gerektirmez. Tam bir kalb huzuru ile namaz kılmak, öyle
herkese nasib olacak bir fazilet değildir.
Bir kimse, kıldığı bir namazın rekatlarında şübhelense bakılır: Eğe bu şübhe
kendisine ömründe ilk kez olmuşsa, o namazı yeniden kılar. Fakat birkaç defa olmuşsa araştırır ve
kanaatine göre hüküm verir. Namazı yeniden kılması icab etmez. Araştırmada kalbin şahidliği yeterlidir.
Örnek: Sabah namazını kılarken bir rekat mı kıldım, iki
rekat mı? diye şübhelenip de bir rekat kılmış olduğuna kalben hüküm verse, ihtiyaten buna
bir rekat daha ilave eder. Bu hususlaki tereddütlerinden dolayı da sehiv secdeleri yapar.
Aksine olarak iki rekat kılmış olduğuna hüküm verdiği takdirde oturur. Teşehhüdden ve selamdan
sonra sehiv secdelerini yapar. Hiç birine karar veremediği takdirde de, az olanı esas alır, çünkü az olanda kesinlik vardır. Bu durumda bir
rekat daha kılar; ancak bu takdirde şübhelendiği rekatin sonunda oturur. Ondan sonra kalkıp o bir
rekatı kılar. Çünkü önce iki rekat kılmış olması ihtimali vardır. Bu takdirde de namazın sonunda sehiv
secdelerini yapar.
Dört rekatlı bir namaza başlamış olan kimse, kıldığı
rekatın birinci rekat mı, ikinci rekat mı? olduğunda şübhe edip bir tarafı seçemezse, kendisini bir
rekat kılmış sayar ve her bir rekatın sonunda ihtiyat olarak bir kere teşehhüd mikdarı oturur; bu şekilde dört defa kade yapılmış olur. Çünkü birinci sayılan rekatın ikinci ve üçüncü sayılan rekatın dördüncü rekat olması ihtimali vardır.
Bir kimse kıldığı rekatın ikinci rekat mı, üçüncü rekat mı? olduğundan şübhelense, sahih olan görüşü göre, bu rekatın sonunda oturmaz. Bir tarafı
tercih edemezse, bunu ikinci rekat sayar. Geri kalan rekatları da tamamlar. Akşam
namazı ile vitir namazı bu hükmün dışındadır. Bu şübhelenme bu namazlardan birinde olsa, oturmak gerekir. Çünkü şübhelenilen
rekatın üçüncü rekat olması muhtemeldir. Bu halde teşehhüdden sonra bir
rekat daha ilave edilir. Çünkü şübhelenilen rekatın ikinci rekat olması da mümkündür. Bunların sonunda da sehiv secdeleri yapılır.
Dört rekatlı namazlarda, kılınan rekatın dördüncü
rekat mı, beşinci rekat mı olduğunda ve sabah namazında kılınan rekatın ikinci
rekat mı, üçüncü rekat mı olduğunda, akşam ile vitir namazlarında da kılınan
rekatın üçüncü rekat mı, dördüncü rekat mı, olduğunda şübheye düşülse, sonunda oturulur
ve teşehhüdden sonra kalkılıp bir rekat daha kılınır. Çünkü bu
rekatların üçüncü, dördüncü veya beşinci rekat olması muhtemeldir. O halde ilave edilen birer
rekat ile fazla olan mikdar nafile olmuş olur. Sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu şübhe, kıyam veya rükü veya rükudan kıyama geçiş halinde olduğuna göredir.
İlk secde yapıldıktan sonra şübhelenme olursa, ittifakla namaz batıl olur. Çünkü şübhe edilen rekatın ziyade olup son oturuşun terk edilmiş bulunması
muhtemeldir. İlk secde halinde şübhe olursa, yalnız İmam Muhammed'e göre, namaz batıl olmaz.
Namazda Fatiha'dan önce başka bir sure bir harf olarak dahi yanılarak
okunsa, iade edilerek önce Fatiha, sonra da o sure okunur. Namazın sonunda da sehiv secdeleri yapılır. Bu sırada işinde yapılan noksan rüku halinde bile hatırlansa, kıyama dönülerek iadcsi gerekir. Böyle bir yanılma çok olmaz. Onun için
bunun az mikdarı da bağışlanamaz. Fakat bir namazda okunan bir surenin altında bulunan sure okunmak istenirken üstündeki sure okunsa, bundan dolayı
sehiv secdeleri gerekmez.
Bir kimse namazda, Fatiha okuyup okumadığında şübhe etse, bakılır:
Eğer henüz başka sure okumamış ise, Fatiha'yı okur. Fakat başka sure okumuş
ise, artık Fatiha'yı okumaz. Çünkü surenin Fatiha'dan sonra okunması
meydandadır. Bununla beraber namaz kılanın bir görüşü varsa ona göre hareket eder.
Bir kimse, ilk rekatlerde birer sure okuyup da Fatiha'yı okumamış
bulunduğunu secdeye vardıktan sonra hatırlarsa, son rekatlerde Fatiha'yı iade
etmez. Çünkü son rekatlarda zaten Fatiha okunacaktır. Bir rekatte iki Fatiha
okunması ise meşru değildir. Yalnız Hasan İbni Zeyyad'a göre, son
rekatlarda Fatiha kaza edilir.
Dört veya üç rekatlı farz namazların ilk iki rekatinde Fatiha'dan sonra
birer sure veya bir mikdar ayet eklenmemiş olsa, bu surc veya ayetler üçüncü ve
dördüncü rekatlarda Fatiha'dan sonra ilave edilirse bu namaz cemaatle kılınan
bir akşam veya yatsı namazı ise,üçüncü ve dördüncü rekatlarda hem
Fatiha, hem de ilave edilecek sure aşikare olarak okunur. Çünkü bir kıyamda olan kıraat birdir; bunun bir kısmı gizli olarak, bir kısmı da aşikare olarak okunamaz.
Yalnız surenin aşikare okunacağını söyleyenler de vardır.
İmam Ebû Yusuf'a göre, ikisi de gizlice okunur. Çünkü son rekatlarda gizlice okumak sünnettir.
İmam Ebû Yusuf'dan diğer bir rivayete göre de, artık son rekatlarda bu süre okunmaz. Çünkü bunun yeri geçmiştir. Bununla beraber her halde de sehiv
secdeleri yapılır.
İmamın yanılması, kendi hakkında asaleten ve cemaat hakkında da uymuş olma bakımından sehiv
secdelerini gerektirir. Fakat imama uyan cemaatten birinin yanılması ile ne
kendisine ne de imama sehiv secdesi yapmak gerekmez.
Sehiv secdelerini yapmakta olan bir imama uymak sahihtir. Gerek
sehiv secdelerinin herhangi birinde ve gerek teşehhüdünde olsun eşittir. Sehiv secdelerinin
ikincisinde imama uyan kimseye birinci secdeyi ve teşehhüdünde uyana her iki secdeyi kaza etmek gerekmez.
Mesbuk, imamla beraber sehiv secdelerini yapar, imamın yanılması, mesbukun imama
uymasından önce de olsa hüküm aynıdır. Çünkü mesbuk imama bağlıdır.
İmam teşehhüdde iken daha selam vermeden önce mesbuk kalkarak kıraat veya rüküda bulunduktan sonra,
imam selam verip sehiv secdelerine varacak olsa, mesbuk da hemen bu secdelere uyar ve evvelce yaptığı kıraatla rüküu aradan
çıkar, bunları sonradan kalkıp tekrar yerine getirir. Bununla beraber mesbuk bu secdelerde imama uymasa namazı bozulmaz. Namazı bitirince bu sehiv
secdelerini kendi başına yapar.
Yine mesbuk secdeye vardıktan sonra, imam sehiv secdelerini yapacak
olsa, imamına uymaz, namazını bitirir ve sonra sehiv secdelerini yapar. Eğer bu durumda imama uyacak
olursa, namazı bozulur.
İmam selam verdikten sonra, noksan kalan rekatlarını tamamlamak için ayağa kalkan bir mesbuk, bu
rekatlarda yanılmış olursa, sehiv secdelerini yapması gerekir. Önceden imamla beraber sehiv secdeleri yapmış olsa bile bu hüküm değişmez. Çünkü mesbuk, noksan kalan
rekatları tamamlarken tek başına namaz kılan gibidir.
Mesbuk imamla beraber yanılarak selam verse ona sehiv secdeleri yapmak gerekmez. Fakat imamın selamından sonra
selam verecek olsa, sehiv secdesini gerektirir. Çünkü birinci halde henüz muktedi, ikinci halde ise, münferid (yalnız
başına namaz kılan) olmuştur. Muktediye, kendi yanılmasından dolayı sehiv secdesi
lazım gelmez.
Bir namazda yanılmaların birkaç tane olması ile sehiv secdelerinin o kadar yapılması gerekmez. Bir defa bunlar için sehiv
secdelerini yapmak yeterlidir. Onun için bir kimse, bir namaz içinde iki ve üç defa yanılsa, bunlar için namazın sonunda yalnız bir defa sehiv
secdelerini yapmak kafidir. Sehiv secdelerindeki bir yanılma da başka sehiv
secdelerini gerektirmez.
Sehiv secdeleri kasden veya yanılarak terk edilse, namaza aykırı bir hal olmadıkça, yine bunlar yapılır. Fakat teşehhüdden sonra gülmek, konuşmak gibi, namaza aykırı bir durum
meydana gelirse veya kerahet vakti girerse, sehiv secdeleri düşer. Sabah namazında selamın arkasından güneşin doğması veya ikindi namazında yine selamdan sonra güneşin (sarararak kamaştıncılığının)
değişmesi gibi...
Bir imam, sehiv secdesini terk edecek olsa, cemaat da terk eder.
Cuma ve bayram namazlarında da, fazla kalabalıktan dolayı bir karışıklığa meydan vermemek için bu sehiv secdeleri terk edilir.
Sehiv secdesindeki iki secde ile Tahiyyat ve selam vacibdir.
Tahiyyattan sonra Salavat ve dua okunması, bu secdelerdeki tekbirler, secde halindeki tesbihler ve iki secde arasındaki oturuş sünnettir.
Bir kimse, namazını tam olarak kıldığını kesinlikle bildiği halde, sözüne inanılır bir adam ona eksik kıldığını haber verse, bunun sözünü kabul
etmez. Fakat iki güvenilir adamın haber vermesine uyulur. Çünkü böyle bir haber, (iki kişinin şehadeti
ile doğruluğu gerçekleşen) bir haldir. Böyle bir haber çok yerlerde geçerli ve bağlayıcıdır, imam ve cemaat ihtilaf ettikleri takdirde,
imamın bilgisi varsa, cemaatın sözü ile hareket etmez, kesinliği yoksa cemaatın sözünü kabul eder.
İslami Okul Okulların En Önemlisi