Zekatın Farz Olmasının Şartları - Fıkıh - Ibadetlerrehberi - 238. Sayfa
Zekatın Farz Olmasının Şartları
Bir, kimseye zekatsın farz olması için onda şu şartların bulunması
gerekir:
1) Zekat verecek kimse, müslüman, hür, akla sahib ve buluğ çağına ermiş olmalıdır. Buna göre, müslüman olmayanlar, köle ve cariyeler, mecnunlar ve çocuklar zekat vermekle yükümlü değillerdir. Gayri müslimler zekat vermekle mükellef değillerdir. Öyle ki, (Allah korusun), bir müslüman bir müddet hak dinden çıkıp ondan sonra
tevbe ederek Allah'dan mağfiret dilese, dinden çıkış (irtidat) zamanında zekat vermek ona farz olmayacağı gibi,
irtidatınndan daha Önceki zamana ait zekat borçları da düşmüş olur. Çünkü zekatın farzıyetinde
İslam şart olduğu gibi, bekasında da şarttır.
Kölelerle cariyelere gelince, onlar aslen bir mala sahib olamayacakları için, zekat
vermeye ehil değillerdir. Kendilerine ticaret için izin verilse de, yine hüküm aynıdır.
Mecnunlara gelince, bunlarda iki durum düşünülebilir. Birincisi, doğuştan beri mecnun (deli) bulunmaktır. Bunların bu durumu devam ettikçe, onlar zekatla yükümlü olmazlar. Fakat bunlar buluğ çağına erdikten sonra iyileşip düzelseler, sağlığa kavuşmalarından itibaren zekat vermekle mükellef olurlar.
İkincisi, buluğa erdikten sonra bir müddet mecnun olmaktır. Bu durumda
bunların cinnetleri (delilikleri) bütün bir yıl devam ederse, bu yıl için zekat vermeleri onlara farz olmaz. Çünkü bu durumda onlardan yükümlülük düşmüş olur. Fakat bu yıl içinde bir iki gün gibi kısa bir zaman iyileşecek olsalar, zekat vermeleri onlara farz olur.
Bu mesele İmam Muhammed'e göredir, İmam Ebû Yusuf' a göre, yılın çoğunda sağlık üzere bulunmadıkça, o yılın zekatı gerekmez.
Baygınlık hali ise, zekat verme mükellefiyetine engel değildir.
Çocuklara gelince, bunlar akılları başlarında olarak buluğa ermedikçe, zekat vermekle yükümlü olmazlar. Onun için bunların mallarından velileri zekat
veremez. Bunların zekat vermeleri buluğ çağına ermekle başlar. Bir sene
sonunda yerine getirilmesi gerekir. (İmam Safiî'ye göre çocukların ve delilerin
mallarından zekat verilmesi gerekir. Bunu velileri mallarından öderler. Çünkü zekat mala gereken bir haktır. Küçüklük ve noksanlık bu hakkın varlığını gideremez. Öşürde de durum böyledir.)
Bize göre sekat malî bir ibadettir. Bunlar ise ibadetle mükellef değillerdir.
2)Zekat verecek kimse, temel ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisab
mikdarı veya daha fazla bir mala sahib bulunmalıdır. Bu miktar malı
bulunmayana zekat farz olmaz.
"Nisab", şeriatın bir şey için koymuş olduğu belli bir ölçü ve mikdar
demektir.
Şöyle ki: Zekat vermek için altının nisabı yirmi miskaldır. Gümüşün nisabı iki yüz dirhemdir. Koyun
ile keçinin nisabı kırk koyun veya keçidir. Sığır ile mandanın nisabı otuz ve
deveninki de otuz beşdir.
Temel ihtiyaçlar: Bundan maksad, oturacak ev ile eve gerekli olan eşya, kışlık ve yazlık elbise, gerekli silah ve aletler, kitablar, binek hayvanı, hizmetçi, köle veya cariye,
bir aylık -doğru kabul edilen başka bir görüşe göre, bir yıllık- nafaka demektir. Borç karşılığı olarak elde bulunan para da böyledir.
3) Zekatı verilmesi gereken mal, gerçekten veya hüküm bakımından artıcı bulunmalıdır. Böyle olmayan mallardan zekat gerekmez. Nisab
mikdarından fazla olması hükmü değiştirmez.
Gerçekten artıcılık, ticaret veya doğurma ve üreme yolu ile olur. Ticaret için kullanılan herhangi bir eşya ve hayvan zekata bağlı olduğu gibi, dölünü
veya sütünü almak için, yılın çoğunu kırlarda otlayarak idare eden ve "Saime" adını alan hayvanlar da
zekata bağlıdır, ileride anlatılacaktır.
Hüküm itibariyle artış da, çoğalmaya ve artmaya elverişli bulunan ve
sahibinin veya vekilinin elinde olan altın ve gümüşteki geçerliliktir. Altın ve gümüşün maddeleri ile ihtiyaçlar giderilemez. Bunlar ticarette kullanılmak ve
malların değiştirilmesinde vasıta olmak yolu ile ihtiyaçları karşılar. Bu yönü ile
bunlar, yaratılış bakımından artmaya ve ticarete mahsustur. Onun için elde bulunan altın ve gümüş paralar, külçeler ve süs eşyaları, kendileriyle ticarete niyet
edilmese veya bunlar nafakaya ve ev satın alınmasına harcanmak üzere saklansa
bile, nisab mikdarına ulaşınca zekata tabi olurlar.
4) Zekatın gereği için, tam bir mülkiyet bulunmalıdır. Bir malın mülkiyetiyle beraber onun elde de bulunması gerekir. Onun için bir kadın mehrini eline geçirmedikçe, onun
zekatı ile yükümlü olmaz. Çünkü o mehre (nikah bedeline) malik ise de, onu eline geçirmiş değildir.
Yine, elindc rehin mal bulunan bir kimseye, rehinden dolayı zekat
gerekmez. Çünkü rehin, bir borç karşılığıdır. Bunda mamikinin ele geçirip sahib olma hakkı yoktur.
Satın alınıp da henüz de geçirilmemiş bulunan bir mal, ele geçmiş hükmünde olarak
zekata bağlıdır. Bu nisaba girer, ondan zekat vermek gerekir.
Yolculuk halinde bulunan kimse de, malının zekatını vermekle yükümlüdür. Her ne kadar o, malını elinde bulundurmuyorsa da, vekili aracılığı ile onu kullanmaya gücü vardır.
5) Zekat gerekmesi için, bir mal üzerinden tam bir yıl geçmiş bulunmalıdır. Buna "Havl-i
havelân" denir. Çünkü bu zaman içinde artış ve çoğalma gerçekleşir, döllenme ve üreme olur. Mevsimlerin değişmesiyle ihtiyaçlar ve fiyatlar değişir.
Şöyle ki: En az nisab mikdarında olmak şartı ile artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kamerî yıl geçip son bulmadıkça ona zekat gerekmez. Nisab
mikdarı hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu mikdarın sene ortasında azalması, zekatın
verilmesine engel olmaz. Aksine olarak sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber
zekata tabi olur.
Örnek: Bir kimsenin (1364) senesi başında temel ihtiyaçlanndan fazla iki yüz dirhem gümüş
mikdarı artıcı bir malı olup mal, sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem
zekat vermek gerekir. Bu mal, sene ortasında yüz dirheme indiği halde, sene sonunda yine iki yüz dirhem
mikdarına çıkmış bulunsa, yine beş dirhem zekat gerekir.
Sene başında en az iki yüz dirhem mikdarı iken, sene içinde ticaret, bağış ve miras gibi
sebeblerle dört yüz dirhem mikdarına çıkıp sene sonuna kadar devam etse, on dirhem
mikdarı zekat gerekir. Fakat böyle bir mal, sene başında yüz doksan dirhem
mikdarı iken sene sonunda iki yüz veya üç yüz dirhem mikdarına çıkmış bulunsa yahut sene
başında iki-üç yüz dirhem mikdarı iken, sene sonunda yüz doksan dokuz dirhem
mikdarına düşse, zekat gerekmez. Ancak iki yüz dirhem olduğu günden itibaren devam edecek olan bir yıl sonunda yine aynı miktara veya daha fazlasına erişecek olursa zekat gerekir.
İmam Züfer'e göre, nisab miktarı, senenin başından sonuna kadar
bulunmalıdır.
(İmam Şafiî'ye göre, saime denilen hayvanlarda da hüküm böyledir. Fakat ticaret
mallarında nisabın yalnız ticaret mallarında sene sonunda tam bulunması lazımdır. Sene
başında ve ortasında nisabın noksan olması, zekatın verilmesine engel olmaz.)
Zekata bağlı bir mal üzerinden bir sene geçtikten sonra
artacak olsa bu artan kısmı, arttığı günden itibaren bir sene geçmedikçe
zekata tabi olmaz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi