Seferin Anlamı ve Müddeti - Fıkıh - Ibadetlerrehberi - 297. Sayfa
Seferin Anlamı ve Müddeti
Sefer ve Müsaferet, lügatta herhangi bir mesafeye gitmektir. Bunun karşıtı
"ikamet"dir. Din yönünden sefer, belli bir uzaklığa gitmektir. Bu
da orta bir yürüyüşle üç günlük (onsekiz saatlik) bir uzaklıktan ibarettir, Buna:
"Üç merhale" de denir. Orta yürüyüş, piyade yürüyüşüdür. Kafile halinde develerle olan yürüyüşlerde
ise orta yürüyüş, deve yürüyüşüdür.
Denizlerde de, yelken gemileri ile havanın mutedil olması esas alınır.
İşte karalarda böyle bir yürüyüşle, denizlerde de mutedil bir havada yelkenli bir
gemi ile onsekiz saat sürecek bir uzaklık "Sefer Müddeti" sayılır. Demek ki bu yolun yalnız gidilecek
mesafesi muteberdir. Yoksa gidip dönülmesine ait mesafesi muteber değildir.
Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan
kimseye "Mukîm" denir. Böyle bir yerden çıkıp en az onsekiz saatlik bir
mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde "Misafir=Yolcu" adı verilir.
Yolculuk hali, esasen zorluk ve sıkıntıdan boş kalmaz. Bunun için
dinimiz yolcular için bazı kolaylıklar göstermiştir. Yolculukda gece-gündüz
devamlı olarak yola devam edilemez. Dinlenmeye ihtiyaç görülür. Bunun için fıkıh kitablarında üç gün üç gece diye sefer müddetini göstermek buna aykırı
değildir. Bu bakımdan bir günlük normal yürüyüş, ortalama olarak altı saat kabul edilmiştir. Bazı yolculuklarda zahmet ve meşakkat olmasa da, hüküm şahsa
değil, cinse göre olacağından sefer hükmü bütün yolculuk hallerini kapsar.
Fıkıh alimlerinden bazılarına göre, sefer müddeti onsekiz fersahlık bir mesafeden ibarettir. Bir fersah, üç mil ve her
mil de 20 dakika sürecek olsa, onsekiz fersah "18" saat etmiş olur. Bir fersah, on iki bin adım, bir mil de dörtbin adım sayılmaktadır. Bununla beraber fersahlar düz yerler
ile dağlık yerlerde ve dereliklerde bulunan durumlara göre değişir. Düz bir arazide bir fersah mesafe bir saatte alınabileceği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe bir saatte alınamaz. Onun için bu konuda
fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Åu da var ki, fersah esas alındığı takdirde bir çok meseleler çözümlenmiÅŸ olur.
Örnek: Tren ve uçakla olan yolculuklarda, gidilecek yerin kaç fersah
olduğu göz önüne alınır. En az onsekiz fersahlık bir mesafeye gidilecek olursa, sefer müddeti gerçekleşmiş olur. Sefer hükmü
uygulanmaya başlar. Böylece taşıtların yürüyüş halini göz önünde bulundurmaya gerek kalmaz.
(Doğrusu üç İmam da bu fersah şeklini kabul etmişlerdir. İmam Malik ile
İmam Ahmed'e göre, sefer müddeti "16" fersahdır. On altı fersah da 48 mildir. Bir mil ise altı bin
el arşınıdır. Buna göre sefer müddeti, seksen kilometre ile altıyüz kırk
metreye ulaÅŸmış olur. İmam Åafiî'nin ilk görüşüne göre bir gün bir gecedir. Son görüşüne göre
ise, "48" mildir.)
Gidilecek bir yerin hem karadan, hem de denizden yolu bulunsa,
yolcunun gideceği yol esas alınır. Bir beldeye deniz yolu ile on iki saatte ve kara yolu
ile onsekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler misafir sayılır, denizden gidenler sayılmaz. O yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde
de hüküm böyledir. Sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler ancak misafir
sayılır.
Yolculuk hükmünün uygulanması, oturulan yerin yola çıkıldığı yöndeki
evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir vere gidilmesine niyet
edildikten sonra başlar. Onun için bu evler tamamen geçilmedikçe ve sefere niyet edilmedikçe, sefer
hali başlamış olamaz.
Bir beldenin kenarlarında olup "Fina-i Mısır" denilen yerler de o
beldeden sayılır. Bunlar çoğunlukla bir ok atımından (dört yüz adımdan) az bir
mesafe teşkil ederler. Belde ile bunlar arasında tarlalar ve bostanlar bulunmadıkça beldenin ekleri ve tamamlayıcıları sayılırlar. Onun için bunları da geçmek
gerekir ki, yolculuk hükmü başlamış olsun.
Åehrin dışındaki baÄŸlar ve bostanlar, bekçilere ve
bostancılara ait ev ve kulübeler şehirden sayılmaz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi