Seferin Hükümleri - Fıkıh - Ibadetlerrehberi - 298. Sayfa
Seferin Hükümleri
Yolcular hakkında bir takım kolaylıklar ve ruhsatlar gösterilmiÅŸtir. Åu uygulamalar bu kolaylıklardandır: Ramazan ayında yolculuk halinde bulunan kimse için, orucu sonraya bırakmak mubahtır. Misafirler (yolcular) için mestler üzerine mesih üç gün üç gecedir. Misafir dört
rekat farz namazlarını iki rekat olarak kılar. Buna: "Kasr-ı Salat" denir. Biz
Hanefilerce, misafirin böyle namazını kısaltması gerekir. Buna aykırı olarak bu farzların
dört rekat olarak kılınması mekruhtur. Bununla beraber iki rekat kılıp da
teşehhüdde bulunduktan sonra iki rekat daha kılacak olsa, farzı yerine getirmiş olur. Bu son iki rekat
nafile sayılır. Ancak selamı geciktirmiş olmasından dolayı hata işlemiş olur. Fakat birinci teşehhüdü terk etse veya önceki iki
rekatta kıraatta bulunmamış olsa, farzı yerine getirmiş olmaz. Sabah ve cuma
namazlarında da hüküm böyledir.
"Kasr-ı Salat=Namazı kısaltmak", Peygamber
Efendimizin hicretlerinin dördüncü yılında meşru kılınmıştır. Meşru oluşu, kitab, sünnet ve ümmetin
icmai ile sabittir. (İmam Åafiî'ye göre misafir (yolcu) olan kimse serbesttir. Dilerse dört
rekatlı farzları dört rekat olarak kılar)
Misafir kimse, vatanına dönünce yolculuk hükmünden çıkar. Vatanında beklemeyi niyet etmesi şart değildir. Fakat kendi asıl vatanından başka bir yere gidip orada niyetsiz olarak beklemekle misafir olmaktan çıkmaz. Ancak en az onbeş gün bu beldede oturmaya niyet
ederse, o zaman sefer hükmünden çıkar. Onbeş günden az ikamete (oturmaya) niyet etse veya
ayrı ayrı iki beldede onbeş gün ikamete niyet edip bunlardan yalnız birinde onbeş gün durmasa,
misafirlik hükmü son bulmaz.
Bir misafir, bulunduğu yerde onbeş gün durmayı niyet etmeyip
bugün, yarın çıkacağım diye uzun zaman orada kalacak olsa, yine misafirlik hükmünden çıkmaz. Öyle ki, bir
beldeye gidip belli bir işini gördükten sonra dönmek kararında olan bir kimse, o işin onbeş günden az bir zamanda yapılamayacağını bilmedikçe yine sefer hükmünden çıkmaz, mukim sayılmaz. Eğer onbeş günden önce bitmeyeceğini biliyorsa, niyet etmese bile mukim sayılır.
Sahrada ikamete niyet sahih değildir. Ancak göçebe halinde olup çadırlarda oturanlar,
kendilerine ve hayvanlarına onbeş gün yetecek yiyecek ve
içecekleri bulunduğu takdirde, sahralarda onbeş gün oturmaya niyet
ederlerse, mukim sayılırlar. Bu durumda onlar, bu yerden kalkıp onsekiz saatlik bir yere gitmeyi niyet etmedikçe, mukim olmaktan çıkmazlar.
Sefer ve ikamet hallerinde, kendisine uyulan kimsenin niyeti geçerlidir. Ona uyanın
niyetine itibar yoktur. Onun için asker, kumandanının, köle efendisinin, işçi iş verenin, öğrenci hocasının, peşin olan nikah bedelini almış bulunan kadın, kocasının
niyetine göre mukim veya misafir olur.
Sefer hususunda henüz buluğ çağına ermemiş çocuğun niyeti geçerli değildir. Bunun için böyle bir çocuk hakkında sefer hükümleri uygulanmaz. Çünkü sefer hususunda, sefer müddeti olan bir
mesafeye gitmeyi niyet etmek şart olduğu gibi, fikrinde özgür olmak ve buluğ çağına da ermiş bulunmak şarttır.
(Åafiî'lere göre, mümeyyiz olan (kâr ve zararını seçen) çocuÄŸun sefere
niyeti geçerlidir, namazını kısaltabilir.)
Sefer halinde bulunan bir kimse, tabi bulunduğu şahsın niyetini,
nereye kadar gideceğini bilmediği ve sorusuna da cevab alamadığı takdirde, üç günlük
mesafeye gidinceye kadar namazlarını tam kılar; ondan sonra kısaltmaya (kasra) başlar. Düşman eline esir düşen bir müslüman hakkında da hüküm böyledir. Herhangi bir
sebebden dolayı soru sorulamaması da soruya cevab alınamaması gibidir.
Dar-ı harbde (düşman yurdu içinde) askerin ikamete niyeti sahih
değildir. Fakat güvenlik teminatı ile böyle bir bölgede bulunan müslümanların orada ikamete (onbeş günden fazla durmaya) niyet etmeleri sahihdir.
En büyük idareci de, sefer konusunda diğer insanlar gibidir. Buna göre bir idareci, sefer müddeti olan bir yolculuğa niyet etmeksizin memleketi
dahilinde dolaşıp dursa, namazlarını tam kılar. Fakat sefer müddeti olan bir yere gitmeyi niyet edip dolaşırsa, namazlarını kısaltır. Sahih olan budur. Peygamber
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun dört halifesi, Medine'den
Mekke'ye gidince dört rekatlı farz namazları ikişer rekat olarak kılarlardı.
Namaz vakti devam ettikçe, misafirlik ve ikamet bakımından,
namazın vasfı değişebilir; vakit çıkınca da, vasıf kararlaşmış olur. Bunlarda vaktin sonu, yani "Allahü Ekber" diyebilecek bir zamanın kalmamış olması
muteberdir. Buna göre bir misafirin namazı, vakit henüz tamamen çıkmadan
vatanına dönmesi ile veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet etmesi ile namazı iki
rekattan dört rekata döner. Fakat namazını henüz kılmadan vakit çıkıp
da, ondan sonra vatanına dönse veya bir yerde onbeş gün ikamete niyet edecek olsa, artık bu namazı iki
rekat olarak kaza eder, dört rekat olarak kaza etmez. Çünkü vaktin çıkması ile, namazın vasfı
(misafir namazı olması) kararlaşmış olur.
Yolculuk halinde bulunan bir kadın haiz iken, gideceği yere üç günden az bir mesafe kaldığı esnada temizlenecek olursa, namazlarını tam olarak kılar.
Mukimin kazaya kalan namazları sefere çıkması ile, misafirin de
kazaya kalan namazları ikamete niyet etmesi ile değişmez. Onun için ikamet
halinde olan bir kimse, sefer halinde kazaya kalmış olan namazlarını ikişer
rekat kılacağı gibi, sefer halinde bulunan kimse de, ikamet zamanında kazaya kalmış namazlarını dörder
rekat olarak kılar.
Mukim misafire, misafir de vakit içinde mukime uyabilir. Åöyle ki:
Bir mukimin vakit içinde olsun olmasın, misafire uyması sahihdir. Misafir iki
rekati kıldıktan sonra selam verince, mukim kalkar ve kıraat yapmaksızın
namazını tamamlar. Yanılsa da, bundan dolayı sehiv secdesi yapmaz. Çünkü bu
mukim bir lahık demektir.
İmam olan misafirin, namazdan önce veya namazdan sonra cemaata dönerek: "siz namazınızı tamamlayın, ben misafirim,"
demesi müstahabdır:
Misafire gelince: Bu da ancak vakit içinde mukime uyabilir. Bu halde dört
rekatlı bir farz namazını mukim gibi tam olarak kılar, İmama vakit içinde
uymakla farz namazı iki rekattan dört rekata dönmüş olur. Fakat vaktin dışında, yani kendisi misafir iken kazaya kalmış dört
rekatlı bir namazında mukime uyması sahih olmaz. Çünkü böyle kazaya kalmış namazı, evvelki iki
rekat olarak kararlaşmıştır.
Misafir ile mukim, dört rekatlı bir namazı kazaya bırakmış olsalar, bu namazda misafir mukime uyamaz. Çünkü bu namaz, misafir için iki
rekat olarak kararlaşmıştır. Onun için birinci oturuş misafir için farz olduğu halde,
mukim için farz değildir, vacibdir. O halde farz namaz kılan, nafile namaz kılana uymuş olur
ki, bu caiz deÄŸildir.
Misafir vakit içinde mukime uymuş iken namazı bozulsa bunu yine iki
rekat olarak kılar. Çünkü onun imama uyması bozulmuştur.
Yolculuk veya yağmur sebebi ile iki vakit namazı bir vakitte kılmak caiz değildir. Yalnız hac mevsiminde
Arafat'da öğle ile ikindi namazlarını öğle vaktinde ve akşam ile yatsı namazlarını Müzdelife'de yatsı vaktinde bir arada cemaatla kılmak caizdir.
(Üç imama göre, bir özür sebebi ile, öğle ile ikindi veya akşam ile yatsı
namazlarını öne almak veya geciktirmek suretiyle bir vakitte toplamak caizdir.
Öğle namazı ile ikindi namazı öğle vaktinde kılınabileceği gibi, ikindi vaktinde de kılınabilir.)
Sefer hükümlerinin uygulanması hususunda, yolculuğun meşru olup olmaması arasında fark yoktur. Bunun için
efendisinden kaçmış bir köle veya haksız yere kocasından kaçmış bir kadın sefer müddeti yola çıkınca namazını iki
rekat kılar ve isterse orucunu da sonraya bırakabilir.
(Üç İmama göre, böyle yolcular, misafirler hakkındaki kolaylıklardan
yararlanamazlar. Onlar bu ihsana ehil deÄŸillerdir.)
İslami Okul Okulların En Önemlisi