Kurban Bayramı Öncesi İslam Dünyası - Fıkıh - Kurbanbayrami - 1. Sayfa
Kurban Bayramı Öncesi İslam Dünyası
Mart 2001
Bayramlar ümmet bilincinin ve iman kardeşliğinin en mükemmel şekilde kendini gösterdiği günlerdir. Bu açıdan bayramların çok özel anlamları vardır. İçinde bulunduğumuz ayın başlarında mübarek Kurban bayramını idrak edeceğiz. Biz de Yüce Allah'tan bu mübarek bayramın tüm İslam alemine hayır ve huzur getirmesi dileğiyle, İslam aleminin bazı hareketli bölgelerinin bayram öncesindeki durumunun genel bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.
Ne yazık ki İslam aleminin kanayan yaraları bu bayram günlerinde de kanamaya devam etmektedir. Bu yüzden İslam alemindeki durumun genel değerlendirmesini yaparken hep bu kanayan yaralara temas etme, onlara dikkat çekme ihtiyacı duymaktayız. Fakat biz Ribat'ın Ocak 2001 sayısında yayınlanan yazımızda "geleceğe umutla bakma"nın önemine vurgu yapmış ve umutların köreltilmesinin bir tür psikolojik savaş olduğuna dikkat çekmiştik. Bu yüzden kanayan yaralar gelecekle ilgili umutlarımızı söndürmemeli. Bilakis bu yaraların artık geçmiştekinden daha çok gündemimizi oluşturması ve bu yaraların sarılması konusunda İslami bilincin geçmiştekinden daha etkin bir şekilde rol oynaması bize umut vermeli. Bu hususa bir kez daha vurgu yaptıktan sonra İslam aleminin bazı hareketli bölgelerinin son durumu hakkında özet bilgiler verelim:
· ABD'nin Kurban bayramından iki hafta önce Irak'a yönelik bir saldırı gerçekleştirmesi bölgede hareketlenmeye sebep oldu. ABD saldırısı konusunda muhtelif yorumlar yapıldı. Bazılarına göre bu saldırının amacı, İsrail işgal devletinde başbakanlığı kazanan Ariel Şaron'un Filistinlilere yönelik saldırılarının önünü açmaktı. Irak'a yönelik saldırının hemen ardından İsrail işgal devletinin hem Gazze'de, hem de Batı Yaka'da Filistinlilere yönelik saldırılar gerçekleştirerek yüzden fazla insanın yaralanmasına sebep olması bu yorumu haklı çıkaran bir gelişme oldu.
ABD'nin bütün saldırılarında olduğu gibi son saldırısında da kılıf olarak Saddam kullanıldı. Oysa hedef Irak halkıydı. Saddam'ın ise bu saldırılara gerekçe olarak kullanılmak üzere orada tutulduğunu artık hepimiz tahmin edebiliyoruz.
· Kurban bayramı öncesinde önemli hareketliliğin yaşandığı bir İslam beldesi de Filistin'di. Gerçi Filistin her zaman hareketliliğin yaşandığı bir İslam beldesi olmaya devam ediyor. Ancak, Barak'ın istifasından sonra "Beyrut kasabı" olarak tanınan Ariel Şaron'un başbakanlığa seçilmesi yeni bir hareketliliğe sebep oldu. Bu olay her şeyden önce "İsrail toplumu" olarak dünya kamuoyuna lanse edilen yapay toplumda hala saldırgan tutumun prim yaptığını bir kez daha ortaya koydu. İşin gerçeğinde saldırganlıkta Barak diğerlerinden pek geri kalıyor değildi. Ama siyonist kitlesel taban Barak'ın saldırganlığını yeterli bulmadı ve birçok katliamın sorumlusu olan, bu yüzden de kasap unvanı taşıyan Şaron'u iş başına getirmeyi tercih etti.
Şaron'un iş başına gelmesinden sonra "Ortadoğu'da barış" meselesi etrafında muhtelif yorumlar yapılır oldu. İşin gerçeğinde "barış" diye yutturulan da İsrail'in savaş yoluyla gasp ettiklerine meşruiyet kazandırma çabasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla "Ortadoğu'da barış" şemsiyesi altında yapılanlar da bir göz boyamanın, yanıltmanın ötesine geçmemektedir. Bu açıdan bakılırsa Şaron'un iş başına gelmesiyle Filistin halkı açısından değişen pek bir şey olmamıştır.
İşaretler Aksa İntifadası'nın Şaron döneminde de devam edeceğini gösteriyor. Ayrıca birçoklarının ortak tahminlerine göre Şaron dönemi çok fazla sürmeyecektir. Çünkü onun dönemi İsrail işgal devletinin uluslararası siyasette ve ekonomide açılım politikasının rafa kaldırıldığı bir dönem olacaktır. Bu dönemin uzun sürmesi ise İsrail işgal devletini sıkıntıya sokacaktır. İsrail işgal devleti "Beyrut kasabı"nı şimdilik Aksa İntifadası'nı sürdürmekte kararlı davranan Filistin halkına karşı bir demir sopa olarak kullanmak istiyor. Ama ne olursa olsun işgal devleti artık kan kaybetmektedir ve Güney Lübnan'da yenilgi bayrağını çektiği gibi Filistin topraklarında da çekmek zorunda kalacaktır.
· İslam aleminin kanayan yaralarından biri de hepimizin bildiği gibi Çeçenistan'dır. Çeçenistan'daki Rus işgal güçleri Çeçen mücahitler karşısında sürekli kayıp vermektedirler. Ancak bu kayıplarının acısını savunmasız sivil insanlardan çıkarmaya çalışıyorlar. Bu yüzden kış döneminde mülteci kamplarına toplanmış olan veya kendi bölgelerinde hayatlarını sürdürmeye çalışan sivil insanlara yönelik saldırılarını artırdılar. Bazı bölgelerde sivillere çok şiddetli bir şekilde işkence ettikleri, vahşi muamelelerde bulundukları değişik yollardan dünya kamuoyuna duyuruldu. Ancak ne yazık ki, burada da olaylar biraz rutin hale geldiğinden genel olarak dünya kamuoyunu bırakın, İslam coğrafyasındaki kamuoyunun bile bu gelişmelere karşı duyarlılığının biraz zayıfladığını hissediyoruz.
Daha önce de çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz üzere Çeçenistan artık Rusya için bir bataklık haline gelmiştir. Bu bataklıkta kaldığı sürece daha çok çamura gömülecek, daha çok zarar edecektir. Şimdilik orada kalmakta ısrar etmesi uzun süre dayanabileceğini veya orayı yeniden tümüyle Rusya'nın hakimiyetine geçirebileceğini göstermez. İsrail işgal devletinin Güney Lübnan'da yaptığı gibi Rusya da Çeçenistan'da yenilgi bayrağını çekmek zorunda kalacaktır. Kış mevsimi Rusya'da biraz soğuk geçtiğinden insanların duyarlılıkları da biraz donuk hale geliyor. Ama havaların ısınmasıyla birlikte kış uykusu da yavaş yavaş sona erecek ve insanlar çocuklarının, Putin'in inatçı tutumu yüzünden Çeçenistan'da boş bir amaç için öldürüldüklerinin farkına varacaklar ve geçmişte yaptıkları gibi yeniden seslerini yükseltmeye başlayacaklar. Putin, Çeçenistan'daki kan kaybının kendisine neye mal olduğunu asıl o zaman fark etmeye başlayacak.
· Üzerinde durmak istediğimiz bir konu da Suriye'deki gelişmelerdir. Suriye'de diktatör Hafız Esed'in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Beşşar Esed'le birlikte birtakım değişmeler de hissedilmeye başlandı. Örneğin eğitim kurumlarındaki başörtüsü yasağı kaldırıldı ve tüm okullarda kız öğrencilerin derslere başörtülü olarak girebilecekleri açıklandı. Bunun yanı sıra eski siyasi yasakların da yavaş yavaş gevşetildiği görülüyor. Gerçi bu gelişmeleri çok köklü bir değişimin habercisi olarak algılamamak gerekir. Yeni cumhurbaşkanı Beşşar Esed babasının yolundan tümüyle ayrılacak ve kendi koltuğunu sallaması muhtemel siyasi yapılanmanın önünü açacak değildir. Ancak baskıların kısmen de olsa kaldırılması olumlu bir gelişmedir. Bunun birinci sebebi bizim gördüğümüz kadarıyla Beşşar Esed'in halkın desteğine olan ihtiyacıdır. Beşşar Esed mevcut şartlarda oldukça zor bir dönemeçte bulunuyor. İsrail işgal devletiyle masaya oturup bir anlaşma imzalaması için kendisine baskı yapılıyor. Ancak İsrail karşısında büyük tavizler vererek anlaşma imzalamasının kendisine ulusal platformda prestij kaybettireceğini, kitlesel destek edinme yolundaki çabalarının önüne set çekeceğini biliyor. Öte yandan İsrail'le İsrail işgal devletinin istediği tarzda bir anlaşma imzalaması onun ABD yörüngesine iyice oturmasına sebep olacaktır. Bu yüzden Beşşar Esed'in içeride halk desteğine büyük ihtiyacı var. İşte bu desteği elde edebilmesi için babasının politikasını kısmen terk etmesi, babasının halkın üzerinde kurmuş olduğu baskı uygulamalarını kaldırması gerekmektedir. Beşşar Esed'in tutumu Filistin'deki işgale karşı mücadele eden özerk yönetim dışı grupların ve Lübnan'daki direnişin de işlerini biraz kolaylaştırmaktadır. Eğer Suriye, İsrail işgal devletiyle herhangi bir anlaşma imzalarsa bu gruplar lojistik faaliyet konusunda zorluk çekebilirler. Çünkü işgal altında tutulan topraklara komşu olan Ürdün ve Mısır'ın İsrail işgal devletiyle anlaşmaları olduğundan söz konusu gruplar işgale karşı lojistik faaliyetlerini Suriye ve Lübnan üzerinden yürütüyorlar. Suriye'nin imzalayacağı anlaşma ise Lübnan için de bağlayıcı olacaktır. ABD ve İsrail'in Suriye'yle masaya oturmaya, onu bir anlaşmaya imza atmaya zorlamak için onca çaba sarf etmelerinin en önemli sebebi de işte budur.
Kurban bayramı öncesi İslam aleminin durumunu değerlendirirken, tüm İslam coğrafyasındaki durum hakkında bilgi verme imkanımız olmadığından bazı hareketli bölgeler hakkında bilgi vermeyi tercih ettik. Yazımızın sonunda tüm okuyucularımızın ve bütün İslam aleminin bayramlarını en içten dileklerimizle tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan diliyoruz.
İslami Okul Okulların En Önemlisi