Fikih - Hac2 - Fıkıh - Soruvecevap
HAC DÖNÜÅÜ
(Bu yazı aylık Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.)
|
Kur’an’da
dokuz yerde geçen Hac kelimesi, ziyaret anlamındadır. Bir yönde Dünyanın
dört bir yanında yaşayan İslam Dini fertlerinin lisan olarak anlaşamasalar
bile, işaretlerle birbirlerini tanıyıp, kucaklayıp bir araya gelmesine
sebep teÅŸkil etmektedir.
Evrende büyüklüğü bir “nokta kadar” olan dünyamızdan,
sınırsızlığa ve sonsuzluğa açılabilecek kapılardan biri; hiç şüphesiz,
insanı teslimiyete davet eden, dolayısıyla huzura, saadete erdiren İslamın
beÅŸ ÅŸartından biri olan Hac’dır.
GeçtiÄŸimiz aylardaki yazılarda, özellikle Hacc’ın bilinmeyen
yönlerini anlatmaya çalışmış, teknik yönlerini ise usta kalemlerin eserlerinden
yansıtmıştık gücümüz yettiğince...
Åöyle bir hatırlayalım;
Hacc’ın maddi olanı, zahire dönük, yani kiÅŸinin ruhuna hitap eden yönü, günahlardan arınma operasyonuydu. Aslında, İslamın ÅŸartlarından birini yerine getirmek, günahlardan arınmak amacına matuftur. Resulullah Efendimiz; “Arafat’tan dönüp de, acaba benim günahlarım af oldu mu diyen kiÅŸi en büyük günahkardır.” sözleriyle çok açık bir ÅŸekilde konuyu netleÅŸtirmiÅŸtir. Halk arasında yanlış bir algılama mevcuttur “üzerinde kul hakkı bulunan kimsenin günahları af olmaz” diye.. Åayet bir kimse, üzerinde kul hakkı olup da Hacc’a gitmiÅŸ ve Arafat’ta vakfe anında bulunmuÅŸ ise, günahları affolur, kesinlikle bu ayrıntıyı kabul etmemiz gerekiyor. Aksi düşünce, ruh bedenimizi serapa negatifle doldurmaya yeter de artar bile... Bir baÅŸka yön ise, bilemediÄŸimiz, beÅŸ duyu ile algılayamadığımız bir ÅŸekilde, Kabe’de insanın düşüncelerinden dahi mesul olması idi. Bu olaÄŸanüstü olgu, Hacc’ın çok enteresan ÅŸartlarından biridir. Tahakkuk, İnsanın kuvvede mevcut olan özellikleri, bir manada düşünceleridir. Tasarruf ise, olgunun kuvveden fiile çıkma halidir. Ve İslam, insanı, düşüncelerden mesul tutmaz. Ancak Tahakkukun ve Tasarrufun aynı anda devreye girdiÄŸi bir mekan Kabe.. Allah’ın Resulü, “Kabe’de düşüncelerinizden bile mesulsünüz” diyerek farklı bir noktaya temas etmekte... İster menfi, ister müsbet olsun düşüncelerimizden dahi mesul olunan, hem de artış katsayısı yüz bin olan bir yer. Arafat’ın arınma merkezi olduÄŸunu ve “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” (nefsini bilen Rabbini bilir) sırrına iÅŸaret ettiÄŸini vurguladıktan sonra, ÅŸeytan taÅŸlama eylemiyle, öz benlik davranışları ile alakalı olmayan huy, karakter, alışkanlıklar ve duyguların karışımı bir benliÄŸin, yani izafi bir benliÄŸin, “gerçek manada insan” kavramında yerinin olmadığı hissetmiÅŸ, en azından bilmiÅŸtik. Peygamberimizin ÅŸefaatine nail olabilme ÅŸartının Medine’de, Mescid-i Nebevi’de hiçbir vakti kaçırılmadan kılınabilecek kırk vakit namazın, sekiz gün süresince eda edilebilmekle mümkün olduÄŸunu idrak etmiÅŸtik. Ve artık misyon olarak kabul edemeyeceÄŸimiz bir ÅŸekilde Hacı olduk. Umulur ki, Haccımız Allah katında “Haccı Mebrur” niteliÄŸinde olsun. Zira, Haccı Mebrur’un iÅŸareti, Hac dönüşü yaÅŸam yönünün ölüm ötesi deÄŸerler ve gerçekler istikametindedir. Çünki, ebediyyen Cehennemde kalanlardan olabilmemiz “Hacc’a gitmemize” raÄŸmen mümkün...Nasıl mı?.. Türkiye genelinde yayımlanan Nokta dergisinin 24-30 Kasım 1996 tarihli sayısında, ilginç bir haber gözüme iliÅŸti. Dergiye kapak konusu olan ve Nedret Ersanel-Gül DemirbaÅŸ imzalı yazıda özetle şöyle deniyordu: “Hac, İslamın beÅŸ ÅŸartından biri, Zilhicce ayının dokuzuncu gününün öğle vaktinden, onuncu günü tan yerinin aÄŸarmasından biraz öncesine kadar Mekke kentinin Arafat adlı yerinde bulunmak ve oradan dönerken Kabe’nin çevresini yedi kez dolanmak yoluyla yerine getirilen ibadettir.” Rüstem AÅŸkın, Hasan Herken, Sıtkı Kırca ve Metin Turan’dan oluÅŸan bir grup bilim adamı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin Eylül ayında düzenlediÄŸi 32.Psikiyatri Kongresine sunmak üzere ilginç bir tebliÄŸ hazırladılar. Bu ciddi çalışmanın adı “Türk Hacılarında Rastlanılan Ruhsal Sorunlar” dı. Hedefi dinsel amaçlı ve geçici bir göç olan Hac eyleminde, Türk Hacılarının ruhsal sorunlarının yaygınlığını ölçmek için yapılan çalışmaların sonuç vermesiydi. Ancak sonuçlar olumsuzdu. Hacılar üzerinde psikiyatrik bulguları araÅŸtırmak ise, kimsenin aklına gelmemiÅŸti. AraÅŸtırma, 1996 Hac mevsiminde Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı Mekke Hastanesine Ruhsal sorunlar ile baÅŸvuran 103 hasta üzerinde yapılmış, tanı konulan hasta sayısı yine aynı rakamı bulmuÅŸtu. Hastaneye baÅŸvurmamış, çeÅŸitli saÄŸlık ocaklarında tanı konulan hasta sayısı ise 553’tür. Tanılar hastalarla bizzat yüz yüze psikiyatrik görüşmeler sonucu konmuÅŸtur. AraÅŸtırma bulgularına göre, resmi tanı konulan 103 hastanın 51’i erkek, 52’si kadın, hastaların %98’i ilk, %5’i iki veya daha fazla gitmiÅŸ olanlardan… Kutsal Mekke topraklarına, huzura kavuÅŸmak üzere ilk kez giden hacılarımıza, psikiyatride Anksiyete bozukluÄŸu adı verilen etkileri yapıyormuÅŸ. Bilinen tanımlamayla deprasyon, taÅŸkınlık ve aşırı heyecan emareleri ile bilinen bu tanılar hastaların %75’ini oluÅŸturuyor denilmektedir. Ve psikiyatrik yardım için baÅŸvuran hastaların %25’inin yatırılarak tedavi görmelerini gerektirecek kadar ağır durumda olmaları araÅŸtırmaların, doktorların izlenimini doÄŸruladığını göstermektedir. Müsbet ilmin istatiksel tespitleri ile yoÄŸunlaÅŸtırdığı neticeyi “Hikmet Müminin yitiÄŸidir, onu nerede olursa bulur” hadisiyle deÄŸerlendirelim. Bir önceki yazıda Mekke ÅŸehrinin çok Celal’li, yüksek frekansta bir enerjiye sahip olduÄŸunu belirtmiÅŸtik. Normal düzeydeki bir beyni allak bullak edebilecek bu enerji, doÄŸuÅŸtan yüksek yönlü açılımlarla programlanmış bir beynin pozitiviyetini artırdığı gibi, menfi açılımlara sahip bir yapıyı da maalesef menfi doÄŸrultuda etkileyecektir. Aslında, normal konuma sahip her beyin, sözkonusu yüksek enerji nedeniyle allak bullak olmaktadır. Bu olay, teknik bir misalle, Jüpiter’in fotoÄŸraflarını çekmek için yaklaÅŸan bir uydu aracının, oradaki yüksek enerji potansiyeli ile cihazlarının arızalanması ve bu yüzden yeterli bilgi ve dökümanları elde edemeden gezegenin manyetik alanından ayrılışı gibidir. Resulullah Efendimiz, bakın bir baÅŸka hadisinde ne diyor; “Mekke, kalma ve oturma yeri deÄŸildir. Hac ibadetini yerine getirdikten sonra Mekke’de kalma süresi üç gecedir.” İslam tarihini tetkik edenler, Hazreti Muhammed’in NebiliÄŸinden önce, bu kentteki yaÅŸam biçimini çok iyi hatırlar. Efendimizin doÄŸumundan elli gün önce meydana gelen “Fil hadisesi” nden tutun, Kabe’nin kabileler tarafından paylaşılamaması, İslam’da farz kılınan tesettür emrini oluÅŸturan cinsel tacizlerin, hayvansal davranışların, kadını bir eÅŸya gibi kabul eden, kız çocuklarının varlığını, ÅŸeref, haysiyet ve onur kırıcı bir hal olarak gören toplumun davranış biçimleri, maalesef programlarındaki menfi konumun yanı sıra, volümlerin bu yönde artmasına sebep olan Mekke ÅŸehrinin, ısrarla üzerinde durduÄŸumuz yüksek enerji potansiyeli ile alakalıdır. Üstün, tartışmasız yönleri ile konuya vakıf olan Resulullah Efendimizin kendisi ile baÄŸlantısı olmadığı halde, ümmetini Medine’ye hicrete sevk eden sebeplerden birisiydi anlatılanlar... Akla şöyle bir soru geliyor.. Mademki böyle bir sorun var, insanın yapısında algılayamadığımız bir ÅŸekilde, tahribat meydana geliyor. Åu halde Hacc’a gitmenin faydası nedir? Cevabını ÅŸu ÅŸekilde verebiliriz; Bütün bunlara raÄŸmen ölümötesi yaÅŸama sıfır günahla gidebilme ÅŸansının yakalanması.. ÖrneÄŸin Hacı olarak kutsal topraklarda öldünüz, sıfır günahla ölümötesi yaÅŸama devam edersiniz, veya kırk yaşında Hacc’a gittiniz, imanınız vesilesiyle sıfır günaha ulaÅŸtınız. Cenabı Hak, size altmış yıllık bir ömür biçmiÅŸse yirmi yıllık bir günah ile baÅŸ baÅŸa kalırsınız.. Önemli olan, mevcut oluÅŸlar nedeniyle Hacc dönüşü İslami ÅŸuurla, mantık ölçülerinde ifrata kaçmayan yaÅŸam ÅŸeklini ilke edinmektir. Dengesiz hareketlerde ise, nereye varabileceÄŸimizi yukarıda açıkça belirttik. |
İslami Okul Okulların En Önemlisi