Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bey' (Alış-Veriş - 033Alisveris - 9. Sayfa

BEY'   (ALIŞ-VERİŞ) 2

Bey'in   Tarifi 2

Bey'in   Meşruiyeti 2

Bey'in   Meşruiyetinin   Hikmeti 2

Bey'   Akdinin   Rükûnları 3

Siganın Sarih ve  Kinayî Şekilleri 4

Bey-i   Muatad. 4

Akid   Sigasında   Bulunması   Gereken   Şartlar 4


BEY'   (ALIŞ-VERİŞ)

 

Bey'in   Tarifi

 

Bey' lugatta birşeyin başka birşeyle değiştirilmesi, karşılaştırılması anlamına gelir.

Doğrusu Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılı­ğında satın almıştır. Öyleyse O'nunla yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. (Tevbe/111)

Şirâ' kelimesi de bey' kelimesinin anlamdaşıdır; yani biri diğerinin yerine kullanılır.

Onu çok düşük bir fiyata, birkaç paraya şirâ ettiler (sattılar).

(Yusuf/20)

Ayette geçen şerav kelimesi, bey' anlamında kullanılmıştır.

Hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Kişi kardeşinin bey'i (satışı) üzerine bey' yapmasın!

Burada ise bey' kelimesi şirâ. mânâsında kullanılmıştır, Muhtar'us-Sıhah müellifi 'Hadîsteki nehy, satana değil, alanadır' demiştir.

Satan ile alan için enbeyyian kelimesi kullanılır. Nitekim bu, hadîste kullanılmıştır. Eğer Allah izin verirse hıyar'uî-meclis' tek i pişmanlıktan bahsederken de gelecektir.

Fakihlerin ıstılahında bey' bir akiddir; bir malı bir mal karşılığında başkasına ebedi olmak üzere mülketmiştir; yani temellük (mülk edinme) niyetiyle akid yapılıp malların değiştirilmesidir. Buna göre şeriat örfünde bey' ve şirâ, mal kabul edilen şeylerde olur. Ayrıca bey'de temellük (mülk edinme) ve temlik'in (mülk olarak vermenin) de bulunması gerekir. Temellük ve temlik, vakitle sınırlandırılmamalıdır. Meselâ akid yapılırken 'Üç aya kadar senin malın benim, benim malım da senin olsun' şeklinde olmamalıdır. Bunların tümü gelecek bahislerde ayrıntılı bir şekilde izah edilecektir.

 

Bey'in   Meşruiyeti

 

Kur'an, Sünnet ve İcma bey'in meşru olduğna delâlet eder. Kur'an-ı Kerim, riba'yı alışverişe benzeterek faizli muamelelerini meşru göstermek çabasında olanları reddederek şöyle buyurmuştur:

Allah alım-satımı helâl, faizi (ribayı) haram kılmıştır. (Bakara/275)

Allah Teâlâ, mallan birbiriyle değiş-tokuş etmek hususunda da şöyle buyurmuştur. Mallarınızı aranızda bâtıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. (Nisa/29)

Ayette geçen yemek tabirinden maksat, satın almaktır. Almak yerine yemek tabiri kullanılmıştır, çünkü almak (mülk edinmek) genellikle ye­mek için olur. Ayette geçen bâtıPdan maksat,  haksız yere   almaktır. Ticaretten maksat ise bey've sırattır (alışveriştir). Bu konuda başka ayet­ler de vardır, ileride bu konular incelenirken delil olarak zikredilecektir.

Bey'in meşruiyetine dair Sünnet'ten olan delillere gelince, bu hu-susLa Hz. Peygamber'den fiilî, kavlî ve takrirî olmak üzere birçok hadîs ri­vayet edilmiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sizden birinizin ipini alıp dağa çıkarak bir demet odun yüklenip onu satması, kendisi için verecek yahut vermeyecek olan bir kimseye gi­dip istemesinden elbette daha hayırlıdır.[1]

Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: 'Hz. Peygamber bir yahudiden veresiye bir yiyecek satın aldı da, satın aldığı bu yiyeceğe mukabil demir­den bir zırhı ona rehin olarak bıraktı'.[2]

Hz. Peygamber'in ashabı, onun yanında alışveriş yapıyorlardı. Hz. Peygamber ise onların alışverişlerinin meşru olmadığını söylemiyordu. Bu husustaki misaller sayılamayacak kadar çoktur. [3] Bunların bir kısmı araştırmamız esnasında zikredilecektir. Bunların tümü alışverişin meşru­iyetine delâlet eder. Bu, Kur'an ve Sünnet'le sabit olduğu gibi, ümmet de bu hususta icma etmiştir.

 

Bey'in   Meşruiyetinin   Hikmeti

 

İnsanların birçok şeye ihtiyacı vardır ve bir insan muhtaç olduğu herşeyi tek başına yapamaz. Meselâ insan tek başına hem kumaş, hem ekmek, hem ayakkabı, hem çorap yapamaz. Bu nedenle de insanlar elle­rinde bulunan mal veya mallarla ihtiyaç duydukları malları değiştirmek durumunda kalırlar. İşte rıza ile yapılan bu değiş-tokuşa bey' akdi denir. Bazen de insanın parası olur, ihtiyaç duyduğu eşyası olmaz; birinin eş­yaya ihtiyacı olurken diğerinin paraya ihtiyacı olur. Bu nedenle de ticaret yapılır. Ayrıca insan kazanmak ister, en iyi kazanç da ticaretle olur. Allah hakikati daha iyi bilir.

 

Bey'   Akdinin   Rükûnları

 

, Bey'in bir akid olduğunu belirtmiştik. Her akdin de kendisiyle oluş­tuğu rükûnları vardır; temel olmazsa duvar örülemez. Akdin sahih ve bağlayıcı olması için de bu rükûnların birtakım şartlarının olması gerekir. Bağlayıcı olmasından maksat, şeriatın akid için takrir ve tesbit ettiği hü­kümlerdir. Allah'ın izniyle bu hükümleri teker teker beyan edeceğiz. Şimdi bey' akdinin rükünlarına gelelim. Bey' akdinin rükûnları üçtür:

1. Akdin iki kişi tarafından yapılması

Bu iki kişiden maksat, satan ile alan kişidir. Akid, bu iki kişinin irade­leriyle gerçekleşir. Bunlarda da birtakım şartların bulunması gerekir:

a. Akid yapan kişilerin âkil-bâliğ olmaları ve mallarında güzel tasar­rufta bulunabilecek durumda olmaları gerekir. Bu bakımdan çocuğun ve delinin satması da alması da sahih olmaz. Sefihliğinden ötürü hacr altına alman kişinin durumu da böyledir. Bunun delili şu ayettir:

Yetimleri evlenme çağına gelinceye kadar deneyin! Eğer onlarda ol­gunluk görürseniz, mallarını kendilerine verin!

(Nisa/6)

Görüldüğü gibi Allah Teâlâ yetimlerin âkil-bâliğ oldukjannda denen­melerini, onlarda mallarında güzel tasarrufta bulunacak olgunluk görü­lürse mallarının kendilerine teslim edilmesini emrediyor. Bu ayet, reşidli-ğin malın teslim edilmesinin şartı olduğuna delâlet etmektedir. Ayrıca re-şidlik, kişinin malında tasarruf etmesinin sahih olmasının da şartıdır. Alışveriş de malda tasarruf etmektir. Öyleyse reşidlik bey1 akdinde de şarttır. Deli ve çocuk tasarruf ehli değildir, çünkü mükellef değildirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Akilİanıncaya kadar deliden, uyanın-caya kadar uyuyandan, buluğ çağına erişinceye kadar çocuktan.[4]

b. Akid yapan kişiler bunu istek ve iradeleriyle yapmalıdır.

Yani satan da alan da, bu tasarrufu istek ve iradeleriyle gerçekleştir­melidir. Bunun delili de şu ayettir:

Mallarınızı aranızda bâtıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır.

(Nisa/29)

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:                    ;

Alışveriş ancak rıza ile olur.[5]

Yani alışveriş akdi, ancak kişilerin rızası olduğunda sahih olur. Bu nedenle zorlanan bir kimsenin -rızası olmadığı İçin- akdi (alışverişi) sahih olmaz. Kişinin rızası gizli birşeydir. Kişinin rızası olduğuna -zorlama sözkonusu olmazsa- ancak fiilî veya kalbî tasarruf delâlet eder. Fakat tehdit ve zorlama sözkonusu olduğunda fiili tasarruf, rızanın varlığına delil olamaz. Böyle bir akid şüpheli veya bâtıl kabul edilir ve bu durumda söz yeterli olmaz.

Şaka ile aldım veya sattım diyen kişinin sözü, zorlanan kimsenin sözü gibidir. Çünkü ikisinde de satan veya alanın rızası yoktur. Ancak zorlanan kişinin alışverişi bir durumda bundan  istisna edilir:  Meselâ borçlu   olan   kişi,   borcunu   ödeyebilecek   mala   sahip  olduğu halde borcunu ödemezse, kadı onu mallarını satıp borcunu ödemeye zorlar ve bu satış -zorlama olmasına rağmen-  sahih olur. Çünkü şâri'nin rızası, akid yapanın da rızası sayılır; yani kadı'nın rızası, maİ sahibinin rızası gibidir ve onun yerine kaim olur.  -

c. Akid iki taraflı olmalıdır.

Yani hem satıcının, hem de alıcının bulunması gerekir; bir kişi hem satıcı, hem de alıcı olmamalıdır. Çünkü alıcının ve satıcının maslahatları birbirinin zıddıdır; satan pahalı satmak, alan da ucuz almak ister. Ayrıca alışverişin birtakım hükümleri vardır ki bunlar satın alınan malın teslim edilmesine bağlıdır, bazı hükümleri de alınan malın bedelinin ödenme­sine bağlıdır. Bu hükümlerin herbirinin üzerine bazı mesuliyetler terettüb eder. Bütün bunların bir kişiyle olması mümkün değildir. Buna binaen kişi bir başkasını bazı malları teslim almak üzere vekil tayin ederse, vekil o mallan kendi için alamaz. Kişi bir başkasını mal almak hususunda vekil tayin ederse, vekilde de o mallar varsa, vekil kendi mallarını müvekkili için satın alamaz. Bir kişi, iki şahsın da vekili olursa, birinin malını diğeri için alamaz ve birinin malını diğerine satamaz. Bunun nedeni yukarıda geçen şartlardır. Dolayısıyla kişi, aynı anda hem davacı, hem de davalı olamaz. Bu kaideden şu durum istisna edilir: Hem baba hem velî olan kişi, kendini idare edemeyen oğlunun malını kendi kendinden satın alabilir, çünkü baba oğluna zarar vermekle itham edilemez, zira oğluna karşı şefkati çok fazladır. Ayrıca kadı da özürlü ve hacr altında bulunan kişilerin mallarını onlar adına satabilir. Çünkü kadı'nın velayeti umumidir. Bazen kadı bu şekilde hareket etmek zorunda kalabilir.

d. Bey' akdi yapanların kör olmaması gerekir.

Kör olan kişinin birşey alması ve satması sahih olmaz, çünkü ne sat­tığının kusurunu, ne de aldığının kusurunu görebilir. Bu bakımdan kör olan kişi, kendisi için alışveriş yapacak bir vekil tayin-etmelidir.

2. Siga

Siga, alan ve satan kişinin akde razı olduklarını belirten sözdür. Rızanın, akdin sahih olmasının şartı olduğunu söylemiştik. Siga, alıcı ve satıcının akde razı olduklarını ifade eder ve gizli olan rıza yerine geçer. Meselâ satıcının 'Şu elbiseyi sana 100 liraya sattım1 demesi, alıcının da 'Kabul ettim' veya 'Satın aldım' demesi sigadır.

 

Siganın Sarih ve  Kinayî Şekilleri

 

Almaya ve satmaya açıkça delâlet eden her siga sarihtir. Meselâ satıcının 'Şu malı sana sattım' veya 'Şu malı sana mülk ettim' demesi, alıcının da 'Satın aldım' veya 'Mülk edindim' demesi, sarih lafızlardandır.

Alışveriş mânâsına delâlet ettiği gibi, başka mânâlara da delâlet eden lafızlara kinayî lafızlar denir. Meselâ satıcının 'Şu malı şu kadar para ile sana kıldım' veya 'Şu mah şu kadarla al' veya 'Şu malı şu kadarla teslim al' demesi, alıcının da 'Onu aldım' veya 'Onu teslim aldım' demesi, kinayî lafızlardandır.

Şartlar mevcut ise sarih siga ile alışveriş akdi -niyet olsun, olmasın-gerçekleşir. Kinayî lafızlar da ise niyete veya karinelerin niyetin varlığına delâlet etmeleri şarttır.

 

Bey-i   Muatad

 

Bey-i Muatad, alıcı veya satıcıdan birinin veya her ikisinin, konuş-maksızın (sigasız olarak) alışveriş yapmalarıdır. Şafii mezhebinin meşhur olan görüşüne göre bey-i muatad sahih olmaz; satıcının da alıcının da siga kullanması şarttır. Diğer mezheblerin fakihlerinin bazıları, bir batman gibi kıymetsiz şeylerde, sigasız olarak alışverişi caiz görmüşler, fakat kıymetli şeylerde caiz görmemişlerdir.

Müteahhir Şafii âlimleri, kıymetli kıymetsiz her malın sigasız olarak alınıp satılabileceğini, zira bunun halk için daha kolay olduğunu, hele bugünkü gibi alışveriş yapıldığı bir zamanda bunun daha uygun oldu ğunu söylemişlerdir. Dilsizin işareti de siga (lafız) yerine geçer, tıpkı lafı-zin kalpteki gizli rıza yerine geçtiği gibi. Ayrıca dilsizin yazısı da lafız ye­dine geçer, hatta yazı, rızasını, ve maksadını daha iyi anlatır.

 

Akid   Sigasında   Bulunması   Gereken   Şartlar

 

Akid sigasında bulunması gereken şartlar şunlardır:

a.   İcab  ile   kabul arasında örfen vazgeçtikleri anlamına gelecek kadar bir fasıla olmamalıdır.

Bu duruma, akid birliği denir. Meselâ satıcı 'Bu malı sana sattım' de­dikten sonra alışverişte normal olmayan bir zaman geçer de alıcı 'Ben de aldım' derse, akid sahih olmaz. Fakat satıcı 'Ben bu malı sana sattım' de­dikten sonra alışverişle ilgili olarak araya giren konuşmalar olur da alıcı ondan sonra 'Ben de aldım' derse, icab ve kabul (sattım, aldım) arasına her ne kadar fasıla girmişse de akid sahih olur.

b.  Kabul, her yönüyle icaba muvafık ve mutabık olmalıdır.

Meselâ satıcı 'Ben bu malı 100 liraya sattım' dese, alıcı da '50 liraya aldım' dese veya satıcı 'Ben şu evi 1000 liraya sattım' dese, alıcı da 'Ben yarısını 500 liraya aldım' dese veya satıcı 'Ben şu malı peşin olarak 1000 liraya sattım' dese, alıcı da 'Ben sonra ödemek üzere 1000 liraya aldım' dese, alışveriş akdi sahih olmaz, çünkü kabul, icaba muvafık değildir. Fakat satıcı, alıcının kabul ettiği fiyatı kabul ederse, birinci icabının anlamı  kalmaz;  birinci  kabul  ona  icab olur,  ikinci  kabul   ise  icaba muvafık olan kabuldür.

c.   Alışveriş akdi herhangibir şarta bağlanmamalı veya bir vakitle sınırlandırılmamahdır.

Yani siga alışverişin hemen ve ebedi olduğuna delâlet etmelidir. Meselâ satıcı 'Ben şu evi, falan kişi gelince sattım' veya 'Falan bay gelin­ce sattım' dese, alıcı da 'Kabul eltim' dese, akid şarta bağlandığından sa­hih olmaz. Oysa akidde şart olmaması gerekir; şart, kesinlik olmadığına delâlet eder, kesinlik olmayınca da istek ve irade yok demektir. Yukarıda alışverişte rızanın şart olduğunu söylemiştik. Satıcı 'Ben şu arabayı bir seneye.kadar sattım' dese, alıcı da 'Ben de kabul ettim' dese, yine akid sahih olmaz, çünkü akid bir vakitle sınırlandırılmıştır. Bu tür akdin sahih olmamasının nedeni, malların mülkiyetinin vakitle sınırlandırmayı kabul etmemesidir; yani bir malı mülk'edinmek isteyen kişinin 'Bu malı bir se­neye kadar, bir aya kadar mülk edindim' demesi veya 'Bir seneye kadar sattım' demesi, akdin bozuk olduğuna delâlet eder. Fakat para ile işlem yapılırsa, meselâ mah alan kişi, parasını falan ayda veya iki ayda öde -yeceğini söyler, satıcı da kabul ederse, akid sahih olur, çünkü bu du­rumda malın parası alıcının üzerinde sabit bir borçtur. Borç ise sınırlan­dırmayı kabul eder. Fakat mallar böyle değildir. Alışveriş bir eşyayı, başka bir eşya ile değiştirmek şeklinde olursa, meselâ bir araba başka bir

araba ile değiştirilirse veya bir ev başka bir ev ile değiştirilirse, bu işlem vakitle sınırlandırmayı kabul etmez.

3. Üzerinde akid yapılan malın bulunması.

Buna âkdin yeri denir. Alışveriş akdinde satılan mal ile karşılığında verilen para akdin yeridir. Satılan malda ve karşılığında şu şartların bu­lunması gerekir:

a. Satılan mal, akid yapıldığı anda mevcut olmalıdır.

Henüz ortada olmayan bîrşeyi satmak caiz değildir. Meselâ kişinin ağaçlarında ileride yetişecek olan meyveleri satması, koyunlarının doğu­racağı   kuzuları   satması,   hayvanın  memesindeki  sütü   satması   caiz değildir. Bunun delili, Hz. Peygamber'in hazır olmayan birşeyin satılma­sını yasaklanış olmasıdır.

Hakîm b. Hizam'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana bir müşteri gelir, benden dükkanımda olmayan bir malı ister. Ben o kimseye o malı çarşıdan alıversem almaz mı?' diye sor­muş. Hz. Peygamber ise 'Hayır, sende bulunmayan malı satma' buyur­muştur.[6]

Bey'e dahil olan aldatma da bu nevidendir. Çünkü bu şey, bir var-hk-yokluk tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve bir de burada cehalet sözkonu-sudur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) bey'ul-garar denilen bu tür bir alış­verişi yasaklamıştır.[7]

b. Malın, şer'an kıymetli bir mal olması gerekir.

Değİş-tokuş yapılan her iki malın da kıymetli olması gerekir. Bu şarta binan necis ve haram olan mallar bu hükümden istisna edilmiştir. Bu ba­kımdan İçki, murdar hayvan, kan, tezek, köpek ve benzerlerinin satılması veya mal karşılığında verilmesi haramdır. Bunun delili Cabir b. Abdul­lah'ın rivayet ettiği şu hadîstir: Rasûlullah fetih yılı Mekke'de iken 'Allah ve Allah'ın Rasûlü şarabın, meytenin, domuzun, putların alınmasını ve satılmasını haram kıldı' buyuruyordu. Kendisine 'Ey Allah'ın Rasûlüî Öl­müş murdar hayvanın iç yağı hakkında ne buyurursunuz? Ölü hayvanla­rın iç yağları ile gemiler cilalanır, deriler yağlanır, insanlar da (kandillerde yakar, mum yapar) ışıklanırlar' denildiğinde, Rasûlullah 'Hayır, murdar yağı alıp satmayın, bu alışveriş haramdır' buyurdu. Sonra Rasûluliah bunun ardından 'Allah yahudileri kahretsin. Çünkü aziz ve celil olan

Allah, ölmüş hayvanın yağlarını onlara haram kıldığında, bu yağları eritip satarak parasını yediler' buyurdu.[8]

Hadîste sözü geçen hayvanların yağından maksat, sığır ve koyun­ların yağıdır. Nitekim bu, En'am/146 ayetinde zikredilmiştir.

Ebu Mes'ud el-Ensarî Rasûlullah'ın, köpek pahasından, zina kazan­cından, kahinlik ücretinden nehyettiğini rivayet etmiştir.[9]

İçine necis bîr madde düştüğünde temizlenmesi mümkün olmayan sirke, süt, sıvı yağlar ve benzeri maddeler de alınıp satılmaz. Ancak içine necis bir madde düştüğünde temizlenmesi mümkün olan maddeleri alıp satmak caizdir. Çünkü bunlar temiz mal hükmündedir.

c.  Satılan (değiş-tokuş) yapılan malın karşılığı, kendisinden şer'an ve örfen yararlanılan birşey olmalıdır.

Yani bu malın şer'an mubah olması, örfen de yararlı bulunması gerekir. Bu bakımdan haşeratı veya eziyet verici ve kendilerinden yararlanılmayan hayvanları satmak caiz değildir. Kendilerinden şer'an yararlanılması caiz olmayan lehv (oyun) aletlerinin satılması da yasaktır. Çünkü mal veya para vererek yararı olmayan birşeyi almak, malı zayi etmek anlamına gelir. Hz. Peygamber, malı zayi etmekten nehyetmiştir.[10]

Avlanmak için kaplanın, savaş için filin, bekçilik yapması için may­munun, bal için batanlarının ve benzerlerinin alınıp satılması caizdir. Çünkü bunlarda örfün kabul ettiği bir yarar olduğu gibi, bunları alıp sat­mak şer'an da caizdir; bunların hiçbiri hakkında -köpek hakkında olduğu gibi- özel bir hüküm varid olmamıştır.

Satılan mal veya satılan malın bedeli oiân para akid esnasında işe yaramaz da ileride işe yarayacaksa alınıp satılabilir. Meselâ akid esnasın­da işe yaramayan, fakat ileride işe yarayacak olan at yavrusunu alıp sat­mak ve mal karşılığında vermek caizdir.

d.   Satılan malın ve karşılığının teslim edilmesi kudret dahilinde olmalıdır.

Satılan malın veya karşılığının teslim edilmesi kudret dahilinde ol­mazsa, akid sahih olmaz-: Buna binaen kaybolan bir otomobili, havadaki bir kuşu, sudaki balığı ve bu tür şeyleri satmak caiz değildir. Çünkü bunlan teslim etmek satıcının kudreti dahilinde değildir. Gasbedilen bir malı satmak da caiz değildir, fakat malı gasbeden kişi bizzat müşteri ise veya müşteri gasbedilen malı gasbeden kişiden alabilecek güçteyse, gasbe­dilen malı satmak caiz olur. Ancak bu mal, taksimi kabul etmeyen cins­ten olmalıdır; yani taksim edildiği takdirde kıymeti düşecekse veya yarar­lanılmayacak hale gelecekse -meselâ bir kitap, bir piliç, küçük bir ev gibi-o malı satmak ve almak caiz olmaz, çünkü bu alıcı açısından malı zayi etmek olur ki bu da yasaklanmıştır. Ancak malın muayyen olmayan bir parçasını  satmak  caizdir.   Çünkü  bu  durumda  alıcının,  malı  taksim etmeye hakkı yoktur; sahipleri o maldan sıra ile yararlanırlar.

e. Akid yapan kişi satüğı malın sahibi veya sahibinin velîsi olmalıdır.

Mal sahibinin, malını satma veya malıyla birşey satın alma yetkisine sahip olması nedeniyle alışverişi sahihtir. Çünkü şeriat onun, malı üzerin­deki tasarrufunu geçerli kabul etmiştir. Velî veya vâsi de velayeti altında bulunan kişilerin mallarım satabilir veya o mallarla birşey satın alabilir. Çünkü hem mal sahibi, hem de vekil mal Üzerinde hâkimdir. Mal sahip­leri, bizzat malları üzerine vekil tayin edebilirken, velîleleri, vâsileri ise şe­riat mal üzerine Hâkim kılmıştır. Bu bakımdan kişinin malda -satmak veya almak gibi- hâkimiyeti yoksa -buna fakihlerin örfünde fuzuli denir-onun tasarrufu geçerli olmaz. Çünkü Hz. Peygamber, alışverişin ancak mülkünde olan bir mal. ile olabileceğini söylemiştir.[11] Bu hükümden şu durum istisna edilmiştir: Kişi, mirasçısı olduğu kimsenin -yaşadığı zannıyla- malını satsa ve fakat akid sırasında o kişinin ölü olduğu ortaya çıksa satış tashih edilir ve gerekli hususiyetler o kimsenin üzerine terettüb eder. Çünkü zannınin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Oysa o tasarruf ettiği malın gerçekte mâlikidir ve mal fuzuli değildir. Alışverişte durumun hakikatine İtibar edilir, zannî oluşuna değil.

f. Satılan mal, hem satan hem de alan tarafından bilinmelidir.

Bu bakımdan satılacak birşey veya satın alınan mala karşılık verilecek şey, satıcı ve alıcı tarafından veya onlardan biri tarafından bilinmiyorsa, bu da insanları genellikle hataya sürüklüyorsa bey'ul-garar olur. Bey'ul-garar'in yasak olduğunu belirtmiştik. Öyleyse akid yapan kişilerden biri veya ikisi tarafından bilinmeyen bir malın satın alınması veya satılması caiz değildir. Sözgelimi birşeyi '1000'e karşılık satıyorum' demek sahih değildir; zira '1000' ile neyin miktarının kastedildiği belirtilmemiştir. Ancak örfte bu ifade geçerli ise (yani '1000'e karşılık' dendiğinde, [meselâ 'bir binliğe...' vb.] muayyen bir miktar anlaşıhyorsa)

lafız o örfle tayin olunur. Ancak kişi herhangibir eşyayı veya evi 'Falan adam eşyasını veya evini kaça sattıysa, ben-de o fiyata sattım' dese, satıcı ve alıcı da o evin veya eşyanın kaç liraya satıldığım   bilse, yine de akidîeri sahih olmaz.

Şu aşağıdaki meseleler doğrultusunda bir bilgi edinmek mümkündür.

ı. Satılacak mal hazırda olup görünüyorsa, sıfatları veya miktarı belir­tilmeden o malın satılması caizdir. Meselâ hazırda olup görünen bir oto­mobili işaret edip fiyatını soran bir kişiye, modelini, meziyet veya zaafla­rını belirtmeden belli bir fiyatla satmak caizdir. Yine hazırda olup görünen bir malı, 'şu fiyata satıyorum' diyen kişinin satışı sahih olur. Çünkü müşahade, ilim yerine geçer.

ıı. Alıcı ile satıcı akîdden önce malı veya malın karşılığı olan şeyi görseler ve aradan bir müddet zaman geçse, malın veya malın karşılığı olan şeyin vasıflarını da hatırlasalar mal veya malın karşılığı olan şey zamanın geçmesiyle bozulmayacak -meselâ elbise ve ev gibi- mallardan ise, akidden önceki görmek yeterli; alışveriş ise sahih olur. Ancak akidden önce görülen mal veya malın karşılığı olan şey, o geçen zaman içerisinde bozulacak mallardan ise akidden önceki görmek yeterli olmaz.

ııı. Malın bir kısmını görmek, tamamını görmeye gerek bırakmıyorsa, o malın satılması caizdir. Meselâ kişi alacağı kumaşın bir parçasını gö­rürse, kumaş sahibinin o kumaşın tümünü satması caizdir. Alacağı eşyaların.numunesini görmek de bunun gibidir.

iv. Kavun, nar, yumurta gibi yiyeceklerin koruyucu dış kabuğunu görmek yeterlidir.

Olgunlaştığı takdirde cevizin, bademin kabuğunu görmek de yeterli olur. Çünkü bu kabukların onların üzerinde kalması maslahat gereğidir. Dış kabuğu ile yenilen yiyeceklerin kabuğunun görülmesi yeterlidir ve onu o şekilde satmak da caizdir.

Satılan malın ve bedelinin bilinmesine bağlı olan şartlardan biri de -eğer borca verilmişse- borcun ne zaman ödeneceğinin bilinmesidir. Meselâ bir malı hasad zamanı ödenmek üzere veya falan adam seferden döndüğünde ödenmek üzere satmak sahih olmaz. Rehin ve kefil gibi tevsikin vesilelerini bilmek de böyledir. Meselâ rehin veya kefil belirlenmeden 'Şu malı rehin veya kefil tayin etmek şartıyla sana satıyo­rum' denirse, satış akdi sahih olmaz, çünkü rehin veya kefil belli değildir. Bu durumda 'Falan adamı bana kefil olarak getirmek veya falan malı bana rehin vermek şartıyla sana şu malı satıyorum' demek gerekir.

Satılan  Malı  ve Tazminatını  Kabul  Etmek

Rükün ve şartlar tahakkuk eder de satış akdi tamam olursa, satılan mal da hâlâ satanın elinde ise, tazminat ona aittir; yani o mal telef olursa veya satan kişi onu telef ederse, alışveriş feshedilir; alıcının herhangi bir-şey ödemesi gerekmez, eğer malın parasını ödemişse geri alır. Alıcı, malı aldıktan sonra o mal telef olursa, zarar alıcıya aittir.

Alıcının malı aldığı, malın durumuna göre belirlenir. Alınan mal el­bise, kitap v.s. gibi menkul mallardan ise alıcının eline almasıyla, otomo­bil, binek hayvanı gibi mallardan ise nakledilmek suretiyle, ev, arazi gibi gayr-i menkul mallardan ise tahliyesiyle, yani mal sahibinin müşteri ile .mal arasından çekilmesiyle alışveriş akdi gerçekleşmiş, aiıcı malını almış olur. Kısacası alıcının malı teslim almasına ve tasarruf etmesine mani olan engellerin ortadan kalkmasıyla, müşteri malı almış sayılır; bundan sonra mala gelen bir zarar alıcıya aittir. Satılan ev ise, anahtarını vermek suretiyle teslim edilir. Bir malın kabzedilmesi satanın iznine bağlıdır, çünkü asıl olan o malın onun mülkü olmasıdır.

 

ÂLIŞVERİŞ'TEN   CAYMA.. 2

1.  Hıyar'ul-Meclis  (Mecliste  Cayma) 2

2.  Hıyar'uş-Şart (Akid'den Dörfme Şartı) 2

Yabancı  Bir Kişinin  Alışverişten  Cayma  Şartı Koşması 3

Hıyar'uş-Şart'ın  Ortadan Kalkması 3

Satılan  Malın  Hıyar'uş-Şart Müddeti  İçindeki  Hükmü. 3

Satılan   Mahn   Alışverişten   Dönme   Müddeti   İçerisinde Helak  Olması 3

3.   Hıyar'ul-Ayb  (Malın   Ayıbından  Dolayı  Cayma) 3

Hıyar'ul-Ayb'in    Sabit    Olması    İçin    Bulunması    Gereken Şartlar 4

Hıyar'ul-Ayb   Nedeniyle   Malın  Verilme   Zamanı 4

Satılan  Ayıplı  (Kusurlu)  Maldaki  Artış. 4

Alınan    Maldaki    Eski    Ayıbın    Üzerine   Yeni    Bir   Ayıbın Eklenmesi 5

Ayıptan Beri Olma Şartı 5


ÂLIŞVERİŞ'TEN   CAYMA

 

Rükûnlar ve şartlar tahakkuk ettiğinde alışveriş derhal gerçekleşir; yani satılan malın mülkiyeti müşteriye, paranın mülkiyeti de satıcıya ge­çer. Bundan sonra ne satıcı, ne de alıcı alışverişten dönemez. Ancak sâri mükelleflerin maslahatını gözeterek alışverişten sonra, alışverişi kesinleş­tirmek veya feshetmek hakkı tanımıştır. Bu da insanlara merhamet ve akid hususundaki rızanın tamamlanması içindir. Sâri, şu üç durumda alışverişi feshetme hakkı tanımıştır.

 

1.  Hıyar'ul-Meclis  (Mecliste  Cayma)

 

Hıyar'ul-Mecl tâ den maksat, rükün ve şartları tahakkuk eden alışve­rişten, alıcı veya satıcının aynı mecliste oturdukça, dönme haklarının bu­lunmasıdır. Meclisten ayrıldıklarında akid kesinleşir ve pişmanlık fayda vermez. Meclisten ayrılmak, örfen ayrılmak denecek kadar olmalıdır. Meselâ alıcı ve satıcı büyük bir evde iseler, biri odadan salona veya sa­londan odaya giderse meclisten ayrılmış sayılır. Alıcı ve satıcı küçük bir evde iseler, birinin evden çıkması meclisten ayrılmaktır; bu durumda akid kesinleşir pişmanlık fayda vermez.

Alıcı ve satıcı çarşıda, sahrada veya bir sofra başında iseler, birinin diğerine sırtını çevirip birkaç adım yürümesi, meclisten ayrılma anlamına gelir. Ancak ikisi beraber çıkar, beraber yürürlerse, beraber oldukları müddetçe mecliste sayılırlar. Onlardan biri veya her ikisi akdin kesinleş­mesine karar verirlerse, hıyar'ul-meclis şartı ortadan kalkar. Alıcı ve satıcı 'Biz bu akdi geçerli saydık' veya 'Bu akdin lüzumlu olduğuna karar verdik' derlerse, hıyar'ul-meclis şartı düşer. Alıcı veya satıcıdan birinin di­ğerine 'Akdi kesini eştirelim' demesi, onun hıyar'ul-meclis şartından vaz­geçtiğine delâlet eder. Diğeri de onun bu isteğini kabul ederse hıyar'ul-meclis şartı ortadan kalkar. Çünkü ikisi de şâri'nin kendilerine verdiği hakkı düşürmüş olurlar. Alıcı veya satıcıdan biri hıyar'ul-meclis şartından vazgeçer, diğeri geçmezse, vazgeçen kişinin hakkı ortadan kalkar, diğeri­nin hakkı devam eder. Bu meselelerde asıl, şu hadîstir:

Satıcı ile alıcı birbirinden ayrılmadıkça muhayyerlik hakkına sahiptir­ler. Ayrıldıkları anda alışveriş kesinleşir.[1]

Bu hadîs, satıcı ile alıcının birbirinden ayrılmasından maksadın, be­denlerinin ayrılması olduğuna delâlet eder. Nitekim bunu daha önce be­lirtmiştik.

Rivayet edildiğine göre İbn Ömer, satın aldığı mal hoşuna gittiğinde hemen satıcıdan ayrılıyordu.[2]

İbn Ömer şöyle rivayet ediyor: "Ben Emir'ul-mü'minîn Osman b. Affan ile onun Hayber'de olan bir malına (arazisine) karşılık, vadideki arazimi vererek akid yaptım. Alışveriş tamamlandıktan sonra dönüp Osman b. Affan'm evinden çıktım. Zira onun 'alışverişi feshedelim' de­mesinden korktum. Alışveriş yapan kişilerin, muhayyerlik şartı koşarlarsa birbirlerinden ayrılmaları sünnettir".[3]

2.  Hıyar'uş-Şart (Akid'den Dörfme Şartı)

 

Hıyar'uş-şart'tan maksat, akid yapanlardan birinin veya her ikisinin meclisten ayrılmadan önce akidden dönme şartı koşmasıdır. Meselâ kişi­nin 'İki veya üç gün içinde akidden cayma şartıyla' alışveriş yapmasıdır. Ancak hıyar'uş-şart'ın sahih olması için şu şartların bulunması olmalıdır.

a.  Akidden dönme, belli bir müddet içinde olmalıdır.

Akidden dönmek üzere mutlak şart koşmak veya zamanın meçhul olması sahih olmaz. Meselâ 'belirsiz bir güne kadar veya falan adamın gelişine kadar' gibi şartlar sahih olmaz.

b.  Hıyar-uş-şart'ın müddeti, üç günden fazla olmamalıdır.

Ancak satın alınan mal üç gün içinde bozulmayacak mallardan olmalıdır. Çünkü düşünmek için üç günden fazla müddete gerek yoktur. Eğer alıcı üç günden fazla müddet isterse -bu müddet bir an bile olsa-ahşveriş bâtıl olur. Satılan mal üç gün içinde bozulacak mallardan ise, alışverişten iki veya üç gün içinde dönme şartı koşmak sahih olmaz.

c.  Alışverişten dönmek için koşulan üç günlük şart, akde bitişik ol­malıdır.

Yani akidden itibaren peşpeşe üç gün olmalıdır. Eğer hıyaruş-şart meclisten ayrıldıktan veya peşpeşe gelmeyen muayyen günlerden olmak üzere olursa, alışveriş sahih olmaz. Çünkü şeriatta böyle şartlar varid ol­mamıştır.

Hibban b. Munkiz, Hz. Peygamber'e alışverişte sürekli aldatıldığını söyleyince, Hz. Peygamber ona "Alışveriş yaptığın zaman 'aldatma yok' de" demiştir.[4]

Âlimler, 'Bu hadîs Hibban için hıyar'uş-şart1 in bulunduğu hususunda açıktır. Fakat bunun sadece Hibban'a mahsus olduğuna dair bir delil yoktur, hadîsin hükmü geneldir' demişlerdir.

Nass'ın hususi olması, hükmün umumi olmasına mani değildir. Bu nedenle hadîs umumidir; her alışverişi kapsar. Ancak hıyar'uş-şart'in sahih olmadığı hususunda delil bulunan selem akdi, ribalı alışverişler v.b. bundan müstesnadır. Bunları ileride beyan edeceğiz.

 

  Yabancı  Bir Kişinin  Alışverişten  Cayma  Şartı Koşması

 

Yabancının da alışverişten dönme şartı koşması caizdir; zira hıyar'uş-şart ihtiyaç ve maslahat için, zarar ve aldatmayı ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır. Bu şart genellikle hile ve zarara mani olur. Alışverişte zarar kişinin deneyimsiz olmasından kaynaklanır. Bu yüzden kişiye hıyar'uş-şart hakkı verilmesi maslahat gereğidir. Öyleyse akdi yapan kişi sabit olduktan sonra, belli olmak şartıyla yabancı için de hıyar'uş-şart hakkı vardır.

 

Hıyar'uş-Şart'ın  Ortadan Kalkması

 

Hıyar'uş-şart (alışverişten dönme şartı) koşan kişi 'Bu alışverişi fes -hettim' veya 'Sattığım malı geri aldım' veya 'Paramı geri istiyorum' gibi sözler sarfederse, akid fesholur. Hıyar'uş-Şart şu durumlarda ortadan kalkar:

a.  Şart koşulan müddet sona erdiğinde hıyar'uş-şart ortadan kalkar.

Şart koşulan süre bittiği halde şart koşan kişi akdi feshetmemişse, akid kesinleşir; artık taraflardan hiçbiri akdi bozamaz.

b.  Alışverişten cayma müddetinde akdi kesinleştirmek, hıyar'uş-şart'ı ortadan kaldırır.

Meselâ hıyar'uş-şart hakkına sahip olan kişinin o müddet zarfında 'Ben akdi caiz kıldım' veya 'Akdi geçerli saydım' veya 'satışı seçtim' de­mesi, hıyar'uş-şart'ı ortadan kaldırır.

c. Hıyar'uş-şart hakkına sahip olan kişi aldığı malda öyle bir tasarruf yapar ki -bu tasarruf ancak mal sahibinin yapabileceği bir tasarruftur- o tasarruf akdi kesinleştirir, hıyar'uş-şart'ı ortadan kaldırır. Tasarrufu yapan satıcı ise, onun tasarrufu akdi feshetmek anlamına gelir.

 

Satılan  Malın  Hıyar'uş-Şart Müddeti  İçindeki  Hükmü

 

Satıcı ve alıcının her ikisi de hıyar'uş-şart (alışverişten dönme) hak­kına sahipse, satılan malın mülkiyet hakkı, akdin feshedilme veya kesin­leşme durumu ortaya çıkıncaya kadar bekletilir; akid fesholursa malın mülkiyeti satıcıya, akid kesinleşirse malın mülkiyeti alıcıya ait olur. Bu durumda yani akid kesinleştiğinde, akid tarihinden itibaren mal alıcının, malın bedeli oian para da satıcının olur. Akid kesinleştikten ve akid tarihinden itibaren aiıcının mülkü olduğu ortaya çıktıktan sonra o malın menfaatlari; meselâ ağacın meyveleri, koyun ve sığırın sütü, evin, arabanm ücreti, akid tarihinden itibaren alıcıya aittir. Yine aynı şekilde o malların masrafları da alıcıya aittir. Meselâ akid tarihinden itibaren alıcının mülkü olduğu anlaşılan öküzün yemi, arabanın tamiri gibi masraflar alıcıya aittir. Alıcı ve satıcıdan biri hıyar'uş-şart hakkına sahip ise mal onun olur; çünkü ancak o mülkünde tasarruf edebilir, malın menfaatleri ve masrafları da ona aittir.

 

  Satılan   Mahn   Alışverişten   Dönme   Müddeti   İçerisinde Helak  Olması

 

Satılan mal, alışverişten dönme müddeti içerisinde helak olursa, yani satılan mal satıcının elinde iken helak olursa, alışveriş fesholur, hıyar'uş-şart ortadan kalkar. Çünkü satıcının artık o malı teslim etmesi imkân da -hilinde değildir. Helak olan o malın zararı da satıcıya aittir. Satılan mal müşterinin yanında ise alışveriş fesholmaz, hıyar'uş-şart hakkı da ortadan kalkmaz. Satıcı akdi kesinleştirirse alıcının malın parasını Ödemesi ge­rekir. Çünkü satılan mal, müşteriye teslim edilmekle onun mülkü olmuş­tur. Satıcı alışverişi feshederse, alıcının elinde helak olan malın mislini veya telef olduğu günkü kıymetini vermesi gerekir. Satılan mal, sahibinin elindeyken helak olmuş, alıcı da ücretini ödemişse, parasını geri alır. Çünkü satılan mal müşterinin mülkü olmamıştır.

 

3.   Hıyar'ul-Ayb  (Malın   Ayıbından  Dolayı  Cayma)

 

İslâm'da esas olan şey, alışverişte aldatmamaktır. Zira malını aldatmak suretiyle satmak, halkın malını bâtıl yoldan yemektir. Hz. Peygamber bu hususta şöyle buyurmuştur:

Her kim hile yaparsa (aldatırsa) o bizden değildir.

Satıcı, sattığı malda bir ayıp (kusur) olduğunu bildiği halde bunu saklarsa hile yapmış sayılır.

Ebu Hüreyre'den şöyle rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a) bir yiyecek yığınının içine elini daldırdığında parmaklarına ıslaklık isabet etti. Bunun üzerine 'Ey yiyecek sahibi! Bu nedir?' dedi. Ma! sahibi 'Ey Allah'ın Rasûlü! Ona yağmur isabet etti' dedi. Rasûlullah 'İnsanların görebilmesi için o ıslak kısmı neden yiyeceğin üstüne koymadın? Aldatan kimse biz­den değildir' buyurdu".[5]

Bu hadîs, sattığı malın ayıbını (kusurunu) bildirmemenin, aldatmak olduğuna delâlet eder; Öyleyse satıcının, malının ayıpını söylemesi vacib-dir. Şu hadîs de bunu takviye eder:

Müslüman müslümanm kardeşidir. Hiçbir rnüslümanın, kardeşine malının ayıpını açıklamadan satması helâl, değildir.[6]

Daha Önceki hadîs, müslüman olmayan kişilere de malın ayıbının söylenmesi gerektiği hususunda delil olarak getirilmiştir. Ayrıca İslânvah-lâkının gereği olarak müslümanm, hem müslürnanlara hem de gayr-ı müslimlere karşı ahlâklı davranması gerekir. Müslüman satıcıya, sattığı malın ayıbını söylemesi vacib olduğu gibi, diğer müslümanlann da satıcı söylemediği taktirde- malın ayıbını söylemeleri vacibdir. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Sattığı bir malın ayıbını söylemeden satmak hiç kimseye helâl değil­dir. Bu ayıbı bilen kimseye de o ayıbı açıklamamak helâl değildir..[7]

Alışveriş kesinleşip alıcı malı teslim aldıktan sonra malın ayıbına vakıf olursa, satış sahih olur, ancak müşterinin cayma hakkı vardır. Bu durumda -ne akid anında ne de malı aldığında ayıbı bilmiyorsa- alıcı

isterse malı verip parasını alır, alışverişi de fesheder, isterse ayıbına rağmen aldığı mala razı olur.

Hz. Aişe'den rivayet edilen şu hadîs bunun delilidir: "Bir kişi bir köle satın aldı. Sonra kölede bir ayıp görerek köleyi sahibine iade etti. Bunun üzerine köleyi satan kişi 'Sen kölemi çalıştırdın, onun ücreti nerede?' dedi. Durum Hz. Peygamber'e arzedildiğinde 'Köle kimin zimmetinde ise ücret de ona aittir' buyurdu"[8]

Ayrıca müsarrad (sütlü sanılması için hayvanı sağmadan satmak) ile ilgili hadîs de buna delil olur. İleride bu konu izah edilirken bu hadîs zikredilecektir.

Buna akîen de delil getirilebilir, şöyle ki: Satılan malda, asıl olan onun sağlam olmasıdır; yani alıcı malın sağlam olduğunu düşünerek o parayı verir. Bu durumda malda bir ayıp olursa, alıcının malı verip parasını alma hakkına sahip olması gerekir.

 

Hıyar'ul-Ayb'in    Sabit    Olması    İçin    Bulunması    Gereken Şartlar

 

1.  Ayıbın, satın almadan önce bulunduğu sabit olmalıdır.

Çünkü müşteri malı teslim almadan önce satılan mal satıcının tazmi-natındadır. ıMüşteri malı aldıktan sonra malda bir ayıp oluşursa, müşteri muhayyerlik hakkına sahip değildir. Ancak maldaki ayıb, müşterinin malı teslim almasından önceki bir sebebe dayanıyorsa durum değişir. Meselâ kişi aldığı malın üzerinde kir ve pas görür ve bunun mal alınmadan önce olduğu anlaşılırsa, bu durumda'müşteri malı geri verme hakkına sahiptir, çünkü bu ayıb satıcının yanında meydana gelen bir sebepten kaynaklanmıştır. Maldaki o ayıb, satıcının yanında meydana gelmiş gibi kabul edilir.

2.  Satılan maldaki ayıb malın kıymetini azaltan cinsten olmalıdır.

Çünkü alışverişte esas olan malın kıymetidir, bunu belirleyen de tüc­carlardır. Maldaki ayıb malın bizzat kendisinde eksiklik meydana getirir de değerini düşürmezse, geri verme hakkı olmaz. Ancak bu eksiklik, müşterinin amacını ortadan kaldırıyorsa mesele değişir. Meselâ kurban kesmek için bir koyun alan kişi, koyunun kulağının kesik olduğunu far-kederse -kulağı kesik olan koyun kurban edilemeyeceği için- koyunu geri verme hakkına sahiptir. Ancak o koyunu eti için almışsa, bu eksiklik alışverişi feshetme yetkisi vermez.

3. Satılan mal, ayıbın bulunmaması gereken mallardan olmalıdır.

Meselâ yeni bir araba satın alan kişi, arabanın tekerlerinde bir bozukluk görürse, arabayı geri verme hakkına sahiptir. Ancak kullanılmış bir araba alan kişi, o arabada bir ayıb görürse arabayı geri vermek hakkına sahip değildir, çünkü kullanılmış arabada esas olan ayıbın bulunmaması değildir.

 

Hıyar'ul-Ayb   Nedeniyle   Malın  Verilme   Zamanı

 

Alınan malda bir ayıb görüldüğünde, alan kişinin malı hemen iade etmesi gerekir. Hemen iade etmek, örfe göre tayin ve tesbit edilir. Meselâ kişi aldığı malda namaz kılarken veya yemek yerken bir ayıb görürse, malın iadesini namaz bitinceye veya yemek yeyinceye kadar tehir edebi­lir. Malın ayıbını gece görürse iade etmeyi sabaha erteyebilir. Ancak malın iadesi örfün belirlediği zamanda yapılmazsa, muhayyerlik hakkı ortadan kalkar. Aldığı malın ayıbını görüp sahibine haber vermeden malı kullanırsa, malı iade etme hakkını kaybeder. Ayıbını gördüğü malı, iade edilmesi gereken zamanda iade etmezse veya iade etmeden önce kullanırsa, satın aldığı malın ayıbına razı olmuş kabul edilir.

 

Satılan  Ayıplı  (Kusurlu)  Maldaki  Artış

 

Alıcı, malı teslim aldıktan sonra onun eski bir ayıbını farkederse ve malda da bir artış olmuşsa, bu artış ayıplı malın iade edilmesine mani ol­maz. Meselâ alınan hayvanın eti artmışsa veya alman elbise dikilmişse, alıcı isterse malı iade eder, isterse de ayıbına razı olarak iade etmez. Malı iade ettiği takdirde bu artışlardan ötürü bir hak iddia edemez, çünkü bu fazlalıklar malın aslına tâbidir. Eğer maldaki artış veya fazlalık  maldan ayrı ise, alıcı fazlalığı alarak malın aslını iade etme hakkına sahiptir, çünkü  bu müşterinin yanında artmıştır ve malın aslına tâbi değildir. Ayrıca malın tazminatı sayılır. Hz. Peygamber'in 'Tazminata karşılık, artış verilir' buyurduğunu nakletmiştik.

 

Alınan    Maldaki    Eski    Ayıbın    Üzerine   Yeni    Bir   Ayıbın Eklenmesi

 

Aldığı malda eski bir ayıb gören ve kendi dindeyken de yeni bir ayıb eklenen mal, satıcı kabul ettiği takdirde ona verilebilir. Alıcı eski ayıba razı olursa malı vermez. Malı satan kişi yeni ayıptan ötürü malı geri almaya razı olmazsa, alan kişi de eski ayıbına rağmen malı kabul etme­yip iade etmek isterse, ya müşteri yeni ayıbın bedelini vererek malı sahi­bine teslim eder veya satıcı eski ayıbın bedelini alıcıya öder. Bu hususta satıcı ve alıcı anlaşamaz da satıcı 'Malı geri alırım, fakat onda  meydana gelen kusurdan ötürü para isterim' derse, alıcı da 'Malı veririm, fakat eski kusurdan ötürü sen bana para vereceksin' derse veya alıcı 'Yeni kusur­dan dolayı sana para vereyim' dese, satıcı da 'Mal senin yanıda kalsın, eski kusurdan dolayı ben sana para vereyim' dese, birinci durumda alıcının, ikinci durumda ise satıcının talebi daha haklı kabul edilir.

Ancak malda meydana gelen yeni ayıb nedeniyle geri verememek­ten, şu tür ayıb istisna edilmiştir: 'Eski ayıb, ancak yeni ayıpla anlaşılı-yorsa, yeni meydana gelen ayıba rağmen mal satıcıya iade edilebilir. Meselâ kişi kavun, nar ve ceviz gibi kabuklu yiyecek maddesi alırken içi­nin sağlam çıkmasını şart koşarsa, aldığı malı kırdığında veya kestiğinde malda bir ayıb görürse, yeni meydana gelen ayıba rağmen malı sahibine iade eder. Ancak malda ayıb olduğunun anlaşılması için malın ne kadar kırılması veya kesilmesi gerekiyorsa o kadar kırmak veya kesmek gerekir. Çünkü satıcı malın ayıbının anlaşılması için gerektiği kadar kırılmasına veya kesilmesine müsaade etmiştir. Malın bozuk olup olmadığını ahla­mak için küçük bir delik açılırsa, mala zarar verilmemiş olur. Fakat malın tamamı kırılır veya kesilirse, o mal eski ayıbı nedeniyle iade edilmez.

 

Ayıptan Beri Olma Şartı

 

Satıcı, akid esnasında 'Ben satılan malı, hiçbir ayıptan ötürü geri al­mam' diye şart koşarsa akid sahih olur, zira bu şart akiddeki mânâyı tekid ederek akdin Teshini ve malın iadesini ortadan kaldırır. Ayrıca satılan malda asıl olan da ayıptan beri olmasıdır. Bu durumda bu şart, ayıb nedeniyle alıcının malı iade etme hakkını ortadan kaldırır mı? Eğer satılan mal hayvan değilse bu şart itibara alınmaz; alıcının malı ayıb nedeniyle iade hakkı ortadan kalkmaz, zira bu mallar ayıptan beri olmaz. Eğer satılan mal bir hayvan ise, satıcının onda gizli olan bir ayıbı bilmesi mümkün değlidir. Bu durumda-satıcının beraat şartını koşarak bu mesuliyetten kendini koruma hakkı vardır.

İbn Ömer bir kölesini beraat şartıyla 800 dirheme sattı. Alan kişi ona 'Kölende bir hastalık olduğunu bana söylemedin' dedi. Mesele Halife Hz. Osman'a intikal etti. Hz. Osman, ibn. Ömer'den kölede satarken hastalık olmadığına dair yemin etmesini istedi. İbn Ömer yemin etmedi; köle İbn Ömer'e iade edildi. Bu defa İbn Ömer köleyi 1500 dirheme sattı. (Müşterinin Zeyd b. Sabit olduğu rivayet edilmiştir). Bunun üzerine İbn Ömer 'Ben Allah için yemin etmedim, Allah da 800 dirhem yerine bana 1500 dirhem ihsan etti' dedi.

Hz. Osman'ın bu hükmü, hayvan satarken beraat şartı koşmanın sahih olduğuna delâlet eder. Bu hüküm sahabe arasında meşhur olmuş ve   hiçbir   sahabî   bu   hükmün   yanlış   olduğunu   söylememiştir,   Bu bakımdan bu hüküm sahabenin icmasıyla sabit olmuştur. .

Eğer ayıb zahir ise ve ona muttali olmak söz konusuysa veya satıcı o ayıbı biliyorsa beraat şartı koşması sahih olmaz. Çünkü satıcının, malın ayıbını söylemesi vacibdir, aksi takdirde aldatmış sayılır. Eğer satıcı mey­dana gelecek herşeyden beraatı şart koşarsa bu sahih olmaz, çünkü sabit olmayan birşeyi şart koşmaktadır ki bu muhaldir.

 



[1] Buharî/2003, Müslim/1531, (İbn Ömer'den)

[2] İmam Mâlik, Muvaüa, (İbn Ömer'den); Buharî/2001

[3] Buharî/2010

[4] Buharî/2011, Beyhakî, V/273. (Başka bir rivayette ise Hz. Peygamber "Bana üç gün içinde cayma şartı vardır de!" buyurmuştur.)

 

[5] Buharî/102, Müslim/101

 

[6] İbn Mâce/2246, (Ukbe b. Âmir'den)

[7] İmam Ahmed, Müsned, III/491, (Vasile b. Eska'dan)

[8] İmam Ahmed, Müsned, VI/80

 



[1] Buharî/1402, (Zübeyr b, Avvam'dan)                                        .   '

[2] Buharî/1962, Müslim/1603, (Hz. Aişe'den)

[3] Bu hususta bkz. Buharî, Kitab'ul-Buyû', Babu Bcy'u's-Silah fi'1-Fitne ve Gayriha

 

[4] Ebu Dâvud/4401

[5] İbn Mâce/2185

 

[6] Ebu Dâvud/3503 ve Sünen sahipleri

[7] Müslim/1513

[8]  Buharî/2121, Müslim/1581

[9] Buharî/2122, Müslim/1507

[10] Buharî/2277

[11] Ebu Dâvud/3503, Nescî, Tirmizî, İbn Mâce