ARİYE (İĞRETİ) BAHSİ - 055Ariyet - 4. Sayfa
ARİYE (İĞRETİ) BAHSİ
(Ariye caizdir.) Çünkü o, bir nevi yardımdır. Nitekim Peygamber efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), S a fv a n' dan bâzı zırhlar ariye almıştır. ([1]) (Ariye ı Bir kimseyi karşılıksız olarak bir maidan faydalanmaktır.)
K e r h i: Ariye, başkasının malından faydalanmayı mubah kılmaktır, diyordu. Çünkü ariye, mubah kılma lafzıyla gerçekleşir. Aynı zamanda ariyede süre tâyini şart değildir. Süre belirsizliğiyle birlikte malın menfaatlerini başkasına temlik etmek ise. sahih değildir. Bu yüzden mal sahibi, ariye alanın tasarrufuna engel olabildiği gibi bu kimse, ariyeyi başkasına kiraya da veremez. Biz diyoruz ki Ariye, temlik ifâde eder. Zira ariye lâfzı, ariy-yeden türemiştir. Ariyye ise, verilen mal demektir. Bu nedenledir ki, ariye akdi temlik lafzıyla kurulur. Aynı zamanda menfaatler, tıpkı mallar gibi mülk edinilmeye elverişlidir. Temlik ise, karşılıklı ve karşılıksız olmak üzere iki çeşittir. Sonra mallarda her iki çeşit de bulunduğundan menfaatlerde de bulunur. Malları ve menfatleri aynı hükümde birleştiren husus, ihtiyacın giderilmesidir. Mubah kılmak lâfzı ise, mecazen temlik mânâsında kullanılmıştır. Tıpkı temlik mânâsında olan icârenin de mubah kılma lafzıyla yapılması gibi.
Aynı zamanda burdaki belirsizlik, bağlayıcı olmadığından anlaşmazlığa yol açmaz ve dolayısıyla onda beis yoktur. Hem de mülkiyet, burada faydalanma olan teslim alma ile sabit olur. Böyle olunca da belirsizlik kalmaz. Ariyeyi alana kullandırmamak ise, onun maldan faydalanmasına mâni olmaktır. Böylece ariye alanın mülkiyetindeki menfaatler meydana gelmez. Ariyeyi kiraya verememesi ise, Allah CAzze ve Celle)'ın izniyle açıklayacağımız üzere, sahibinin fazla mağdur olmasını önlemek içindir.
(Ariye, onu verenin: Şunu sana iğreti verdim veya şu toprağı sana yedirdim.) Çünkü birincisi açıkça, ikincisi de mecazen iğretili-ğijfâde eder. IVeyâ hibe kasdı olmaksızın: Şu elbiseyi sana verdim vtffâ.: Seni şu hayvana bindirdim, demesiyle gerçekleşir.) Çünkü son iki ifâde, malı temlik etmede kullanıldığından bunlan söyleyen, hibe kasdetmiyorsa mecazen, menfaatleri temlik etmeye hamledilirler. (Veya: şu deveyi hizmetine verdim.) Çünkü bu, deveyi kullanmasına izin vermektir. (Veya: Evim, oturacağın yerdir.) Çünkü bu, evimin oturma hakkı senindir, demektir. (Veya : Hayatım boyunca evim, senin için oturma yeridir.) Çünkü ev sahibi, hayatı boyunca evinin oturma hakkım karşı tarafa âit kılmış olur, Aynı zamanda ev sahibi; Senin için, sözünü ! Oturma yeridir, sözüyle açıklamıştır. Çünkü bu sözün, menfaatleri temlik mânâsına ihtimâli bulunduğundan ifâde, son kısmıyla bu mânâya hamledilmiştir.(Ariye sahibi, istediği anda onu geri isteyebilir.) Çünkü Peygamber ^fendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -İğreti alınan süt hayvanı ile iğreti alınan her şey geri verilir- ([2]) buyurmuştur. Hem de menfaatler, meydana gelişlerine göre parça parça elde edilmektedir. Bu nedenle henüz var olmayan bir şeyi temlikte teslim alma gerçekleşmediğinden onu geri almak sahihtir.(Ariye, bir emânet olup alanın hatası olmaksızın zayi olursa tazmin edilmez.)I m a m -1 Şafiî ise : Tazmin edilir. Çünkü onu alan, hakkı olmaksızın başkasının malını kendi için teslim almış olduğundan zamin olur. Sahibinin izni ise, sâdece faydalanmayla ilgili olup bunun dışında söz konusu değildir. Bu nedenledir ki geri verilmesi gerekir. Aynı zamanda o, satın alma pazarhğıyla teslim alınan mal gibi olur, demiştir.
Biz diyoruz ki ariyede kullanılan ifâde, zaminliği gerektirmez. Çünkü ariye karşılıksız olarak menfaatleri ya temlik etmek veya mubah kılmak demektir. Aynı zamanda ariye. haksız olarak teslim alınmamıştır. Çünkü onu teslim alana bu konuda izin verilmiştir. Bu izin, faydalanmasi için verilmiş olsa bile o, zâten malı sâdece faydalanmak için teslim aldığından bu, haksızlık olmaz. Geri verilmesi ise, kendisinden onu iğreti alanın faydalanmış olması nedeniyle gerekir. Tıpkı iğreti alman hayvanın beslenmesinin alana âit olması gibi. Yoksa bu, teslim almayı bozmak için değildir. Satın alma pa-zarlığıyla teslim alınan mal ise. akit nedeniyle tazmin edilir. Çünkü ilgili yerde öğrenildiği üzere akde başlamak da akit hükmündedir. (Ariyeyi alan, onu kiraya veremez. Şayet onu kiraya verir ve ariye telef olursa tazmin edilir.) Çünkü ariye vermek, kiraya vermekten daha aşağıdır. Daha aşağı olan. bir şey ise, daha üstün olan bir şeyi ihtiva edemez. Hem de bunu sahih kılmamız hâlinde o, ancak kesin akit olarak sahih olur. Çünkü akit, ariye alanın onu kiraya vermesiyle gerçekleşir. Kira akdinin kesin olması ise, kira süresi bitinceye dek ariyeyi geri istemeyi imkânsız kıldığından sâhibinin, fazla zarar görmesine neden olur. Bu sebeple bu tür icârenin bâtıl olduğuna hükmettik. îcâreyle teslim etmekle de zamin olur. Çünkü ariye olmaktan çıkmakla mal, gasbedilmiş olur. Ariye sahibi isterse onu kiracıdan tazmin eder Çünkü kiracı, malı, sahibinden izinsiz olarak kendi için teslim almıştır. Sonra eğer mal sahibi, ariyeyi, alandan tazmin ederse o, bunu kiracıdan İsteyemez. Çünkü o, zamin-ligi karşılığında kendi malım kiraya vermiş sayılır. Ariyenin kiracıdan tazmin edilmesi hâlinde ise o, bunu kiraya verenden ister. Kiracı, malın ariye olduğunu bilmemişse durum böyledir. Çünkü böylece aldanmadan doğan zarar önlenmiş olur. Şayet bunu bilerek yapmışsa böyle değildir. Ariye, kullanana göre değişmiyorsa alan, onu başkasına ariye verebilir.) İ m a m -1 Şafiî ise: O, bunu yapamaz, demiştir. Çünkü daha önce açıkladığımız üzere ariye, bir malın menfaatlerini başkasına mubah kılmak olduğundan kendisine bu menfaatler mubah kılınan kimse, onlan başkasına mubah kılamaz. Çünkü menfaatler, gerçekte var olmadıklarından mülk edinilemezler. İcârede onlan varsaymamız ise zarurete bindendir. Burada ise, mubah kılma yoluyla zaruret önlenmiştir, demiştir.
Biz diyoruz ki; Zikrettiğimiz üzere ariye, menfaatleri başkasına temlik demek olduğundan onu alan, başkasına ariye verebilir. Tıpkı kullanma hakkı kendisine vasiyet edilen kimse gibi. Menfaatler ise, icârede olduğu gibi burada da ihtiyacı gidermek için mülk edinilebilir kılınmışlardır. Bunun, kullanana göre değişen mallarda caiz olmaması ise, ariye sahibinin fazla zarara girmesini önlemek içindir. Çünkü o, başkasının değil, sâdece malı ariye alanın kullanmasına razı olmuştur. Ben diyorum ki: ariye akdi. mutlak olarak vâki olmuşsa durum böyledir. Zira bunun dört şekli vardır: Birincisi, zaman ve faydalanma bakımından mutlak olandır ki bunda ariyeyi alan, mutlaklık gereği ondan istediği şekilde ve istediği zaman faydalanabilir. ikincisi, zaman ve faydalanma bakımından kayıtlı olandır ki bunda kayıtlıhk gereği, ariyeyi alan, onu belirtilen şekil ve zaman dışında kullanamaz. Ancak onu, benzer veya daha iyi bir işte kullanabilir. Yükleme, ölçüyle yapılıyorsa buğday, buğdayın benzeri, arpa ise, ondan iyidir. Üçüncüsü, zaman bakımından kayıtlı, faydalanma bakımından ise mutlak olandır. Dördüncüsü, bunun tersine olandır. Bu iki durumda ariy*yı alan. belirtilenin dışına çıkamaz. Şöyle ki: Bir kimse, bir şey belirtmek-sizin bir binek hayvanı iğreti alırsa onu kendisi, yükleyebileceği gibi aynı maksatla başkasına da iğreti verebilir. Çünkü yükleme farklı olmaz. Aynı zamanda kendisi binebildiği gibi, binmeler farklı da olsa başkasını da bindirebilir. Çünkü hayvandan nasıl faydalanılacağı belirtilmediğinden onu alan, bunu belirtebilir Nitekim kendi binmesi hâlinde başkasını bindiremez. Çünkü bu durumda onun binmesi kesinleşmiştir. Başkasını bindirmesi hâlinde de, kendisi binemez. Binerse zamin olur. Çünkü bu durumda da başkasını bindirmek kesinleşmiştir. (Ariye para veya ölçülen, tartılan ya da sayılan bir mal olduğu zaman ödünç hükmündedir.) Çünkü ariye vermek, menfaatleri başkasına temlik etmektir. Adı geçen mallardan ise ancak onlan tüketerek faydalanılabildiğinden bu, zorunlu olarak malın kendisinin temlikini gerektirir. Bu ise, malı ya hibe etmek veya ödünç vermekle gerçekleşir. Bu arada bu ikisinden ariyeye en yakın olan Ödünç sabit olur. Veya ariye, maldan faydalanmayı ve malın kendisini geri vermeyi gerektirdiğinden benzerinin geri verilmesi, asıl yerinde kabul edilmiştir.
Demişlerdir ki: Ariye mutlak olarak alınmışsa durum böyledir. Ariyenin ne maksatla kullanılacağı belirtilmişse, örneğin : Bir kimse, dirhemleri teraziyi düzeltmek veya dükkânı onlarla süslemek için almışsa bu, ödünç olmaz ve alan, onlardan ancak belirtilen şekilde faydalanır. Böylece bu, bir kimsenin, süs için bâzı kaplar veya kuşanmak için işlemeli bir kılıç ariye alması gibi olur. (Bir kimsenin, İçinde bina yapmak veya ağaç dikmek üzere bir yeri ariye alması caizdir. Bu durumda yer sahibi, onu geri isteyerek ariyeyi alana binayı ve ağaçlan söktürebilir.) Geri isteyebilmesinin sebebini daha Önce açıkladık. Bu tür ariyenin caiz olmasının sebebi ise, bina ve ağaçlann kirayla olduğu gibi ariye olarak da elde edilebilen belirli menfaatler olmalandır. Yer sahibinin bunu istemesi sahih olunca da ariyeyi alan, onu verenin toprağını işgal etmiş olacağından boşaltmakla yükümlü kılınır. Sonra, ariyeyi veren, zaman belirtmemişse zamin olmaz Çünkü ariyeyi veren, onu alandan belli bir vakit için söz almadığından mutlak akde dayanmış ve dolayısıyla ariyeyi alanca aldatılmamış, belki kendi kendini aldatmıştır. Şayet ariyeyi veren, ariye için süre koymuşsa açıkladığımız nedenle onu süre bitiminden önce istemesi sahihtir. Ancak bu, verilen sözde durmamaya yol açtığı için mekruhtur. (Bu durumda, ariyeyi veren, binada ve ağaçlarda çökmeyle meydana gelen noksanlığı öder.) Çünkü verdiği sözde durmakla ariye alanı aldatmıştır. Oysa asılolan verilen sözün yerine getirilmesidir. Ariyeyi alan, zarardan kurtulmak için meydana gelen noksanı ariye sahibinden ister. K u d û r İ, Muhtasar'da böyle demiştir. El-Hâ-kim eş-Şehîd ise: Yer sahibi, bina ile ağaçların bedelini ariye alana öder ve bunlar, kendisinin olur. Ancak ariye alan, isterse, binayı ve ağaçlan yerinden kaldırır ve bedellerini yer sahibinden tazmin etmeyebilir. Çünkü bunlar, onun mülküdür. Demişlerdir ki! Sökme, yere zarar veriyorsa sahibi muhayyerdir. Çünkü o, aslın, ariye alan ise, ürünün sahibidir, öncelik ise, aslın sahibine tanınır. Şayet bu kimse, ekmek üzere toprağı ödünç almışsa süre konulsun veya konulmasın, ekini kaldırmcaya dek toprak, elinden alınmaz. Çünkü ekinin belli bir bitim tarihi olduğu gibi aynı zamanda toprağın bu tarihe kadar elinde bırakılmasıyla ikisinin de hakkına uyulmuş olur. Ağaç dikimi ise, böyle değildir. Çünkü onun belli bir sonu olmadığından toprak sahibini zarara sokmamak için sökülür.
(Ariyeyi geri ver nenin ücreti, onu alana aittir.) Çünkü o, ariyeyi kendi şahsî menfaati için aldığından onu geri vermek zorundadır. Ücret ise, geri verme masrafı olduğundan ona aittir. (Kiralanan malı geri vermenin ücreti ise, onu kiralatana aittir.) Çünkü kiracının yapmak zorunda iş, malı geri vermek değil, alınmaya hazır kılmaktır. Çünkü kiracınm, malı teslim almasından doğan menfaat, gerçek itibariyle kiraiatana verildiğinden onu geri vermenin masrafı kendisine ait olmaz. (Gasbedüen malı geri verme ücreti İse, gasbedene aittir.) Çünkü gasbedünin, yapmak zorunda olduğu iş, zarara girmesini önlemek için malı sahibine geri vermesidir. Böylece geri verme masrafı ona ait olur. (Bir kimse, ariye aldığı hayvanı malikinin ahırına geri götürdükten sonra hayvan telef olursa tazmin edilmez.) Bu, istihsânen böyledir. Kıyâsa göre ise tazmin edilir. Çünkü o, hayvanı mâlikine geri vermemiş, onu zayi etmiştir. îstihsâna göre bu kimse, normal teslimde bulunmuştur. Çünkü âdet olan, ariyelerin, maliklerinin evlerine geri götürülmesidir. Tıpkı ev âletleri gibi. Nitekim mâlike de geri verse mâlik, onu bağlandığı yere götürecektir. (Bir kimse, gasbettiği veya emânet aldığı malı sahibinin evine götürür, fakat ona teslim etmezse zâmin olur.) Çünkü gasbedene lâzım gelen şey, yaptığını feshetmektir. Bu ise, malın başkasına değil, ancak mâlikine geri verilmesiyle gerçekleşir. Emânet sahibi ise, onun ne eve ne de aile fertlerinden birine bırakılmasına razı olmaz. Çünkü buna razı olsaydı onu emanetçiye bırakmazdı. Ariyelerde ise örf geçerlidir. Nitekim ariye, kıymetli taştan bir gerdanlık ise, onu ancak verene iade eder. Çünkü bunda söylediğimiz örf yoktur. (Bir kimse, ariye aldığı hayvanı işçisiyle geri gönderirse zâmin olmaz.) İşçiden maksat, yıllık veya aylık işçidir. Çünkü ariye, bir emânet olduğundan alan, onu tıpkı emânet gibi, uhdesindeki fertlerden birinin eliyle koruyabilir. Günlük işçi ise böyle değildir. Çünkü o, işverenin uhdesinde değildir.
(Hayvanı, sahibinin işçisiyle göndermesi de böyledir.) Çünkü sahibi buna razıdır. Nitekim hayvanın, sahibine verilmesi hâlinde de o, bunu işçisine teslim eder. Kimisi: Bu, hayvanlara bakan işçiye mahsustur, derken kimisi de : Hem onun için hem de onun dışındaki işçiler için durum böyledir, demiştir ki, en sahih olan da budur Çünkü hayvan sahibi, devamlı olmasa bile zaman zaman hayvanı ona da teslim etmektedir. (Yabancı biriyle gönderirse zâmin olur.l Bu gösteriyor ki, ariyeyi alan, onu bilerek başkasına emânet vermeye yetkili değildir. Nitekim bâzı fıkıhçılar, bu görüştedirler. Bâzıları ise : Verebilir. Çünkü emânet, ariyeden daha aşağıdır, demişler ve buradaki meseleyi: Süre bittiği için ariye de sona ermiştir, diye yorumlamışlardır. (Bir kimse, ekilmek üzere başkasına ekilmemiş bir toprak verirse İmam Ebû Hanife'ye göre, toprağı alan, sahibine hitaben : Sen toprağı bana yedirdin, diye yazar Diğer iki imam ise: Bana ariye olarak verdin, diye yazar, demişlerdir.) Çünkü bu ariye, ödünç için konulmuştur. Ariye için konulan tâbiri yazmak ise evlâdır. Tıpkı evi ariye vermede olduğu gibi. îmam Ebû Hanife diyor ki: Yedirme lâfzı, ekmeye mahsus olduğundan maksadı daha açık gösterir. Ariye verme tâbiri ise, hem ekmeyi hem de bina yapmak gibi başka şeyleri de içine aldığından yedirme lâfzını yazmak evlâdır. Ev ise, böyle değildir. Çünkü o, sâdece oturmak için ariye verilir. Allah (Azze ve Celle), doğruyu en iyi bilendir.[3]
[1] Ebû Davûd ile Nesat bu hadisi Ümeyye b. Saffan'dan şu ifade ile nakletmelerdir :
«Peygamber efendimiz (S.A.V.) Huneyn savaşında.Saffan'dan bir kaç zırh emânet olarak istedi. Saftan:
- Yi Muhammed, Sen benden zorla mı istiyorsun? dedi. Peygamber efendimiz (A.S.) :
- Hayır, iğreti olarak ve zayi olduğu takdirde değerini vermek kaydı "ilfr istiyorum, buyurdu.»
- Ebû Dâvûd (Alim-satımlar) C. 2 S. 145, el Müstedrek (Ahm-satımlar) C. 2 S. 47, Beyhaki (Ariye bahsi) C. 6 S. 88
[2] Bu hadîs Ebû Humame, Abdullah ibn-i Ömer. Abdullah ibn-i Abbas ve Enes b. Mâlik (R.A.) tarafından rivayet olunmuştur. Ebû Ümame'nin rivayetini .Ebû Dâvûd şu şekilde kaydetmiştir:
-Peygamber efendimizden (S.A.V.) «Cenâb-ı Allah (C.C.) her hah sahibinin hakkını vermiştir. Bunun için hiç bir vârise vasiyet yapılamaz... tçreti olarak alınan şey geri verilir. İğreti olarak alınan süt hayvanı da sahibine çeri verilir» diye buyurduğunu işittim.» Ebü Dâvûd (Alım-satımlar) C. 2 S. 146, Tirmizi'CAIım-satımlar) C. 1 S. 164 Beyhaki'nin bu konuda kaydettiği bir hadîs de şu şekildedir : «Bir takım kimseler, ellerinde müşriklerden ibreti olarak aldıkları bîr takım emânetler bulunduğu halde müslüman oldular. Ve : «Müslüman olduğumuz için, müşriklerden aldığımız bu emânetleri müşrik olan sahiplerine geri Termeyiz» dediler. Peygamber efndimiz (S.A.V.) bunu duyunca: «Müslüman olmanız sizin olmayan birseyi size helâl kılmaz. İğreti olarak alınan şey sahibine geri verilir» buyurdu. Bunun üzerine onlar da ellerindeki emânetleri sahiplerine geri verdiler. Beyhakİ C. 6 S. 88
[3] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 3/377-383.
İslami Okul Okulların En Önemlisi