Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ARİYE (İĞRETİ) BAHSİ - 055Ariyet - 4. Sayfa

ARİYE  (İĞRETİ)  BAHSİ 2


ARİYE  (İĞRETİ)  BAHSİ

 

(Ariye caizdir.) Çünkü o, bir nevi yardımdır. Nitekim Peygam­ber efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), S a fv a n' dan bâ­zı zırhlar ariye almıştır. ([1]) (Ariye ı Bir kimseyi karşılıksız olarak bir maidan faydalanmaktır.)

K e r h i: Ariye, başkasının malından faydalanmayı mubah kıl­maktır, diyordu. Çünkü ariye, mubah kılma lafzıyla gerçekleşir. Ay­nı zamanda ariyede süre tâyini şart değildir. Süre belirsizliğiyle bir­likte malın menfaatlerini başkasına temlik etmek ise. sahih değildir. Bu yüzden mal sahibi, ariye alanın tasarrufuna engel olabildiği gibi bu kimse, ariyeyi başkasına kiraya da veremez. Biz diyoruz ki  Ariye, temlik ifâde eder. Zira ariye lâfzı, ariy-yeden türemiştir. Ariyye ise, verilen mal demektir. Bu nedenledir ki, ariye akdi temlik lafzıyla kurulur. Aynı zamanda menfaatler, tıpkı mallar gibi mülk edinilmeye elverişlidir. Temlik ise, karşılıklı ve karşılıksız olmak üzere iki çeşittir. Son­ra mallarda her iki çeşit de bulunduğundan menfaatlerde de bulu­nur. Malları ve menfatleri aynı hükümde birleştiren husus, ihtiya­cın giderilmesidir. Mubah kılmak lâfzı ise, mecazen temlik mânâsın­da kullanılmıştır. Tıpkı temlik mânâsında olan icârenin de mubah kılma lafzıyla yapılması gibi.

Aynı zamanda burdaki belirsizlik, bağlayıcı olmadığından anlaş­mazlığa yol açmaz ve dolayısıyla onda beis yoktur. Hem de mülki­yet, burada faydalanma olan teslim alma ile sabit olur. Böyle olun­ca da belirsizlik kalmaz. Ariyeyi alana kullandırmamak ise, onun mal­dan faydalanmasına mâni olmaktır. Böylece ariye alanın mülkiye­tindeki menfaatler meydana gelmez. Ariyeyi kiraya verememesi ise, Allah CAzze ve Celle)'ın izniyle açıklayacağımız üzere, sahibinin faz­la mağdur olmasını önlemek içindir.

(Ariye, onu verenin: Şunu sana iğreti verdim veya şu toprağı sana yedirdim.) Çünkü birincisi açıkça, ikincisi de mecazen iğretili-ğijfâde eder. IVeyâ hibe kasdı olmaksızın: Şu elbiseyi sana verdim vtffâ.: Seni şu hayvana bindirdim, demesiyle gerçekleşir.) Çünkü son iki ifâde, malı temlik etmede kullanıldığından bunlan söyleyen, hi­be kasdetmiyorsa mecazen, menfaatleri temlik etmeye hamledilirler. (Veya: şu deveyi hizmetine verdim.) Çünkü bu, deveyi kullanması­na izin vermektir. (Veya: Evim, oturacağın yerdir.) Çünkü bu, evi­min oturma hakkı senindir, demektir. (Veya : Hayatım boyunca evim, senin için oturma yeridir.) Çünkü ev sahibi, hayatı boyunca evinin oturma hakkım karşı tarafa âit kılmış olur, Aynı zamanda ev sahi­bi; Senin için, sözünü ! Oturma yeridir, sözüyle açıklamıştır. Çünkü bu sözün, menfaatleri temlik mânâsına ihtimâli bulunduğundan ifâ­de, son kısmıyla bu mânâya hamledilmiştir.(Ariye sahibi, istediği anda onu geri isteyebilir.) Çünkü Peygam­ber ^fendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -İğreti alınan süt hayvanı ile iğ­reti alınan her şey geri verilir- ([2]) buyurmuştur. Hem de menfaatler, meydana gelişlerine göre parça parça elde edilmektedir. Bu ne­denle henüz var olmayan bir şeyi temlikte teslim alma gerçekleş­mediğinden onu geri almak sahihtir.(Ariye, bir emânet olup alanın hatası olmaksızın zayi olursa taz­min edilmez.)I m a m -1 Şafiî ise : Tazmin edilir. Çünkü onu alan, hak­kı olmaksızın başkasının malını kendi için teslim almış olduğundan zamin olur. Sahibinin izni ise, sâdece faydalanmayla ilgili olup bu­nun dışında söz konusu değildir. Bu nedenledir ki geri verilmesi ge­rekir. Aynı zamanda o, satın alma pazarhğıyla teslim alınan mal gi­bi olur, demiştir.

Biz diyoruz ki ariyede kullanılan ifâde, zaminliği gerektirmez. Çünkü ariye karşılıksız olarak menfaatleri ya temlik etmek veya mu­bah kılmak demektir. Aynı zamanda ariye. haksız olarak teslim alın­mamıştır. Çünkü onu teslim alana bu konuda izin verilmiştir. Bu izin, faydalanmasi için verilmiş olsa bile o, zâten malı sâdece fay­dalanmak için teslim aldığından bu, haksızlık olmaz. Geri verilmesi ise, kendisinden onu iğreti alanın faydalanmış olması nedeniyle ge­rekir. Tıpkı iğreti alman hayvanın beslenmesinin alana âit olması gibi. Yoksa bu, teslim almayı bozmak için değildir. Satın alma pa-zarlığıyla teslim alınan mal ise. akit nedeniyle tazmin edilir. Çün­kü ilgili yerde öğrenildiği üzere akde başlamak da akit hükmün­dedir. (Ariyeyi alan, onu kiraya veremez. Şayet onu kiraya verir ve ariye telef olursa tazmin edilir.) Çünkü ariye vermek, kiraya ver­mekten daha aşağıdır. Daha aşağı olan. bir şey ise, daha üstün olan bir şeyi ihtiva edemez. Hem de bunu sahih kılmamız hâlinde o, an­cak kesin akit olarak sahih olur. Çünkü akit, ariye alanın onu ki­raya vermesiyle gerçekleşir. Kira akdinin kesin olması ise, kira sü­resi bitinceye dek ariyeyi geri istemeyi  imkânsız kıldığından  sâhibinin, fazla zarar görmesine neden olur. Bu sebeple bu tür icârenin bâtıl olduğuna hükmettik. îcâreyle teslim etmekle de zamin olur. Çün­kü ariye olmaktan çıkmakla mal, gasbedilmiş olur. Ariye sahibi is­terse onu kiracıdan tazmin eder Çünkü kiracı, malı, sahibinden izin­siz olarak kendi için teslim almıştır. Sonra eğer mal sahibi, ariyeyi, alandan tazmin ederse o, bunu kiracıdan İsteyemez. Çünkü o, zamin-ligi karşılığında kendi malım kiraya vermiş sayılır. Ariyenin kiracı­dan tazmin edilmesi hâlinde ise o, bunu kiraya verenden ister. Ki­racı, malın ariye olduğunu bilmemişse durum böyledir. Çünkü böy­lece aldanmadan doğan zarar önlenmiş olur. Şayet bunu bilerek yap­mışsa böyle değildir. Ariye, kullanana göre değişmiyorsa alan, onu başkasına ariye verebilir.) İ m a m -1 Şafiî ise: O, bunu yapamaz, demiştir. Çünkü daha önce açıkladığımız üzere ariye, bir malın menfaatleri­ni başkasına mubah kılmak olduğundan kendisine bu menfaatler mubah kılınan kimse, onlan başkasına mubah kılamaz. Çünkü men­faatler, gerçekte var olmadıklarından mülk edinilemezler. İcârede onlan varsaymamız ise zarurete bindendir. Burada ise, mubah kıl­ma yoluyla zaruret önlenmiştir, demiştir.

Biz diyoruz ki; Zikrettiğimiz üzere ariye, menfaatleri başkasına temlik demek olduğundan onu alan, başkasına ariye verebilir. Tıp­kı kullanma hakkı kendisine vasiyet edilen kimse gibi. Menfaatler ise, icârede olduğu gibi burada da ihtiyacı gidermek için mülk edi­nilebilir kılınmışlardır. Bunun, kullanana göre değişen mallarda caiz olmaması ise, ariye sahibinin fazla zarara girmesini önlemek için­dir. Çünkü o, başkasının değil, sâdece malı ariye alanın kullanma­sına razı olmuştur. Ben diyorum ki: ariye akdi. mutlak olarak vâki olmuşsa durum böyledir. Zira bunun dört şekli vardır: Birincisi, zaman ve faydalanma bakımından mutlak olandır ki bunda ariyeyi alan, mutlaklık gereği ondan istediği şekilde ve iste­diği zaman faydalanabilir. ikincisi, zaman ve faydalanma bakımından kayıtlı olandır ki bun­da kayıtlıhk gereği, ariyeyi alan, onu belirtilen şekil ve zaman dışın­da kullanamaz. Ancak onu, benzer veya daha iyi bir işte kullana­bilir. Yükleme, ölçüyle yapılıyorsa buğday, buğdayın benzeri, arpa ise, ondan iyidir. Üçüncüsü, zaman bakımından kayıtlı, faydalanma bakımından ise mutlak olandır. Dördüncüsü, bunun tersine olandır. Bu iki durumda ariy*yı alan. belirtilenin dışına çıkamaz. Şöyle ki: Bir kimse, bir şey belirtmek-sizin bir binek hayvanı iğreti alırsa onu kendisi, yükleyebileceği gi­bi aynı maksatla başkasına da iğreti verebilir. Çünkü yükleme fark­lı olmaz. Aynı zamanda kendisi binebildiği gibi, binmeler farklı da olsa başkasını da bindirebilir. Çünkü hayvandan nasıl faydalanıla­cağı belirtilmediğinden onu alan, bunu belirtebilir Nitekim kendi bin­mesi hâlinde başkasını bindiremez. Çünkü bu durumda onun binme­si kesinleşmiştir. Başkasını bindirmesi hâlinde de, kendisi binemez. Binerse zamin olur. Çünkü bu durumda da başkasını bindirmek ke­sinleşmiştir. (Ariye para veya ölçülen, tartılan ya da sayılan bir mal olduğu zaman ödünç hükmündedir.) Çünkü ariye vermek, menfaatleri baş­kasına temlik etmektir. Adı geçen mallardan ise ancak onlan tüke­terek faydalanılabildiğinden bu, zorunlu olarak malın kendisinin tem­likini gerektirir. Bu ise, malı ya hibe etmek veya ödünç vermekle gerçekleşir. Bu arada bu ikisinden ariyeye en yakın olan Ödünç sa­bit olur. Veya ariye, maldan faydalanmayı ve malın kendisini geri vermeyi gerektirdiğinden benzerinin geri verilmesi, asıl yerinde ka­bul edilmiştir.

Demişlerdir ki: Ariye mutlak olarak alınmışsa durum böyledir. Ariyenin ne maksatla kullanılacağı belirtilmişse, örneğin : Bir kim­se, dirhemleri teraziyi düzeltmek veya dükkânı onlarla süslemek için almışsa bu, ödünç olmaz ve alan, onlardan ancak belirtilen şekilde faydalanır. Böylece bu, bir kimsenin, süs için bâzı kaplar veya ku­şanmak için işlemeli bir kılıç ariye alması gibi olur. (Bir kimsenin, İçinde bina yapmak veya ağaç dikmek üzere bir yeri ariye alması caizdir. Bu durumda yer sahibi, onu geri isteyerek ariyeyi alana binayı ve ağaçlan söktürebilir.) Geri isteyebilmesinin sebebini daha Önce açıkladık. Bu tür ariyenin caiz olmasının sebe­bi ise, bina ve ağaçlann kirayla olduğu gibi ariye olarak da elde edilebilen belirli menfaatler olmalandır. Yer sahibinin bunu isteme­si sahih olunca da ariyeyi alan, onu verenin toprağını işgal etmiş olacağından boşaltmakla yükümlü kılınır. Sonra, ariyeyi veren, za­man belirtmemişse zamin olmaz Çünkü ariyeyi veren, onu alandan belli bir vakit için söz almadığından mutlak akde dayanmış ve do­layısıyla ariyeyi alanca aldatılmamış, belki kendi kendini aldatmış­tır. Şayet ariyeyi veren, ariye için süre koymuşsa açıkladığımız ne­denle onu süre bitiminden önce istemesi sahihtir. Ancak bu, verilen sözde durmamaya yol açtığı için mekruhtur. (Bu durumda, ariyeyi veren, binada ve ağaçlarda çökmeyle mey­dana gelen noksanlığı öder.) Çünkü verdiği sözde durmakla ariye alanı aldatmıştır. Oysa asılolan verilen sözün yerine getirilmesidir. Ariyeyi alan, zarardan kurtulmak için meydana gelen noksanı ariye sahibinden ister. K u d û r İ, Muhtasar'da böyle demiştir. El-Hâ-kim eş-Şehîd ise: Yer sahibi, bina ile ağaçların bedelini ariye ala­na öder ve bunlar, kendisinin olur. Ancak ariye alan, isterse, bina­yı ve ağaçlan yerinden kaldırır ve bedellerini yer sahibinden tazmin etmeyebilir. Çünkü bunlar, onun mülküdür. Demişlerdir ki! Sökme, yere zarar veriyorsa sahibi muhayyerdir. Çünkü o, aslın, ariye alan ise, ürünün sahibidir, öncelik ise, aslın sahibine tanınır. Şayet bu kimse, ekmek üzere toprağı ödünç almışsa süre konul­sun veya konulmasın, ekini kaldırmcaya dek toprak, elinden alınmaz. Çünkü ekinin belli bir bitim tarihi olduğu gibi aynı zamanda topra­ğın bu tarihe kadar elinde bırakılmasıyla ikisinin de hakkına uyul­muş olur. Ağaç dikimi ise, böyle değildir. Çünkü onun belli bir sonu olmadığından toprak sahibini zarara sokmamak için sökülür.

(Ariyeyi geri ver nenin ücreti, onu alana aittir.) Çünkü o, ariyeyi kendi şahsî menfaati için aldığından onu geri vermek zorundadır. Üc­ret ise, geri verme masrafı olduğundan ona aittir. (Kiralanan malı geri vermenin ücreti ise, onu kiralatana aittir.) Çünkü kiracının yap­mak zorunda iş, malı geri vermek değil, alınmaya hazır kılmaktır. Çünkü kiracınm, malı teslim almasından doğan menfaat, gerçek iti­bariyle kiraiatana verildiğinden onu geri vermenin masrafı kendisine ait olmaz. (Gasbedüen malı geri verme ücreti İse, gasbedene aittir.) Çünkü gasbedünin, yapmak zorunda olduğu iş, zarara girmesini ön­lemek için malı sahibine geri vermesidir. Böylece geri verme masrafı ona ait olur. (Bir kimse, ariye aldığı hayvanı malikinin ahırına geri götürdük­ten sonra hayvan telef olursa tazmin edilmez.) Bu, istihsânen böyle­dir. Kıyâsa göre ise tazmin edilir. Çünkü o, hayvanı mâlikine geri vermemiş, onu zayi etmiştir. îstihsâna göre bu kimse, normal teslim­de bulunmuştur. Çünkü âdet olan, ariyelerin, maliklerinin evlerine geri götürülmesidir. Tıpkı ev âletleri gibi. Nitekim mâlike de geri ver­se mâlik, onu bağlandığı yere götürecektir. (Bir kimse, gasbettiği veya emânet aldığı malı sahibinin evine götürür, fakat ona teslim etmezse zâmin olur.) Çünkü gasbedene lâ­zım gelen şey, yaptığını feshetmektir. Bu ise, malın başkasına değil, ancak mâlikine geri verilmesiyle gerçekleşir. Emânet sahibi ise, onun ne eve ne de aile fertlerinden birine bırakılmasına razı olmaz. Çün­kü buna razı olsaydı onu emanetçiye bırakmazdı. Ariyelerde ise örf geçerlidir. Nitekim ariye, kıymetli taştan bir gerdanlık ise, onu an­cak verene iade eder. Çünkü bunda söylediğimiz örf yoktur. (Bir kimse, ariye aldığı hayvanı işçisiyle geri gönderirse zâmin olmaz.) İşçiden maksat, yıllık veya aylık işçidir. Çünkü ariye, bir emânet olduğundan alan, onu tıpkı emânet gibi, uhdesindeki fertler­den birinin eliyle koruyabilir. Günlük işçi ise böyle değildir. Çünkü o, işverenin uhdesinde değildir.

(Hayvanı, sahibinin işçisiyle göndermesi de böyledir.) Çünkü sa­hibi buna razıdır. Nitekim hayvanın, sahibine verilmesi hâlinde de o, bunu işçisine teslim eder. Kimisi: Bu, hayvanlara bakan işçiye mah­sustur, derken kimisi de : Hem onun için hem de onun dışındaki iş­çiler için durum böyledir, demiştir ki, en sahih olan da budur Çünkü hayvan sahibi, devamlı olmasa bile zaman zaman hayvanı ona da tes­lim etmektedir. (Yabancı biriyle gönderirse zâmin olur.l Bu gösteri­yor ki, ariyeyi alan, onu bilerek başkasına emânet vermeye yetkili değildir. Nitekim bâzı fıkıhçılar, bu görüştedirler. Bâzıları ise : Vere­bilir. Çünkü emânet, ariyeden daha aşağıdır, demişler ve buradaki meseleyi: Süre bittiği için ariye de sona ermiştir, diye yorumlamış­lardır. (Bir kimse, ekilmek üzere başkasına ekilmemiş bir toprak verirse İmam Ebû Hanife'ye göre, toprağı alan, sahibine hitaben : Sen top­rağı bana yedirdin, diye yazar Diğer iki imam ise: Bana ariye ola­rak verdin, diye yazar, demişlerdir.) Çünkü bu ariye, ödünç için ko­nulmuştur. Ariye için konulan tâbiri yazmak ise evlâdır. Tıpkı evi ariye ver­mede olduğu gibi. îmam Ebû Hanife diyor ki: Yedirme lâfzı, ekmeye mahsus olduğundan maksadı daha açık gösterir. Ari­ye verme tâbiri ise, hem ekmeyi hem de bina yapmak gibi başka şey­leri de içine aldığından yedirme lâfzını yazmak evlâdır. Ev ise, böyle değildir. Çünkü o, sâdece oturmak için ariye verilir. Allah (Azze ve Celle), doğruyu en iyi bilendir.[3]

 



[1] Ebû Davûd ile Nesat bu hadisi Ümeyye b. Saffan'dan şu ifade ile nak­letmelerdir :

«Peygamber efendimiz (S.A.V.) Huneyn savaşında.Saffan'dan bir kaç zırh emâ­net olarak istedi. Saftan:

- Yi Muhammed, Sen benden zorla mı istiyorsun? dedi. Peygamber efen­dimiz (A.S.) :

- Hayır, iğreti olarak ve zayi olduğu takdirde değerini vermek kaydı "ilfr istiyorum, buyurdu.»

- Ebû Dâvûd (Alim-satımlar) C. 2 S. 145, el Müstedrek (Ahm-satımlar) C. 2 S. 47, Beyhaki (Ariye bahsi) C. 6 S. 88

[2] Bu hadîs Ebû Humame, Abdullah ibn-i Ömer. Abdullah ibn-i Abbas ve Enes b. Mâlik (R.A.) tarafından rivayet olunmuştur. Ebû Ümame'nin rivaye­tini .Ebû Dâvûd şu şekilde kaydetmiştir:

-Peygamber efendimizden (S.A.V.) «Cenâb-ı Allah (C.C.) her hah sahibinin hakkını vermiştir. Bunun için hiç bir vârise vasiyet yapılamaz... tçreti olarak alı­nan şey geri verilir. İğreti olarak alınan süt hayvanı da sahibine çeri verilir» di­ye buyurduğunu işittim.» Ebü Dâvûd (Alım-satımlar) C. 2 S. 146, Tirmizi'CAIım-satımlar) C. 1 S. 164 Beyhaki'nin bu konuda kaydettiği bir hadîs de şu şekildedir : «Bir takım kimseler, ellerinde müşriklerden ibreti olarak aldıkları bîr takım emânetler bulunduğu halde müslüman oldular. Ve :  «Müslüman olduğumuz için, müşriklerden aldığımız bu emânetleri müşrik olan sahiplerine geri Termeyiz» de­diler. Peygamber efndimiz (S.A.V.) bunu duyunca:   «Müslüman  olmanız sizin ol­mayan birseyi size helâl kılmaz. İğreti olarak alınan şey sahibine geri verilir» bu­yurdu. Bunun üzerine onlar da ellerindeki emânetleri sahiplerine geri verdiler. Beyhakİ C. 6 S. 88

[3] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 3/377-383.