Fikih - 2. Sayfa - 011Cenaze
3.1. Hastalık Ve Tedavi Konusunda Sünnet Olan Usûl
3.2. Hastalık Zamanında Sabretmek
3.4. Hastaya Sıhhatli İken Yaptıklarının Sevabı Yazılır
3.53. Kadınların Erkekleri Ziyaret Etmesi
3.5.4. Müsiümanın Kâfiri Ziyaret Etmesi
3.5.5. Gözü Ağrıyan Kimseyi Ziyaret Etmek
3.6.2. Kâfir Doktora Muayene Olmak
3.63, Kadın Doktora Muayene Olmanın Caiz Olduğu
3.6.4. Rukye ve Dua ile Tedavi
3.6.4.1. Rukye Konusunda Varid Olan Bir Kaç Dua
3.6.4.2. Nazarlık (Temime) ve Muskanın Yasaklanması
3.6.4.3. Kitab ve Sünnet'te Varid Olan Duaları Takmak Caiz midir?
3.6.5. Bulaşıcı Hastanın Sıhhatliler Arasında Oturmasının Yasak Edilmesi
3.6.6. Tâûn Olan Yerden Çıkmanın veya O Yere Girmenin Yasaklanması
3.7. Ölümü Hatırlamanın Ve Amel Yaparak Ölüme Hazırlanmanın Müstehab Olduğu
3.8. Ölmeyi İstemenin Mekruh Olduğu
3.9. İyi Amellerle Geçen Uzun Ömrün Fazileti
Ölümden Önce Salih Amel, İmanlı Gitmeye İşarettir
3.10. Allah'a Hüsnü Zann Beslemenin Müstehab Olduğu
3.11. Ölmekte Olan Kişinin Yanında Bulunanın ' Dua Ve Zikir Etmesinin Müstehab Olduğu
3.12. Ölüm Esnasında Uyulması Gereken Sünnetler
3.12.1. Hastaya "Lâilâhe İllallah" Diye Telkinde Bulunmak
3.12.2. Hastayı Sağ Tarafı Üzerine Yatırarak Kıbleye Çevirmek
3.12.4. Öldüğü Zaman Gözlerini Kapatmak
3.12.5. Ölüyü Açılmaktan Korumak ve Değişen Şeklini Gözlerden Uzak Tutmak için Örtmek
3.12.6. Ölüm Gerçekleşir Gerçekleşmez Cenazeyi Hazırlamaya Başlamak
3.12.7. Ölünün Borcunun Ödenmesi
3.12.8. Ölüm Esnasında "İnnâ Lillahi ve İnnâ İleyhi Râciûn" Demek
3.12.9. Akraba Ve Dostlarına Ölümünü Bildirmek
3.13.1. Bağırıp Çağırarak Ölüye Ağlamak
3.13.2. Ölü Arkasından Yas Tutmak
3.133. Ölenin Ailesine Yemek Hazırlamanın Müstehab Olduğu
3.14. Ölmeden Önce Kefen Ve Kabrî Hazırlamanın Caiz Olduğu
3.15. Mekke Ve Medine'de Ölmeyi İstemenin Müstehab Olduğu
3.17. Çocuğu Ölen Kimsenin Sevabı
3.20.1.1. Yıkanması Vacib Olan ve Olmayan Kimse
3.20.1.2. Ölünün Bir Kısmını Yıkamak
3.20.1.4. Yıkanıp Üzerine Namaz Kılınan Şehitler
3.20.1.7. Su Bulunmadığında Ölüye Teyemmüm Vermek
3.20.1.8. Karı Kocadan Birinin Diğerini Yıkaması
3.20.1.9. Kadının Çocuğu Yıkaması
3.20.2.2. Kefen'de Müstehab Olanlar
3.20.2.3. İhramdayken Ölenin Kefenlenmesi
3.20.2.4. Kefende Aşın Gitmenin Mekruhluğu
3.20.2.6. Ölenin Kendi Malından Kefenlenmesi
b- Gücü Yetenin Ayakta Durması
d- Gizlice Fatiha Okumak ve Rasûlüllah'a Salatu Selâm Getirmek
Rasûlüllah'a. Getirilecek Salavât Duası ve Yeri:
3.20.3.5. Cenaze Namazının Kılınış Şekli
3.203.6. Erkek ve Kadın Cenaze tçin imamın Duruşu
3.203.7. Birden Çok Cenaze Namazı Kılmak
3.20.3.8. Üç Saf Yapmanın Müstehab Oluşu ve Safların Düzeltilmesi
3.203.9, Çok Cemaatin Müstehab Oluşu
3.20.3.10. Cenaze Namazına Yetişemeyen
3.20.3.11. Kimlerin Cenaze Namazı Kılınır, Kimlerin Kılınmaz?
3.203.12. Düşük Üzerine Namaz Kılmak
3.20.3.14. Harp Meydanında Yaralanıp, Biraz Daha Yaşayan Kimsenin Durumu
3.20.3.15. Hadden Öldürülenlerin Namazı
3.203.16. Ganimet Malını Çalan, Kendini Öldüren ve Diğer Asilerin Cenaze Namazını Kılmak
3.20.3.7. Kâfir Üzerine Namaz Kılmak
3.20.3.18. Kabir Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
3.203.19. Gâib Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
3.203.20. Mescidde Ölüye Namaz Kılmak
3.203.21. Kabirlerin Arasında Cenaze Namazı Kılmak
3.203.22. Kadınların Cenaze Namazı Kılmasının Caiz Oluşu
3.203.23. Ölünün Namazını Kıldırmaya En Layık Olan
3.20.3.24. Cenazeyi Taşımak ve Cenaze İle Yürümek
3.203.26. Cenazede Mekruh Olan Şeyler
1- Zikir, Kıracı ve Diğer Şeylerde Sesi Yükseltmek
3- Cenaze Yere Konmadan Takip Edenlerin Oturması
4- Cenaze Geçtiği Zaman Ayağa Kalkmak
5- Kadınların Cenazenin Arkasından Gitmeleri Mekruhtur.
3.203.27. Günah işlememek için Cenazeyi Terketmek
3.20.4.2. Güneş Doğarken, Tepede iken ve Batarken Ölü Defnetmek
3.20.43. Kabri Derin Yapmanın Miistehab Oluşu
3.20.4.4. Lalıid Yapmanın, Kabri Yarmaktan (Şak) Faziletli Olduğu
3.20.4.5. Ölüyü Kabre Koymanın Şekli
3.20.4.6.Ölüyü Kabre Koyarken Kıbleye Çevirmenin, Ona Dua Etmenin ve Kefeninin Bağlarını Çözmenin
3.20.4.7. Kabre Elbise Koymanın Mekruh Olduğu
3.20.4.8. Kabre Üç Defa Toprak Serpmenin Müstehab Olduğu
3.20.4.9. Defin Bittikten Sonra Ölüye Dua Yapmanın Müstehab Olduğu
3.20.4.10. Definden Sonra Telkin Vermenin Hükmü
3.21. Kabirle İlgîlî Meseleler
3.21.1. Kabirlerin Yapılmasında Sünnet Olan Şekil
3.21.2. Kabri Tümsek Yapmak ve Düzlemek
3.213. Kabri Bir işaretle Belli Etmek
3.21.4. Kabirlerde Ayakkabıları Çıkarmak
3.21.5. Kabirleri Örtmenin NehyediIdiği
3.21.6. Kabrin Yanında Kurban Kesmenin Mekruh Olduğu
3.21.7. Kabir Üzerine Oturmak, Dayanmak ve Yürümekten Nehiy
3.21.8. Kabri Kireçlemek ve Üzerine Yazı Yazmaktan Nehiy
3.21.9. Bir Kabre Birden Çok Kişiyi Defnetmek
3.21.11. Kabrin Üzerine Hurma Dalı Koymak
3.21.12. Karnında Canlı Çocuk Varken Ölen Kadın
3.21.13. Müslümandan Hamile Kalan Ehli Kilab Bir Kadın, öldüğü Zaman Ayrı Bir Kabre Defn Edilir
3.21.14. Ölüyü Kabire Gömmenin Fazileti
3.21.15. Ölülere Sövmekten Nehiy
3.21.16. Kabirde Kur'an Okumak
3.21.18. Ölüyü Başka Yere Nakletmek
3.22. Ta'zîye (Baş Sağlığı Dileme)
3.24. Ölüye Fayda Veren Ameller
3.24.1. Ölü İçin Duâ ve istiğfar Etmek
3.24.8. Ölü Îçin Verilen Hediyenin En Faziletlisi
3.24.9. Yapılan Amellerin Sevabını Rasülüllah Sallallahuu Aleyhi ve Sellem'e Hediye Etmek
3.25. Müslümanların Çocukları İle Müşriklerin Çocukları
3. BÖLÜM
CENAZELER BAHSİ
3.1. Hastalık Ve Tedavi Konusunda Sünnet Olan Usûl
Hadisler hastalıkların kötülükleri örtüp, günahları sildiğini açık olarak beyan etmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda zikrediyoruz:
Buharı ve Müslim'in Ebû Hürcyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Allah kimin için hayır diterse onu belâya uğratır." Yine Buharı ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayetlerine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Müstümana isabet eden hiç bir hastalık, keder, üzüntü, eziyet, hatta batan bir diken bile yoktur ki Allah onunla hatalarım örtmesin."
Buharî'nin İbn Mes'üd (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Ibn Mes'ûd şöyle demiştir. "Rasûlüllah'ın yanma girdim. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ağrı içindeydi. "Ya Rasülaîlah, şiddetli ağn duyuyorsun,' dedim. 'Evet, ben sizden iki kimse kadar ağrı duyuyorum' buyurdu. Böyle olması sana iki mükâfat olduğundan mıdır?' dedim. 'Evet, öyledir', buyurdu. 'Herhangi bir nıüslümana bir diken veya daha fazla bir şey isabet etmez ki, ağacın yaprakları döküldüğü gibi Allah onun günahlarım silmesin.'" Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümin yetişmemiş ekin gibidir. Rüzgâr nereden gelirse onu ters çevirir. Kendini doğrultsa bile diğer felaketler onu soldurur. Günahkâr ise pirinç gibidir ki, Allah dilediği zaman onu öldürünceye kadar dimdik ve güçlüdür,"
3.2. Hastalık Zamanında Sabretmek
Hastanın kendisine gelen sıkıntıya sabretmesi gerekir. Kula sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir iyilik verilmemiştir.
Müslim'in Suheyb bin Sinan (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müminin işine hayret edilir. Çünkü onun bütün işleri hayırdır. Müminden başka hiç bir kimse için böyle birşey yoktur. Eğer ona iyilik isabet ederse şükreder, bu onun için hayırlıdır. Eğer ona bir zarar isabet ederse sabreder yine bu onun için hayırlı olur."
Buharî'nin Enes (r.a.)'dcn rivayet ettiği hadisle, Enes (r.a.) demiştir ki: Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle söylediğini işittim: "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: 'Kulumun iki sevgilisini (yani iki gözünü) alarak onu imtihan ettiğimde sabrederse o ikisine karşılık olarak ona cenneti veririm."
Buharı ve Müslim'in 'Atâ bin Ebî Rebâh (r.a.)'dan, onun da İbn Ab-bas (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre: "Rasûiüllah, bana: 'Cennet ehlinden bir kadını sana göstereyim mi", deyince, ben de 'evet', dedim. Rasûlüllah-sallallahuu aleyhi ve sellcm: 'işte bu siyah kadın,' buyurdu. Kadın Nebi alcyhisselam'a gelerek; "Ben saralıyım. Saram mumca vücûdum açılıyor. Benim için Allah'a dua el," dedi. Rasûiüllah sallallahu aleyhi ve sellem kadına; "istersen sabret, sana cennet verilsin; istersen dua edeyim, Allah seni iyileştirsin," deyince kadın; "sabrediyorum," dedi. Sonra; "benim vücudum açılıyor, Allah'a dua et de açılmayayım." dedi. Nebî aleyhisselâm da onun için dua etti."
33. Hastanın Yakınması
Hastanın, doktora veya arkadaşına, sabırsızlık göstermek ve kızmak şeklinde değilse duyduğu acıyı ve hastalığı yakınması caizdir. Daha önce Rasûlüllah sallatlahu aleyhi ve sellem'in hadisinde, "Ben sizden iki kişinin duyduğu acı kadar acı duyuyorum" dediği geçmişti. Âişe (r.a.), hastalığından dolayı, Rasûlüllah'a "vay başım," diyerek yakınmıştı. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem de ona "bilakis benimki, vay başım," buyurdu. Abdullah bin Zübeyr, (r.a.) ağrısı olan Esma'ya "durumun nasıl?" diye sorunca "ağrım var" dedi. Hastanın, hastalığını söylemeden önce Allah'a hamdetmesi gerekir, İbni Mes'ûd demiştir ki; "Şükür, yakınmadan önce olursa kişi yakınmış olmaz." Bu durumdaki yakınma meşrudur.
Kur'an-ı Kerîm'de geçtiği üzere Yakub peygamber şöyle demiştir: "Şüphesiz hüzün ve kederimi ancak Allah'a şikâyet ediyorum."[1] Rasûllüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Allah'ım, kuvvetimin zayıflığını sana şikâyet ediyorum" demiştir.
3.4. Hastaya Sıhhatli İken Yaptıklarının Sevabı Yazılır
Buharî'nin, Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Kul hasta olduğunda veya sefere çıktığında, mukim ve sıhhatli iken yaptığı âmelin aynısı kendisine yazılır."
3.5. Hastayı Ziyaret Etmek
Müslüman hastanın hakkını Ödemek ve kendisine nezakette bulunmak için ziyaret edilip halinin sorulması islâm'ın adabmdandır.
îbni Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Hastayı ilk gün ziyaret etmek sünnet, daha sonrakiler nafiledir," Buharî'nin Ebû Mûsâ el-Eşarî (r.a.)'den rivayet etliğine göre Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Açları doyurun, hastaları ziyaret edin, esirleri serbest bırakın." Buharı ve Müslim'in rivayetine göre Rasûiüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır." "Onlar nedir ya Rasûlallah?" diye sorulunca, şöyle buyurdu: "Karşılaştığında ona selâm ver, davet etliği zaman icabet et, nasihat istediği zaman ona Öğüt ver, aksırdığı zaman Allah'a hamd ederse ona rahmet dile, hastalandığı zaman ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun."
3.5.1. Fazileti
İbn Mâce'nin Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, semâdan bir münâdi şöyle nida eder: 'İyi ettin, yürümen ne güzel oldu, cennetle bir menzil kazandın."
Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ kıyamet günü şöyle buyuracak: "Ey adem oğlu, hastalandım, beni ziyaret etmedin." Kul: "Ya Rabbi, nasıl seni ziyaret ederdim, sen Alemlerin Rabbi'sin." Allah Teâlâ şöyle buyuracak: "Falanca kulum hastalandı, onu ziyaret et-seydin, beni onun yanında bulurdun." "Ey ademoğlu, senden yiyecek istedim, beni doyurmadın." Kul: "Ya Rabbi, nasıl seni doyururdum, sen Alemlerin Rabbi'sin." Allah Teâlâ şöyle buyuracak: "Bilmedin mi falanca kulum senden yiyecek isledi de onu doyurmadın; onu doyursaydın, o yemeği benim yanımda bulurdun." "Ey adem oğlu, senden su istedim de bana su vermedin." Kul: "Ya Rabbi sana nasıl su verirdim, sen Âlemlerin Rabbi'sin." Allah Azze ve Celle şöyle buyuracak: "Kulum senden su isledi, ona su vermedin. Bilmedin mi ki, ona su verseydin, o suyu benim yanımda bulurdun? "
Sevban (r.a.)'dan rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Müslüman, müslüman kardeşini ziyaret ettiği müddetçe dönünceye kadar cennet bahçelerinde olmaya devam eder." "Cennet bahçesi nedir, ya Rasûlallah?" diye sorulunca; "oradaki meyvelerdir." diye cevap verdi.
Ali (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Sabahleyin, bir müslümanı ziyaret eden müslümana, akşam oluncaya kadar yetmişbin melek rahmet okur. Yatsı vakti ziyaret eden müslümana sabahlayıncaya kadar yetmişbin melek rahmet okur ve o kimse için cennette bir yığın meyve olur." (Hadisi, Tirmizî rivayet ederek, "hasendir" demiştir.)
3.5.2. Ziyaretin Adabı
Ziyaretçinin ziyaret esnasında hastaya şifâ ve afiyet dilemesi sabır ve tahammül tavsiye etmesi, hastanın nefsine hoş gelecek, ruhunu takviye edecek sözler söylemesi müstehabdır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'den rivayet olunduğuna göre; şöyle buyurmuştur: "Hastanın yanına girdiğiniz zaman, onu, ömrü hususunda ümitlendirin. Şüphesiz bu hiç bir şeyi geri çevirmez, fakat hastanın nefsine hoş gelir." Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ziyaret ettiği kimsenin yanma girdiği zaman, "bir şeyin yok, inşallah iyi olursun," derdi. Ziyaretin, hastaya ağır gelmeyecek şekilde mümkün olduğu kadar kısa ve hafif olması müstehabdır. Ancak hasta kalmasını isterse o başka.
3.53. Kadınların Erkekleri Ziyaret Etmesi
Buharî, "Kadınların Erkekleri Ziyaret Etmesi" başlığı altında şöyle demiştir:
Ümmü Derdâ, (r.a.) ensardan mescid ehli bir adamı ziyaret etmiştir. Aişe (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah Medine'ye geldiği zaman, Ebû Bekir ve Bilâl rahatsızlandı. Yanlarına girdim; "ey baba nasılsın?" ve Bilâl'e "ey Bilâl sen de nasılsın?" dedim. "Âişe (r.a.) devamla demiştir ki: "Ebu Bekir hastalandığı zaman şöyle dedi: "Herkes ailesinin arasında sabahlamaktadır. Ölüm ise kişiye ayakkabısının bağından daha yakındır." Bilâl ise; hastalıktan ayılınca şöyle dedi: "Ah keşke olsaydı. Acaba günlük ihtiyacım ve silâhım yanımda olduğu halde bir vadide bir gece geçirir miyim? Yanımda küçük çocuklar ve bir keçi olduğu halde Mekke'deki Micinneh sularına bir gün gelir miyim?" Âişc şöyle demiştir: "Rasûlüllah'a gelip durumu haber verdim. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Allahım, Mekke'yi bize sevdirdiğin gibi, (onun gibi, veya) ondan daha fazla Medine'yi de bize sevdir. Allah'ım Medine'yi de iyileştir. Onun müd'düne sa'ına bereket ver. Ateşli hastalığını gider. Bu hastalığı Cuhfe'ye naklet", diye dua etmiştir.
3.5.4. Müsiümanın Kâfiri Ziyaret Etmesi
Müslümanm kâfiri ziyaret etmesinde bir beis yoktur. Buharî, "Müşrikleri Ziyaret Etmek" başlığı altında şöyle demiştir:
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Yahudilerden bir çocuk Nebî aleyhisselâm'a hizmet ederdi. Hastalanınca Nebî aleyhisselâm onu ziyarete geldi. Ona; "müslüman ol" dedi. Müslüman oldu. Sa'îd bin Mü-seyyeb'in babasından rivayet ettiğine göre; Ebû Talib Ölüm döşeğinde iken, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, onun yanına gelmiştir.
3.5.5. Gözü Ağrıyan Kimseyi Ziyaret Etmek
Ebû Davud'un Zeyd bin Erkam (r.a.)'dan rivayet, ettiğine göre, Zeyd şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, gözlerimdeki bir ağrıdan dolayı beni ziyaret etti."
3.5.6. Hastadan Duâ İstemek
İbn Mâce'nin Ömer (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre: Ömer demiştir ki, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hastanın yanına girdiğin zaman ona senin için dua etmesini söyle. Çünkü hastanın duası meleklerin duası gibidir." (Hadisin senedi sahih, ricaii sikâ'dandır. Ancak hadis, münkati'dir, denmiştir.)
3.6. Tedavi
Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem pek çok hadisinde tedaviyi emretmiştir:
Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin rivayet ettiği ve Tirmizî'nin Üsâme bin Serik'ten sahih saydığı hadise göre Üsâme (r.a.) Şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm yanına geldim. Ashabının sanki başlarında kuş varmış gibi pür dikkat durduklarım gördüm. Selâm verip oturdum. Oradan buradan Araplar geldi. 'Ya Rasûlallah, tedavi olalım mı?' dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve seîlcm şöyle buyurdu: "Tedavi olunuz, şüphesiz Allah’u Teâlâ'nın, bir hastalıkları başka devasını vermediği hiçbir hastalık yoktur; o da ihtiyarlıktır."
Ncsâî, İbn Mâce ve Hâkim'in İbn Mcs'ûd (r.a.)'dan rivayet ettiği ve Hâkim'in sahih saydığı hadise göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ şifasını vermediği hiç bir hastalık vermemiştir. Öyleyse tedavi olunuz."
Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayet etliğine göre, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Her hastalık için bir tedavi vardır. Eğer ilaç hastalığa isabet ederse Allah'ın izniyle iyi olur."
3.6.1. Haram İle Tedavi Olmak
Cumhur ulema içki ve diğer haramlarla tedavi olmanın haram olduğu görüşüne vararak aşağıdaki hadisleri deliî getirmişlerdir:
Müslim, Ebû Dâvud ve Tirmizî'nin Vâil bin Hucr el-Hadrami (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Târik bin Süveyd, (r.a.) Nebî aleyhisselâm'a İlaç için yaptığı içkinin hükmünü sordu. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "o bir ilâç değil bilakis hastalıktır," buyurdu. Hadis içki ile tedavi olmanın haram olduğunu ifade etmekte ve hastalık olduğunu haber vermektedir.
Beyhakî'nin Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayet ettiği, İbn Hibbân'ın sahihlediği hadiste Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah şifanızı haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır." (Hadisi Buharı ve ibn Mes'ûd'dan rivayeten zikretmektedir.)
Ebû Davud'un Ebû Derda (r.a.)'dan rivayetine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah Teâlâ hastalığı ve ilacı yaratmıştır. Her hastalık için bir deva kılmıştır. Öyleyse tedavi olunuz. Fakat haramla tedavi olmayınız." Bu hadisin senedinde ismail bin Ayyaş vardır. Bu zat Şamlı âlimlere göre sikadan olup, Hicaz âlimlerine göre ise zayıftır.)
Müslim, Ahmed, Tirmizî ve ibn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Ebû Hüreyre (r.a.) demiştir ki; "Rasûlüllah pis ilaçlarla, yani zehirle tedavi olmaktan nehyetmiştir." Görünmeyecek kadar az olan birkaç damla ve sarhoş etmeyen müstakirâtın ilaçlara karıştırılıp bir terkip yapılması haram olmayıp elbiseye az bir ipeğin karışması gibidir. Bu görüş Menâr'da ifade edilmektedir.
3.6.2. Kâfir Doktora Muayene Olmak
İbn Müflih'e ait Adâb-ı Şer'iyye kitabında geçtiğine göre Şeyh Takiyyuddin şöyle demiştir: "Yahudi ve hıristiyanlardan tıp konusunda bilgisi olan ve insanlarca güvenilir kimselere mal emanet etmek ve muamele etmek caiz olduğu gibi tedavi olmak da caizdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Kitap ehlinin arasında, kanlarla emanet bıraksan onu sana Ödeyen ve bir lira emanet etsen tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. "[2]
Sahih'te geçtiğine göre, Nebi aleyhisselâm, hicret ederken müşrik bir adamı yol gösterici ve çöl rehberi olarak kiralamış, canını ve malını ona emanet etmiştir. Huzâ'a kabilesinin müslümam olsun, kâfiri olsun, hepsi Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in gözlemcileri idiler. Rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselâm kâfir olan Haris bin Kelde'nin doktorluk yapmasını emretti. Müslüman bir doktora muayene olmak mümkün olduğu zaman, ona emanet bırakmak ve muamele çimek mümkün olduğu durum gibidir ki, müslüman doktora dönmesi gerekmez. Ehli kitaba güvenmeye mecbur olmak ve onların tedavisine girmekte bunun gibi caizdir. Çünkü bu husus, haram kılınan yahudi ve hıristiyanların velayetine girmek değildir. Onlara iyi bir şekilde davranmakta güzeldir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin."[3]
Ebû Hattab, Hudeybiye sulhu hakkında, Rasûlüllah'ın, Hûzâ'a kabilesinden onlara gözlemci göndermesi ve haberini kabul etmesi hadisini açıklarken demiştir ki: "Bu olayda kâfir tabibîn hastalık ve ilaç konusunda verdiği haberlerin, bu hususlarda itham edilmemiş olması şartıyla kabul edilmesinin caiz olduğuna delil vardır."
3.63, Kadın Doktora Muayene Olmanın Caiz Olduğu
Zaruret halinde erkeklerin kadınları, kadınların erkekleri tedavi etmeleri caizdir. Buharı, "Erkek Kadını, Kadın Erkeği Tedavi Edebilir mi?" başlığı altında şöyle demiştir: "Rubeyyi' binli Muavviz bin Afra (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah ile beraber gaza yaparken biz askerlere su taşır, onlara hizmet eder, ölü ve yaralıları Medine'ye taşırdık." Hafız 'Fetih' kitabında demiştir ki; "Zaruret halinde mahremlerin birbirini tedavisi caizdir. Bu tedavi, bakmak, elle dokunmak ve diğer durumlarda ancak zaruret miktarınca takdir olunur." İbn Müflih'in Âdâb-ı Şer'iyye kitabında dediğine göre; bir kadın hastalandığı zaman, erkekten başka doktor bulunmazsa, İhtiyacın gerektirdiği şekilde, hatta organına varıncaya kadar bakıp tedavi etmesi caizdir. Erkek doktorun, erkek hasta için de durumu aynıdır." İbn Hamdan şöyle demiştir: "Eğer erkekleri kadından başka muayene edecek kimse yoksa, ihtiyacın gerektirdiği şekilde ona bakması caizdir." Kâdî ise şöyle demiştir: "İhtiyaç halinde erkek doktorun kadının avret yerine bakması caiz olduğu gibi, kadın doktorun da erkeğin avret yerine bakması caizdir."
3.6.4. Rukye ve Dua ile Tedavi
Rukye[4] ve dualarla, Allah'ın zikrini içine aldığı takdirde tedavi olmak meşrudur. Duaların Arapça lafızla, manası anlaşılır şekilde olması gerekir. Çünkü manası anlaşılmayanların şirkten uzak olduğuna güvcnile-mçz. Avf bin Malik'ıen rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Cahiliyet döneminde rukye yapardık. Rasûlüllah'a 'bu konuda ne buyurursun?' diye sorduk. Rasûlüiiah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rukye'nizi bana arzedin. Şirk olmadıkça rukye yapmakta bir beis yoktur." (Hadisi Müslim ve'Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Rebî' şöyle demiştir: "Şafiî'ye rukye hakkında sordum; "Allah'ın kitabıyla ve Allah'ın zikrinden bilinenlerle rukye yaparlarsa olur," dedi.
3.6.4.1. Rukye Konusunda Varid Olan Bir Kaç Dua
Buharı ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselâm, hanımlarından birine dua için, sağ eliyle hasta olan yerini mesh ederek şöyle derdi:
"Allah'ım, Sen insanların Rabbisin, hastalığı gider. Şifa veren sensin; senden başka şifa verecek yoktur. Hiç bir hastalık bırakmayan bir şifa ver."
Müslim'in, Osman bin Ebi'l-Âs (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Osman (r.a.) vücudundaki demir parçasından duyduğu ağrıyı Rasûlüllah'a şikâyet etti. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ona; 'elini vücudundaki ağrıyan yere koy, "Bismillah" deve yedi kere:
"Duyduğum ve korktuğum ağrının şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum," de.' Osman diyor ki: "Bu duayı defalarca okudum. Allah benden ağrımı giderdi. Aileme ve diğerlerine böyle yapmalarını tavsiye ediyorum."
Tirmizî'nin, Muhammed bin Sâlim'den rivayet ettiğine göre Muhammed bin Salim demiştir ki: "Sabit el Benânî bana şöyle demiştir: "Ey Muhammed bin Salim, şikâyet ettiğin zaman, şikâyet ettiğin yere elini koy, sonra:
"Bismillâhi, duyduğum bu ağrının şerrinden Allah'ın izzetine sığınırım," de. Sonra elini kaldır, sonra tekrar koy ve tek olarak bu harekeli yap. Çünkü Enes bin Malik (r.a.) bunu, Rasûlüllah'ın kendisine öğrettiğini bize haber vermiştir."
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Kim eceli gelmeyen bir hastayı ziyaret eder ve yanında yedi kere:
"Arşın sahibi olan büyük Allah'tan senin iyileşmeni istiyorum," derse o hastaya Allah afiyet verir." (Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin hasen olduğunu, Hâkim ise Buhari'nin şartına göre sahih olduğunu söylemişlerdir.)
Buhari'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisseîâm Hasan ve Hüseyin için dua ederek şöyle derdi:
"Sizin için her türlü şeytan ve zehirli haşarattan ve her türlü kötü gözden Allah'ın kelimelerine sığınıyorum." Sonra dedi ki: "Çünkü Atamız İbrahim aleyhisselâm da ismail ve İshak için bu kelimelerle Allah'a sığınırdı."
Müslim'in Sa'd bin Ebî Vakkas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem onu hastayken ziyaret edip, "Allah'ım Sa'd'a şifa ver" diye üç kere söylemiştir.
3.6.4.2. Nazarlık (Temime) ve Muskanın Yasaklanması
Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem nazarlık takmaktan nehyetmiştir.
Ukbc bin Amir (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem şöyle buyurdu: "Kim nazarlık takarsa Allah onun işini tamamlamasın. Kim muska takarsa Allah onu iyileştirmesin" (Hadisi Ahmed ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim; 'hadisin İsnadı sahihtir,' demiştir.)
(Temime: Arapların çocukların boyunlarına taktıkları boncuktur, onunla, inançlarına göre göz şerrinden korunurlardı, islâm bunu kaldırmış ve yasaklamıştır. Rasûlüİİah sallallahuu aleyhi ve scllem boncuk takanlara, belâyı defetmeye niyet ettikleri için "Allah tamamlamasın." diye beddua etmiştir.)
İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayeten; İbn Mes'ûd (r.a.), boynunda asılı bir şey bulunan karısının yanma girdi; onu çekti ve kopardı. Sonra şöyle dedi: "Allah'a andolsun ki; İbn Mes'ûd'un ailesi Allah'ın indirmediği bir şeye Allah'ı şirk koşmaktan kurluluverdi. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmişimdir.: "Rukî, temime ve livele şirkti." "Yâ Ebâ Abdullah, temime ile rukî'yi anladık, üvcle nedir?" diye sordular. Ebû Abdullah (İbn Mes'ûd) şöyle buyurdu: "Kadınların kocaları tarafından sevilmeleri için yaptıkları büyüdür." (Hadisi Hâkim ve tbn Hibbân rivayet etmiş ve sahih içmiştir.)
'lmrân bin Husayn (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem bir adamın kolunda bakırdan bir halka gördü. "Yazık olsun sana; bu nedir?" dedi. Adam: "zayıflıktan dolayı," deyince; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "bu, senin zayıflığını arttırmaktan başka bir şeye yaramaz, onu at. Eğer o üzerinde olduğu halde ölürsen ebedî kurtulamazsın." buyurdu. (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
(Vahine; omuzlarda ve ellerde insanı yakalayan bir damar hastalığıdır. Sadece pazularda olan bir hastalık olduğu da söylenir. Adam bakırdan halkayı koluna takmış acısını geçireceğini sanmıştı. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem bunu nehyetmiş ve bunu temime'den saymıştır.)
Ebû Davud'un Isâ bin Hamza'dan rivayet ettiğine göre; o demiştir ki:
"Abdullah bin Hekim'in yanına girdim; Şarbon hastalığına yakalanmıştı. 'Temime takmaz mısınız?' dedim. 'Bundan Allah'a sığınırız. Rasûlüllah; "Kim temime takarsa şifası o taktığı şeye bırakılır, Allah ona artık şifa vermez," buyurdu," dedi."
3.6.4.3. Kitab ve Sünnet'te Varid Olan Duaları Takmak Caiz midir?
Ömer bin Şuayb'm babasından, onun da dedesi Abdullah hin Amr bin As (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre: Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz uykusunda korktuğu zaman; "Kızmasından, azabından, kulların şerrinden, şeytanın ve hazır olanların hilesinden, Allah'ın tam olan kelimelerine sığınıyorum,' desin. Korktuğu şey ona zarar vermez." Abdullah bin Amr çocuklarından aklı erenlere bu duayı öğretir, küçüklerin ise bir kâğıda yazıp boynuna asardı. (Hadisi, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin hasen garip olduğunu, Hâkim ise isnadının sahih olduğunu söylemiştir.) Aişc (r.a.), Mâlik, Şafiîlerin çoğu ve bir rivayete göre Ahmed bu görüşü benimsemiştir, İbn Abbas, İbn Mes'ûd, Huzeyfe, Hanefîler, Şafiîlerin bir kısmı ve bir rivayete göre Ahmed; "geçen hadislerde bu konuda genel bir yasak bulunduğundan böyle bir şey asmak caiz olmaz," görüşündedirler.
3.6.5. Bulaşıcı Hastanın Sıhhatliler Arasında Oturmasının Yasak Edilmesi
Bir kimse bulaşıcı bir hastalığa müptela olursa sıhhatliler arasında oturmasının ve onlarla haşır neşir olmasının yasak edilmesi caizdir. Nebi aleyhisselâm; "Hastayı sıhhatlinin yanına getirmeyin" demiştir. "Bulaşma ve uğursuzluk yoktur," sözüne rağmen hasta deve sahiplerinin sağlam deve sahiplerinin yanına getirilmesini de nehyetmiştir. Yine Nebi aleyhisselâm'dan rivayet olunduğuna göre; cüzzam hastalığına yakalanmış bir adam, biat etmek için geldiğinde, onunla biat etmeyip, onun Medine'ye girmesine dahi izin vermedi.
3.6.6. Tâûn Olan Yerden Çıkmanın veya O Yere Girmenin Yasaklanması
Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, tâûn olan yerden çıkmayı veya oraya girmeyi nehyetmiştir. Çünkü bu yasaklamada, belâya karşı koymak, hastalığı belli bir bölgeye hasretmek ve vebanın yayılmasını önlemek vardır. Bugün buna "Sıhhî Karantina" denmektedir. Bu hadisi
Tirmizî rivayet etmiş, 'hasensahihtir,' demiştir: Nebî aleyhisselâm tâûnu anarak buyurdu ki; "O, Allah'ın Benî israil'den bir tayfaya gönderdiği bir azabın kalınlısıdır. Bulunduğunuz yerde tâûn başlarsa o yerden çıkmayı-nız. Tâûn başlayan yerde değilseniz oraya girmeyiniz."
Buharî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet etliğine göre; Ömer bin Hat-tab (r.a.) Şam'a doğru yolculuğa çıktı. Bisriğ mevkiine gelince ordu komutanları Ebû Ubeyde bin Cerrah ve arkadaşlarıyla karşılaştı. Şam'da vebâ olduğunu Ömer (r.a.)'e haber verdiler. İbn Abbas; "Ömer şöyle dedi" diyor: "ilk muhacirleri bana çağırın." Onları çağırdılar. Ömer (r.a.) onlarla istişare etti. Şam'da vebâ olduğunu onlara haber verdi. İhtilâfa düştüler. Bazıları; "biz bir is için yola çıktık, geri dönmeyi uygun görmeyiz." dediler. Bazıları ise; "Rasûlüllah'ın ashabı ve kalan insanlar seninle beraberdir. Onları vebâ hastalığına atmanı uygun görmeyiz," dediler. Ömer (r.a.); "yanımdan kalkınız, sonra bana ensar'ı çağırınız," dedi. Ensar'ı çağırdılar. Hiçbirisi bu konuda ihtilaf etmedi ve "Geri dönmeyi uygun görürüz. Bu insanları vebanın üzerine salman doğru değildir," dediler. Ömer (r.a.) insanlara seslendi; "Şüphesiz ben geri dönmekteyim"dedi. Onunla beraber geri döndüler. Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun ya Ömer?" dedi. Ömer (r,a.): "Yâ Ebû Ubeyde, keşke başka birisi bunu söyleseydi. Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Eğer senin develerin olsa, onları bir vadiye in-dirsen; o vadide birisi otlak diğeri kumsal iki yer bulunsa ve otu bol olan yerde onları oilatsan, bu Allah'ın kaderiyle değil midir? Yine kumsal yere onları sürsen, bu da Allah'ın kaderiyle değil midir?" Abdurrahman bin Avf (r.a.) bazı ihtiyaçlarım gidermeye gittiği için orada bulunmamaktaydı. Sonra Ömer'in yanma gelerek dedi ki: "Bende bu konuda ilim var. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: 'Bir yerde vebâ olduğunu işittiğiniz zaman oraya girmeyiniz. Vebâ olan bir yerde bulunduğunuz zaman kaçmak için o yerden çıkmayınız?" Râvî İbn Abbas diyor ki; "bu söz üzerine Ömer (r.a.) Allah'a hamd ederek oradan ayrıldı."
3.7. Ölümü Hatırlamanın Ve Amel Yaparak Ölüme Hazırlanmanın Müstehab Olduğu
Allahü Teâlâ ölümü hatırlamayı ve iyi amellerle Ölüme hazırlanmayı teşvik etmiş, bunu hayırlı işlerden saymıştır. İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten; o demiştir ki: "Nebî aleyhisselâm'a on kişinin onuncusu olarak geldim. Ensar'dan bir adam kalkarak, 'Ya Nebiyyellah, insanların en akıllı ve ihtiyatlı olanı kimdir?' dedi. Nebî aleyhisselâm: "Ölümü en çok hatırlayan ve ölüme en çok hazırlıklı olanlar akıllılardır. Dünyanın şerefiyle âhirelin kerametine vardılar." buyurdu. Yine İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten; o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bütün lezzetleri kesen ölümü çok hatırlayın" (Hadîsi Taberânî hasen bir isnatla rivayet etmiştir.) İbn Mes'ûd (r.a.) Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in, "Allah, kimin hidayetini dilerse, onun kalbini islâm'a açar."[5] ayetinin tefsiri hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nur insanın kalbine girdiği zaman kalbi genişler ve açılır." Ashab; "Bu kimse için bilinen bir alâmet var mıdır?" deyince, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem "Ebedî olan âhiret yurdu 'na önem vermesi, gururlanma yeri olan dünya hayalından uzaklaşması ve ölüme kavuşmadan önce ölüme hazırlanmasıdır." (Hadisi İbn Cerîr rivayet etmiştir. Hadisin birbirini kuvvetlendiren mürsel ve muttasıl bir çok yolu vardır.)
3.8. Ölmeyi İstemenin Mekruh Olduğu
Kişinin Ölmeyi istemesi, fakirlik, hastalık, zorluk ve benzeri sebeplerle ölümüne dua etmesi mekruhtur: "Sizden biriniz kendisine gelen bir zarardan dolayı Ölümü istemesin. Eğer Ölümü istemesi gerekiyorsa şöyle desin: "Allah'ım eğer yaşamam benim için hayırlı ise beni yaşat, eğer ölümüm benim için hayırlı ise beni öldür."
Öiümü temenni etmenin yasak olmasındaki hikmet, Ümmü'1-Fazl hadisinden dolayıdır: Nebî aleyhisselâm, amcası Abbas'm yanma girdiğinde Abbas halinden şikayet ediyor ve ölümü temenni ediyordu. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, ona şöyle dedi: "Yâ Abbas, ey Rasûlül-lah'ın amcası, ölümü isteme. Eğer iyi bir kimse isen, iyiliklerine yeni iyik-ler ilâve edersin. Bu senin için hayırlı olur. Eğer kötü bir kimse isen, tev-be-istiğfar edinceye kadar ve azabının kaldırılmasını Isteyinceye kadar kalırsın, bu da senin için hayırlı olur. Ölümü isleme," (Hadisi, Ahmed ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Müslim'in şartına göre sahih olduğunu söylemiştir.)
Eğer dininde fitneye düşeceğinden korkarsa, o zaman kerahatsiz ölümü temenni etmesi caizdir. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in duasından ezberlenene göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Allah'ım, Senden hayırlı işler yapmamı ve kötülükleri terk etmemi ve fakirleri sevmemi, beni bağışlamanı ve bana acımanı istiyorum. Eğer kavmim içinde bir fitne çıkacağını dilemişsen, fitneye bulaşmadan beni öldür. Senden Sen'in sevgini ve Sen'i sevenlerin sevgisini, Senin sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini istiyorum." (Hadisi Tirmizî rivayet, etmiş, 'hasen ve sahihtir," demiştir.) Muvalta'da Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Ömer (r.a.) dua yaparken şöyle demiştir: "Allah'ım yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı. Halkım etrafa yayıldı. Aşırı gitmeden ve zayi olmadan benim ruhumu al."
3.9. İyi Amellerle Geçen Uzun Ömrün Fazileti
Abdurrahman bin Ebî Bekr (r.a.)'den, onun da babasından rivayetine göre: Bir adam "Ya Rasûlallah, insanların hangisi en hayırlıdır?" diye sordu. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllcm; "ömrü uzun, ameli güzel olanıdır," dedi. "insanların hangisi en kötüdür?" diye sorunca; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Ömrü uzun, ameli kötü olandır." buyurdu. (Hadîsi Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî, 'hadis, hasen sahihtir,' demiştir.) Ebû Hurcyre (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlınızı size haber vereyim mi?" "Evet yâ Rasûlallah," dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Sizin en hayırlınız ömrü uzun ve ameli güzel olanınızdır." buyurdu. (Bu hadisi Ahmed ve diğerleri sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Ölümden Önce Salih Amel, İmanlı Gitmeye İşarettir
Ahmed, Tirmizî, Hâkim ve İbn Hibban'ın Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Allah bir kimseye hayır dilerse, ona amel yaptırır." "Nasıl ona amel yaptırır?" diye sordular. Rasûlüllah, "ölmeden önce o kimseyi ameli salih yapmaya muvaffak kılar, sonra o amellere devam ederken ruhunu alır." buyurmuştur.
3.10. Allah'a Hüsnü Zann Beslemenin Müstehab Olduğu
Hastanın, Allah'ın geniş rahmetini hatırlaması, Rabbi'ne karşı iyi zan beslemesi gerekir. Müslim'in Cabir (r.a.)'den rivayetine göre, Cabir (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in ölmeden üç gece önce şöyle buyurduğunu işittim: "Hiç biriniz Allah'a hüsnü zan besleme-
den ölmesin." Bu hadiste Allah'a en güzel hallerden birisi ile kavuşmak için ümidin galip gelmesi ve affın umulmasının müstehab olduğuna delil vardır. Çünkü Allah, Rahman, Rahîm, cömert ve kerîm'dir. Affı ve ummayı sever. Yine bir hadisi şerifle;
"Herkes, hangi amel üzere ölmüşse, yine o amelle dirilir," buyurul-maktadır. İbn Mâce ve Tirmizî'nin Enes (r.a.)'den iyi bir senetle rivayet ettiğine göre, Enes (r.a.), ölüm halinde olan bir gencin yanma uğradı. "Kendini nasıl buluyorsun?" diye sordu Genç; "Allah'dan ümit ediyor ve günahlarımdan dolayı korkuyorum." Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllcm şöyle buyurdu: "Bu durumlarda bir kişinin kalbinde hem ümit hem de korku toplanırsa, Allahü Teâlâ ümit ettiği şeyi verir ve korktuğu şeyden de emin kılar. "
3.11. Ölmekte Olan Kişinin Yanında Bulunanın ' Dua Ve Zikir Etmesinin Müstehab Olduğu
Salih insanların, ölmekte olanın yanında hazır bulunması ve Allah'ı anmaları müstehablır.
Ahmed, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Üm-mü Seleme (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hastanın veya ölünün yanında bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz. Şüphesiz melekler söylediğiniz şeye "amin" derler." Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: "Ebû Seleme öldüğü zaman Nebî aleyhisselam'a gelerek; 'Yâ Rasûlallah, Ebû Seleme öldü,' dedim. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem bana: "Allahım beni ve onu bağışla, ondan sonra bana ve ona güzel bir sonuç ver," diyerek dua et, dedi. Ben de aynı duayı yaptım. Allahu Tcâlâ bana ondan sonra daha hayırlısı olan Rasûlüllah'ı verdi."
Sahih-i Müslim'de Ümmü Seleme (r.a.)'den rivayeten şöyle denmiştir: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, Ebû Seleme'nin yanına girdi. Gözleri açıktı, gözlerini yumarak şöyle buyurdu: "Ruh alındığı zaman gözler onu takip eder." Ailesinden yakınları ağiaştılar. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Sizler kendiniz için hayırdan başka bir şey dilemeyiniz. Şüphesiz melekler söyleyeceğiniz şeye "âmin" derler." buyurdu. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem devamla: "Allahım, Ebû Seleme'yi bağışla, derecesini hidayete ermişler derecesine yükselt ve geri kalanları düzeltmede ona halef ol, beni ve onu bağışla. Ey Âlemlerin Rabbi, onun kabrini genişlet ve kabrini ona nurlu kıl." buyurdu.
3.12. Ölüm Esnasında Uyulması Gereken Sünnetler
Ölüme hazır olan kimsenin yanında aşağıdakilere riayet edilmesi sünnettir:
3.12.1. Hastaya "Lâilâhe İllallah" Diye Telkinde Bulunmak
Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Ebû Sa'îd'il-Hudrî (r.a.)'den rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ölülerinize "Lâ İlâhe illallah" ile telkin veriniz." Ebû Davud'un Muâz bin Cebel (r.a.)'den rivayet ettiği ve Hâkim'in sahih saydığı hadisle Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kimin son sözü "Lâ İlahe illallah" olursa, cennete girer."
Telkin, şahadet lafzını söyleyemediği zaman yapılır. Eğer şahadeti söyleyebilİyorsa, telkin vermenin manası yoktur. Telkin, söz söylemeye kadir ve aklı başında iken hastaya yapılır. Aklı dağınık olan bir kimseye telkin vermek mümkün değildir. Konuşmaktan aciz olan ise kendi içinde şahadeti tekrar eder. Alimler demiştir ki, bu konuda hastaya ısrar edilmemeli, "Lâ İlahe illallah' de" dememelidir. Bu durumda hastanın bıkması ve uygun olmayan bir söz söylemesinden korkulur. Fakat "Lâ İlahe illallah" kelimesi hastanın işiteceği bir şekilde, söyleneni anlayıp o da söylesin diye hastaya sunulur. Eğer şahadeti bir defa söylerse, başka kelam konuşmadığı müddetçe telkin İade edilmez. Eğer başka söz konuşursa, son sözü şehadet olsun diye telkin tekrarlanır. Alimlerin çoğu; "hadisin zahiri manasına göre, ölüm durumundaki hastaya "Lâ İlahe illallah" lâfzını söylemek kâfidir," demişlerdir. Alimlerden bir kısmı ise, iki şahadeti beraberce telkin etmek gerektiği görüşündedir. (Yani Lâ İlahe illallah, Muhammedün Rasûlüllah.) Çünkü hadisteki maksat tevhidi hatırlatmaktır. Tevhid ise ancak bu iki kelime ile olur.
3.12.2. Hastayı Sağ Tarafı Üzerine Yatırarak Kıbleye Çevirmek
Beyhakî ve Hâkim'in Ebû Katade (r.a.)'den rivayet ettiği ve Hâkim'in sahihlediği hadiste Nebi aleyhisselam Medine'ye geldiğinde Berâ' bin Ma'rûr'u sordu. "Öldü ve malının üçte birini sana vasiyet etti. Ölüm anında da kıbleye döndürülmesin! istedi." dediler. Rasûlüllah; "Doğruya isabet etti. Ben malının üçte birini çocuğuna geri verdim." buyurdu. Sonra giderek namazını kıldı. "Allah'ım, onu bağışla, ona merhamet et, onu cennetine koy," buyurdu ve duası kabul olundu.
Hâkim; "hastayı kıbleye döndürmek hususunda bu hadisten başka bir şey bilmiyorum," demiştir. Ahmed'in rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in kızı Falıma (r.a.), ölüm anında kıbleye döndürülmesini ve sağ tarafa yaslanmasını istedi. Rasûlüllah'ın uyuyanın uyumasını istediği şekil bu olduğu gibi ölünün kabire konuluş durumu da budur. Bir rivayete göre Şafiî; "Hastanın sırt üslü yatırılması, ayaklarının kıbleye gelmesi, yüzü kıbleye gelsin diye başının yükseltilmesi gerekir," demiştir. Birinci görüş çoğunluğun kabul elliği görüş olup daha evlâdır.
3.123. Yasin Sûresini Okumak
Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî, Hâkim ve İbn Hibbân'm Ma'kal bin Yesâr'dan rivayet etlikleri, Hâkim ve İbn Hibbân'ın sahihi edikleri hadiste Rcsûlüllah sallallahuu aleyhi ve selîcm şöyle buyurmuştur: "Yasin Kur'ân'ın kalbidir. Her kim Allah'ı ve Ahiret Yurdu'nu isteyerek Yasin okursa Allah onu bağışlar. Ölülerinize Yasin okuyunuz."İbn Hibbân, bu hadise göre; ölüme hazır kimseye okunması gerektiğini, yoksa ölüye okunmayacağını söylemiştir.Ahmed'in Müsned'inde Safvân'dan naklettiği rivayeı bu mânayı kuvvetlendirmektedir. Safvân demiştir ki: "Alimlerimiz; "Yâsîn sûresi, ölmekte olanın yanında okunursa ölüm ona hafifletilir" demişlerdir." Bu görüşü, Müsned-i Firdevs'in sahibi; Ebû Derdâ ve Ebû Zer (r.a.)'c isnad ederek Rasûlüllah'ın; "ölmekte olan bir kimsenin yanında Yâsîn okunursa, Allah onun Ölümünü kolay kılar," buyurduğunu söylemiştir.
3.12.4. Öldüğü Zaman Gözlerini Kapatmak
Müslim'in rivayetine göre Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem Ebû Seleme (r.a.)'m yanma girdiğinde gözleri açıktı. Gözlerini kapadı, sonra "ruh alındığı zaman gözler onu takip eder," buyurdu.
3.12.5. Ölüyü Açılmaktan Korumak ve Değişen Şeklini Gözlerden Uzak Tutmak için Örtmek
Aişe (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem vefat ettiği zaman, üzerinde desen olan bir elbise ile örtülmüştür. (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.) Ölüyü öpmek icmâen caizdir. Rasûlüllah sailAllah aleyhi ve sellem, Osman bin Maz'ûn (r.a.)'ı ölü iken öpmüştür. Ebû Bekir (r.a.), Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem vefat edince, eğildi iki gözü arasından Rasûlüİlah'ı öptü. "Ah Nebi, âh temiz insan," dedi.
3.12.6. Ölüm Gerçekleşir Gerçekleşmez Cenazeyi Hazırlamaya Başlamak
Ölünün velisi, cenazenin bozulmasından korkulduğu için, yıkanmasına, defnine ve namaz kılınmasına acele eder. Ebû Davud'un Husayn bin Vahvah'dan rivayet edip hakkında bir şey söylemediği hadise göre: Talha bin Berâ' hastalandı. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem onu ziyarete gelerek şöyle buyurdu: "Talha'nın öleceğinden başka bir şey sanmıyorum. Durumunu bana bildirin ve acele edin; çünkü müslümanın cesedim ailesi arasında hapsetmek uygun değildir." Ölünün velisinden başka kimsenin gelmesi beklenmez. Bozulmasından korkulmadığı müddetçe velisi beklenebilir. Ahmed ve Tirmizî'nin Alî (r.a.)'dcn rivayet etlikleri hadiste, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Ya Alî, üç şey sonraya bırakılmaz. Vakti gelince namaz, hazırlanan cenaze, dengi bulunan kocasız kadın."
3.12.7. Ölünün Borcunun Ödenmesi
Ahmed, İbn Mâce ve Tirmizî'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadisle Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Müminin canı, ödeninceye kadar borcuna bağlanmıştır." Yani, "müminin kurtuluşuna, helakine veya cennetten uzaklaşmasına hükmedilmez. Ancak borcunu ödeyip ödemediğine bakılır." Öldükten sonra mal bırakan kimsenin malından borcu ödenir. Borcunu ödemeye niyetli olduğu halde ölürse ve malı da bulunmazsa Allahu Tcâlâ indinde onun borcunu ödeyeceği sabit olmuştur. Yine bunun gibi bir kimse ölüp de geride mal bırakırsa, ödemeyi istediği halde varisleri malından ödemezlerse; Bubârî'nin Ebû Hüreyre (r.a.) hadisinden rivayet etliğine göre Nebî aleyhisselam bu kimseler için şöyle buyurmuştur: "Her kim insanların malını ödemek isteyerek alırsa, Allah onun borcunu öder. Her kim ödememek niyetiyle mal alırsa, Allah onu telef eder." Ahmed, Ebû Nuaym, Bezzâr ve Taberânî'nin rivayetlerine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Borç sahibi kıyamet günü Allah'ın huzurunda duruncaya kadar çağırılır. Allah şöyle buyurur: "Ey Adem oğlu, bu borcu neden aldın? Neden insanların hakkını zayi ettin?" Borçlu; "Yâ Rabbi, sen bilirsin ki ben o borcu aldım; yemedim, içmedim ve zayi etmedim. Fakat yangın, hırsızlık ve zarar sebebiyle yok oldu." der. Allahu Teâlâ; "Kulum doğru söylüyor, ben onun borcunu ödemeye daha lâyıkım," buyurur. Allah bir şey çağırır, o şeyi mizanının kefesine koyar, böylece iyilikleri kötülüklerinden üstün gelir. Allah'ın fazlıyla cennete girer." Nebî aleyhisselam borçlu kimselerin cenaze namazını kılmaktan çekinirdi. Daha sonra, bir çok yerler fethedilip mallar çoğalınca, borçlunun namazını kılar ve borcunu öderdi. Buharî'nin zikrettiği hadiste dendiğine göre; "Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlayım, l/er kim üzerinde borç olduğu halde ölür, borcuna yetecek bir şey bırakmazsa bize onun borcunu Ödemek gerekir. Eğer mal bırakırsa varisler inindir." Bu hadiste, borçlu ölen bir kimsenin, borcunun müslümanlarca beytül-mâl'den Ödenebileceğine delil vardır. Zekâtın sarf yerlerinden birisi olan borçlulara ait hisseden alınır. Borcu ödenir. Borçlu kimse, ölmekle bu hakkını kaybetmez.
3.12.8. Ölüm Esnasında "İnnâ Lillahi ve İnnâ İleyhi Râciûn" Demek
Mü'min bir kimsenin akrabalarından birisi öldüğünde aşağıdaki duaları okuması ve ('Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz,' diyerek) istirca etmesi müstehabtır.
Ahmed ve Müslim'in Ümmü Seleme (r.a.)'dan rivayetlerine göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Herhangi bir kula bir musibet isabet eder de;
"Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz. Allah’ın, musibetim hakkında beni de mükâfatlandır. Bu musibetin arkasından, daha hayırlısını bana ver," derse Allahu Teâlâ yakalandığı musibetten dolayı onu mükâfatlandırır ve ona musibetten sonra hayır verir.." Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki; "Ebû Seleme Öldüğü zaman Rasûlüllah'm emrettiği gibi dedim. Allah da bana ondan daha hayırlısı olan Rasûlüllah'ı verdi."
Tirmizî'nin Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)'dcn rivayet elliğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kulun çocuğu öldüğü zaman Allah meleklerine şöyle buyurur: "Kulumun çocuğunu aldınız." "Evet," derler. "Kulumun kalbinin meyvesini aldınız." "Evet," derler. "Kulum ne dedi?" "Sana hamdeiti ve istirca (Biz Allah'ınız ve O'na döneceğiz,) yaptı," derler. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: "Kulum için cennette bir ev yapınız, ona hamd evi adını veriniz." (Tirmizî, "hadis hasen-dir,' demiştir.)
Buhârî'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahu Teâlâ "Mümin bir kulum, dünya ehlinden sevdiği bir kimsenin ruhunu aldığım zaman sabredip sevabını Allah'tan beklerse onun için cennetten başka bir şey yoktur. “ buyurmuştur.
"Onlara bir musibet isabet ettiği zaman, "innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" (Biz Allahınız ve ona döneceğiz) derler. Onlara Rablerinden rahmet ve mağfiret vardır ve onlar hidayete erenlerdir. "[6] ayeti hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet olunduğuna göre Allah Azze ve Celle bu ayetle bildirmiştir ki; "Mümin, Allah'ın emrine teslim olup, musibet zamanı istirca yaptığı zaman ona hayırdan üç haslet yazılır: Allah'tan mağfiret, rahmet ve ona hidayet yolunun gerçekleşmesi."
3.12.9. Akraba Ve Dostlarına Ölümünü Bildirmek
Âlimler, ölünün ailesine, akrabalarına, dostlarına, sâlih insanlara, kişinin öldüğünü duyurmayı müsıchab görmüşlerdir. Onlar da cenazede hazır bulunmakla mükâfat kazanmış oiurlar. Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettikleri hadise göre; Nebî aleyhisselam, Zeyd'in, Ca'fer'in ve İbn Revâha'nın ölüm haberlerini onların haberi gelmeden insanlara bildirdi. Tirmizî; "Bir kimsenin akraba ve kardeşlerine bir şahsın Ölümünü bildirmesinde bir beis yoktur," demiştir. Beyhakî; "Bir kimsenin, camilerin kapılarında bir adamın Öldüğünü bağırmasını hoş görmem; eğer mesciddeki gruplara durup Öldüğünü bildirirse bunda bir beis yoktur." demiştir. Ahmed ve Tirmizî'nin Huzeyfe'den rivayet ettiği ve Tirmizî'nin hasen saydığı hadiste Huzeyfe demiştir ki; "Öldüğüm zaman bana kimse eziyet etmesin. Ölüm haberimin ilânından korkarım. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den ölüm ilânını nehyettiğini işitmişimdir." Buradaki ölüm haberini vermek ifadesinden cahiliyet döneminde yapılan anlaşılır. Onların âdetlerine göre, şerefli bir kimse öldüğünde kabilelere atlılar gönderirler, "falanca öldü, onun Ölmesi ile araplar helak oldu," derlerdi. Daha sonra gürültü ve ağlama başlardı.
3.13. Ölüye Ağlamak
Alimler ölüye ağlamanın, bağırıp çağırmak olmadığı müddetçe caiz olduğunu söylemişlerdir. Sahih hadiste geçtiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allahu Teâlâ gözyaşına ve kalbin üzülmesine azab etmez. Fakat (dilini göstererek) buna azab eder veya merhamet eder." Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, oğlu İbrahim'in ölümüne ağlamış ve şöyle demiştir: "Göz ağlar, kalp üzülür. Biz Rabbimizin razı olduğundan başka şey söylemeyiz. Ya ibrahim, senin ayrılığınla biz mahzunuz." Yine, Rasûlüllah, kızı Zeyneb'in kızı olan Ümeyme'nm ölümüne ağlamıştır. Sa'd bin Ubâde, "Yâ Rasûlallah, sen de mi ağlıyorsun; Zeyneb'e 'ağlama!' dememiş miydin?" deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ağlayış, Allah'ın kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Allah merhametli kullarına merhamet eder." Tabcrânî, Abdullah bin Zcyd'dcn rivayet etmiş ve "bağırıp çağırmadan ağlamaya müsaade edilmiştir," demiştir.
Eğer ağlamak sesle bağırmak ye çağırmakla olursa ölünün acı ve azap duymasına sebep olur. İbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki; "Ömer (r.a.) yara alıp bayılınca bağırıştılar. Ayılmca: "Bilmiyor musunuz, Rasûlüllah; "ölü, dirilerin ağlamasıyla azap görür" demiştir." Ebû Mûsâ (r.a.)'dan rivayeten; o demiştir ki: Ömer'e (r.a.), yara aldığında, Suhayb "vah kardeşim" demeye başladı. Ömer ona; "ya Suhayb, bilmiyor musun, Rasûlüllah "ölüler dirilerin ağlamasıyla azap görür" buyurmuştur," dedi. Muğîre bin Şu'be (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu işittim," demiştir: "Kimin arkasından bağırıp çağırılırsa, bundan dolayı azap görür." (Bu hadisleri Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
Hadisin manası: "Ölü acı duyar, ehlinin ölü için bağırıp çağırması onu üzer. Çünkü o ağlamalarını işitir. Yaptıkları işicr ona arzolunur," demektir. Yoksa "ailesinin ağlamasından dolayı azap ve ceza görür," anlamında değildir. Çünkü hiç bir kimse diğerinin günahını yüklenmez, İbn Cerîr'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: "Yaptığınız işler yakınlarınızdan ölenlere arz olunur. Eğer bir hayır görürlerse, buna sevinirler; kötülük görürlerse hoşlanmazlar." Ahmed ve Tirmizî'nin Encs (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz amelleriniz, akraba ve aşiretlerinizden ölenlere sunulur. Eğer amelleriniz hayır ise buna sevinirler. Eğer kötü ise şöyle derler: "Allahım, bizleri hidayet ettiğin gibi onları da hidayete erdirmeden Öldürme." Nu'man bin Beşîr (r.a.)'den rivayeten; o demiştir ki: "Abdullah bin Revâha baygınlık geçirince, kızkardeşi Amre ağlamaya başladı. "Vah kardeşim, vah şöyle, vah böyle," diye saymaya
başladı. Ayilmca; 'senin söylediğin her şey bana haber verildi. Bunları de-medin mi?' dedi. (Hadisi Buharî rivayet etmiştir.)
3.13.1. Bağırıp Çağırarak Ölüye Ağlamak
"Niyâha"; nevh kökünden alınmış olup, "ağlarken sesi yükseltmek," demektir. Hadisler bağırıp çağırmanın haram olduğunu açıklamışlardır. Ebû Mâlik el-Eş'ari (r.a.)'den rivayeten, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Ümmetimde, cahiliyet işlerinden olup, icrketmedikleri dört şey vardır: Geçmişleriyle öğünmek, kişilerin neseplerine ta'n etmek, yıldızlardan yağmur beklemek ve ölünün ardından bağırıp çağırmak." Yine şöyle buyurdu: "Bağırıp çağıran ölmeden önce tevbe etmezse kıyamet günü üzerinde katrandan bir gömlek ve yırtık bir deri olduğu halde kalkar." (Bu hadisi Müslim ve Ahmed rivayet edmiştir.) Ümmü 'Aliyye (r.a.)'den rivayeten, o demiştir ki; "Rasûlüllah, ölüye bağırıp çağırmayacağımıza dair bizden söz aldı." (Bu hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.) Bezzâr'ın, râvîleri sika'dan olan bir senetle rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İki ses dünya ve ahiretle lanetlenmiştir. Nimet zamanı çalgı çalmak, musibet zamanı inlemek." Buharî ve Müslim'de, Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)'den yapılan rivayete göre; o demiştir ki; "Rasûlüllah'ın uzak olduğu şeyden ben de uzağım. Rasûlüllah bağırıp çağırmaktan musibet zamanı başını yolmaktan ve yaka yırtmaktan nehyetmiştir." Ahmed'in, Eries (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Encs (r.a.) demiştir ki; "Nebî aleyhisselam kadınlarla biat ettiği zaman, bağırıp çağırmamaları hakkında onlardan söz aldı." Kadınlar: "Ya Rasûlallah, cahiliyet döneminde bazı kadınlar bizimle beraber ölülerimize ağlaştılar. Şimdi biz de onların ölülerine ağlamayalım mı?" Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "islâm'da Ölünün arkasından ağlaşma ve bağırma haramdır," buyurdu.
3.13.2. Ölü Arkasından Yas Tutmak
Kadının, ölen yakınları için, kocası izin verdiği müddetçe üç gün yas tutması caizdir. Üç günden fazla yas tutması İse haramdır. Ancak ölen, kendi kocası ise iddet boyunca yas tutması gerekir. İddct müddeti ise, dört ay on gündür. Buharî, Müslim, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin Ümmü Atiyye (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kadın üç günden fazla ölüye yas tutamaz. Ancak ölen kendi kocası ise, dört ay on gün yas tutar. Yas elbisesi hariç, boyalı (nakışlı) elbise giymez, sürme çekmez, koku sürünmez, kına yakmaz, yıkanma dışında taranmaz. Hayızdan temizlenip yıkandığında ise güzel koku sürülü bir bez parçasını kullanması caizdir." Yas tutmak; kadının, süsleneceği süslerden sürme, ipek, koku ve kına gibi şeylerden vazgeçmesidir. Yas tutmak; kadının, süsleneceği süslerden sürme, ipek, koku ve kına gibi şeylerden vazgeçmesidir. Yas tutmak yalnız kocanın hakkına vefa etmek ve hakkını gözetmek için iddet boyunca kadına gerekir.
3.133. Ölenin Ailesine Yemek Hazırlamanın Müstehab Olduğu
Abdullah bin Cafer (r.a.)'dcn rivayeicn; o demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cafer'in ev halkına yemek hazırlayın, çünkü onları meşgul eden bir iş olmuştur." (Hadîsi, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen sahih Saymıştır.) Şârî bu işi iyi görmüştür; çünkü ölünün ailesine yemek götürmek iyilikten olup, komşuları birbirine daha çok yaklaştırır. Şafiî şöyle demiştir: "Ölünün yakınlarının, ölünün ailesine, bir gün bir gece onları doyuracak yemek hazırlamasını hoş görürüm. Bu sünncüir ve hayır ehlinin yaptığı bir iştir." Âlimler büyük acılarından zaafa düşmesinler diye ölünün yakınlarını yemeğe teşvik etmeyi müstehab görmüşlerdir. "Ancak, kadınlar ağıt yakarlarsa onlara yemek götürmek caiz değildir. Çünkü bu hareket günahta onları desteklemektir," demişlerdir. Alimler, evde toplanan insanlara ölenin ailesinin yemek hazırlamasının mekruh olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü böyle yapmakla, onlara gelen belânın artması, meşguliyetlerin çoğalması, cahiliyet dönemindeki yapılanlara benzeme vardır. Cerîr hadisine göre; o demiştir ki; "ölenin ailesine toplanmayı, ölüyü defnettikten sonra yemek hazırlamayı, ölü için ağlamaktan sayardık." Bazı alimler bunun haram olduğu görüşündedirler, İbn Kudâme ise demiştir ki; "Eğer, ihtiyaç gerektiriyorsa bu caizdir. Çünkü çok kere uzak köylerden ve beldelerden kimseler gelir ve geceyi evde geçirirler. Onları misafir olarak kabul etmekten başka imkân yoktur."
3.14. Ölmeden Önce Kefen Ve Kabrî Hazırlamanın Caiz Olduğu
Buharî, Rasûlüllah'ın Zamanında Kefenini Hazırlayıp da Yadırganmayanlar," başlığı altında demiştir ki; "Sehl'den rivayet olunduğuna göre; bir kadın Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e kenarları işlenmiş (dokunmuş) bir hırka getirdi. Sehl, "bu hırka nedir biliyor musunuz?" dedi. Oradakiler; "örtüdür," dediler. Sehl, "evet," dedi. Kadın "Ya Rasûlallah bu hırkayı elimie dokudum ve sana giydirmek için getirdim," dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hırkaya ihtiyacı vardı. Hırkayı aldı, sonra hırkayı giyip yanımıza çıkıp geldi. Ashabdan birisi hırkayı beğendi; "ne güzel hırka, onu bana giydir," dedi. Ordakiler, "iyi etmedin," dediler. "Rasûlüllah'ın ona ihtiyacı vardı. Geri çevirmeyeceğini bildiğin halde ondan onu istedin." Sahabi; "vallahi, ben onu giymek için istemedim. Ancak kefenim olsun diye istedim." dedi. Sehl dedi ki; "adamın kefeni bu oldu."
Hafız bu başlığa şunları ekleyerek dedi ki: "Buharî'nin "yadırganmadı" sözünde, sahabenin o adamın hırkayı istemesini hoş görmediklerine işaret vardır." Daha sonra adam onlara özrünü haber verince, onlar da bu durumu yadırgamadılar. Bu olaydan, kişinin ölüye gereken kefen ve diğer şeyleri hazırlamasının caiz olduğu anlaşılır." Hafız; "Kabir kazmak da buna dahil midir?" diyerek sonra demiştir ki; "İbni Battal, 'bu olaydan, ihtiyaç vakti gelmeden Önce bir şeyi hazırlamanın caiz olduğu anlaşılıyor. Salih kimselerden bir topluluk ölmeden Önce kabirlerini kazmıslardır,' demiştir." Zeyn İbn Münîr, bu meseleye, "sahabeden böyle bir şeyin vaki olmadığını, eğer müstehab olsaydı, çoklarının bunları yapacağını" eklemiştir. Ayni şöyle demiştir: "Sahabeden bir kimsenin böyle yapmaması, caiz olmadığını göstermez. Çünkü müslümanlarm iyi gördüğü bir şey Allah katında da iyidir. Bilhassa âlimlerden bunu yapanlar çıkarsa, yapılması iyidir, demektir." Ahmed şöyle demiştir: "Kişinin kabir yerini salın alarak oraya def olmazmı vasiyet etmesinde bir beis yoktur. Osman, Aişe, Ömer bin Abdülaziz (r.anhüm)'den rivayet olunduğuna göre hepsi de böyle yapmışlardır."
3.15. Mekke Ve Medine'de Ölmeyi İstemenin Müstehab Olduğu
Mekke ve Medine'den birisinde ölmeyi istemek müstehabdır. Buhari'nin Hafza (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) şöyle dua ederdi: "Allahım, beni senin yolunda şehit olmakla rızıklandır ve Rasûlüllah'ın şehrinde ölmemi nasib et." Kendisine; "bu nasıl olur?" diye sordum. "İnşallah,, Allah bunu bana verecek," dedi. Taberanî'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Mekke ve Medine'den birisinde ölen kimse kıyamet günü emin bir şekilde dirilecek." (Hadisin râvilerinde Mûsâ bin Abdurrahman vardır. Ibn Hibbân, bu zâtı sika'dan saymıştır. Yine bu hadîsin senedinde Abdullah bin Müemmel vardır ki, Ahmed bunu zayıf saymakta, îbni Hibbân ise sika'dan saymaktadır.)
3.16. Anı Ölüm
Ebû Davud'un Ubeyd bin Hâlid Es'Sülemî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Resûlüllah'm ashabından bir kimse, bir kerre "Nebî aleyhisselâm'dan" bir kerre de "Ubeyd'den" diyerek şöyle nakletmişiir: "Ani ölüm,kişiyi yakalayan ve üzendir." (Bu hadis Abdullah b. Mes'ûd, Enes b. Mâlik, Ebû Hürcyre ve Âişe (r.a.)'den de rivayet olunmuştur. Bu rivayetlerin hepsinde şaibe vardır.) Ezdî şöyle demiştir: Bu hadisin bir çok yollan olup, içlerinde Nebî aleyhisselâm'dan sahih olarak gelen bir rivayet yoktur. Ubeyd'in hadisi, Ebû Davud'un lahriç etliği bu hadis olup, isnadmdaki ravîler sika'dandır. Ravî'nin, rivayet ederken duraksaması rivayeti etkilemez. Şüphesiz bunun gibiler rey'le alınmaz. Nasıl alınsın ki? Ravi "bir ondan" diyerek isnad yapmaktadır.
3.17. Çocuğu Ölen Kimsenin Sevabı
Buharî'nin Enes (r.a.)'den, onun da Nebî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm buyurdu ki: "Herhangi bir müslümanın bulûğa ermeyen üç çocuğu ölmez ki, Allah onlara olan rahmet ve fazlı sebebiyle onu cennete koymasın."
Buharı ve Müslim'in Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; kadınlar Rasûlüllah'a "bize bir gün ayır," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onlara vaaz yaparak buyurdu ki; "herhangi bir kadının üç iane çocuğu ölürse, cehennemden ona perde olurlar." İçlerinden bir kadın, "iki tane olursa ne olur?" diye sordu. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem; "iki tane de aynı," buyurdu.
3.18. Bu Ümmetin Ömrü
Tirmizî'nin Ebû Hurcyre (r.a.)'den rivayet etliğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ümmetimin ömrü altmış ile yetmiş arasındadır. Ümmetimin çok azı bu hududa tecavüz eder."
3.19. Ölüm Rahatlıktır
Buhârî ve Müslim'in Ebû Katâde (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'İn yanından bir cenaze geçti. "Bu ölü rahattır veya başkaları onun sebebiyle rahattır," buyurdu. Ashab; "ya Rasûlallah, 'ölü rahattır veya başkaları onun sebebiyle rahattır," ne demektir?" Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümin bir kul öldüğü zaman, dünya meşakkatlerinden kurtulup rahatlar. Günahkâr bir kul öldüğü zaman ise, diğer kullar, beldeler, ağaçlar ve hayvanlar onun şerrinden kurtulup rahat olurlar."
3.20. Ölüyü Teçhiz Etmek
Ölüyü teçhiz etmek vaciptir. Yıkanır, kefenlenir, üzerine de namaz kılınır ve defnedilir. Bunların açıklaması aşağıdadır:
3.20.1. Ölüyü Yıkamak
Alimlerin çoğu, müslüman bir ölüyü yıkamayı farzı kifaye görmüşlerdir. Müslümanlardan bir kısmı bu işi yaparsa diğerlerinden sakıt olur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bunu emrettiği gibi, bütün müslümanlar da bunu böyle tatbik etmişlerdir.
3.20.1.1. Yıkanması Vacib Olan ve Olmayan Kimse
Savaş alanında kâfir eliyle öldürülmeyen her müslüman ölüyü yıkamak vacibtir.
3.20.1.2. Ölünün Bir Kısmını Yıkamak
Fakihler, müslüman ölünün vücudunun bir parçası bulunması halinde, onu yıkamak konusunda ihtilaf ederek; Şafiî, Ahmed ve îbn Hazm, "yıkanır, kefenlenir ve üzerine namaz kılınır." demişlerdir. Şafiî şöyle demiştir: "Bir kuş, Cemel vakasında Mekke'ye bir el getirip attı, yüzükten onu tanıdılar. Onu yıkayarak namaz kıldılar. Bu durumun sahabenin huzurunda olduğu bize ulaşmıştır." Ahmed demiştir ki: "Ebû Eyyûb, vücudun bir ayağı varken, Ömer ise bir kemiği varken üzerlerine namaz kılmışlardır." Îbn Hazm; "Müslüman ölüsünden bulunan her şey üzerine namaz kılınır; Şehit değilse yıkanır, kefenlenir," demiştir. Bulunan parça üzerine namaz kılmaya niyet edilir. Namaz ise hepsine yani ceset ve ruhu üzerine kılınır. Ebû Hanife ve Mâlik ise, "eğer yarıdan çoğu bulunursa yıkanır ve namazı kılınır, eğer bulunmazsa yıkanmaz ve namazı kılınmaz," demişlerdir.
3.20.1.3. Şehit Yıkanmaz
Harp meydanında kâfirler eliyle öldürülen şehitler cünup bile olsalar yıkanmaz, sadece kefen olmaya uygun bir elbiseyle kefenlenir. Elbise eksik gelirse tamamlanır. Sünnet kefeni üzere fazla gelen elbise ise çıkarılır. Kanları ile gömülür. Kanlardan hiç bir şey yıkanmaz. Ahmed'in rivayetine göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şehitleri yıkamayınız. Çünkü her yara ve her kan damlası kıyamet günü etrafa mis kokusu yayar." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud şehitlerini kanlarıyla defnetmeyi emretti. Onları yıkamadılar, ve namaz kılmadılar. Şafiî demiştir ki; "yıkamanın ve üzerlerine namaz kılmanın ter-kcdilmcsi, belki de yaraları ile beraber Allah'a kavuşmaları içindir." Onların kanlarının kokusu, mis kokusu olunca Allah'ın onlara olan bu ikramı, onlara namaz kılmayı müstağni kılmıştır. Bu durum yaralar içinde savaşan ve düşmanın geri dönmesinden korkan, bir an önce ailelerine kavuşmayı, ailelerinin de onlara kavuşmasını arzulayan müslümanlara bir kolaylık sağlamıştır. Denildi ki; gerideki şehitlere namaz kılmamaktaki hikmet şudur: Namaz ölülere kılınır. Şehitler ise diridir. Veya namaz bir şefaattir. Şehitler ise bundan müstağni olup diğerlerine şefaat ederler.
3.20.1.4. Yıkanıp Üzerine Namaz Kılınan Şehitler
Kâfirlerin eliyle harp meydanında öldürülmeyen ölüler hakkında Şârî' "şehit" sözünü kullanmıştır. Ancak bunlar yıkanır ve namazları kılınır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, hayatta iken, bunlardan ölenleri yıkamış; müslümanlar da daha sonra şehit düşen Ömer, Osman ve Ali (r.anhüm)'ü yıkamışlardır. Kimlerin şehit sayıldığını sırasıyla zikredeceğiz:
1- Câbir bin Atik (r.a.)'den rivayeten, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenlerden başka yedi kısım şehit vardır: Taundan ölenler şehittir. Boğulanlar şehittir. Zatülcenp'len ölenler şehittir. Karın hastalığından ölenler şehittir. Yanarak ölenler şehittir. Göçük altında kalarak ölenler, doğum esnasında Ölen kadınlar şehittir." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.)
2- Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden kimleri şehit sayarlar?" Ashab; "Allah yolunda öldürülenler şehittir, ya Rasûiallah," dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "o takdirde ümmetimin şehitleri az olur," buyurdu. Ashab, "ya Rasûlallah, öyleyse şehitler kimlerdir?" diye sorunca, Rasûlüllah; "Allah yolunda öldürülen şehittir. Karın hastalığından ölen şehittir. Boğulan şehittir. Taundan ölen şehittir." buyurdu. (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
3- Sa'îd bin Zeyd (r.a.)'den rivayeten Nebî aleyhisselâm şöyle bu-
yurmuşlur: "Malı uğrunda öldürülen şehittir. Canı uğruna öldürülen şehittir. Dinî uğruna öldürülen şehittir. Ailesi uğruna Öldürülen şehittir." (Hadisi Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.)
3.20.1.5. Kâfir Yıkanmaz
Müslümana kâfiri yıkamak gerekmez. Bazıları bunu caiz görmüştür. Maliki ve Hanbelîlere göre, müslümana, yakını olan kâfiri yıkaması, kefenlemesi, defnetmesi gerekmez. Ancak zayi olacağından korkarsa, onu gömmesi gerekir. Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî'nin rivayetine göre Ali (r.a.) Rasûlüllab'a şöyle demiştir: "ihtiyar ve sapık amcan öldü." Rasûlüllah; "Git babam göm, bana gelinceye kadar birşey anlatma." Ali; (r.a.) gittim, onu gömdüm ve Rasûlüllah'a geldim. Bana emretti, yıkandım ve bana dua elti." İbn Münzîr; "ölüyü yıkamak hususunda uyulacak bir sünnet yoktur." demiştir.
3.20.1.6. Yıkamanın Şekli
Ölüyü yıkamakla vacib olan, cünub ve hayz olsa bile suyu bir kerre vücudun her tarafına yaymaktır. Ölü yıkamakta müstehab olan şudur: Yüksek bir yere konarak elbisesi soyulur. Eğer sabi değilse avret mahallini örtecek bir örtü konur. Ölünün yanında işi olanlardan başkası bulunmaz. Yıkayan kimsenin, ölüde gördüğü hayırlı şeyleri anlatıp kötü şeyleri gizlemesi için emin, salih ve güvenilir bir kimse olması gerekir. Ibn Mâce'ye göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem "ölülerinizi emin kimseler yıkasın" buyurmuştur.
Yıkarken yıkayıcının niyet etmesi vacibdir. Çünkü ölü yıkamayla mükellef olan odur. Sonra, yıkamaya başlayarak ölünün kamını hafifçe sıkar. Böylece kamının temizlenmesi ve vücudundaki pisliğin çıkması sağlanır. Bunu yaparken eline bir bez parçası alıp temizler. Çünkü avret mahalline dokunmak haramdır. Sonra namaz abdesti gibi abdest aldırır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sağdan ve abdest yerlerinden başlayınız. Bu durumda abdest azalarındaki parlaklığın ve nişanın ortaya çıkması, mümin için abdest işaretlerinin yenilenmesi sağlanmış olur." Sonra su ve sabunla veya sadece suyla üç defa yıkar. Eğer üçten fazla yıkamayı (temizliğin hasıl olmaması veya başka bir sebepten dolayı) uygun görürse beş veya yedi defa yıkar. Sahih rivayetlere göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Onu tek sayı olarak yıkayınız üç, beş, yedi veya uygun görülürse daha fazla" buyurmuştur.
Ibn Münzîr demiştir ki; "Zikri geçen şartlar gösteriyor ki; kaç defa yıkanacağı tercihi yıkayanlara bırakılmıştır. Eğer ölen kadın ise, saçlarının örgüsünü bozmak mendubdur. Yıkanır, örgüsü tekrar yapılır ve arkaya doğru salınır. Ümmü 'Atiyye, hadisinde; "kadınlar Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kızının saçlarını üç örgüye ayırmışlardı," dedi. Râvî diyor ki; "onları bozduktan sonra mı üç Örgü yaptılar?" diye sordum. Ümmü Atiyye "evet" dedi. Müslim'de; "saçlarını üç örgü olacak şekilde ördük. İki yanlarda, bir alında," ifadesi vardır. Ibn Hibban'm Sahîh'indc Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in örme ile ilgili emri; "Onun saçlarını üç bölüğe ayırın" sözünden çıkmaktadır. Ölünün yıkanması bitince temiz bir elbiseyle, kefeni ıslamasın diye vücudu kurulanır ve üzerine temiz kokular sürülür.
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Ölüyü tütsülediğinizde, tütsülemeyi bir, üç, beş gibi tek olarak yapın" buyurmuştur. (Hadisi Beyhakî, Hâkim ve Ibn Hibbân rivayet etmiş, Hâkim ve Ibn Hibbân sahihlemiştir.) Ebû Vâil şöyle demiştir: "Ali'nin yanında misk vardı. Onun sürülmesini vasiyet ederek şöyle dedi: "Bu, Rasûlüllah'm arta kalan kokusudur." Cumhur ulema ölünün tırnaklarını kesmeyi, bıyıklarını kısaltmayı, koltuk altlarını temizlemeyi kerih görmüşlerdir. Ibn Hazm ise buna cevaz vermiştir.
Alimler, ölü yıkandıktan sonra, kefenlemeden önce kamından bir şey çıkarsa, sadece pisliğin isabet ettiği yerin yıkanacağına ittifak etmişler; taharetin iade edilmesi konusunda ise ihtilaf ederek bazıları 'iade etmek gerekmez,' demiş, bazıları da 'abdest aldırmak gerekir,' demiştir. 'Guslün iadesi gerekir,' diyenler de vardır. Guslün şekli hakkında, âlimlerin, içtihatlarının çoğunu bina ettikleri esas, Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce'nin Ümmü Atiyye (r.a.)'den rivayet ettikleri hadistir. Ümmü Atiyye (r.a.) şöyle demiştir. "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, kızı vefat ettiği zaman, yanımıza gelerek şöyle buyurdu: "Onu üç, beş veya uygun görürseniz daha fazla su ve sidrle yıkayın. Sonunda kâfur veya kâfurdan birşey koyun. Bitirince bana haber verin." Kadınlar yıkamayı bitirince ona haber verdik. Bize izarınt (gömlek) verdi. "Bunu üzerine atın" buyurdu."
Kâfur koymanın hikmeti; âlimlerin zikrettiği gibi, güzel kokulu olmasındandır. Bu an meleklerin hazır olduğu zamandır. Yine kâfur kullanmaktan maksad ölüyü soğutmak, ölünün bedenini dinç tutmak, böceklerden ve çabuk bozulmadan korumaktır. Kâfur bulunmadığı zaman bu özelliklerin hepsini veya bir kısmını taşıyan başka şeyler de aynı görevi yapar.
3.20.1.7. Su Bulunmadığında Ölüye Teyemmüm Vermek
Eğer su bulunmasa ölüye teyemmüm verdirilir. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Eğer su bulamazsanız teyemmüm ediniz. "[7] Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem de "Yeryüzü bana mescid ve temizleyici kılındı" buyurmuştur. Eğer Ölü yıkandığı zaman dağılma tehlikesi varsa yine teyemmüm verdirilir. Yabancı erkekler arasında ölen kadın ile yabancı kadınlar arasında ölen erkeğe de teyemmüm verdirilir. Ebû Davud'un mürselleri arasında yer alan ve Beyhakî'nin Mekhûl'den rivayet ettiği hadise göre; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kadın, kendisi ile beraber başka kadın olmadığı halde erkekler arasında ölürse, erkekte kendisi ile beraber başka erkek olmadığı halde, kadınlar arasında ölürse her ikisine de teyemmüm ettirilir ve gömülürler. Her iki durumda su bulunmamış sayılır."
Kadına, mahrem olan birisi, eliyle teyemmüm verdirir. Ebû Hanife ve Ahmed'in mezhebi budur. Mâlik ve Şafiî'ye göre; erkekler arasında mahremi olan bir kimse varsa onu yıkar. Çünkü bu durumda kadın, avret ve halvet mevzuunda erkek gibidir, imam Mâlik'tcn rivayet edildiğine göre; ilim ehlinin şöyle söylediğini işitmiştir: "Kadın öldüğü zaman, beraberinde onu yıkayacak kadınlar bulunmazsa, içlerinde mahrem bir kişi veya kocası da yoksa, teyemmüm verdirilir. Yüzüne ve ellerine temiz toprakla mesh verdirilir. Yine erkek öldüğü zaman, yanında kadınlardan başka kimse yoksa, aynı şekilde teyemmüm verdirilir."
3.20.1.8. Karı Kocadan Birinin Diğerini Yıkaması
Kadının kocasını yıkamasının caiz olduğunda fakîhler ittifak etmişlerdir. Âişe (r.a.) demiştir ki: "Tekrar başıma gelseydi, Nebî aleyhisselâm'ı hanımlarından başkası yıkayamazdı." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim sahih İçmiştir.) Erkeğin karısını yıkamasında ihtilaf edilmiş, alimlerin çoğu, bunu caiz görmüştür. Alî (r.a.)'m Falıma (r.a.)'yı yıkadığını Dârekutnî ve Beyhakî rivayet etmişûr. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem Âişe (r.a.)'ya şöyle demiştir: "Ya Âişe, eğer benden önce ölürsen, seni yıkayıp kefenlerim."
(Bu hadisi İbn Mâce rivayet etmiştir.) Hanefiler, erkeğin karısını yıkamasını caiz görmemiş, 'eğer kocasından başka kimse yoksa, teyemmüm verdirir,' demişlerdir. Hadisler ise onların aleyhine hüccettir.
3.20.1.9. Kadının Çocuğu Yıkaması
İbn Münzîr; ilim nakledilenlerin hepsi, kadınların küçük çocuklarını yıkayabileceğinde icmâ etmişlerdir.
3.20.2. Kefen
3.20.2.1. Hükmü
Bir elbiseyle bile olsa, ölüyü örtecek bir şeyle kefenlemek farzı kifâyedir. Buharî'nin Habbâb (r.a.)'dan rivayet eniğine göre; Habbab (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Allah rızasını elde etmek için hicret etlik ve mükâfatımızı Allah'tan bekledik. İçimizden mükâfatını görmeden bazı kimseler öldü. Onlardan birisi de Mus'ab bin Umeyr'dir. Uhud savaşında öldürüldü. Bir hırkadan başka onu önecek birşey bulamadık. Onunla başını önlüğümüz zaman ayakları açıkta kalıyor, ayaklarını örtünce başı açıkla kalıyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem onunla başını örtmemizi, ayaklarına ise güzel izhır[8] otlarından koymamızı emretti.
3.20.2.2. Kefen'de Müstehab Olanlar
Aşağıdakiler kefen için müstehabdir:
a- Kefenin güzel, lemiz ve bedeni örtecek şeküde olması: İbn Mâce ve Tirmizî'nin Ebû Katâdc (r.a.)'dcn rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz müslüman kardeşinin velisi olduğu zaman kefenini güzel yapsın."
b- Kefenin beyaz olması: Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin İbn Abbâs (r.a.)'dan rivayet etliği, Tirmizî'nin sahîhledİği hadise göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Beyaz elbise giyiniz, çünkü beyaz en hayırlı elbisedir ve ölülerinizi beyaz elbisenizle kefenleyiniz."
c- Kefenlerin haslaştırılıp tütsülenmesi ve kokulanması: Ahmed ve Hâkim'in Câbir (r.a.)'den rivayet ettiği, Hâkim'in sahih saydığı hadise göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Ölüyü tütsülediğiniz zaman üç defa yapınız." Ebû Sa'îd, İbn Amr ve İbn Abbas, kefenlerinin ud ağacıyla tütsülenmesini vasiyet etmişlerdir.
d- Erkek için üç parça, kadın için beş parça olması: Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Âişe (r.a.)'den rivayetlerine göre, o demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, içinde gömlek ve sarık olmayan pamuklu, beyaz üç yeni elbiseyle kefenlenmiştir." Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabından ve diğerlerinden pek çok ilim adamı böyle amel etmiştir." Süfyân Sevrî; "Kişi üç elbise ile kefenlenir. İsterse bir gömlek iki örtü, dilerse üç örtüyle kefenlenir" demiştir. İki elbise bulamayan kimseye bir elbise kifayet eder. Üç elbise bulamayana iki elbise yeler. Bulan kimse için üç elbise en güzeldir. Bu, Şafi'î, Ahmed ve İshâk'm görüşüdür. Kadın beş elbise ile kefenlenir. Ürnmü 'Âtiyye (r.a.)*dcn rivayeten: "Nebi aleyhisselâm kızma izâr, gömlek, baş örtüsü ve iki elbise giydirdi." îbn Münzir: "İlim aldığımız âlimlerden çoğu, kadının beş elbiseyle kcfenleneceği görüşündedirler" demiştir.
3.20.2.3. İhramdayken Ölenin Kefenlenmesi
İhramda iken ölen, ihramlı olmayan gibi yıkanır, ihram elbisesi ile kefenlenir, başı örtülmez. îhram hükmü veya devam ettiği için koku sürülmez. Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâce'nin İbni Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre, İbni Abbas (r.a.) demiştir ki: "Arafat'ta bir adam, Rasûlüllah ile beraber vakfedeyken bineğinden düşerek boynu kırıldı ve öldü. Durumu Rasûlüllah'a anlattılar. Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onu su ve sidrle yıkayın, iki elbiseyle onu kefenleyin, güzel kokular sürmeyin, basını örtmeyin. Şüphesiz Al-lahu Teâlâ kıyamet günü telbiye getirir halde onu diriltir." Hanefî ve Malikîler: "ihramlı kimse, öldüğü zaman ihramın hükmü kalkarak ihramlı değilmiş gibi kefenlenir; kefeni tütsülenir ve güzel kokular sürünür," demişlerdir. Yine dediler ki; "ihramlı iken ölen adamın olayı, muayyen bir olaydır. Umuma şâmil olamaz. Sadece o adama mahsustur. "Kıyamet günü ancak "Lcbbeyk" diyerek diriltilir," illeti, her ihramh için geçerlidir."
Esas olan; fertlerden birisi için sabit olan bir hükmün, o tek kişiye mahsus olduğuna delil bulunmadığı müddetçe, diğerleri için de sabit olduğudur.
3.20.2.4. Kefende Aşın Gitmenin Mekruhluğu
Kefenin, değerinde aşırıya kaçmamak ve adetle bağdaşmayacak şekilde kefen konusunda insanın zorluğa gitmemesi şartıyla güzel olması gerekir. Şafi'î şöyle demiştir: Ali (r.a.) demiştir ki: "Benim kefenimde mübalağa yapılmasın. Şüphesiz Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Kefende mübalağa yapmayınız. Çünkü kefen çok çabuk soyulup gidecektir." (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. Senedinde, hakkında dedikodu olan Ebû Mâlik vardır.) Huzeyfe (r.a.)'den rivayeten; o şöyle demiştir:
"Kefende mübalağa yapmayınız. Benim için iki temiz elbise satın alın." Ebû Bekir (r.a.) de: "Bu elbisemi yıkayın, iki elbise daha ilave ederek, beni bunlarla kefenleyin," dedi. Âişe (r.a.), "bu elbise eskidir," deyince, Ebû Bekir (r.a.); "Diriler, iyi elbise giymeye ölülerden daha lâyıktır. O sadece ölünün kan ve irinleri içindir," demiştir.
3.20.2.5. İpekten Kefen
Erkekler için ipekten kefen yapmak helâl olmayıp kadınlara helâldir. Çünkü Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ipek ve altın hakkında şöyle buyurdu: "Onlar ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir." İlim ehlinden çoğu; israf, malı zayi etmek ve nehyedilen yüksek fiat nedeniyle kadınların da ipek kefen kullanmasını mekruh saymışlar. Kadınların, ipeği hayatta iken süs olarak kullanmaları durumuyla, öldükten sonra kefen olarak kullanmalarının arasını ayırmışlardır. Ahmed, "kadınların ipek elbiseyle kefcnlcnmcsini hoş görmem," demiştir. Hasan, Îbn Mübarek ve Ishak da bunu mekruh saymışlardır. îbn Münzîr, "diğer âlimlerden, bunun aksini duymadım," demiştir.
3.20.2.6. Ölenin Kendi Malından Kefenlenmesi
Kişi Öldüğü zaman mal bırakırsa, malından kefenlenir. Eğer malı olmazsa, nafakası üzerine lâzım gelenler kefenlerler. Eğer onun için harcama yapacak kimse yoksa, Beyt'iÜ-Mâl'dcn kefenlenir. Bcyt'ül-Mâl kefenlemezse, müslümanların hepsinin üzerine, bu işi yapmak gereklidir. Kefen konusunda kadınlar da erkekler gibidir. Îbn Hazm şöyle demiştir: "Kadının bunları yapması gerekmez. Çünkü müslümanlann malları Kur an ve Sünnet'in ifadeleriyle korunmuştur. Çünkü Rasûlülîah sallalla-hu aleyhi ve sellem: "Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız size haramdır," buyurmuştur. Allahü Tcâlâ da kocaya nafaka, elbise ve meskeni farz kılmıştır. Ailahu Teâla nın bizi mükellef tuttuğu kefene elbise denemeyeceği gibi kabre de mesken denemez."
3.203. Cenaze Namazı Kılmak
3.203.1. Hükümleri
Fıkıh imamları arasında ittifak edilen hükme göre cenaze namazı kılmak farzı kifâyedir. Rasûlüllah'ın emri bu yönde olup, müslümanlar da bu emre günümüze kadar uymuşlardır. Buharı ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den- rivayet ettiklerine göre; Nebî aleyhisselâm borçlu olarak ölen bir adam getirildiğinde, "borcu için fazla birşey bıraktı mı?" diye sorardı. Eğer borcuna karşılık mal bıraktığı söylenirse namazım kılar; borcuna karşılık mal bırakmamışsa müslümanlara; "arkadaşınızın namazım kılınız," derdi.
3.203.2. Faziletleri
Buharı, Müslîm, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Her kim cenazeye gider ve namazım kılarsa, onun için bir kırat sevap vardır. Onların küçüğü Uhud dağı (veya her biri Uhud dağı) kadardır." Müslim'in Hauâb (r.a.)'dan rivayetine göre Habbâb (r.a.) demiştir ki; "Ey Abdullah bin Ömer, Ebu Hüreyre'nin söylediğini işitmedin mi ki; O, Rasûlüllah'ın şöyle işittiğini söylüyor: "Kim cenaze ile beraber evinden çıkar, namazım kılar, sonra defnoluncaya kadar onu beklerse; iki kırâl ecir vardır ki, her bir kırat Uhud dağı kadardır. Her kim namazını kılar, sonra dönerse, onun için Uhud dağı kadar sevap vardır." İbn Ömer, (r.a.) Habbâbî, Ebû Hureyre'nin bu sözünü sorup haber getirmek için Âişe'ye gönderdi. Âişe (r.a.), "Ebû Hüreyre doğru söylemiştir," deyince İbn Ömer; "Öyleyse biz çok kıratlar ihmal etmişiz," dedi.
3.203.3. Şartları
"Salat" (Namaz) kelimesi cenaze namazını da ihtiva eder. Onun için, şâir farz namazlarda farz kılman hakiki temizlik, büyük ve küçük hades-ten temizlik, kıbleye dönmek ve avret mahallini örtmek gibi şartlar cenaze namazında da şarttır. Mâlik'in Nafi'den rivayet ettiğine göre; Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Kişi cenaze namazını temiz olmaktan başka şekilde kılamaz. Diğer farz namazlardan farkı, vaktin şart olmayıp hazırlandığı her vakitte eda edilebilmesidir. Hanefî ve Şafiîlere göre; isterse mekruh vakitlerde olsun, kılmabilir. Ahmed, İbn Mübarek ve Ishak, güneş doğarken, zevalde iken ve batarken cenaze namazı kılmayı, cesedin bozulacağından korkulması durumu dışında mekruh saymışlardır.
3.203.4. Rükünleri
Cenaze namazını oluşturan bir takım rükünler vardır. Bu rükünlerden biri terkedilirse, namaz batıl olur. Şer'an
namaz sayılmaz. Bunları aşağıda zikrediyoruz.
a- Niyet
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: "Onlar dini ancak Allah'a halis kılarak ibadet yapmaktan başka bir şeyle emrolunmadılar."[9] Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ise; "Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır," buyurmuştur. Daha önce niyetin hakikati geçmiştir. Niyetin yeri kalp olup, dil ile söylenmesi meşru olmamıştır.
b- Gücü Yetenin Ayakta Durması
Alimlerin çoğuna göre, ayakta durmak bir rükündür. Özürsüz binek üzerinde oturarak cenaze namazı kılmak sahih değildir. Muğnî kitabında, yazarı şöyle demiştir: "Binek üzerinde cenaze namazı kıimak caiz olmaz; çünkü bu durumda vacip olan kıyam terkedilmiş olur. Ebû Hanife, Şafiî ve Ebû Sevr'in görüşü budur. Bu konuda başka görüş bilmiyorum." Kıyam esnasında, namazda olduğu gibi sağ elini sol eli üzerine koymak müstehabdır. Başka bir görüşle, 'müstehab değil,' denmiştir. Evlâ olan birinci görüştür.
c- Dört Tekbir Almak
Buharı ve Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayet elliğine göre; Nebi aleyhisselâm Necâşînin namazını kılarak dört tekbir aldı. Tirmizî şöyle demiştir: "İlim ehlinden, Rasûlüllah'ın ashabından ve diğerlerinden çoğu, bu hadisle amel etmiş ve cenaze namazının dört tekbirle olduğu görüşünü benimsemişlerdir." Süfyân, Mâlik, îbn Mübarek, Şafi'î, Ahmed ve İshâk da aynı görüştedirler. Tekbirde Elleri Kaldırmak: Sünnet olan; cenaze namazında birinci tekbirde elleri kaldırıp diğer tekbirlerde kaldırmamaktır. Çünkü birinci tekbirden başka diğer tekbirlerde ellerini kaldırdığı Nebi aleyhisselâm'dan bize ulaşmamıştır. Şevkânî; her birinin delillerini münakaşa ederek, ihtilâfları zikrettikten sonra, "özeli şudur;" demiştir: "Birinci tekbirin dışında, diğer tekbirlerde ellerin kaldırılması konusunda Rasûlüllah'tan, sahabenin fiil ve sözlerinden delil gelirecek bir şey yoktur. Öyleyse ifıiıah tekbirinde elleri kaldırmak diğerlerinde kaldırmamak gerekir. Çünkü diğerlerinde tekbir meşru olmayıp, ancak şâir namazlarda bir rükünden diğer rükne geçerken tekbir vardır. Cenaze namazında ise bu gibi intikal tekbirleri yoktur.
d- Gizlice Fatiha Okumak ve Rasûlüllah'a Salatu Selâm Getirmek
Şafiî'nin Müsned'inde Ebû Ümâme bin Sehl (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in ashabından bir kimse, Ebu Ümâme'ye şöyle haber vermiştir: "Cenaze namazında Sünnet olan, imamın tekbir alması, birinci tekbirden sonra kendi kendine Fatiha'yı gizlice okumasıdır. Sonra Nebi aleyhisselâm'a salavât getirir. Tekbirler arasında hiç bir şey oktlmayip sadece ölüye dua okur, sonra gizlice kendi kendine selâm verir." (Fetih kitabında, 'hadisin senedi sahihtir," demiştir.) Buhârî'nin Talha bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetine göre Talha (r.a.) demiştir ki: "îbn Abbas'la cenaze namazı kıldığımızda Fatiha'yı okuyarak "Faiiha'yı okumak sünnettendir" demiştir. Tirmizî de aynı şeyi rivayet ederek şöyle demiştir: "Bu şekilde amel etmek sahabe ve diğerlerinden bazı ilim adamlarına göredir. Bunlar Fatiha'yı birinci rek'attan sonra okumayı uygun görürler." Şafi'î, Ahmed ve lshak la aynı görüşledir. Bazıları da; "cenaze namazında Fatiha okunmaz, çünkü cenaze namazı Allah'ı sena cime, Rasûlüllah'a salâtu selam okuma ve Ölüye duadır," demişlerdir. Bu görüş ise, Sevrî ve Küfe ehlinden diğerlerinin görüşüdür. Kırâctin farz olduğunu düşünenlerin delillerinden birisi şudur: Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem cenaze namazını namaz olarak isimlendirerek; "Arkadaşınızın cenaze namazını kılın," buyurmuş. Yine bir başka hadîsde; "Fatiha'yı okumayanın namazı yoktur," buyurmuştur.
Rasûlüllah'a. Getirilecek Salavât Duası ve Yeri:
Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'e salavât, herhangi bir şekille olabilir. Eğer "Allahümme sallı ala Muhammedin," dese bile yeterlidir.
Ancak Rasûlüllah'm okuduğu salavâti şerîfeleri okumak daha efdâldir.
Meselâ:
"Allahım, Muhammed'e ve Muhammed'in âline, İbrahim ve ibrahim'in âline rahmet ettiğin gibi rahmet et. Ve Muhammed ve Muhammed'in âlini, İbrahim ve İbrahim'in âlini bereketli kıldığın gibi bereketli kıl."
Bu salavâtı şerîfeler, zahir olan görüşe göre, ikinci tekbirden sonra okunur. Ancak bunların nerede okunacağı hakkında herhangi bir delil varid olmamıştır.
e- Dua Etmek
Fakihlerin ittifakıyla dua da bir rükündür. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cenaze namazı kıldığınız zaman, onun için halisane dua yapınız." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Ibn Hibbân rivayet etmiş, İbn Hibbân sahihlcmiştir.) Az da olsa herhangi bir duâ ile bu emir gerçekleşir. Müstehab olan, aşağıdaki eserde varid olan dualardan herhangi birisiyle dua etmektir.
Ebû Hüreyre, (r.a.) "Rasûlüllah cenaze namazında şöyle dua etti," demiştir:
"Allahım, sen onun Rabbisin; onu sen yarattın, ona sen rızık verdin, onu sen İslâm'a hidayet etlin. Onun rulıunu sen aldın, gizli ve açık her şeyini sen daha iyi bilirsin; bizi onun için şefaatçi kıl. Günahlarını bağışla." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Vâilc bin Eska (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in müslümanlardan bir adamın cenazesini kıldırarak şöyle söylediğini işittim:
"Allahım, falanca oğlu falanca senin muhafazan altında ve senin ahdin çevresindedir. Onu kabir fitnesinden, cehennem azabından koru. Sen vefa ve hak ehlisin. Allahım, onu bağışla, ona merhamet et: Sen bağışlayan ve merhamet sahibisin." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Avf bin Mâlik (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in cenaze namazı kılarken şöyle dediğini işittim:
"Allahıtn, onu bağışla, ona merhamet et, onu affet, ona afiyet ver. Misafir olacağı yerini keremli ve kabrini geniş kıl. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Beyaz elbise kirden temizlendiği gibi onu da hatalardan temizle, onun evini dünyadaki evinden, ehlini dünyadaki ehlinden, eşini dünyadaki eşinden daha hayırlısıyla değiştir. Onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Rasüllüllah sallallahu aleyhi ve scîlem cenaze namazı kılarak şöyle dua etti:
"Allahım, dirimizi ve ölümüzü, küçüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve kadınlarımızı, burda olanları ve olmayanları bağışla. Allahım, bizden yaşattığını İslâm üzere yaşat. Öldürdüğünü îmân üzere öldür. Allahım, bunun mükâfatından bizi de mahrum etme ve bundan sonra bizi saptırma." (Hadisi Ahmed ve Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Namazı kılınan kimse çocuk olursa namaz kılanın şöyle demesi müstehabdın
"Allahım, onu bizim için selef kıl. Bizler için sevap kıl ve saklanmış bir mükâfat kıl." (Bu duayı Buharî ve Beyhakî, Hasan "in sözü olarak rivayet etmişlerdir.)
Nevevî şöyle demiştir: "Eğer ölen, erkek veya kız çocuk olursa, hadiste geçen duayı (Allahım dirimizi, ölümüzü bağışla) okuyarak şu duayı da ilâve eder:
"Allahım, onu anne babasına sevap kıl. Bir Öğüt ve şefaatçi kıl. Onun sebebiyle mizanlarını ağır eyle. Kalplerine sabır doldur. Bundan sonra onları fitneye düşürme ve onun mükâfatından onları da mahrum etme."
Bu Duaların Yapılacağı Yer:
Şevkânî der ki: "Bildiğime göre, bu duaların belli bir yerde okunacağına dair bir şey gelmemiştir. Namaz kılan, dilerse, beğendiği duaları, tekbîri bitirdikten sonra, veya birinci, ikinci veya üçüncü tekbirden sonra, veya her iki tekbir arasını ayırarak, veya her tekbir arasında bu dualardan bir tane okuyabilir. Böylece Rasûlüllah'tan rivayet olunan duaların hepsini okumuş olur." Yine demiştir ki; "Zahir olan, hadislerde gelen bu dua lâfızlarıyla erkek olsun, kadm olsun ölüye dua okumaktır. Ölen, kadm olduğu zaman, müzekker zamirleri müennese çevirmez; çünkü zamirler 'meyyit’ kelimesine bağlanır. Bu ise hem erkek, hem kadın için kullanılır."
f- Tekbirden Sonra Dua Okumak
Cenaze namazı kılanın, üçüncü tekbirden sonra dua etmiş olsa bile, dördüncü tekbirden sonra da dua etmesi müstchabdır. Çünkü, Ahmed'in Abdullah bin Ebi Evfâ'dan rivayetine göre; kendisinin bir kız çocuğu vefat etti. Üzerine dört tekbir aldı dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında duracak kadar durup duâ okudu. Sonra "Rasûlüllah, cenaze namazlarında böyle yapardı," dedi.
"Allahım onun mükâfatından bizi de mahrum etme. Bundan sonra da bizi fitneye düşürme." Ibn Ebî Hüreyre de şöyle demiştir: "Bizden öncekiler dört tekbirden sonra şöyle derlerdi: "Allahümme Rabbena âtinâ fi'd-dünyâ hasenelen ve fi'l-âhireû haseneten ve gına azâb'en-nâr," (Ey Allahım bize dünyada ve ahirettc iyilik ver, bizi cehennem azabından koru.)
g- Selâm
Ebû Hanife'den başka fakihlcr, selâmın farz olduğunda ittifak etmişlerdir. Ebû Hanife ise sağa ve sola selâm vermenin, vacip olup rükün olmadığını söylemiştir. Fakihler, selâmın farz olduğunu, cenaze namazının bir namaz olmasından istidlal etmişler ve "her namazın ise helâl oluşu (bitişi) selâm iledir," demişlerdir. İbni Mcs'ûd (r.a.) "cenaze namazında selâm vermek, şâir namazlarda selâm vermek gibidir," der. Selâmın en azı, "es-selâmü aleyküm" veya "selâmün aleykiim" demektir. Ahmed "sağma vermiş olduğu bir selâmla yetinmenin sünnet olduğunu, ön tarafa selâm verirse bunda bir beis olmadığını," söylemiş, bu görüşünü "Rasûlüllah ve ashabının bir selâm verdiğini, onların zamanında buna muhalif bir şey bilinmediğini," söyleyerek delilendirmiştir. Şafi'î; ikinci selâmı müslehab saymış; "birincide sağ tarafa dönerek başlar, sol tarafa dönerek bitirir." demiştir. Ibn Hazm; ikinci selâmın bir zikir ve bir hayırlı iş olduğunu söylemiştir."
3.20.3.5. Cenaze Namazının Kılınış Şekli
Namaz kılan, namazın şartların! tamamladıktan sonra, "hazır olan ölüye namaz kılmaya" diye niyet ederek ellerini iftitah tckbiriyle beraber kaldırır. Sonra sağ elini sol eli üzerine koyar. Fatihayı okumaya başlar, sonra tekbir alarak Nebî aleyhisselâm'a salâvât okur. Sonra tekbir alarak ölüye dua eder, sonra tekbir alıp yine duâ okur ve sonra selâm verir.
3.203.6. Erkek ve Kadın Cenaze tçin imamın Duruşu
İmamın, erkek cenazenin baş tarafı hizasında, kadın cenazenin ise orta hizasında durması sünnettendir. Enes'in rivayet ettiği hadise göre; Enes (r.a.) erkek cenaze namazı kılınca, başının yanında durdu. O kaldırılıp kadın cenaze getirilince, onun da namazını kıldı ve orta hizasında durdu. Encs'c; "Rasûlüllah, erkek ve kadın cenaze namazı kılarken senin durduğun yerde mi dururdu?" diye sorulduğunda, Encs; "evet" demiştir. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymıştır.) Tahavî "bu bana en hoş gelendir, çünkü Nebî aleyh is selâm'dan rivayet olunan hadisler, böyle olacağını kuvvetlendirmektedir," demiştir.
3.203.7. Birden Çok Cenaze Namazı Kılmak
Erkek ve kadın birden çok cenaze toplanırsa, en efdâli şudur: îma-mın Önüne gelmek şartıyla imamla kıble arasında, arka arkaya saf yapılır ve hepsine bir namaz kılınır. Eğer cenazeler erkek ve kadm olursa; erkeklere ayrı, kadınlara ayrı kılmak caiz olduğu gibi, hepsine beraberce namaz kılmak da caizdir. Erkekler, imamın önüne saf yapılır. Sonra kadınlar, daha kıble tarafa konur. Nâfi'in Ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, erkek ve kadın cenazelere beraberce namaz kılmıştır. Erkekleri önüne koymuş, kadınları daha kıble tarafa koyarak hepsini bir sıra yapmıştır. Ömer'in karısı Ümmü Külsûm binti Ali ve onun Zeyd ismindeki çocuğunun cenazeleri böyle sıraya konulmuştu. O gün Sa'îd bin el-Âs imamdı. İnsanların arasında İbn Abbas, EbûHürcyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Kaıâdc (r.a.) de vardı. Çocuk, imamın Önüne kondu. İçlerinden bir adam, "böyle yapmasını hoş görmedim," dedi. Ibn Abbas, Ebû Hüreyre, Ebû Sa'îd ve Ebû Katâde'ye baktım, "bu nedir?" dedim. "Sünnet böyledir," dediler. (Hadisi Nesâî, Beyhakî rivayet etmiş, Hafız 'senedi sahihtir,' demiştir.) Hadise göre, erkek çocuğun, kadınla beraber cenaze namazı kılındığında imamın önüne konur. Onun ardına da kadm konur. Eğer cenazeler arasında, erkek, kadm ve çocuklar varsa, çocuklar erkeklerin ardına konur.
3.20.3.8. Üç Saf Yapmanın Müstehab Oluşu ve Safların Düzeltilmesi
Cenaze namazı kılanların üç saf yapması ve safların düzgün olması müstchabdır. Mâlik bin Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "öldüğü zaman, müslümanlar-dan üç safa ulaşan bir cemaat namazım kılıp ta bağışlanmayan hiç bir mümin yoktur," Mâlik bin Hüreyre (r.a.), cenaze namazı kılanlar az olduğu zaman, onları üç saf yapmak için adam araştırırdı. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisi hasen saymış, Hâkim ise sahİhlcmiştir.) Ahmed demiştir ki; "cemaat azlık olsa bile üç saf yapmalarını isterim." "Eğer cemaat dört kişi olursa, nasıl yaparlar?" diye sorulunca; "iki saf olurlar," dedi. "Her safta ikişer kişi bulunur. Cemaat üç kişi olursa, bir safla tek kişinin kalması mekruhtur."
3.203.9, Çok Cemaatin Müstehab Oluşu
Cenaze namazında cemaatin çok olması müstehabdır. Âişe (r.a.)'den rivayeten, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Müslümanlardan yüz kişinin namazını kılıp, hepsinin şefaat ettiği halde şefaatlerinin kabul olunmayacağı hiç bir ölü yoktur." (Hadisi Ahmed, Müslim ve Tirmizî rivayet etmiştir.) İbn Abbas'ıan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; Ra-sûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Cenaze namazında, Allah'a şirk koşmamış kırk adam bulunup ta şefaatlerini Allah'ın kabul etmeyeceği hiç bir müslüman kişi yoktur." (Hadisi Ahmed Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
3.20.3.10. Cenaze Namazına Yetişemeyen
Cenaze namazından bir tekbiri kaçıran kimsenin namazın ardından onu kaza etmesi mü.stchabdır. Eğer kaza etmezse de bir beis yoktur. îbn Ömer, Hasan, Eyyûb es-Sahıiyânî ve Evzâ'î şöyle demişlerdir: "Cenaze namazından kaçırdığını kaza etmez, imam ile beraber selâm verir." Ahmed ise "kaza etmezse önemli değildir," demiştir. Muğnî sahibi, bu görüşü tercih cımiş ve demiştir ki; "delilimiz îbn Ömer'in sözüdür. Sahabeden buna muhalif olan bilinmemektedir." Âişe'den (r.a.) rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Yâ Rasûlallah ben cenaze namazı kılıyorum, fakat bazı tekbirleri işitemiyorum." Rasülüllah, sallallahu aleyhi ve sellem; "duyduğun tekbirleri al, geçenler İçin sana kaza gerekmez," buyurdu. Bu ifade açıktır. Çünkü cenaze tekbirleri, birbirini takip eden tekbirlerdir. Bayram tekbirleri gibi geçenleri kaza etmek gerekmez.
3.20.3.11. Kimlerin Cenaze Namazı Kılınır, Kimlerin Kılınmaz?
Fakîhler, erkek olsun, kadın olsun, küçük olsun, büyük olsun, müs-lümanm cenaze namazının kılınmasında ittifak etmişlerdir. îbn Münzîr, "ilim ehli, çocuğun canlı doğduğu bilindiği zaman ve ses çıkarırsa üzerine namaz kılınacağına dair icmâ etmişlerdir," demiştir. Muğîre bin Şu'be (r.a.)'dcn rivayelen; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Binekli, cenazenin arkasından gider. Cenazenin arkasından giden ve önünden yürüyen, sağına ve soluna yakın olsun. Düşüğe namaz kılınır. Annesi ve babası için mağfiret ve rahmet duası yapılır." (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Ebû Davud'un rivayetinde şu vardır: "Cenazenin arkasından ve önünden yürüyen, cenazeye yakın olarak sağından ve solundan yürüsün." Bir rivayette şöyle denmiştir: "Cenazeyi takip eden binekli, arkadan, yürüyen ise dilediği taraftan yürür. Çocuğun ise namazı kılınır." (Hadisi Ahmed, Nesâî, îbn Mâce rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiş-tir.)
3.203.12. Düşük Üzerine Namaz Kılmak
Düşük dört aylık değilse yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Bir bez parçasına sarılarak defnedilir. Bu konuda âlimlerin çoğunun arasında ihtilaf yoktur. Eğer dört aylık veya daha fazla olursa, düşme esnasında bağırmış-sa, o yıkanır, ittifakla üzerine namaz kılınır. Eğer ses çıkarmamışsa, Ebû Hanifc, Mâlik, Evzaî ve Hasan'a göre namazı kılınmaz. Çünkü Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce ve Bcyhakî'nin Câbir (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadiste Nebî aieyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Düşük çocuk bağırdığı zaman namazı kılınır ve varis olur." Hadisle, üzerine namaz kılınması için, ses çıkarması şart koşulmuştur. Ahmed, Sa'îd, Jbni Sîrin ve İshak, geçen hadise dayanarak düşüğün yıkanıp namazının kılınacağı görüşündedirler. Hadisle, "düşüğün namazı kılınır," denmiştir. Çünkü o da ruh taşımaklaydı. Aynen ses çıkaran gibi namazı kılınır. Nebi aleyhisselâm dön aylığa ruhun üflendiğini haber vermiştir. Ancak diğer âlimler, onların bu delillerine "hadisin müzdarip ve kendisinden daha kuvvetli olana ters olduğu" görüşü ile cevap vererek; "hüccet olmaya yeterli değildir," demişlerdir.
3.203.13. Şehid Üzerine Namaz
Şehid, kâfirler eliyle savaş meydanında öldürülen kimsedir. Hadislerin sahih ve açık olarak belirttiğine göre; şehid üzerine namaz kılınmaz.
Buhari'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Nebi aleyhisselâm Uhud şehitlerinin, kanlarıyla beraber defnolunmasını emretti, yıkanmadılar, namazları da kılınmadı.
Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Uhud şchidlerİ yıkanmadılar. Kanlarıyla gömüldüler ve üzerlerine namaz kılınmadı.
Şchidlerin namazının kılınacağına dair sahih ve açık başka hadisler de gelmiştir:
Buharî'nin, Ukbc bin Âmir (r.a.)'den rivayetine göre; "Nebî aleyhisselâm sekiz sene sonra bir gün çıkarak Uhud şehitlerine, ölüler ve dirilerin vedalaşmasına benzer, cenaze namazı gibi namaz kılmıştır.
Ebû Mâlik'il-Gifâri (r.a.)'dcn rivayelen: "Uhud'da öldürülenlerden dokuz tane getirildi. Onuncuları Hamza (r.a.) idi. Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem onların namazlarını kıldı. Onları taşıdılar. Sonra dokuz tane daha getirildi. Onların da namazını kıldı. Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem bunları kılıncaya kadar Hamza yerinde kaldı." (Hadisi Beyhakî rivayet etmiş, "bu konuda en sahih hadis bu olup bu da mürseldir,' demiştir.)
Bu hadislerin muhtelif olması sebebiyle, fakîhlerin görüşleri de değişik olmuştur. Bazısı hadislerin hepsini almışlar, bazısı ise bir kısım rivayetleri diğerlerine tercih etmişlerdir. Hadislerin hepsini delil olarak alan tbn Hazm; şehidin namazının kılınmasını veya terk edil meşini caiz görmüştür. "Eğer namazı kılınırsa iyi olur, kilınmazsa da iyi olur," demiştir. Ahmed'den yapılan rivayetlerden birisi bu yöndedir. İbn Kayyım, bu görüşü doğru bularak demiştir ki; "Bu mesele hakkında doğru olan, her ikisi hakkında da hadis geldiği için, namaz kılınmasıyla kılmmamasınm muhayyer olduğudur. Bu da Ahmed'den gelen bir başka rivayettir ve mezhebinin esasına daha uygundur." Devamla demiştir ki; "Uhud şehitlerinin durumundan ortaya çıkan şudur ki; defin sırasında üzerlerine namaz kılınmamıştır. Çünkü Uhud'da yetmiş kişi şehit düşmüşıü: Rasûlüllah'm, bunların namazını gizli kılması mümkün değildir. Câbir bin Abdullah (r.a.)'m, şehitlerin namazını terketmek konusundaki hadisi sahih ve açık olup babası da o gün Uhud şehitleri arasındaydı. Diğerlerinde bulunmayan haber onda vardı." Ebû Hanîfe, Scvrî, Hasan ve İbn Müseyyeb, fiilî rivayetleri tercih ederek şehit üzerine namaz kılmayı vacip görmüşlerdir. Mâlik, Şafiî, Ishak ve (bir rivayete göre) Ahmed, bunun aksini tercih etmiş ve namaz kılınmaz demişlerdir: Şafii, "cl-Ümm" kitabında kendi görüşünü tercih ederek demiştir ki: "Haberler birçok yönden açıktır, mütevalirdir. Nebî aleyhisselâm Uhud şehidlcrinin namazını kılmamıştır. Rasûlüllah'm Uhud şehitlerinin namazını kıldığı ve Hamza'için yetmiş tekbir aldığı rivayeti sahih değildir. Bu sahih hadîslere karşı duranın kendinden utanması gerekir. Ukbe bin Âmir'in hadisine gelince; bizzat hadisde geçtiğine göre, bu olay sekiz sene sonra olmuştur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ecelinin yaklaştığını anlayınca, bir nevi onlara veda ederek dua ve istiğfarda bulunmuştur. Yoksa bu olay sabit olan bir hükmü ortadan kaldırmaya delalet etmez."
3.20.3.14. Harp Meydanında Yaralanıp, Biraz Daha Yaşayan Kimsenin Durumu
Savaş meydanında yara alıp normal yaşadıktan sonra ölürse, her ne kadar şehid sayılsa bile yıkanır ve namazı kılınır. Nebi aleyhisselâm kendisine isabet eden ok sebebiyle el damarı kesilerek ölen Sa'd b. Muâz'ı yıkamış ve namazını kıldırmışım Muâz, mescide götürülerek orada günlerce kalmış ve yarası iyice açılarak şehit olmuştu. Eğer normal bir hayat yaşamamış, sadece konuşup su içtikten sonra ölmüşse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Muğnî kitabında, yazarı demiştir ki: "Fütüh'uş-Şam" kitabında geçtiğine göre, bir adam şöyle demiştir: "Belki amcamın oğlunu hayatta bulurum, düşüncesiyle biraz su aldım. Haris bin Hişâm'ı buldum; suyu ona vermek istedim, bir adam ona bakıyordu. Suyu o adama vermemi işaret elti. Suyu vermek için ona götürdüm, o da kendisine bakan başka bir adama suyu vermemi işaret elti. Neticede hiç birine suyu veremeden hepsi öldüler. Bunların hepsi de harp bittikten sonra öldükleri halde hiçbiri yıkanmadı ve namazları kılınmadı."
3.20.3.15. Hadden Öldürülenlerin Namazı
Her kim had cezası sebebiyle öldürülürse, yıkanır ve namazı kılınır. Buharî'nin Câbir (r.a.)'den rivayel elliği hadise göre; "Eslcm kabilesinden olan bir adam Nebî aleyhisselâm'a gelerek, zina ettiğini itiraf etti. Kendi aleyhine dört defa şchadei edinceye kadar Rasûlüİlah sallallahuu aleyhi ve sellem ondan yüzünü çevirdi. Sonra ona dönerek, 'sende delilik var mı?' diye sordu. 'Hayır,' dedi. 'Evli misin?' diye sordu. 'Evet,' dedi. Rasülüliah sallallahuu aleyhi ve sellem emretti ve bayram kılman yerde (Musalla) rec-molundu. Taşlar ona değince, kaçmaya teşebbüs etti. Yakalanıp ölünceye kadar taşlandı. Nebî aleyhisselâm onun için iyi sözler söyleyip üzerine cenaze namazı kıldı." İmam Ahmed; "Nebî aleyhisselâm'm, ganimet malından çalan ve kendisini öldürenden başka, kimsenin, cenazesini kılmadığını bilmiyoruz," demiştir.
3.203.16. Ganimet Malını Çalan, Kendini Öldüren ve Diğer Asilerin Cenaze Namazını Kılmak
Alimlerin çoğunluğu; ganimet malı çalanların, kendini öldürenlerin ve diğer asilerin namazının kılınacağını söylemişlerdir. Nevevî, Kâdî'nin şöyle dediğini söylemiştir: "Alimlerin hepsinin görüşüne göre; müslüma-nın, had İle öldürülenin, reem ile öldürülenin, kendini öldürenin ve vclcd-i zinâ'nm namazı kılınır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in, ganimet malı çalan ve kendini öldürenin namazını kılmadığı hususu, bu işleri engellemek içindir. Borçlu üzerine namaz kılmaktan ve ona rahmet okumaktan yüz çevirip, ashabına kılmalarını emrettiği gibi."
İbni Hazm şöyle demiştir: "Takva sahibi olsun, fâcir olsun, had ce-zasiyle öldürülmüş veya hırsızlık yaparken öldürülmüş veya eşkıyalık yaparken öldürülmüş her müslümanın namazı kılınır, imam ve diğerleri bunların namazını kılar. Bid'at çıkaranlar da bunun gibidir. Yaptıkları bid'at, küfre varmadığı müddetçe, namazları kılınır. Kendini öldürenin ve başkasını öldürenin namazı kılınır. Yeryüzünde herhangi bir kimseye kö-
lülük yapan kimse bile olsa, müslüman olarak öldüğü zaman namazı kılınır. Çünkü Nebi aleyhisselâm'm; "arkadaşınızın namazını kılınız," emri umûmîdir. Müslüman ise, bizim arkadaşımızdır. Allahu Tcâlâ şöyle buyuruyor: "Müminler ancak kardeştir. "[10] "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.''[11] Her kim, 'müslümanın namazı kılınmaz,' derse büyük bir söz söylemiş olur. Şüphesiz fâsik kimse, mümin kardeşinin duasına, fazilclli, rahmete ermiş bir kimseden daha fazla muhtaçtır."
Sahih rivayete göre; Haybcr'dc bir adam ölünce Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşınızın namazını kılınız. O ganimetten mal çalmıştır." Ravi diyor ki; "onun çaldığı eşyaları araştırdık. İki dirhem değeri olmayan boncuklar bulduk."
'Atadan gelen sahih bir rivayete göre, 'Ata'nm; vclcd-i zinanın ve annesi lanetlenmiş kişilerin, kısas yapılan kimsenin, rccmolunanm, savaş meydanından kaçıp öidürülen kimsenin cenaze namazını kıldığı sabit olmuştur. 'Atâ' demiştir ki; "La ilahe İllallah" diyen kimsenin namazını terkedemem. Çünkü Aîlahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Onların kesin cehennem eshabt oldukları açıklandıktan sonra."[12]
ibrahim NchaTden gelen sahih rivayette; Neha'î demiştir ki; Selef, ehli kıblc'dcn hiçbir kimsenin namazını kılmayı engellemezdi. Kendini öldüren kimsenin de namazı kılınır. Sünnet olan, reem olan kimsenin namazının kılınmasıdır. Yine Katâde'den gelen sahih rivayette, Katâde demiştir ki; "ÎHm ehlinden hiçbirisinin, "Lâ İlahe İllallah" diyen kimsenin namazını kılmaktan kaçındığını bilmiyorum." İbn Sîrîn'den sahih olarak geldiğine göre; "ehli kıbleden herhangi birisinin namazının kılınmasını günah sayan kimseye erişmedim," demiştir. Ebû Gâlib'dcn rivayeten; "Ebû Ümâmc cl-Bâhilî'ye dedim: içki içen kimsenin namazı kılınır mı?' 'Evet,' dedi. 'Belki de bu adam yatağına yaslanıp bir defa "Lâ ilahe İllallah" demiş olabilir ve bağışlanabilir.'" Hasandan gelen sahih habere göre, Hasan şöyle demiştir: "Lâ İlahe İllallah" diyen ve kıbleye yönelenin namazı kılınır; çünkü bu bir şefaatten başka bir şey değildir."
3.20.3.7. Kâfir Üzerine Namaz Kılmak
Hiç bir müslümanın, kafirin namazını kılması caiz değildir. Allahu Teâlâ; "Onlardan hiçbirinin namazını ebediyyen kılma ve kabirleri üzerinde durma; çünkü onlar Allah'ı ve Rasâlü'nü inkâr ettiler,"[13] buyurmuştur. Yİne Allah Azze ve Celle buyuruyor: "Müşriklerin cehennemlik oldukları müminlere belli olduktan sonra bunlar akraba olsalar bile, artık onlar için ne peygamberin ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur, ibrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, ancak ona önceden vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Fakat babasının Allah'a bir düşman olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı, istiğfar etmedi."[14] Keza kâfir çocuklarının namazı da kılınmaz. Çünkü onlar babalarına lâbîdir. Ancak anne-babasmdan birisinin müslüman olması veya müslüman olarak ölmesi veya anne babasından veya birisinden ayrı olarak esir alınması durumlarında kâfir çocuklarının da cenaze namazı kılınır.
3.20.3.18. Kabir Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
Her ne kadar defn'den önce namazı kılınmış olsa bile, defnolduklan sonra herhangi bir vakiıtc namazını kılmak caizdir. Daha önce geçtiği üzere; Rasûlüllah saltallahu aleyhi ve sellem, sekiz sene sonra, Uhud şehitleri üzerine nama/, kılmıştır. Zeyd bin Sabit (r.a.)'den yapılan rivayete göre; o demiştir ki; "Rasûİüllah iie beraber çıktık, Bekî' mezarlığına varınca, yeni bir kabir gördü, kim olduğunu sordu. 'Filan kadın,' dediler; onu tanıyordu. "Onun öldüğünü bana bildiremez miydiniz?" buyurdu. Oradakiler, "Ya Rasûlallah, sen oruçlu idin ve öğle vakti uykudaydın, seni uyandırmayı uygun görmedik," dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Böyle yapmayın, Sizden biriniz öldüğü zaman, ben aranızda olduğum müddetçe, bana haber verin. Benim namazım, ona bir rahmettir," buyurdu. Sonra kabre geldi, bizi arkasında saf yaparak dört tekbir aldı." (Hadisi Ahmed, Ncsâî, Bcyhakî, Hâkim, İbn Hibban rivayet cuniş, Hâkim ve İbn Hibbân sahihîcmişlerdir.)
Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'm ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin çoğuna göre bununla âmel edilmektedir. Şafi'î Ahmed ve İshâk'm görüşü de budur. Hadisten anlaşıldığına göre, ashab, definden önce cenaze namazını kilmiş sonra Rasûlüllah, kabir üzerine tekrar namazını kılmıştır. Çünkü ashab, namazını kılmadan ölüyü defnetmezlerdi."
Ashabın, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ile beraber kabir üzerinde namaz kılmaları, bu işin sadece Rasûlüllah'a mahsus olmadığını göstermektedir.
Ibn Kayyım şöyle demiştir: Bu muhkem sünnetler, Rasûlüllah'ın, "kabirler üzerinde oturmayınız ve kabirlere karşı namaz kılmayınız" mü-teşabih hadisiyle, ilk bakışta reddolunmaktadır. Bu hadis sahihtir. Rasû-lüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in kabir üzerinde namaz kıldığını söyleyenlere gelince; işte Rasûlüllah'ın sözü, işte tatbikatı. Bu söz ve tatbikatın biri diğerine zıt değildir. Çünkü, kabirde kılınması nehyedilen namaz, kabir üzerine kılınan namaz değildir. Bu kabir üzerine kılınan namaz, cenaze namazıdır ki, belli bir yere mahsus değildir. Bilâkis cenaze namazının, mescidin dışında kılınması mescidde kılınmasından daha efdaldir. Kabirde ölünün namazını kılmak ise naaşı üzerine kılman namaz cinsindendir. Her iki yerde de maksat namazdır. Namazın, naaşı üzerine kılınması ile yer üstünde kılınması veya yerin alımda iken kılınması arasında fark yoktur. Diğer namazlar bunun tersinedir. Çünkü onların kabirlerde kılınması rneşrû olmadığı gibi, kabirlere karşı kılınmaları da meşru olmamıştır. Bu yasak, oraların mescid edinilmesini engellemek içindir. Rasûlüllah'ın, kabir üstüne bir kaç defa cenaze namazı kıldığı halde, kabirlere karşı namaz kılanları lanetlemesi ve bunu yapanı 'mahlûkâtm en kötüsü' olarak haber vermesi, bunu göstermektedir. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanların en kötüsü, hayatta iken üzerine kıyamet kopanlar ile kabirleri mescid edinenlerdir."
3.203.19. Gâib Üzerine Cenaze Namazı Kılmak
Yakın olsun uzak olsun, başka bir yerde ölen gâib kimse üzerine namaz kılmak caizdir. Gaibin olduğu belde, kıble tarafında olmasa bile namaz kılan kıbleye döner. Gaibin üzerine namaz kılmaya niyet eder. Tekbir alır ve yanında iken kılman namaz gibi kılar. "Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre; "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, Necaşî'nin ölüm haberini, öldüğü gün insanlara dvyurdu ve onlarla namazgaha çıktı. Ashabını saf yaparak dört tekbir aldı." İbn Hazm şöyle demiştir: "Ölen gâib üzerine imam ve cemaatle namaz kılınır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, Necâşî Habeşistan'da öldüğü halde, onun namazını kılmıştır. Ashabı onunla beraber saf tutarak namaz kıldılar. Bu, ashabın terkedilmesi caiz olmayan h'.r icmâıdır. Ebû Hanîfe ve Mâlik bu konuda muhalefet etmişlerdir. Fakat onların hüccet sayılabilecek bir delilleri yoktur."
3.203.20. Mescidde Ölüye Namaz Kılmak
Mescidi kirletme korkusu yoksa, mescidde ölüye namaz kılmakta bir beis yoktur. Müslim'in Âişe (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem Süheyl bin Beydâ (r.a.)'dan başkasının namazım mescidde kılmamiştır. Ashab, Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'in namazını mescidde kılmışlar hiçbirisi bunu yad ırgamamı ştır. Çünkü cenaze namazı diğer namazlar gibi bir namazdır. Mâliki ve Hanefîlerce mekruh sayılması, Rasûlüllah'ın şu hadisini delil saymalarm-dandır: "Her kim mescidde cenaze namazı kılarsa onun için bir sevap yoktur." Bu hadisin manası, Rasûlüllah'm fiiline ve ashabının aynı yöndeki fiiline terstir. Bîr başka yönden de bu hadis zayıftır. Âlimler bu hadisi sahih sayarak, "Ebû Dâvûd gibi meşhur sahih nüshalarda 'onun aleyhinde birşey yoktur,1 ifadesi vardır," demişlerdir. Ibn Kayyım şöyle demiştir: "Rasûîüllah'm devamlı olarak cenaze namazlarını mescidde kıldığı varid değildir. Özür haricinde, cenaze namazlarını mescidin dışında kılardı. Ba-zan, Ibn Beydâ'da olduğu gibi mescidin içinde de kılmıştır. Her ikisi de caizdir. Efdâl olan, mescidin dışında kılmaktır."
3.203.21. Kabirlerin Arasında Cenaze Namazı Kılmak
Alimlerin çoğunluğu, mezarlıkta, kabirler arasında namaz kılmayı kerih görmüşlerdir. Bu görüş; Alî, Abdullah bin Amr ve Ibn Abbas, (r.a.)'den rivayet olunmuştur. 'Atâ, NehâT, Şâfı'î, Ishâk ve Ibn Münzir de bu görüşü benimsemişlerdir. Çünkü Rasûlüllah saİlallahu aleyhi ve sellem'in: "Yeryüzünün hepsi mesciddir. Ancak hamam ve kabirler müstesna/' hadisi vardır. Ahmed'den yapılan bir rivayet şöyledir: "Bunda bir beis yoktur. Çünkü Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem mezarlıkta, kabir üzerine namaz kılmıştır. Ebu Hüreyre, Ibn Ömer de ordayken, kabristanın ortasında Âişc (r.a.)'nm namazını kılmıştır. Ömer bin Abdülaziz de böyle yapmıştır."
3.203.22. Kadınların Cenaze Namazı Kılmasının Caiz Oluşu
Kadınların, erkekler gibi cenaze namazı kılmaları, ister tek olarak kılsınlar, ister cemaatle kılsınlar caizdir. Ömer (r.a.) Utbe (r.a.)'in cenaze namazını kılarken Abdullah'ın annesini beklemiştir. Âişe (r.a.) Sa'd bin Ebî Vakkas (r,a.)'m cenaze namazını kılmak için kendisinin götürülmesini emretmiştir. Nevevî: "Kadınlar için, diğer namazlarda olduğu gibi cemaat yapmalarının sünnet olması gerekir." demiştir. Hasan bin Salih, Süfyan, Sevrî, Ahmed ve Hanefîler bu görüşü benimsemişler, Mâlik ise "tek tek kılarlar", demiştir.
3.203.23. Ölünün Namazını Kıldırmaya En Layık Olan
Alimler, cenaze namazını kıldırırken imamlığa kimin lâyık olduğu hakkında İhtilâf etmişlerdir. Dendi ki; "En lâyık olan velisidir, sonra emir, sonra babası, sonra babasının babasıdır; yukarı doğru çıkar. Sonra oğlu, oğlunun oğlu; aşağıya doğru iner. Sonra akrabalık yönünden en yakın olandır." Maliki ve Hanbeliler bu görüşü beni m sem i şiir. Başka bir görüş le şöyledir; "Önce babası, sonra dedesi, sonra oğlu, oğlunun oğlu, sonra kardeşi, kardeşinin oğlu, sonra amcası, amcasının oğlu, akrabalık sırasına göre en yakın olan lâyıktır." Şafi'î ve Ebû Yusuf un görüşü budur. Ebû Hanîfc ve Muhammcd bin Hasan'a göre; "evlâ olan, eğer hazırsa vali, sonra kadı, sonra o muhitin imamı, sonra ölen kadının velisi, sonra akrabalık bakımından yakın olanlardır. Ancak baba müstesna. Çünkü, baba ile oğul bir araya geldiğinde baba öne geçer."
3.20.3.24. Cenazeyi Taşımak ve Cenaze İle Yürümek
Cenazeyi taşımak ve onunla yürümek konusunda bir çok hususlar meşru olmuştur. Bunları aşağıda zikrediyoruz:
1- Cenazeyi teşyî etmek ve onu taşımak meşrudur. Sünnet olan bütün taraflardan taşımış olmak için, cenazeyi her tarafından taşımaktır. İbn Mâce, Beybakî ve Ebû Dâvûd Tayâlisî'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayetlerine göre İbn Mes'ûd (r.a.) demiştir ki: "Cenazenin arkasından giden kimse, cenazenin sarıldığı şeyin her tarafından tutsun. Böyle yapmak sünnettendir. Sonra dilerse nafile olarak taşır, dilerse bırakır." Ebû Sa'îd (r.a.)'dcn rivayeten Nebi alcyhissclâm şöyle buyurdu: "Hastayı ziyaret ediniz. Cenaze ile beraber yürüyünüz ki, o size ahireîi hatırlatır." (Hadisi Ahmed rivayet etmiş olup, hadisin bütün ravileri sika'dır.)
2- Cenazeyi hızlı götürmek: Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc'nin Ebû Hurcyrc'dcn rivayetine göre Rasûlüilah sal-iallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cenazeyi hızlı gölürünüz, eğer salih bir kimse ise, onun için hayırlı olur. Eğer kötü bir kişi ise, bu şerri boynunuzdan atmış olursunuz." Ahmed, Ncsâî ve diğerlerinin Ebû Bekre (r.a.)'den rivayetlerine göre, Ebû Bckrc demiştir ki: "Reme! yürüyüşü yapar gibi Rasûlüilah sallallahuu aleyhi ve scllcm ile beraber cenazeyi hızlı bir şekilde taşıdığımızı görmüşümdür." Buhârî'nin Tarih kitabındaki rivayeti ise şöyledir: "Nebî aleyhisselâm, Sa'd bin Muâz (r.a.) öldüğü gün na-Iinlcrimiz kopuncaya kadar bizi hızlandırdı." Fetih kitabında şöyle denmiştir: "Hasılı, müstehab olan, cenazeyi çabuk götürmektir. Ancak çabukluğun, cenazenin bozulmasına sebep olacak, taşıyanlara veya cenaze ile
beraber gelenlere meşakkat olacak kadar şiddete ulaşmaması gerekir. Çünkü bu durum, cenazenin temiz kalmasına mani olup, müslümanlarm meşakkate girmesine sebebiyet verir." Kurtubî şöyle demiştir: "Hadisten maksat ölünün defnedilmesini geciktirmemektir. Çünkü geciktirmek çok kere büyüklenmek ve öğünmeye sevkedebilir."
3- Cenazenin önünden veya arkasından, sağından veya solundan cenazeye yakın olarak yürümek: Âlimler hangi taraftan yürüneceği konusunda İhtilaf etmiştir. Cumhur ulema ve ilim ehlinin çoğu önünden yürümeyi tercih ederek, "cfdal olan budur" demişlerdir. Çünkü Rasûlüilah sallallahuu aleyhi ve scllcm, Ebû Bekr ve Ömer (r.a.) cenazenin önünden yürürlerdi. (Bunu Ahmed, Ncsâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve ibn Mâcc rivayet etmiştir.) Hancfîlcrc göre; cfdal olan, cenazede bulunanların arkadan yü-rümesidir. Çünkü Rasûlüllah'm, "Cenazeye tabi olunması" emrinden bu anlaşılmakladır. Tabi olan, arkadan gelen demektir. Encs bin Mâlik (r.a.) ise, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in geçen hadisinden dolayı hepsinin aynı olduğunu söylemiştir. Binek üzerinde olan, cenazenin arkasından gider; yürüyen ise arkasından, önünden, sağından, solundan cenazeye yakın olarak yürür. Zahir olan, hepsini yapmak konusunda genişlik olduğudur. Bu ihtilaftan, hepsinin de mubah olduğu ve kolaylığı gerektirdiği ortaya çıkmaktadır. Abdurrahman bin Ebzî'dcn rivayeten; Ebû Bekir ve Ömer (r.a.), cenazenin önünde Alî (r.a.) ise arkasında yürürdü. Ali'ye dendi ki; "Ebû Bekir ve Ömer, cenazenin önünde yürürlerdi." Ali (r.a.) da; "Ebu Bekir ve Ömer, cenazenin arkasından yürümenin, önünden yürümekten, cemaatle namaz kılmanın, tek başına kılmaktan faziletli olduğu kadar faziletli olduğunu biliyorlardı. Fakat onlar insanlara kolaylık olsun diye kolay olanını seçtiler," demiştir. (Bunu Bcyhakî ve İbn Ebi Şcybe rivayet etmiş, Hafız, 'hadisin senedi hasendir,' demiştir.)
Cenazeyi takip edenlerin özrü olmadan binek üzerinde yürümesini cumhur ulema kerih görmüştür. Dönerken binek üzerinde dönmesini kc-rahatsîz olarak caiz gördüler. Scvbân (r.a.) hadisine göre; Nebi aleyhisselâm cenaze ile yürürken ona bir binek getirildi, binmedi. Cenazeden dönerken binek getirildiğinde bindi. Niçin böyle yaptığı sorulunca şöyle buyurdu: "Şüphesiz melekler yürüyordu; onlar yürürken ben binemezdim. Onlar gidince ben bindim." (Hadisi Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Buharı ve Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.) Rasûİüliah sallallahuu aleyhi ve sellem, tbn Dehdâh (r.a.)'m cenazesine yürüyerek gitmiş, at üzerinde dönmüştür. (Hadisi Tirmizî rivayet etmiş, 'hasen sahihtir,' demiştir.) Rasûlüllah'm; "binek üzerinde olan, cenazenin arkasından yürür," hadisi ile, ata binmenin mekruh oluşu arasında çelişki yoktur. Çünkü, bu hadisin, arkadan yürümenin kerahatle beraber caiz olduğunu beyan için olması mümkündür. Hanefiler; "her ne kadar, özürsüz olana yürümek efdal ise de, binek üzerinde yürümekte bir beis yoktur," demişlerdir. Sünnet olan, geçen hadise göre binek üzerindekinin cenazenin arkasında olmasıdır. Hattabî binekli hakkında şöyle demiştir: "Alimlerin, binek üzerindeki kimsenin cenazenin arkasından gitmesi konusunda ihtilaf ettiklerini bilmiyorum."
3.203.26. Cenazede Mekruh Olan Şeyler
Cenazede aşağıdaki fiillerden bir tanesini yapmak mekruhtur:
1- Zikir, Kıracı ve Diğer Şeylerde Sesi Yükseltmek
İbn Münzir demiştir ki; Kays bin Abbâd'dan bize rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabı üç yerde sesi yükseltmeyi kerih görmüşlerdir: Cenazede, zikir yaparken, savaş zamanında." Sa'îd bin Müscyyeb, Sa'îd bin Cübcyr, Hasan, Ncha'î, Ahmed ve Ishâk; cenazenin arkasında, "ölü için istiğfar edin" diyen kimsenin sözünü kerih görmüşlerdir. Evzâ'î ise; "bidattir," demiştir. Fudayl bin Amr şöyle demiştir: "îbni Ömer bir cenazede iken; "Ölü için istiğfar edin, Allah onu bağışlasın" diyen kimsenin sözünü işitince; o kimseye, "Allah seni bağışlamasın" dedi. Ncvcvî şöyle demiştir: "Bil ki, doğru olan, selefin cenaze ile beraber yürürken sükût edip kırâct, zikir ve diğerleri ile seslerini yüksel ün ediğidir. Çünkü kişinin zihni cenaze ile ilgili şeyleri düşünmeye toplanmıştır. Bu durumda istenen bu olup, doğru olan da budur. Muhaliflerin çokluğu seni aldatmamahdır. Cahillerin, cenaze üzerine uzatarak Kur'ân okumaları ve sözü gerçek yerinden çıkararak bağırıp çağırmaları icmâ ile haramdır." Şeyh Muhammed Abduh, zikirle sesi yükseltmek konusunda verdiği fetvada şöyle demiştir: "Cenazenin önünde açıklan zikir yapmaya gelince, Fetih kitabında, cenaze bahsinde; "cenazenin önünden yürüyen kimsenin yüksek sesle zikir yapması mekruhtur," demiştir. Eğer Allah'ı zikretmek isliyorsa, kendi içinden zikretsin. Açıktan zikir yapmak, Rasûlüllah'ın ashabı, tabiîn ve tebei tabiîn devrinde olmayan bir bid'attır. Engellenmesi gerekir."
2-Ateş Yakmak
Cenazenin arkasından ateş yakmak, cahiliyet işlerindendir. îbn Münzir şöyle demiştir: "İlim ehlinden herkesin söylediğine göre, ateş yakmak mekruhtur." Beyhakî; "Âişe, Ubâde b. es-Sâmit, Ebû Hureyre, Ebû Sa'îd'il-Hudrî ve Esma binti Ebû Beki (r.a.)'in vasiyetlerinde "bizim
arkamızdan ateş yakmayın" dediklerini" nakletmektedir, İbn Mâce'nin rivayet ettiğine göre: "Ebû Mûsâ el-Eş'arî'ye ölüm yaklaştığında, "bana tütsü kullanmayın," dedi. 'Bu konuda birşey işittin mi?' dediler; o da; 'evet, Rasülüllah'tan işittim," demiştir." Eğer defn gece olursa, o zaman ışığa ihtiyaç vardır. Bunda bir beis yoktur. Tirmizî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre; "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, gece bir kabre girdi; onun için bir kandil yakıldı." (Tirmizî, İbn Abbas'ın hadisi hasendir,' de* mistir.)
3- Cenaze Yere Konmadan Takip Edenlerin Oturması
Buharı şöyle demiştir: "Cenazeyi takip edenler, cenaze omuzlardan yere konmadıkça oturmasmlar. Oturan olursa, ayağa kalkması emredilir. Ebû Sa'îd'il-Hudri (r.a.)'in Nebi aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Cenazeyi gördüğünüz zaman kalkınız. Cenaze yere konuncaya kadar onu lakip edenler oturmasmlar." Sa'îd el-Makbûri'den, onun da babasından rivayet olunduğuna göre; demiştir ki; "Bir cenazede idik. Ebû Hüreyre, Mervâriııı elini tutup cenaze yere konmadan oturdular. Ebû Sa'îd geldi, Mcrvan'm elini tutarak şöyle dedi: "Kalk, Allah'a yemin olsun, Rasûlüllah bizi bundan nehyetli." Ebû Hürcyrc de "doğru söylüyorsun," dedi. (Hadisi Hâkim rivayet etmiş olup rivayetinde şu ilave de vardır: "Ebu Sa'îd Mcrvân'a 'kalk,' deyince kalktı. Sonra, 'niçin beni kaldırdın?' diye sordu. Hadisi bu şekilde ona anlattı. Ebû Hüreyre'ye, 'niçin bana haber vermedin?' deyince o da; 'sen imamdın, oturunca ben de oturdum,' dedi.") Sahabe, tabiîn, Hanefiler, Hanbelîler, Evzâ'î ve Ishâk'm görüşleri budur. Şafi'î ise şöyle demiştir: "Cenazeye katılanların cenaze yere konmadan önce oturmaları mekruh değildir. Cenazeden önce gidenlerin, varmadan oturmalarında bir beis olmadığı hakkında ittifak etmişlerdir." Tirmizî şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabından, bazı ilim ehlinden ve diğerlerinden rivayet olunduğuna göre, onlar cenazeden önce giderler, cenaze varmadan otururlardı. Şafiî'nin görüşü budur. Otururlarken cenaze geldiği zaman kalkmazlardı. Aruned'den rivayete göre, o demiştir ki; "Eğer kalkarsa, onu ayıplama; şayet oturursa, onda da bir beis yoktur."
4- Cenaze Geçtiği Zaman Ayağa Kalkmak
Ahmed'in, Vâkıd bin Amr bin Sa'd bin Mu'âz'dan rivayetine göre; o demiştir ki; "Benî Selem'de bir cenazede bulundum. Ayağa kalktım. Nâfi' bin Cübeyr bana 'otur,' dedi. Ben de ona; 'bu konuda sana bir hüccet söyleyeceğim,' dedim: 'Mes'ûd bin Hâkim ez-Zurkî'nin bana anlattığı hadise göre; o, Ali bin Ebî Tâlib'den şöyle söylediğini işitmiş: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ayağa kalkmamızı emretti. Sonra oturdu. Ve biz de oturmakla emrolunduk." Hadisi Müslim şu lâfızla rivayet etli: "Rasûlüllah'ı gördük, cenaze gelince kalktı. Biz de kalktık. Oturdu, biz de oturduk." Tirmizî; "Ali'nin hadisi hasen sahih olup bu hadiste tabiînden birbirinden rivayet eden dört kişi var ve ilim ehlinin bazısı bununla amel etmiştir," demiştir. Şafİ'î ise; "Bu konuda en sahih şey budur," demiştir. Bu hadis "cenazeyi görünce kalkınız," şeklindeki hadisi nesh etmekledir. Ah-med ise, "dilerse kalkar, dilerse kalkmaz" dcmişıir. Ahmed, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem'in önce kalkıp sonra oturduğu rivayetini delil olarak göstermiş, İshâk bin İbrahim de böyle demiştir. Ahmed, İshâk bin Habîb, Malikîlerden îbn Mâcişûn bu görüşe katılmıştır. Nevevî şöyle demiştir: "Muhtar olan, kalkmanın müslehab olduğudur. Mütevelli ve mez-heb sahibinin sözü de budur." Îbn Hazm şöyle demiştir: "Kişinin cenazeyi gördüğü zaman ayağa kalkması müsichabdır. Cenaze kâfir bile olsa, geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkılır. Şayet kalkmazsa, bunda da bir günah yoklur. Kalkmanın müstehab olduğunu söyleyenler, Buharî, Müslim, Tirmizî, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc'nin îbn Ömer ve Âmir bin Rcbî'a yoluyla Nebi alcyhissclâm'dan rivayet ellikleri şu hadisi deli! getirmişlerdir: "Cenaze gördüğünüz zaman sizi geçinceye veya yere konuncaya kadar kalkınız." Ahmed'in rivayetinde şu vardır: "Îbn Ömer (r.a.) cenaze gördüğü zaman, geçinceye kadar kalkardı." Buharı ve Müslim'in Seni bin Hanîf ve Kays bin Sa'd'dcn rivayet etliklerine göre; bu ikisi, Kadîsiyc'de otururlarken yanlarından, bir cenaze geçti. Ayağa kalktılar. Kendilerine: "O cenaze bu yerin ahalisindendir, yani zımmîdir," denilince onlar şöyle demişlerdir: Rasûlüllah'm yanından bir cenaze geçtiği zaman ayağa kalkmış, kendisine 'o cenaze bir yahudidir,' denilince; "o da bir can değil midir?" diye cevap vermişıir." Buharî'nin Ebû Leylâ'dan rivayetine göre; o, "îbn Mcs'ûd ile Kays cenazeye kalkarlardı," demiştir.
Ayağa kalkmaktaki hikmet; Ahmed, Îbn Hibbân ve Hâkim'in merfu olarak Abdullah bin Amr (r.a.) hadisinden yaptıkları rivayette gelen "Siz canları alan zâta tazim için kalkıyorsunuz," hadisidir. îbn Hibban'ın lâfzında; "Ruhları alan Allah'a tazim için" şeklindedir.
Sözün kısası: Alimler bu meselede ihtilaf etmişler; bazısı cenazeye kalkmanın mekruh olduğu, bazısı müstehab olduğu görüşünü benimsemiştir. Kalkmayı ve kalkmamayı mubah görenler de olup hepsinin hücceti ve delili vardır. Mükellefin, bu görüşlerden kalbinin kanaat getirdiği herhangi birisini seçmesi gerekir. Allah daha iyi bilir.
5- Kadınların Cenazenin Arkasından Gitmeleri Mekruhtur.
Ümmü Aıiyye (r.a.) demiştir ki: "Cenazenin arkasından gitmekten nchyolunduk ve bu iş bize gerekli kılınmadı." (Hadisi Buharî, Müslim, Ahmed ve İbn Mâcc rivayet etmiştir.) Abdullah b. Amr (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; "Nebî aleyhisseiâm ile beraber yürürken, Nebi aleyhisseiâm tanıdığını sanmadığımız bir kadın gördü. Biz yola devam elliğimizde, Nebi aleyhisseiâm durdu. Kadın Nebi alcyhissciâm'm yanına geldiğinde bir de baktık ki Falıma (r.a.) imiş. Nebi aleyhisselâm; "Evden niçin çıktın ya Falıma?" diye sorunca, Faüma; "Bu eve geldim; cenazeleri olduğu için onlara acıdım ve taziyede bulundum." dedi. Nebi aleyhisseiâm: "Belki de.onlar la beraber kabre vardın, öyle mi?" deyince, Falıma; "Onlarla beraber kabre varmaktan Allah'a sığınırım. Bu konuda simdi söylediklerini daha önce de. söylediğini işitmişimdir/' dedi. Nebi aleyhisseiâm; "Eğer kabre varsaydın babanın dedesi cenneti görünceye kadar cenneti göremezdin," demiştir. (Alimler bu hadis hakkında laan ederek, "senedinde Rcbî'a bin Seyf olduğu için sahih değildir,' demişlerdir. Bu zai hadis konusunda zayıf olup, rivayetlerinde pek çok münker vardır.)
îbn Mâce ve Hâkim'in Muhammcd bin Hancfiyye'den onun da Alî (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre, Alî (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisseiâm yolda giderken oturan kadınlar gördü. Nebi aleyhisselâm "niçin oturuyorsunuz?" diye sorunca, "cenazeyi bekliyoruz", dediler. "Onu yıkadınız mı?" dedi. "Hayır," dediler. "Onu taşıdınız mı?" dedi. Yine, "hayır" dediler. Nebî aleyhisselâm; "Öyleyse, mükâfat almadan günahkâr olarak dönün bakalım/' dedi. (Bu hadisin senedinde Dînâr bin Ömer vardır. Ebû Hâlim; "hadis meşhur değildir" demiştir. Ezdî de "Hadis mekruhtur" dcmişıir.) îbn Mcs'ûd, İbn Ömer, Hancfîlcr, Şafi'îlcr ve Hanbclîlcrin görüşü budur. İmam Mâlik'e göre; "ihtiyar kadınların cenazeye çıkmaları mutlak olarak mekruh değildir. Çıkmasıyla fime meydana gelmeyen; örtülü olmak şartıyla, müsibeli kendisine çok büyük gelen genç kadınların da cenazeye çıkmaları mekruh değildir."
İbn Hazm, cumhur ulemanın deli! getirdiklerini sahih bulmayıp kadınların cenazeyi takip etmelerini caiz görerek şöyle demiştir: "Kadınların cenazenin arkasından gitmesini yadırgamaz ve onları bu işten alıkoymayız. Bu konudaki nehy hakkında gelen rivayetlerden hiçbirisi sahih olmayıp, ya mürseldir, ya meçhul kişiden veya kendisiyle hüccet getirilmeyen kişilerden rivayet edilmişlerdir." Sonra geçen Ümmü 'Atiyyc hadisini zikrederek bu hadis hakkında demişiir ki; "Senedi sahih olsa bile, nehye dair
hüccet olamaz; bilakis yalnız mekruh olduğunu gösterir. Şu'be yolundan da rivayet olunduğu gibi, bu hadisin tam tersi sahih olarak rivayet olunmuştur. Vekî'in Hişâm bin Urve'den, onun Vehb bin Keysân'dan, onun Muhammed bin Amr bin 'Atâ'dan, onun da Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem; "Onu bırak ya Ömer, şüphesiz göz ağlar. Bu kişi musibete uğramıştır, ölüm ise yakındır," buyurmuştur. Ibn Hazm; "Kadınların cenazeye çıkmaları konusunu İbn Abbas'ın yadırgamadığı sahih olarak kendisinden rivayet olunmuştur." demiştir.
3.203.27. Günah işlememek için Cenazeyi Terketmek
Muğnî sahibi şöyle demiştir: "Eğer cenazede gördüğü veya duyduğu bir günah yapihyorsa; şayet o günahın haram olduğunu söylemeye veya engellemeye gücü yetiyorsa onu engeller, şayet gidermeye gücü yetmiyorsa iki şekilde davranması gerekir. Birincisi onun yanlış olduğunu anlatır ve cenazeyi takip eder. Yanlış olduğunu söylemekle farz ondan düşer. Böylece batıl bir şey İçin hakkı terketmemiş olur. İkincisi geri döner, çünkü orda kalması, bir günahı dinlemek ve onu terke gücü yettiği halde o günahı görmek hatasına düşmek olur.
3.20.4. Defin
3.20.4.1. Hükmü
Müslümanlar, ölüyü defnetmenin ve vücudunu örtmenin farzı kifaye olduğunda icmâ etmişlerdir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Biz yeryüzünü dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?"[15]
Cumhur ulema, gece defin yapmakla gündüz defin yapmanın tıpatıp aynı olduğu görüşündedirler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, yüksek sesle dua ve niyazda bulunan kişiyi, gece defnetmiştir. Ali (r.a.) Fâtima'yi gece defnetmiştir. Yine Ebû Bekir, Osman, Âişe ve îbn Mes'ûd (r.a.) gece defnedilmişlerdir.
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; "Nebî aleyhisselâm gece bir kabre girdiğinde, kendisine bir lambayla ışık tutuldu. Nebî aleyhisselâm kabrin kıble tarafından tutarak; "eğer çok dua okuyan ve çok Kur'ân okuyan idiysen Allah sana rahmet etsin," diyerek onun üzerine dört tekbir aldı." (Hadisi Tirmizî rivayet ederek "hadis hasen olup ilim ehlinin çoğu gece defne izin vermişlerdir," demiştir.)
Gece defnetmek, ölünün hakkından ve ona yapılacak duadan bîr şey eksik olmadığı zaman caiz olur. Eğer gece defnetmekle ölünün hakkından bir şey eksik kalıp ta üzerine namaz kıhnmayacaksa, bu durumda Şârİ1, gece defni nehyetmiş ve mekruh saymıştır. Müslim'in rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm bir gün hutbe okudu. Ashabından bir adamdan bahsettiğinde, vefat ettiğini ve uzun olmayan bir kefenle kefenlenerek gece defnedildiğini öğrendi. Bunun üzerine Nebî aleyhisselâm,"Kişinin zorda kalmadığı müddetçe gece defnedilmesini" menetmiştir. İbn Mâce'nin Câbir (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Câbir (r.a.) demiştir ki; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, "Ölülerinizi zorda kalmanız müstesna gece defnetmeyiniz," buyurmuştur.
3.20.4.2. Güneş Doğarken, Tepede iken ve Batarken Ölü Defnetmek
Alimler ölünün bozulmasından korkulduğu zaman bu üç vakitte kerahatsiz olarak defnedilebileceğine ittifak etmişlerdir. Ancak bozulmasından korkulmazsa cumhura göre ölünün bu üç vakitte defnedilmesini, bu vakitlerde defnedilmesi kast edilmediği müddetçe caiz görmüşler, "Eğer bu vakitlerde defnetmeyi kastederse, mekruh olur" demişlerdir. Çünkü Müslim, Ahmed, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce'nin Ukbc (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ukbc (r.a.) şöyle demiştir: "Üç zaman vardır ki Nebî aleyhisselâm o vakitlerde namaz kılmamızı ve ölülerimizi gömmemizi nehyetmiştir: Güneş doğarken yükselinceye kadar, güneş te- . pede iken batıya meyledinceye kadar, güneş batmaya meylederken batm-caya kadar." Hanbeliler, geçen hadisten dolayı; "mutlak olarak bu vakitlerde defin mekruhtur," demişlerdir.
3.20.43. Kabri Derin Yapmanın Miistehab Oluşu
Definden maksat; ölünün kokusunu engellemek, yırtıcı hayvanlardan ve kuşlardan korumak için, ölüyü bir çukura gömmektir. Bu maksat hangi şekilde gerçekleşirse farz eda edilmiş, vacip tamamlanmış olur. Ancak kabri bir boy kadar derin yapmak gerekir. Çünkü Nesâî ve Tirmizî'nin Hişâm b. Âmir (r.a.)'den rivayet ederek Tirmizî'nin sahihlediği hadiste, Hişam şöyle demiştir: "Uhud savaşında Rasûlüllah'a şöyle yakındık; "Ya Rasûlallah, herkes için mezar kazmak bize zor geliyor." Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Kabirler kazarak onları derin yapın ve güzelleştirin. İki üç kişiyi bir kabre koyun." Ashab; "Yâ Rasûlallah, öne hangisini koyalım?" diye sorunca, Rasûlüllah sallallahuu
aleyhi ve sellem: "En çok Kur'ân okuyanı öne geçiriniz," buyurdu." Hi-şam; "Übey, aynı kabirdeki üç kişinin üçüncüsüydü," demiştir, İbn Ebî Şcybe ve İbn'ül-Münzir'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Ömer (r.a.) "Kabri bir boy derin ve*geniş yapınız," demiştir. Ebû Hanife ve Ah-med'e göre; kabir yarım boy derin yapılır daha fazla yapılırsa iyi olur.
3.20.4.4. Lalıid Yapmanın, Kabri Yarmaktan (Şak) Faziletli Olduğu
Lahid: Kabrin kıble tarafım yarmaktır. Üzerine kerpiç dikilir, tavanlı ev gibi olur.
Şak ise; kabrin ortasının kazılarak yanlarına kerpiç konmasıdır. Öİü o yere konur ve üzerine birşcylc kapatılır.
Her ikisi de caiz olup ancak lahid daha evlâdır. Çünkü Ahmed ve İbn Mâce'nin Encs (r.a.)'dcn rivayet etlikleri hadiste Encs (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem vefal etliğinde, lahid yapan bir adamla kabrin ortasını kalan bir adam vardı. Ashab, "Rabbimizdcn bizi hayra sevkelmesini isteyip o adamlara haber gönderiyoruz, hangisi geçerse onu bırakırız," dediler. O adamlara haber saîdilar. Lahid yapan diğerini geçti ve Rasûlüllah için lahid yaptı." Bu olay lahdin caiz olduğuna delalet eder. Lahdin evlâ olduğuna delalet eden habere gelince; Ahmed, Tîrmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiği, Tirmizî'nin hasen saydığı hadise göre; Nebi aleyhisselam "Lahid bizim, Şak bizden olmayanlar içindir." buyurmuştur.
3.20.4.5. Ölüyü Kabre Koymanın Şekli
Mümkün mertebe ölüyü ayak tarafından kabre koymak sünnettir. Çünkü Ebû Dâvûd, İbn Ebî Şeybe ve Bcyhakî'nin Abdullah bin Zeyd (r.a.) hadisinden rivayel ettiklerine göre, bu zat bir ölüyü ayaklan tarafından kabre koymuş ve "böyle yapmak sünnettendir," demiştir. Eğer ayak tarafından koymak mümkün olmazsa, olabildiği şekilde ölüyü kabre koyar, tbn Hazm şöyle demiştir: "Ölü, mümkün olduğu şekilde kabre konabilir. Ya kıble tarafından, ya kıblenin tersinden, ya baş tarafından veya ayak tarafından. Çünkü bunların hiç birisi hakkında her hangi bir delil yoktur."
3.20.4.6.Ölüyü Kabre Koyarken Kıbleye Çevirmenin, Ona Dua Etmenin ve Kefeninin Bağlarını Çözmenin
Müstehab Olduğu
ilmin kabul ettiği yol, Ölüyü kabre koyarken sağ taraf üzerine getirip yüzünü kıbleye çevirmektir. Kabre koyan; "Bismillâhi ve 'alâ milieü Rasûlillah" veya "Bismillâhi ve 'alâ sünneti Rasâlillah" der. Kefenin bağlarını çözer. İbni Ömer (r.a.)'in Nebî aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre: "Nebî aleyhisselâm ölüyü kabre koyarken "Bismillâhi ve 'alâ milleti Rasûlillah" veya "Ve 'alâ sünneti Rasûlillah" derdi." (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâcc rivayel etmiş, Ncsâî de hadisi müsned ve mevkuf olarak rivayet etmiştir.)
3.20.4.7. Kabre Elbise Koymanın Mekruh Olduğu
Fakihlerin çoğu, ölü için kabre elbise, yastık ve benzeri şeyler koymayı mekruh saymışlardır, İbn Hazm, "Kabirde ölünün allına elbise koymakta bir beis yoklur," demiştir. Çünkü Müslim'in İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet elliğine göre: "Rasûlüilah sallallahuu aleyhi ve sellem'in kabrine kırmızı bir kadife döşenmiştir ki; insanların arasında günahlardan korunmuş olan Rasûlüllah'ın defninde bu iş yapıldı da kimse buna mani olmadı. O anda, yeryüzünün en hayırlıları bu işi yapmış, içlerinden hiç birisi bunu yadırgamadığından yaptıkları bu iş icma olmuştur."
Alimler; ölünün başının altına kerpiç, taş veya toprakla yastık yapılmasını, kefenin yanak kısmı açılarak sağ yanağının kerpiç ve benzeri şeye dayandırılmasını, vücudunun da toprağın üzerine konmasını müstehab saymışlardır. Dahhâk; "kefeninin bağının çözülerek, yanağının kefenden gözükmesini" vasiyet etmiştir. Sırtı üzerine gelmesin diye ölünün arkasına kerpiç, toprak gibi dayanacağı bir şey koymak müstehab sayılmıştır.
Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed, sadece kadın cenaze kabre sarkıtılır-ken bir bez açılmasını müsıehab saymışlar; Şafiî ise bunu, erkek ve kadın için eşit olarak müstehab görmüştür.
3.20.4.8. Kabre Üç Defa Toprak Serpmenin Müstehab Olduğu
Definde bulunan kimsenin, ölünün baş tarafından kabre elleriyle üç defa loprak serpmesi müstchabdır. Çünkü İbn Mâce'nin rivayetine göre "Nebi aleyhisselâm bir cenazeye namaz kıldı, sonra ölünün kabrine gelerek, başı tarafından üç defa toprak serpti." Mezhep imamlarından üçü, birinci serpişte "Minhâ halagnâküm", ikincide "Ve fihâ nu'tdüküm"üçüncüde ise, "Ve minhâ muhricuküm" demeyi müstehab saymışlardır. Çünkü rivayet olunduğuna göre, Nebî aleyhisselâm, kızı Ümmü Külsüm'u kabre koyarken böyle demiştir, tmam Ahmed ise; "Hadis zayıf olduğu için toprak serperken bir şey okumak gerekmez," demiştir.
3.20.4.9. Defin Bittikten Sonra Ölüye Dua Yapmanın Müstehab Olduğu
Defin bittikten sonra ölü İçin istiğfar etmek ve rahat cevap verebilmesi dileğinde bulunmak müstehabdır. Çünkü o anda, kendisine soru sorulmaktadır. Osman (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre; Nebî aleyhisselâm ölüyü defnetmeyi bitirdiği zaman yanında durur; "Kardeşiniz için dua ediniz ve onun için rahat cevap vermesi dileğinde bulununuz. Çünkü su anda sorguya çekilmektedir," buyurmuştur. (Hadisi Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiştir. Bezzâr da hadisi rivayet ederek, "bu hadis Nebî aleyhisselâm'dan bundan başka bir şekilde rivayet olunmamıştır," demiştir.) Rezîn'in Ali (r.a.)'den rivayet ettiğine göre, Ali (r.a.) ölüyü defnetmeyi bitirdiği zaman "Allahım bu senin kulundur. Sana gelmiştir. Kendisine gelinenlerin en hayırlısı sensin. Onu bağışla ve girdiği yeri geniş kıl," derdi. Ibn Ömer, definden sonra, kabre Bakara sûresi'nin evvelini ve sonunu okumayı müstehab saymıştır. (Hadisi Beyhakî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
3.20.4.10. Definden Sonra Telkin Vermenin Hükmü
ilim ehlinin bazısı ve îmam Şâfi'î definden sonra ölüye telkin vermeyi müstehab saymıştır. Çünkü Sa'id b. Mansur'un, tabiînden Raşid bin Sa'd, Damre bin Hudeyb ve Hâkim bin Umeyr'den rivayet ettiği hadiste, Damre ile Hâkim; "Ölünün kabri düzeltilip de insanlar oradan ayrıldıkları zaman ölünün kabrinin yanında; "yâfülân, gul; la ilahe illallah, Eşhedü erriâ ilahe illallah" (üç kerre), "yâ filân, fil; Rabbiyellah ve dîniye'l-İslâm ve Nebiyyi Muhammed sallallahuu aleyhi ve sellem" diyerek sonra dönmeyi müstehab görmüşlerdir. Hafız Telhis' kitabında, bu rivayeti zikrederek başka bir açıklama yapmamıştır. Taberânî, Ebû Ümâme hadisine göre Rasûlüllah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kardeşlerinizden birisi öldüğünde kabri üzerine toprağı düzelttiğiniz zaman, sizden biriniz kabrin başında durarak şöyle desin: "Ey filanoğlu filan!" Ölü sesini işitir, fakat cevap vermez. Sonra, "ey filân oğlu filân!" deyince, ölü; "Allah sana rahmet etsin, bana doğru yolu gösterdin," der. Fakat siz ölünün bu duasını anlayamazsınız. Sonra telkin veren şöyle desin: "Dünyadan kendisiyle ayrıldığın sözü hatırla: Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâm'ın Onun kulu ve Rasûlü olduğuna şahitlik ederek; Rabbin Allah olduğuna, dinin islâm olduğuna, Muhammed'in Nebin olduğuna, Kur'ân'ın önderin olduğuna razı geldin." Münker ve Nekir'in her birisi arkadaşının elini tutarak 'haydi gidelim, şehadet kelimesi kendisine telkin olunmuş kişinin yanında ne duruyoruz?" derler." Bir adam, "eğer annesi bilinmezse," diye sorunca; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Annesi Havva'ya nisbet ederek 'yâfülân ibni Havva' der," demiştir. (Hafız "Telhis" kitabında demiştir ki; "Hadisin senedi sahih olup hadisi, Ziya "ahkam"ında kuvvetli saymıştır. Halbuki hadisin isnadında Asım bin Abdullah vardır ki bu adam zayıftır. Hcyscmî hadisi anlattıktan sonra, "isnadında tanımadığım kişiler var," demiştir. Ncvevî; "bu hadis her ne kadar zayıf olsa büc, bununla amel etmekle mahzur yoktur," demiştir.)
Muhaddis âlimler ve diğerleri, fazilet hadislcriylc, teşvik ve korkutma hadislerinin müsamaha ile karşılanacağına ittifak etmişlerdir. Bu görüş, "ölü için doğru cevap verebilme dileğinde bulununuı" hadisi gibi şa-hidlcrlc ve Amr İbni As'm vasiyyetiyle de kuvvetlenmiştir ki, bu rivayetler sahihtir. Şam ehli, kendisine uyulan kimse (Rasûlüllah) zamanında ve şimdiye kadar bu şekilde amel etmeye devam etmişlerdir. Malikîlcrdcn meşhur olan bir rivayete göre ve bazı Hanbclîlcrc göre "telkin mekruhtur."
Esrem şöyle demiştir: "Ahmed'c dedim ki; 'Ölü defnedildiği zaman, kişinin ölünün başında durarak "Yâ fülân ibni fulan" şeklinde yaptıkları bu uygulama hakkında ne dersin?' Ahmed; "Ebû Muğîrc'nin ölümünde, Şam ehlinden başkasının böyîe yaptığını görmedim," demiştir. Bu konuda Ebû Bekir bin Ebî Meryem'in üstadlarından rivayet olunduğuna göre, onlar da böyle yapmışlardır. Ismaîi bin Ayyaş yukardaki Ebû Ümâme hadisine işaret ederek aynı rivayeti yapmıştır."
3.21. Kabirle İlgîlî Meseleler
3.21.1. Kabirlerin Yapılmasında Sünnet Olan Şekil
Kabir olduğu bilinsin diye, kabrin yerden bir karış yükseltilmesi sünnettendir. Bundan fazla yükseltmek ise haramdır. Çünkü Müslim ve diğerlerinin Harun'dan rivayet ettikleri hadise göre Sümâmc bin Şufey, Harun'a şöyle demiştir; "Fudâle bin Ubcyd'le (r.a.) Rum toprağı olan Bru-düs'deydik. Bİr arkadaşımız vefat edince, Fudâle bin 'Ubeyd, (r.a.) kabrinin kazılmasını emretti. Sonra kabrini düzlcycrck; "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'den kabrin düzlenmesini emrettiğini işittim," demiştir.
Ebû Hcyâc el-Esedî'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki; "Alî bin EbîTâlib bana şöyle dedi: "Seni Rasûlüllah'ın benden yapmamı istediği bir şeye sevk edeyim mi? Rasûlüllah gördüğü heykeli yıkmadan geçmez, yine gördüğü yüksek kabri düzlemeden geçmezdi." Tirmizî demiştir
ki; "İlim ehlinden bazısı bu şekilde amel ederek, üzerine basılıp oturul-tnaması ve kabir olduğu bilinecek kadar yükseltilmesi dışında, kabrin yerden fazla yüksek olmasını mekruh saymışlardır. Veliler, sahih sünnetle amel etmek için meşru olandan fazla olarak kabirlerde yapılan binaları yıkmışlardır."
Şafi'î şöyle demiştir: "Kabre başka yerden toprak ilave edilmemesini kabrin sadece yerden bir karış veya ona yakın yükseltilmesini ve kabre bina yapılmamasını ve kireçlenmemesini uygun görürüm. Bütün bunlar gösteriş, gururlanma alâmetleridir. Halbuki ölünün yeri süs ve gösterişin yapılacağı yer değildir. Muhacir ve Ensâr'ın kabirlerinin kireçli olduğunu görmedim. Ka.birlcrde.ki binaları yıkan valiler gönnüşümdür kijakih-lerin bunu ayıpladıklarına şahit olmadım."
Şevkânî şöyle demiştir: "Zahir olan, kabirleri izin verilen miktardan fazla yükseltmenin hara/n olduğudur." Bu hususu Ahmed'in taraftarlarıyla Şafiî'nin taraftarlarından bazıları ve İmam Mâlik açıklamışlardır. İmam Yahya ile, "Ğays" kitabında Mchdî'nin dediği gibi; "Kabirleri yükseltmekte bir mahzur yoktur; Çünkü önceki ve sonraki alimler zamanında kabirler yükseltildi de yadırganmadılar," sözü sahih değildir. Çünkü o devirlerde kabirlerin yükseltilmesinden çıkan sonuç; onların bu konuda sustuklarıdır. Susmak ise şüpheli konularda delil olamaz. Halbuki kabirleri yükseltmenin haramhğı şüpheli bir konudur. Kabirleri yükseltmek konusunda hadisten ilk anlaşılan mana kubbeler ve kabirler Üzerine yapılan görkemli binalardır. Böyle bina yapmak, "kabirleri mescid edinme" neh-yine girer ki, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, böyle yapanları İâncüemişür. Kabirler üzerinde sağlam binaların yapılması ve kabirlerin süslenınesiyle, müslümanlar arasında, İslâm'ın yasak ettiği nice sapık fikirler yayılmıştır. O sapık fikirlerden birisi, kâfirlerin pullar hakkındaki inançları gibi, cahillerin kabirler hakkındaki inançlarıdır. Kabirdekilere aşırı saygı duyarak onların fayda temin ettiklerini ve zararı defettiklerini sandılar. Kabirleri, ihtiyaçlarını giderme ve isteklerine kavuşma yeri olarak gördüler. Kulun Allah'tan istediği şeyleri, kabirlerden istediler. Kabirler için yolculuk yaparak, onlara el, yüz sürdüler ve imdat dilediler. Özetle cahiliyyet devri insanlarının putlara yaptıkları şeylerden hiçbirisini terketmeden aynısını yaptılar.
"- Biz Allah'ınız ve yine ona döneceğiz............
"Bu kötü münker ve çirkin küfür devam ederken, bunlara Allah için kızan ve bu temiz dini koruma gayretinde bulunan bir âlim, bir müderris bir âmir, bir vezir ve bir reîs bulamazsın.
"Şüphesiz olarak bize ulaşan haberlere göre, kabirlere şu şekilde saygı gösterenlere karşı olanlardan birisi, onlara; "yemin et," dediği zaman, Allah adına yemin eder. "Peki bir de inandığın filan velî ve şeyh adına yemin et," denince duraklar, dili tutulur. Onun ismiyle yemin etmekten kaçınarak hakkı kabul eder. İşte bu da gösteriyorki, ölülerden yardım bekleyenlerin şirki, "Allah ikinin ikincisi, üçün üçüncüsüdür," diyenlerin şirk noktasını aşmıştır.
"Ey din bilginleri, ey islâm reisleri; islâm için küfürden daha şid-dcili hangi musibet vardır? Bu din için Allah'tan başkasına ibadcl clmck-len daha zararlı hangi belâ vardır? Ve bu belâya denk müslümanlarm uğradığı hangi tehlike vardır? Eğer bu açık şirki engellemek vacib değilse hangi kötülüğü engellemek vaciptir?"
(Eğer diriye çağırsaydın elbette işillirirdin;
Fakat çağırdığın kimsede hayat yok.
Eğer aleşe üflescydin ışık verirdi;
Fakat sen külleri üflüyorsun.)
Alimler kabirler üzerine yapılan kubbeleri ve mcscidlcri yıkmak gerektiğine dair fetva vermişlerdir.
Ibn Hacer, "Zevacir" kitabında şöyle demiştir: "Kabirler üzerindeki kubbe ve mescidleri yıkmaya devam etmek vaciptir. Çünkü bunlar, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in emrinden çıkmak için yapılan mes-cid-i Dırâr'dan daha zararlıdır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem kabirlerin üzerinde bina yapmayı nehyederek yıkılmasını emretmiştir. Kabirlerdeki her türlü kandil ve lambaları kaldırmak vacip olup kabirler için vakıf yapmak, adak adamak sahih değildir."
3.21.2. Kabri Tümsek Yapmak ve Düzlemek
Fakihler kabrin düzlenmesi ve tümsekienmesinin caiz olduğunda ittifak etmişlerdir. Taberî şöyle demiştir: "Kabirlerde, iki şeyden başkasının yapılmasını hoş görmem; yerle bir olması veya müslümanlarm yaptıkları gibi bir karış yükseklikte tümsek yapılması. Kabirleri tesviye eunek, yerle bir etmek değildir. Fakihler, hangisinin daha faziletli olduğunda ihtilâf etmişlerdir. Kâdî 'Iyâd, ilim ehlinin çoğundan şöyle nakletmiştir: "Efdâl olan, kabirlerin tümscklenmesidir." Çünkü Süfyân Nimar'm Kâdî'Iyâd'a anlattığına göre, Süfyân Rasûlüllah'ın kabrini tümsek olarak görmüştür." (Bu rivayet Buharî'nindir.)
Ebû Hanîfe, Mâlik, Ahmed, Müznî ve Şâfiîlerden çoğu bu görüştedir. Şâfiîler, Rasûlüllah'ın "yerle tesviye edilmesi" emri olduğu için, kabri düzlemenin daha faziletli olduğu görüşündedirler.
3.213. Kabri Bir işaretle Belli Etmek
Kabir üzerine, bilinmesi için taştan veya ağaçtan bir işaret koymak caizdir. Çünkü İbn Mâce'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; "Nebi aİcyhisselâm; Osman b. Ma'zûn'un kabrine bir kaya parçası dikmiştir." Yani belli olması için kabrin üzerine kaya parçasını koymuştur. "Zevâid" kitabında; "Bu hadisin isnadı hasen olup Ebû Dâvûd bu hadisi Muttalib b. Ebî Vedâ'a hadisinden rivayet etmiştir," denmektedir. Bu hadîse göre; Ra-sûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, kayayı alıp başucuna koyarak; "Bununla kardeşimizin kabrini tanırım da yakınlarımdan ölenleri oraya gömerim," buyurmuştur. Bu hadisten, yakın ölüleri birbirine yakın yerlere defnetmenin müstehab olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü böyle yaparak, insanların onları daha kolay ziyaret etmeleri ve onlara karşı daha çok acıma hissi taşımaları mümkündür.
3.21.4. Kabirlerde Ayakkabıları Çıkarmak
îlim ehlinin çoğu, kabirlerde ayakkabılarla gezmekte bir beis olmadığı görüşündedirler. Cerir b. Hazm; "Hasan ve İbn Sirîn'i kabirler arasında nalinleriyîe gezerken.gördüm," demiştir. Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin Enes (r.a.)'den, onun da Nebi aleyhisselâm'dan rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselâm: "Kul kabrine konulduğu ve arkadaşları ondan ayrıldığı zaman arkadaşlarının nalinlerinin sesini işitir," buyurmuştur. Alimler bu hadisle kabirlerde ayakkabılarla yürümenin caiz olduğuna delil getirerek; "Nalinlerİn sesi ancak kabirlerin üzerinde onlarla yüründüğü zaman işitilir," demişlerdir.
imam Ahmed, deri ayakkabılarla kabirlerde yürümeyi mekruh saymıştır. Çünkü Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce'nin Rasûlüllah'm azatlısı Beşîr'den rivayet ettiklerine göre: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ayağında nalinleri olduğu halde kabirlerde yürüyen bir adamı görünce; "Ey nalinlerle yürüyen! Yazık sana. Nalinlerini çıkar," buyurdu. Adam dönüp baktı; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem olduğunu öğrenince, onları çıkarıp attı."
Hattabî şöyle demiştir: "Kabirlerde ayakkabıyla gezmekte, kibirlilik söz konusu olacağından, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem bu hareketi çirkin bulmuştur. Deriden yapılmış ayakkabılar genellikle zengin ve rahatlık içindekilerin giydiği ayakkabılardır. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve
sellem ise, kabirlere girenlerin, tevazu süsü içinde ve alçak gönüllü İnsanların giydiği elbiseyle girmesini hoş görmüştür." imam Ahmed'e göre; "Kabirlerde deri ayakkabıyla dolaşmak, özür olmadığı zaman mekruh olur. Şayet yürüyeni dikenlerden veya pisliklerden koruyan bir özür varsa, o zaman mekruh olmaz."
3.21.5. Kabirleri Örtmenin NehyediIdiği
Kabirleri örtmek helâl değildir. Çünkü böyle yapmakla boş şeyle uğraşmak, malı, şer'î bir maksat olmayan yerde harcamak ve halkı yanlışa sevketmek vardır. Buharî ve Müslim'in Aişc (r.a.)'dan rivayet elliklerine göre; Nebî aleyhisselâm bir gazaya çıktığında, Âişe (r.a.), kapıyı bir kilimle örtmüştü. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem gazadan dönünce, kilimi gördü ve onu çekerek yırttı. Sonra; "Allah Teâlâ bize laş ve çamurları örtmeyi emretmedi," buyurdu.
Kabirler üzerine mescid yapmanın ve kabirler üzerine kandil asmanın haram olduğu hakkında açık ve sahih hadisler gelmiştir:
Buharî ve Müslim'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre, Nebî aleyhisselâm; "Allah yahudileri kahretsin. Nebilerinin kabirlerini mescid edindiler," buyurmuştur.
Ahmed, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Davud'un İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettikleri ve Tirmizî'nin hasen saydığı hadiste ibn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah kabirleri ziyaret ederek üzerlerine mescit yapan ve kandil asanları lânellemişlir."
Sahih-i Müslim'de, Abdullah el-Becelî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o demiştir ki: "Rasûlüllah'dan, vefat etmeden Önce beş şey işittim ki şöyle derdi: "Sizden bana bir dost kılmasını Allah'a arz etlim. Allahu Teâlâ İbrahim'i dost edindiği gibi beni de dost edindi. Eğer ben dost edinseydim, Ebû Dekr'i dost edinirdim. Sizden öncekilerden nebilerinin ve salihlerinin kabirlerini mescid edinenler vardı. Sakın kabirleri mescid edinmeyiniz; sizi bundan sakındırırım."
Yine Sahih-i Müslim'de Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlüilah sallailahu aleyhi ve sellem; "Allah yahudi ve hıristiyan-lara lanet etmiştir. Çünkü nebilerinin kabirlerini mescid edindiler," demiştir.
Buhârî ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre, Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme, (r.a.) Habeşistan'da görmüş oldukları, içinde resimler olan bir kiliseyi Rasûlüllah'a anlatınca, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onlarda salih bir insan bulunup ta öl-
düğü zaman kabri üzerine mescid yaparlar ve bu resimleri kiliselere asarlar. Onlar kıyamet günü Allah kalında mahlûkalın en şereflileridir."
Muğnî sahibi şöyle demiştir: "Kabir üzerine mescit yapmak Nebî alcyhissclâm'ın şu hadisinden dolayı caiz değildir: "Allah kabirleri ziyaret ederek üzerlerine mescid yapanları ve kandil asanları lanetle/niştir." (Hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiştir. Nesâî'nin lafzı, "Rasûlüllah lanetledi..." şeklindedir.) Eğer mubah olsaydı, böyle yapanı lânetlemezdi. Çünkü böyle yapmakta, faydasız olarak malı zayi etmek, kabirlere ta'zim-dc (hürmette) aşırı gitmek ve putlara la'zime benzeyiş vardır. Bu hadisten dolayı kabirler üzerine mescid yapmak caiz değildir. Çünkü Nebî aleyhisselâm; "Allah yahudileri lânellemiştir. Nebilerinin kabirlerim mescid edindiler." buyurmuştur. Böyle yapanlar engellenir. (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.) Âişe (r.a.) şöyle demiştir: "Mescid edinilmesin diye Rasûlüllah'in kabri yükseltilmedi. Kabirlerin yanında namaz kılmak, pullara la'zime ve onlara yakınlık göstermeye benzemektedir. Dizlere ulaşan haberlere göre, putlara ibadet, ölülerin heykellerini yaparak onlara el sürmek ve dua etmek suretiyle onları büyükleyerek başlamıştır."
3.21.6. Kabrin Yanında Kurban Kesmenin Mekruh Olduğu
Cahiliyet devri insanlarının yaptığından sakınmak, övünme ve gururdan uzak olmak için Şârî' kabrin yanında kurban kesmeyi nchyclmiştir. Ebû Davud'un Encs (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sciicm; "İslâm'da, kabrin yanında boğazlamak yoktur." buyurmuştur. Abdurrezzâk; "Araplar kabrin yanında bir sığır veya koyun boğazlıyorlardı," demiştir. Hatlabî: "Cahiliyyet devri insanları cömert kişilerin kabri üzerinde deve boğazlıyarak şöyle diyorlardı: "Yaptıklarına karşıhk onu mükâfatlandırıyoruz; çünkü hayatında böyle boğazlar, misafirlere yedirirdi. Biz de kabrinin yanında deve boğazlıyoruz ki kuşlar ve yırtıcı hayvanlar yesin de, hayatında olduğu gibi öldükten sonra da kendisine "yemek yediren' densin. Şair şöyle demiştir:
(Nccaşî'nin kabri üzerine, seçmiş olduğum parlak bir kılıçla devemi boğazladım. Eğer ben ondan önce ölseydim, onun da, bineğini benîm kabrimin yanında boğazlaması ona elbette kolay olurdu.)
Cahiliyyet insanlarından bazıları, "Yolculuğa ait bineğim, ölünün kabrinin başında boğazladığı zaman, o kişi kıyamet günü binici olarak haşroîunur; boğazlamayan ise yaya olarak haşrolunur." görüşündeydiler, içlerinde öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu bilenler de vardı."
3.21.7. Kabir Üzerine Oturmak, Dayanmak ve Yürümekten Nehiy
Kabir üzerine oturmak, dayanmak ve yürümek helâl değildir. Çünkü Amr bin Hazm'm rivayetine göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, beni kabre dayanırken gördü de; "Bu kabrin sahibine eziyet etme," veya "Ona eziyet etme," dedi." (Hadisi Ahmed sahih bir senetle rivayet elmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahuu aîeyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden birinizin aleş parçasının üzerine oturup la, elbisesinin yanarak ateşin cildine değmesi, kabrin üzerine oturmasından daha hayırlıdır." (Hadisi Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Kabirde olurmanih haram olduğu sözüne gelince: Bu îbn Hazm'm görüşüdür. Çünkü bu konuda azab olacağı varİd olmuştur. Ibn Hazm: "Bu görüş, içlerinde Ebû Hürcyrc'nin de bulunduğu seleften bir topluluğun görüşüdür," demiştir.
Âlimlerin çoğunun görüşüne göre; kabir üzerine oturmak mekruhtur. Nevcvî şöyle demiştir: "el-Ümm kitabında, Şafî'nin açıklaması ve gelen bütün rivayetlerde, ashabın çoğuna göre, kabre oturmak mekruhtur." Nevevî devamla demiştir ki: "İçlerinde Neha'î, Leys, Ahmed ve Davud'un da bulunduğu âlimlerin çoğunluğu aynı şeyi söylemişlerdir." Nevevî; "mekruh olmak açısından, dayanmak ve yaslanmak da oturmak gibidir," demiştir. Sahabeden İbn Ömer (r.a.) ile Ebû Hanife ve Mâlik ise, kabir üzerine oturmanın caiz olduğu görüşündedirler. İmam Mâlik 'Muvatla'm-da; "Kabir üzerine oturmanın nchycdilmcsi, kanaatimize göre, büyük ve küçük abdest bozmak gibi defi hacet yapma niyetiyle oturan içindir," demiştir. Bu konuda zayıf bir hadiste zikretmiştir. İmam Ahmed bu tevili zayıf görerek, "bu hiç bir anlam taşımamaktadır," demiştir. Nevcvî; "bu tevil zayıf veya bâtıldır," demiştir. Aynı şekilde İbn Hazm da bir çok yönden bu tevili bâtıl saymıştır. Bu tartışma defi hacet için oturmadığı zamandır. Şayet ölünün kabrine varmak için ancak kabrin üzerinden geçmek gibi bir zaruret varsa kabir üzerinde yürümenin caiz olduğunda fa-kihler ittifak ettikleri gibi def’i hacet için oturmanın haram olduğunda da fakihler ittifak halindedir.
3.21.8. Kabri Kireçlemek ve Üzerine Yazı Yazmaktan Nehiy
Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem kabrin kireçlenmesi, üzerine oturulması ve bina yapılmasını nehyetmişiir." (Hadisi Müslim, Ahmed, Nesâî, Ebû Dâ-
vûd ve Tİrmizî rivayet etmiş, Tirmizî sahihiemiştir.) Tirmizî'nin lafzı şöyledir: "Rasûlüllah kabri çiğnemekten nehyelmiştir." Nesâî'nin lafzında İse; "Kabir üzerine bina yapmaktan veya kabre ilâve etmekten veya kabri ki-rcçlcmckten veya üzerine yazı yazmaktan," şeklindedir.
Tecsis; kireçle boyamaktır. Bu ise bilinen kireçtir, İbn Hazm, bu nebyi, haram olduğuna hamletmiştir. Dendi ki: "Nehycdilmesindcki hikmet; kabrin bir irmihan yeri olup kalıcı bir yer olmadığıdır. Halbuki onu kireçlemek dünya zinciindendir. Ölünün ise zinete ihtiyacı yoktur." Bazıları; "kabirleri kireçlcmckteki nehiyden hikmet, kirecin ateşle yanmış olmasındandır," demişlerdir. Zeyd bin Erkam (r.a.)'dan gelen şu rivayet bu görüşü kuvvetlendirmekledir: Zeyd bin Erkam (r.a.) oğlunun kabrini yapıp ta kircçlcycnc şöyle demiştir: "Ona eziyet ellin ve boş şeyle uğraştın. Ateşin dokunduğu şey kişiyi Allah'a yaklaştırmaz."
Kabri çamurlamakta bir beis yoktur. Tirmizî şöyle demiştir: "İçlerinde Hasan Basrî'nin de bulunduğu ilim ehlinden bazısı, kabirlerin çamur-lanrnasına ruhsal vermiştir." Şâfi'î: "Kabri çamurlamakta bir beis yoktur." demiştir. Ca'fcr bin Muhammed'in, babasından rivayet eniğine göre; Nebi aleyhisselâm, kabri yerden bir karış yükselterek boş araziden kırmızı çamur aidi ve çamurla kabri sıvayarak üzerine çakıl taşlan serpti. (Hadisi Ebu Bekir Ncccâd rivayeı etmiş, Hafız, 'Telhis' kitabında hadis hakkında bir açıklama yapmamıştır.)
Alimler, kabri kireçlcmcyi mekruh saydıkları gibi kabrin tuğla veya ağaçla yapılmasını, yer yumuşak ve ıslak olmadığı zaman Ölünün tabutla gömülmesini de mekruh saymışlardır. Eğer yer yumuşak olursa, kabri tuğla ve benzerleri ile yapmak ve ölüyü tabutla defnetmek kerahatsiz caizdir. Muğîre'nin ibrahim'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki: "As-hab kerpici müsiehab saymış, tuğlayı ise mekruh saymışlardır."
Hadiste, kabir üzerine yazmaktan nehiy vardır. Zahir olan kabir üzerine ölünün ismini yazmakla başka şey yazmak arasmda fark olmadığıdır. Hâkim, bu hadisi tahric etlikten sonra şöyle demiştir: "isnadı sahih olup, bununla amel edilmemekledir. Doğu ve batıda müslümanların önde gelenleri kabirler ü/.erine yazı yazmaktadırlar. Bu tatbikat, halefin seleften aldığı bir usûldür." Zehcbî'nin araştırmasına göre kabirler üzerine yazı yazmak sonradan ortaya çıkmış olup hakkında nehiy gelmemiştir. Hanbclî mezhebine göre: "ister Kuran olsun, ister ölünün ismi olsun, kabirlere yazı yazmanın nchyedilmesi, mekruh olduğunu gösterir." Safiîler de bu görüşe katılarak; "ancak, kabir, alim veya salih bir insana ait olursa tanınsın diye ismini yazmak mendubdur," demişlerdir. Malikîler: "Eğer yazılan şey, Kur'ân ayeti olursa haram olur. Şayet ismini açıklamak veya ölüm tarihini bildirmek içinse mckruhiur." demişlerdir. Hanefi'ler: "Kabir üzerine yazı yazmak tahrimen mekruhtur; ancak ölünün izinin tamamen kaybolmasından korkuluyorsa mekruh olmaz," demişlerdir. Bu konuda İbn Hazm şöyle demiştir: "Eğer ismini bir taşa yazarsa, bunu yadırgamayız. Hadiste geçen nehiy, kabir üzerine çıkan topraktan daha fazla toprak koymaktır. Bcyhakî, kabir toprağını fazla yükseltmek hakkında bir bâb başlığı açarak şöyle demiştir: "Yüksek olmasın diye, kabrin üzerine kendi toprağından fazla olarak toprak ilâve etmek babı." Şevkânî şöyle demiştir: "Hadiste geçen ziyadeden murad, toprağına yapılan ilavedir." Denmiştir ki: "Kabir üzerine ilâve etmekten maksat, bir başka kabrin üzerine kabir açıp ölüyü koymaktır.” Şafiî birinci manayı tercih ederek demiştir ki: "Kabre, çıkan toprağından daha fazla toprak konmaması, sadece müstehabdır. Bunun müstehab oluşu, kabir çok yüksek olmasın diyedir. Buna rağmen toprak ilâve ederse bir beis yoktur."
3.21.9. Bir Kabre Birden Çok Kişiyi Defnetmek
Selefin takip etliği ve şu anda geçerli olan tatbikata göre; bir kabre bir kişi defnedilir. Birden çok kişi defnetmeye gelince; bu mekruhtur. Ancak ölülerin çok olması ve defnedenlerin azlığı veya imkânsızlığı sebebiyle, bir kabre birden çok kişiyi defnetmek mekruh olmaz. Bu durumda bir kabre birden çok kişiyi defnetmek caizdir. Çünkü, Ahmed ve Tirmizî'nin rivayet etliği, Tirmizî'nin ise sahihlediği hadise göre; Ensâr, Uhud savaşında Nebî alcyhisscîâm'a gelerek: "Yâ Rasûlallah, biz zor durumdayız, nasıl yapmamızı emredersiniz?" dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Mezar kazınız, onu geniş ve derin yapınız, iki kişiyi ve üç kişiyi bir kabre koyunuz," buyurdu. Ensar: "Hangisini önce koyalım?" diye sorunca Rasûlüllah; "Kur'ân'ı en iyi bileni" diye cevap verdi. Abdürrezzâk'ın Vasile bin Eskâ'dan iyi bir senetle rivayet ettiğine göre; bu zat, erkek ve kadını bir kabre defn eder, ön tarafa erkeği, arka tarafa kadını kordu.
3.21.10. Denizde Ölen
Muğnî kitabında şöyle denmiştir: "Kişi denizde gemi ile yolculukta Öldüğü zaman, bunun hakkında imam Ahmed şöyle demiştir. Eğer defnedecek bir yer bulacaklarını ümit ediyorlarsa, ölüyü bekletirler. Bozulmasından korkmazlarsa bir veya iki gün bekletirler. Eğer yer bulacaklarını ümit etmiyorlarsa, yıkayıp kefenlerler, güzel koku sürerek namazını kılarlar, ağır bir şey bağlayarak suya atarlar. 'Atâ ve Hasan Basrî'nin görüşü de budur. Hasan Basrî demiştir ki: "Bir zenbile konularak denize atılır." imam Şâfiî; şöyle demiştir: "Deniz, onu sahile çıkarsın diye, öİü İki levha araşma bağlanır, bu durumda, çok kere onu defnedecek insanların yanma ulaşmış oîur. Eğer denize atarlarsa, günahkâr olmazlar. Birincisi daha evlâdır. Çünkü böyle yapmakla definden maksat olan, Örtülme meydana gelmiştir. İki levha arasına koymak ise, onu bozulmaktan ve açılmaktan korumak içindir. Öİü çok kere sahile çıplak ve elbisesi yırtılmış olarak ulaşabilir ve müşriklerden bir topluluğun yanma da çıkabilir. Onun için iki levhaya bağlamak şeklindeki görüşümüz daha evlâdır."
3.21.11. Kabrin Üzerine Hurma Dalı Koymak
Kabir üstüne hurma daiı ve çiçek koymak meşru değildir. Buharî ve diğerlerinin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettikleri hadise gelince: Nebi aleyhisselâm iki kabrin yanından geçerken şöyle buyurdu: "Bu ikisi azap görüyorlar, fakat büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar. Şu birincisi idrardan sakınmazdı, buna gelince bu da koğuculuk yapardı." Sonra yaş bir hurma dalı isteyerek ikiye böldü. Bir parçasını bir kabre, diğerini öbür kabre dikerek; "Umulur ki, bunlar kurumadıkça günahları hafifler." buyurdu.
Hattabî bu hadis hakkındaki görüşlere şöyle cevap vermiştir: "Rasûlüllah hurmayı dikıi," sözünün aslı; hurma dalını iki parçaya ayırıp kabirlerin üzerine koymasıdır. "Dunlar kurumadığı müddetçe, umulur ki günahları hafifler," sözüne gelince; Rasûlüllah'ın yaptığı bir şeyi hayırlı ve uğurlu saymak ve Rasûlüllah'ın kabirdeki I erin azaplarının hafiflemesi için dua etmesi açısından düşünülmelidir. Sanki Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem hurma dallarının yaşlığının devam eüne müddetini, azaplarının hafiflemesine bir sınır kılmıştır. Yoksa yaş hurma dalında bir anlam olup, kuru hurma dalında bir anlam olmadığı şeklinde anlaşılmamalıdır. Pek çok yerlerde, ölülerin kabirleri üzerine hurma ağaçları dikerler. Böyle yapanların, bu görüşte olduklarını görmekteyiz. Halbuki bu görüşte olmalarına hiç bir sebep yoktur."
Hatîabî'nin sözü doğrudur. Rasûlüllah'ın ashabının anladığı şekil budur. Çünkü ashabın hiç birisinden, Bureydet'ül-Eslemî hariç, kabirlerin üzerine hurma dalı veya çiçek koydukları naklolunmamiştır. Bureyde ise, kabrinin üzerine iki hurma dalı konmasını vasiyet etmiştir. (Bu rivayet Buharî'nindir.) Kabir üzerine hurma dalı koymanın meşru olduğu görüşü doğru olmaktan çok uzaktır. Çünkü Bureyde'nİn dışındaki ashabın tümü-
ne bu meselenin gizli kalması mümkün değildir. Hafız "Fetih" kitabında şöyle demiştir: "Bureyde, bu hadisi sanki umumî manaya alarak, sadece o iki adama ait olduğunu görememiştir." İbn Rüşd demiştir ki; "Buharî'nin açıklamasından şu anlaşılmaktadır: Bu hâdise, o iki kabir için özel bir durumdur." Arkasından, Abdurrahman'm kabir üzerinde bir kıl çadır gören İbn Ömer'in şu sözünü naklctmişlir: "O çadırı kaldır, ey genç! Şüphesiz bu hareket, onun amelini gölgeliyor." İbn Ömer'in bu sözü, kabir üzerine bir şey koymanın ölüye faydası olmadığını, bilâkis faydanın iyi amellerde olduğunu göstermektedir.
3.21.12. Karnında Canlı Çocuk Varken Ölen Kadın
Kadın öldüğü zaman karnında canlı olduğu ümit edilen çocuk varsa, çocuğu almak için kadının karnını yarmak gerekir. Canlı olduğu, güvenilir doktorlar vasıtasıyla öğrenilecektir.
3.21.13. Müslümandan Hamile Kalan Ehli Kilab Bir Kadın, öldüğü Zaman Ayrı Bir Kabre Defn Edilir
Beyhaki'nin Vasile bin Eska'dan rivayet etliğine göre bu zat, karnında müslümandan çocuğu olan hırisiiyan bir kadını, hıristiyan ve müslü-manlara ait olmayan bir kabre dcfneimişıir. İmam Ahmed bu görüşü seçerek şöyle demiştir: "Kâfir kadın, müslüman mezarlığına gömülmez; çünkü müslümanlar onun azabı ile ezâ duyarlar. Kâfirlerin mezarına da gömülmez çünkü karnındaki çocuk müslümandır. Kâfirlerin azabı ile ezâ duyar."
3.21.14. Ölüyü Kabire Gömmenin Fazileti
İbn Kudâme şöyle demiştir: "Müslümanların kabirlerine defin yapmak evlerde defin yapmaktan Ebû Abdullah'a daha sevimlidir. Çünkü kabristana defnetmek, varislere en az zararı dokunacak bir hareket olup kabristan ahiret yurduna daha çok benzemekte, ölüye daha çok dua etmek ve rahmet dilemek mümkün olmaktadır. Sahabe ve tabiiler ve ondan sonra gelenler sahrada ölülerini gömmeye devam etmişlerdir."
Denilirse ki: "Nebî aleyhisselâm ve iki arkadaşının, evinde defn edilmesine ne dersiniz?" Deriz ki; "Âişe (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm in evinde defnedilmesi kabrinin mescid edinilmemesi içindir." (Hadisi Buhari rivayet etmiştir.) Nebî aleyhisselâm, ashabını Bekî' mezarlığına defnetmiştir. Rasûlüllah'ın bu hareketi başkalarının hareketinden uyulmaya daha lâyıktır. Ashab; evde defnedilmesinin, sadece Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'e mahsus olduğunu uygun görmüştür. Çünkü "Nebiler öldükleri yere defnolurlar," rivayeti vardır. Bu şekilde onlar gelip geçenlerden korunmuş ve diğer insanlardan ayrılmış olurlar."
İmam Ahmed'e, evinde gömülmeyi vasiyet eden bir kimse hakkında sorulunca, "müs 1 umanlarla beraber kabre gömülür," diye cevap vermiştir.
3.21.15. Ölülere Sövmekten Nehiy
Ölülere sövmek ve kötülüklerini zikretmek helâl değildir. Çünkü Buharî'nİn Aişe (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ölülere sövmeyiniz; şüphesiz ki, önce gönderdiğiniz şeyler onlara ulaşır." Ebü Dâvûd ve Tirmizî'nin zayıf bir senelle İbn Ömer'den rivayet ettikleri hadiste, Nebi aleyhisselâm; "Ölülerinizin iyiliklerini anınız, kötülüklerini söylemeyiniz," buyurmuştur. Ancak fâsıkliğı açık olan bid'at sahibi veya bozuk bir iş yapan müslümanlara gelince; kötülüklerini söylemekte bir maslahat varsa, kötülüklerini söylemek mubahtır. Meselâ; onların hallerinden sakındırmak, sözlerinden nefret ettirmek ve onlara uymayı terkettirmek gibi. Eğer bir fayda yoksa, kötülüklerini söylemek caiz olmaz. Buharî ve Müslim'in Enes'ten rivayetlerine göre Enes (r.a.) demiştir ki: "Ashab, bir cenazenin yanından geçerken onu hayırla övdüler. Nebi aleyhisselâm; "vacib oldu," buyurdu. Sonra bir başka cenazenin yanından geçtiler, onu kötülükle andılar: Nebî aleyhisselâm, yine "vacib oldu," buyurdu. Ömer (r.a.) "Ne vacip oldu?" diye sorunca, Nebî aleyhisselâm; "Bunu hayırla andınız, ona cennet vacib oldu. Bunu ise kötülükle andınız, ona ise cehennem vacib oldu. Siz yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" buyurdu. Kâfirlerin ölülerinin kötülüklerini anlatmak ve lanet okumak caizdir. Çünkü Allahu Tcâlâ şöyle buyurmuştur: "Benî îsrâilden kâfir olanlar lanet olunmuştur."[16] Yine "EbûLehebin elleri kurusun"[17] buyurmuştur. Firavun ve benzeri lanet olunmuştur. Allah'ın lanetlemesi Kur'ân-ı Kerîm'de meşhurdur. Bunlardan birisi de; "Dikkat Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir" ayetidir.[18]
3.21.16. Kabirde Kur'an Okumak
Fakihler, kabrin yanında Kur'ân okumanın hükmü hakkında ihtilâf etmişler; Şafı'î ve Muhammed bin Hasan ölüye bereket hasıl olsun diye müstehab olduğu görüşüne varmışlardır. Kâdî 'lyâd ve Malikîlerden Karâfî de bu görüşe katılmışlardır. İmam Ahmed, "bunda bir beis yoktur," görüşünde olup Mâlik ve Ebû Hanîfe ise sünnette varid olmadığı için kabrin yanında Kur'ân okumayı mekruh saymışlardır.
3.21.17. Kabri Açmak
Âlimlerin ittifakına göre; müslümanın defnedildiği yerde et veya kemiklerden bir şey mevcutsa, mezarın tümü için kazılma haramlığı devam eder. Eğer ölü, zaman geçmekle toprak olursa, o yerde defin caiz olduğu gibi; ağaç dikmek, ziraat, bina vesair faydalanma yollarının birisiyle o yerde faydalanmak da caizdir. Eğer kabir kazan, orada ölünün kemiklerinin var olduğunu görürse kazmayı tamamlamaz. Eğer kazmayı bitirdikten sonra, kemik çıkmışsa, çıkan kemikleri kabrin bir kenarına koyarak, ölüyü defnetmek caizdir.
Bir ölü, üzerine namaz kılınmadan dcfncdilmişse eğer henüz üzerine toprak atılmamışsa kabirden çıkarılır ve namazı kılınır, sonra tekrar defin iade olunur. Eğer üzerine toprak atılmışsa, kabrinin açılıp kabirden çıkarılması Hanefî, Şafiî ve Ahmed'den bir rivayete göre haramdır. Kabirdeyken namazı kılınır. Ahmed'den bir rivayete göre ise; kabri açılır ve üzerine namaz kılınır. Şafi'î, Mâlik ve Ahmed, kabirde bırakılan malı çıkarmak, kıbleden başka tarafa gömüleni kıbleye çevirmek, yıkanmadan gömüleni yıkamak ve kefeni iyi yapmak gibi sağlam bir maksat varsa, -ölünün kokmasından korkulup ta terkedilmesi tehlikesi yoksa- kabrin açılmasını caiz görmüşlerdir. Hanefîler bu durumlardan dolayı kabri açmaya karşı gelerek bunu ölüye işkence saymışlar, işkencenin ise yasak olduğunu belirtmişlerdir. Ibn Kudâme şöyle demiştir: "Defnedilen ölü, şayet bozulma durumuna gelmişse, kabri açmak ona bir işkencedir. Eğer kefensiz defnedilin işse, bunda iki durum vardır; Birincisi, olduğu gibi bırakılır. Çünkü kefenden maksat, ölüyü örtmektir. Bu ise toprak ile hasıl olmuştur. İkincisi ise, kabir açılır ve kefenlenir. Çünkü kefenleme vacib olup gûsle benzemektedir." imam Ahmed şöyle demiştir: "Eğer mezar kazan, elbisesini kabirde unutmuşsa kabri açmak caizdir. Yine balta ve para gibi kabre düşen bir şey için de kabir açılır." İmam Ahmed, "kabirde kalan şey kıymetli olursa kazılır" demiştir. Kendisine, "şayet Ölünün dostları, kabirde kalan eşyayı mezarcıya verirlerse durum ne olur?" diye sorulunca, İmam Ahmed; "hakkını, yani istediği şeyi verirlerse, ne âlâ," demiştir.
Bu konuda Buharî'nİn Câbir (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadis gelmiştir: Câbir (r.a.) demiştir ki: "Nebî aleyhisselâm Abdullah bin Übey (r.a.) kabre konulduktan sonra geldi. Ölünün çıkartılmasını emretti de, ölü çıkartıldı. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem ölüyü dizlerinin üzerine alarak, tükürüğünden üfledikten sonra ona bir gömlek giydirdi." Yine Câbir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Babamla beraber bir adam aynı kabre gömülmüştü. Bu benim hoşuma gitmedi. Altı ay geçtikten sonra, babamı çıkararak tek başına boş bir kabre koydum." Buharî bu iki hadis için; "Mcşrû bir sebepten dolayı, ölüyü kabir ve lahidden çıkarmak caiz midir?" diye bâb başlığı koymuştur. Ebû Davud'un, Abdullah bin Amr (r.a.)'dan rivayet eniğine göre; Abdullah (r.a.) demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve scllem ile Taife gitmek üzere yola çıktık; yolda bir kabre rastlayınca şöyle dediğini işinim: "Bu Ebû Riğâl'in kabridir. Kendisini koruyan bu yere sığınmıştı. Çıkınca kavminin başına gelen belâ onun da başına bu yerde isabet etti ve buraya gömüldü. Bunun delili, dayanmak için kullandığı altından bir sopanın, onunla birlikle burada gömülü olmasıdır. Kabrini açarsanız, alım sopayla birlikle onu bulursunuz." Bunun üzerine insanlar kabri açıp sopayı buldular." Haıtabî şöyle demiştir: "Bu hadisle, bir ihtiyaç veya müslümanlarm menfaati olduğu zaman, müşriklerin kabirlerinin açılmasının caiz olduğuna delil vardır. Çünkü müşriklerin ölülerine saygı göstermek müslümanlarm ölülerine saygı göstermek gibi değildir."
3.21.18. Ölüyü Başka Yere Nakletmek
Şâfiilere göre Mekke, Medine ve Kudüs'e yakın olması durumu müslesna, ölüyü bir yerden başka bir yere nakletmek haramdır. Ancak bu beldelerden birisine şeref ve faziletli olmalarından dolayı nakletmek caizdir. Eğer faziletli beldelerden başkasına nakletmeyi vasiyet ederse, defninin gecikmesi ve ölünün bozulmasından korkulduğu için vasiyyeti geçerli olmaz. Yine bunun gibi, yıkanmadan defnolmak veya kıbleden başka tarafa konmak ve kabrinin sel ve su altında kalması gibi sağlam bir maksat yoksa, kabirden ölüyü çıkarıp başka yere nakletmek de haramdır.
Minhâc kitabında şöyle denmiştir: "Definden sonra, nakil ve başka şey için kabri açmak; yıkanmadan defnedilmek, zorla alman yerde defnedilmek, elbiseyle defnedilmek, kabirde bir malın kalması veya kıblenin dışında defin olmak gibi bir zaruret yoksa haramdır." Malikîlere göre; "ölüyü definden önce ve sonra, bir maslahattan dolayı; meselâ, suya karışma tehlikesi, yırtıcı hayvanların yeme tehlikesi, ailesinin rahatça ziyaret edebilmesi, ailesine yakın yerde bulunması, nakledileceği yerin ölü için daha hayırlı olması gibi durumlarla bunlara benzer hallerde dahi ölüye saygısızlık edilmemesi, taşınırken cesedin hırpalanmaması gerekir." Hancfilcre göre; "ölüyü bir yerden başka bir yere nakletmek mekruhtur. Kişinin öldüğü yerdeki kabirde defnedilmesi müstehabdır. Definden önce, bir mil veya iki mil nakledilmesinde bir beis yoktur. Çünkü kabirlere varmak için gerekli uzaklık bu miktara ulaşır. Definden sonra yukarda geçtiği gibi bir özür dışında nakil haramdır. Herhangi bir kadının oğlu öldüğünde başka bir yere dcfncdilmişse kadın da ondan uzak durmaya tahammül edemeyip naklini isliyorsa, bu isteği yerine getirilmez."
Hanbelîlcr; "şehidin öldürüldüğü yerde dcfnolması müstehabdır," demişlerdir. İmam Ahmed; bu konuda şöyle demiştir: "Savaş meydanında ölenlere gelince: Câbir (r.a.)'in hadisine göre; Nebi aleyhisselâm; "Savaş meydanında ölenleri çarpıştıkları yerde gömünüz" buyurmuştur. Ibn Mâcc'nin rivayetine göre; "Rasûlüllah sallaüahu aleyhi ve sellem; Uhud şchidlcrinin çarpıştıkları yere gömülmelerini emretmiştir." Diğer ölülere gelince; geçerli bir maksat yoksa, bir yerden diğer bir yere ölü nakledilmez." Evzai ve ibn Münzîr'in görüşü de budur. Abdullah bin Mülkiye dc-mişir ki: "Abdurrahman bin Ebi Bekr, (r.a.) Habeşistan'da öldüğü zaman, Mekke'ye götürülüp dcfncdilmişıir. Âişe (r.a.) Mekke'ye gelince; kabrini ziyaret ederek şöyle dedi: "Eğer cenazede bulunsaydım sen öldüğün yerden başka bir yerde dcfncdilmezdin ve durumu bilseydim, seni ziyaret etmezdim." Çünkü öldüğü yerde gömülmesi hem maddi açıdan daha kolay, hem de bozulmaması için en doğru yoldur. Eğer nakledilmesini zorunlu kılan sahih bir maksat varsa, o zaman caizdir." İmam Ahmed; "Kendi beldesinde ölen bir kişinin başka bir beldeye nakledilmesinde bir beis olduğunu bilmiyorum," demiştir. Zührî'ye bu konu sorulunca; "Sa'd bin Ebî Vakkâs ve Sa'îd bin Zcyd, Akîk'den Medine'ye taşınmışlardır," diye cevap vermiştir.
3.22. Ta'zîye (Baş Sağlığı Dileme)
'Azâ'; sabır demektir. Ta'ziyc ise; musibete uğrayanı teselli edecek sözlerle sabır tavsiye etmek ve sabra sevketmektir. Böylece kederi hafiflemiş, musibeti ona kolay gelmiş olur.
3.22.1. Hükmü
Zımnî bile olsa, la'ziye yapmak müstehabdır. Çünkü İbn Mâce ve Bcyhakî'nin Amr bin Hazm (r.a.)'dan, onun da Nebî aleyhisselâm'dan iyi bir senetle rivayet ettikleri hadise göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyur-
muştur: "Kardeşinin uğradığı musibetten dolayı ona ta'ziyede bulunan hiçbir mümin yoktur ki, Allah ona kıyamet günü keramet elbisesinden giydirmesin." Ta'ziyenin bir kcrredcn fazlası müstehab olmamıştır. Ta'zi-yenin, ailenin tümüne, büyük ve küçük akrabalarına, erkek ve kadınlara, ister definden ünce, ister sonra olsun, üç güne kadar yapılması gerekir. Ancak ta'zîye eden veya ta'ziye ediien orda bulunamamişsa, üç günden sonra ta'ziye yapmakla bir beis yoktur.
3.22.2. Ta'ziyenin Sözleri
Ta'ziye musibeti hafifleten, sabra ve teselliye sevkeden herhangi bir sözle olabilir. Eğer Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'den gelen lâfızlarla yapılırsa daha faziletli olur.
Buharî'nin Üsâme b. Zeyd (r.a.)'dcn rivayet etliğine göre o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in kızını, oğlumun öldüğü haberini vermek için Rasûlüllah'a göndererek, gelmesini söyledim. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, selâm göndererek şöyle diyordu: "Aldığı şey Allah'ındır. Verdiği şey de O'nundur. Her şey O'nun katında belli bir müddete sahiptir. Sabret, Allah'dan sevabım bekle."
Taberanî, Hâkim ve İbn Merdûye'nin içinde zayıf bir adam bulunan senetle, Mu'âz bin Cebel (r.a.)'dcn rivayet ettikleri hadise göre: Muaz (r.a.)'m bir oğlu ölünce, Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem oğlu için ta'ziyede bulunmak üzere şöyle bir mektup yazdı: "Bismillahirrahmanir-rahim. Rasûlüllah Muhammed sallallahuu aleyhi ve sellem'den Muaz bin Cebeie, Selâm üzerine olsun. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a olan hamdimi sana ulaştırırım. İmdi, Allah sana en büyük mükâfat versin ve sana sabır ilham etsin. Bizi ve sizi şükürle rızıklandırsın. Canlarımız, mallarımız ve ailemiz Allah'ın emanetinden birer emanettir. Allah onun sebebiyle seni gıpta ve sevinç içinde bıraktı. Onu almakla da seni pek çok ecirlerle, rahmetiyle, hidayetiyle faydalandırdı. Eğer sevabını bekliyorsan sabret. Sabırsızlığın, mükâfatını boşa çıkarmasın, sonra pişman olursun. Bil ki; sabırsızlık ölümü geri çevirmez, kederi defetmez. Gelecek olan, sanki olmuş demektir. Selâm olsun sana."
Şâfi'î, Müsned'İnde, yer aldığına göre: Cafer b. Muhammed, babasından, o da dedesinden rivayet ederek şöyle demiştir: "Rasûlüîlah sallallahuu aleyhi ve sellem vefat edip ta'ziyeye gelindiğinde, bir kişinin şöyle dediğini işittiler: "Allah için her musibetten dolayı sabretmek vardır. Allah'a güvenin ona döneceksiniz. Musibet sevabın haremindendir." (Hadisin isnadı zayıftır.)
Alimler şöyle demiştir: "Eğer müslüman müslüman için ta'ziye yaparsa, "Allah ecrini çoğaltsın ve sabrını iyi yapsın ve Ölüye de Allah rahmet etsin," der. Eğer müslüman için kâfire ta'ziye yaparsa: "Allah sabrını iyi yapsın ve ölünü bağışlasın," der. Kâfir için kâfire ta'ziye yaparsa; "Allah sana halef bıraksın," der.
Ta'ziyc'nin cevabına gelince; ta'ziye edilen "âmin," diyerek, ta'ziye edene; "Allah sana da ecrini versin," der. Ahmed'e göre; "Dilerse musafaha eder, dilerse etmez. Kişinin musibetten dolayı elbisesini yırttığını görürse yine ta'ziye yapar. Batıldan dolayı hakkı terkelmez. Eğer bunun yapılmasını nehyederse daha iyi yapmış olur."
3.22.3. Ölü İçin Oturmak
Ölünün ailesinin ve akrabalarının la'ziye ettikten sonra, hiç birisi oturmadan, ister la'ziye eden ister edilen olsun, sünnet olan ihtiyaçlara koşmalarıdır. Selefi salibinin yolu budur. Şafİ'î "el-Ürnm" kitabında şöyle demiştir: "Ağlamak olmasa bile, ölünün evinde toplanmak şeklindeki ma-icmi mekruh görürüm. Çünkü böyle yapmakla keder tazelenmiş, bu konuda hadislerde geçtiği şekliyle ev sahibi külfet alımda bırakılmış olur." Ncvevî demiştir ki: "Şâfi'î ve talebeleri ta'ziye için oturmayı mekruh sayarak şöyle demişlerdir: "Ta'ziye niyetiyle ölünün yakınlarının bir evde toplanarak oturmaları mekruhtur. Bilakis ev sahibinin İhtiyaçlarına bakmaları gerekir." Ölü için oturmak konusunda kadınla erkek arasında bir fark yoktur. Mchâmilî bu hususu açıklayarak ŞafiTnin ifadelerini nakletmiştir: "Eğer oturmakla beraber başka bid'ailar yoksa mekruhtur. Şayet oturmaya, çoğu kerre yapıldığı gibi haram olan bid'atlardan bir şey ilave ederse, çirkin haramlardan bir haram yapmış olur. Çünkü bu ilaveler, uydurmadır. Sahih hadisle sabit olduğuna göre; "iler uydurma bid'allir, her bid'al ise sapıklıktır."
İmam Ahmed ve Hanefîlerden pek çok alim bu görüşe varmışlardır. Hancfilcrin ilklerinden bazıları ise; mahzur işlemeden, mescidin dışında ta'ziye için üç gün oturmakta bir beis olmadığı görüşündedirler.
Bugün bazı insanların ta'ziye için toplanarak yaptıkları şeyler, anma toplantıları, halı sermeleri, müslümanlarm kaçınması vacip olan kötü bid'at ve uydurmalardan olan övünme ve gurur için harcadıkları çokça mallara gelince; bunları yapmaları haramdır, insanlar, özellikle bu konuda kitabın yoluna ters düşerek, sünnetin öğretisiyte çelişecek bir noktaya düşmekte ve cahiliyyel adetlerine uyma yoluna gitmektedirler. Meselâ Kur'ân'ın okunma adabına riayet etmeyerek, Kur'ân'ı teğanni ile okumak, susmayı tcrkederek Kur'ân okurken sigara içmek ve diğer şeylerle meşgul olmak gibi. İş, bu noktada kalmadı. Hevâ sahiplerinden çoğu, bu noktayı da aşarak birinci günle iktifa etmediler. Bu kötülükleri tazelemek ve bid'atları yinelemek İçin "ölünün kırkı" diye bir gün ortaya attılar. Ölünün vefatından sonra, yıllar geçtikçe; birinci anma, ikinci anma yılları tayin ettiler. Durum akıl ve nakille bağdaşmayacak şekilde böylece devam etti.
3.23. Kabirleri Ziyaret Etmek
Kabir ziyareti erkekler için müsiehabdır. Çünkü Müslim, Ahmed, Tirmizî, Ncsâî, Ebû Dâvûd ve Ibn Mâcc'nin Abdullah bin Bureyde (r.a.)'den, onun da babasından rivayet ettikleri hadise göre; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kabirleri ziyaret etmekten sizi nehyetmiştim, artık ziyaret edebilirsiniz. Çünkü o size ahireli hatırlatır." İlk zamanlarda kabir ziyarefinin nehyedilmesi, cahiliyyel devrine yakın olduğu içindi. Çünkü o devirde insanlar kötü ve çirkin sözlerden sakınmıyorlardı. İslâm'a girince; kalpleri sükûna erdi ve islâm'ın ahkâmını öğrendiler. Sâri' onlara kabirleri ziyaret etme izni verdi. Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayeten; Nebi aleyhisselâm, annesinin kabrini ziyaret ederek ağladı ve etrafmdakilerini ağlattı. Nebi aleyhisselâm şöyle buyurdu: "Anneme af dilemem için Rabbimden izin isledim, bana izin verilmedi. Kabrim ziyaret etmek için izin isledim. Bana izin verildi. Öyleyse kabirleri ziyaret ediniz, kabirler size ahireli hatırlatır." (Hadisi Müslim, Ahmed, Nesâî, Ebû Dâvud ve tbn Mâce rivayet etmiştir.)
Ziyaretten maksat, ahircü hatırlamak ve ibret almak olunca; bu manadan dolayı kâfirlerin kabirlerini ziyaret etmek te caizdir. Eğer kabirde-kilcr zalim kişilerse veya zulümlerinden dolayı Allah onları helak etmişse onların durumlarına ağlayarak, kabirlerin yanından geçerken Allah'a karşı acizlik göstermek müstehabdır. Çünkü Buharî'nin Ibn Ömer (r.a.)'den rivayet eniğine göre; "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ashabına Semûd diyarındaki Hicr mevkiine varınca şöyle buyurdu: "Bu azap görenlerin yanına ağlar olmaktan başka bir halde girmeyiniz. Eğer ağlaya-mıyorsanız onların yanına girmeyin ki, onlara isabet eden size de isabet etmesin."
3.23.1. Ziyaretin Şekli
Ziyaretçi kabre vardığı zaman, ölünün bulunduğu tarafa dönerek ona selâm verir ve dûa eder. Bu konuda şu hadisler gelmiştir:
Bureyde (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Nebi aleyhisselâm, ashab kabristana çıktığı zaman, onlara şöyle seslenmelerini öğretmiştir: "Ey mümin ve müslümanlar yurdunun ehli, selâm üzerinize olsun. Inşâallah biz de size kavuşacağız. Siz bizden önce gittiniz. Biz de sizin arkanızdan geleceğiz. Allah'dan bizim ve sizin için afiyet isliyoruz." (Hadisi Müslim, Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Ibn Abbas (r.a.)'dan rivayeten; Nebi aleyhisselâm Medine kabristanına uğrayarak yüzüyle kabristana döndü ve şöyle dedi: "Selâm üzerinize olsun ey kabirde yalanlar. Allah bizi ve sizi bağışlasın. Siz bizden öncesiniz, biz de sizin izinizden geleceğiz." (Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir.)
Aişc (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: "Nebi aİeyhisseîârn her ne zaman gecelerse, gecenin sonundaki Bckî' mezarlığına çikar şöyle derdi: "ey müminler topluluğunun yurdu. Selâm üzerinize olsun. Size vaad olunduğunuz ölüm gelmiştir. Yarın biz de size geleceğiz. İnşâallah size kavuşacağız. Allah'ım, Dekî'il-Garkal mezarlığında yalanları bağışla." (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Yine Aişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Yâ Rasûlallah, kabirde yatanlara ne diyeyim?" diye sordum. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ehli, selâm üzerinize olsun. Allah bizden önce geçenlere ve sonrakilere merhamet etsin. İnşâallah size kavuşacağız."
Bazı bilgisizlerin kabirleri meshetmek ve öpmek, etrafını tavaf etmek gibi yaptıklarına gelince; bunlar kötü bid'aılardandır. Bu bid'allardan kaçınmak vacip olup yapılması haramdır. Allah Kabe'yi şerefli kıldığı için, tavaf ve benzeri hareketler ancak orada yapılabilir. Nebî'nin kabri, velinin mezarı Kabe'ye mukayese edilemez. Bütün hayırlar Rasûlüllah sallalîahu aleyhi ve sellem'c uymakta, bütün serler de bid'aılara uymakladır. Ibn Kayyım şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm, kabirleri ziyaret eniği zaman, orda yatanlara dua etmek, onlara rahmet okumak ve istiğfar dilemek için ziyaret ederdi. Müşrikler ise, ölü vasıtasıyla Allah'a dua etmek, ölüden ihtiyaçlarını vermesini istemek ve ondan yardım dilemek, Rasûlül-lah'ın gösterdiği yolun aksine ölüye yönelmekten başka şey için ziyaret etmezlerdi. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in gösterdiği yol, tevhid ve ölüye iyilik yoludur. Müşriklerin yolu ise, şirk ile kendi nefislerine ve ölüye kötülük yoludur. Bu hareketleri yapanlar üç kısma ayrılırlar: Ya direk Ölüye duâ ederler. Ya Ölünün vasıtasıyla duâ ederler. Ya da ölünün yanında duâ ederler ki, bunlar ölünün yanında duâ etmeyi mescitlerde duâ etmekten daha evla görürler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in ve ashabının lakib ettiği yolu düşünenler iki durum arasındaki farkı açık olarak anlarlar.
3.23.2. Kadınların Ziyareti
İmam Mâlik, Hanefîler'den bazıları, bir rivayete göre Ahmed ve alimlerin çoğu, kadınların kabirleri ziyaretine Âişe (r.a.)'m şu hadisinden dolayı ruhsat vermişlerdir: Âişe (r.a.) bu hadisinde; "Ya Rasûlallah, kabirde yatanlara (kabirleri ziyaret esnasında) ne diyeyim?" diye sormuştur. Abdullah bin Ebî Müleyke (r.a.)'den rivayet edilen şu hadis daha önce geçmiştir: "Âişe (r.a.) bir gün kabristandan döndüğünde; "ey müminlerin annesi, nereden geldin?" diye sordum. Âişe; (r.a.) "kardeşim Abdurrah-man'm kabrinden," dedi. O'na; "Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem kabirleri ziyaretten nehy etmedi mi?" diye sordum. Âişe; (r.a.) "Evet, önce kabirleri ziyaretten nehy elti, sonra ziyareti emretti," dedi. (Hadisi Bcyhakî rivayet ederek, hadiste "Destan bin Müslim el-Basrî'nin tek kaldığını," Zchcbî ise hadisin sahih olduğunu söylemiştir.)
Buharı ve Müslim'de, Encs (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, çocuğunun kabri başında ağlayan bir kadının yanından geçerek; "Allah'tan kork ve sabret," buyurdu. Kadın; "Benim başıma gelen musibeti biliyor musun?" dedi. Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem gidince kadına; "O, Rasülüllah idi," denildi. Kadın ölü gibi dona kaldı. Rasûlüllah'ın evine gittiğinde, kapısında kapıcılar bulunmuyordu. "Yâ Rasûlallah, seni tanıyamadım," dedi. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Gerçek sabır ilk anda yapılandır" buyurdu. Hadisten delil getirme yönüne gelince; Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem, çocuğunun kabri yanında kadını gördü ve bundan dolayı onu yadırgamadı. Kabir ziyareti, ahireti hatırlamak için olunca; bu durum erkekler için de, kadınlar için de söz konusudur. Ahireti hatırlamaya erkekler kadınlardan daha muhtaç değildir.
Bir grup âlim, sabırlarının azlığı ve sabırsızlıklarının çokluğu sebebiyle, bir de Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in "Allah, kabirleri çok ziyaret edenlere lanet etsin," hadisinden dolayı kadınların kabirleri ziyaret etmelerini mekruh saymışlardır. (Hadisi Ahmed, Ibn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî sahihlemiştir.) Kurtubî şöyle demiştir: "Hadiste zikri geçen lanet, çok ziyaret eden kadınlar içindir. Çünkü mübalağa sığası getirilmiştir. Belki de çok ziyaret eden kadınlar, kocalarının haklarını zayi ederek, bağırıp çağırma ve benzeri yanlış hareketlerde bulunurlar. "Eğer bütün bunlardan emin olurlarsa, kadınların ziyaretinde bir mani
yoktur," denmiştir. "Çünkü ölümü hatırlamaya hem erkeklerin, hem de kadınların ihtiyacı vardır." Şevkânî Kurtubî'nİn sözüne taliken şöyle demiştir: "Bu sözün, görünüşte bu konuda birbirleriyle çelişen hadislerin arasını birleştirmek için güvenilecek bir söz olması gerekir."
3.24. Ölüye Fayda Veren Ameller
İttifak edilen bir konudur ki hayatta iken yapmış olduğu iyi ameller sebebiyle, ölü fayda görür. Çünkü Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve îbn Mâcc'nin Ebû Hürcyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ademoğlu öldüğü zaman üç şey müstesna ameli kesilir: Devam eden sadaka, kendisinden istifade olunan itim ve kendisi için dua eden salih bir evlat."İbn Mâce'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; Nebi aîeyhisselâm şöyle demiştir: "Mümine; öldükten sonra ameli ve iyilikleri, öğrettiği ve yaydığı ilmi, veya geride bıraktığı salih çocuğu, veya varis bıraktığı mushaf, veya yaptığı mescid, veya yolcular için yaptığı ev, veya açmış olduğu pınar, veya sıhhatinde ve hayatında malından çıkarıp verdiği sadaka fayda verir." Müslim'in Cerîr bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm: "Her kim islam'da iyi bir yol açarsa; onun için açtığı yolun mükâfatı ve ücretleri noksanlaş madan kendinden sonra onunla amel edenlerin de mükâfatı vardır, iler kim islâm'da kötü bir yol açarsa; günahı ona yüklenir ve kendinden sonra amel edenlerin günahı da, onların günahlarından bir şey eksilmeden ona yüklenir." Başkasının yapacağı iyi amellerle faydalanmaya gelince, bunların açıklaması aşağıdadır:
3.24.1. Ölü İçin Duâ ve istiğfar Etmek
Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve selİcm'in şu hadisi, daha önce geçmiştir: "Ölüye namaz kıldığınız zaman, onun için ihlaslı dua yapın." Yine Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'in "Allahım, dirimizi ve ölümüzü bağışla," şeklinde dua ettiği duyulmuştur. Önceki ve sonraki müminler, ölüler için duâ ederek, onlar için rahmet ve mağfiret dilemeye yadırgamadan devam etmişlerdir.
3.24.2. Sadaka Vermek
Nevevî; "İster oğlu, ister başkası tarafından olsun, verilecek sadakanın sevabının, Ölüye ulaşacağına dair icma olduğunu" nakletmiştir. Çünkü Müslim, Ahmed ve diğerlerinin Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiklerine
göre; bir adam Nebî aleyhisselam'a "Babam Öldü, vasiyet etmeden geride mal bıraktı. Onun için sadaka versem günahlarına keffaret olur mu?" diye sordu. Nebî aleyhisselam "evet" dedi. Hasan Basrî'nin Sa'd bin Ubâde (r.a.)'den rivayetine göre; İbn Ubâde'nin annesi öldüğünde; "Ya Rasûlallah, annem öldü. Onun için sadaka verebilir miyim?" diye sorunca; Rasülallah sallallahuu aleyhi ve sellem "Evet" dedi. "Hangi sadaka daha efdaldir?" dedim. "Su vermek/' buyurdu. Hasan Basrî; "işle şu Medine'deki Sa'd oğullarının su hayratıdır," demiştir. (Hadisi Ahmed, Nesaî ve diğerleri rivayet etmiştir.) Sadakayı kabristanda vermek meşru olmadığı gibi cenazeyle beraber vermek de mekruhtur.
3.24.3. Ölü Îçin Oruç Tutmak
Buharı ve Müslim'in İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre; İbn Abbas (r.a.) demiştir ki: "Bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek: "Ya Rasûlüllah, annem öldü; bir ay oruç borcu var, onu ödeyebilir miyim?" diye sordu. Nebî aleyhisselam; "Annenin borcu olsaydı, onu öder miydin?" dedi. Adam; "evet," cevabını verdi. Nebî aleyhisseiam: "Öyleyse, Allah'ın hakkı ödenmeye daha lâyıktır," buyurdu.
3.24.4. Ölü İçin Haccetmek
Buharî'nin İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre; Cüheyne kabilesinden bir kadın Nebî aleyhisselam'a gelerek: "Annem haccetmeyi adadı. Fakat hac edemeden öldü. Onun yerine hac edebilir miyim?" diye sorunca; Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Onun yerine haccet. Eğer annenin borcu olsaydı, onu öderdin, değil mi?" Kadın; "öderdim," dedi. Nebî aleyhisselam; "Öyleyse, Allah'ın hakkı ödenmeye daha lâyıktır," buyurdu.
3.24.5. Ölü İçin Namaz Kılmak
Darekutnî'nin rivayetine göre, bir adam; "Yâ Rasûlallah, benim bir babam var. Hayatta iken ona iyilik yapıyorum. Öldükten sonra ona nasıl iyilik yapabilirim?" diye sordu. Nebî aleyhisselam; "öldükten sonra kendi namazınla beraber onlar için namaz kılman, orucunla beraber onlar için oruç tutman iyiliktendir," buyurdu.
3.24.6. Kur'ân Okumak
Ehli sünnetten cumhur ulemânın görüşü budur. Nevevî; "Şafı'î mezhebinden meşhur görüşe göre, Kur'ân okumak ölüye ulaşmaz," demiştir.
Ahmed bin Hanbel ve Şafiî'nin arkadaşlarından bir cemaat ulaşacağı görüşündedir. Muhtar olan görüşe göre; Kur'ân okuyan, bitirdikten sonra, "Allahım, okuduğum Kur'ân'ın sevabını falancaya ulaştır" der. îbn Kudâme'ye ait Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: "Ahmed bin Hanbel demiştir ki; "Hakkında delil olduğundan, ölü için yapılan her amel ölüye ulaşır. Yine müslümanlar, her asırda toplanıp Kur'ân okuyor ve yadırganmadan Ölülerine hediye ediyorlar. Böylece icmâ hasıl olmuş olmaktadır."
Kur'ân okumanın sevabının, ölüye ulaştığını söyleyenler; okumasında Ücret almamayı şart koşmuşlardır. Eğer okuyan, okuduğuna ücret alırsa; hem verene, hem alana haram olup okuduğundan dolayı sevab alamaz. Çünkü Ahmed, Tabcrânî ve Bcyhakî'nin Abdurrahman Şibl'den rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kur'ân okuyunuz, onunla amel ediniz, Kur'ân'ı İhmal etmeyiniz. Kur'ân okuma karşılığında ücret alıp yemeyiniz. Çok fazla okuyarak da bıkacak hale geltneyiniz."
İbn Kayyım şöyle demiştir: "İbadet iki kısımdır. Malî ve bedenî. Sari', sadakanın sevabının ölüye ulaşmasının, diğer mali ibadetlerin ulaşmasından daha kolay olacağına dikkat çekmiştir. Yine orucun sevabının Ölüye ulaşmasının, diğer bedenî ibadetlerin ulaşmasından daha tesirli olacağına dikkat çekilmiştir. Yine Sâri', malî ve bedenî ibadet olan hacem sevabının ölüye ulaşacağını haber vermiştir. Bu üç çeşit ibadetin sevabının ölüye ulaşacağı delille sabit olmuştur."
3.24.7. Niyyetin Şart Olması
Ölü için yapılacak işe niyet etmek gerekir. îbn Akîl şöyle demiştir: "Namaz kılmak, oruç tutmak, Kur'ân okumak ve onları hediye etmek gibi yapılacak tâaıin sevabı müslüman ölüye bağışlanırsa, ona ulaşır. Yaptığı tâati hediye ederken, önce niyet etmek ve niyyetin tâate yakın olması şartıyla ona fayda verir." Bu görüşü İbn Kayyım tercih etmiştir.
3.24.8. Ölü Îçin Verilen Hediyenin En Faziletlisi
İbn Kayyım şöyle demiştir "Efdal olan ölenlerin ruhları için en faydalı olanı yapmaktır. Ölü adına köle azâd etmek, Ölü adına sadaka vermek, oruçtan daha cfdâldir. Sadakanın en efdâli ise, sadaka verilenin ihtiyacına uygun düşen ile, sürekli ve devamlı olandır. Nebî aleyhisselam'm; "Sadakanın en iyisi su dağıtmaktır," sözü bu anlamı ifade eder. Bu söz, suyun az olup susuzların çok olduğu bir yer hakkında söylenmiştir. Yoksa nehirlerin bulunduğu bir yerde su dağıtmak, ihtiyaç zamanında yemek yedirmekten daha efdal değildir. Yine ölü için duâ ve istiğfar yapmak ta böyledir. Ancak duâ yapanın, sadakatle ve samimiyetle niyaz ederek duâ yapması gerekir. Cenaze namaz kılmak, kabri başında ölüye duâ etmek gibi uygun yerlerde yapılacak duâ, sadakadan daha efdâldir. Özetle, ölü için verilen hediyenin en faziletlisi; köle azad etmek, sadaka vermek, ölü için istiğfar ve duâ etmek ve ölü adına haccetmektir."
3.24.9. Yapılan Amellerin Sevabını Rasülüllah Sallallahuu Aleyhi ve Sellem'e Hediye Etmek
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Denildiğine göre; sonraki alimlerden, sevabı Rasûlüllah'a hediye etmeyi müstehab sayanlar olduğu gibi, bid'at sayanlar da vardır. Sahabe böyle yapmamıştır. Nebi aleyhisselam'a, ümmetinin yaptığı her hayırlı işin sevabı, o ameli yapanın sevabı eksilmeden verilir. Çünkü o, ümmetini her hayra sevketmiş, onlara yol göstermiş ve hayra çağırmıştır. Hidayete çağırana, o hidayete uyanların sevabı, kendi sevaplarından bir şey eksilmeden verilir. Ümmct-i Muhammed, her hidayet ve ilme Nebi aleyhisselam vasıtasıyla nail olmuştur. Onun için, uyanların sevabının bir misli ister hediye elsin, ister etmesin, ona verilir.
3.25. Müslümanların Çocukları İle Müşriklerin Çocukları
Müslümanların çocuklarından, bulûğ çağma erişmeden ölenler, cennetledir. Çünkü Buharî'nin Adî bin Sâbit'ıen rivayetine göre; 'Adî, Berâ"dan şöyle işittiğini söylemiştir: "Rasûlüllah'in oğlu ibrahim vefat edince, Rasülüllah sallaİlahu aleyhi ve sellem; "Onun için cennete emzi-rici vardır," buyurmuştur. Hafız 'Fetih' kitabında Buharî'nin, bu bâb başlığı altında "Onun için cennette emzirici vardır," ifadesini koyması, çocukların cennette olduğu görüşünü seçtiğini hissettirmektedir. Enes bin Mâlik (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; demiştir ki: "Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "insanlardan bir müslümanın bulûğ çağına ermemiş üç çocuğu ölmez ki, Allah o çocuklara olan rahmeti ve fazileti sebebiyle o kişiyi cennete koymasın." Bu hadisle delil getirmenin şekline gelince: Cennete girmeye sebep olan çocukların, kendilerinin cennete girmeleri daha evlâdır. Çünkü rahmetin aslı ve sebebi odur.
Müşriklerin çocuklarına gelince, bunlar da cennete girmekte müslü-man çocukları gibidir. Nevevî şöyle demiştir: "Bu görüş, muhakkiklerin vardığı, seçilen sahih görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ "Biz Rasûl göndermeden azap eder değiliz"[19] buyurmuştur. Akıllıya davet ulaşmadığı için azap olmayınca, baliğ olmayana azap olunmaması daha evlâdır. Ahmed'in Hensâ binti Muâviye b. Sarîm'dcn, onun da halasından rivayet ettiğine göre; o demiştir ki: "Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'e sordum: "Ya Rasûlallah, cennette kimler olacaktır?" Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Nebî cennettedir. Şehid cennettedir. Doğan çocuk cennettedir." buyurdu. (Hafız; "Hadisin isnadı hasendir," demiştir.)
3.26. Kabir Suali
Ehli sünnet ve'l-ecmaat, Öldükten sonra her insanın sorguya çekileceği konusunda ittifak etmişlerdir. İster kabre konulsun veya konulmasın, isterse yırtıcı hayvanlar yesin veya kül oluncaya kadar ateşte yansın, isterse de havada toz olsun veya denizde boğulsun, mutlaka yaptığı işlerden sorulacak; yaptığı hayırla mükâfat, yaptığı kötülükle de ceza görecektir. Nimet veya azab ruh ve bedene beraberce uygulanacakur.
İbn Kayyım şöyle demiştir: "Ümmetin öncekileri ve önderleri, kişinin, Öldüğü zaman nimet veya azab içinde olduğu görüşündedirler. Bu nimet veya azab rûh ve bedene beraberce uygulanır. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, nimet veya azab içinde devam eder. Ruh bazen bedenle birleşir, onunla nimet veya azab meydana gelir. Sonra büyük kıyamet olduğu zaman ruhlar bedenlere döndürülür. Alemlerin Rabbi için kabirlerden kalkarlar. Bedenlerin tekrar yaratılması müslüman, yahudi ve hıristiyanlar arasında ittifak konusudur.
Mirvczî şöyle demiştir: Ebû Abdullah; "kabir azabını ancak sapmış ve saptırılmış kişiden başkası inkâr etmez," demiştir. Ahmed bin Hanbcl demiştir ki: "Ebû Abdullah'a kabir azabı hakkında sordum. Şöyle dedi: "Bunlar sahîh hadisler olup inanmak ve kabul etmek gerekir. Biz Rasülüllah sallallahuu aleyhi ve sellem'den gelen hadisleri kabul etmeyip reddedersek Allah'ın emrini reddetmiş oluruz: "Rasûl size ne verirse, onu alı-mz. "[20] Ebû Abdullah'a dedim; "kabir azabı hak mıdır?" "Evet haktır. Kabirde azab görürler," dedi. Hanbel demiştir ki: Ebû Abdullah'tan işittiğime göre, şöyle demiştir: "Kabir azabına, Münker ve Nekir'e inanırız. Kul, kabirde sual olunur: "Allah inananları dünya hayalında ve ahirette (kabirde) şahadet kelimesi ile sabit kılar."[21] Ahmed bin Kasım dedi ki:
"Ebû Abdullah'a Münker, Nekir ve kabir azabı hakkında rivayet olunanları kabul ediyor musun?" diye sordum. "Sübhânallah... kabul ediyor ve biz de aynı şeyi söylüyoruz," dedi. "Peki, Münker ve Nekir'in veya iki meleğin kabirde soru soracağını kabul ediyor musun," diye sordum. "Evet, Münker ve Nekir'dir" dedi. "Münker ve Nekir hakkında hadis yok, diyorlar," dedim. "Durum aynıdır, yani o iki melek Münker ve Nekir'dir" dedi.
Hafız, "Fetih" kitabında şöyle demiştir "Ahmed, İbn Hazm ve Ibn Hübcyrc; kabir sualinin, ruh, cesede dönmeden sadece ruha olacağını söylemişlerdir. Aiimlcrin çoğunluğu onlara muhalefet ederek şöyle demiştir: "Hadiste geçtiği gibi ruh cesede veya cesedin bir kısmına iade olunur. Eğer sadece ruha sual olsaydı, beden kelimesi özellikle getirilmezdi. Ölünün vücudunun dağınık olması ruhun iadesine mani değildir. Çünkü Alla-hu Teâlâ cesedin parçalarını bir araya getirmeye kadir olduğu gibi, cesedin parçalarından birisine hayat iade edip ona sual sormaya da kadirdir." Sualin sadece ruha vâki olduğunu söyleyenlerin sözleri şudur: "Ölü kabirde sorguya çekilirken; oturmak gibi, kabrin daralması ve genişlemesi gibi durumların dışında bir halde bulunur. İdam edilen kimse gibi, kabire konmayanlar da böyledir." Onlara cevaben deriz ki; "Bu, Allah'ın kudretinde olmayan bir şey değildir. Bilakis adette bile bunun benzerleri vardır. Meselâ uyuyan kimse. Uyuyan, yanındaki farkına varmadan lezzet ve acı duyabilir. Yanmdakinin bundan haberi bile olmaz. Bilâkis uyanık bile, duymak veya düşünmekle elem ve lezzet duyabilir. Esas yanlış, gâibde olan bir şeyi görünenlere, Ölümden sonra olacakları öncekilere kıyas etmekten doğmaktadır. Zahir olan; Allahu Teâlâ, ölülerini gömmemek gibi bir durum olmasın diye kulların gözlerini ve kulaklarını görmek ve işitmekten alıkoymuş, bu meseleleri onlara örtülü bırakmıştır. Dünyaya ait duyuların, Allah'ın dileği dışında melekût alemiyle ilgili işleri idrak etme kudreti yoktur. Bu konuda, alimlerin çoğunun benimsediği bir çok hadis sabit olmuştur. Meselâ, "Nalinlerinin sesini işitir." "Kabrin daralmasından kemikleri birbirine geçer." "Çekiçlerle ona vurulduğu zaman, sesini işitir." "Kulakları arasına vurulur. "Onu oturturlar." Görüldüğü gibi hadislerde geçen bütün bu sıfatlar cesetle ilgilidir. Bu konuda gelen sahih hadislerden bazılarını zikrediyoruz.
1- Müslim'in Zeyd b. Sabit (r.a.)'den rivayet ettiğine göre; o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem ile beraber Benî Neccâr'a ait bir bostanda iken, üzerine bindiği katır, yana eğilerek Rasûlüllah'ı az kalsın yere düşürüyordu. Tam o esnada bir de baktık ki, dört-beş veya altı kişinin kabri gözüktü. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem; "Bu kabirler-
de yalanlan tanıyan var mı?" diye sordu. Adamın birisi; "ben" dedi. Ra-sûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem; "Onlar ne zaman öldü?" diye sorunca, adam; "Eşrât olayında," dedi. Rasûlülîah sallallahuu aleyhi ve sellem "Bu ümmet, kabirlerinde imtihan olacak. Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasaydım; Allah'tan benim işittiğim kabir azabını size de işittirmesini isterdim." Sonra yüzünü bize çevirerek "Cehennem azabından Allah'a sığınırız." dedi. Oradakiler; "Cehennem azabından Allah'a sığınırız" dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem; "Kabir azabından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Kabir azabından Allah'a sığınırız," dediler. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem "Fitnelerin gizli ve açığından Allah'a sığınırız," dedi. Onlar "Fitnelerin gizli ve açığından Allah'a sığınırız," dediler.
2- Buhârî ve Müslim'in Kaiadc'den, onun da Encs (r.a.)'dcn rivayet ettiğine göre; Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Kul, kabre konulduktan sonra, arkadaşları oradan ayrılınca kendisine iki melek gelip onu oturturlar ve kendisine; "Bu adam (Yani Muhammed) hakkında ne dersin?" diye sorarlar. O kimse mümin ise; "Onun Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehadel ederim," der. Bunun üzerine kendisine; "Altındaki ateşe bak. Allah onu senin için cennetteki bir yer ile değiştirdi," derler. Mümin bu iki yeri birden görür. Kâfir ve münafığa gelince; kendisine; "Bu adam hakkında ne dersin?" diye sorulur. O da; "Bilmiyorum, insanların dedikleri gibi derim," diye cevap verince; "Bilmez ve duymaz olaydın," denilir ve kendisine çekiçlerle öyle bir darbe indirilir ki insan ile cinden başka her şey onun kopardığı feryadı duyar."
3- Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mace'nin, Berâ' bin Azib (r.a.)'len rivayet elliklerine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kabirde sual olunup, "Lâ ilahe İllallah Muhammedun Rasûlüllah," dediği zaman; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette (kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar."[22] ayetinin manası gerçekleşmiş olur." (Bit rivayette: "Bu ayet kabir azabı hakkında nazil olmuştur. Ölüye; "Rabbin kimdir!" diye sorulunca; "Rabbim Allah, liabibim Muhammed aleyhisselâm," der. Bu da; "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette (kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar" ayetinin manasıdır.")
4- imam Ahmed'in "Müsned"iyle, Ebû Hâtim'in "Sahîh"inde geçtiğine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ölü, kabrine konduğu zaman, yanından ayrılanların ayaklarının seslerini işitir. Eğer mümin ise, namazı baş ucunda durur. Orucu sağında, zekatı solunda, sadaka olarak yaptığı hayırlı işler, akrabaları ziyaret, iyilik ve ihsanları ise ayak ucunda dururlar. Başı ucundan ölüye gelindiğinde, namazı; "benim tarafımdan giriş yoktur," der. Sağ tarafından gelindiğinde, orucu; "benim tarafımdan giriş yoktur," der. Sonra ayak ucundan kendisine gelindiğinde, sadakadan yaptığı hayırlı isleri, akraba ziyareti, iyilik ve ihsanları; "bizim tarafımızdan giriş yoktur," derler. Kendisine; "otur," denir. O da oturur. Güneşin balına durumundaki hali, ona temsil olunur ve adama; "Aramızda bulunan bu adam (Muhammed) hakkında ne dersin? Onun hakkında nasıl şahitlik yaparsın?" diye sorulur. Adam; "Beni bırakın, namaz kılayım," der. Kendisine; "sen sonra kılacaksın," derler. "Sorduğumuz şeyden bize haber ver, aranızdaki bu adam hakkında ne dersin? Hakkında nasıl şahitlik yaparsın?" Adam; "Muhammed," der. "Onun Allah'ın Rasûlü olduğuna, Allah kalından hakla geldiğine şchadet ederim," deyince, kendisine; "Bu söz üzerine dirildin, bu sözle Öldün, inşâallah bu söz üzerine tekrar dirileceksin," denir. Sonra kendisine cennete giden bir kapı açılır: "Burası oturacağın ve Allah'ın cennette sana hazırlamış olduğu yerdir," denir. Adamın gıpta ve sevinci artar. Sonra kabri yetmiş zira genişleyerek orada aydınlanır. Cesedi, ilk başlangıçta olduğu gibi iade olunur ve ruhu, hoş bir rüzgarın salladığı cennet ağacında asılı bir kuş şeklindedir. Bu durum, "Allah iman edenleri hem dünyada hem ahi-relte (Kabirde) şehadet kelimesiyle sabit kılar." ayetinin ifade elliği manadır," Kâfir hakkında bunun aksi zikrolunarak şöyle denmiştir: "Sonra kabri, kemikleri birbirine geçinceye kadar daralır. O öyle zor bir yaşayıştır ki, Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Onun için zor bir yaşayış vardır. Kıyamet günü onu âmâ olarak haşr edeceğiz.''[23]
5- Sahih-i Buhârî'de Scmüre bin Cündüb (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o demiştir ki: "Nebî aleyhisselam namaz kıldığı zaman, yüzünü bize çevirerek; "sizden biriniz, bu gece rüya gördü mü? diye sordu. Sonra; "eğer rüya gören varsa, anlatsın," dedi. Sonra "mâşâallah" dedi. Bir gün biz sorduk. O, yine; "sizden biriniz bir rüya gördü mü?" dedi. "Hayır," dedik. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: "Bu gece iki adamın bana geldiğini gördüm. 0 iki adam elimden tutarak beni mukaddes bir yere götürdüler. Bir de ne göreyim; bir adam oturmakta, bir adam ise elinde demirden bir maşa ile ayakta durmaktaydı. Maşayı, ensesinden çıkıncaya kaili) dar adamın avurduna sokuyor, sonra diğer avurduna da bunun gibi yapıyordu. Daha sonra avurdlan birleşerek eski haline geliyor, adam ise aynı şekilde yapmaya devam ediyordu. "Bu nedir?" diye sordum, bana; "gel," dediler. Gittik; sırt üstü yatan bir adamla, başının üzerindeki bir kaya parçasıyla, kendi başına vurup, başını ikiye ayıran bir adamın yanına geldik. Adam başına vurunca taş yuvarlanıyor, taşı almak için gidip dönünceye kadar, başı tekrar birleşerek eski haline dönüyor ve aynı şekilde başına vurmaya devam ediyordu. "Bu nedir?" diye sordum; bana; "gel," dediler. Fırın gibi bir deliğe girdik; üstü dar, altı geniş, allında ateş yanıyor. Bir de baktık ki, içinde çıplak kadın ve erkekler var; altlarından ateş yükseliyor. Ateş onlara yaklaşınca çıkacak gibi oluyorlar. Ateşin şiddeti azalınca tekrar geri dönüyorlar. "Bu nedir?" diye sordum; bana; "gel," dediler. Yürüdük, nihayet kandan bir nehre vardık, fcinde ayakla duran bir adama, önünde taş olan başka bir adam, nehrin ortasında durmaktaydı. Nehirdeki adam gelip dışarı çıkmak isteyince diğeri elindeki taşı ona atarak adamı geri çeviriyordu. Her ne zaman çıkmak istese diğer adam elindeki taşı ona alarak bulunduğu yere döndürüyordu. "Bu nedir?" diye sordum; bana "gel," dediler. Yürüdük, beni, ondan daha güzelini hiç görmediğim bir eve soktular, içinde ihtiyar ve gençler vardı. Sonra oradan beni çıkardılar, daha güzel, daha değerli bir eve soktular. Ben, "Bu gece beni gezdirdiniz, şimdi bana gördüklerimden haber verin," dedim. "Olur," dediler: "Gördüğüm avurdu\yanlan kişi, devamlı yalan konuşan çok yalancıdır. Söylediği yalanlar ondan kaldırılarak ufuklara kadar yayılır. Her tarafa yalancı olduğu haberi ulaşır ve kıyamete kadar o kişi böyle muamele görür. Başı yardana gelince; Allah bu kişiye Kur'ân'ı öğrenmeyi nasib etmiş, fakat o gece Kur'ân'dan gafil olarak uyumuş, gündüz de Kur'ân'la amel etmemiştir. Kıyamet gününe kadar o da böyle muamele görür. Fırının içindeki gördüklerin ise; zina edenlerdir. Nehirde gördüklerine gelince; onlar da faiz yiyenlerdir. Ağacın dibindeki ihtiyara gelince; o İbrahim'dir. Etrafındaki çocuklar ise insanların çocuklarıdır. Ateşi yakan, cehennemin bekçisi Mâlik'ıir. Birinci ev, bütün mü'minlerin evidir; şu ev ise şehitlerin evidir. Ben Cebrail'im, bu Mikâil'dir; başım kaldır." "Başımı kaldırdım, bir de baktım ki, bulut gibi bir köşk, bana "bu senin yerindir," diyordu. Ben de; "beni çağırın, yerime gideyim," dedim. "Henüz tamamlamadığın ömrün vardır. Onu bitirdiğin zaman yerine gelirsin," dediler." îbn Kayyım; "Kabir azabı konusunda bu bir delildir; şüphesiz nebilerin rüyası vahye uygundur," demiştir.
6- Tahavî'nin tbn Mes'ûd (r.a-)'dan rivayetine göre; Nebî aleyhisse-iam şöyle buyurmuştur; "Allah'ın kullarından bir kula, kabrinde yüz sopa vurulması için emr olunduğunda, adam devamlı olarak cezasının azaltılması için Allah'a dua etmeye başladı. Nihayet cezası bir sopaya indirildi. Sonra kabri ateşle dolduruldu. Ateş yükseldiğinde, ayılarak; "niçin beni dövdünüz?" diye sordu. Kendisine; "Sen abdestsiz namaz kıldın ve mazlumun yanına uğradın da, ona yardım etmedin," dediler."
7- Enes (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Nebi aleyhisselam, bir kabirden bir ses işiterek; "Bu ne zaman öldü?" diye sordu. "Cahiliyyel devrinde öldü," dediler. Nebi aleyhisselam, böyle olduğuna sevinerek şöyle buyurdu: "Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasaydım kabir azabını size işittirmesini Allah'lan isterdim" (Hadisi Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
8- İbn Ömer (r.a.)'dcn rivayet olunduğuna göre; Nebî sallallahuu aieyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bu kişi için (Sa'd bin Mu'âz) arş harekete geçip semanın kapıları açıldı; yetmiş bin melek ona şahitlik yaptığı halde, yine de kabir onu sıktı da sonra genişledi." (Hadisi Buhârî, Müslim ve Ncsâî rivayet etmiştir.)
3.27. Ruhların Kaldığı Yer
Îbn Kayyım, kitabında, "ruhların kaldığı yer" hakkında bir bölüm ayırarak âlimlerin görüşlerini zikrettikten sonra, tercih edilen görüşü şöyle anlattı:
"Denildi ki: Ruhlar, Berzah aleminde kalma yönünden çok büyük değişiklik arzederler:
Ruhlardan bazıları, Mele-i A'lâ'da yüksek bir yerdedir. Bunlar nebîlerin ruhlarıdır. Bu ruhlar, Nebî üleyhisselam'm Mîrâc gecesi gördüğü gibi değişik değişiktir.
Ruhlardan bazıları, yeşil kuş şeklinde olup cennette dilediği gibi dolaşırlar. Bunlar ise bazı şehidlerin ruhlarıdır. Hepsinin değil. Bilâkis, şe-hidlcrden, üzerinde borç ve diğer haklar bulunanların ruhu, cennete girmekten alıkonulurlar. Abdullah bin Muhammcd bin Cahş'ın Müsncd'indc belirttiği üzere; bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek şöyle dedi: "Ya Rasûlallah, Allah yolunda öldürülürsem bana ne var?" Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Cennet," buyurdu. Adam dönünce; Rasûlüllah: "Ancak borcu olan müstesna. Az önce Cebrail bu konuyu bir sır olarak bildirdi," demiştir.
Ruhlardan bazıları, başka bir hadisle geçtiği gibi cennetin kapısında hapsolmuşiur. Rasûlüllah sallallahuu aleyhi ve sellem: "Arkadaşınızı cennetin kapısında hapsolmuş gördüm,"buyurmuştur.
İbn Abbâs (r.a.) hadisinde geçtiği üzere; ruhlardan cennette kalanlar da vardır: "Sehidler cennetin kapısında yeşil kubbe altındaki nehrin üze-rindedirler. Sabah-akşam cennetten onlara nzıklan çıkar." (Hadisi Ah-med rivayet etmiş olup Ca'fcr bin Ebî Tâlib (r.a.)'in durumu bu hadisin hi-lafınadir. Şöyle ki: Allah onun ellerini iki kanatla değiştirmiş, o kanatlarla dilediği şekilde cennetle uçmaktadır.)
Ruhlardan, yeryüzünde mahbus olup Mele-i A'lâ'ya çıkmayanlar da vardır. Bu ruhlar alçak olup yere lâyık olmuşlardır. Şüphesiz yerdeki ruhlar, semadaki ruhlarla dünyada bileşmedikleri gibi orda da birleşmezler. Dünyada Allah'ı bilme, O'nu sevme ve anma, Onunla ünsiyet kurma ve O'na yaklaşmayı kazanamayanların ruhu yerde olup alçaktır. Bedeninden ayrıldıktan sonra yine yerde kalacaktır. Dünyada Allah'ın muhabbetine, zikrine ve O'na yaklaşmaya ve Onunla ünsiyet oluşturmaya bağlı olan yüksek ruhlar, cesetten ayrıldıktan sonra da yüksek ruhlarla münasebet halinde olup, onlarla beraberdir. Kişi Berzah âleminde ve kıyamette sevdiği ile beraberdir. Allahu Teâlâ, Berzah ve ahiret âleminde ruhların bazısını bazısıyla birleştirir. Mümin ruhu, kendi ruhu karakterindeki iyi ruhlarla beraber olur. Ruh, bedenden ayrıldıktan sonra, kendi bedenine, mü-mİn kardeşlerine ve yaptığı amellere uygunluk arzeder ve orada onlarla beraber kalır.
Ruhlardan bazıları, zinâkâr kadın ve erkeklerin bulundukları fırınlarda olur. Bazı ruhlar kandan bir nehirde olup, o nehirde yüzerler ve nehirdeki taşları çiğneyip yutarlar. Ruhların iyisi ve kötüsü için belli bir yerleşme yeri yoktur. Bilâkis bir ruh en yüksekle, bir ruh ise yerde, alçaktadır. Yerden yukarıya çıkamaz.
Bu konudaki hadisleri ve gelen haberleri düşünüp, dikkat gösterdiğin zaman, senin için birer delil olduklarını anlarsın. Bu konudaki sahih eserler arasında çelişki olduğunu zannetme. Bunların hepsi de doğru olup birbirlerini tasdik etmektedirler. Fakat bunları anlamak, ruhu ve ruha ait hükümleri bilmekteki duruma gelince; ruh için bedende olmayan başka durumlar vardır. Ruhlar cennelte olmakla beraber, aynı zamanda semâda bulunmakta, geçici olan kabirle ve içindeki bedenle birleşebilmektedir.
Ruh, hareket etme, bir yerden başka yere geçme, çıkıp-inme bakımından en süratli bir varlıktır. Bedenden ayrıldıktan sonra hasta ve sıhhatli olma gibi durumları vardır. Çok kere, bedenle birleştiği durumundan
daha çok acı, nimet ve lezzet duyar. Bir ruh için hapis, acı, azap, hastalık ve hasret vardır. Başka bir ruh için lezzet, rahmet, nimet ve serbest kalma vardır. Ruhun bu bedendeki durumu, bedenin anne karnındaki durumuna benzemektedir. Ruhun bedenden ayrılması hali ise; bedenin anne karnından bu dünyaya çıkması halidir. Bu ruhlar için dört devir vardır ki, her devir kendinden öncekinden daha büyüktür.
Birinci devir; anne kanundadır. Burası dar, kuşatılmış, keder ve üç karanlık yeridir.
İkinci devir; içinde doğup büyüdüğü, ülfet beslediği, hayır ve şer, saadet ve kötülük gibi haller kazandığı yerdir.
Üçüncü devir; kabir evidir. Burası ise dünyadan daha geniş ve daha büyüktür. Kabrin dünyaya nisbeü dünyanın anne karnına nîsbcti gibidir.
Dördüncü devir; karar yeridir ki, o da cennet ve cehennemdir.
Bunlardan sonra başka devir yoktur. Allah bu devirlerden tabaka tabaka ruhu nakleder. Nihayet, ondan başkasının uygun olmadığı ve onun dışındakilerin lâyık olmadığı bir devre vardır. Bu devir onun için yaratıldığı ve oraya ulaşmak için amel hazırladığı devirdir. Bu devirlerden her bir devir için ayrı bir hüküm ve diğer devirden ayrı olarak bir durum vardır. Ruha ait bu devreleri yaratan, meydana getiren, öldüren, dirilten, iyi ve kötü edenin şanı yücedir. O ki, ruhlar arasında, bilgi, amel, kuvvet ve ahlâk yönünden değişik mertebeler koyduğu gibi, iyi ve kötü mertebelerle de aralarında değişiklik yapmıştır. Ruha ait bu durumları kavrayanlar, Allah'tan başka ilâh olmadığına, tek olup ortağı bulunmadığına şahitlik ederler. Mülkün hepsi O'nundur. Hamdin hepsi O'nadır. Hayrın hepsi O'nun elindedir. İşlerin tümü O'na döner. Kuvvetin hepsi O'nundur. Bütün kudret, izzet ve hikmet O'na aittir. Her bakımdan mutlak kemal sahibidir. Allahu Teâlâ kendini bildirmekle Nebilerinin de doğru olduğunu bildirmiştir. Nebilerinin getirdikleri hükümler akılların şahitlik ettiği, fıtratın kabul ettiği hükümlerdir. Nebilerin getirdiklerine karşı olan şeyler ise batıldır. Muvaffakiyet Allah'tandır."
[1] Yusuf: 86.
[2] Âl-i İmrân:75.
[3] Ankebût: 46.
[4] Rukye: Hasta için yapılan duadır.
[5] Enam: 165.
[6] Bakara: 156.
[7] Nisâ:43,Mâide:6.
[8] İzhır: Kokusu güzel bir ot.
[9] Beyyine:5.
[10] Hucurât: 10.
[11] Tevbe:71.
[12] Tevbe: 114.
[13] Tevbe:84.
[14] Tevbe: 114-115.
[15] Mürselât: 25-26.
[16] Mâide:78.
[17] Leheb: I.
[18] Hûd: 18.
[19] Isrâ: 15.
[20] Haşr:7.
[21] İbrahim: 27.
[22] İbrahim: 27.
[23] Tâhâ:124.
İslami Okul Okulların En Önemlisi