CİNAYETLER BAHSİ - 065Cinayetler - 4. Sayfa
CİNAYETLER BAHSİ
(Adam öldürme -bilerek öldürme, bilerek öldürmeye benzeyen öldürme, yanlışlıkla öldürme, yanlışlıkla öldürmenin hükmünde olan öldürme ve ölüme sebebiyet verme olmak üzere- beş çeşittir.) Bu çeşitlendirmeden gaye, değişik hükümlerin taallûk ettiği öldürme çeşitlerini açıklamaktır. (Bilerek Öldürme: Silâh veya silâh gibi ağaç ve benzeri şeylerden yapılmış kesici bir âlet ile bile bile vurup öldürmektir.) Zira bilerek öldürme, kasden öldürmek demektir. Kasden öldürmek de ancak kas-den öldürmeyi gösteren delilden anlaşılır. Delil de, adamın vurulmasında öldürücü âletin kullanımıdır. (Bilerek adam öldüren kimse, hem günah işlemiş olur.) Zira Cenâb-ı Hak (Celle ve Celâllahü)«Kim ki bir mü'mini bile bile öldürürse onun cezası cehennemdir...» ([1]) buyurmuştur. Bilerek adam öldürenin günah işlediğine dâir ayrıca bir çok hadisler ([2]) de bulunduğu gibi, bu konuda bütün tslâm toplumu icma etmiştir. (Bu kimseye ayrıca kısas da lâzım gelir.) Zira Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) :
«Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı» ([3]) buyurmuştur. Çünkü âyette geçen «öldürülenler» deyimi her ne kadar mutlak ise de, ondan «Bile bile Öldürülenler mânâsı muraddır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve. Sellem) :«Bilerek öldürme, kısası gerektirir» ([4]) buyurmuştur. öte yandan cinayet, kasdilikle tam cinayet olur. Zecri tedbirin hikmeti de kasdilikten doğar. Ve hayata son verme cezası da, ancak bilerek öldürmede meşru' görülmektedir. (Ancak öldürülenin akrabası kısastan vazgeçer veya müsalaha yaparlarsa kısas gerçekleşti-rilmez.) Çünkü katili kısastan af etme hakkı akrabanındır. Sonra kı-Sasin kendisi vaciptir, öldürülenin velisi, kısas yerine -katilin rızâsı olmaksızın- diyet alamaz. Imam-ı Şafiî' nin bir görüşü de budur. Yalnız «Katilin nzâsı olmadan da ölünün velisi diyeti alabilir» diyor. Çünkü diyet canı kurtarma aracıdır. Dolayısı ile rızâsı olmasa bile diyetin alınması caizdir. Diğer bir görüşü de şöyledir: Vacip olan, kısas ve diyetten biridir. Veli, ikisinden hangisini ta'yin ederse edebilir. Çünkü kula, hak, zararını gidermek için tanınmıştı ve her iki hakta da az Çok zararın telâfisi vardır. Onun için ölünün velisi, seçimde serbesttir. Bizim delilimiz, geçirdiğimiz âyet ve hadîslerdir. Ayrıca mal, canın dengi olmadığı için mâli cezada misilleme yoktur. Kısasta ise, bu vasıf mevcut olduğu gibi, ondaki zecri tedbirin alınmasında insanlar için maslahat vardır. Böylece katlin gereği ancak kısastır. Yanlışlıkla öldürme, ise, heder olmaması için diyet lâzım gelir. Kaldı ki, velinin diyet aldıktan sonra da, katili öldürmekten vazgeçtiği kesinlikle bilinemediği için, mal can kurtarma aracı sayılamaz.
Bize göre bilerek adam öldürmede kefaret yoktur. î m a m - ı Ş â f i I ' ye göre ise, bilerek öldürmede de kefaret lâzım gelir. İmam-ı Şafiî: «Çünkü bilerek adam öldürmede kefaret vermeye ihtiyâç, yanlışlıkla adam öldürmedeki ihtiyâçtan daha fazladır. Bunun için, bilerek adam öldürmede kefaret lâzım gelmesi evleviyetle gerekir- demiştir. Biz diyoruz ki: Bilerek adam öldürme halis bir büyük günahtır. Kefarette ise ibâdet vasfı bulunduğu için böyle bir günâh ile bağdaşamaz. Kaldı ki kefaret, miktarı belirtilmiş olan şeylerdendir. Miktarı belirtilmiş bir şeyin ise, şeriatta küçük bir günahı silmek için vaz'edil-miş olması büyük bir günahı da silmek icüi vaz'edilmiş olmasını gerektirmez. Bu öldürmenin hükümlerinden biri de, öldüreni öldürdüğü kimsenin mirasından mahrum bırakmasıdır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Hiç bir öldürene miras yoktur» ([5]) buyurmuştur. (Bilerek Öldürmeye benzeyen öldürme de -İmam Ebû Hanİfe'ye göre- kişinin silâh ve silâh hükmünde olmayan herhangi bir şeyle birini bilerek vurup öldürmesidir.) îki imam ise : «Kişi büyük bir taş veya sopa ile vurduğu zaman, bilerek öldürmedir. Bilerek öldürmeye benziyen öldürme ise kişinin çoğunlukla öldürücü olmayan bir şeyle bilerek vuruşudur. Çünkü bu öldürmede, çoğunlukla öldürücü olmayan küçük bir âlet kullanıldığı için, bilerek öldürmelik vasfı azdır. Zira böyle bir âletle vurmakla -terbiye veya korkutmak gibi- öldürmekten başka bir şey amaçlanır. Bunun için bu, bilerek öldürmeye benziyen öldürmedir. Kılıç gibi sırf öldürmek için kullanılan bir âletin kullanımında ise bilerek öldürmelik vasfı tam olduğu için, kısası gerektiren bilerek öldürmedir- demişlerdir, ki 1 m a m - ı S â-f i i de buna kaildir, imam Ebû Hanife'nin dayanağı, Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in:«Şunu bilin ki bilerek Öldürmeye benzeyen öldürmeyle öldürülen kimse, değnek ve sopa ile Öldürülen kimsedir, ki bunda yüz deve lâzım gelir- ([6]) hadisidir, öte yandan bu gibi âletler öldürmek için yapılmadıkları gibi, öldürmek için kullanılmazlar da. Zira bunlarla, öldürülmesi istenen kimsenin alnına vurmak her zaman mümkün olmaz. Oysa bunlarla kişi, çoğunlukla ancak alnına vurulduğu zaman ölür. Bunun için bunlarla öldürmek, bilerek Öldürmeye benzeyen öldürmedir.(Bu tip öldürmenin gereği, her iki görüşe göre hem günah.) Çünkü katildir ve fail kasden vurmuştur. (Hem kefaret,) zira yanlışlığa benzer bir eylemdir. (Hem de akile'ye lâzım gelen ağır diyettir.) Bu
konuda asıl şudur: Daha başlangıçta öldürme ile vacip olan her diyet, yâni daha sonra müsalaha ve başka yollarla söz konusu olmayan diyetler, yanlışlıkla Öldürme kıyas edilerek akile'ye yüklenir. Ve bu diyetin üç sene zarfında ödenmesi gereklidir. Zira H z. Ömer (Radıyallâhü anh) bu şekilde hükmetmiştir ([7]). Allah (Azze ve Celle) izin verirse biz ağır diyeti sonradan anlatacağız. (Bu öldürmeyle de kişi mirastan mahrum olur.) Zira mirastan mahrumiyet öldürmenin cezasıdır. Şüphe de öldüreni ancak kısastan kurtarır, miras mahrumiyetinden kurtarmaz. î m a m Mâlik her ne kadar: -Bilerek öldürmeye benzeyen öldürme nedir bilmiyorum. Benim bildiğim şudur ki: öldürme -bilerek öldürme ve yanlışlıkla öldürme olmak üzere- iki çeşittir demiş ise de, yukarıda getirdiğimiz hadis ona karşı bir delildir. (Yanlışlıkla öldürme de ikiye ayrılır: 1. Kasıtta yanılmaktır. Örneğin î kişinin gördüğü karartıyı av sanarak ona atış ettikten sonra karartının insan çıkması, yâ da harbi kâfir zannile atış edip öldürdüğü kimsenin müslüman çıkması gibi. 2. Fiilde yanılmaktır. Örneğin : Kişinin belli bir hedefe attığı ok veya kurşunun bir insana değmesi gibi. Bu tip öldürmeyle de Öldürene kefaret ve akileye diyet lâzım gelir.) Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâllahü) :«Bir mü'mini yanlışlıkla öldürenin, bir mü'min köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesine verilecek bir diyet ödemesi gerekir.» ([8]) buyurmuştur. Açıkladığımız üzere bu diyet, üç sene zarfında akilece verilecektir. (Ancak günah,) her iki durumda da (yoktur.) Ulema, günahtan gaye öldürme günahı diye söylemişler. Ancak katil, kişisel hareketinden dolayı günahtan arınmaz. Çünkü azimeti terk etmiş ve atış ânında isabet ettirmek için olanca çaba sarf etmiştir. Nitekim kefaretin meşru' kılınması bu mânâyı akla getirir. (Ve mirastan mahrum bırakılır.) Çünkü eyleminde günah vardır. Dolayısı ile mirastan mahrumiyetin söz konusu olması sahih olur. Fakat eğer vücudunun bir yerine bilerek vurulurken darbenin başka bir yere değmesi neticesinde adam ölüverirse kısas lâzım gelir. Zira ölüm, vücudun bir kısmına bilerek vurma ile meydana gelmiştir. Vücudun her tarafı ise aynıdır.
(Yanlışlıkla öldürme hükmündeki öldürmeler için de, uykuda olan bir kimsenin yuvarlanıp bir diğer kimsenin üstüne düşmesiyle diğer kimsenin ölmesi. Örnek gösterilebilir. Şeriatta bu tür öldürmenin hükmü de yanlışlıkla öldürmenin hükmü gibidir. Ölüme sebebiyet vermeye gelince : Buna da başkasının mülkünde kuyu kazan veya taş koyan kimse örnek olabilir. Bunun hükmü de, bir kimsenin kuyuya düşüp, ya da taşa takılıp ölmesi hâlinde, kuyuyu kazan veya taşı koyanın akilesine diyet lâzım gelmesidir.) Çünkü onun eylemi sonucunda ölüm meydana gelmiş ve o da -başkasının mülkünde kuyu kazdığı için- bu eyleminde mütecavizdir. (Fakat bunda kefaret yoktur ve ona miras mahrumiyeti taalluk etmez.) îmam-ı Şafii: «ölüme sebebiyet verme de, her hususta yanlışlıkla öldürmenin hükmündedir. Çünkü şeriat, ölüme sebebiyet verene de diyeti vacip kılmakla onu bilfiil Öldürenin hükmünde görmüştür- demiştir. Biz diyoruz ki: Bu kimsede gerçek öldürme vasfı bulunmadığı için ona hiç bir şey lâzım gelmemesi gerekir. Ancak akan kan heder olmasın diye ona diyet lâzım gelir. Kefaretin gerekmesiyle mirastan mahrumiyet ise günah işlemenin cezasıdırlar. Bu kimse ise, her ne kadar başkasının mülkünde kuyu kazmakla günah işlemiş oluyorsa da, adamın ölümünde -derler ki- onun bir günahı yoktur.
(öldürmede bile bileye benzeyen her cinayet, yaralamada bile bile işlenmiş cinayet sayılır.) Çünkü her âlet öldürücü olmadığı için öldürmede âletlerin hükmü değişir. Yaralamada ise âletler arasında fark yoktur.[9]
[1] Nisa sûresi âyet 93
[2][2] Bu sayısız hadislerden biri, BuharI'nin Abdullah tbn-i Abbâs (R.A.Vdan «Peygamber Efendimiz (A.S.) kurban bayramı günü bir hutbe vererek:
- Ey nass bu gün nedir? buyurdu. Ashap :
- Bu gün saygı gösterilmesi gereken bir gündür, dediler, peygamber Efen-dimiz (S.A.V.):
- Bu kent ne kenttir? buyurdu. Ashap:
- Saygı gösterilmesi gereken bir kenttir, dediler. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) : Bu ay ne aydır? buyurdu. Ashap :
- Saygı gösterilmesi gereken bir aydır, dediler. Peygamber Efendimiz (S.A.V.):
- işte bu ayınızda ve bu kentinizde bu gününüze karşı ona kadar saygılı olmanız gerekiyorsa, birbirinizin canına, malına ve namusuna karşı da o derece saygılı olmanız gerekir, buyurdu ve sonra başım havaya kaldırarak :
- Allah'ım, tebliğ ettim mi? Allah'ım, tebliğ ettim mi? dedi.»
mealinde naklettiği hadîstir. Biri de Ebû Davud'un Ebû Derda (RA.)'dan naklen kaydettiği şu mealdeki hadistir:
«Cenâb-ı Allah (C.C.) -kendisine ortak koşarak ölen kimse ile, bir mü'mini bile bile öldüren kimse dışında- her günâhı bağışlayabilir.»
Huhari (Hacc) C. 1 S. 234, Ebü Dâvûd (Fiten) C. 1 S. 230
[3] Bakara süresi âyet 178
[4] İbn-İ Ebî Şeybe ile îshak b. Rahuye'nin Abdullah îbn-i Abbâs (R.A.V-dan naklen kaydettikleri bu hadisin tamamı meâlen şöyledir :
«Bile bile öldürme kısası gerektirir. Meğer ki öldürülenin adamı öldüreni batışlasın.» Nasb-ürraye C. 4 S. 327
[5] Tirmizî (Ferâiz) C. 2 S. 32, îbn-İ Mace (Diyetler ve Feraİz) C. 1 S. 194 ve 201
[6] Ebü Dâvüd (Diyetler) C. 2 S. 269, İbn-i Mâce (Diyetler) C. 1 S. 192, Nesai (Kısas) C. 1 S. 246
[7] Hz. Ömer (R.A.)'in hükmetmesi ve Peygamber Efendimiz (A.S.)'in hükmetmesi çibidir. Zira böyle şeyler içtihat yolu İle hükmedüemez.
el-İnaye Şerhi C. 9 S. 146
Aynca Tirmizİ de «Bütün uîemâ, diyetin her yıl üçte biri Ödenmek üzere üç yılda ödendiği üzerinde icmâ etmişlerdir» dîye kaydetmiştir. C. 1 S. 179
[8] Nisa sûresi âyet 92
[9] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/249-254.
İslami Okul Okulların En Önemlisi