Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 14. Sayfa - 065Cinayetler

 

331 - CİNAYETLER:

 

1) îhramlı iken bir uzvuna güzel koku süren, dikişli elbise giyen, ya­hut bir gün başını örten kimseye ceza olarak bir koyun kesmek düşer.

2) Başının dörtte birini, kan aldıracak yerlerini (SM), koltuk altları­nı veya sadece bir koltuk altını, enseyi, yahut kasığını tıraş edenin de bir koyun kurban etmesi gerekir.

3) İki el ve ayaklarının tırnaklarını veya sadece birinin tırnaklarını kesene de bir koyun kesmek lâzım gelir.

4) Tavaf-ı Kudûm'ü yahut tavaf-ı saderi cünup olarak yapan veya abdestsiz tavaf-ı ziyareti yapanların da cezası bir koyun kurban etmek­tir.

5) Arafat'tan, imamdan önce ayrılan da bir koyun kurban eder. Fa­kat güneş batmadan ve imam ayrılmadan evvel oraya dönerse cezası dü­şer. Güneş batmadan önce ve imam ayrıldıktan sonra, yahut güneş bat-tıkdan sonra oraya dönerse bu cezası sakıt olmaz.

6) Tavaf-ı ziyaretten üç ve üçden az şavtı veya veda tavafını yahut ondan dört şavtı = (dönüş) yapmıyan, Safa ile Merve arasında yürümi-yen, Müzdelife'de durmıyanlara da bir koyun kesmek borç olur.

7) Ziyaret tavafını avret yeri açık olarak yapan Mekke'de kaldığı müddetçe bu tavafı iade eder. Bunu iade etmezse kurban kesmek vacip olur.

8) Cemrelerin hepsini yahut bir günlüğünü veya bayram gününde yapılan "Cemretü'l-akabe"yi yapmıyanlarm da bir koyun kesmesi icab eder. Cemretü'l-akabenin ekseriyetini değil de azını terk ederse her taş için yarım sa' = (1.667 kilogram) buğday tasadduk eder.

9) Başının dörtte birinden azını tıraş eden, beş tırnakdan daha az tırnak kesen veya ayrı ayrı uzuvlardan (M) beş tırnak kesenin de yarım sa' buğday vermesi icab eder.

10) Tavaf-ı kudümü yahut veda tavafını abdestsiz olarak yapanlar da yarım sa' buğday verirler. Fakat ziyaret tavafım, cünüp ve hayızlı

olarak yapanlar ceza olarak bir deve keserler.

11) Bir özürden dolayı güzel koku sürünen, tıraş olan veya dikişli el­bise giyen isterse bir koyun keser, isterse de altı fakire üç sa1 yiyecek ve­rir veya üç gün oruç tutar.

12) Arafat'ta bulunmadan önce ihramlı iken iki yoldan biri ile cinsî münasebette bulunanın haccı fasid olur ve bir koyun kesmesi gerektiği gibi ayrıca haccma devanı eder ve sonraki yıllarda da haccmı kaza eder. Kaza ederken ailesini kendisinden ayrı tutmaz. Arafat'ta vakfeden son­ra cinsî temasda bulununca hac fasid olmaz. Bir sığır veya deve kesmesi lâzım gelir.

13) Tıraşdan sonra cinsî temas yapılır veya öpülür, yahut şehvetle dokunlursa bir koyun kesmek icab eder.

14) Umre'de tavafın dört dönüşünden önce ailesi ile temasda bulu­nan kimsenin de umresi fasid olur. Fakat bu umreyi tamamlar ve sonra da kaza eder. Ayrıca bir koyun keser. Umre'de dört dönüşden sonra cinsî temas yapılınca umre fasid olmaz, sadece bir koyun kurban edilir. Bu konuda kasten yapanla unutarak yapan eşittir.

İhramlmın Bir Av Hayvanını Öldürmesi veya Öldürene Yol Göstermesi:

332 - İhramlı olan kimse bir av hayvanını Öldürür veya öldürene yol gösterirse cezalanır. Bu konuda ilk başlıyan veya bir kaç defa yapan unutarak veya kasden yapanlar arasında fark yoktur.

333 -Ceza şöyle tesbit edilir: îki âdil kimse avlanma yerinde veya ona en yalan olan yerde avın kıymetini biçerler. Suçlu bu kıymet karşılı­ğında isterse bir hayvan alıp kurban eder, isterse de yiyecek alıp her fa­kire yarım sa' = (1.667 kilogram) buğday olmak üzere dağıtır. Dilerse de her yarım sa' karşılığında bir gün oruç tutar. Yarım sa'dan az olan. mik­tarı da, ya olduğu gibi verir veya onun yerine de bir gün oruç tutar.

334 - Bir avı yaralıyan yahut tüyünü yolan veya bir uzvunu kopa­ran verdiği noksanlığı ödemede bulunur. Kuşun tüylerini yolana, avın ayaklarını kesene bu hayvanların tüm kıymetlerini ödemek düşer. Yumartayı kıran da onun kıymetini öder. Bit ve çekirge öldüren, fakire di­lediği kadar bir şey verir.

335 - İhramlı olan, av hayvanını keserse o hayvan leş hükmünde olur. İhramdan, ihramda olmıyanm avladığı av hayvanının etinden, eğer ona yardım etmemişse yemesi helâldir.

336 -Hacc-ı ifradı yapan kimseye bir kurban kesmesi gereken her yerde, hacc-ı kıranı yapana iki kurban kesmek gerekir.

 

İhsar - Engel Çıkmak*

 

337  İhrama giren bir kimse; düşmandan, bir hastalıkdan veya na­fakasının tükenmesinden dolayı haccmı yapamıyacak hale gelirse; Mekke'nin hareminde kesilmesi için bir koyun gönderir veya kendi adı­na bir koyun satın alınması için parasını gönderir, sonra da ihramdan çı­kar.

Böyle bir kimsenin gönderdiği koyun bayram günlerinden önce de kesilebilir (SM). Hacc-ı kıran yapan bu durumda iki koyun gönderir.

338 - Hacdan men edilen ihramlı, kurban göndermekle ihramdan çıkar ve sonra hac yapmaya imkân bulursa hem hac ve hem de umreyi eda etmesi gerekir. Hacc-ı kıran'a niyet eden ise bir hac ile iki umre ya­par. Umre'ye niyet eden de bir umre yapar.

339 - Bir ihramlı, hacdan men edilip kurban gönderdikten sonra engel ortadan kalkarsa; gönderdiği kurbanı ele geçirmeğe ve haccı eda etmeğe imkân bulunca, ihramdan çıkmayıp hacca devam eder. Kurbanı ele geçirmek ve haccı eda etmek şıklarından sadece birini yapmaya imkânı olursa ihramdan çıkar.

340 - Mekke'de Arafat'ta vakfe'den ve ziyaret tavafından alakonu-lan kimse gerçekden alakonulmuş sayılır. Bu iki farzdan birini yapma­ya imkân bulursa muhsar, yâni alakonulmuş sayılmaz.

Bedel - Başkası Yerine Hac Yapma:

341 -Vekil göndererek farz olan haccı ifa etmiş olmak için kendisi adına gönderilenin; ölü yahut ölünceye kadar devamlı bir acz içinde bu­lunması gerekir.

342 - Vekil, hacca müvekkili adına niyet eder ve "Allahım falanın haccmı kabul et" der.

343 - Kendisi için hiç hac yapmamış olanın, kadının ve kölenin ve­kil olmaları caizdir.

344 _ Hacc-ı temettü1, hacc-ı kıran ve işlenmesi yasak olan fiiller­den dolayı kesilmesi lâzım gelen kurbanlar vekil üzerine borç olur. Fa­kat ihsardan dolayı icab eden kurban vekil gönderene aittir.

345 -Vekil, Arafat'ta vakfeden önce ailesi ile münasebette bulu­nursa, kendisine verilen nafakayı tazmin eder ve kurban da kesmesi ge­rekir. Nafakadan arta kalanı da gönderenin vasisine yahut mirasçıları­na veya kendisine geri verir.

Bısar: Men ve haps etmek mânalarına gelir, istilanda ise "ihrama girip hacca ait işlere devam eden kimseyi bu işlerinden alakoymaktır."

346 - Kendi adına hac yapılmasını vasiyyet eden kimseye vekil olan, orta durumda tasarruf eder, hacca binite binerek gider. Ölünün vekili, ölünün memleketinden yola çıkar. Fakat nafaka yetişmeyince yetiştiği yerden hareket edilir.

HEDY - (Mekkede kesilen kurban):

347 -Bu kurban, deveden, sığırdan ve davardan olur. Davarın bir yaşında veya o büyüklüğe yakın olanı kurban edilir.

348 - Hacc-ı kıran ve hacc-ı temettü' için veya nafile olarak kesilen kurbanlar ancak bayram günlerinde kesilir. Kesen bunların etinden yi­yebilir. Diğer cinayet kurbanları istenildiği zaman kesilir ve sahipleri etlerinden yiyemez. Bütün bu kurban çeşitleri ancak "Harem-i Şerif de kesilir. Beceriyor ise bir insanın kendi kurbanını kendisinin kesmesi da­ha iyi olur.

349 - Bu hayvanların çulları ve yularları sadaka olarak verilir. Bu kurbanlardan kasap ücreti verilmez.

350 - Kıymetsiz, kesileceği yere kadar gidemiyecek derecede topal, kemiklerinin iliği kalmamış derecede zayıf, kulakları kesilmiş, kör, ku­laksız olarak yaratılan, kuyruğu kesilmiş olan hayvanlar kurban ol­mazlar. Uzvunun üçte biri ve daha çoğu olmıyan hayvan da kurban ol­maz. Eksikliği üçde birden az ise kurban olur (SM).

Uyuzlu, sütten kesilmiş, buruk ve boynuzsuz hayvanları kurban etmek caizdir.

351  -Zaruret olmadan kurbanlık hayvana binilmez. Binmekten dolayı hayvanda bir eksiklik olursa onu, tazmin ve tasadduk eder. Kur­banlık hayvanın sütü varsa sağılmaz.

352 - Hayvanı önüne katıp götürürken yolda ölür ve kurbanhkdan çıkarsa nafile olduğunda yerine başkasım kesmek gerekmez. Vacip ise hayvanı dilediği şekilde tasarruf eder ve yerine başkasını alıp keser.

353 - Hacc-ı kıran ve hacc-ı temettü' için kesilen ve nafile olarak kurban edilen sığır ve develerin boyunlarına kurbanlık nişanları takı­lır. Başka kurbanlara ise takılmaz.



[1] Taharet: Muti ak temizlik demektir. Dinde isö pis olan şeylerden temizlen­mektir. Vuzû,' - Cabdeşt) güzel ve parlak anlamındadır. Dinde ise, belli bir ta­kım uzuvları yıkamak ve mesh etmektir... Bunda lüğât mânâsı da bulunur. Çünkü yıkanan ve mesh olan uzuvlar abdestle güzelleşir. Gasl = (yıkamak) lügâtta, su akıtmakdır. Mesh de isabet anlamındadır.

Abdestin farz olmasının sebebi pis ve abdestsiz bulunulduğunda namaz kı­lınmak istenmesidir. Çünkü Allah Teâlâ "Namaza kalktığınızda yüzlerini­zi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edin. Topuk­larınıza kadar ayaklarınızı yıkayın el-Maide, 6 buyuruyor.

[2] Kahkaha; yamndakinin işiteceği kadar gülmektir. Bu hem namazı ve hem de abdesti bozar. Bir insanın kendisinin duyabileceği kadar gülmesine "dahk" de­nilir. Bu sadece namazı bozar. Tebessüm ise onu ne sahibi duyar ne de başkası ve bunun bir hükmü yoktur.

 

[3] imam Muhammed'e göre meni ne suretle çıkarsa çıksın onun çıkışı guslü gerek­tirir.

[4] Çok. su en azından on arşın uzunluğunda ve genişliğinde olan bir havuzun suyuna denilir "Eger uzunlugu genişliğine i\âve edilince yine 10x10 oluyorsa o da çok su sayılır. Akar sular da çok sudur. Ayrıca, bir havuzun çok su sayılabilmesi için avuçla alındığında dibinin açılmaması lâzımdır. Böyle olmayan su­lara ise "az su" denilir

 

[5] Misâl: Burnu kanayan bir insanın, bir namaz vakti çıkıncaya kadar abdest alıp namaz kılabilecek kadar bir müddet olsun kanı durmazsa o adam özürlü insan­dır. (Naşir).

 

[6] Salât: Kelime olarak dua mânasını taşır. Bir ayette (ve sallî Aleyhim) "onlara duâ et" (Tevbe, a: 103) buyurmuştur. Istılahda ise tayin edilmiş vakitlerde kendine mahsus şartlan ile muayyen zikrul ve erkânı olan bir ibadetin adıdır. Kitap sünnet ve icma ile sabit farz bir ibadettir. Kur'an'da "Namaz müslü-manlar üzerine, vakitleri belli bir farz olmuştur." (Nisa, a: 103) denilir. Hz. Peygamber'de "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur; Allah'dan baş­ka Allah olmadığına, Muhammed (S.A.V) in onun peygamberi oiudğu-na şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek, rama­zan orucunu tutmak" {Buharî, iman 1-2) buyurmuştur.

[7] Zeval: Güneşin doğumundan batışına kadar geçen zamanın tam yansı kat edi­lerek güneşin ortaya gelmiş olmasıdır.

[8] Fey-i Zeval: Güneş tam zeval vaktinde iken yere düşen gölgedir. Gölgenin batı istikametinden doğu istikametine dönmekte olduğu an. Bu andaki gölgenin boyu hariç tutularak; her şeyin gölgesinin iki misline ulaşması ile öğle namazı­nın vakti biter. Misal: 1 metre boyundaki cismin gölgesi zeval anında yanm metre olursa yanm metreden hariç, o şeyin gölgesi iki misline ulaşınca, yâni gölgenin boyu 2,5 m. olduğunda öğle namazı vakti bitip ikindinin vakti girer. Yer ve zamana göre, zeval anında, cismin gölgesi hiç olmıyabilir. Bak- B. İslâm Ilmühali Ö. N.

Bilmen s,, 114 dip no. 1 istanbul 1970.

 

[9] Ezan; lügâtta i'lâm ve bildirim anlamındadır. Kur1 an'da bu mâna kast olunarak: "Allah ve resulü tarafından bir i'lâmdır" (Tevbe, a: 3) denilir. Istılahda ise; "Kendine mahsus sıfatına göre, seçilmiş belli sözlerle namazın vakitlerini bildirmektir." Ezan kuvvetli bir sünnettir.

İmam Ebu Hanife der ki: "Bir topluluk ki şehirde; ezansız ve ikametsiz na­maz lalar onlar sünnete karşı gelmiş ve günahkâr olmuşlardır." imam Muham-med'İn şu sözüne-bakarak ezanın vacib olduğunu söyleyenler de vardır. "Bir belde hal­kı ezanı terk etnıekde birleşirse onlarla hârb edilir." Bu iş, ancak onun vacib oldu­ğuna göre yapılabilir. Bu iki hüküm birleştirilince ortaya; sünneti müekkedenin terkin­den, vacibin terki gibi günah kazanılacağı neticesi çıkar. Onun terk edilmesine karşı sa­vaşılır. Çünkü ezan Islâmın bir şian ve özelliğidir.

[10] Sahih olan görüşe göre ayaklar da avret yerlerinden değildir.

[11] Düşmandan yırtıcı hayvanlardan, denize düşüp boğulmak v.s.den korkanlar.

 

[12] "Sübhaneke" de okunmaz.

[13] imam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre üç kısa âyet veya bu üç kısa âyet kadar bir uzun ayet okumak farzdır.

 

[14] Yolcu iken geçirilen namazlar yolculuk bittikten sonra kaza edilirken yolculu­ğa göre dört rekâtli namazlar iki rekât olarak kaza edilir.

 

[15] Tervîha: Dört rekâta bir tervîha denilir. Çoğulu teravih gelir. Buna göre beş tervîha 20 rekât eder.

[16] "Artık, dedim, Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O çok yarhgayıcıdır. (O sayede) O, üstünüze bol yağmur salıverir." (Nûh, a: 10-11) Baş­ka bir ayette de "Ey kavmim Rabbinizden mağfiret isteyin. Sonra yine ona tevbe (ve rücu) edin ki, üstünüze gökden bol bol (feyzini) gönder­sin, kuvvetinize daha fazla kuvvet katsın.

Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin" der. (Hûd, a: 52).

 

[17] Bu Hz. Osman (R.A.) mushafına göredir.

[18] Böylece tilâvet secdesi bir secdeden ibaret olmuş oluyor. Bunun tekbîrinde elleri kaldırmak, oturarak tahiyyât okumak ve selâm vermek yoktur.

[19] îma, rükû ve secdeye işaret olmak üzere başı eğmektir.

 

[20] Yâni oturarak kılmaya gücü yeterse oturarak tamamlar. Ancak yatarak ima ile kılmaya gücü varsa yatarak tamamlar.

[21] Yâni her ikisinin de namazları kazaya kaldığında yolcu olan olmayana uyamaz.

[22] Cuma namazı farzı ayındır. Meşru bir Özür olmadıkça terk edilmesi katiyetle

caiz değildir. Kur'an'da "Ey müslümanlar cuma günü namaza çağırıldı-ğmızdö Allahın zikrine koşun, alış verişi bırakın" buyurulmuştur. (Cu­ma, a: 9). Allahın bu emri gereğince cuma saatinde alış verişe son verilir.

[23] İmam Ebû Hanife'ye göre imamdan ayrı üç, Imameyrie göre ise iki kişinin bulunması şarttır.

 

[24] imam Züfer özürsüz cuma yerine öğle namazı kılmanın caiz olmadığını söyler.

imam ey ne göre öğle namazım kıl dıkdan* sonra cuma namazına giden cumaya başlamdıkça öğle namazı bâtıl olmaz, imam Ebû Hanife'ye göre bu kimse cu­maya yetişemezse yeniden öğleyi kılar.

[25] Yâni bunu da devlet reisi veya onun vekili kıldırır, imamdan başka üç, diğer görüşte iki kişilik bir cemaatın bulunması ve vakti içinde kılınması gerekli­dir. Şehir olan yerde kılınır v.s.

  Burada, Sübhaneke okunur. (Naşir)

[26] Mânası "Allah yücedir. Allah yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. Allah yücedir, Allah yücedir. Ham d Allaha mahsustur."

[27] Bu Imam-ı Azam' a göredir. Imameyne göre, arefe gününün sabahından bayramın dördüncü gününün ikindisine kadar olan 23 vakitte teşrik tekbirleri al­mak, ister cemaatla, ister münferiden kılınsın, kadın, erkek, şehirli, köylü, mukîm, yolcu herkese vaciptir.

[28] Bu namazın kılınma tarzı Nisa sûresi ayet 102'de anlatılmaktadır.

 

[29] Mânası şöyledir: "Allahım! Onu bize işlenmiş ve saklanmış bîr sevap kıl, şefaatçi yap, şefaati kabul olanlardan

eyle."

[30] Zekât; lügâtta artmak, artış, bereket, temizlik, duruluk anlamlarına gelir. Ma­lın artmasında bu kelime kullanıldığı gibi namusun temiz olmasında da bu kelime kulla­nılır, istilanda ise "Bir malın belli bjr mikdannı muayen bir

zaman sonra ona hak kaza­nanlara vermektir." Istılahî tarifinde lügat mânası bulunur. Çünkü zekât günahlardan

temizlenmeyi gerektirir.

Kur'an'da Allah Teâlâ: "Onların mallarından sadaka al kî, bununla kendile­rini (günahlarından) temizlemiş,

bununla onları (n hasenatını) bereketlendir­miş olasın..." (Tevbe, a: 103) buyurmaktadır. Yahut zekât, hakikaten

veya takdîren ar­tan bir maldan verilmesi gerekli olan şey olduğu için bu ismi almıştır.

Ebû Bekir Râzî'ye göre zekât, senenin hemen sonunda verilmesi gerekmeyip bu­nu ilerki senelerde de vermek

caizdir. Bunun için mal zayi olup gidince tehir edilmiş ol­masından dolayı zekât borcunu tazmin icab.etmez.

îmam Muhammed'e göre zekâtını vermiyenin şahitliği kabul edilmez. Zekât ver­mek farzı ayndır. Bunu terk

Kerhîye göre ise zekât, hemen senenin sonunda verilir, imam Muhammed'in kanaati da budur.

etmenin bir çâresi yoktur, inkâr edenler dinden çıkarlar.

Zekâtın farz oluşu kitap sünnet ve icma ile sabittir. Kur'an: "Zekâtınızı veriniz" der.

[31] Metnin şerhinde belirtilen aslî ihtiyaçlar şunlardır: a) Oturacak ev, b) Giyile­cek elbiseler, c) Ev eşyaları, d) Silâh, e) Binek hayvanları, f) Dim adamlarının .kitapları g) Sanatkârların aletleri, h) Yaşamak ve geçim için, lâzım olan diğer şeyler.

 

[32] îmam Ebû Yusuf ile Muhammed'e göre,ticaret için olmayan atların zekâtı yoktur. Ticaret için olurlarsa o zaman zekâta tabidirler.

[33] miskal = 80,18 gr.dır. 200 dirhem = 561 gr. dır.

Bugün müftülükler buna göre fetva vermektedirler.'30 no'lu dip nottaki ölçü­lere bakılırsa ortalama olarak bunların doğru olduğu görülür. Tarihde ağır­lık, uzunluk ve hacim ölçü birimlerinin yer ve zamana göre bir değişiklik gös­terdiği, serî, örfî, hicazî, ırakî gibi bir takım nisbetlerle anıldığı da bir gerçek­tir. Bunların günümüz ölçü ve tartı birimlerine göre değerlendirilmesi büyük bir ihtiyâçtır.   .                                                                   

[34] Ö.N. Bilmen, islâm Hukuku c. 4 s., 121 (ist. 1969) da belirtildiğine göre 1 kırat = 0,200046 gr, yâni 1 gramın milyonda ikiyüz bin kırk altısına eşittir. 1 dir-hem-i şer'î de 14 kırattır. Zekâtta, mehirde, diyetlerde, hırsızlığın nisabında kullanılan da bu dirhemdir. 356,5 dirhem = 1 kilodur. Aynı eserin 124. sahife-sinde de 7 miskal = 28,5 gram olduğu kayd edilir.

[35] îmam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre bir şene kadar dayanmayan ve 60 sağa ulaşmryan mahsûllerden öşür alınmaz.

[36] 1/10'den 1/20'e düşürülmesi bir yardım ve kolayhkdır. Ayrıca ikinci bir yardıma lüzum yoktur.

[37] Bu imam A'zam ve Muhammed'e göredir. Balıklardan da bir şey alınmaz. Ebû Yusuf a göre ise denizden çıkartılan inci,anber ve mercandan, altın ve gümüş paralardan da 1/5 nisbetinde zekât alınır. Buna delil olarak da Hz. Ömer'in anberden 1/5 hisse alması ileriye sürülüyor.

[38] Zekât tophyan memurlara â'şır, âmil, sâ'î gibi adlar verilir.

[39] imam Ebû Yusuf ve Züferegöre domuzlardan da aynı şekilde gümrük vergisi alınır.

[40] imam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre bir kimse bu madenleri ister kendi arazisinde, isterse de kendi hanesinde  bulsun 1/5'i devletindir.

[41] Bulanlar fakir ise kendilerinin olur. Zengin iseler devlete teslim eder veya fakirlere dağıtırlar.

[42] Ebû Yusuf a göre bulanındır, 1/5'ini de devlet alır.

[43] Müslümanların idaresi altında bulunan gayrı müslimlere zımmî denir. Müslümanlarla aralarında antlaşma

olmıyan gayri müslimlere de harbî denilir.

[44] Zengin olan bir kimsenin fakir olan büyük çocuğuna zekât verilir. Babasının

zengin olması onun da zengin olmasını gerektirmez. Hatta böyle bir kimsenin kendi oğlu var ise nafakaya muhtaç olduğunda nafakasını babası değil, oğlu verir.

 

[45] Ebû Yusuf a göre bu kimsenin hata ettiği    kesin olarak anlaşıldığından, ver­diği zekât olmaz.

[46] -Bak, Ö. N. Bilmen. Büyük islâm Ilmühâli, s., 363, Dip Not: 1 İstanbul, 1970.

[47]   Arapça'da orucun karşılığı "Savm"dır. Savm herhangi bir şeyi tutmak

mânasını taşır. Güneş tam göğün ortasına gelip kızgınlığı ile o saatte yolcuIukdan alıkoyunca "Samet eş-Şemsu = Güneş tuttu" derler.

istilanda ise savın "hayızdan ve nifasdan teiniz olunduğunda oru­cu bozan üç şeyden kendine mahsus zaman içinde nefsi tutmaktır."

Oruç, farzı ayndır ve farz oluşu Kur'an'.ı Kerim'de sabittir. İnkâr edenlerin dinden çıktıkları gibi mazeretsiz tutmayanlar da fâsık olurlar. Kur'an'da "sizden kim Ramazana kavuşursa oruç tutsun -Bakara, a: 185" buyurulur. Diğer bir ayette de "Oruç size farz kılındı - Ba­kara, a: 183" denilir.

[48] Ramazanda hangi oruca niyet edilirse edilsin o yine ramazan orucu olur. Çünkü ramazan günü, başka bir oruç tutmaya müsait değildir.

[49] Bu Ebû Hanife'ye göredir. İmam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre ise yine ramazan orucu yerine geçer.

 

[50] Hac: Lügâtta büyük bir şeyi ziyarete yönelmektir. Istılahda "Kendine ait şart­larla muayyen bir zaman içinde hususî şekli ile Beytulîâhı tavaf etmektir." Hac kat'î bir farzdır. Bunu inkâr edenler dinden çıkmış olurlar. Hac, Islâmın farzla­rından biridir ve farz olduğu Kur'an'daki "Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hace (ve ziyaret) etmesi Allahın insanlar üzerinde bir hakkıdır..." (Al-i Imrân, a: 97) ayeti ile bildirilir. Haccın farz olduğuna ait ayrı­ca Hz. Muhammed (S.A.V)'in sözleri vardır. 'İslâm beş temel üzerine kurul­muştur" (Müslim, iman: 19) ve "Rabbmızın evini hac edin" hadisleri bu far-ziyyeti gösterirler. Bu konuda icma da meydana gelmiştir. Haccın farz olmasına sebep "Beytullâh"tır. Çünkü hac ona izafe edilmiştir. Bu­nun farziyeti (namaz gibi) tekrar tekrar gelmez. Zira Beytullah'da (zaman gibi) tekrarlanma yoktur.

Hac farz olur olmaz yerine getirilmesi icab eden bir ibadettir. Hz. Muhammed' (S.A.V) "Kim kendisini Allanın evine götürecek bir yiyecek bulur da hac etmezse; onun için yahudi veya nasranî olarak ölmekden başkası yok­tur" (Tirmizî, Hac: 3) buyurur. Ebû Hanife'den gelen bir söz de buna delâlet eder. Ebû Hanife der ki: "Kimiiı yanında hacca gidecek malı var da evlen­mek isterse önce hac eder." Bir sene içinde ölmek nâdir rastlanan bir şey de­ğildir. Fakat bir namazın vakti içerisinde ölmek nâdirdir. Bundan dolayı farz olur olmaz hemen hacca gitmek icmaen daha üstündür. (El-Ihtiyâr) Bir görüşe göre de hac farz olur olmaz hemen o sene yapılması gerekmez. Diğer senelerde de yapılabilir. Sonraki senelere bırakılmasında bir günah yoktur. Fa­kat bu görüşün daha zayıf olduğu söylenir. (Bak. Ö. N. Bilmen Büyük îslâm Ilmühâli s., 375).

[51] Bu yolun en az, yolcu namazında geçtiği üzere 18 saatlik olması lâzımdır.

 

[52] -Dışardan hacca gidenlerin ihrama girmelerine mahsus beş yer vardır. Bu yerlere mîkat denilir (Mütercim).

[53] Mekke'nin etrafındaki bir mikdar araziye "Harem" denir (Mütercim).

 

[54] Her dönüşe bir "şavt" adı verilir. Yedi şavt'a da "tavaf adı verilmektedir.

[55] imam Muhammed ve Ebû Yusuf a göre yalnız kılan da ikindiyi öğle ile beraber kılar.

kadın ile münasebette bulunmak helâl olur.

 

[56] Mültezem: Kabe kapısı ile Hacerü'I-esved arasındaki yerdir.