Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Çeşitli Meseleler - Fıkıh - 166Cesitlimeseleler - 14. Sayfa

ÇEŞİTLİ MESELELER

 

382 - Cariyesinin iznini almadan efendisi azil yapabilir. Fakat ha­nımından izin almadan azil yapamaz[46]

383 - Husyeleri alınmış buruk kimselerin hizmetçi olarak kullanıl­ması mekruhtur.

384 - Satranç, tavla ve diğer bütün oyunları oynamak mekruh­tur[47].

385 - Saça insan saçı takmak (ister kendi saçı olsun, ister başkası­nın saçı olsun) haramdır.

386 - Allahdan, başkaları hakkı için istekde bulunmak, duâ etmek mekruhtur36. Bunun gibi duâ da "Arşında izzetin makamı hakkı için  senden istiyorum" demek mekruh olur. Allah'dan ancak Allah hakkı için istenir.

387 - Selâmı işiten herkesin selâm alması farzdır. Toplulukdan bi­ri selâm alınca diğerlerinden farz düşer. Selâm vermek ise sünnettir. Selâm verenin aldığı sevap ise alanmkinden daha çoktur. Gayri müs-limlere selâm vermek mekruhtur. Onlardan selâm almakta ise bir mah­zur yoktur.

388 - Bir kimseyi devlet reisi veya emîr çağırır ve kendisinden bazı şeyleri sorarsa hakdan başkasını söylemesi gerekli olmaz.

389 - Eğlence âletlerini dinlemek haramdır.[48].

37 -Hasan b. Zeyyad'dan nakl edildiğine göre düğünü yaymak ve nikâhı ilân et-

mek için def çalmanın bir zararı yoktur. Ebû Yusufa "düğünlerin haricinde fişka saplanmadan kadının çocuğa def çalması mekruh mudur" denildi. O da "hayır, fakat müzikden fazla bir coşkunluk gelirse mekruh görürüm" dedi.

390 - Mushafa her an ayette bir işaret kqymak ve noktalamak mek­ruhtur. Onu yaldızlanıakda ise bir mahzur yoktur. Camileri nakışlayıp süslemenin de bir mahzuru yoktur.

391 -Gayri müslimlerin Mescid-i Harama ve diğer mescidlere gir­melerinde bir beis yoktur,

 

Müslümanın Edebi:

 

392 - Tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak, kasıkları ve bıyı­ğı tıraş etmek sünnettir. Bıyıkları kısaltmak onları tıraş etmekden daha güzel olur.

393  - Erkeklerin ve kadınların peştamal giydikleri ve gözlerini (başkalarının avret yerlerine bakrnakdan) sakındırdıkları takdirde ha­mama gitmelerinde bir mahzur yoktur.

 

Müsabaka ve Atışlar:

 

394 -Yaya olarak yarış düzenlemek, at, katır, eşek, deve yarışları ve atıcılık müsabakaları tertib etmek helâldir.

395 - İki tarafdan birinin (sen beni geçersen sana şu kadar şey ve­receğim. Ben seni geçersem senden bir şey almıyacağım tarzında) müsa­bakaya ücret şartını koyması yahut hariçden üçüncü bir kimsenin mü­sabakayı kazanana para koyması da helâldir. Fakat müsabakaya katı­lan her iki taraftan da (Ben kazanırsam şu kadar kuruş alırım, sen kaza­nırsan şu kadar kuruş veririm) diyerek ücret şartı konulması kumar olur. Ancak aralarında ikisinin atma denk ve ikisini de geçmesi umulan muhallil = (helâl kılan yâni müsabakayı kumar olmakdan çıkarıp karşı­lık alınmasını helâlleştiren) bir atın bulunması müstesnadır. Eğer bu at ikisini de geçerse, ikisinden de mükâfat alır. Fakat ikisi onu geçerse on­lara bir şey vermez. Bu arada o ikisinden hangisi diğerini geçerse geri kalandan mükâfat alır.

Yukardaki tafsilât gibi iki nkıhçı bir meselede ihtilâf edip mevzuyu önde gelen bir âlime götürürler ve bunun için de (tek taraflı mükâfat vermek kaydı ile) para koyarlarsa caiz olur.

 

KAZANÇ[49]

 

396 - En faziletli kazanç yolu cihattır. Sonra sıra ile ticaret, ziraat ve san'at gelir[50].

 

397 - Kazanç da Derece Derecedir:

 

1) İnsanın kendisine aile ve çocuklarına yetecek ve borçlarını öde­yecek miktarda kazanç temin etmesi farzdır.

2) Fakirlerin ihtiyacım gidermek, yakınlara bağışta bulunmak de­recesinde farz olan mikdara ilâvede bulunmak müstehaptır.

3)  Nimetlenmek ve güzelleşmek için müstehab olan mikdara ilâvelerde bulunmak mubahtır.

4) Kazanç vardır ki mekruhtur, o da helâlinden olsa bile böbürlen­mek, çokluğu ile övünmek, şımarmak ve taşkınlık yapmak için mal yığmakdan ibarettir.

 

YEMEK:

 

398 - Yemek İşine Gelince O da Çeşit Çeşittir:

1) Ölüme gitmeyi önleyecek kadar yemek farzdır.

2) Orucu kolaylıkla tutmaya Ve ayakta namaz kılmaya güç kazan­mak derecesinde farz olan mikdara ilâve yapmak sevaptır[51].

3) Bedeni kuvvetlendirmek için doyuncaya kadar yemek yemek mubahtır.

4) Doygunluğun üstüne yemek yemek haramdır. Ancak ertesi gün­kü oruca dayanmak yahut misafiri utandırmamak kastı ile yemeğe de­vam etmek bu hükmün dışındadır.

399 - Farz olan vazifeleri yerine getirmekden âciz kalacak şekilde yemeyi azaltarak riyazatta bulunmak caiz değildir.

400 -Zaruret halinde leş yenıekden sakınan, yahut oruçlu olup bir şey yemiyen ve bu açlık sebepleri yüzünden ölenler günahkâr olurlar. Fakat bir kimse tedavi olmaz ve ölürse (ilâcın kendisine şifa vereceği katı olarak büinmedigiden ve ilâç kullanmadan iyi olma ümidi de bulun­duğundan) günahkâr olmaz.

401 - Çeşitli meyvelerden tatmanın bir mahzuru yoktur. Fakat (hoşluğunu gidermemek, derecesini düşürmemek için bir defada) hep­sinden tatmamak daha iyi olur.

402 - Çeşit çeşit yemekler hazırlamak ve ihtiyaçdan fazla, sofraya ekmek koymak israftır.

403 - Tuzluğu ekmek üzerine koymak, ekmekle parmakları ve bı­çağı silmek mekruhtur. Fakat tuzun kendisi ekmek üzerine konulabilir.

 

404 - Yemek Yerken Şunlara Uymak Sünnettir:

 

1) Yemeğe besmele ile başlamak ve yemeğin sonunda Allah'a şükr etmek,

2) Yemeğe başlamadan Önce ve sonra elleri yıkamak.

405 - Evlere su taşımak için kaplar edinmek müstehaptır. Bunun testi olması daha iyi olur.

406 - Bir erkek, kendisine ve aile fertlerine israfa kaçmadan ve cim­rilik göstermeden harcamada bulunmalıdır.

407 - Açlığı şiddetleşen ve azık dilenmekden de âciz olan bir kimse­nin durumunu bilen herkese, onu doyurmak yahut doyuracak kimseye onu göstermek farz olur. Çalışmaya gücü olanın çalışıp kazanması gere­kir. Çalışıp kazanmaya gücü olmıyanm da dilenmesi lâzım gelir. Dilen­meyi bırakıp ölürse günahkâr olur.

408 - Bir günlük yiyeceği olanın dilenmesi haramdır. Camilerde di­lenenlere bir şey vermek mekruhtur. Ancak insanları ezip çiğnemez ve namaz kılanların önlerinde gezip dolaşmazsa mekruh olmaz.

409 - Zâlim devlet reisinin hediyesini kabul etmek caiz değildir. Ancak, malının çoğunun helâl olduğa bilinirse kabul edilebilir.

410 -Düğünde yemek vermek sünnettir. Düğüne davet edilenin bu davete uyması gerekir. Eğer düğüne gitmezse günahkâr olur. Düğün sa­hibinin izni olmadan düğün yemeklerinden bir şey alınıp götürülemez ve isteyene de verilemez.

411 -Bir düğüne davet edilen orada oyun, eğlence olduğunu biliyor­sa oraya gitmez. Haberi olmadan gidip orada bir oyun ile karşılasmışsa gücü yettiğinde bu oyunlara mâni olur. Gücü yetmiyor ve oyun da sofra­ya karşı yapılıyorsa sofraya oturmaz. Davet edilen bu kimse; kendisine uyulan, önde gelen bir kimse ise oyun sofra yanında olmasa bile o sofra­ya oturmaz. Böyle birisi değilse bu durumda oturmasında bir mahzur yoktur[52]

 

GİYİM

 

412 - Giyinmek de Kısım Kısımdır:

 

1) Avret yerlerini örtecek, soğuk ve sıcağın zararını giderecek kadar giyinmek farzdır. Elbisenin pamukdan veya ketenden olması, en iyi ile en kötü arasında orta bir kıymette[53] bulunması gerekir.

2) Avret yerlerini örttükden sonra zinet temin eden elbise giyinmek müstehaptır.

3) Toplantılarda, cumalarda ve bayramlarda güzel olmak için güzel elbiseler giyinmek mubahtır.

4) Kibirlenmek ve kendini beğenmek düşüncesi ile elbise giyinmek mekruhtur.

413 -Beyaz elbise giymek müstehaptır. Nebatî ve kırmızı renkte el­bise giymek ise mekruhtur. Sangın sargısının ucunu iki omuz arasında sarkıtmak sünnettir. Sarığını yeniden sarmak istiyen onu sardığı gibi açar.

 

SÖZ

 

 414 - Söz de çeşit çeşittir:

 

1) Allahı teşbih etmek, Ona hamd etmek, Kur'an-ı Kerîm ve hadis okumak, fıkıh öğrenmek gibi sözler insana sevap kazandırır. Bir insan yapageldiği bir şeyi gidip de fâsıklar meclisinde de yaparsa bununla se­vap yerine günâh kazanmış olur. Eğer o topluluğa Allahı tesbîh etmeğe itibar ettirmek, yapdıklarmı yadırgamak, inkâr etmek ve bulundukları fısk durumundan ayrılmalarını sağlamak için böyle bir yerde Allah'ı tesbîh ederse güzel olur.

Tüccarın mallarım açarken (Lâ ilahe illâ-Allah. Sallallahu âlâ Mu-hammed diyerek) teşbih ve zikirde bulunması- mekruhtur. (Zira bu hal­de zikir ve teşbihte bulunan bunlarla ta'zim ve dinin şiarım izhar etmek gibi bir kasd içinde değil, bunu para kazanmak için yapmaktadır-Mü-tercim).

Kur'an okurken, sesi yükseltip alçaltarak tegânnîde bulunmak ve böyle okunan Kur'an'ı dinlemek mekruhdur[54].

2) Bir kısım sözler vardır ne sevabı ve ne de günahı vardır. Bunlar da; kalk, otur, yemek yedim, su içtim gibi sözlerdir.

3) Söz vardır insan onunla günâh kazanmış olur. Sövmek, gıybet et­mek, koğuculuk yapmak ve yalan söylemek bu cins sözlerdendir.

415 - Yalan söylemek yasaklanmıştır. Ancak dört yerde yalan söylemek caiz olur:

a) Harpte hile yapmak için,

b) İki kişi arasım düzeltmek için,

c) Erkeğin karısını razı etmesi için,

d) Zâlimi, zulmünden alıkoymak için...

ihtiyaç olmadan yalanla (meselâ; gel yemek ye denilen adamın dünkü yediğii kastederek yedim demesi gibi) ta'rizde bulunmak mek­ruhtur.

416 -İnsanlara sözleri ve yaptıkları ile eziyet eden bir zalimin gıy­betini etmek suç değildir. Böyle bir kimseyi, sakındırması için devlet başkanına şikâyet etmenin bir günâhı yoktur. Ancak belli kimselerin gıybetini etmek gıybet olur. Bu bakımdan bir köy halkının gıybetini et­mek gıybet olmaz.

417 -Bir kimsenin farz olan vazifeleri yerine getirmesinden sonra güzel yüz ve güzel cariyelerden faydalanmak istemesinin bir mahzuru yoktur. Bu konuda az ile yetinmek ve geri kalan zamanda ahirette fayda verecek şeylere yönelmek daha iyidir.

 

ŞECCELER=

 

 BAŞ VE YÜZDEKİ YARALAR VE HÜKÜMLERİ

 

100 - Şecce adını alan baş ve yüzdeki yaralar on çeşittir:

1) Hârısa, kan çıknııyacak şekilde yalnız derinin yırtılması,

2) Dâmi'a, üzerinde göz yaşı kadar kanın çıktığı yara,

3) Dâmiye, kan çıkartan bir yara,

4) Bâzı'a, deriden başka biraz da et kesilmiş olan yara,

5) Mütelâhime, epeyce etten kesilmiş olan yara,

6) Simhak, kemiğin üzerindeki zara denilir. B.u zara kadar açılmış olan yaraya da bu ad verilir.

7) Mûziha, kemiği meydana çıkartan yara,

8) Hâşime, kemiğin kırılmış olduğu yara,

9) Münakkıle, kemik kırıldıkdan başka, yerinden de kaymış olma­sıdır.

10) Amme, bu yarada, dimağ ile kemik arasındaki zar meydana çı­kar.

101 -Mûziha denilen yedinci kısımda yara kasden açılmışsa kısas lâzım gelir. Mûzihadan önce yer alan altı çeşit yaradan dolayı kısas ge-rekmeyip "Hükûmet-i adi" denilen ehli vukufun tayin edeceği bir diyet verilir. Mûziha hata ile açılmışsa tam diyetin yirmide biri = (1/20) alınır.

102 -Hâşiminin diyeti, tam diyetin onda biri (1/10) dir.

103 -Münakkılenin diyeti, tam diyetin onda biri (1/10) ve ayrıca onda bir diyetin yarısıdır.

104 -Amme denilen yaranın diyeti tam diyetin üçde biri (1/3) dir.

105 -Câife denilen yaranın diyeti de,amme denilen yara gibi tam diyetin üçde biri (1/3) dir. Eğer yara içeriye kadar nüfuz etmişse tam di­yetin üçde ikisi (2/3) alınır.

106 -Şecce adı altında toplanan yaralar baş ve yüzde açılan yara­lardır. Câife ise karın, yanlar ve sırttaki yaraların adıdır. Bunlardan başka yaraların diyeti ehli vukufun takdiri ile tayin olunur.

107 -Hükûmet-i adi = (ehli vukufun takdiri) şöyle olur: Yaralı, bir- köle gibi kabul edilerek bir kere yaradan salim, bir kere de o yara ile ku­surlu olduğu düşünülerek iki ayrı kıymeti takdir edilir. Yaranın, sağlam olarak takdir edilen ktymetden düşürdüğü miktar diyetin miktarı olur-ki, bu hükûmet-i adi olmuş olur.

108 -Başı yaralanan kimsenin aklı veya başının saçları kaybolur­sa mûziha denilen yaranın diyeti bunun diyetinde dahil olur. Eğer işit­mesi yahut görmesi veya konuşması kaybolursa buna mûzihamn diyeti dahil olmaz, onun diyeti ile beraber ayrıca mûzihanuı da diyetini Öde­mek gerekir.

109 - Mûziha adlı yaradan ve diğer uzuvlar yüzünden icab eden kı­sas, bunlar iyileşmedikçe icra edilmez. Başdaki yaraya et gelir ve saç çı­karsa diyet düşer (S).

 

ANA RAHMİNDEKİ ÇOCUĞU DÜŞÜRMEK

 

110 -Karnına vurulan kadın, çocuğunu[8] ölü olarak düşürürse, ço­cuk erkek olsun kız olsun vuranın âkılesi gurre adı ile anılan 50 dinar tazminatta bulunur. Eğer çocuk sağ olarak'düşdükden sonra ölürse, âkılenin tam diyet, vuranın da ölüm keffâretini ödemesi lâzım gelir.

111 -Kadın çocuğunu ölü olarak düşürdükden sonra kendisi de ölürse; kadın için diyet, çocuk için de gurre verilir. Kadın Öldükten sonra çocuğunu da ölü olarak düşürürse; kadın için diyet lâzım gelirken çocuk için herhangi birşey gerekmez.

112 -İkiz ölü çocuk düşürmenin iki gurresi vardır. Biri ölü diğeri sağ olarak düşürülür ve sonra o da ölürse ölü doğan için gurre, diri doğan için de bir tam diyet verilir.

113 -Gurre bir sene içinde ödenir.

114 -Yaradılışının birazı ortaya çıkmış, fakat tamamlanmamış cenin için de gurre ödenmesi lâzım gelir.

115 -Ölü olarak düşürülen bir cenîn için ölüm keffâreti = (keffâreti-katl) ödenmez.

.116 -Çocuk düşürme cinayetinden dolayı Ödenen tazminat, çocu­ğun mirasçılarına intikal eder.

117 -Düşürülen çocuk bir cariyenin çocuğu olup erkek ve hem de canlı olarak düşürülmüşse; çocuğun kıymetinin yirmide biri (1/20), kız' ise kıymetinin onda biri (1/10) tazmin edilir.

 

UMÛMÎ YOLA ÇIKARTILAN OLUK, DÜKKÂN

 

, HELA V.S. ŞEYLERİN HÜKMÜ:

 

118  -Bir kimse umûma ait yola, aydınlanma yeri, oluk, hela, dükkân çıkartırsa (bu yaptığım kaldırması için} halkdan herkesin on­dan davacı olmaya hakkı vardır.

119 -Umûmî yola çıkartılan ve yapılanlar, bir kimsenin üzerine dü­şer de öldürürse, yapanın âkılesi = (diyetini ödemekle mükellef tutulan­lar) üzerine diyet lâzım gelir.

120 -Oluğun duvar üstündeki kısmı isabet edip öldürmüşse tazmi­natta bulunmak gerekmez. Fakat, yola uzanan tarafı değerse tazmini lâzım gelir. Her ki tarafı da isabet eder veya hangi tarafın isabet ettiği bilinmezse yarım diyet ödenir.

121 -Yola yapılanlardan hiç kimse zarar görmüyorsa sahibi ondan faydalanır. Fakat bir kişi bundan zarar görüyorsa kullanmak mekruh olur.

122 - Çıkmaz sokak ahalisinden bir kimsenin, ortakların iznini al­madan yola doğru bir şey yapmaya hakkı yoktur.

123 -Yola ateş koyan kimse, ateşin o yerde yakmış olduğunu taz­min eder.

124 -Bir insanın duvarı, umumî yola doğru meyleder ve müslünıan olsun zimmî = (azınlık ehlinden biri) olsun bir kimse ondan duvarı yık­masını ister de, yıkılması mümkün olan bir zaman içinde yıkmaz ve dev­rilip zarara yol açarsa bu zarar tazmin edilir. Eğer duvar başlangıçda meyilli olarak yapılmışsa devrilip telef ettiği şey önceden dâva edilme­miş olsa bile yine tazmin olunur.

 

Hayvanların Cinayeti:

 

125 -Hayvana binen, onun ön veya arka ayaklan ile basıp telef etti­ği şeyi tazmin eder. Fakat kuyruğu veya arka ayakları ile vurup telef et­tiğini tazmin etmez.

126 -Hayvan yolda yürürken pisliğim yapar veya bunun için dur-durulursa pislik sebebiyle telef olan, şeyi ödemek yoktur. Başka şey için durdurulmuşsa telefatı Ödenir.

127-Hayvanı yedeğinde götüren arka değil fakat ön ayakları ile do­kunup telef ettiğini tazmin. Hayvanı önüne katıp götüren de bunun gibi ön ayakları ile yaptığı zararı ödemede bulunur.

128 -Bir kimsenin bindiği hayvan, ön ve arka ayakları ile araların­da yakınlık olan birisini basıp öldürürse mirasdan ve vasiyyetten mah­rum kalır ve keffâretini de ödemesi icab eder.

129 -Birisinin binmiş olduğu hayvanı (emri olmadan) başkası kır­baçlar ve hayvan anîden birisini ezerse zararı ödemek kırbaçhyana dü­şer.

130 -Bir hayvanı, birisi önüne katıp sürer diğeri de o hayvanı yede­ğine alırsa veya birisi Önüne katıp sürer, diğeri de binerse zararı her iki­si de öderler.

131 -İki atlı veya iki yaya çarpışıp ölseler her ikisinin de âkıîesi di­ğerinin diyetini öder.

132 -İki kişi karşılıklı bir ipe asılıp ip kopsa ve ölseler bakılır. Eğer-sırt üstü düşmüşlerse heder olurlar, yüz üstü düşmüşlerse her birinin âkılesi diğerine diyetini verir. Biri sırt üstü diğeri de yüz üstü düşmüşse yüz üstü düşene arka üstü düşenin âkılesi diyetini öder ve arka üzeri dü­şüp ölenin kanı heder olur. Hariçden birisi ipi kesmişse ikisinin de diye­tini, kesenin âkılesi öder.

 

KÖLE VE KÖLE HÜKMÜNDE OLANLARIN CİNAYETLERİNİN HÜKÜMLERİ

 

133 -Köle, hataen bir cinayet işlerse efendisi ya kölesini maktulun velîsine verir ve o da köleye mâlik olur veyahut da diyetini ödeyip kölesi­ni kurtarır, ikinci ve üçüncü cinayetini işlemesinde de durum yine böyle olur.

134 -Köle iki cinayet işlerse efendi dilerse kölesini her iki maktu­lün velîlerine verir ve onlar da cinayetin diyetinden her ikisine düşen miktarda onu paylaşırlar. Yahut efendi ikisinin diyeti karşılığında köle­sini kurtarır.

135 -Efendi kölesini, yaptığı cinayeti öğrenmeden önce azad etmiş­se kıymetinden ve diyet = (erş)den hangisi az ise onu tazmin eder. Habe­ri aldıktan sonra azad etmişse diyetin tamamım tazmin eder. Müdebber ve ümmü'l-veledin işlediği cinayetler için kıymetlerinin ve diyetlerinin hangisi az ise onu tazmin eder.

136 -Efendi, mahkeme kararı ile kıymetini ödediği halde; köle dö­nüp birdaha cinayet işlerse efendi üzerine hiç bir şey gerekmez. Ancak ikinci cinayetin velisi, birinciye aldığı şeyde ortak olur. Efendi kıymetini mahkeme kararı olmadan vermişse ikinci cinayetin velisi dilerse ortak olur, dilerse de efendiden hakkını ister (SM). Bu durumda o da birinciye rucû' eder.

137 -Köleyi hata ile öldüren onun kıymetini öder. Bu kıymet on bin dirhemi aşamayıp (S) bu mikdardan on- dirhem az olur. Cariyenin en yüksek kıymeti ise beş bin dirhemden on dirhem eksik ödenebilir. Köle­nin kıymeti bundan daha az olunca kıymeti ne ise o ödenir.

138 -Hür için takdir olunan diyet miktarı nisbetinde (kölenin de azaları için) kıymetine göre diyet takdir olunur.

 

KASÂME = KATİLİ BULMAK İÇİN YEMİN VERDİRMEK[9]

 

139 -Üzerinde öldürülme eseri bulunan her ölüye katıl11 denilir. Böyle birisi, bir mahallede bulunur ve katili de bilinmezse; katü = (öldü­rülen) in velisi de o mahalle halkının, yahut onlardan birinin, kasden ve­ya hata ile öldürdüklerini dâva etse beyyinesi = (şahitleri) de yoksa on­lardan 50 adam seçer. Her biri hâkim huzurunda "Allah'a yemin ederim ki, onu ben öldürmedim ve öldüreni de bilmiyorum" diye yemin eder. Sonra o mahalle halkına ölünün diyetini ödemek cezası verilir.

140 -Bir mahallede ölünün gövdesi veya yarısından fazlası yahut başı ile beraber yarısı bulunursa yine (katili büinmediğide) mahalle hal­kına aynı muamele yapılır.

141 -Mahalle sakinleri 50 kişiyi doldurmazsa 50'ye tamamlamak için onlara yemin tekrar ettirilir.

142 -Yemin etmeğe yanaşmıyan yemin edinceye kadar hapsedilir.

143 -Katıl = (Öldürülen) in velisinin yemini ile diyete hükmedilemez.

144 -Kasameye, çocuklar, mecnunlar, köleler, kadınlar katılmaz.

145 -Öldürülenin velisi, cinayeti o mahalle halkından başkaları­nın işlediğini iddia ederse, kasanıe onların üzerinden düşer. O mahalle halkının davalı aleyhine şahitlikleri de kabul edilmez (SM).

146 -Bir insanın sürdüğü hayvan üzerinde bulunan ölünün diyeti­ni; sürenin âkılesi öder. Yedeğine alan ve binen için de durum aynıdır.

147 -Bir insanın hanesinde bulunan katilden dolayı icab edecek olan kasame, hane sahibine ve orada bulunan âkılesi (S) üzerine düşer. Akilesi orada bulunmuyorsa hane sahibine yemin tekrar ettirilir. Diye­tini ödemek âkile üzerine düşmektedir.

148 -Ölü, iki köy arasında sesin duyulacağı bir mesafede bulunur­sa kasame daha yakın olan köye verilir.

149 -Ölü, bir gemi içinde olursa kasame, geminin sahip ve müret­tebatı ile içindeki yolculara lâzım gelir.

150 -Ölü mahalle mescidinde bulunursa kasame, o mahalle halkı­na verilir. Büyük selâtîn camide ve büyük caddelerde bulunan ölülerin diyeti, devlet hazinesinden verilir ve bunlar için kasâme muamelesi ya­pılmaz.

151 -(Sesin işitilemiyeceği kadar uzak ve kimseye ait olmıyan) bir kırda veya Fırat nehrinin ortasında bulunan bir ölü heder olmuştur. Fa­kat nehrin kıyısında duruyorsa sesi işitilebilecek olan en yakın köye kasâme lâzım gelir.

 

Meâkıl = Diyetler ve Âkile:

 

152 -lileâkıl, ma'kule kelimesinin çoğuludur. Ma'kule "diyet" de­mektir. Akile ma'kuleyi yâni diyeti ödeyen kimselerdir.

(Hata ve kasde benziyen öldürme gibi) cinayetin kendisine karşılık ödenmesi icab eden her diyeti tazmin etmek, âkile üzerine düşmekte­dir[10].

 

153 - Dereceleri İtibari ile Şu Kimseler Âkile Olurlar;

 

1) Ehl-i divan = (Devlet hazinesinden maaş alan meslekî teşekkül mensupları). Katil böyle bir teşekküle mensub ise âkılesi de bu teşekkül mensuplarıdır. Diyet, bunların maaşlarından üç sene içerisinde tahsil olunur.

2) Katil, ehl-i divandan değilse âkılesi bağlı bulunduğu kabiledir (ki neseb itibarı ile onun as abesidirler).

Bir kişiden, senede üç veya dört dirhemden fazla alınamaz. Bu mik­tarlardan daha az alınabilir. Bir kabilenin fertleri bu işe yetmediği za­man neseb itibarı ile en yalan kabileden onlara ilâve yapılır.

3)  Katil, sanat sebebi ile birbirlerine yardımcı olanlardan ise âkılesi, sanatından olanlardır. Anlaşmalarla yardımlaşanlardan ise,âkılesi antlaşmaya üye olanlardır.

154 -Katil, âkılesinden biri gibi diyet öder.

155 -Çocuklar, kadınlar, köleler, müdebber ve mükâteb köleler âkleye dahil edilmezler. Gayri müslim, müslümana, müslüman da gayri müslime âkile olmaz. Zimmînin âkılesi olduğunda, diyetini ödemek on­lara düşer. Akilesi yoksa diyet, üç sene içerisinde malından ödenir.

156 -Kölelikden azad edilmiş olanın âkılesi, efendisinin âkılesidir. Velâ-i müvalât sahibi olan bir kimsenin âkılesi de mevlâsı ve mevlâsının kabilesidir.

157 - Lianla red edilen çocuğun âkılesi, annesinin âkılesidir. Bun­dan sonra baba çocuğun kendisinden olduğunu iddia ederse annenin âkılesi, babanın âkılesine rucû' eder.

158 -Akile, 50 dinar ve daha yukarısını öder. Bundan az olan diyet­ler câmnin malından ödenir.

159 -Akile, caninin itirafı ile sabit olan bir cinayetin diyetini öde­mez. Şu kadar var ki suçunu ikrar eden cânîyi tasdik eden âkile diyete katılır.

160 -Hür olan bir kimse; hata yolu ile köleye karşı bir cinayet işle­diği zaman diyet yine âkılesine lâzım gelir.

 

VESÂYÂ = VASIYETLER[11]

 

161 -Vasıyyette bulunmak menduptur.

Vasiyyet, vasiyyet eden = (mûsî)e ait bir takım ihtiyaçlar - (tekfin ve teçhiz) in yerine getirilişinden ve borçlarının ödenmesinden sonra eda edilir.

162 - DVasiyyet, malm üçde biri üzerinden takdir olunmuştur ve müslüman için vasiyyet edilmiş olsun gayrı müslim için olsun, mirasçı­ların iznine bağlı olmadan, malm üçte birini mirasçı olmıyan birisine vasiyyet etmek sahih olur.

2) Malm üçde birinden fazla olan mikdar ve vasiyet edenin katiline (S) ve mirasçısına yapmış olduğu vasiyet vârislerin izinleri ile sahih olur.

163 -Vârislerin, mûsî = (vasiyet eden)in ölümünden (önceki değil de) sonraki icazet = (izin)leri muteberdir.                  

164 - Vasiyyet, bağışlaması sahih olan kimseler tarafından yapı­lınca sahih olur.

165 -Vasiyyetin, malın üçde birinden az olması müstehaptır. Mi­rasçılar fakir olup kendilerine düşecek hisse ile zenginleşemiyeceklerse vasiyyette bulunmamak daha iyi olur.

166 -Cenîn = (anne karnındaki çocuk) için vasiyyette bulunmak, cenini vasiyyet etmek, cenini istisna ederek anneyi vasiyyet etmek sa­hihtir.

167 -Malın ve mirasçıların ölüm anındaki mevcudiyetlerine ve va­siyyetin de (kendisine vasiyet edilen şahıs tarafından) ölümden sonraki kabulüne itibar olunur.

168 -Vasiyyet edenin, söz ve fiili ile vasiyyetinden dönmeğe hakkı vardır. İnkârında ise ihtilâf mevcuttur.

169 -Mûsâ leh = (kendisi için vasiyyet edilen) vasiyyeti kabul eder ve sonra vasiyyet edenin yüzüne karşı red ederse, bu, red olur. Eğer yü­züne karşı reddetmemişse bu, red olmaz.

170 - Vasî âciz bir kimse olursa hâkim onun yanına yardımcı olarak başkasını katar. Köle yahut gayrimüslim veya fâsık bir kimse olursa on­ların yerine başkalarını getirir.

171 -Kölesini vasî tayin edenin mirasçıları arasında büyük bir kim­se varsa bu vasiyvet sahih olmaz. Mirasçıların hepsi de küçükse caiz olur (SM).

172   -İki vasiden biri diğeri olmadan tasarruf edemez (S). Vasilerden biri ölünce hâkim onun yerine başkasını tayin eder.

173 -Vasî olan kimse, başkasını vasî tayin edince bu ikinci vasî her, ikisinin de tereke = (bırakmış olduğu miras) sinde vasî olur.

174 - Vasînin zengin için, yetimin malı ile havaleyi kabul eylemesi caizdir. Çocuğun menfaati olduğunda ona malını satması ve onun malı­nı kendisi için satın alması da caiz olur (SM).

175 -Vasî yetimin malım borç alamaz. Eğer vasî çocuğun babası ise borç alabilir. Her ikisi de yetimin malını borç veremezler. Hâkimin ise borç verme salâhiyeti vardır.

176   -Vasî, yetimin malını tasarruf etmede dededen daha salâhiyyetlidir.              :

177 -Vasinin Ölü lehine şahitliği caiz olmayıp aleyhine şehâdeti ca­iz olur. Vasînin, mirasçılar büyük olduklarında lehlerine şahitliği caiz­dir. Fakat küçük iseler caiz olmaz (SM).

 

Vasiyyet Edilmeleri Caiz Olan Şeyler:

 

178 -Bir kimse, kölesinin hizmetini, evinde oturulmasını ve bu ikisinin gelirini daimî olarak ve belli bir müddetle vasiyyet edebilir. Bu iki­sinin kıymeti terekenin[12] üçde birinden çıkarsa kendisi için vasiyet edi­len kimse = (mûsâ leh) köleyi istihdam eder, evde oturur ve gelirlerini alır. Bunları ücretle çalıştıramaz, kiraya veremez, ölünün bu ikisinden başka malı yoksa köle iki gün mirasçılara, bir gün vasiyyet edilen şahsa hizmet eder. Mûsâ leh ölünce de tamamen mirasçılara intikal eder.

179 -1) Bir kimse bahçesinin meyvesini vasiyyet ederse mûsâ leh, vasiyyet edenin ölümü esnasında mevcut meyveleri alır. Eğer "daimî" kaydı konulmuşsa yaşadığı müddetçe bahçenin meyveleri onun olur. Bahçenin geliri vasiyyet edilmişse hazırdaki ve gelecekdeki gelirler mûsâ lehindir.

2) Bir kimse koyunlarının yününü yahut yavrularını veya sütünü vasiyyet etmişse ister "daimî" kaydım koymuş olsun, ister koymasın bu vasiyyet sadece ölümü esnasında mevcut olanlara mahsustur.

180 -Hastalık halinde azad etmek, hibe etmek ve bağışlamasına ucuza satmak = (muhâbât)[13] vasiyyette bulunmak sayılır. Muhâbât = (yâni çok ucuza satmak) azaddan önce olmuşsa azad etmeğe takdim olu­nur. Sonra olursa azadla eşit olur (SM).                                   .     *

181 -Allah Teâlâya ait hakların ödenmesi vasiyet edilince önce farz olanlar yerine getirilir. Hepsi farz olmakla eşit olur ve mirasın da üçde biri bunları karşılamazsa vasiyyet edenin, vasiyyet sırasına göre, yeri­ne getirilirler. Vacib olmıyanlarda, vasiyyet edenin önce söylediği önce yerine getirilir.

Terekenin üçde biri, bir şahsa ve altıda biri diğer şahsa    . vasiyyet edilince; terekenin üçde biri ikili-birli olarak ikisi arasında taksim edilir:

182 -Terekenin üçde biri = (1/3) bir şahsa ve altıda biri = 1/6 diğer bir şahsa vasiyyet edilince (mirasçılar buna razı olmazlarsa) terekenin üçde biri aralarında ikili-birli olarak taksim edilir.

183 -Bir kimseye terekenin üçde biri diğer bir kimseye de üçde biri yahut yarısı veya tamamı (SM) vasiyyet edilince (mirasçılar izin vermedikleri takdirde) terekenin üçde biri aralarında eşit olarak taksim edilir ve mûsâ leh üçde biri aşan mikdarı çarpma yapamaz (SM). Ancak yukar-daki mesele hükmünden muhâbât, siaye = (kölenin kıymeti karşılığın­da kazanç sahasına atılması) ve derâhim-i mürsele = (kesirli ifade edil­meyen) hariçde kalır.

184 -Bir kimse malından, bir hisse vasiyyet etmişse mûsâ leh altıda bir (SM) hisse alır. Bir cüz - (parça) vasiyyet edilmişse mirasçı ona dile­diği kadar verir, iki oğlu bulunur ve bir oğluna düşen pay kadarını vasiy­yet etmişse mûsâ leh terekenin üçde birini alır.

185 - Bir kimse dinar paralarının veya koyunlarının üçde birini va­siyyet ettikden sonra bunun üçde ikisi helak olup geriye üçde biri kalsa bu mikdar terekenin üçde birinden çıktığı takdirde tamamen mûsâ leh-he verilir-(Z). 'Çek bir cinsden olunca ölçülen, tartılan ve giyilen şeyde de hüküm böyledir. Eğer muhtelif cins iseler geriye kalanın üçde biri mûsâ lehin olur. Köle ve evlerin hükmü de bu türlüdür.

186 -Bir kimse, malının üçde birini-Zeyd ve Amre vasiyyet edip Arar ölü olsa malın üçde biri Zeyd'in olur. Eğer "malımın üçde biri Zeyd ile Amr arasında vasiyyettir" dediyse Zeyd üçde birin yansını alır.

187 -Bir kimse, malından bin lira birisi için vasiyyette bulunur ve kendisinin para olarak değil de ayn olarak malı ve ayrıca alacağı' bulun­sa bu bin lira aynî malın üçde birinden çıkıyorsa mûsâ lehe aynî maldan verilir. Eğer bin lira, aynî malın üçde birinden çıkmazsa ayn in üçde biri ile alacakdan tahsil edilenin üçde birinden bin lirayı tamamlayıncaya . kadar alınır.

188 - Bir kimse, malının üçde birini falan adama ve fakirlere vasiy­yet etmişse; üçde birin yarısı o falan adama, diğer yarısı da fakirlere ve-, rilir (M).

189 - îki adamın her ilcisine de yüzer lira vasiyyette bulunup, sonra üçüncü bir adama "Seni de o ikisi ile beraber ortak ettim" derse bu üçün­cü kişi her yüz liranın üçde birini alır.

190 - Bir kimse "Falanın bende bir alacağı var" deyip mirasçılar da onu tasdik ederlerse, terekenin üçde birine kadar tasdik etmiş olurlar:

191 -Hem vârise ve hem de vâris olmıyan birisine vasiyyet yapılır­sa, vasiyyet edilen şey = (mûsâ bih)in yarısını vâris olmıyan alır. Vârisin olan diğer yarısı da iptal olur.

 

192 -Komşulara, Ashâra, Ahtâna ve Ehle Yapılan Vasiyetler:

 

1) Bir kimsenin komşularına yaptığı vasiyyet, o kimsenin evine, ev­leri bitişik olanlaradır (SM).

2) Ashâr = (Dünürler): Bir kimsenin hanımı tarafından olan bütün zî-rahm-i mahremleridir.

3) Ahtân =' (Damatlar, enişteler ve dünürler gibi) bir kimsenin ken­disine mahrem olan kadınlardan hepsinin kocalarıdır.

4) Ehl: Bir kimsenin ehli, onun sadece hanımı = (zevcesi) demektir (SM).

5) Âl: Bir kimsenin ehli beyti = (En yukardaki dededen itibaren ne-seb münasebeti bulunanların hepsOdir.

6) Neseb ehli: Bir kimsenin babası tarafından kendisine nesep ya­kınlığı olanların hepsidir.              *

7) Cins: Bir kimsenin cinsi, o kimsenin babasmın ehli beytidir..

193 *- 1) Bir kimsenin "akrabasına" yahut "zevi'l-arabetine" veya "erhamma" yahut "zevi'l-erhamma veya ensabma" vasiyyette bulunsa vasiyyet edilen şey = (mûsâ bih)t ana-baba ve çocuklar hariç bütün zî rahmi mahremlerinden en az iki kişiye verilir (SM). Ced = (dede) hak­kında ise iki rivayet vardır. Yukardaki durumda el-akrebu fel-akreb = (en yakın ondan sonra gelen yakın) kaidesine itibar edilir.

Eğer o vasiyyet eden kimsenin bir amcası ve iki de dayısı bulunsa; vasiyyet edilen şeyin yarısını amcası diğer yarısını da iki dayısı alır (SM). İki amca, iki de dayı olduğunda vasiyyet edilen şeyin tümü yalnız amcaların olur (SM).

2) Eğer vasiyyet edenin bir tek amcası olsa üçde birin yarısını alır (SM). Bir amcası bir hala = (amme) sı.ve bir de dayısı bulunsa vasiyyet eşit olarak amca ve halaya ait olur.

3) Bir kimsenin "zî-karabetine veya zî-nesebine" yapmış olduğu va-siyyetlerde de durum yine yukardaki gibidir. Şu kadar var ki bu sefer bir

. tek kişi hepsini alır. Bu kimsenin zî-rahmi mahremi yoksa vasiyyet bâtıl olur (SM).

194 -Falanın oğullarına diye vasiyyet edilip o kimse de Benî Temîm gibi bir kabilenin babası ise bu vasiyyet erkekleri, kadınları, fakir ve zenginleri içine alır. Eğer bunlar sayılamazlarsa vasiyyet bâtıl olur. Kendisine vasiyyet olunan kişi bir kabilenin değil de bir sulb = (soy ve nesil) ün babası ise vasiyyet hususî olarak erkeklere (SM) ait olur.

195 - Falan kabilenin "yetimlerine yahut körlerine veya yatalak hastalarına veya dullarına" vasiyyet yapılmışsa onlar sayılabiliyorsa bu vasiyyet fakir olanlarım da zengin olanlarını da içine alır. Fakat sayı­lamazlarsa yalnızca fakir olanlara ait bulunur.

196 -"Falan adamın mirasçılarına" diye yapılan vasiyyette erkek-' ler kadınların iki katı pay alırlar. "Falan adamın çocuğuna" diyerek va­siyyet yapılmışsa kadın, erkek bu vasiyyetten eşit hisse alırlar.

197 - Bir şahsın çocukları adma yapılan vasiyyetlere o şahsın oğlu­nun çocukları = (torunları) dahil edilmezler. Ancak kendi çocukları bu­lunmadığında oğlunun çocukları dahil olur. Kızından olan torunları ise katılmazlar.

198 -Bir kimse mevlâları = (köleleri)[14] adına vasiyyet edince bu va­siyyet, sıhhatmda ve hastalığında azad ettiği kölelerine ve bunların er­kek ve kız çocuklarına ait olur. Yukardakilerin bulunmayışı müstesna buna mevlâlarm mevlâları dahil edilmez. Eğer o kimsenin bir mevlâsı ve bir de mevle'l-müvâlati bulunursa vasiyyet edilen şeyin yarısı mevlânm ve geri kalan da mirasçılarının olur. Bu vasiyyeti yapan kim­senin kendisini azad etmiş olan mevlâları = (efendileri) ve kendisinin azad ettiği mevlâları = (köleleri) bulunursa bu vasiyyeti bâtıl olur.