Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

DİŞ KAPLATMA VE DOLDURMAK - Diskaplamak - 3. Sayfa

DİŞ KAPLATMA VE DOLDURMAK.. 2


DİŞ KAPLATMA VE DOLDURMAK

 

Bilindiği gibi, dinî konularda yazılan kitaplar hiçbir kurulun kontrolünden geçmemekte ve bu yüzden eline kalem alan birçok so­rumsuz kişiler istediği gibi dini meseleleri yazıp neşretmektedirler. Bunlardan çoğunun ticari amaçla yazıldığı da dikkate alınırsa, işin nasıl mecraya döküldüğü kendiliğinden ortaya çıkar. Ayrıca dinî meseleleri yozlaştırmak isteyen maksatlı halemler de eksik değildir. Bunlar hem fanatik dindar geçinen, hem de saman altından su yü­rütenlerden olabilirler.

Daha çok Ramazan dolayısiyle günlük gazetelerde çok önemli bir mesele görünümü verilerek Diş Kaplatmak Ve Doldurmak üzerinde durulduğunu ve ehil olmayan kişilerin bu konuda yerli-yer-siz fetvalar verdiklerini üzülerek okuduk. Üzülerek diyorum, çünkü insan saadetiyle içice olan ve yüce amaçlar için sunulan İslâm Di­nini bu gibi basit meselelere icra' edip Müslümanların ibâdetini şüp­heye düşürmek, genç kuşakların kafalarını böylesine lüzumsuz ko­nularla meşgul etmek yarar yerine zarar getirebilir. En azından di­nin esasları, ana meseleleri unutulur; bunun tabii sonucu olarak ka­falar ve kalbler teferruata boğularak amacından saptırılır.

Önce şunu belirtelim ki, kimyacı fetva kitabı yazar, felsefeci ve şâir İlmihal kaleme alıp kişisel anlayış ve mantığına göre din adına ahkâm keserse, diş doldurmak ve kaplatmak da önemli bir mesele olarak ortaya çıkar ve Müslümanları gereksiz yere şüpheye düşürüp uğraştırır.

Ülkemizde hernedense eline kalem alan bazı şahıslar dini konu­ları seçmekte ve kendini bu hususta yetkili sayarak bir şeyler yaz­maya özenmektedir. Bunun sebebi açıktır : Dinî ilimlerde uzmanlar yetiştirilmeyince, alan boş kalmakta ve bu gibi şahıslar cesaretle onu doldurmaya heveslenmektedirler. O nedenle ihtisasa saygı gösteril­mez iş ehline bırakılmaz. Böylece birçok dini meseleler arap saçına döndürülür, içinden çıkılmaz bir durum alır.

Sevgili Peygamberimiz (A.S.) Efendimiz, «Kıyamet ne zaman kopacak?» diye sorulduğunda, şu cevabı veriyor: «Emanet zayedildi-ği zaman...» buyuruyor. Soruyu soran bu cevabın açıklanmasını is­teyince bu defa Efendimiz şöyle buyuruyor:

«İş ehil olmayan kişilere verildiği zaman kıyameti bekleyin (o çok yakındır.)[1]

Meseleyi mezhep imamlarının ictihad ve tesbitleri doğrultusun­da açıklamamızda yarar görüyoruz. Böylece şüpheler giderilmiş, yan­lış fikirler itilmiş olur,

tslâm Dinî, insan için faydalı olanı mubah kılmış zararlı olanı haram ya da mekruh saymıştır. «Def-i mazarret, celb-i menfaat» kai­desi bunu ifade eder.

O halde çürüyen dişleri doldurmak veya kaplatmak, dökülen dişlerin yerine sun'i diş takmak, insan sağlığiyle yakından ilgili bu­lunduğundan yararlıdır ve mubahtır. Bunun için de hava, su, asit ve benzeri şeylerden daha fazla müteessir olmayan altın, gümüş ve benzeri madenleri ve maddeleri tercih etmek her babımdan tavsiye edilmiştir. Nitekim Ashab'dan Üseyd veya Esîd oğlu Arfece CR.A.), sa­vaşta kaybettiği burnunun yerine gümüşten bir burun yaptırıp takmıştı. Onun kısmen okside olduğunu gören Resûlüllah (A.S.) Efendi­miz, altından bir burun yaptırıp takmasını tavsiye etmiştir. Muteber kitaplarımızdan Mecmau'l-Enhür ikinci cilt 536. sahifesinde bu me­seleye geniş yer verilmiş ve Hanefî imamlarından İmam Muhammed1-in bu hadîse dayanarak çürüyen ya da düşen dişlerin yerine altın diş takılmasında bir sakınca olmadığını belirtir mahiyetteki içtiha­dını nakletmiştir.

Altından mı, gümüşten mi kaplama yapılması hususunda ise farklı görüşler olmakla beraber, diş yaptırmanın, kaplatmanın ve doldurmanın caiz olduğunda başta İmam Ebû Fahife olmak üzere bütün müctehid imamlar müttefiktirler; muhalefet eden clmamıştır.

Fetâvâ-yi Hindiyye'de bu konuya temasla deniliyor ki:

«Sallanan bir dişin altın veya gümüşle diğer dişe bağlanmasında bir sakınca yoktur. İmam Muhammed'in görüşü budur. Bir rivayete göre, İmam Ebû Hanîfe'yle bu meselede birleşmişlerdir; Diğer bir ri­vayette ise, İmam Ebû Hânîfe gümüş bağlanmasını tavsiye etmiş­tir. İmam Ebû Yusuf'un hangi imamla görüş birliği halinde olduğu ise kesinlik kazanmamıştır.»[2]

el-Hâkim, el-Münteka'da şöyle diyor: «Bir adamın dişi sallanır da düşmesinden endişe ederse, isterse altınla, isterse gümüşle onu diğer dişine bağlayabilir veya kaplatabilir, bunda hiçbir sakınca yok­tur. Bu hem İmam Ebû Hanîfe'nin, hem İmam Ebû Yusuf'un görüş ve tesbitidir.»[3]

Hasan bin Ziya-d'm Ebû Hanîfe'den yaptığı rivayete gâre : İmam Azam bu konuda bununla dişi ayrı mütalaa etmiş, dişin altın veya gümüşle kaplanacağını belirtirken, burnun sadece gümüşten yapı­lıp takılmasını önermiştir.[4]

Asıl Müslümanları şüpheye düşüren husus, diş doldurmanın, kaplatmanın veya çekilen dişin yerine herhangi bir maddeden yapı­lan yeni bir diş takmanın abdest ve gusle mani' olup olmadığıdır. Fıkhî genel kaidelere göre, bu bir ihtiyaçtan doğmaktadır, keyfi de­ğildir. O halde yara üzerine konulan sargı gibidir. Nasıl bir yarayı sargı beziyle sararken abdest ve gusle gerek yoksa, çürüyen dişi kap­latırken veya doldururken ya da düşen dişin yerine yeni bir diş ta­karken abdest ve gusle gerek yoktur. Kaplanan ve doldurulan şey bağlı bulunduğu dişin hükmünü alır. O nedenle altına su nüfuz et-miyeceğinden dolayı yapılan guslün veya abdest caiz olmaz, diye bir hüküm ve kaide yoktur.

Abdest ve gusülden amaç, zahirî ve batini temizliği sağlamaktır. Hanefîlere göre, gusüîde ağız ve burna su verip temizlemek farzdır. Şafiilere göre, farz değildir, sünnettir. Sözü edilen fetvacıların iddia­sına göre, abdest ve gusül alınmadan dişler kaplanır veya dolduru-lursa, ağzın içi tamamen yıkanmamış olur. Bu yüzden gusül noksan kalır ve dolayısiyle caiz olmaz. Gerçi onların bu iddiası, gusül ile il­gilidir, abdestle değil. Çünkü Hanefi mezhebine göre, abdestte ağız ve burnun içini ıslatmak faz değildir.

Görülüyor ki, fetvacılar fıkhi kaideleri, müctehid imamların is-tinbat, tercih, tahric erbabının tesbit şekillerini ve bir meselenin di­ğer bir meseleye dört şart yerine geldiği takdirde kıyas edilebileceği­ni bilmemektedirler. Asıl, feri', menat ve hüküm kıyasın dört şartı­dır. Bunlar gerçekleşince kıyas yapmakta bir sakınca yoktur.

Yani asıl ile fer'i menat = illette birleştikleri takdirde fer'i asla kıyas edip hüküm çıkarmak, dinde açık bir yoldur ve müctehid imam­lar bu yolu işlek duruma getirmiş, bu hususta ana kaideler vaz'et-mislerdir.

Nitekim muteber kaynaklardan el-Bedayi'in ilgili bölümünde bu husus açıklığa kavuşturulmuş, her türlü şüpheyi giderecek biçimde tesbit yapılmış ar, şöyle ki: «Dişi kaplatmakta kullanılan maden di­şe geçirildiğinde kapladığı yerin hükmünü alır. Bunun da İmam Ebû Hanıfe'nin koymuş olduğu temel kurala uygun olduğu belirtilir.»[5]

îbn Âbidin'de bu mesele açıklanarak deniliyor ki:

«îmam Kerhî diyor ki: îmam Ebû Hanîfe düşen bir dişi alıp ye­rine koymayı ve onu altın veya gümüşle bağlamayı mekruh görmüş­tür. Çünkü düşen bir diş ölen bir kimsenin dişi gibidir. Ama bir ko­yunun temiz ve sağlam olan d'işini alıp düşen dişinin yerine koyma-üirda bir sakınca yoktur. îmam Ebû Yusuf, bu hususta Ebû Hanîfe'-ye muhalefet ederek, düşen bir dişi alıp yerine oturtmak ve onu altın ya da gümf^le bağlamakta bir sakınca yoktur, demiştir. Sonra Ebû Yusuf'un şöyle dediği tesbit edilmiştir: «Bu meseleyi başka bir mec­liste imam Ebû Hanîfe'ye sorduğumda, bir sakınca olmadığını söy­ledi.»

îmam Muhammed ise, sallanan dişin altın veya gümüşle kapla­tılıp tesbit edilmesine cevaz vermiştir.

Genellikle diş ve burnun altından yapılmasını tecviz edenler ek­seriyettedir. İmam Pezdevî de bilhassa bu hususu açıklığa kavuştur­muştur,»[6]

Sonuçolarak :

Diş kaplattınlırken; veya doldururken önceden gusül abdesti ataiaya gerek yoktur. Diş altınla kaplanabilir. Bunda da bir sakınca yoktur. [7]

 



[1] Ahmed bin Hanbel: Ebû Hüreyre  (R.A)'den – Sahihtir.

[2] Fetâvâ-yi Hindiyye, C. : 5/336.

[3] Fetâvâ-yi Hindiyye, C. : 5/336.

[4] El-Muhit - Radiyüddin Serahsi.

[5] Fazla bilgi için bak: El-Bedayi' - Kasâni, C, : 5/132.

[6] Bak: îbn Âbidin, C.: 5/355 – 356.

[7] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/63-67.