Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ALIŞVERİŞTE RİBÂ BABI - 109Faiz - 4. Sayfa

ALIŞVERİŞTE RİBÂ BABI 2


ALIŞVERİŞTE RİBÂ BABI

 

ölçülen veya tartılan cinsten olan herhangi bir şey kendi cinsi ile satıldığı zaman eğer biri diğerinden fazla olursa, satış ribâdır ve haramdır. Bize göre ribâ olmanm nedeni ikisinin de hem ölçülen ve­ya tartılan ve hem de aynı, cinsten olmalarıdır. Bu hükmün daya­nağı, bu konudaki ünlü hadîs-i şeriftir. Hadis şöyledir:

-Buğdayı yine buğday ile satarken aynı miktarda ve peşin olma­ları gerekir. Fazlalık ise ribâdır. ([1])

Peygamber Efendimiz (Sallallahâ Aleyhi ve Sellem) bu hadiste: buğday, arpa, hurma, tuz, altm ve gümüşten ibaret olan altı şeyi saymıştır. Hadis iki şekilde rivayet edilir. Birinde, «mislün» raf ile öbüründe ise «mislen» nasb iledir. Birincide hadis «Hurma satışı» ikin­cide ise -Hurmayı satın» şeklinde başlamaktadır. Bu hükmün bir de­lili, kıyâsçılann icmaldir. Fakat bize göre delil, yukarda açıkladığı­mız gibidir.

Imam-ı Şafii" ye göre ise bu hükmün illeti, yiyecekler­de giyecek olmaları, değer ölçülerinde de değer olmalarıdır. Malla­rın aynı cinsten olmaları, ribânın şartıdır. Eşit obuaları ise satışı ri-bâdan kurtarmaktadır.

îmam-ı Şafiî'ye göre asıl olan bu satışın caiz olma­dığıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu satışın caiz olması için malların peşin ve eşit olmalarını şart koş­muştur. Koşulan her iki şart da, tıpkı nikâhtaki şahitlik şartı gibi tehlike ve değer üstünlüğünden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ri-bânın haram oluşunun da anılan tehlike ve değer üstünlüğüyle mü­tenasip olan bir illet –sebep-e dayanması gerekir. Bu illet, insan­ların yaşamlarının bağlı olduğu yiyecek olma ile maslahatların kay­nağı olan paraların varlığı için gerekli olan değer olma vâsıflarıdır. Malların aynı cinsten olmalarının bu bakımdan bir fonksiyonu olma­dığı için biz, bu hususu ribânm şartı kabul ettik. Bu arada bir hü­küm illetiyle beraber var olduğu gibi şartıyla beraber de var ola­bilir. Biz diyoruz ki: hadîs-i şerif, eşitliği satışın şartı olarak öngör­müştür. Hadisi söylemekten maksat da budur. Çünkü hadis-i şerifle ya satışın gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Çünkü eşitlikle gerçek­leşebilen değiş-tokuşu konu etmektedir. Veya halkın mallarım zayi olmaktan korumak istenmiş ya da malı hemen teslim etmek sure­tiyle faydanın tamamlanması amaçlanmıştır; Şartın bulunmaması ha­linde ise caiz olmayan ribâ meydana gelir. îki şey arasındaki eşitlik, hem şekil hem de mahiyet bakımından olmalıdır. Nitekim burada mik­tar, şekilde eşitliği sağlarken aynı cinsten olmaları da mahiyette eşitli­ği sağlamaktadır. Bunlardaki eşitsizlik ise ribâya yol açmaktadır. Çün­kü ribâ, Satış akdinde şart koşulan bedelin dışmda, değiş-tokuşta taraflardan birine sağlanan fazlalıktır. Vasıfta eşitlik ise şart değil­dir. Nedeni ise: ya örf bakımından bunun eşitsizlik sayılmamasıdır veya bunun şart koşulmasının satışları yapılamaz hale getirmesidir. Ya da Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in:«İyisi ve kötüsü aynıdır.- ([2]) şeklindeki ha­dîs-i şerifi gereğidir.

Aynı zamanda yiyecek ve paralar, en büyük menfaat unsurları olduklarından ve kendilerine olan şiddetli ihtiyaçtan dolayı onlar hakkında hüküm verirken izlenecek yol, zorluk yaratmak değil, mümkün olduğu kadar kolaylık sağlamaktır. O halde tmam-ı Şafii'-nin dediğine itibar edilmez.

Hal böyle olunca diyoruz ki: ölçü veya tartı malı, kendi cinsiy­le eşit olarak satılırsa câizliğin şartı olan miktar eşitliği bulunduğun­dan satış caizdir. Nitekim bâzı rivayetlerde mutlak eşitlik yerine, öl­çüde eşitlik, altm konusunda da tartıda eşitlik denilmiştir.

Ribâ gerçekleştiği için (malların biri öbüründen fazla ise satış caiz değildir.) Mallar arasındaki kalite farkı hükümsüz olduğundan (Ribâ konusu olabilen iyi bir malı kötü bir malla satmak, ancak ay­nı miktarda olmaları halinde caizdir. Bir avucu iki avuca, bir elma­yı da iki elmaya satmak caizdir.) Çünkü eşitlik, ölçü ve tartı ile sağ­lanır. Burada ise, ölçü ve tartı bulunmadığından fazlalık gerçekleş­mez. Bu nedenle de malın zayi ediimesi halinde kıymetinin ödenme­si gerekir.

İmam-ı Şafiî'ye göre ise ribânın illeti, malın yiyecek oluşu olduğundan ve burada satışı ribâdan kurtaran eşitlik de bu­lunmadığından satış caiz değildir. Yanm sa'dan az olan her şey avuç hükmündedir. Çünkü fıkıhta yarım sa'dan az ölçülerle miktar tesbi-ti yapılmamaktadır. Taraflar, kireç ve demir gibi yiyecek olmayan bir ölçü veya tartı malını yine kendi cinsinden bir malla fazla veya eksik olarak alıp verirlerse bize göre miktar ve aynı cinsten olma va­sıfları bulunduğundan satış caiz değildir. İmam-ı Şafiî'ye göre ise yiyecek ve değer olma vasıfları bulunmadığından satış ca­izdir. (Mallarda aynı cinsten olma vasfı ile ona bağlı miktar vasfı bu­lunmuyorsa farklı ve vâ'deli olmaları caizdir.) Çünkü bu durumda satışı caiz olmaktan çıkaran sebep yoktur. Oysa asıl olan satışın caiz olmasıdır. Ancak adı geçen iki vasfm bulunması halinde fark­lı ve vâ'deli olmaları caiz değildir. Çünkü bu durumda satışı caiz ol­maktan çıkaran sebep mevcuttur. Vasıflardan yalnız biri varsa bu durumda malların farklı olmaları caiz, vâ'deli olmaları ise caiz de­ğildir, örneğin: bir kimsenin, Selem akdiyle Herevi bir kumaşı yi­ne Herevî bir kumaşla veya buğdayı, arpayla satın alması gibi. O halde fazlalık ribâsının caiz olmaması, her iki vasfa bağlı iken vâ'de ribâsının caiz olmaması vasıflardan birine bağlıdır.îmam-ı Şafii: »Malların aynı cinsten olması, vâ'de ri-bâsını caiz olmaktan çıkarmaz. Çünkü mallardan birinin, sonradan verilecek nakit olarak kabul edilmesi, ancak fazlalık şüphesini ortaya koyar. Oysa gerçek fazlalık bile malların aynı cinsten olma­ları durumunda satışı caiz olmaktan çıkarmaz. Nitekim birin, ikiye satılması caizdir. Hal böyle olunca şüpheli fazlalık, evleviyetle satı­şı caiz olmaktan çskarmaz.» demiştir.

Biz diyoruz ki: anılan Selem akidlerindeki mallar, ya miktar öl­çüsü veya cins bakımından ribâ mallarıdır. Aynı zamanda mallar­dan bîrinin nakit olarak kabul edilmesi, değerde fazlalık yarattığın­dan ribâ şüphesi gerçekleşmiş olur. Bu ise. tıpkı gerçek ribâ gibi sa­tışı engellemektedir. Ancak altın veya gümüş vererek Selem yoluy­la safran bitkisini satmalmak caizdir. Çünkü bu durumda malların ikisi de tartı malı olmakla birlikte tartılma şekilleri ayrıdır. Zira saf­ran bitkisi, -eski bir ölçü olan- menle tartilırken altın ve gümüş, ağırlık taş ve demirleriyle tartılmaktadır. Bir de safran bitkisi, sa­tılan mal olup belirtüebilmekte iken, nakitler, bedel olup belirtilme­leri mümkün değildir. Ayrıca, bir kimse tartı ile altın ve gümüş kar­şılığında bir mal satın alırsa nakitler tartılmadan önce de bu mal­da tasarruf etmesi caizdir. Oysa aynı şey, safran bitkisi ve benzer­lerinde caiz değildir. Aralarındaki bu farklılıklar yüzünden, tartı ma­lı olma vasfında aralarında tam bir eşitlik yoktur. Hal böyle olunca da buradaki fazlalık şüphesi, muteber olmayan şüphenin şüphesine dönüşmektedir.

(Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'in, ölçüle­rek fazla ve eksik verilmesinin caiz olmadığını açıkladığı her şey de­vamlı olarak ölçü malıdır. Halk, bunlarda ölçü metodunu bıraksa bile durum böyledir. Örneğin : buğday, arpa, hurma ve tuz gibi. Yi­ne Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, tartılarak fazla ve eksik verilmesinin caiz olmadığını açıkladığı her şey de de­vamlı olarak tartı malıdır. Halk, bunlarda tartı metodunu bıraksa bile durum böyledir. Örneğin  altm ve gümüş gibi.) Çünkü nass, Örf­ten daha kuvvetli bir delildir Kuvvetli ise, zayıf için bırakılmaz. (Hakkında nass bulunmayan mallar ise, halkın âdetlerine bağ­lıdır.) Çünkü âdetler, ilgili oldukları hükmün câizliğini kanıtlarlar, imam Ebû Yûsuf dan : Nassa aykırı olarak da örfe itibar edilir. Çünkü nass, o zamanki âdete göre vârid olmuştur. Oysa o âdet değişmiştir, dediği rivayet edilmiştir. Bu duruma göre bir kimse, tartı ile buğdayı yine buğdayla eşit olarak satarsa veya ölçü ile altını yine altınla eşit olarak satarsa İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre bu satışlar caiz değildir. Halk, bunu âdet haline getirse bile bu miktarların asıl miktarlardan fazla olma ihtimali bulunduğundan du­rum yine aynıdır. Tıpkı ölçüp tartmadan yapılan satışta olduğu gi­bi. Ancak Selem akdinde buğdayı ve benzerlerini tartarak satmak caizdir. Çünkü bu durumda Selem, bilinen bir malda meydana gel­miştir.

(Miktarı ntü ile tesbit edilen herşey tartı malıdır.) Yâni okka­larla satılan şeyler tartı malıdırlar. Çünkü okkalar, tartı ile tesbit edilmiş olduklarından onlarla satılan şeyler, tartı ile satılmış sayılır­lar. Diğer ölçü âletleri ise böyle değildirler. Tartı malı olan bir şey, benzeri ile tartı miktarı bilinemeyen bir ölçü ile satılırsa satış caiz değildir. Çünkü tartısız satışta olduğu gibi fazlalık ihtimali vardır.

(Para değiş-tokuşu akdi, nakitlerde gerçekleşir. Bu akitte her iki bedelin de akit meclisinde teslim alınması gerekir.) Çünkü Peygam­ber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);-Gümüşü gümüşle  değiştirdiğinizde bunları peşin olarak teslim alın» ([3]) buyurmuştur. Allah izin ve­rirse bu konudaki fıkhi hükümleri ilerde açıklayacağız.(Para dışındaki ribâlı malların cins ve miktarım belirtmek va­cip olup peşin olmaları vacip değildir. İmam-ı Şafiî'ye göre ise, yi­yeceklerin satışında durum böyle değildir.) O diyor ki:

Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), meşhur ha­dîsinde : peşin olması gerekir buyurmuştur. Bir de mecliste teslim alınmadıkları takdirde teslim alma, değişik zamanlarda gerçekleşe­cektir. Halbuki nakit yerinde kabul edilen bedelin değeri bulundu­ğundan bu durumda ribâ şüphesi meydana gelmektedir.

Biz diyoruz ki: bu şekilde satılan mal, belli olduğundan tıpkı elbise gibi hemen teslim alınması şart değildir. Zira, satıştan güdü­len amaç, malda tasarruf yapabilmektir. Bu ise, malın belirtilmesiyle gerçekleşir. Para değiş-tokuşu ise böyle değildir. Çünkü ondaki teslimden maksat, paranın bu şekilde belirtilmesidir. Sözkonusu ha-dis-i şerifin mânâsı ise, her iki malın da belli olması demektir. Ni­tekim Ubade bin Sâmit hadisi bu şekilde rivayet etmiş­tir. Malların değişik zamanlarda teslim alınması ise, örfen maliyet­te bir değişiklik gerektirmez. Para ve vâ'deli satışın durumu ise böy­le değildir.

(Bir yumurtayı iki yumurtaya, bir hurmayı iki hurmaya ve bir cevizi iki cevize satmak caizdir.) Zira miktarları, ölçü ve tartı ile tes­bit edilmediğinden ribâ gerçekleşmez. Fakat, daha önce de geçtiği üzere yiyecek oldukları gerekçesiyle İmam-ı Şafiî bu ko­nuda bize muhalefet etmiştir.

(Altın ve gümüş olmayan belli bir parayı belli iki paraya satmak caizdir.) Bu, İmam Ebû'Hanife ile İmam Ebû Yû­suf'a göredir. îmam Muhammed ise: caiz değildir. Çünkü, bunların nakit oluşları tümün ıstılahı ile sabittir. Bu neden­le bu nitelik, satıcı ve alıcının özel teamülleriyle geçersiz olmaz. Na­kit olarak kaldıkları sürece de belirtilemediklerinden belirsiz olarak satılmış olurlar. Aynı zamanda bu satış, bir dirhemi iki dirheme satmak gibi olur, demiştir.

îmam Ebü Hanife ile İmam Ebü Yûsuf ise diyorlar ki: Bunların, satıcı ve alıcı bakımından nakit oluşları ancak kendi teamülleriyle gerçekleşir. Çünkü başkalannm, onlar adına karar ver­me yetkisi yoktur. O halde bunların nakit oluşları, tarafların teamü-lüyle geçersiz olmaktadır. Geçersiz olunca da belirtilebilmektedirler. Bununla beraber tartı malı olmazlar. Çünkü sayı ile satılmalarına ilişkin genel ıstılah devam etmektedir. Zira bu ıstılahı bozmak, akdin bozulmasına yol açtığından bu satış, bir cevizi iki cevize satmak gibi olur. Altın ve gümüş nakitler ise yaradılıştan değer oldukların­dan böyle değillerdir. Her ikisinin belirsiz olması halinde ise vâ'de­li satışa benzediğinden durum yine böyle değildir. Bunlardan biri­nin belirsiz olması halinde de durum aynıdır. Çünkü malların aynı cinsten oluşu, kendi başına da vâ'deli caiz olmaktan çıkarabilmek­tedir.

(Buğdayı un ve kavutla satmak caiz değildir.) Çünkü bunlar, buğdaydan oluşmaları ve ölçü ile tesbit edilmeleri bakımından buğ­day cinsinden olmaya devam ederler. Ancak ölçü onlarla buğdayı eşit kılamamaktadır. Çünkü onlar, ölçekte sık dururken buğday taneleri seyrek olmaktadır. Bu nedenle aynı miktarda olsalar bile sa­tış caiz değildir. (Unu, un ile eşit olarak satmak caizdir.) Çünkü şartı yerinde­dir. İmam Ebû Hanife'ye göre ne eşit olarak ne de fazlahkh olarak (unun kavutla satışı caiz değildir.l Çünkü unun kavrulmuş buğday­la, kavutun da –normal- buğdayla satışı caiz olmadığından bu buğ­dayların ürünlerinin de birbiriyle satışları caiz değildir. Zira bun­lar, bir bakıma aynı cinstendirler. Diğer iki İmama göre ise, bunlar, amaçları değişik ayrı cinsler olduğundan birbiriyle satışları caizdir. Diyorum ki  En büyük amaç olan beslenme ikisini de kapsadı­ğından diğer bâzı amaçların değişik olmasının önemi yoktur. Örne­ğin : kavrulmuşu kavrulmamışla, sağlamı da zayıfla satmak gibi.

İmam Ebü Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'a göre (eti canlı hayvanla satmak caizdir.) İmam Muhammed ise : hayvanı kendi cinsinden bir hayvanın etiyle satmak caiz değil­dir. Ancak et, canlı hayvandaki etten fazla ise satış caizdir. Çünkü bu durumda etin bir kısmı, hayvanın eti karşılığı, fazlası da hayva­nın sakatatı karşılığı olur. Aksi halde ribâ meydana gelir. Zira et ve sakatattan biri, fazlalık olacaktır. Nitekim, susam yağmı susamla sa­tarken de böyle yapılması gerekir, demiştir. İmam    Ebû   Hanife   ile   îmam    Ebû    Yûsuf diyorlar ki: burada tartılan bir mal, tartılmayan bir inalla satılmış­tır. Çünkü hayvan, normal olarak tartılmadığı gibi ağırlığını tartı ile belirlemek de mümkün değildir. Çünkü hayvan, kendini sıkmakla ha­fiflemekte, gevşemekle de ağırlaşmaktadır. Susamdaki durum ise böy le değildir. Çünkü yağın alınmasından sonra artığın tartılmasıyla hem yağın hem de susamın miktarı hemen belirlenebilir. (İmam Ebû Hanife'ye göre taze hurmayı kuru hurmayla eşit ola­rak satmak caizdir.) Diğer iki İmam ise: caiz değildir. Çünkü Pey­gamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e bu konu soruldu­ğunda kendisi, kurumakla eksilir mi? diye sormuş, evet eksilir ce­vabını alınca da: o halde caiz değildir buyurmuşlardır. ([4]) îmam Ebû Hanife ise diyor ki: ikisi de hurmadır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e bir ara taze hurma hediye edildiğinde: -Hayber'in bütün hurmaları böyle mi­dir?» ([5]) diye sormakla bunlara da hurma adını vermiştir. Rivayet ettiğimiz meşhur hadis-i şerif gereğince de hurmanın hurmayla eşit olarak satışı caizdir. Bir de ikisini aynı şey kabul edersek bu satış, hadisin baş kısmıyla, ayrı şeyier kabul edersek bu kez h;ıdi in :

«Mallar ayrı türden ise istediğiniz şekilde satın» ([6]) mukimdeki son kısmıyla caizdir. Diğer iki İmamın yaptıkları rivayetin dayana­ğı ise Zeyd bin Ayyaş' dır. Bu zat ise râviîerce zayıf ka­bul edilmektedir.

(Yaş üzümü kuru üzüme satmak da böyledir.) Yâni bu konu­da da gerekçelerini açıkladığımız aynı ihtilâf vardır. Kimisi ise, ka-vurulmuş buğdayın kavurulmamış buğdayla satışında olduğu gibi burada da satışın, ittifakla caiz olmadığını söylemiştir. Vaze hurma­yı, taze hurmayla eşit olarak satmak caizdir. Çünkü bu da hadiste geçen hurma satışıdır. îmam Ebû Hanife ile îmam Ebü Yûsuf'a göre, yaş veya ıslak buğdayı hem kendi benzeriyle hem de kuru buğ­dayla, suda bekletilmiş kuru hurma ile kuru üzümü de kendi ben­zerleriyle eşit olarak satmak caizdir. İmam Muhammed ise, bunların tümünde satışın caiz olmadığını söylemiştir. Çünkü o, bunlann, en normal durumlarda -sabit vasıflarda- eşit olmalarını şart koşmuştur. İmam Ebû Hanife ise, mevcut eşitliği yeterli görmektedir. İmam Ebü Yûsuf da –meşhur- hadisin zahiriyle amel ederek îmam Ebû Hanife gibi söylemekle beraber -da­ha önce de açıkladığımız üzere- taze hurmanın, kuru hurmayla sa­tışı hususunda bununla amel etmemiştir. İmam Muhammed, taze hurmanın, taze hurmayla satışı ile bunlardaki satışı şu gerekçeyle birbirinden ayırmıştır. Mal­lar arasındaki farklılık, akit sırasındaki isimleri değiştikten sonra -taze hurmalarda olduğu gibi- ortaya çıkıyorsa satış caizdir. Yok eğer aralarındaki farklılık, akit sırasındaki isimleri değişmeden önce de -taze hurmanın kuru hurmayla satışında olduğu gibi- orta­ya çıkarsa satış caiz değildir. Çünkü bu durumda farklılık, akit sı­rasında meydana gelmiştir. Taze hurmalarda ise.farklılık, sonradan meydana geldiğinden muteber değildir.

Bir kimse, hurma koruğunu kuru hurmayla fazlalıkh olarak sa­tarsa satış caiz değildir. Çünkü koruk da hurmadır. Hurma tomur­cuğu ise böyle değildir. Çünkü tomurcuk hurma olmadığından onu istediği kadar kuru hurmayla satabilir. Zira hurmaya hurma adı, şe­killenmeye başladığı andan itibaren verilmektedir. Daha Önce ise, ona hurma denilmez. Tomurcuk ise, taneleri birbirinden farklı olan bir sayı malı olduğundan, belirsizlik gerekçesiyle kuru hurmayı vâ'-deli olarak onunla satmak caiz değildir.

(Zeytin ve susamı kendilerinden fazla olmayan yağlarıyla sat­mak caiz değildir. Çünkü fazla olan yağlar bu şekilde hem zeytin ve susamdaki yağın karşılığı olurlar hem de artık halindeki zeytin ve susamı karşılarlar.) Zira bu durumda satış, ribâdan soyutlanmış olur. Çünkü bunlardaki yağ, tartılıdır. Nitekim zeytin ve susamdaki-yağların fazla veya mevcut yağlara eşit olmaları halinde ya artık­la yağın bir kısmı veya yalnızca artık, fazlalık olur. Zeytin ve su­samdaki yağın miktan bilinmiyorsa gerçek hükmünde olan ribâ şüp­hesi nedeniyle satış caiz değildir. Ceviz ve sütün, kendi yağlan ile, üzümün kendi sırasıyla hurmanın da kendi pekmeziyle satışları da böyledir. Pamuğun iplikle satışı konusunda ihtilâf vardır. Bezin, pa­mukla satışı ise nasıl olursa olsun icma'la caizdir. (Değişik etlerin, birbirleriyle fazlalıkh satışları caizdir.) Bu etler­den maksat, deve, sığır ve küçük baş hayvanların etleridir. Bu ara­da sığır ile camus bir cins, keçi ile koyun da bir cins sayılırlar.

(Sığır ve küçük baş hayvanların sütü de böyledir.) 1 m a m-ı Şafii' den; «Caiz değildir. Çünkü bunlardan güdülen amaç aynı olduğundan hepsi aynı cinstirler.» dediği rivayet edilmiştir.

Biz diyoruz ki: Bunlann kaynağı değişiktir. Nitekim, zekât ko­nusunda bu hayvanlardan birinin nisabı öbürüyle tamamlanamaz. O halde sun'i olarak değiştirilmedikçe ürünlerinin durumu da ay­nıdır.

Asıllar değişik olduğundan (hurma sirkesiyle üzüm sirkesi de böyledir.) O halde suları ve şıraları da değişik cinslerdir. Amaçlan değişik olduğundan keçi kılı ile koyun yünü de ayrı cinslerdir. (İşkembe yağının kuyruk veya etle satışı da böyledir.) Çünkü bunlar arasında görünüş, mahiyet ve menfaatler bakımından büyük fark bulunduğundan, ayn cinslerdir. (Ekmeği buğday ve unla fazlalıkh satmak caizdir.) Çünkü ek­mek, artık tamamen ölçü malı olmaktan çıkarak ya sayı veya tartı malı olmuştur. Oysa buğday ölçü malıdır.

.imam Ebû Hanlf e1 den: bu satışta hayır yoktur de­diği rivayet edilmiştir. Fetva ise, birinci görüşe göredir. İkisinin de peşin olması halinde durum böyledir. Yok eğer buğday vâ'deli ise, yine caizdir. Ekmek vâ'deli ise, tmam Ebû Yûsuf'a göre yine caizdir. Fetva da buna göredir. Sahih görüşe göre ekmekte Se­lem de caizdir.

imam Ebû Hanife'ye göre, ekmeği sayı veya tartı ile borç almakta hayır yoktur, yani caiz değildir. Çünkü ekmekler, hem yapı itibariyle hem de ekmekçi, tandır ve erken veya geç pişi­rilmesi bakımlarından farklı olurlar.

imam Muhammed'e göre teamül olduğu için sayı ve tartı ile caizdir.

İmam Ebü Yûsuf'a göre ise, tartı ile caiz, fakat ta-nelerindeki farklılık nedeniyle sayı ile caiz değildir.

(Savaş ülkesinde müslüman ile harbi -müslümanlara karşı çar­pışan gayr-ı muslini- arasında ribâ yoktur.) tmam Ebû Yû­suf ile îmam-ı Şafiî'ye göre ise durum böyle değildir. Bu iki imam diyorlar ki: savaş ülkesindeki harbi de, bizim ülkemiz­de güvence verilen harbi gibidir. Biz diyoruz ki: Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) -Savaş ülkesinde, müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur.» ([7]) buyurmuştur. Bir de kendi ül­kelerinde mallan müslümanlar için mubahtır. Bu nedenle bir müs­lüman, bu malı ne şekilde alırsa alsın helâl bir mal almış olur. Bu, müslümanın sözünü yememesi şartıyla caizdir. Güvence verilen har-bi'nin durumu ise böyle değildir Çünkü onun malı, güvence akdi ile dokunulmaz olmuştur.[8]

 



[1] Müslim (Alım-satımlar -Rıba babı-) C. 2 S. 25-26, Tirmizj  (Alım-sa-tınılar C. 1 S. 160, Darekutnî C. 2 S. 296, Muvata' (Alim-satımlar) C. 2 S. 26

[2] Gariptir. Ancak anlamı yukarıda geçen hadisin itlakından anlaşılmak­tadır.   Nasburraye G. 4 S. 27

 

[3] Buharı He diğer hadis kitaplarının Hz. Ömer'den naklen kaydettikleri bu hadis mealen şöyledir :

«Altım gümüş ile değiştirmek rıhadır. Meğer ki ikisi de peşin olsun. Buğda­yı buğday île değiştirmek rıhadır. Arpayı arpa İle değiştirmek ribadır. Meğer ki ikisi de peşin olsun. Hurmayı hurma ile değiştirmek ribadır. Meğer ki ikisi de pe­şin olsun.» Buhari (Alım-satımlar -Hurmayı hurma ile satma babı- C. 1 S. 260, Müs­lim (riba) C. 2 S. 24, Ebû Dâvûd (Alım-satımlar -Para bozma babı- C. 2 S. 119, Tirmizi (Alım-satımlar -Para bozma babı- C. 1 S. 161, Muvata' (Alım-satımlar -Para bozma babı-S. 262, Müslim (Alım-satımlar -Riba babı- C, 2 S. 25

[4] Muvata' (Ahm-satımlar) S. 258, Tirmizî (Alım-satımlar) C. I S. 159

[5] Buharİ (Alım-satımlar) C.  1  S. 293, Müslim  (Riba)  C. 2 S.  26, Dare-kutn! C. 1 S. 296

[6] Yukarıda geçen Ubade b. Samit hadîsinin tamamlamasıdır

[7] Gariptir. Beyhakî, El Ma'rife'de «İmam Ebü Hanîfe bunu bazı raviler-den nakletmişse de. sabit olmadığı İçin delil olamaz» diye söylediğini kaydetmiş­tir.   Nasburraye C. 4 S. 44

[8] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/102-112.