Fıtır Zekatı - Fıkıh - 158Fitre - 0. Sayfa
44. ASIL Fitre Mükellefi ve Sorumluluk
45. Fitreye Ölçü Olacak Mallar
FITIR ZEKATI
Bu zekât ile ilgili olan bahsimiz beş fasıldan ibarettir.
1- Bu zekâtın hükmü nedir?
2- Bu zekât kimlere düşer?
3- Bu zekâtın miktarı nedir ve ne gibi şeylerden verilir?
4- Bu zekât ne zaman vacib olur?
5- Bu zekât kimlere verilebilir?[1]
43. Fitrenin Hükmü
Cumhur, filtre zekâtının farz olduğu görüşünde müttefiktirler. îmam Mâlik'in Müteahhirîn olan tabilerinden bazıları fitre zekâtının sünnet olduğunu söylemişlerdir ki Iraklılar da bu görüştedirler. Kimisi de «fitrenin vücubu zekâtın vücubu ile mensuhtur» demiştir.
Bu ihtilâfın s e b e b i, fitre hakkındaki hadisler arasında bulunan çelişmedir. Zira Abdullah b. Ömer'den «Rasulullah (s.a.s) fıtır zekâtım müslü-manlardan köleye, hüre, erkeğe, kadına, küçüğe büyüğe hurmadan, ya da arpadan bir sa' (dört avuç) vacib kıldı ve bunun halk bayram namazına çıkmazdan önce verilmesini emretti» diye söylediği sabit olmuştur [2] Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in herhangi bir emrinden vücub veya mendubluk mânâsını anlamakta sahabiye uymanın vücubunu benimsemiş olanlara göre, bu hadisin zahiri fitrenin vacib olduğunu gerektirmektedir. Zira İbn Ömer, her ne kadar Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in buna dair sözünü nakletmişse de, onun sözünden vücub mânâsını anlamış olacak ki «Vacib kıldı» demiştir. Arabi'nin meşhur hadisinde de, sabit olmuştur ki Peygamber (s.a.s) Efendimiz Arabi'ye zekâtın vücubunu da bildirmiş ve Arabi "Bundan başka vereceğim bir şey var mı?", diye sorunca
«Hayır, meğer sen kendi isteğinle veresin» [3] diye cevab vermiştir. Bu hadisin zahirinden ise zekâttan başka vacib olan herhangi bir sadakanın bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Cumhur, «Fıtır zekâtı da, farz olan zekâta dahildir» demiştir. Diğerleri ise, Kays b. Sa'd b. Übâde'den «Rasulullah (s.a.s) zekât âyetinin nüzulünden evvel, fitre vermemizi emrederdi. Fakat zekât âyeti indikten sonra, ne fitre vermekle emrolunduk, ne de onu verdiğimiz halde ondan nehyedildik» diye rivayet olunan hadis ile ihticac ederek «Dahil değildir» demişlerdir.[4]
44. ASIL Fitre Mükellefi ve Sorumluluk
Fıkıh âlimleri, -yukarıda geçen îbn Ömer'in hadisi sabit olduğu için- fı-tır zekâtının -erkek olsun, kadın olsun, küçük veya büyük olsun, hür veya köle olsun- bütün müslümanlara vacib olduğunda müttefiktirler. Ancak Leys b. Sa'd, şâzz bir görüşte bulunup, «fıür zekâtı çadırda oturanlara lâzım gelmez» demişse de bu görüşün hiçbir dayanağı yoktur. "Fitre, yetime lâzım gelmez" diyenlerin görüşü de keza şâzzdır. Bu iki görüş dışında, hiç kimse fitrenin vü-cubunda ihtilâf etmemiştir. Kişinin kendi fitresi ile, mallan olmayan köle ve küçük çocuklannın fitrelerini vermekle mükellef bulunduğunda da ihtilâf yoktur. Bunlar dışında kalanlar hakkında ise ihtilâf etmişlerdir.
îmam.Mâlik'in -özet olarak- görüşü şudur: Kişi, -mallan olmadığı zaman- kimleri beslemekle mükellef ise onlann fitrelerini vermekle de mükelleftir. İmam Şafii de onun bu görüşüne katılmış, fakat kimlerin, mallan bulunmadığı zaman kişi onlan beslemekle mükellef bulunduğu mes'elesinde ona muhalefet etmiştir.
îmam Ebû Hanife de, evli kadın hakkında İmam Mâlik'in görüşüne katılmayıp, «Kadın kendi fitresini verir» demiştir. Ebû Sevr de, malı bulunan köle hakkında bunlara muhalefet ederek, «Kölenin efendisi, kölenin fitresini vermez, köle kendi fitresini verir» demiştir ki zahirîler de bu görüştedir. Cumhur, «Eğer küçük çocukların malı varsa, fitreleri mallanndan Ödenir» demiştir ki İmam Şafii, îmam Ebû Hanife, İmam Mâlik bu görüştedirler, Hasan Basrî ise «Fitre babaya aittir. Şayet baba, çocuğunun fitresini çocuğun malından verirse zamin (tazmin eder) olur» demiştir.
Ulemanın çoğuna göre fitrenin vücubu, ne zenginlik, ne de zekât nisabına sahib olmaya bağlı değildir. Kişinin kendi nafakası ile çoluk çocuğunun nafakasından artan bir şey varsa onu fitre olarak vermesi vacibtir. îmam Ebû Hanife ile tabileri ise «Zekât alabilen kimse, fitre vermekle mükellef değildir. Zira bir kimsede zekât almanın cevazı ile vermenin vücubu birleşemez. Bu -Allah daha iyi bilir- açık bir şeydir» demişlerdir.
Cumhur, fitre verme mükellefiyeti, -köle ve çocuklar gibi- bazı mükelleflerde -diğer ibadetlerde olduğu gibi- yalnız mükellefin şahsına inhisar etmeyip aynı zamanda başkalannın da aynı mükellefiyet altında bulunduklannda müttefik iseler de, bunun sebebi hakkında ihtilâf etmişlerdir. «Sebebi velayettir» diyenler, «Kişi kimin velisi bulunursa, fitresini vermekle mükelleftir» demişlerdir. «Sebebi, besleme mükellefiyetidir» diyenler ise, «Kişi şer'an kimi beslemek zorunda ise, fitresini de vermek zorundadır» demişlerdir.
Bu i h ti I âf da, köle ve küçük çocuklarda bu her iki vasfin da bulunmasından dolayıdır. Zira bu iki sınıfın fitresinin başkaları tarafından verildiği görülünce bunun farkına varılmış ve sebebi araştırılmıştır. Bunun içindir ki birinci tezi Savunan îmam Ebû Hanîfe, «Kişi -karısı üzerinde velayet vasfına sahip olmadığı için- karısının fitresini vermekle,mükellef değildir» demiştir. İkinci tezi savunan îmam Mâlik ise, «Kişi karısını beslemekle mükellef bulunduğu için fitresini de vermek zorundadır» demiştir. Merfu olarak rivayet olunan «Beslediğiniz bütün kimselerin fitrelerini veriniz» [5] hadisi imam Mâlik'in görüşünü te'yid ediyorsa da meşhur değildir.
Biri, "Köle -malı olursa- fitresini öder mi, ödeyemez mi?" mes'elesidir kibu ihtilâfın sebebi, köle mülk sahibi olabilir mi, olamaz mı? diye edilen ihtilâfla ilgilidir.
Biri, müslüman olmayan kölenin fitresi verilir mi, verilmez mi? mes'elesidir.
imam Mâlik, imam Şafii ve îmam Ahmed, «Müslüman olmayan kölenin efendisi kölesinin fitresini vermekle mükellef değildir» demişlerdir. Küfe uleması ise mükellef olduğunu benimsemiştir.
Bu ihtilâfın sebebi; yukarıda geçen îbn Ömer'in hadisindeki «Müslümanlardan» [6] kaydının sıhhatli olup olmadığında ihtilâf etmeleridir. Zira bu hadisi rivayet eden Ibn Ömer'in kendisi Müslüman olmayan kölelerin fitresinin efendilerine vacib olduğu görüşünde idi. Bu ihtilâfın bir diğer sebebi daha vardır ki o da, kölelerin fitresinin efendilerine vacib olması, kölelerin de mükellef bunduklan için mi, yoksa mal oldukları için mi, diye ihtilâf etmeleridir. Mükellef oldukları içindir diyenler, «Fitrelerinin vacib olması için müslüman olmaları şarttır» demişlerdir. Mal oldukları içindir diyenler ise, bunu şart görmemişlerdir. Bunlar, «Fitresi verilmeyen bir müslüman kölenin azad edildiği zaman, köle iken kendisine lâzım gelen keffaretle-ri ödemek zorunda olduğu halde, köle iken verilmeyen fitresini Ödemek zorunda olmayışı bunu desteklemektedir» diyorlar.
Üçüncü mes'ele de, yukarıda tarifi geçen mükâteb olan köle hakkındadır, îmam Mâlik ile Ebû Sevr «Mükâteb kölenin efendisi fitresini verir» demişlerdir. İmam Şâfıi, îmam Ebû Hanife ve îmam Ahmed ise,.«Mükâtebe fitre düşmez» demişlerdir. Bu ihtilâfın sebebi de; mükâteb olan köle köle midir, hür müdür diye ihtilâf edilmesidir.
Dördüncü mes'ele de ticaret malı olan köleler hakkındadır. îmam Mâlik, îmam Şâfıi ve îmam Ahmed, «Ticaret malı olan kölelerin fitreleri sahiplerine lâzım gelir» demişlerdir.
İmam Ebû Hanife ile diğerleri ise, «Ticaret malı olan kölelere, fitre düşmez» demişlerdir. Bu ihtilâfın sebebi, kıyasın, köle deyiminin taşıdığı umum ile çelişmesidir. Çünkü hadiste geçen «Köle olsun hür olsun» sözündeki umum, ticaret malı olsun olmasın bütün kölelere fitrenin vacib olduğunu göstermektedir. Fakat îmam Ebû Hanife: «Bir malda iki zekât toplanamaz» diye kıyas yaparak ticaret malı olan köleleri köle deyiminin umumundan istisna etmiştir. Ulema, kölelerin kölelerinin fitresinde de ihtilâf etmişlerdir. Kısacası, bu mevzuun dallan daha çoktur. Fakat bizim maksadımızla alâkalı olanlar bunlardır.[7]
45. Fitreye Ölçü Olacak Mallar
Fitrenin hangi gıda maddesinden verilmesi gerektiği mevzuunda ihtilâf etmişlerdir. .
Kimisi «Fitre ancak buğday, hurma, arpa, kuru üzüm ve keş'ten başka bir maddeden çıkarılamaz. Fakat kişi bunlardan istediğini seçebilir» demiştir. Kimisi de «Fitre mükellefinin oturduğu yerde hangi gıda maddesi en çoL tüketiliyorsa veyahut -eğer gücü buna yetmezse- kendisi en çok hangi maddeyi tüketiyorsa onu vermesi gerekir» demiştir. Abdülvehhab'm İmam Mâlik'ten rivayet ettiği budur.
Bu ihtilâfın sebebi, Ebû Said el-Hudrî'nin «Peygamber (s.a.s) Efendimiz zamanında fitır sadakasını biz, her çeşit yiyecekten bir sa' verirdik (özellikle her zaman yediğimiz) hurmadan, arpadan; kuru üzümden de bir sa' verirdik» [8] mealindeki hadisin tefsirinde ihtilâf etmeleridir. Bu hadisten «Biz bunlardan istediğimizi verirdik» mânâsını anlayanlar birinci görüşü, «Bunlardan bulduğumuzu verirdik» mânâsını anlayanlar ise ikinci görüşü benimsemiştir.
Ulema bu maddelerden fitre verildiği zaman bir sa'dan aşağı vermemenin vücubunda müttefiktirler. Fakat buğdaydan verildiği zaman, ihtilâf etmişlerdir, îmam Mâlik ile îmam Şafii, «Buğdaydan da bir sa'dan aşağı olamaz» demişlerdir. îmam Ebû Hanife ile tabileri ise, «Fitrenin miktarı buğdaydan yarım sa'dır» demişlerdir.
Bu ihtilâfın sebebi de bu husustaki hadisler arasında bulunan çelişmedir. Zira -yukarıda geçtiği üzere- Ebû Said el-Hudrî'den «Peygamber (s.a.s) zamanında fitre sadakasını biz, her çeşit yiyecekten bir sa' verirdik (Özellikle her zaman yediğimiz hurmadan, arpadan, kuru üzümden ve keşten de bir sa' verirdik)» diye rivayet olunmuştur. Bunun zahirinden, Ebû Sa-id'in «Yiyecek»den buğdayı kasdettiği anlaşılmaktadır. Zührî'nin rivayetine göre ise, yine Ebû Said «Rasûlullah (s.a.s) fıtır sadakası hakkında: Buğdaydan iki kişi için, arpa ile hurmadan bir kişi için bir sa'dır diye buyurdu» demiştir. Bu hadisi Ebû Dâvûd kaydetmektedir [9]. Rivayet olunduğuna göre
Îonü'l-Müseyyeb de: «Fıtır sadakası Rasûîuliah (s.a.s) zamanında ya buğdaydan yarım sa', ya arpadan veyahut hurmadan bir sa'dı» demiştir [10]. Bu hadisleri tercih edenler, «Fitre, buğday olarak verilirse yarım sa'dır» demişlerdir. Ebû Said'in hadisini.tercih eden ve buğdayı da arpaya kıyas edenler ise, «Buğday ile arpa arasında miktar bakımından fark yoktur» demişlerdir.[11]
46. Fitrenin Ödenme Vakti
Ulema, fıtır sadakasının Ramazan'ın sonu gelmekle vacib olduğunda müttefiktirler. Çünkü Ibn Ömer'in hadisinde «Rasûîuliah (s.a.s) Ramazan orucundan çıkma zekâtını farz kıldı» şeklinde bir ifâde vardır. Fakat «Rama-zan'ın son günü güneşinin batması ile mi, yoksa bayram günü fecrinin sökmesi ile mi vacib olur?» diye ihtilâf etmişlerdir. îmam Mâlik -Îbnü'1-Ka-sım'ın rivayetine göre- bayram günü fecrinin sökmesi, -Eşheb'in rivayetine göre ise- Ramazan'ın son günü güneşinin batması ile vacib olur» demiştir ki birincisini imam Ebû Hanife, ikincisini de imam Şafii benimsemiştir.
Bu ihtilâfın sebebi, fıtır sadakası, bayram günü ile mi, yoksa Ramazan'ın çıkması ile mi ilgili bir ibâdettir, diye ihtilâf etmeleridir. Zira bayram gecesi Ramazan'dan değildir. Bu ihtilâfın semeresi şu iki mes'elede kendini göstermektedir: Ramazan'ın son günü güneş battıktan sonra ve fakat fecir sökmeden dünyaya gelen bir çocuk için ya da bu iki vakit arasında ölen bir kimse için fitre lâzım gelir mi gelmez mi? îmam Ebû Hanife'ye göre birincisi için lâzım gelir, ikincisi için lâzım gelmez, imam Şafii'ye göre ise birincisi için lâzım gelmez, ikincisi için lâzım gelir.[12]
47. Fitre Ödenecekler
Peygamber (s.a.s) Efendimiz,«itan onları (yoksulları) bu gün
dilenmeğe muhtaç etmeyiniz» [13] buyurduğu için bütün ulema, fitrenin müs-lüman olan yoksullara verilebildiğinde müttefiktirler. Fakat müslüman olmayan yoksullara da verilebilir mi, verilemez mi? diye ihtilâf etmişlerdir.
Cumhur «-Yoksul da olsalar- müslüman olmayanlara fitre verilemez», imam Ebû Hanife ise «verilebilir» demişlerdir.
Bu ihtilâfın sebebi, fitre alabilmenin sebebi yalnız yoksulluk mudur, yoksa hem' yoksulluk, hem müslümanhk mıdır diye ihtüâf etmeleridir, ikisidir diyenler «Müslüman olamayanlara fitre verilemez» demişlerdir. Yalnız yoksulluktur diyenler ise fitrenin müslüman olmayanlara da verilme-, sini caiz görmüşlerdir. Kimisi de, kendilerine fitre verilebilen gayr-i müs-limlerin ruhban sınıfı olmalarını şart koşmuştur. Peygamber (s.a.s) Efendimiz zekâtı,
«Müslümanların zenginlerinden alınıp yoksullarına verilen bir sadakadır» [14] diye tarif buyurduğu için, mal zekâtının ise müslüman olmayanlara verilmesinin caiz olmadığında ihtüâf yoktur.[15]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/137.
[2] Buhârî, Zekât, 24/17, no: 1504.
[3] Buhârî, îman, 2/34, no: 46.
[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/139.
[5] Dârakutnî, 7/141, no: 12; Beyhâkî, 4/161; Şafii, Müsned, 1/251, no: 676.
[6] Buhârî, Zekât, 24^70, no: 1503.
[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/141-143.
[8] Buhârî,Zefc5f,24/4,no: 16.
[9] Ebû Dâvûd, Zekât, 3/20, no: 1620.
[10] Ebû Dâvûd, MerâsîU s. 16.
[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/145-146.
[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/
[13] Dârakutnî, 2/152-153, no: 67.
[14] Buharı, Zekât, 24*. no: 1395.
[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 2/147.
İslami Okul Okulların En Önemlisi