Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

İkrah = Zorlama [41] - Fıkıh - 090Ikrah - 14. Sayfa

İKRAH = ZORLAMA[41]

 

277 - icbar = (İkrâh)m sabit olabilmesi için bir takım şartların bu­lunması gerekir:

1) Mücbir = (zorlıyan)in tehdidini yerine getirmeğe kudreti bulun­ması şarttır.                                         ,                                     

2) icbar edilen = (zorlanan) kimsenin, istenen şeyi yapmadığı tak­dirde tehdidin hemen gerçekleştirilmesinden korkması gerekir.

3) icbar edilen kimsenin zorlanmadan önce yaptırılmak istenen iş­ten kendi hakkı yahut başkasının hakkı veya şer'î bir hak yüzünden sa­kınmış olması şarttır.

4) Tehdidin; öldürmek veya bir azayı yok etmek yahut gamını ge­rektirip rızayı kaldıracak bir durumda bulunması şarttır.

278 - Bir kimse Ölüm veya şiddetli dayak, yahut haps olunmak teh­didi ile malını satmaya, bir malı satın almaya, kiraya veya bir ikrara zorlanır da isteneni yapar ve sonra da zorlama kalkarsa; dilerse yaptığı akdi kabul eder, dilerse de fesh eder.

279 - Alış-verişe icbar edilen onun bedelini kendi isteği ile alırsa bu izin sayılır. Eğer zorla aldırümışsa bu izin sayılmaz ve alınan mal duru­yorsa geri iade edilir.

280 - Zorla alman mal el değiştirerek mücbir olmıyan müşteri elinde helak olmuşsa mal sahibi müşteriye malının kıymetini Ödettirdiği gi­bi, zorhyana da ödettirmek hakkına sahiptir.

281 -Karısını boşamaya veya kölesini azad etmeğe zorlanan bu is­tekleri yerine getirirse karısı boş ve kölesi azad olmuş olur. Bu durumda kölesinin kıymetini zorhyana ödettirir ve kölenin velayeti de azad edene ait olur. Boşama, zifafa girmeden önce olmuşsa mehrin yansını ve eğer' mehir tayin edilmemişse vermesi lâzım gelen mut'ayı zorlıyandan alır.

282 - Hapis veya'dayak tehdidi ile içki içmeğe, leş yemeğe, dinden dönmeğe, bir müslümanm yahut zimmînin malını telef etmeğe zorlanan icbar edilmiş sayılmaz. Ölümle tehdid edilirse yukardaki fiilleri işleme­sine izin vardır. Ancak işlemeyip sabr eder ve öldürülürse sevaba nail olur.

283 - Birisini öldürmeğe zorlanan bu işi katiyyen yapamaz, öldü-rülünceye kadar sabretmek mecburiyetindedir. Öldürürse günahkâr olur. Bu durumda kısas cezası zorhyana verilir (Z.S).

284 - Dinden dönmeğe zorlanan karısı baîn talak ile ondan boş ol­muş sayılmaz.                                              '                      

285 - Zinaya zorlanana da had cezası verilmez (Z).

 

DAVA[42]

 

286 - Davacı = (müddei) davasından vaz geçtiği zaman muhakeme­ye zorlanamaz. Davalı = (müddea aleyh) ise zorlanır.

287 - Dâva edilen haklan, cins ve miktarının belli olması lâzımdır.

288 - Alacak davasında, davacı, alacağını (cins ve miktarını belir­terek) istediğini bildirir.

289 - îddia edilen hak, taşınabilen = (menkul) bir mal ise davalıya onu mahkemeye getirmesi teklif olunur. Eğer bu eşya hazır değilse da­vacı onun kıymetini bildirir.

290 - Dâva edilen akar ise onun dört hududu belirtilir ve akarı elle­rinde bulunduranların isimleri, dedelerine kadar nesepleri kayd edilir. Akarın bulunduğu mahalle ve belde bildirilir. Davacı; akarın, davalının elinde olduğunu ve kendisinden bu akarı istediğini ifâde eder.

291  Dâva, esas yönünden sahih olunca hâkim davalıya bu davayı sorar, itiraf ederse yahut davacı, davasını isbat eden beyyine = (delil)getirirse aleyhine hüküm verilir. Davacı delil getirmeyip hasmına yemin verilmesini istediğinde yemin verilir. Yemin ederse, delil getirilmediği müddetçe dâva düşer. Yemîn etmekden çekinirse, çekingenliği sebebiy­le aleyhine hüküm verilir. Bir yemine göre hüküm vermek caizdir. Üç defa yemin vermek en iyisidir.

292 - Yeminden çekinmek "yemin etmiyorum" demekle, sağır ve dilsiz değilse susmakla sabit olur.

293 -Davacıya yemin verilmez (F).

294 - Davacı, "delilim şehirde hazırdır" deyip davalıdan yemin is­tese yemin verilmez (SMF). Davalıdan, kendisine karşılık üç günlük bir kefil alınır. Eğer orada yolcu olarak bulunuyorsa davacı, hâkimin mecli­si miktarınca davalının peşini bırakmaz.

295-1) Nikâh,

2) Ric'î talakdan sonra rucû etmek = (nikâhı devam ettirmek),

3) Karıya yaklaşmamak için yapılan yeminden dönmek = (ilâdan fey),

4) Kölelik,             .

5) Cariyeyi ümmülveled kılmak,

6) Neseb,                                                     -

7) Velayet,

8)  Haddi gerektiren suç davalarında, davalıya yemin verilmez (SM).

296 - Kısas davalarında, inkâr eden davalıya yemin teklifi yapılır. Yeminden çekinirse azalarında kısas uygulanır (SM). Ölümü gerekti­ren kısas davalarında ise yeminden çekinene kısas uygulanmayıp ye­min edinceye (SM) yahut, suçunu ikrar edinceye kadar hapis cezası veri­lir.

297 - Kadın, zifafdan önce kocasının kendisini boşadığını iddia ederse kocaya yemin verilir. Yeminden çekinirse mehrin yarı parasını ödemesine hüküm verilir.

298 - Allah'dan başka hiç bir şeye yemin edilmez. Hâkim isterse Allah 'm sıfatları ile yemini daha da kuvvetlendirir. Yeminin tekrarlan­masında ihtiyat vardır. Zaman ve mekân ile yemin kuvvetlendirilmez.

Yahudiye "Musa (AS)'ya Tevratı indiren Allah Teâlâya yemin ede­rim" şeklinde yemin verdirilir.

Hıristiyanlara "İsa (AS)'ya İncili indiren Allah Teâlâya yemin ede­rim" dedirttirilir.

Mecûsîlere, "Ateşi yaratan Allaha", Putperestlere de sadece Al­lah'a yemin ettirilir. Bu sınıflara tapındıkları mabetlerinde yemin veril­mez.

299 - Alış-verişde; "söylenen malda aramızda bir ahş-verişin mevcut bulunmadığına Allah'a yemin ederim" tarzında yemin verdirilip

Nikâhda, "O anda ikisi arasında nikâhin mevcut olmadığına" yenün ettirilir. Baîn talak ile boşamada; "o saatte karısının kendisinç|en baîn talak ile boş bulunmadığına" yemin verdirilir. Emanet davalarır^ "Yanımda emanet olarak bulunduğunu iddia ettiği malından hiç bir şe­yin bulunmadığına ve onun bende bir hakkı olmadığına Allah Teâl^ya yemin ederim" şeklinde yemin teklif edilir. Eğer davalı; "O malı bana bu_ rada olmıyan falan adam emanet bıraktı. Yahut onu yanımda rehin bı­raktı veya o malı ondan gasp ettim, yahut bana ödünç verdi veya kir^va verdi" der ve buna ait delilde getirirse, aldatmış olmadığı müddetçe  va düşer. Şahitler "onu tanımadığımız bir adam emanet bırakmıştı" der­lerse dava düşmez.

Beyyinelerin = (delillerin) Tercihi*

300 - Mutlak mülk davasında hariç = (malı elinde bulundurmıyın) in delili zilyed = (malı elinde bulunduran) in delilinden daha üstün tutu­lur.

301 - Hâriç bir tarih söyliyerek o tarihde mala sahip bulunduğuma delil getirse, zilyed de mülkiyetine ait daha eski tarihli bir delil geti^se zilyedin delili tercih edilir.

302 - Hayvan yavrusu ve dokunuşu bir kere olan kumaş gibi, t^k_ rarlanmıyan bir sebeple kayıtlı bulunan, mülkiyet davalarında; malı elinde bulunduranın delili üstün tutulur.

303 - Her ikisi de tarih söylemeden malı diğerinden satın almış ol­duğuna delil getirse delilleri kabul edilmez.

304 - İki kişi aynı kadın ile nikâhlı olduklarını iddia edip delil getir­seler, herhangi biri lehine hüküm verilmez. Fakat nikahlan diki arı ta­rihleri belirtirlerse, kadın tarihi eski olanın olur.

305 - İki kişiden her biri başka bir kimsenin elinde bulunan malın kendisine ait olduğunu iddia edip delil getirseler, bu malın ikisine ait ol­duğuna hükmedilir.

306- İki kimse, köleyi mal sahibinden satın almış olduğuna

Hâriç: Bir malı elinde bulundurmıyan ve onda tasamıfda buiunmak-tan uzak olan kimsedir.

Zilyed: Bir malı bilfiil elinde bulunduran yahut bir mala sahib o|an kimselerin tasarrufu gibi tasarrufda bulunan kimsedir.

Mutlak mülk: Veraset veya bir kimseden satın almak gibi mülk edin­mek sebeplerinden biri ile kayıtlı bulunmıyan mülkdür. Böyle sebeplerle ka­yıtlı olan mülkiyete mukayyet mülk denilir. "Bu ev benimdir", denilince n>ut-lak mülk iddiasında bulunulmuş olur. Fakat "bana bağışlandı" "satın ald>m" ifadeleri mukayyet mülkü ifade eder.'ayrı delil getirse her biri dilerse köleyi yan fîatı ile alır, dilerlerse de hak­larından vaz geçerler. Birisi hakkından vaz geçince, öteki tamamına sa­hip olamaz. Bu durumda ikisi de satın-almış olduğu vakti bildirse, hak, tarihi eski olanındır. Satın aldığı tarihi bildiren yahut malı kabz etmiş olanın delili ötekinden daha üstündür.

307 - Biri, dava konusu olan malı satın aldığını, öteki, kendisine bağışlandığını veya sadaka verildiğini iddia edip her iki durumda da malı kabz etmiş olsa, ikisi de tarih belirtmeseler satış delili, sadaka ve bağış deliline tercih edilir.

308 - Erkek, malı satın almış olduğunu, kadın da kendisini, o mal rehin olmak üzere,nikâhlandığını iddia etse, her ikisi de eşit tutulur.

309 - İki hâriçden her biri malın mülkiyetinde olduğuna ait delil getirse ve tarih söylese, yahut (zilyed olmıyan) bir veya iki kişiden satın aldıklarına delil getirseler, tarihi eski olanın delili yeni olamnkinden üstün tutulur. Sadece birisi tarihini beyan ederse hak onun olur.

310 - İki kişi bir hayvanda hak iddia etseler; bunlardan hayvana bi­nen veya üzerinde yükü olan daha haklı olur (F). Biri semere öteki hay­vanın terkisine binmişse, biri gömleği giyinmiş, öteki ise tutunmuşsa, semere binen ve gömleği giymiş olanlar daha haklı görülürler.

311 -Kumaşı dokumuş olduğunu ve yavruyu hayvanın yavruladı-ğını iddia edenin delili mutlak mülk iddiasında bulunanın = (yani sade­ce bunların kendisinin olduğunu iddia edenin) delilinden daha üstün­dür.

312 - İki şahit ile üç (F) ve daha çok şahidi olanların delilleri arasın­da bir fark yoktur.

Tehâlüf = Karşılıklı Yeminleşmek:

313 -Bir alış-veriş davasında satıcı ile alıcı fîat veya ahş-veriş ko­nusu olan malda anlaşmazlığa düşerlerse bunlardan delil getiren üstün tutulur. Her ikisi de delil getirse mal veya paranın daha fazla olduğunu iddia edenin delili üstün olur.

314 -Eğer alıcı ve satıcıdan hiç birinin delili yoksa satana "Ya müş­terinin iddia ettiği malı teslim eder veya satışı fesh ederiz" denilir. Müş­teriye de "Satıcının iddia ettiği parayı teslim et, yoksa satışı fesh ederiz" denilir. Bu tekliflere razı olmazlarsa hâkim her ikisine de (diğerinin da­vası üzerine) yemin verdirir ve alış-verişi bozar. Önce satıcı yemin eder.

Satış aynî bir mübadele ise[43]hâkim, önce istediğine yemin verdirir. Biri yemin etmekten çekinirse diğerinin iddiasını kabullenmek mecburiye­tinde kalır.

315 -Müşteri ile satıcı; müddet yahut muhayyerlik şartı veya para­nın bir kısmının ödenip ödenmediğinde anlaşmazlığa düşseler her ikisi yeminleşmez, söz inkâr edenin olur (yani sadece o yemin eder).

316 -Satılan mal helak olduktan sonra ihtilâfa düşüldüğünde yine yeminleşmezler, söz müşterinin olur. Satılan malın bir kısmı helak ol­duktan sonra anlaşmazlık başlarsa yine yeminleşmezler. Ancak satıcı helak olan kısma düşen paradan vaz geçerse yine her ikisine yemin etti­rilir.

317 -Menfaattan hiç bir şey alınmadan önce kira parasında veya menfaatin miktarında anlaşmazlığa düşüldüğünde her ikisi de yemin eder ve aldıklarını geri iade ederler.

318 -Menfaatin tamamı alındıktan sonra anlaşmazlık olursa her ikisine birden yemin verilmez. Söz kiralıyanmdır. (Yani sadece kiralı-yan yemin eder). Menfaatin bir kısmı alındıktan sonra anlaşmazlık ol­muşsa her ikisi de yemin eder ve kalan müddet hakkında kira fesh edi­lir. Geçen müddet hakkında da söz kiracının olur.

319 -Alış-verişi karşılıklı olarak kaldırdıktan sonra (daha satıcı malını geri almadan önce) bir ihtilâf olursa her ikisi de yemin eder ve alış-veriş geri döner.

320 -Mehir konusunda anlaşmazlık olunca karı-kocadan hangisi delil getirirse onun delili kabul edilir. Eğer her ikisi de delil getirirse ka­dının delili makbul olur. Her ikisinin de delili yoksa yeminleşirler. Han­gisi yemin etmekden çekinirse onun aleyhine hüküm verilir. Her ikisi de yemin ederse kadına emsallerine göre mehir takdir edilir. Bu mehir ka­dının iddia etmiş olduğu mehir kadar veya ondan daha çok olursa kadı­nın sözüne göre hüküm verilir. Eğer kocanın iddia etmiş olduğu mehir kadar veya ondan daha az tutarsa kocanın iddiasına göre hüküm verilir. Emsale göre takdir edilen mehir kadının dediğinden az ve kocanın dedi­ğinden fazla çıkarsa doğrudan doğruya emsal mehre hüküm verilir.

321 -Karı-koca, ev eşyasında anlaşmazlığa düşerlerse kadınlara elverişli olanlar kadının, erkeklere elverişli olan eşyalar da erkeğin olur. Karı-kocadan biri ölür de mirasçıları diğeri ile anlaşmazlığa düşer­lerse, her ikisine de elverişli olan eşyalar, hayatta kalan eşin olur.

322 -Efendi ile köle kitabet[44] bedelinin mikdarında ihtilâf ederler­se her ikisi de yemin etmezler.

 

Neseb Davası:

 

323 - Satılan bir cariye satıldıkdan sonra altı ay geçmeden bir ço­cuk doğurur ve onu satan, bu çocuğun kendisinden olduğunu dava eder­se, çocuğun nesebi kendisinden sabit olur. Cariye ümmü veledi[45] olur. Akş-veriş bozulur ve cariye için ödenen para da geri verilir (SM). Müşte­rinin bu durumda satan efendi ile olan davası kabul edilmez.

324 - Çocuk öldükden sonra, satan onun kendisinden olduğunu id­dia etse cariye, artık onun üram'ü veledi olmaz.

325 - Cariye öldükten sonra, altı aydan önce doğmuş olan çocuğun kendisinden olduğunu iddia ederse, çocuk kendisine ait olur. Cariyeyi kaça sattı ise, o parayı tamamen geri öder.

326 - Cariye, satıldıkdan sonra altı ay ile iki sene arasında çocuk doğurursa, müşteri satanın; çocuğun kendisinden olduğu hakkındaki iddiasını tasdik ederse, çocuk satanın olur ve satış fesh edilir. Tasdik et­mezse çocuk kendisinin olur.

Satılışından iki sene geçtikden sonra artık satıcının davası dinlen­mez. Satış fesh olmaz, çocuk azad olmaz, cariye de kendisinin ümm-ü ve­ledi olmaz.

327 - îkiz çocuklardan birinin nesebini iddia eden için ikisinin de ondan nesebi sabit olur.