Kurban Bahsi - Fıkıh - 022Kurban - 4. Sayfa
KURBAN
BAHSİ
(Müslüman ve hür olan, yolculukta olmayan ve kurban bayramı günü, kendisinin ve küçük çocuklarının nafakası bulunan herkes için kurban kesmek vaciptir.) Kurban kesmenin vacip olduğunu söyleyenler, t m a m Ebû Hânife, İmam Muhammed, imam Züfer, Hasan b Z i y â d ve bir rivayete göre İmam Ebû Yûsuf-dur. -Cevami- adlı kitapta geçen bir diğer rivayete göre ise, imam Ebû Yûsuf kurban kesmenin sünnet olduğunu söylemiştir, ki bu, Imam-ı Şafiî' nin de görüşüdür. Tahavi ise, kurban kesmenin İmam Ebû Hânife'ye göre vacip, diğer iki imama göre sünnet-i müekkede olduğunu söylemiştir, ki ulemadan kimisi de imamlar arasmdaki ihtilâfı bu şekilde açıklamıştır. Sünnet olduğunu söyleyenlerin delili. Peygamber Efendimiz (Sal-lallahü Aleyhi ve SellemVin: «Sizden kim kurban kesmek isterse, keseceği kurbanın kıl ve tırnaklarından bir şey almasın.- ([1]) hadisidir. Zira hadiste geçen -Kim kurban kesmek isterse- deyiminden kurbamn vacip olmadığı anlaşılmaktadır.
öte yandan kurban kesme, yolculukta olmayana vacip olsaydı, yolculukta olana da vacip olması gerekirdi. Çünkü zekâtta olduğu gibi, mâli görev ve sorumluluklarda yolculukta olanla olmayanın durumları değişmez. O zaman Atire gibi olur. ([2]) Vaciptir diyenlerin delili de, Peygamber Efendimiz ESallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in :
-Mâlî bolluğa sahip olup da kurban kesmeyen, namazgahımıza yaklaşmasın.- ([3]) hâdis-i şerifidir. Zira hadisteki ağır ifâde, vacip olmayan bir hükmün terki için kullanılmış olmasa gerek, öte yandan kurban kesme, yapıldığı günlere adı verilen bir ibadettir. Nitekim bu günlere kurban bayramı günleri denilir. İşte bu da, kurbanın vacip olduğunu gösterir. Çünkü eğer vacip olmasaydı ara sıra terkedilir ve dolayısiyla o günlere «kurban bayramı günleri» denmezdi. Yolculukta olan kimseye vacip olmaması da bazı zor şartların mülâhazasından kaynaklanır. Çünkü bu kimse o zamanda edasına muktedir olmayabilir. Ve zamanında ifâ etmediği takdirde vakti çıkar. Böylece Cuma namazı gibi, kurban kesme de yolculukta olan kimse için vacip olmaz. Hadiste geçen «kesmek isterse» deyiminden de murad -Allah daha iyi bilir- serbestlik ve keyfilik değil, sehvin zıddıdır. Yâni: Kurban kesmeyi kasd ederse mânâsıdır. Zamanı Recep aylan olan Atire adındaki kurban çeşidi ise, nesh olunmuştur.
Kurban kesme, mâli bir vazife olduğundan mülkiyetin bulunmasını gerektirir. Mülk sahibi olabilmek için de hür olmak gerekir. Bu itibarla kurban kesmenin vacip olması, hürriyetle kaydedilmiştir. Is-lâmiyetle kaydedilmesi de ibâdet olmasındandır. Yolculukta olmamakla kaydedilmesi de yukarıda açıkladığımız sebepten dolayıdır. Kurban kesenin zengin olması kaydı da. zikrettiğimiz mâli imkânın bulunma zorunluluğundan ileri gelir. Zengin olmanın ölçüsü ise, oruç bahsinde geçtiği üzere fitre sadakasını gerektiren nisbettir.
Kurbanın vakti, kurban günüdür. Ve onunla hâs kılınmıştır. Vaktin süresini inşâallah biraz sonra açıklayacağız. Kişinin kendi adına ve küçük çocuğunun adına kurban kesmesi vaciptir. Çünkü çocuk, fitre sadakasında olduğu gibi, kurbanda da kişinin kendisi hükmündedir. Bu, Hasan ibn-i Ziyâd'ın İmam Ebû Hani-f e' den rivayet ettiği görüştür. Zahir rivayete göre ise, î m a m Ebû Hanife kişinin kendi çocuğu için kurban kesmek zorunda olmadığı görüşündedir. Fakat çocuk için fitre sadakası, baba tarafından verilmesi vaciptir. Sebebi de, ortalıkta çocuğun nafakasını te'min ve velayetini yapacak bir başın var olmasıdır, tşte şu iki husus, çocukta mevcuttur. Ama kurban kesmek ise, hâlis bir ibâdettir. Sâde takarrupta başkası için, diğer biri mükellef olmamalıdır. Bunun içindir ki köle için, efendisinin kurban kesmesi vacip değil, ama fitresini vermesi vaciptir.
îmam Ebû Hanife ve tmam Ebû Yûsuf'a göre, çocuğun malı bulunduğu takdirde babası veya vâsisi, çocuğun malından kurban keserler, imam Muhammed, îmam Z ü -fer ve Imam-ı Şafii1 ye göre, baba veya vâsi, çocuğun malından değil, kendi mallarından kurban kesecekler. Bu konudaki ihtilâf fitre sadakası konusunda geçen ihtilâf gibidir. Kimi, âlimler, çocuğun malından kurban kesilemiyeceği görüşünde ittifak halindedirler, demiştir. Çünkü kurban kesme ibâdeti onu kesmekle yerine getirilir. Kesildikten sonra etini dağıtmak ise müstahaptır. Bu tasarrufu ise çocuğun malmda yapmak caiz değildir. Çünkü büyükler gibi çocuk da kurbanın tümünü yiyemez. Fakat en doğru olan görüş şudur ki: Çocuğun malından kurban kesilir ve çocuk yiyebildiğini yer, geride kalan kısmıyla da diğer ihtiyaçlarını sağlar. (Koyun bir kişi için, deve ve sığır da, yedi kişi için kesilir.) Kıyâsa göre, deve ve sığırın birden fazla şahıs için kesilmesi caiz olmamalı. Çünkü sığır ve devede kan akıtma eylemi birdir. İbâdet de kan akıtma eylemidir. Fakat konuda hadis bulunduğu için biz kıyâsı terkedi-yoruz. Hâdisde, C â b i r CRadıyallâhü anh) 'in Biz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)*le sığır ve deveyi yedi kişi için kurban keserdik.» rivayetidir. Koyun hakkında herhangi bir nâss bulunmadığı için, amel, kıyâs temeli üzerinde baki kaldı. Deve ve sığır, yedi kişi için kurban edilebildiği gibi, altı, beş veya üç kişi için de kurban edilebilir.
tmam Muhammed, yedi kişi için kurban caiz olurken, yediden az kişilere caiz olması daha evlâdır demiştir. Fakat yediden çok kişiler için caiz değildir. Çünkü nâssın bulunmadığı hususta kıyâsa uyuıur. Keza kurbanlık hayvanda yedide bir nisbetinde hissesi olmayan kişi için de caiz değildir. Bu durumda diğer hisse sahipleri için de caiz olmaz. Çünkü ibâdetlik vâsfı, tümün bir kısmında gerçekleşemez. ([4]) înşâallah bunu daha sonra açıklayacağız. İmam Malik, bir ailenin efradına -o ailenin efradı yediden fazla da olsalar— bir deve veya sığır kesmek caizdir Fakat iki âıle efrâdma -yediden az da olsalar- caiz değildir. Çünkü Peveam ber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Her aile efradı için, her senede bir kurban ve bir atire kesmek lâzımdır.» ([5]) buyurmuştur, demiştir. Biz buna cevaben diyoruz ki: Âüe ehlinden maksat, efrat değil, aile reisi olan otoriter adamdır. Çünkü zenginlik ve mal onundur. Bu görüşümüzü, Her müslüman İçin yılda bir kurban ve bir atire vermek gerekir» ([6]) rivayeti te'yit etmektedir. En doğru olan görüşe göre, bir devede aynı oranda ortak olan iki kişinin deveyi kurban etmeleri caizdir. Çünkü üç yedide birin kurban edilmesi caiz olunca yarım yedide birin kurban edilmesi de ona tebeân caiz olur. Müşterek olan bir hayvanı kurban etmek caiz olduğu zaman -et tartı ile satılan bir mal olduğu için- kurban etinin paylaşılması tartı ile olur. Şayet ortaklar onu aralarında göz tahmini ile paylaşırlarsa -satışa kıyâsen- ancak eğer hisselerin beraberinde el ayak ve deriden bir şey bulunursa caizdir.
(Eğer biri, kendi şahsı için kurban gayesiyle bir sığın satın alırsa, sonra altı kişi ona ortak olurlarsa," istihsânen caizdir.) Kıyâsa göre ise, caiz değildir, ki îmam Züfer buna kaildir. Çünkü adam, onu ilk başta kurbanlık olarak hazırlamıştır. Dolayısıyla bir kısmını mal edinmek üzere satamaz. îstihsânın gerekçesi şudur: İnsan bazen satılık semiz bir hayvanla karşılaşır. Ve alım satım sırasında ortak olacakları bulamaz, hayvanı alır da sonra ortak olacakları bulur. Ve bu gibi durumlar, insan ihtiyaçlarından biri sayılırken, biz, zorluğun defi için caiz gördük. Nitekim cevaz imkânına da mahal vardır. Çünkü kurban gayesiyle satın alma durumu, hayvanın satışına mâni' değildir. Lâkin daha satın almadan önce, ortak olacakları hazırlamak daha iyi olur. Çünkü bu durumda ihtilâf ve takarrup suretinden dönüş gibi hususlardan uzak kalınır. Açıkladığımız sebepten dolayı İmam Ebû Hani f e' den, kurbanlık hayvan satın alındıktan sonra ortaklara verilmesinin mekruh olduğu rivayet edilmiştir. Yukarıda açıkladığımız sebebe binâen (Fakir ve misafir oîana kurban lâzım gelmez.) Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, misafir oldukları zaman kurban kesmezlerdi. Hz. Ali' den de; -Misafir için ne Cuma namazını kılmak ne de kurban kesmek lâzım değildir.» diye rivayet vardır. ([7]) (Kurban kesmenin vakti, Bayram gününün fecriyle başlar. Ancak şehirde oturanların. Bayram namazı kılınmadikça, kurban kesmeleri caiz değildir. Kırsal kesimde oturanlar ise, fecirden sonra kurban kesebilirler.) Bu konudaki şer'i delil, Peygamber Efendimiz (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şu hadisleridir: «Kim namazdan Önce kurban keserse, kurbanım yeniden kessin. Namazdan sonra kesen ise, nüsükünü yerine getirmiş olur ve mtislti-manlann sünnetine uymuş olur.» ([8])
«Bu günde, ilk yapacağımız ibâdet. Bayram namazıdır, sonra kurban kesimidir.» ([9]) Yalnız önce namaz kılma şartı, şehirde oturup namazla mükellef olan kişiler içindir, bâdiyede ikâmet edenler için değildir. Çünkü kurban kesiminin te'hiri, namaz kılma meşguliyetinden kaynaklanmış olabilir. O halde bâdiyedekiler için kurban kesiminin te'-hirine hiç bir mânâ yoktur. Bizim rivayet ettiğimiz hadis, namaz kılındıktan sonra, imam kurban kesmedikçe, kurban kesilmesinin caiz olamıyacağını diyen îmam Mâlik, ile İmam-ı Şafiî görüşüne karşıdır. Sonra kurban kesiminde muteber olan, kesim yeridir.
Şöyle ki: Kurban kesen şahıs, şehirde olursa, kurbanlık hayvanı da kırsal kesimde olursa, fecrin sökülmesiyle kesim caiz olur. Şayet durum tersine olursa, kesim ancak bayram namazından sonra caiz olur. Yâni: Şehirde oturan kişi, kurbanlık hayvanını bâdiyeye göndermekle, fecir söküldükten sonra kurbanı kesmekle acele etme hilesini yapabilir. Çünkü kurban kesme durumu, bayram günleri geçmeden önce malın telef olması bakımından, zekâtın nisaptan düşmesi durumuna benzer. Bunun için kurban kesimini gerçekleştirmede -zekâtta olduğu gibi- kurbanlık hayvanın bulunduğu yer muteberdir, kurban verenin bulunduğu yer değil. Ama fitre sadakasında durum böyle değildir. Zira Ramazan bayramı gününde fecir söküldükten sonra malın telefiyle fitre sadakası sâkit olmaz. Eğer bayram namazının kılındığı sahadaki şâhıslar, daha namazı kılmadan önce ve câmideki-lerin kılışından sonra biri, kurbanını keserse, istihsânen caizdir. Çünkü camide kılınan namaz da muteberdir. Hattâ camideki kılışla yeti-nilirse kâfi gelir. Keza bayram namazının kılındığı saha namazıyla da yetinilir. Kimi demiştir ki: Bu, hem kıyâsen hem istihsânen caizdir. (Kurban kesimi, bayram günü ve sonraki iki günde olmak üzere üç günde caizdir.) İmara-ı Şafiî, «Teşrik günlerinin tümü, kurbanın kesim günleridir.» ([10]) hadisi gereğince, kurban bayramı gününden sonraki üç günlük teşrik günleri, kurbanın kesim günleridir demiştir.
Bizim delilimiz, Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbn-i Ab-bas' dan rivayet olunan «Kurban kesme günleri üçtür. Ve efdâlı birinci gündür» mealindeki eserleridir. ([11]) Zira bu tür eserler ictihâd yoluyla soylenemediği için hadis gücündedirler. Bu itibârla bu konuda bahisler arasında taanz bulunmaktadır. Hadislerin birbirleriyle taaruz etmesi hâlinde ise, kesin olanı tutmak gerekir, ki o da iki süreden az olanıdır. Bununla beraber, günlerin en sevaplısı -Hz. Ömer, Hz. Ali ve îbn-i Abbas'ın dedikleri gibi- birinci gündür. Çünkü kurbanın birinci gün kesilmesinde, ibâdeti bir an önce yerine getirme durumu vardır. İbâdetin tehiri hakkmda başka bir nâss bulunmadıkça da, asıl olan, ibâdetin bir an önce yerine getirilmesidir. Kurban kesiminin yapıldığı günlerin gecelerinde de kesim caizdir. Ancak gece karanlığında bir yanlışlığın doğabileceği ihtimâlinden ötürü mekruhtur. Kesim günleri üçtür. Teşrik günleri de üçtür. Bunların bir aradaki toplamı dört gün eder. Birinci gün, sâdece kesim günüdür, teşrik değildir. Dördüncü gün de sâdece teşrik günüdür, kesim günü değildir. Ortadaki iki gün ise hem teşrik hem kesim günleridir. Bu günlerde kurban kesimi, kurban bedelinin tasad-dukundan daha efdâldir. Çünkü kurban yâ vaciptir yâ sünnettir. Ta-sadduk ise, sâdece bir sevaptır. Onun için kurban verme daha efdâldir. öte yandan kurban verilmesi, sâdece bu günlere mahsus iken, sadaka verme, senenin tüm günlerinde geçerlidir. Tıpkı uzak yerden M e k k e ' ye gelenler için tavaf yapmalarının nafile namaz kılmalarından daha efdâl olması gibi. (Eğer kişi, kesim günleri geçinceye kadar kurban kesmediyse, eğer bu kimse kurban vermeyi adamış, ya da fakir ise ve bir kurbanlık da almış ise, onu sağ olarak tasadduk etmesi gerekir. Eğer zengin ise -kurbanlık satın almış olsun olmasm- bir koyun bedelini tasadduk etmek zorunda olur.) Çünkü kurban kesimi zengin için vaciptir. Fakir için de -hayvanı kurbanlık niyetiyle satın alırsa, bize göre vacip olur. Bunun için bu durumların hepsinde, eğer kesim günleri geçinceye kadar kurban kesmezse, sorumluluktan kurtulmak için kurbanlığı veya bedelini sadaka olarak vermelidir. Tıpkı cuma namazını kaçıranın öğle namazım kaza etmesi veya güçsüzlükten oruç tutamayanın tutamadığı günler yerine fidye vermesi gibi. (Her iki veya bir gözünden kör olan, kesim yerine gidemiyecek kadar topal olan ve fazla zâif olan hayvanlar kurban olamaz.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Belirgin bir şekilde kör olan, belirgin bir şekilde topal olan, belirgin bir şekilde hasta olan ve zâiflikten ötürü kemiklerinde ilik kalmayan hayvanlar olmak üzere, dört çeşit hayvan kurban olamazlar- ([12]) buyurmuştur. (Kulağı veya kuyruğu kesik olan hayvanlar da kurbanlık olamazlar.) Çünkü kulak hakkında Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kurban etmek istediğiniz hayvanda kulak ve kuyruğa dikkat ediniz»([13]) buyurmuştur. Kuyruk da vücûdun belli başlı bir organı olduğu için kulak gibidir.
(Kulak veya kuyruğunun çoğu kesilmiş olan hayran da kurban olamaz. Eğer kulak veya kuyruğunun çoğu kalıyorsa kurban edilmesi caizdir.) Çünkü çoğunluk ister kesilen, ister kalan olsun, ona tümün hükmü verilir ve hiç bir eksikliği bulunmayan hayvanlar, yok derecede azdırlar. Bunun için eksiklik az olduğu zaman ona göz yumulur. Ancak îmam Ebû Hanife' den çokluğun miktan hakkında çeşitli rivayetler gelmiştir.
Cânu-ûssağir'deki rivayete göre eğer hayvanın kulağından, kuyruğundan gözünden veya budundan giden kısım, üçte birden fazla ise, hayvan kurbanlığa yaramaz. Çünkü terekenin üçte biri vasiyet edildiği zaman vârisler razı olmasalar da vasiyet geçerlidir. Bunun için üçte bir az sayılır. Vasiyet edilen miktar terekenin üçte birinden fazla olduğu zaman ise, geçerli olması vârislerin nzâ göstermelerine bağlıdır. Bunun için üçte birden fazlası çok sayılır. Bir rivayete göre de îmam Ebû Hanife, çoğun dörtte bir olduğunu söylemiştir. Zira -namaz bahsinde de geçtiği üzere- bir şeyin dörtte biri o şeyin tamamı hükmündedir. Bir başka rivayete göre de îmam Ebû Hanife (Rahimehullah) : «Malın ancak üçte biri vasiyet edilebilir. Hattâ üçte bir de çoktur ([14]) hadisine dayanarak çoğun üçte bir olduğuna kail olmuştur, îmam Ebû Yûsuf ile îmam Muhammed ise -namaz bahsinde de geçtiği üzere- gerçeğe bakarak: -Uzvun yansından fazlası kaldığı zaman kâfi gelir» demişlerdir, ki Fakih Ebû L e y s de bu görüşü benimsemiştir. îmam Ebû Yûsuf: «Ben bu görüşümü îmam Ebû Hanife'ye açtım. îmam Ebû Hanife: Ben de aym görüşteyim dedi» demiştir, ki İmam Ebû Hanife' nin bu sözü -kimine göre- îmam Ebû Yûsuf un görüşüne dönüştür. Kimine göre de «Benim görüşüm de buna yakındır» mânâsındadır.
Bir uzuvdan tam yansının eksik olmasının kurbanlığa mâni olup olmadığı hakkında ise iki imamdan iki rivayet gelmiştir. Nasıl ki îmam Ebû Yûsuf tan, namazda avret olan bir uzuvdan yarısımn açılması hakkında da iki rivayet gelmiştir. Sonra gözden başka, diğer uzuvların kesiklik nisbetinin bilinmesi kolaydır. Göz hakkında da şöyle demişler: Hayvana bir iki gün yem verilmedikten sonra, hayvanın kusurlu olan gözü bağlanır. Ve ona yavaş yavaş yem yaklaştırılır. Görebildiği yerden, aradaki mesafeye işaret konulur. Sonra sağlam gözü bağlanır. Ve yine peyderpey ona yem yaklaştırılır. O gözle de gördüğü yerden oradaki mesafeye işaret konulur. Sonra her iki mesafe arasındaki fark ölçülüp değerlendirilir. Eğer fark, üçte bir ise, gözün kusuru da üçte birdir. Şayet fark, ikide bir ise, gözün kusuru da ikide bir nisbetindedir. (Boynuzsuz hayvan kurbanlık olabilir.) Boynuzu kınk olan da kurbanlık olur. Çünkü boynuzun varlığı ayrıca bir gayeyi ifâde etmez. (İğdiş edilmiş hayvan da kurbanlık olur.) Zira eti daha lezzetlidir. Peygamber Efendimiz (Aleyhis-salâtü ve's selâm), beyaza çalan mavi renkte iğdiş edilmiş iki koçu kurban kesmiştir. ([15]) (Delibaş koyun da kurbanlık olabilir.) Kimi, bu tip koyun, otla-dığı takdirde kurbanlık olabilir, otlamadığı takdirde gayeye halel getirmekte olduğundan kurbanlık olamaz demiştir. Uyuz koyun, semiz olduğu takdirde kurban olarak kesilmesi caizdir. Çünkü uyuz cilttedir, ette bir noksanlık yapmaz. Ama çok zayıf ise, o zaman uyuz, ete de girip etkilemiş ve kilosundan kaybettirmiş demektir.
îmam Ebû Yûsuf'a göre, dişleri düşmüş olan hayvanda muteber ölçü, azlık ve çokluktur. Yine îmam Ebü Yûsuf-dan rivayet edilmiştir ki: Eğer koyunun otlamasını mümkün kılacak kadar ağzında diş kalmışsa kâfi gelir. Çünkü ihtiyaç karşılanmaktadır. Doğuştan kulağı olmayan hayvan kurbanlık olamaz. Zira kulağı kesik olan hayvan kurbanlık olamazsa, kulağı hiç olmayan, kâfi gelmemeye daha evlâdır.
(Zikrettiğimiz kusurlar, hayvanın kurbanlık olabilmesinde, ancak satın alma sırasında mevcut olduğu takdirde genel anlamda etkili olur. Şayet sağ salim satın alındıktan sonra bir kusur peyda olursa, eğer satın alan kişi zengin ise, diğer bir hayvanı kurban keser. Fakir İse, söz konusu kusurlu hayvanı kurban kesmesi kâfi gelir.) Çünkü zengin kişi, ister istemez kurban kesmelidir. Satın alma ile kurban gerekli kılınmış değil. Ama fakir için, kurban niyeti ile satın aldığı hayvanın alımı ile kurban gerekli olur. Onun için fakire, satın aldığı hayvanı kesmek kâfi gelir. Hayvan kusurlu olsun olmasın fark etmez. Ve bulunan kusurun hayvana getirdiği noksanlığın tamamlanmasıyla -zekât nisabında olduğu gibi- yükümlü olmaz. Bu ilkeye dayanarak demişler ki:
Kurban niyetiyle satın alınan hayvan öldüğünde, zengin olanlar için, yerine başka bir hayvanın kurban kesilmesi lâzım gelirken, fakirlere bir şey lâzım gelmez. Şayet kurbanlık hayvan çalınırsa, veya kaybolursa ve yerine kurban niyetiyle diğer bir hayvan satın alınırsa, daha kesim günleri çıkmadan önce çalınan veya kaybolan hayvan da bulunursa, zengin için. hayvanlardan yalnız birisinin kesilmesi lâzım gelirken, fakir için, her ikisinin kurban kesilmesi lâzım gelir. ([16]) Bize göre: (Hayvanın kesim için yatırılması sırasında hareket etmesiyle bacağı kınlırsa ve şahıs onu keserse, kurban için ancak is-tihsânen kâfi gelir.) îmam Züfer ve îmam-ı Şafiî, kesim sırasında ve hemen öncesinde meydana gelen arazlar, kesimle ilgili olduğu için sanki kesimle meydana gelmiş gibi itibar olunur, demişlerdir. (Hayvan, yatırıldığında sakatlandıktan sonra kaçar ve ara verilmeden yakalanıp kesilirse kurbanlık olur. İmam Muham-med'e göre, acele yakalanmasa da kurbanlık olur. İmam Ebû Yûsuf İmam Muhammed'e muhalefet etmektedir.) Çünkü bu durumda kusur, kesimle değil, hazırlığı ile meydana gelmiştir.
(Kurbanlık ancak, Deve, Sığır ve Davar cinsinden olur.) Bunların dışındaki hayvanların, kurbanlık olabilecekleri hususu, ne Peygamberden (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ne de Sahabeden nakledil-memiştir. Binâenaleyh, sâdece bunlar meşru' bilinmektedir. (Bu hayvanların tümü, «seni» denilen yaşta ve daha büyük olanlar kurbanlık olabilir. Ancak gelişmiş altı aylık koyun cinsi de kâfi gelir.) Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî : «Seni denilen yaştaki hayvanlardan kurban kesiniz. Ancak eğer herhangi biriniz bu yaşta kurban bulmada zorluk çekerse, o zaman koyun cinsinden altı aylık olanı da kesebilir» ve ([17]) «Koyundan altı aylık olanı ne güzel bir kurbandır» ([18]) buyurmuştur. Yalnız ulemâ altı aylık kuzu, bir yaştakilerin araşma girdiğinde uzaktan fark edilmeyecek kadar gelişmiş olmalı demişler. Fükaha mezhebinde, Koyun cinsinden Cezea, altı aylık koyuna denilir. Za'ferani, cezea, yedi aylık olana denilir, demiştir. Koyun ve keçiden seni, bir senelik olana. Sığırdan iki senelik olana, Deveden de beş senelik olana denilir. Sığır denilirken, Camus da girmiş olur. Evcil ve yabani hayvanlar arasından doğan yavru, ana hayvana tabiidir. Çünkü tâbi olma hususunda ana asıldır. Şöyle ki: Bir kurt bir koyuna aşar ve koyun yavru doğurursa, yavru kurban olarak kesilebilir. (Yedi kişi, kurban kesmek üzere bir sığın satın aldıktan sonra, onu daha kesmemişken onlardan biri Ölürse, vârisleri, hem Ölü hem kendi hesabınıza kesin deseler, kâfi gelir. Yalnız altı ortaktan biri hiristiyan ise, veya biri, et edinmek için kesmek isterse, hiç birisi için kâfi gelmez.) Zira sığır, her ne kadar yedi kişi için kesilebiliyorsa da ancak her yedi kişinin kurbanı kurban maksadı ile kesmeleri şarttır.
Bize göre: Kurban kesme ciheti, müt'a, kıran ve kurban gibi, her ne kadar değişik ise de yine kâfi gelir. Çünkü her ibâdetin gayesi aynıdır. İşte bu gaye birliği, ortaklardan birisinin ölümü misâlinde mevcuttur. Zira geçtiği üzere Peygamber efendimiz (Aleyhi's-saîâtü ve's-selâmî, kendi cariyesi adına kurban kesmiştir. ([19]) Binâenaleyh, başkasına kurban kesmek de ibâdettir. Ama ortaklardan birisinin hiristiyan olması veya et edinme gayesinde bulunması hâlin--de durum değişir. Çünkü hiristiyan kişi, ibâdet ehlinden değildir. Ve et edinme niyetiyle kurbanı kesmek de ibâdete münâfi olur. Böylece yedi kişi için kesilen hayvanın bir kısmı ibâdet olmayınca, hepsi olmamış sayılır. Zira kurban kesimiyle kanın akıtılması parça parça düşünülemez, dolayısıyla caiz değildir. İşte bu zikrettiğimiz, istihsân yoludur. Kıyâsa göre, yedi kişi için kurban kesimi, zâten caiz görülmezse gerek.
imam Ebû Yûsuf, bir rivayette kurban kesme, kanı akıtmakla bir teberru olduğundan başkası adına caiz olmadığını söylemiştir. Tıpkı ölü adına köleyi azâd etmek gibi. Ama Biz diyoruz ki: Bazen ölü adına takarrup söz konusu olabilir, ölü adına sadaka verilebildiği gibi. Ama köleyi azat etmekte durum değişir. Çünkü köleyi azat etmekte ölü üzerine velayeti ilzam durumu söz konusu olur. (Şayet ortak şahıslar, kurbanlık hayvanı vârislerden bir çocuğun veya ümmülveled olan bir cariyenin hesabına keserlerse caizdir.) Çünkü takarruptur. (Ortaklardan biri ölürse, diğerleri ölenin vârislerinden izin almadan hayvanı keserlerse, kâfi gelmez.) Zira kesilen kurbanlık hayvanın bir kısmında kurbe olmaz, ama vârislerden izin alınırsa, kurbe olur. Dolayısıyla kâfi gelir.
(Kurban etinden yemek, fakir ile zenginlere yedirmek ve evde saklamak caizdir.) Çünkü Peygamber efendimiz CAleyhi's-salâtü ve's-selâm) Sizi kurbanların etini yemekten nehyetmiştîm. Bundan böyle kurban etinden yeyiniz ve saklayınız.» ([20]) buyurmuştur. Kurbanı kesen kişi, zengin olduğu hâlde kurbanından yiyebilirse, zenginlere de yedirebileceği mânâsı anlaşılır (Sadaka olarak fakirlere verilecek kışımın, üçte birden az olmaması müstahaptır.) Çünkü sarf ciheti üçtür. Birincisi ve ikincisi, zikredilen Hadîs gereğince, yemek ve saklamaktır. Diğeri de«Kurban etinden isteyene de istemeyene de verin.» Âyeti kerime gereğince, sadaka olarak vermektir. Binâenaleyh kurban eti üç bölüme ayrılır. (Kurban Derisi sadaka olarak verilebilir.) Zira kurbandan bir parçadır. (Veya evde kullanılmak üzere işlenebilir.) Meselâ: Ondan minder, kalbur ve saire şeyler yapılabilir. Kullanılması da haram değildir. (Kurban derisiyle, evde faydalanılabilecek dayanıklı bir şeyin satın alınmasında istihsânen bir beis yoktur.) Tıpkı derinin kullanılmasında bir beis olmadığı gibi. Çünkü bir şeyin hükmü ne ise, bedelinin hükmü de odur. Kurban derisi, para karşılığında satılmaz. Zira bu satışın altında mal edinme gayesi söz konusu olur. Bunun gibi, (Sirke ve Baharat gibi, ancak istihlaki İle faydalanılabilen şeyler de, kurban derisiyle satın alınmaz.) Sahih kavle göre, kurban eti de, derisi gibidir. Şayet kurban etini veya derisini para karşılığında satarsa, ya da baharat gibi ancak istihlakiyle faydalanılabilen şeye karşı verirse, alacağı bedeli, sadak verecektir. Çünkü kurbet bedele intikâl etmiş olur. Peygamber efendimizin (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm) :
-Kurbanının derisini satana, kurban yoktur.» ([21]) Hadîsi, satışın mekruh oluşunu ifâde etmektedir. Yoksa haddi zâtında satış caizdir. Çünkü satıcı hem mâlik hem de alıcıya teslim edecek güçtedir. (Kurbandan kasabın ücreti verilmez.) Çünkü Peygamber efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) H z A 1 i' ye : Kurbanı, sırt minberi ve yulanyla birlikte sadaka olarak dağıt, ondan kasap ücretini verme,» ([22]) buyurmuştur. Hadîsteki «kurbandan kasap ücretini verme» ifâdesi, kurban etinin satılamıyacağım da ifâde eder. Çünkü etin ücrete karşı verilmesi, satışı gibidir. (Kurbanlık hayvanı kesmeden Önce yününü kırpmak ve ondan faydalanmak mekruhtur.) Zira hayvan artık her şeyi ile kurbanlıktır. Ama kesimden sonra durum değişir. Çünkü ibâdet işi, artık noksansız tamamlanmış sayılır. Tıpkı hediye olarak verebildiği gibi. Yününü kırpmak gibi, kesimden önce kurbanlık hayvanın sütünü sağmak mekruhtur. (Afdal olan, kişinin, kendi kurbanını kendi eliyle kesmesidir eğer kesimi becerebilirse.) Beceremezse, afdal olan başkasına kestirmektir. Başkasına kestirdiği takdirde, kendisi bizzat, kesim zamanında kesim yerinde hazır bulunmalıdır. Çünkü Peygamber efendimiz CAleyhi's-salâtü ve's-selâm), Hz. Fatma 'ya:-Kalk kurbanının yanında bulun. Zira akacak kanının ilk damlasıy-Ia tüm günâhların bağışlanmış olur- ([23]) buyurmuştur. (Ehli kitabın kurban kesişi mekruhtur.) Çünkü kurban kesmek bir ibâdettir. Gayrimüslim ise ibâdete ehil değildir. Şayet kurban sahibi, kitabi olana kes dese caizdir. Zira, kesime ehildir. Sevap da, müslüman olan kurban sahibinin niyetiyle hâsıl olur. Ama bir me-cûsiye kez dese caiz olmaz. Çünkü mecûsi kesim ehlinden olmadığı için kesişi, kurbanı fesada götürür.
(Eğer yanlışlıkla, iki kişiden her bîri diğerinin kurbanını keserse, her iki şahıs için de kâfi gelir. Ve biri diğerine karşı yükümlü olmaz.) Bu istihsândır. Meselenin aslı şudur: Kıyâsa göre, biri, başkasının haberi olmadan kurbanını keserse, ona helâl olmaz. Ve aynı zamanda kıymetini ödemekle yükümlü olur. Kesilen hayvan kurban için de kâfi gelmez. Bu, İmam Züfer'in görüşüdür. İstih-sâne göre ise, kesilen hayvan kurban için kâfi gelir. Ve kesen şahıs da, hayvan kıymetini ödemekle yükümlü olmaz. Bu da bizim görüşümüzdür.
Kıyâsın gerekçesi şudur: «Söz konusu şahıs, İzin almadan başkasının koyununu keser. Dolayısiyla ödemekle yükümlü olur. Sanki kasabın satın aldığı koyunu kesmiş gibi sayılır.
İistihsânın gerekçesi de şudur: Kesilen hayvan, zâten kurbanlık olarak kesilmeye hazırlanmış durumundadır. Hattâ kurban günlerinde kesilmesi gerekir. Ve yerinde başka bir hayvanın kesilmesi de, mekruh olur. Bu durumda delâlet bakımından kurbanlık hayvanın sahibi, kesime ehliyeti olan herkese izin vermiş sayılır. Ve onlardan yardım bekler durumunda addedilir. Çünkü kurban günlerinin çıkışı ile kesim imkânı elden çıkar. Ve kurban sahibi o sürede herhangi bir mazeret nedeniyle kurbanı kesmekten âciz durumda olabilir. Dolayısiyla kasabın, kesim için ayağını bağladığı hayvanm kesimi gibi olur. Eğer -Kişinin kendi eliyle kurbanmı kesmesi veya kesilirken hazır bulunması müstahap bir iş iken, izni almmadan başkası tarafından kesilmesi ile bu fırsat elinden kaçmış olur ve dolayısiyla buna razı değildir- diye itiraz edilirse, buna cevaben diyeceğiz ki kurban sahibi için, söz konusu kesimle başka iki istihbap doğar. Birincisi, kurbanlığa tâ'yin ettiği hayvanın bizzat kesilmesi. îkncisi, kurbanın zamanında kesilmesidir, işte bu iki husus, onu razı kılmaktadır. Ulemâmızın bu kabilden bir çok istihsân meseleleri vardır. Meselâ: Bir şahıs, başkasının izni olmaksızın yemeklik etini pişirirse, buğdayını öğütürse veya testisini yerinden kaldırırken testi kınhrsa, ya da kendi yükünü onun hayvanına yüklerken hayvan ölürse, bu durumların tümünde ödemekle yükümlü olur. Ancak mal sahibi, yemeklik etini tencereye koyup tencereyi ocağa koymuşsa veya buğdayını öğütmek için yerine koymuşsa veya testiyi kaldırıp göğsüne dayamışsa veya hayvanına yük yüklemişken yolda yük düşmüşse, sonra başkası da gelip tencere altındaki ocağı tutuşturup yemeklik eti pişirirse veya değirmeni devreye sokup unu öğütürse veya testiyi kaldırmakta olan mal sahibine yardım ederken, testi aralarında kınlırsa veya hayvandan düşen eşya, yüklenirken, kınhrsa, yardım eden kişi, bu durumlarda istihsânen yükümlü olmaz. Çünkü, bu hususlarda mal, sahibinin, zımnen izni bulunduğu kabul edilir. Bu anlaşıldıktan sonra: Kudûri'de geçen «iki kişinin her biri, serâhaten izinleri olmadan diğerinin kurbanlık hayvanını kesmesi» misâline, İmam Züfer'in ihtilâf meselesi diyoruz. Açıklandığı üzere bu konuda hem kıyâs hem istihsânın ikisi de câri olmaktadır. Kurban sahiplerinden: Her biri. kurbanlığını diğerinden soyulmuş olarak alır. Ve biri diğerine yükümlü olmaz. Çünkü her biri, yaptığında diğerinin vekili kabul edilir. Şayet her ikisi, kurbanIardan yedikten sonra farkına varırlarsa, her biri, diğerine kendi hakkını helâl eder. Ve her ikisine de kurbanlar kâfi gelirler. Çünkü hiç yoktan da biri, diğerine yedirmesi, zengin olsalar bile caizdir. Şayet aralarında münakaşa çıkıp biri, diğerini helâl etmezse, her-biri diğerinin etinin kıymetini vermekle yükümlü olur. Sonra alınan kıymet, kurbanlığın satımı hâlinde olduğu gibi, sadaka olarak verecektir. Çünkü alınan kıymet, etin bedelidir. Kısacası: kurban kimin ise, et de onundur. Ve kim, kimin kurban etini telef ederse, durum açıkladığımızdan ibaret olur. (Kim ki bir koyunu gasbedip kurban ederse, koyunun kıymetini vermekle yükümlü olur. Ve kurbanı geçerli sayılır.) Çünkü daha önce gasp eylemi ile mülküne almış sayılır. Ama yanına emânet olarak bırakılan koyunu kurban ederse, geçerli sayılmaz. Çünkü bu durumdaki yükümlülük, kesimin kendisiyle olur. Ve mülkiyet ancak kesimden sonra gerçekleşir. Gerçeği en iyi bilen ALLAH (Azze ve Celle) 'tır.[24]
[1] Buhari dışında diğer beş Hadis îmam Ümmü Seleme (R.A.)'dan naklen kaydettikleri bu hadisin tamamı mealen şöyledir : «Kim ki Zilhicce ayının hilâlini görüp de kurban kesmek İsterse keseceği kurbanın kıl ve tırnaklarından bir şey almasın.» Müslim (Kurbanlar) C. 2 S. 160, Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 30, Tirraizi (Kurbanlar bahsinin sonlan) C. 1 S. 196, İbn-i Mace (Kurbanlar) C. î S. 234, Ne-sai (Kurbanlar bahsinin başlan) C. 2 S. 301
[2] ATİRE cahiliye devri ile îslâmiyetin başlangıcında kesilmesi âdet olan bir kurbanın adı idi. Yani atire nasıl yolculukta olan kimseye vacip olmadığı için yolculukta olmayan kimseye de vacip değil idiyse, kurbanın da öyle olması lâzım gelir. Zira vasıf itibariyle ikisi aynı şey olup ikisinden de kasıt. Allah'a ibadettir.
Mütercim Ahmed Meylani
[3] Ebû Hüreyre (R-A.)'dan rivayet olunan bu hadisi, tbn-i Mace, tmam Ahmed, İbn-l Ebl Şeybe. îshak b. Rahuye, Ebû Ya'la el-Mevsıli, Hakim ve Dare-kutni kaydetmişlerdir, tfan-1 Mace (Kurban vacip midir değil midir? babı) C. I S. 232, Darekutni (Sayd ve Zebayih) C. 2 E. 545, el-MÜstedrek (Hac suresi tefsiri) C. I S. 389 ve (Kurbanlar) C. 4 S. 232 Eimme-î Slttelıin Ebû Hüreyre (R.A.)'dan rivayetine göre Peygamber efendimiz (A.S.) «Ne Feri' ve ne de Atire yoktur» buyurmuştur. îmam Ahmed, Müsnect'inde «tslâmiyette» ziyadesini de kaydetmiştir. Peri1: Cahiliye devri müşriklerinin hayvanlarından doğan İlk yavruyu putlara kurban etmeleri âdeti idi. Buhari (Akika) C. 2 S. 829, Müslim (Kurbanlar) C. 2 S. 159, Ebû Dsvud (Akfr ka) C. 1 S. 35, Neasi (Akika) C. 2 S. 188, Tiimizi (Akika) C. 2 S. 543
[4] Buhari dışında, diğer beş hadis İmamlarının rivayet ettikleri Cabir (R..AVın bu hadisini Müslim :
«Peygamber efendimiz (S.A.V.) İle birlikte hac ihramına girdik. Peygamber efendimiz (A.S.) deve ve sığırlarda -bizden her bir yedi kişi bir tanede-ortak olmamızı emretti» şeklinde kaydetmiştir. Müslim (Hacc) C. 1 S. 424, Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 32, Tirmizi (Kurbanlar) C. 1 S. 194, tbn-i Mace (Kurbanlar) C. I S. 233
[5] Sünen-İ Arbaa bu hadisi Muhannef b. Süleym'den naklen şu şekilde kaydetmişlerdir :
«Peygamber Efendimiz (S_A.V.) He birlikte Arafat dağmda btüanuyordnk. Peygamber efendimiz (S.A.V.) :
-Ey nas, her bir ev halkı için yılda bir kurban ve bir ATÎRE çereldr. Ati» nedir biliyor musunuz? Atire nallan Recebiye diye adlandırdıkları şeydir, boyurdiL»
Nesai (Peri1 ve Atire) C. 2 S, 188, Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 29,
İbn-i Mace (Kurbanlar) C. 1 S.-233, Tirmizi (Kurbanlar) C. 2 S. İM
[6] Garip bir rivayettir. Nasb-ürraye C. 4 S. 211
[7] Hz. Ebü Bekir ile Hz. Ömer'in yolculukta oldukları zaman kurban kesmediklerine dair rivayet hakkında Nasb-ürraye «gariptir» diyorsa da, aynı eserin «Buğyet-üİ'elmai» adlı haşiyesine göre, Müsedded «Mesned»inde, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'in hac seferinde kurban kesmediklerini rivayet etmiştir. Ayrıca Îbn4 Ebl Şeybe de Hz. Ömer'in hac seferinde iken kurban kesmediğini kaydetmiştir.
Nasb-ürraye, Hz. Ali'nin «Yolculukta olan kimse için ne cuma namazı, ne de kurban vacip değildir» eseri hakkında da «Gariptir» diyorsa da, mezkûr haşiyeye göre bunu da İmam Muhammed el-Mabsut'ta kaydetmiştir.
Buğyet-Ül-elmal S. 56
[8][8] Buhari ile Müslim'in Berâ b. Azib'den naklen kaydettikleri bu hadisin
tamamı mealen şöyledir:
«Dayım Ebû Biirde kurbanını namazdan önce keşfi. Peygamber efendimiz (A.S.)
- Senin kestiğin davar kurban değil, etliktir, buyurdu. Dayım:
- Bende sekiz - dokuz aylık bir keçi vardır, dedi. Peygamber efendimiz (A.S.): -Ona kes. Fakat senden başkasına caiz değildir, dedikten sonra:
- Kim ki namazdan önce keserse, kendisi İçin kesmiş olur. Kim ki namazdan sonra keserse ibadetini yerine getirmiş ve mfislOmanlann usulüne uymuş olur, buyurdu.»
Müellifin kaydettiği metin ise Buhari'nin Enes b. Malik (R-A-Vdan naklettiği hadisin metnidir.
Buhari (Kurbanlar) C. 2 S. 832, Müslim C. 2 S. 154
[9] Buhari (Kurbanlar) C. 2 S. 832, Müslim C. 2 S. 154
[10] îmam Ahmed, îbn-i Hibban ve Darekutni"nin Cübeyr b. Mutlm (R.A.V dan rivayet ettikleri bu hadisin tamamı -hac bahsinde de geçtiği üzere- mealen şöyledir:
«Teşrik günlerinin hepsi kurban beşme günleridir. Arafat dağının hepsi de vakfe yapma yeridir...»
Darekutnl (Sayd ve Zebayih)
[11] Hac bahsinde benzeri geçen bu eser tamamen gariptir. Ancak îmam Malik, Muvatta'da Abdullah îbn-İ Ömer (RA.)'dan «Kurban, bayramın birinci gününden sonra iki gündür» diye söylediğini rivayet ettikten sonra: «Duyduğuma göre H2. Ali (R.A.) da böyle bir şey söylemiştir» diye kaydetmektedir.
Muvatta1 (Kurbanlar) C. 2 S. 188
[12] Tirmizi (Kurbanlar) C. 1 S. 194, Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 31, Ne-sai (Kurbanlar) C. 2 S. 202, Muvatta' (Kurbanlar) S. 187, es-Müstedrek (Hacc) C. 1 S. 468 ve (Kurbanlar) C. 4 S. 223
[13] Hz. Ali ile Huzeyfe (R.A.) tarafından rivayet olunan bu hadisin metni «Peygamber efendimiz (S.A.V.), göz ve kulağa dikkat etmemizi emir buyurdu» şeSj-Ündedir.
Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 32, Nesai (Kurbanlar) C. 2 S. 202, Tirmizi (Kurbanlar) C. 1 S. J&4, îbn-i Mace (Kurbanlar) C. 1 S. 234, el-Müstedrek (Kurbanlar) C 4 S. 224
[14] Bütün Eİmme-İ SittCnîn kaydettikleri bu hadisin tamamı (vasiyetler) bahsinde de gelecektir.
Buhar! (Cenaiz) C. 1 S. 173, (Vasiyetler) C. I S. 383 (Bed'Ülhalk) C. I S. 560, (MegMl-Veda haccı babı) C. 2 S. 632, (Feralz) C. 2 S. 997, Müslim (Vasiyet) C. 2 S. 40
[15] Ebû Davud ile tbn-i Mace-nin Cabir b. Abdullah (R.A.)'dan bu şekilde rivayet ettikleri bu hadisi, Hz. Aise Ue Ebû HÜreyre (R-A.Vdan da «Peygamber efendimiz (S-A.V.) kurban kesmek İstediği zaman İri, semiz, boynuzla, tuz renkli ve ijfdiş olan iki koç satın alırdı» şeklinde nakletmlslerdir.
Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 30, îbn-i Mace (Kurbanlar) C. 2 S. 232, el-Müs-tedrek (Kurbanlar) C. 1 S. 227
[16] Zira farike, her İkisi de onları satın almakla vacip olmuştu. Zengin ise, ona sadece bir kurban vacip olduğu için, satın almakla ayrıca bir diğer kurban daha vacip olmaz.
el-İnaye Şerhi C. fi S. 435
[17] Müslim (Kurbanlar) C. 2 S. 155
[18] Timıizi (Kurban) C. / S. 194
[19] Has bahsi ile diğer bazı yerlerde geçmiştir.
[20] Müslim (Kurbanlar) C. 2 S. 158, el-Müstedrek (Kurbanlar) C. 4 S. 232, Ebû Davud (Kurbanlar) C. 2 S. 32, Buharf (Kurbanlar) C. 2 S. 835
[21] el-Müstedrek (Hac suresi tefsiri) C. 2 S. 389
[22] Tirmizi dışında diğer Beş Hadis İmamının Hz. Ali'den naklen kaydettikleri bu hadisin tamamı mealen şöyledir
«Peygamber efendimiz, (S.A.V.), kurbanlarının üzerinde durmamı, dertleriyle palanlarını da dağıtmamı ve: «Kasabın ücretini biz yanımızdan veririz» diyerek kurbanlardan kasaba bir şey vermememi emretti.»
Nasb-ürr»ye C. 4 S. 219
[23] İmran b. Husayn, Ebü Said-i Hudri ve Hz. Ali (B.A.) tarafından rivayet olunan bu hadisin tamamını Hakim, İmran b. Husayn'dan şu mealde nakletmiştir. cPeygamber efendimiz (S.A.V.), Hz. Fatma'ya:
- Kalk kurbanının yanında bulun. Zira onun akacak kanının ilk damlası ile, İşlemiş olduğun bütün günahların bağışlanır. Ve de kî: Benim namazım, ibadetim, sağlığım ve Ölümüm âlemlerin Rabbı olan Allah'ındır. Onun ortağı ve benzeti yoktur. Bununla emrolunmuşumdur ve ben müslumanlardanım, buyurdu. Ben :
-Yâ Resûlallah, bu, yalnız senin ve senin Ebl-i Beytin için midir, yoksa biz bütün müslümanlsra da şâmil midir? diye sordum. Peygamber efendimiz (S.A.V.):
-Hayır, bütün müslümanlara da şamildir, buyurdu.»
el-Müstedrek (Kurbanlar) C. 4 S. 222
[24] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/111-128.
İslami Okul Okulların En Önemlisi