Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 060Miras

22. BÖLÜM.. 3

MİRAS İLMÎ 3

22-1. Feraiz. 3

22.1.1. Tanımı 3

22.1.2. Meşruluğu. 3

22.1.3. Ferâiz İlminin Fazileti 3

22.2. Tereke. 3

22.2.1. Tanımı 3

22.2.2. Terekeye Bağlı Haklar 3

22.2.2.1. Birinci Hak. 4

22.2.2.2.  İkinci Hak. 4

22.2.2.3. Üçüncü Hak. 4

22.2.2.4. Dördüncü Hak. 4

22.2.3. Mirasın Rükûnları 4

22.2.3.1. Vâris. 4

22.2.3.2. Muris. 4

22.2.3.3. Mevrûs. 4

22.2.4. Mirasçı Olma Sebebleri 4

22.2.4.1. Hakiki Neseb. 4

22.2.4.2. Hükmî Neseb. 4

22.2.4.3. Sahih Kocalar 4

22.2.5. Mirasın şartlan. 4

22.2.6. Mirasa Engel Olan Şeyler 5

22.3. Terekede Hak Sahibi Olanlar 5

22.3.1. Ashabül-Ferâiz. 6

22.3.1.1. Babanın Durumları 6

22.3.1.2. Sahih Dedenin Durumları 6

22. 3.1.3. Anne Bir Kardeşlerin Durumları 7

22. 3.1.4. Kocanın Durumları 7

22.3.1.5. Karının Durumları 7

22.3.1.6. Kızın (Bint-i Sülbiyye) Durumları 7

22.3.1.7. Ana-Baba Bir Kız Kardeşler 7

22.3.1.8. Baba Bir Kız Kardeşler 8

22.3.1.9. Oğlun Kızları 8

22.3.1.10. Ananın Durumları 8

22.3.1.11. Nineler 9

22. 3.2. Asabe. 9

22.3.2.1. Tammı 9

22.3.2.2. Kısımları 9

22.3.2.3. Bi-Nefsihi Asabenin Varis Olma Keyfiyeti 10

22.3.2.4. Sebebi Asabe. 10

22.4. Hacb Ve Hırmân (Mirastan Mahrumiyet) 10

22.4.1. Hacb Ve Hırmân'ın Anlamı 10

22.4.2. Hacb'in Kısımları 10

22.4.2.1. Noksan Hacb. 11

224.2.2. Hırmân Hacb. 11

22.4.3. Mahrum ile Mahcûb Arasındaki Fark. 11

22.5. Avl  (Hisseleri Arttırmak) 11

22.5.1. Tanımı 11

22.5.2. Avl Meseleleri 11

22.5.3. Avl Meselelerin Hal Yolu. 12

22.6. Red (Hisseleri Azaltmak) 12

22.6.1. Tanımı 12

22.6.2. Rükunları 12

22.63.  Âlimlerin Red Konusundaki Görüşleri 12

22. 6.4. Red Meselelerinin Hal Yolu. 13

22.7. Zevi'l-Erhâm'ın Miras Hakkı 13

22.8. Haml (Cenin) İn Miras Hakkı 14

22.8.1. Tanımı: 14

22.8.2. Mirastaki Hükmü. 14

22.8.3. Annesinden Ayrıldığı Zaman (Hami) Bebek. 14

22.8.4. Anasının Kanunda Bulunan Hami (Cenin) 15

22.8.5.   Haml'in En Az ve En Çok Süresi 15

22.9. Mefkûd (Kayıp)'Un Miras Payı 16

22.9.1. Tanım: 16

22.9.2. Mefkud'un Ölümüne Hükmedilmesi İçin Geçecek Süre: 16

22.9. 3. Mirası 16

22.10. Hunsa, Mürted, Veled-Π Zina Ve İbnî'l-Müla'ane'nin Durumu. 17

22.10.1. Hünsâ'nın Tanımı 17

22.10.2. Hünsâ Nasıl Mirasçı Olur?. 17

22.103. Mürtedin Mirası 17

22.10.4. Veled-İ Zina Ve İbnil-Mülâ'ane'nin Durumu. 17

22.11. Teharüc. 18

22.11.1. Tanımı 18

22.112. Hükmü. 18

22.11.3. Mirasçılar Dışındaki Hak Sahipleri 18

22.3.11.1. Mukarra Leh Bin-Neseb Ale'l-Gayr 18

22.3.11.2. Üçte Birden Fazla Vasiyet Yapılan Kimse. 18

22.3.213. Beytü'l-Mğl 18


22. BÖLÜM

 

MİRAS İLMÎ

 

22-1. Feraiz

 

22.1.1. Tanımı

 

Ferâiz; «farîza»nm çoğuludur. Fariza ise «takdir» anlamında olan «farz»dan alınmıştır. Allah Sübhanehû : «Size farz (takdir) et­tiği şeyin yansı.» (Bakara : 237) buyuruyor.

Şeriat'te farz; varislere takdir edilen paydır. Bu ilim ise, «Mi-ras ilmi» ve «Ferâiz ilmi» diye adlandırılır.

 

22.1.2. Meşruluğu

 

İslâm'dan önce, cahilivye Araplannda sırf erkekler mirasçı olur­lardı. Çocuklar ve kadınlar mirasçı olamazdı. Allah bunu tamamen iptal ederek şu ayeti indirmiştir :

«Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar emreder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise (ölenin) geriye bıraktı­ğından üçte iki onlarındır; eğer bir ise yansı onundur. Ölenin ço­cuğu yoksa geriye bıraktığından ana-babasmdan her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu olmadığı için ana-babası, ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa altıda biri anne­nindir. (Bu ölenin) ettiği vasiyetten ya da borcundan sonradır. Ba­balardan ve oğullardan fayda bakımından hangisinin size daha ya­kın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah'ın tesbit ettiği haklardır. Şüphesiz Allah Bilendir, Hakim olandır.» (Nisa : 11)

Ayetin nüzul sebebi şudur:

Câbir'den rivayete göre; o, bu âyetin nüzul sebebi hakkında şöyle demiştir: Sa'îd bin Rebî'in hanımı, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e Sa'îd'den olan iki kızını getirerek : «Ey Allah'ın

Rasûlü bu ikisi Sa'îd bin Rebî'in kızlarıdır. Babalan seninle iken Uhud'da şehid düştü. Amcaları mallarını alıp onlara birşey bırak­madı. Bunlar mallan almadan evlenemezler.» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem: «Allah bu konuda hüküm verecektir,» buyurdu. Bunun üzerine mirasçılar hakkındaki ayet indi. Allah Ra­sûlü amcalanna haber göndererek onlara: «Sa'îd'in iki kızma ma­lının üçte ikisini, annelerine İse sekizde birini ver. Kalanı ise se­nindir.» buyurdu. (Hadisi Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetmiştir.)

 

22.1.3. Ferâiz İlminin Fazileti

 

Ibn Mes'ûd'dan rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kur'ân öğrenin ve onu insanlara öğre­tin. Ferâiz öğrenin ve onu öğretin. Çünkü ben öleceğim ve ilim kal­dırılacak. Ferâiz hisselerinin ve mes'elelerinin birbirine kanşmasi ve bunları bildirecek kimsenin kalmaması yakındır.» (Hadisi Ah-med bin Hanbel kaydetmiştir.)

Abdullah bin Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İlim üçtür. Bunların dışında­kiler fazlalıktır. 1- Muhkem âyet, 2- Yürürlükteki sünnet, 3- Adil ferâiz.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve îbn Mâce kaydetmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuş­tur: «Ferâiz'i öğrenin ve Öğretin. Çünkü o, ilmin yansıdır. O unutu­lacak ve ümmetimden ilk çekilip alınacak olan şeydir.» (Hadisi İbn Mâce ve Dârekutni kaydetmiştir.)

 

22.2. Tereke

 

22.2.1. Tanımı

 

Tereke; Ölenin mutlak olarak bıraktığı mallardır.

îbn Hazm, bu tarifi kabul ederek şöyle demiştir: «Allah, insa­nın Ölümünden sonra bıraktığı mallarda mirası vacip kılmıştır, mal olmayan şeylerde değil. Haklar ise, —mala tabi olanlar veya mal hükmünde olanlar dışında— miras bırakılmazlar. Meselâ faydalan­ma hakkı, yerleşim toprağında bina ve ağaçlann kalması hakkı gi­bi. Tereke; Malikî. Şafi'î ve Hanbelîlere göre, ölünün geride bırak­tığı tüm mallar ve haklardır. Bu haklann mali olup olmaması du­rumu değiştirmez.»

 

22.2.2. Terekeye Bağlı Haklar

 

Terekeye bağlı haklar dörttür Bunlann tümü, tek bir derecede değildir. Bir kısmı diğerinden daha üstündür. Terekeden nelerin çı-kanlacağı aşağıdaki sıraya göredir:

 

22.2.2.1. Birinci Hak

 

Ölenin terekesinden önce, —cenazeler konusunda geçtiği üzere— onun tekfin ve teçhizi sağlanır.

 

22.2.2.2.  İkinci Hak

 

Borçların ödenmesi: İbn Hazm ve Şafii, zekât ve kefaret gibi Allah haklarını kul haklarından öne alırlar.

Ebû Hanife'ye göre ise; ölüm sebebiyle Allah'a ait haklar düşer. Varislerin onları yerine getirmeleri şart değildir. Ancak teberru ola­rak yaparlarsa veya ölen onlann yerine getirilmesini vasiyet ederse o başka. Onlan vasiyet etmesi durumunda, yabancıya vasiyeti gibi olur ve teçhizi, kul borçlannm ödenmesi sonrasında kalan malının üçte birinden, vasi veya varisleri onu Öder. Hüküm, varisleri olduğu zaman böyledir. Varisleri yoksa, malının tamamından çıkanhp Öde­nirler. Hanbelîler ise; bunlan (kul haklan ile Allah haklarını) eşit sayarlar. Onlar aynca, aynı kul borçlanın, mutlak kul horçlanna takdim etmede ittifak etmişlerdir.

 

22.2.2.3. Üçüncü Hak

 

Borçların ödenmesi sonrasında kalan malın üçte birinden va­siyetleri yerine getirilir.

 

22.2.2.4. Dördüncü Hak

 

Malından geriye kalanı, mirasçılan arasında paylaştırılır.

 

22.2.3. Mirasın Rükûnları

 

Mirasta üç şey bulunur :

 

22.2.3.1. Vâris

 

Bu, miras sebeblerinden biriyle ölüye bağlanan kimsedir.

 

22.2.3.2. Muris

 

Bu, hakikaten veya hükmen ölü olan kimsedir. Meselâ; öldü­ğüne hükmedilen kayıp kişi gibi.

 

22.2.3.3. Mevrûs

 

Tereke ve mirasa denir. Bu, vâristen murislere geçen mal veya haklardır.

 

22.2.4. Mirasçı Olma Sebebleri

 

Uç sebeb ile mirasa hak kazanılır :

 

22.2.4.1. Hakiki Neseb

 

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Ûlül-Erhâm (Akrabalık yönün­den yakınlıkları olanlar) Allah'ın kitabında birbirlerinin velileridir.» (Enfal: 75)

 

22.2.4.2. Hükmî Neseb

 

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Velâ da neseb parçası gibi bir parçadır.» buyurmuştur. (Hadisi îbn Hibbân üe Hâkim kay­detmiş ve «Sahih» demişlerdir.)

 

22.2.4.3. Sahih Kocalar

 

Allah Tealâ şöyle buyuruyor: «Size   kanlarınızın bıraktıkları (tereke)nln yansı vardır.» (Nisa : 12)

 

22.2.5. Mirasın şartlan

 

Mirasçı olmak için üç şart koşulmuştur :

1. Miras bırakanın «gerçekten»  veya kadı'nm öldüğüne hük­mettiği ve bu hükmün onu gerçekten Ölmüş kimse gibi yaptığı ka­yıp kişi gibi «hükmen» ya da bir şahsın hamile bir kadına vurma­sı sonucu ceninin ölü  olarak düşmesi gibi «takdiren» ölü olması şarttır. Bu durumda, daha sonra tahakkuk etmemiş olsa bile, düşü­ğe hayat takdir edilir.

2.  Miras   bırakanın   ölümünün   ardından,  mirasçıların  —ra­himdeki cenin gibi hükmen bile olsa— diri olması şarttır. Miras

bırakanın ölümünden sonra, varisin hayatta olduğu bilinmiyorsa, mirasçı olamazlar. Eğer mirasçılar birbirine mirasçı olan kişilerden ise, hayatta olmayanların malı, hayattakilerin her birine mirastaki hisseleri oranında paylaştinhr.

3.  Mirasa mani olan aşağıdaki engellerden birinin bulunma­ması :

 

22.2.6. Mirasa Engel Olan Şeyler

 

Mirasa engeli bulunan kimse, mirasçı olma sebeplerine sahip olan, fakat bu mirasçı olma ehliyetim ondan kaldıran bir sıfatla vasıflanan kimsedir. Bu kimseye «mahrum» da denir.

Mirasa mani olan engeller dörttür :

1.  Kölelik : Tam veya eksik olması aynıdır.

2.  Kasten öldürme : Varis, miras bırakanı zulmen öldürürse, ittifakla mirasçı olamaz. Nesâî'nin rivayetine göre.

Nebi aleyhisse-lâm : «Katile bir şey yoktur.» buyurmuştur.

Düşmanlık gözeterek kasten Öldürme dışmdaki öldürmeler hu-susunda âlimler ihtilâf etmiştir.

Şafi'î şöyle demiştir: «Çocuk veya deli tarafından olsun, kısas ya da had gibi bir hakla yapılsın bütün öldürmeler mirasa mâni­dir.»

Malikiler şöyle demiştir : «Düşmanlıkla kasten öldürme mirasa manidir. Bunun bizzat veya başkası vasıtasıyla yapılmış olması ay­nıdır.»

Mısır Kanunu, bu görüşü almış, beşinci maddede bunu şöyle vaz'etmiştir: «Mirasçının murisini «haksız» ve «özürsüz» olarak «kasten» öldürmesi miras engellerindendir. Varisin asıl fail veya fiile ortak olması aynıdır. Yine, katline hüküm verilmesi neticesini doğurarak yalancı şehidlikte bulunması ve hükmün infaz edilmesi halinde de, bu varis, mirastan mahrum bırakılır. Katilin, onbeş ya­şını aşmış, akil-bâliğ olması gerekir. Şer'î müdafaa hakkını veren tecavüz, özür sayılır.»

3. Din farklılığı: Müslüman kâfire, kâfir de müslümana mi­rasçı olamaz. Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve îbn Mâce'nin Üsâme bin Zeyd'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuş­tur: «Müslüman kâfire, kâfir de müslümana mirasçı olamaz.»

Mu'âz, Muaviye (r.a.), İbn Müseyyeb, Mesrûk ve Nehaî'den: «Müslüman, kâfir kadınla evlenebildiği halde, kâfirin müslüman ka­dınla evlenememesi gibi müslüman kâfire mirasçı olur. Fakat kâfir müslümana mirasçı olmaz,» görüşü nakledilmiştir.

Gayri müslimler, birbirlerine mirasçı olurlar. Çünkü onlar tek bir millet kabul edilirler.

4. Vatan farklılığı: Bununla tabiiyet farkı kastedilmektedir. Vatan farklılığı müslümanlar arasmda bir miras engeli değildir. Müslüman müslümana vatanları farklı olsa ve değişik memleket­lerde otusalar da mirasçı olurlar.

«Gayr-i müslimlerin vatan farklılığı birbirlerine mirasçı olmalarına engel midir, değil midir?» konusunda ihtilâf edilmiştir. Âlim-lerin cumhuruna göre, bu, müslümanlar arasında mirasa engel ol­madığı gibi gayri müslimler arasında da miras engeli değildir. «Muğnî» adlı kitabında îbn Kudâme şöyle demiştir: «Bana göre kıyas, memleketleri farklı bile olsa, bir dine mensub kişilerin birbirine mirasçı olacakları şeklindedir. Çünkü nassların umumu, onların mi­rasçı olacaklarım göstermektedir. Ne bir nass ne bir icma ve ne de sahih bir kıyas bunu tahsis etmektedir. Bu yüzden nasslann umumuyla amel etmek gereklidir.»

Mısır kanunu bunu bir ilâve ile almıştır. Bu konuda kanun; Ebû Hanîfe'nin; «Yabancı devletin kanunu, vatandaşlarının başka­sına mirasçı olmasına mani ise; buna engel olan yabancı devletin vatandaşlarının mirasçı olmalarına engel olunur,» görüşünü almış ve mirasta da «bil-misil» ile amel etmiştir.

Mısır kanununun altıncı maddesi şöyledir: «Memleket farklı­lığı, ne müslümanlar arasında, ne de gayri müslimler arasında mi­rasa engel teşkil etmez. Ancak yabancı devletin kanunları buna en­gel olduğunda, bu yabancı devletin tebaasının mirasçı olmaları en­gellenir.»

 

22.3. Terekede Hak Sahibi Olanlar

 

Hanefî mezhebinde, terekede haklan olanlar aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:

1.  Ashabu'l-ferâiz (belli hissesi olan hısımlar).

2.  Asabetü'n-nesebiyye (neseb bakımından asabe olanlar).

3.  As'abetü's sebebiyye (azad bakımından asabe olanlar).

4.  Red 'alâ zevi'l-ferâiz (red yoluyla mirasçı olan ashab-ı ferâiz).

5.  Zevi'l-erham (ashab-ı ferâiz ve asabe dışında kalan kadın veya kadın vasıtasıyla bağlanan erkek hısımlar).

6.  Mevlâ'1-mevâlât  (mukaveleli varis).

7.  Mukarra leh bi-nesebi'l-ğayri( nesebi, muristen başkasına ikrar yoluyla nisbet edilen hısım).

8.  Mûsâ leh bi-ekseri min sülüs (kendisine üçte birden fazla vasiyyet edilen kimse).

9.  Beytü'1-mâl (hazine).

Mısır'da yürürlükte olan miras kanununa göre tereke'de hak­lan bulunan kimseler aşağıdaki sıraya göre tertib edilmiştir :

1.  Ashabu'l-ferâiz.

2.  Asabetü'n-nesebiyye.

3.  Red 'alâ zevi'l-ferâiz.

4.  Zevi'l-erhâm.

5.  Red 'alâ ehadi'z-zevceyn.

6.  Asabetü's-sebebiyye.

7.  Mukarra leh bi'n-nesebi 'alâ'1-ğayr.

8.  Mûsâ leh bi cemî'il-mâl (malın tümü kendisine vasiyet edi­len kimse).

9.  Beytü'1-mâl.

 

22.3.1. Ashabül-Ferâiz

 

Kendilerinin muayyen altı hissesi bulunan kimselere denir. Bu hisseler; ½,1/4,1/8,1/3,2/3,1/6 dır.

Ashabu'l-ferâiz oniki çeşit hısımdır. Dördü erkektir; baba, sa­hih dede (ve daha yukarısı; dedenin babası vs.) annenin erkek kar­deşi ve koca. Sekizi de dişidir: Kan, kız, ana-baba bir kız kardeşler, babanın kızları, ananın kızlan, oğlun kızı, ana ve sahih nene (ve daha yukansı; nenenin annesi vs.) Bunlardan herbirinin payı aşa­ğıda açıklanacaktır:

 

22.3.1.1. Babanın Durumları

 

Allah Sübhânehû ve Teâlâ şöyle buyuruyor: «... Bir çocuğu var­sa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir (ya), çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir (%) vardır...» (Nisa: 11)

Babanın üç hali vardır: Ferâiz yoluyla mirasçı olur, asabe yo­luyla mirasçı olur, ferâiz ve asabe yolunun her ikisiyle birden mi­rasçı olur.

Birinci hal: Eğer ölenin yalnız veya başkasıyla beraber erkek fürû'u bulunuyorsa, bu durumda ferâiz yoluyla mirasçı olur ve hissesi Ve'dır.

İkinci hal: Eğer Ölenin erkek veya dişi fürû'u bulunmuyorsa, asabe yoluyla mirasçı olur ve tek başınaysa terekenin «tamamı»nı

alır. Eğer kendisiyle birlikte ferâiz ashabından biri bulunuyorsa, terekenin «kalam»nı alır.

Üçüncü hal: ölenin dişi fürû'u bulunuyorsa, hem ferâiz hem de asabe yoluyla mirasçı olur. Bu durumda ferâiz yoluyla 1/6'sını alır. Sonra asabe yoluyla da ferâiz ashabından kalan terekeyi alır.

 

22.3.1.2. Sahih Dedenin Durumları

 

Dede, sahih veya fasid olur. Sahih dede; araya dişi girmeden Ölene bağlanan dededir. (Meselâ babanın babası gibi). Fasid dede, araya dişi girerek ölene bağlanan dededir. (Meselâ annenin babası gibi)

Sahih dedenin mirasçı olduğu icma ile sabittir.

İmran bin Husayn'dan rivayete göre; bir adam Nebi aleyhisse-lâm'a gelerek «Oğlumun oğlu (torunum) öldü. O'nun mirasından bana ne var?» diye sordu. Nebi aleyhisselâm: «Vs'sı senindir,» bu­yurdu. Adam dönünce Nebi aleyhisselâm ona bağırarak «Vs'si se­nindir,» buyurdu. Adam yine dönüp giderken Nebi aleyhisseiâm ona seslenip: «Son Ve senindir» buyurdu. Adam dönerken, Nebi aleyhis­selâm onu çağırıp: «Son altıda bir ("»e) rızıktır» buyurdu. (Hadisi Ahraed bin Hanbel, Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetmiş, Tirmizî 'sa­hih' demiştir.)

Babanın bulunması sebebiyle, sahih dedenin mirasçıhğı kal­kar. Dört mesele dışında babanın bulunmadığı durumlarda dede onun yerine geçer. (Babanın aldığı hissenin aynısını alır) :

1. Baba varken babaanne mirasçı olamaz. Çünkü onun hisse­si bu sebeble düşer. Fakat dede varken babaanne mirasçı olur.

2. Ölen, geride ana-babasmi ve kan-kocadan birini bıraktığı zaman, anne, karı-koca'nın hissesinden sonra kalanın üçte birini (1/6) alır. Fakat babanın yerine dede bulunduğu zaman anne, bütün malın üçte birini (1/3) alır. Bu meseleye Ömer (r.a.)'ın bu konudaki hükmü sebebiyle aÖmeriyyen denir. Yine «Ağar» yıldızı gibi meşhur oldu­ğu için «Carrâiyye» de denir. Ibn Abbas bu hususa muhalefet ede­rek şöyle demiştir: «Allah Teâlâ'nın; «üçte bir (1/3) annenindir» ayeti gereğince anne bütün malın üçte birini alır.»

3.    Baba bulunduğu zaman, ana-baba bir kız ve erkek kardeş­ler ile baba bir kızkardeşlerin hakları  düşer. Dede bulunduğunda ise bunların haklan kalkmaz. Bu Şafii, Ebû Yusuf, Muhammed ve Mâlik'in mezhebidir.

Ebû Hanife işe şöyle demiştir : «Baba sebebiyle hakları düş­tüğü gibi dede sebebiyle de düşer. Aralarında fark yoktur.»

Mısır Miras hukuku, ilk görüşü alarak 22. maddede bunu şöy le vazetmiştir:

«Dede ile ana-baba bir kız, erkek kardeşler veya baba bir kız ve erkek kardeşler bir arada bulunduğu zaman bu durumda iki hal vardır :

Birincisi: Sırf erkek iseler kardeş gibi pay alırlar. Erkek ve dişi iseler veya sırf dişi iseler, dişi fürû' ile birlikte asabe olurlar.

İkincisi: Dişi fürû'u ile beraber veya erkekler sebebiyle asa­be olmayan kız kardeşlerle beraber bulunuyorlarsa asabe yoluyla, ashabu'l-ferâiz'den arta kalanı alırlar.

 

22. 3.1.3. Anne Bir Kardeşlerin Durumları

 

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «... Mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup da onun erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa, onlardan her biri için altıda bir (Ve) vardır...d (Nisa : 12)

oKelâle», babası ve erkek veya kız çocuğu olmayan kimsedir. Burada kız veya erkek kardeşle ana bir kardeşler kastedilmektedir. Ayet onların üç durumu olduğunu belirtiyor :

1. Ana bir kardeş erkek veya dişi olsun bir ise, altıda biri (1/6) alır.

2. Birden fazla iseler, terekenin üçte birini (1/3) alırlar. Burada kız ve erkek eşit hisse alır.

3. Ölenin çocuğu, oğlunun çocuğu (torunu) gibi fürû'u ve ba­bası ve dedesi gibi erkek usûlü bulunuyorsa, (ana bir kardeşler) mirasdan bir şey almazlar. Anne ve nine sebebiyle miras haklan düş­mez.

 

22. 3.1.4. Kocanın Durumları

 

Allah Sübhânehû şöyle buyurmuştur: «Karılarınızın çocukları yoksa, bıraktıklarının yansı sizindir. Çocuklan varsa bıraktıklarının dörtte biri (1/4) sizindir.» (Nisa : 12).

Bu ayet kocanın iki durumu olduğunu belirtiyor :

Birinci hal: Malın yansına mirasçı olur. Bu ölenin fürû'u (oğ­lu ve oğlunun oğlu..., kızı ve oğlunun kızı...) olmadığı durumda­dır. Bu çocuklar ister kendisinden olsun, ister başka kocadan ol­sun aynıdır.

İkinci hal: kadının fürû'u varsa, koca, malının dörtte birine (1/4) mirasçı olur.

 

22.3.1.5. Karının Durumları

 

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor : «Sîzin çocuğunuz yoksa, bıraktık-Zarınızın dörtte biri kanlarımzındır, çocuğunuz varsa bıraktıklarını­zın sekizde biri onlarındır.» (Nisa : 12).

Ayet karının iki durumu olduğunu belirtiyor : Birinci hal: Kocasının ister kendisinden, isterse başka karısın­dan olsun, fürû'u (oğlu veya kızı, oğlunun oğlu veya kızı...) yoksa terekenin dörtte birine (1/4) hak kazanır.

İkinci hal: Kocanın fürû'u varsa karısı sekizde bire hak kaza­nır. Kanlan birden fazlaysa, dörtte biri (1/4) veya sekizde biri (1/8) eşit olarak aralarında paylaştırılır.

Boşanmış kan: Ric'î talâkla boşanmış karının iddeti dolma­dan Önce kocası Ölürse, kocasına mirasçı olur.

Hanbelîlere göre; duhul ve başbaşa yalnız kalmadan önce, ölüm hastalığında iken boşarsa ve kadın daha evlenmeden, kocası bu has­talığında iken ölürse, kadın kendisini boşayan kimseye mirasçı olur. Yine halvetten sonra boşarsa da, kadın evlenmedikçe, böyledir. Ay­rıca kadına vefat iddeti düşer.

 

22.3.1.6. Kızın (Bint-i Sülbiyye) Durumları

 

Allah Sübhânehû şöyle buyurmuştur : «Allah katında çocukla­rınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar İkinin üstünde ise, bırakılanın üçte İkisi (2/3) onlarındır. Şayet bir ise yansı (1/2) onundur.» (Nisa : 11)

Ayet sülbî kızın üç durumu bulunduğunu ifade ediyor: Birinci hal: Eğer tek çocuk o ise, terekenin yansını (1/2) alır.

İkinci hal: îki veya daha çok ise ve kendileriyle birlikte bir oğul veya daha çoğu yoksa üçte biri (1/3) alırlar.

îbn Kudâme şöyle demiştir : «îlîm ehli îbn Abbas'dan yapılan şaz bir rivayet dışında iki kızın hissesinin üçte bir olduğunda icma etmişlerdir.»

îbn Rüşd de şöyle demiştir : «İbn Abbas'dan yapılan meşhur rivayetin, cumhurun görüşü gibi olduğu da söylenmiştir.»

Üçüncü hal: Eğer ölenin bir veya daha çok oğlu varsa, kızlar asabe olurlar ve bir erkek iki dişinin hissesini alır. Kızlar veya er­keklerin birden fazla olması durumunda da hal böyledir.

 

22.3.1.7. Ana-Baba Bir Kız Kardeşler

 

Allah Sübnâhehû şöyle buyuruyor : «Allah size İkinci dereceden mirasçılar (kelâle) hakkında fetva veriyor: Şayet çocuğu olmayıp

bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığınızın yansı kız kar­deşe kalır. Fakat kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi ona tamamen varis olur. Eğer iki kız kardeş kalmışsa bıraktığının üçte ikisi (1/3) onlarındır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse erkeğe iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah si­ze açıklıyor. Allah her şeyi bilir.» (Nisa : 176)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de : «Kız kardeşleri, tozlarla beraber asabe yapın.» buyurmuşlardır.

Ana-baba bir kızkardeşin beş hali vardır :

1. Kendisiyle birlikte, çocuk, oğlun çocuğu, baba, dede, ana-baba bir erkek kardeşler yoksa ve tek başınaysa terekenin yarısı­nı (1/2) alır.

2.  Hiç erkek bulunmuyorsa ve iki veya daha çok iseler tereke­nin üçte ikisini (1/3) alırlar.

3. Ana-baba bir erkek kardeşleriyle beraber bulunuyorlarsa ve zikri geçen kimseler yoksa, asabe olurlar ve erkek, iki dişinin his­sesini alır.

4. Kızlar veya oğlun kızlan ile beraber bulunuyorlarsa asabe olurlar. Kızların veya oğul kızlarının payından kalanı alırlar.

5. Oğul, oğlun oğlu, gibi erkek fürû'u ve (ittifakla) baba ve (Ebû Yusuf ve Muhammed'in aksine Ebû Hanîfe'ye göre) dede gibi erkek usûl mirasçılar bulunuyorsa miras hakları kalkar. Dede hak­kındaki tartışma daha önce geçmişti.

 

22.3.1.8. Baba Bir Kız Kardeşler

 

Baba bir kız kardeşler mirasta altı halde bulunurlar ;

1. Kendisi gibi babası bir kız kardeş, baba bir erkek kardeş ve ana bir kızkardeş bulunmadan tek başına ise terekenin yarısı (1/2) alır.

2.  îki veya daha fazla ise, üçte ikiyi (2/3) alırlar.

3. Ölenin bir tane ana-baba bir kizkardeşi    olursa, baba bir kızkardeşler üçte ikiyi tamamlamak için terekenin altıda birini (Ya) alırlar.

4. Bir tane veya daha çok baba bir erkek kardeşle beraber bu­lunuyorlarsa, başkası sebebiyle asabe olarak mirasçı olurlar ve er­kek iki dişinin hissesini alır.

5. Bir veya daha fazla kız veya oğul kızı ile beraber bulunu­yorlar ise, başkasıyla beraber asabe sayılıp, kızın veya oğul kızının payından kalan terekeyi alırlar.

6. Aşağıdaki kimseler sebebiyle mirastaki hakları kalkar:

a. Erkek usûl ve fürû' mirasçılar sebebiyle.

b. Ana-baba bir erkek kardeşler sebebiyle.

c. Ana-baba bir kız kardeşler sebebiyle; Kız veya oğul kızı be­raber asabe oldukları zaman, ana-baba bir erkek kardeşler yerine geçerler ve başkası sebebiyle asabe olmaları anında baba bir kız veya erkek kardeşlere takdim edilirler.

d. Ana-baba bir iki kız kardeş sebebiyle: Ancak bunlarla bir­likte onların derecelerinde baba bir erkek kardeşler bulunursa, asa-be olurlar ve erkeğe iki dişinin hissesi olmak üzere kalanı alırlar.

Ölen, ana-baba bir iki kız kardeş ve baba bir erkek veya kız kar­deş bıraktığı zaman, terekenin üçte ikisi (%) ana-baba bir iki kız-kardeşin olur. Kalan da erkeğe, iki kişinin hissesi verilerek baba bir kız kardeş ile baba bir erkek kardeş arasında paylaştırılır.

 

22.3.1.9. Oğlun Kızları

 

Oğulun kızlarının beş durumu vardır :

1.  Sülbî oğlu yok ise ve oğulun kızı tekse terekenin yansını (1/2) alır.

2.  Sülbî oğlu yok ise ve oğulun kızı iki veya daha fazla ise üçte ikiyi (2/3) alırlar,.

3. Terekenin üçte ikisini alanlar, ölenin bir kızıyla  beraber bir veya daha çok olarak bulunuyorlarsa, altıda biri (1/6) alırlar.

Ancak oğlun kızlarıyla beraber aynı derecede oğul bulunuyorsa asabe olurlar ve erkeğe iki dişinin hissesi verilerek kızın payından kalan terekeyi alırlar.

4.  Ölenin oğlunun bulunması durumunda; bu sebeple mirasçı olmazlar.

5. İki veya daha çok kızı varsa yine mirasçı olmazlar. Ancak onlar ile beraber kendi dercelerinde veya daha aşağıda oğlun oğlu bulunuyor ise asabe olurlar.

 

22.3.1.10. Ananın Durumları

 

Allah Sübhânehû şöyle buyuruyor :

«Ana-babadan herbirine; ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri (1/6), çocuğu yoksa, anası

babası ona varis olur, anasına üçte bir (1/3) düşer. Kardeşler varsa altıda biri (Ve) annenindir.» (Nisa:  11). Ananın üç hali vardır :

1. Ölenin oğlu veya oğlunun çocuğu veya —baba ve anne yo­luyla ya da sırf baba yoluyla veya sırf anne yoluyla olsun— mutlak olarak iki kız veya erkek kardeşiyle beraber bulunduğu zaman, al­tıda biri (1/6) alır.

2.  Adı geçen kimselerden hiç biri bulunmazsa, bütün  malın üçte birini (1/3) alır.

3.  Anılan kimseler bulunmadığında kan ve kocadan biri his­sesini aldıktan sonra kalanın üçte birini (1/3) alır. Bu durum «Ğarâ-İyye» diye isimlendirilen iki meselede böyledir :

Birincisi: ölen, koca ve ana-baba bıraktığı zamanki durumda. İkincisi: ölen ,karı ve ana-baba bıraktığı zamanki durumda.

 

22.3.1.11. Nineler

 

Kabisa bin Şuayb'dan rivayete göre; o şöyle demiştir: Bir ne­ne, Ebû Bekir'e gelerek mirasını sordu. Ebû Bekir : «Senin hakkında Allah'ın kitabında bir şey yoktur. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinde de sana birşey verildiğini bilmiyorum. Bekle de insanlara sorayım.» dedi. Halka sordu. Muğire bin Şu'be: «Bir nene Allah Rasûlü'ne geldi. Nebî aleyhisselâm da ona altıda bir (1/6) hisse verdi.» dedi. Ebû Bekir : «Senden başka bunu bilen var mı?» diye sordu. Muhammed bin Mesleme el-Ensarı kalkıp, Muğîre bin Şu'be'nin dediğinin aynısını söyledi. Ebû Bekir onun hakkında hü­küm verdi. Sonra başka bir nene Ömer'e gelip mirasını sordu. Ömer: «Senin hakkında Allah'ın kitabında bir şey yok. Fakat sana şu üçte bîr (1/3) vardır. Eğer ikiniz bir arada bulunursanız, bunu aranızda paylaştırırsınız. Hangi biriniz, tek başına kalmışsa, bu hisse onun­dur.» (Hadisi, Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetmiş­tir.) (1. maddeye bkz.)

Sahih ninenin üç durumu vardır:

1. Bir veya —annenin annesi, babanın annesi gibi aynı dere­cede eşit olmaları şartıyla— daha çok nine mirasta müstakil ise­ler altıda bir (Ve) alırlar (ve aralarında eşit paylaşırlar).

2. Derecede yakın olan nineler, (annenin annesi, annenin an­nesinin annesine ve  babanın annesinin annesine engel olduğu gi­bi) daha uzak olan neneleri mirastan mahrum kılar.

3. Her cihetten olan nine, anne sebebiyle mirastan mahrum olur. Baba yoluyla nene olan da, baba sebebiyle mirastan mahrum

olur. Dede de annesini mirastan mahrum eder. Çünkü onların yeri­ne geçerler.

 

22. 3.2. Asabe

 

22.3.2.1. Tammı

 

Asal— âsib» kelimesinin çoğuludur. Bunlar kişinin oğullan ve baba yoluyla akrabalarıdır. Birbirinin şiddetli yardımcıları ol­dukları için 'asabe' denmiştir. Bu lâfız akrabaların oğlu bir tarafı­na, babası diğer tarafına, kardeşi yanma ve amcası da diğer yanına gelip, onu sardıkları zaman söylenen, «Kavim falanı himaye etti (asabe)» sözünden alınmıştır. Buradaki mânâsı ise; ashabu'l-ferâiz tayin edilmiş hisselerini aldıktan sonra geri kalan malın kendilerine harcandığı kimselerdir. Bunlardan geriye birşey kalmazsa, bunlar da (asabe) hiçbir şey almaz. Ancak asabe sahibi «oğul» olunca, hiç­bir engel onu mirastan mahrum bırakamaz.

Asabe olanlar; ashabu'l-ferâiz'd en kimse bulunmayınca Buha-rî ve Müslim'in îbn Abbas'dan naklettiği aşağıdaki hadis gereğince; hepsi terekeye hak kazanır. Nebi aleyhisselâm  «Ferâizi sahiplerine verin, kalana ise erkek olan kişi daha lâyıktır.» buyurmuştur.

(Hadisi Buharı ve Müslim kaydetmiştir.)

Ebû Hüreyre'den rivayete göre. Nebi aleyhisselâm şöyle buyur­muştur : «Ben dünya ve ahirette her mü'mine en evlâ olanım. İs­terseniz, Nebî, mü'mînlere nefislerinden daha evlâdır.» (Ahzab: 6) ayetini okuyun. Hangi mü'min mal bırakırsa, onun asabesi ona mi­rasçı olur. Borç veya sahipsiz kimseler miras bırakırsa, bana gel­sin, ben onun mevlâsıyım.»

 

22.3.2.2. Kısımları

Asabe iki kısma ayrılır:

1.  Nesebi asabe.

2.  Sebebi asabe.

1.  Nesebi asabe: Nesebi asabe üç kısımdır :

a.  Bi-nefsihi asabe.

b.  Bi-ğayrihi asabe.

c.  Ma'a ğayrihi asabe.

a.  Bi-nefsihi asabe :

ölen ile aralarına kadın girmeyen erkek hısımlardır. Dört sı­nıfa ayrılırlar:

aa. Oğullar : ölünün cüz'ü (fürû'u) denir,

bb. Babalar : ölünün usûlü denir,

cc.  Kardeşler : Babasının cüz'ü (fürû'u) denir.

dd. Amcalar: Dedesinin cüz'ü (fürû'u) denir.

b.  Bi-ğayrihi asabe:

Tek başlarına olunca yansını (1/2), bir veya daha çok kız kardeş­leri bulununca üçte iki (2/3) alan ve erkek kardeşle birlikte bulunun­ca, bu sebeple hepsi asabe olan dişilerdir.

Bunlar dörttür :

aa. Kız veya kızlar.

bb. Oğulun kızı veya kızlan.

cc. Ana-baba bir kız kardeş veya kız kardeşler.

dd. Baba bir kız kardeş veya kız kardeşler.

Bu dört sınıftan her biri, başkası sebebiyle (ki o da erkek kar­deştir) asabe olurlar. Aralannda miras erkeğe, iki dişinin hissesi verilerek taksim edilir.

c.  Ma’al-ğayr asabe:

Asabe olmada, başka dişilere ihtiyaç duyan kadınlardır. Bun­lar, yalnız aşağıdaki iki dişi sebebiyle «ma'al-ğayr asabe» olurlar:

aa. Kız veya oğul kızı ile beraber bulunan, ana-baba bir, bir veya iki kız kardeş.

bb. Kız veya oğul kızı ile beraber bulunan baba bir kızkardeş veya baba bir kızkardeşler.

Ashabu'l-ferâiz'in hisseleri ayrıldıktan sonra kalan terekeyi bunlar alırlar.

 

22.3.2.3. Bi-Nefsihi Asabenin Varis Olma Keyfiyeti

 

Bi-ğayrihi asebenin ve ma'al-ğayr asabenin varis olma keyfîyyeti önceki fasılda geçmişti.

Bi-nefsihi asabenin varis olma keyfiyetini ise aşağıda açıklı­yoruz :

Bi-nefsihi asabe (yani, kendinden dolayı asabe) dört sınıftır ve aşağıdaki sıraya göre mirasçı olurlar:

1.  Oğullar: Oğullara, oğullann oğullarına ve daha aşağıdaki­lere şâmildir.

2. Oğullar yoksa, tereke veya ondan geriye kalan kısım baba­lara geçer. Bu da baba, sahih dede ve daha yukansma şâmildir.

3. Eğer babalar  da hayatta değilse, tereke veya ondan geri kalan kışımı, kardeşlere geçer. Kardeşlere ana-baba kardeşler, ba­ba bir kardeşler, ana-baba bir kardeşin oğullan, baba bir kardeşin oğullan ve her birisinin fiirû'u dahildir.

4. Bu yönde de kimse hayatta değilse, tereke veya kalan kı­sım, amcalara geçer, ölenin kendi amcalan ile baba veya dedesinin amcaları arasında bir fark yoktur. Ancak, ölenin kendi amcalan, babasının amcalarından, babasının amcalan da dedesinin amcala-nndan takdim edilir (öne alınır). Bir mertebedeki kimseler birden fazla ise, mirasa en haklı olanları, ölüye en yakın olanlandır.

Eğer birden çok şahıslar ölüye derece ve cihet bakımından eşit iseler, onlann mirasa en haklıları, akrabalığı en kuvvetli olanlan-dır.

Eğer ölen, geride kendisine nisbetle cihet, derece ve kuvvette aynı seviyede olan eşit şahıslar bıraktıysa, miras aralannda adam başına bir hisse olarak eşit şekilde paylaştırılır.

Bu, fakihlerin dedikleri şu sözün mânâsıdır: «Bi-nefsİhi asabe-de, cihet sebebiyle takdim edilir. Eğer cihette eşitseler, derece se­bebiyle, bunda da eşit iseler, akrabalık kuvveti sebebiyle öne alı­nırlar. Derece, cihet ve kuvvette eşit iseler, eşit olarak hak sahibi olurlar ve tereke aralannda sayılarına göre eşit şekilde taksim edi­lir.»

 

22.3.2.4. Sebebi Asabe

 

Sebebi asabe, dişi veya erkek olsun, köle azad eden (mevlâ)dır. Azad eden bulunmuyor ise, miras onun erkek asabesinin olur.

 

22.4. Hacb Ve Hırmân (Mirastan Mahrumiyet)

 

22.4.1. Hacb Ve Hırmân'ın Anlamı

 

Hacb; lügatte, «men, engelleme» manasınadır. Burada ise, «mu­ayyen bir şahsın .başkasının bulunması sebebiyle, mirasın tamamı veya bir kısmından mahrum bırakılması» kastedilmektedir.

Hırmân ile ise; «muayyen bir şahsın öldürme ve benzeri mani­lerden birinin gerçekleşmesi sebebiyle mirastan mahrum bırakıl­ması» kastedilmektedir.

 

22.4.2. Hacb'in Kısımları

 

Hacib iki çeşittir:

1. Noksan hacb (Kısmen mahrumiyet).

2.  Hırmân hacb (Tamamen mahrumiyet).

 

22.4.2.1. Noksan Hacb

 

Başkasının bulunması sebebiyle varislerden birinin mirasının eksilmesidir. Beş şahsın bu sebeble hissesi azalır.

a. Koca : Çocuğun bulunması durumunda, 1/2 olan hissesi 1/4 dönerek azalır.

b. Kan : Çocuğun bulunması durumunda 1/4olan hissesi, 1/8 dönerek azalır.

c. Anne : Miras bırakanın fürû'u bulunması durumunda 1/3 olan hissesi, 1/6 ya dönerek azalır.

d. Oğlun kızı.

e.  Baba bir kız kardeş.

 

224.2.2. Hırmân Hacb

 

Bu ise; (oğlun bulunması sebebiyle, kardeşin mirastan mahrum olması gibi) başkasının bulunması sebebiyle bir şahsın mirasın ta­mamından mahrum kalmasıdır. Bu çeşite, sadece altı mirasçı da­hil olmaz. Eğer bunlar hacb olsalar, bu hacb, noksan olur, hirmân olmaz. Bu mirasçılar şunlardır :

1- 2:   Ana-baba.

3 -4:   Kız ve erkek çocuk.

5- 6:   Karı-koca.

Bunlann dışında kalan mirasçılar, hırmân hacbine dahil ola­bilirler.

Hırmân hacbi (tam mahrumiyet), iki esas üzerinde kâimdir:

1. Ölene bir şahıs sebebiyle bağlanan herkes bu şahıs var iken mirasçı olamazlar. Meselâ oğlun oğlu gibi. Çünkü bu, oğul var iken mirasçı olamaz. Annenin çocukları bunun dışındadır. Çünkü onlar, ölüye anneyle bağlanmış olmakla beraber, onunla birlikte mirasçı olurlar.

2. Yakın akrabalar, uzak olanlara takdim edilir, ölenin oğlu, kardeşinin oğlunu mirastan mahrum edebilir. Çünkü bunlann de­receleri birdir ve akrabalık kuvveti sebebiyle oğul tercih edilir. Yi­ne, ana-baba bir kadeş, baba bir kardeşi mirastan mahrum eder.

 

22.4.3. Mahrum ile Mahcûb Arasındaki Fark

 

Mahrum ile mahcûb arasındaki fark iki şeyde ortaya çıkar:

1. Mahrum, (katil gibi) mirasa asla ehil değildir. Mahcûb, bu­nun aksine mirasa ehildir, fakat mirasa kendisinden daha lâyık olan başka bir şahsın bulunması sebebiyle miras alması engellenmiştir.

2. Mahrum, başkasına  tesir etmez, onun mirasına engel ol­maz ve yokmuş gibi farzedilir.

Bir şahsın müslüman kardeşi varken kâfir oğlu tarafından öl-dürülse, bu mirasın tümü kardeşindir, oğula birşey yoktur. Mah­cûb ise, başkasına tesir eder ve ister hırmân hacbına isterse nok­san hacba uğrasın, başkasını hacbeder.

İki veya daha fazla kız kardeşler, baba ve annenin bulunmasıy­la mirasçı olmazlar. Baba ve anne varken, bunlarla beraber bulunan iki kız kardeş, babanın bulunması sebebiyle miras alamazlar. Fa­kat bunların varlığı da, annenin % olan hissesini hacbederek Yo'ya çevirip azaltır.

 

22.5. Avl  (Hisseleri Arttırmak)

 

22.5.1. Tanımı

 

Avl kelimesi lügatte arttırmak, yükseltmek demektir.

Fakihlere göre, zevi'l-erhâmın hisselerinin artması ve mirastan paylarına düşen miktarın azalmasıdır.

Rivayete göre, İslâm'da ilk defa avl, Ömer (r.a.)'a arz edilmiş­tir. O da koca ve iki kız kardeş hakkında avl ile hükmetmiştir. Be­raberinde bulunan ashaba: «Kocadan veya iki kız kardeşten baş-lansa, diğerinin hakkı kalmayacak. Bu hususta benimle istişare edin.» dedi. Abbas bin Abdülmuttalib ona avl ile hükmetmesini önerdi. Bunun «Ali» olduğu söylenmiştir. «Zeyd bin Sâbit'tir» de denmiş­tir.

 

22.5.2. Avl Meseleleri

 

1. Bir kadının geride; koca, ana-baba bir kız kardeş, ana bir kız kardeş ve anne bırakarak ölmesi: Bu meseleye «Şurayhiyye» denir. Çünkü bir koca meşhur kadı Şurayh'in kendisine yarım (Vz) hisse yerine 3/10 hisse vermesini hoş görmeyip, kabileler arasında «Şurayh bana ne yarım, ne de üçte bir verdi,» diyerek dolaşmaya

başladı. Şurayh bunu öğrenince, onu getirtip özür dileyerek ona: «Sözü aldım, avl'ı gizledim.» dedi.

2. Bir adamın geride kan, iki kız, baba ve anne bırakarak öl­mesi : Bu meseleye de «Minberi» denir. Çünkü Ali (r.a.). Küfe min­berinde iken hutbesinde: «Hak ile hükmeden Allah'a hamdolsun. Her nefis, kazandığı şeyin karşılığını görür. Dönüş onadır,» hutbe­sini okurken bu mesele ona soruldu. Hutbeyi yanda keserek: «Ka­dının sekizde bir (%) hissesi dokuzda bir C/0 olur,» diye cevap ver­di. Sonra hutbesine devam etti.

Avl konusuna dahil olan meseleler, sadece aslı (paydası) 6-12-24 olan meselelerdir.

Altı olan payda, 7'ye, 8'e, 9'a, 10'a, avl edilir. Oniki olan pay­da ise 13, 15 veya 19 dışında kalan sayılara avl edilip (yükseltilir.) Paydası 24 olan ancak 27'ye avl edilir. Aslı (paydası) 2-3-4-8 olan meseleler ise avl konusuna girmeyen meselelerdir.

Mısır Miras Kanunu 15. maddede avl'i almış ve onu şöyle vazetmiştir : «Ferâiz ashabının paylan, terekeden fazla olduğu za­man, miras aralarında paylan oranında taksim edilir.»

 

22.5.3. Avl Meselelerin Hal Yolu

 

Meselenin aslı (yani paydası) bulunur. Ferâiz sahiplerinin hep­sinin paylan da ortaya konur ve paydaya hamledilir. Sonra paylan toplanır. Toplam asıl (payda) yapılır ve tereke buna göre paylaştı-nhr. Böylece, eksik kısım her mirasçıya hissesi (payı) oranında da­hil edilip, zulmedilmez. Buna koca ve ana-baba bir, iki kız kardeş örnek verilebilir. Problemin paydası; kocanın (^)'si üçe ve iki kız kardeşin (%)'ü de dörde çevrilip toplanarak yedi olarak bulunur. Bu terekenin paylaştinlacağı sayıdır. Tereke yediye bölünür. CA)'-si kocaya, (VO'si ise iki kız kardeşe verilir.

 

22.6. Red (Hisseleri Azaltmak)

 

22.6.1. Tanımı

 

Red; «iade etmek ve bozmak» mânâsına gelir.

Fakihlere göre; bununla, ashabu'l-ferâiz hisselerini aldıktan sonra, kalan kısmın, başka hak sahibi bulunmadığı durumda his­seleri nisbetinde onlara (ferâiz ashabına) dağıtılması kastedilmek­tedir.

 

22.6.2. Rükunları

 

Red ancak şu üç rüknün bulunmasıyla tahakkuk eder :

1.  Ferâiz sahibinin bulunması.

2.  Terekeden artık kalması.

3.  Asabenin bulunmaması.

 

22.63.  Âlimlerin Red Konusundaki Görüşleri

 

Red konusunda başvurulacak bir nass bulunmamaktadır. Bu yüzden âlimler bu konuda ihtilâf etmişlerdir. Kimisi[1], ferâiz as­habından birine reddin bulunmadığı görüşündedirler. Ferâiz asha­bı hisselerini aldıktan sonra kalan kısım asabe yoksa beytü'l-mal'in olur.

Kimi de [2]; «Karı-koca da dahil olmak üzere bütün ashabı fe­râiz hisselerine göre red yoluyla terekeden mal alır,» demişlerdir.

Bazıları ise «kan-koca, baba ve dede dışında kalan bütün ashabı ferâiz, red yoluyla mal alır,» demiştir. Red aşağıdaki sekiz sı­nıfa sırasıyla verilir:

1.  Kız.

2.  Oğlun kızı.

3.  Ana-baba bir kız kardeş.

4.  Baba bir kız kardeş.

5.  Anne.

6.  Nene.

7.  Ana bir erkek kardeş.

8.  Ana bir kız kardeş.

Bu, tercih edilen görüştür. Ömer, Ali, sahabe ve tabiînin cum­hurunun mezhebi budur. Ayrıca Ebû Hanîfe ve Ahmed'in de mez­hebidir. Şafii ve bazı Malikilere göre beytü'l-mâl'm bozulması du­rumunda dayanılacak görüş de budur.

Bunlar şöyle demişlerdir: Karı-kocaya red yapılmaz. Çünkü redde, ancak rahim sebebiyle hak kazanılır. Bunlarda ise evlilik se­bebiyle rahim yoktur. Baba ve dedeye de «red» yapılmaz. Çünkü red ancak asabenin bulunmadığı durumda olur. Baba ve dede ise asabidendir. Bunlar, kalanı asabe olmaları sebebiyle alırlar, red yoluyla değil.

Mısır kanunu, bir mesele dışında bu görüşü almıştır. O konuda ise Osman'ın (r.a.) görüşünü benimsemiştir. Ve kan kocadan biri öldüğü zaman, başka mirasçı bırakmamış, geride kalan kan-koca-dan birine red ile hükmetmiştir. Hayatta kalan koca terekenin ta­mamını red ve ferâiz yoluyla alır. Kanundaki kan-kocadan birine red yapılması zevil-erhâm'dan sonradır. Kanunda bu 30. madde olarak şöyle vazedilmiştir:

«Ferâiz ashabının hisseleri (paylan) terekenin tamamını kap­samadığı zaman, neseb yoluyla asabe yoksa kalan, kan-koca dışın­da diğer ashabu'l-ferâize hisseleri oranında «red» edilir. Neseb yo­luyla asabetü'n-nesebiyye veya ferâiz-i nesebiyyeden biri ya da zevi'l-erham'dan biri bulunmadığı zaman, terekenin kalanı, kan-kocadan geride kalana «red» edilir.

 

22. 6.4. Red Meselelerinin Hal Yolu

 

Ferâiz ashabıyla beraber, kendisine red yapılmayan kan-koca­dan biri bulunduğu zaman, bu terekenin paydasından hissesini alır. Hissesinden kalan ise, eğer aynı sınıftan iseler, adam başı hesabına göre ferâiz ashabının olur. Bunların (tek kız gibi) bir kişi veya (üç kız gibi) birden fazla olmaları aynıdır. Eğer (kız ve anne gibi) bir­den fazla sınıf iseler, kalanı ferâiz hisselerine göre paylaşırlar, on­lara bu hisseleri oranında «red» yapılır.

Ferâiz ashabıyla beraber, kan-kocadan biri, bulunmadığı zaman İse, onların hisseleri ayrıldıktan sonra terekeden geri kalan kısım, eğer aynı sınıftan iseler —ister tek kişi ister birden fazla olsunlar— bunlara adam başına göre 'red' edilir. Eğer birden fazla sınıftan ise­ler, kalan kısım, hisseleri oranına göre 'red' edilir. Böylece her ferâ­iz sahibine ferâiz nisbetine göre ilâve yapılmış ve tümü hem hisse­sini hem de reddi almış olur.

 

22.7. Zevi'l-Erhâm'ın Miras Hakkı

 

Zevi'l-Erhâm, «ferâiz ashabı» ve «asabe» dışında kalan tüm ak­rabalardır.

Fakihler bunlann mirasçı olmalarında ihtilâf etmişlerdir.

Malik ve Şafii, mirasçı olmadıklarını, malın beytü'l-mâl'e ka­lacağını söylemiştir. Bu, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Zeyd, Zühri, Evzâî ve Davud'un da görüşüdür. Ebû Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel onlann mirasçı olduğu görüşündedir. Bu görüş, Ali, îbn Abbas ve tbn Mes'ûd'dan da nakledilmiştir. Bu durum, ferâiz ashabı ve asa-

be bulunmadığında böyledir. Sa'îd bin Müseyyeb'den; «Dayının kızla birlikte mirasçı olacağı» nakledilmiştir.

Mısır kanunu bu görüşü almıştır. 31'den 38'inci maddeye ka­dar olan kısımda aşağıda açıklandığı şekilde bunların mirasçı ol­ma keyfiyetleri belirtilmiştir.

Madde : 31:

«Neseb yoluyla asabeden kimse bulunmadığı zaman, nesebi fe-râiz sahipleri de yoksa, tereke veya terekeden kalan kısım, zevil-er-hâm'in olur.

«Zevi'I-Erhâm, aşağıdaki sıraya göre birbirlerine göre önceliği olan dört sınıfa ayrılır :

1. Sınıf:

«Kızın çocukları (ve aşağısı, kızın çocuğunun çocuğu vs.) ve oğlunun kızlarının çocukları (ve aşağısı; oğlun kızının çocuğunun çocukları vs.)

2. Sınıf:

«Sahih olmayan dede (ve daha yukarısı, sahih olmayan dedenin babası vs.) sahih olmayan nene (ve yukarısı, gayr-i sahih nenenin an­nesi vs.).

3. Sınıf:

«Ana bir kız kardeşlerin kızları ile onların çocukları (ve bun­ların aşağısı) ana-baba bir kız kardeşlerin çocukları ya da baba ve­ya anne bir kız kardeşlerin çocuklar( ve bunların aşağısı). Ana-baba bir ya da sırf ana veya baba bir erkek kardeşlerin kızları ile onla­rın çocukları (ve daha aşağısı). Ana-baba bir ya da sırf baba bir er­kek kardeşlerin oğullarının kızlar ( ve daha aşağısı) ve bu kızların çocuklar (ve daha aşağısı).

4. Sınıf:

«Aşağıdaki sıraya göre birbirlerine öncelikleri olan altı tabakayı içerir:

«1. ölenin ana bir amcaları ve halaları; ana-baba bir, sırf an­ne veya baba bir dayı ve teyzeleri.

«2. Birinci maddede adı geçen kimselerin çocukları ve daha aşağısı, ölünün ana-baba bir veya sırf baba bir amcalarının kızları. Bunların oğullarının kızları (ve daha aşağısı). Adı geçen kimselerin çocuklar (ve daha aşağısı).

«3. ölenin, babasının ana bir amcaları. Ana-baba bir ya da sırf ana veya baba bir dayı, teyze ve halaları. Ölünün annesinin anv çalan, ana-baba bir ya da sırf ana veya baba bir halalar, dayıları ve teyzeleri.

«4. Üçüncü tabakada adı geçen kimselerin çocuklan (ve da­ha aşağısı, çocuklarının çocuklar vs.). Ölenin babasının ana-baba bir veya baba bir amcalarının kızlar, kızlarının kızlar, (ve daha aşağısı). Adı geçenlerin evlâdan (ve daha aşağısı).

«5. ölenin babasının babasının (dedesinin) ana bir amcalan, ölenin annesinin babasının amcalar. Bu dedelerinin ana-baba bir ya da sırf ana veya baba bir halalar, dayılar ve teyzeleri.

«ölenin annesinin ve babaannesinin ana-baba bir ya da sırf ana veya baba bir amcalar, halalar, dayılar ve teyzeleri.

«6. Beşinci tabakada adı geçen kimsenin çocuklan (ve daha aşağısı).

«Ölenin babasının babasının amcalannm, ana-baba bir veya ba­ba bir kızlan, kizlannın kızlan (ve daha aşağısı). Adı geçenlerin er­kek çocukları, (ve daha aşağısı).»

Madde: 32:

«Birinci sınıfta olan zevi'l-erhâm'm Ölüye derece bakımından en yakın olanlan, mirasa en lâyık olanlardır. Eğer derece bakımından eşit iseler ferâiz sahibinin çocuğu, zevi'l-erhâm'm çocuğundan mira­sa daha lâyıktır. Derecede eşitseler ve aralannda bir ferâiz sahibi­nin çocuğu bulunmuyorsa. Veya hepsi bir ferâiz sahibinin çocuklan iseler, mirasa iştirak ederler.»

Madde : 33 :

«îkinci sınıfta olan, zevi'l-erhâm'm ölüye derece bakımından en yakın olanları mirasa en lâyık olanlarıdır. Eğer derecede eşit­seler, ferâiz sahibinden doğanlara öncelik tanınır. Eğer derecede eşitseler ve aralarında ferâiz sahibinden doğan yoksa veya hepsi ferâiz sahibinden doğmuşlarsa, akrabalık hususunda eşit oldukları için, mirasta ortak olurlar. Akrabalık hususunda farklı iseler, baba­dan akrabalara üçte iki, anneden akrabalara ise üçte bir verilir.»

Madde : 34:

«Üçüncü sınıfta bulunan zevi'l-erhâm'm, derece bakımından Ölüye en yakın olanlan, mirasa en lâyık olanlarıdır. Eğer derecede eşitseler ve aralannda asabe çocuğu varsa, bu zevi'l-erhâm'm çocu­ğundan mirasa daha lâyıktır. Aksi takdirde ölüye akrabalığı en kuv­vetli olana öncelik verilir. Ana-babanın usulü olanlar, sırf babanın usulünden daha evlâdırlar. Babanın usulü ise mirasçı annenin usu­lünden daha lâyıktır. Derece ve akrabalık kuvvetinde eşitseler, mi-rasda ortak olurlar.»

Madde : 35 :

«Madde 31'de açıklanan dördüncü sınıfın birinci tabakasında sırf babanın fırkası (ki bunlar ölünün ana bir amcalar ve halalardır) veya sırf ananın fırkası (ki bunlar da onun dayıları ve teyzele­ridir) tek başına bulunuyorsa, akrabalıkta yakın olana öncelik ta­nınır, Ana-baba bir olanlar, baba bir olanlara takdim edilir. Baba bir olanlar, mirasçı olmaya, ana bir olanlardan daha lâyıktır. Eğer akrabalıkta eşitseler, mirastan pay almada ortak olurlar, tki fır­kanın beraber bulunması durumunda babanın fırkası üçte ikiyi (2/3), annenin fırkası ise üçte biri (1/3) alırlar. Her fırkanın payı, geç­tiği şekilde taksim edilir. Geçen iki fırkanın hükümleri, üçüncü ve beşinci tabakalara da uygulanır.»

Madde : 36:

«îkinci tabakada eğer akrabalık bağlan farklı ise, derece bakı­mından daha yakın olanlar, daha uzak olanlara takdim edilir. De­receleri eşit ve akrabalık bağlarında bir olmaları durumunda, eğer asabe çocuklan veya zevi'l-erhâm çocukları iseler, yakınlıkta daha kuvvetli olanlara öncelik verilir. Eğer her iki gruptan da bulunu­yorsa, asabe çocuklar zevi'l-erhâm çocuklarına takdim edilir. Ak­rabalık bağında farklı olmaları durumunda ise, baba tarafından akrabalara üçte iki (2/3), ana tarafından da akrabalara üçte bir (1/3) verilir. Her fırkanın payı geçen yolla taksim edilir. Geçen iki fır­kanın hükümleri dördüncü ve altıncı tabakalara da uygulanır.»

Madde: 37:

a Zevi'l-erhâm 'dan olan mirasçılar hakkında akrabalık bağla­rında farklılık olmadıkça (hem babadan hem de anadan akraba olmaları sebebiyle) yakınlık yönündeki farklılaşmaya itibar edil­mez.»

Madde: 38:

«Zevi'l-erhâm'in mirasçı olmasında, erkeğe iki dişinin hissesi verilir.» (Tereke ikili, birli paylaştırılır).

 

22.8. Haml (Cenin) İn Miras Hakkı

 

22.8.1. Tanımı:

 

Hami, karında taşınan çocuk (cenin)dir. Biz burada miras ve hami müddeti konusunda ondan bahsedeceğiz.

 

22.8.2. Mirastaki Hükmü

 

Hami, ya annesinden ayrılmış olur, ya da onun karnında bulu­nur, îki durumda da onun aşağıda belirttiğimiz hükümleri vardır :

 

22.8.3. Annesinden Ayrıldığı Zaman (Hami) Bebek

 

Annesinden ayrılan bebek, ya diri olarak veya ölü olarak doğar. Eğer ölü olarak doğmuşsa ya cinayet olmaksızın ve annesine bir saldırı yapılmadığı halde veya ona yapılan bir tecavüz sonucu doğ­muştur. Eğer diri olarak doğduysa, başkasına mirasçı olur, başkası da ona mirasçı olur. Çünkü Ebû Hüreyre'nİn nakline göre, Nebî aley-hisselâm şöyle buyurmuştur : «Yeni doğan çocuk bağırırsa, mirasçı

Burada bağırmayla, doğanın hayatta olduğu ortaya çıkınca mi­rasçı olacağı kastedilmektedir. Diri doğmuş olmanın alâmeti, ses, teneffüs, aksırma ve benzeri hareketlerdir. Bu, Sevrî, Evzâî, Şâfiî ve Ebû Hanîfe'nİn ashabının görüşüdür.

Eğer annesine bir saldın olmadığı halde, ölü olarak doğarsa, ittifakla hem mirasçı olmaz, hem de ona mirasçı olunmaz.

Eğer anasına saldın sebebiyle ölü doğmuşsa bu durumda, o, Hanefilere göre, hem mirasçı olur, hem de ona mirasçı olunur.

Şâfiîler, Hanbelîler ve Mâlik'e göre ise : Hiçbir şeyi miras olarak almaz. Sadece, Öldürme diyetinin 1/20'si olan tazminat (gurre)ye mâlik olur. Bundan başka bir şeyi de miras bırakamaz. Şekil­lenmiş olan her çocuktan geriye miras olarak bu kalır.»

Leys bin Sa'd ve Rebi'a bin Abdurrahman : «Cenin anasına sal­dın sebebiyle ölü olarak doğarsa ne mirasçı olur, ne de miras bıra­kır. Ancak annesi gurresini alır ve bu gurre ona mahsustur. Çün­kü cinayet kendisinden bir parça olan cenine yapılmıştır. Cinayet ona yapıldığı zaman, kendisi tekti ve cenin sırf onun bir parçasıy­dı.» görüşündedirler. Mısır Miras Kanunu bu görüşü almıştır.

 

22.8.4. Anasının Kanunda Bulunan Hami (Cenin)

 

Anasının karnında bulunan cenin, mirasçı olmadığında veya başkası sebebiyle mahcûb (mirası engellenmiş) bulunduğunda ona terekeden hiç bir şey ayrılmaz.

Bir şahıs, kan, baba ve babasından başka bir kocadan hamile olan anne bıraktığı zaman, bu hami (cenin), mirasçı değildir. Çün­kü o, ya ana bir kız kardeş veya ana bir erkek kardeş olacaktır. Ana bir kardeş ise, varisin «usûlü» ile beraber (ki burada o babadır) bulunduğu zaman mirasçı olamaz.

2. Haml (cenin) ile beraber «usûl»den olan veya mirasına en­gel olacak bir varis bulunmadığından, doğduğunda mirasçı olması için terekenin tamamı ona aynlır.

Onunla birlikte, onu hacbetmeyen varisler bulunduğunda ve hepsi kendilerine pay verilmediği halde susarak veya onu taleb et­meyerek zımnen ya da alenen buna razı olurlarsa, yine tereke bekle­tilir.

3. Bütün varislerin payı, hamlin cinsiyeti sebebiyle değişmi­yorsa, onlara tam hisseleri verilir, kalan ise bekletilir. Meselâ ölen kişi bir nine ve hamile bir kadın bıraktığı zaman, nineye hissesi olan Vs değiştirilmeden verilir. Hami olan çocuk ister erkek olsun, ister dişi aynıdır.

4. Haml'in, bir durumunda miras hakkı düşen, başka bir du­rumunda ise düşmeyen varise, hak kazanıp kazanmadığında şüphe bulunduğu için, birşey verilmez. Kim ölür ve geride hamile kan ve erkek kardeş bırakırsa, haml'in (ceninin) erkek olması muhtemel olduğu için erkek kardeşine, birşey verilmez. Bu cumhurun mez­hebidir.

5. Haml'in erkek veya dişi olması sebebiyle hissesi değişen ferâiz ashabına bu iki hissenin az olanı verilir ve iki hissenin çok olanı hami doğana kadar bekletilir. Eğer hami diri olarak doğarsa ve ferâiz ashabı daha çok olan hisseyi almaya hak kazanırsa, hisse­sinin eksiği tamamlanır. Eğer buna hak kazanmaz da daha az olan hisseyi almaya hak kazanırsa, onu zaten almıştır. Kalan (ayrılan pay) ise terekeye iade edilir. Eğer hami ölü olarak doğarsa hiçbir şeye hak kazanmaz ve terekenin tamamı hami (ölü doğan ceninVe itibar edilmeden varislere dağıtılır.

 

22.8.5.   Haml'in En Az ve En Çok Süresi

 

Ceninin ana rahminde bulunma ve diri olarak doğma süresi­nin en azı, Allah Teâlâ'nın : «Onun hamli ve emzirilmesi otuz aydır,» (Ahkâf: 15) ayeti ile «Onun emzirilmesi İki senedir» (Lokman : 14) ayeti gereğince, altı aydır. Emme süresi iki sene olunca, hami için geriye altı ay kalır.

Bu fakihlerin cumhurunun mezhebidir. Hanefîlerden Kemâl bin Hümâm şöyle demiştir: «Hami süresi altı aydan daha fazladır. Çünkü geçen uzun zaman içerisinde bir çocuğun altı ayda doğduğu işitilmemiş tir.»

Bazı Hanbeliler de; «Haml'in en az müddeti dokuz aydır» de­miştir.

Mısır Miras Kanunu, cumhurun görüşüne aykırı olarak bazı Hanbelîlerin ve şer'iyye tabiblerinin görüşünü almıştır:   «Haml'in en az müddeti, 9 hilali aydır. (Yani 270 gündür). Çünkü bunda it­tifak edilmiştir ve genellikle de böyle olur.»

Haml'in en az müddetinde ayrılığa düşüldüğü gibi onun en çok müddetinde de ihtilâf edilmiştir. Bazıları; «Bu iki senedir» de­miş, bir kısmı, «9 aydır» demiş, bazıları ise «bir hilâli senedir (yani 354 gün),» demişlerdir. Mısır Kanunu, şer'î tabiblerin görüşlerini almıştır. Bunlar en uzun hami müddetinin bir şemsi sene (yani 365) gün olduğunu söylemişlerdir. Nesebin sükûtunda, mirasta, vakfda ve vasiyyette buna i'tibar edilir.

Mısır kanunu, Hanefî mezhebinin de fetvası olan Ebû Yusuf'un, hamide hissenin çok olanının bekletilmesi hakkındaki görüşünü al­mış, diri doğan her çocuğun mirasa hak kazanmasında şart olanlar hususnda ise üç imamın görüşünü almıştır.

Yine, vefat tarihi veya ana-babasının ayrılması sonrasındaki bir sene içerisinde doğmazsa mirasçı olmadığına dair, Muhammed bin Hakem'in görüşünü almıştır.

Madde 42, 43, 44, aşağıdaki şekilde vaz'edilmiştir : Madde : 42:

«Ölenin terekesinden haml'in erkek veya dişi olmasına göre de­ğişen iki hisseden en çok olanı bekletilir.»

Madde: 43 :

«Koca, geride bir kan veya başladığı halde iddet bekleyen bir kan bırakarak vefat ettiği zaman, karısının hamli vefat veya ayrıl­ma tarihlerinden en çok 365 gün sonra diri olarak doğmadıkça mi­rasçı olamaz. Hami, babasına ancak aşağıdaki iki durumda mirasçı olur.

«1. Annesi, ölüm veya aynlma sırasında iddet halinde ise ve miras bırakan, onun iddeti sırasında ölmüşse, ölüm veya aynlma tarihinden en çok 365 gün sonra diri olarak doğması durumunda.

«2. Vefat tarihinde kansı temiz haldeyse, miras bırakanın ve­fatı tarihinden en çok 290 gün sonra diri olarak doğması halinde.»

Madde: 44:

«Hami için bekletilen hisse, kazandığı hakdan daha az ise, ka­lan için varislerden hissesine katılan kimseye başvurulur. (Eksik olan kısım, onun aldığı fazla hisse ile karşılanır.) Hami için bekle­tilen hisse, kazandığı haktan fazla ise, bu ziyade, varislerden ona hak kazanan kimseye iade edilir.»

 

22.9. Mefkûd (Kayıp)'Un Miras Payı

 

22.9.1. Tanım:

 

Mefkud; bir şahıs, kaybolup kendisinden haber alınamayınca ve yeri bilinmeyip hayatta mı ölü mü olduğu öğren ilemeyince, ka­dı öldüğüne hükmeder. Bu şahsa «mefkûd» denir.

Hakimin hükmü, ya adil şahidler gibi bir delile dayanıp veya tam delil olmayan (uzun süre geçmesi gibi) emarelere dayanır.

İlk durumda, öldüğüne dair delil getirildiği vakit, öldüğü sa­bit ve kesin olur. İkinci durumda ise, hakim uzun müddet geçme­si sebebiyle mefkud'un Ölümüne hükmeder. O, hayatta olması muh­temel olduğu için «hükmen ölü» sayılır.

 

22.9.2. Mefkud'un Ölümüne Hükmedilmesi İçin Geçecek Süre:

 

Fakihler, kayıbın ölümüne hükmedilecek süre hakkında ihti­lâf etmişlerdir. Mâlik'den; «İbn Ömer; 'Kocasını kaybetmiş ve ne­rede olduğunu bilmeyen kadın, dört sene bekler. Sonra dört ay id-det bekler. Sonra da boşanmış olur,1 dediği için bu sürenin «dört sene» olduğu nakledilmiştir.» (Hadisi Buhari ve Şafii kaydetmiştir.)

Ebû Hanîfe, Şafii ve Mâlik'den meşhur rivayete göre, müddet sınırlaması yapılmaz. Aksine bu her asırda kadının içtihadına bı­rakılmıştır. Muğnî yazan, zann-ı galip bulunmayan mefkûd hakkın­daki iki rivayetten biri hakkında şöyle demektedir: «öldüğü yakınen bilinmedikçe veya yaşıtlarının artık yaşamadığı kadar bir müa-det geçmedikçe ne malı taksim edilir, ne de karısıyla evlenilir. Bu hakimin içtihadına bırakılmıştır. Şafii ve Muhammed bin Hasan'ın görüşü budur. Mâlik, Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'dan nakledilen meş­hur rivayet de budur. Çünkü aslolan onun hayatta olmasıdır. Tak­dir ancak nass (tevkif) ile yapılabilir. Bu konuda ise nass yoktur. Bu yüzden beklemek vaciptir.

İmam Ahmed bin Hanbel «Eğer kaybolmasında helak olduğu ağır basıyorsa, onu iyice araştırdıktan sonra, dört sene geçmesi se­bebiyle ölümüne hükmedilir. Çünkü zann-ı galip, onun helak oldu­ğudur. Eğer yaşıtlarının artık yaşamadığı kadar bir müddet geçer­se, buna rağmen onun hayatta olduğu galiben zannedilir ise, işi ha­kime götürülür, hakim de kendi görüşüne göre geçen müddet son­rasında ve diri mi yoksa ölümü olduğuna dair, gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacak mümkün olan bütün yollan kullanarak onu araş­tırdıktan sonra öldüğüne hükmeder,» görüşündedir.

Mısır Kanunu, mefkudun dört sene geçmesi ve helak olduğu kuvvetle zannedilmesi durumunda İmam Ahmed bin Hanbel'in gö­rüşünü almıştır. Diğer durumlarda ise, işin kadıya götürülmesi hakkındaki görüşü almıştır.

Konu 1929 tarihli 21. maddenin 15. fıkrasında şöyle vaz edilmiş­tir :

Kaybolduğu tarihten sonra dört sene geçmiş ve öldüğü kuv­vetle zannedilen mefkudun ölümüne hükmedilir. Diğer tüm haller­de ise, geçmesi sonrasında mefkudun ölümüne hükmedilecek müd­deti tayin için kadıya başvurulur. Mefkudun hayatta olup olmadı­ğını bilmek için mümkün olan bütün yollan araştırdıktan sonra, onun öldüğüne hükmedilir.

 

22.9. 3. Mirası

 

Mefkud'un mirasta iki durumu vardır :

Ya mirasçı olur, ya da miras bırakır. Miras bıraktığı zaman, öl­düğü tahakkuk etmedikçe veya kadı öldüğüne dair hüküm verme­dikçe malı varisleri arasında paylaştırılmaz, mülkünde bırakılır. Eğer diri olduğu ortaya çıkarsa, malım alır. öldüğü tahakkuk etti­ği veya kadı öldüğüne hükmettiği zaman, malı varislerinin olur. Bundan Önce ölen veya bundan sonra, mirasına mani olan şeyin or­tadan kalkması sebebiyle onu yeni mirasçı olan kimse, mirastan hisse alamaz. Bu öldüğüne dair hüküm, geçmişe bağlandığı zaman böyledir. Öldüğüne dair hükmün dayandırıldığı vakitte mirasçı olan kimse, terekeden miras payını alır.

Başkasına varis olması durumunda, miras bırakanın terekesin­deki hissesi, onun için aynlır. Öldüğüne dair hükümden sonra, bek­letilen hissesi, mirasçının varislerine iade edilir.

Mısır kanunu bu hükmü almıştır. 45. madde, şöyle vazedilmiş­tir :

«Mevkufun miras bırakanın terekesindeki hissesi, durum be-lirginleşinceye değin bekletilir. Diri olduğu ortaya çıkarsa, hissesi­ni alır. öldüğüne hükmedilir ise, mirasçının öldüğü sırada ona hak kazanan varislere iade edilir, öldüğüne dair hüküm verildikten sonra, hayatta olduğu ortaya çıkarsa, hissesinden kalan kısmı, va­rislerin elinden alınır.»

 

22.10. Hunsa, Mürted, Veled-Π Zina Ve İbnî'l-Müla'ane'nin Durumu

 

22.10.1. Hünsâ'nın Tanımı

 

Hünsâ; durumu kanşık olan ve erkek mi, dişi mi olduğu bi­linmeyen şahıstır. Böylesi kişilerin ya hem dişi hem erkek organı vardır veya her ikisi de yoktur.

 

22.10.2. Hünsâ Nasıl Mirasçı Olur?

 

Eğer erkek olduğu ortaya çıkarsa, erkek mirasçı olarak miras­tan pay alır. Eğer dişi olduğu belirginleşirse, dişinin mirasını alır.

Erkek ve dişilik alâmetlerinin her ikisi de ortaya çıkarsa, bu­luğ çağından Önce ne olduğu bevliyle tanınır. Eğer erkeklere mah­sus organla işiyorsa, erkektir. Eğer kadınlara mahsus organla işi' yorsa, dişidir. Eğer her ikisinden de işiyorsa, hüküm en önce ola­na verilir. Buluğdan sonra ise eğer sakallan çıkar veya kadınlarla cinsi ilişki kurar ya da erkekler gibi ihtilâm olursa, erkektir. Eğer kadınlar gibi memeleri çıkar veya sütü gelir ya da hayz olur veya hamile kalırsa dişidir.

Her iki halden birinde bulunuyorsa buna «gayri müşkil hünsâ» denir. Erkek mi yoksa dişi mi olduğu, alâmetlerden hiç birinin orta­ya çıkmaması veya her ikisinin de ortaya çıkıp, birbirinden aynştı-rılamaması sebebiyle tamnanuyorsa, bu «müşkil hünsâ»dır.

Âlimler mirastaki hüküm hususunda İhtilâf etmişlerdir. Ebû Hanife, şöyle demiştir: Önce onun erkek olduğu farzedilir. Sonra da dişi olduğu varsayılır. Daha sonra iki halin dengiyle hükmedilir, Eğer birinde mirasçı oluyor, diğer değerlendirmeye göre mirasçı ol­muyorsa, ona bir şey verilmez. Eğer iki ihtimalde de varis oluyor ve hissesi değişik oluyorsa, iki hissenin az olanı ona verilir. «Mâlik, Ebû Yusuf ve İmamiyye Şîâsı şöyle demiştir : «Erkek ve dişinin his­selerinin ortasında bir hisse alır.»

Ahmed de şöyle demiştir: «Eğer durumunun belirginleşeceği umuluyorsa bütün varisler mirastan en az payı alırlar. Kalan bek letilir. Eğer durumunun belirginleşmesi umulmuyorsa erkek ve di­şi hisselerinin ortasını alır.» Bu son görüş tercih edilir. Fakat Mı­sır Kanunu Ebû Hanife'nin görüşünü almıştır.

Madde 46 şöyledir: «Erkek mi yoksa dişi mi olduğu bilinme­yen müşkil hünsâ iki hissenin en azmi alır. Terekeden geri kalan kısmı ise, diğer varislere verilir.»

 

22.103. Mürtedin Mirası

 

Mürted, kimseye varis olmaz. Ona mirasçı da olunmaz. Bıraktı­ğı mal, müslümanların beytü'l-mâl'inin olur. Bu Şafii, Mâlik ve Ah­med bîn Hanbel'in meşhur görüşüdür. Hanefîler ise şöyle demiştir : Irtidad etmeden Önce kazandıklarına müslüman akrabaları varis olur. îrtidat ettikten sonra kazandıkları ise, beytü'l-mâl'indir.» (Hadler konusunda bu konuda geniş açıklama geçmiştir.)

 

22.10.4. Veled-İ Zina Ve İbnil-Mülâ'ane'nin Durumu

 

Veled-i zina, şer'i kocadan başkasından olan çocuktur. La'net-leşmiş kan kocanın çocuğu (Ibnü'l-Mülâ'ane) ise, şer'i kocanm ken­disine nisbetini kabul etmediği çocuktur.

Müslümanlar, Veled-i zina ve îbnü'l-mülâ'ane ile babalan ara­sında, şer'i nesebin olumsuzlanması (inkân) sebebiyle miras işle­meyeceğinde icma etmiştir. Ancak onlarla anneleri birbirleriyle mi­rasçı olurlar.

İbn Ömer (r.a.)'den rivayete göre; «Nebî aleyhisselâm'ın za­manında bir adam kansına zina isnad etti. Onunla lânetleşti ve onun çocuğunun kendisiyle İlişkisi olmadığını iddia etti. Allah Rasûlü aleyhisselâm aralarını ayırdı ve çocuğun kadına ait olduğuna hük­metti.» (Hadisi Buhari ve Ebû Dâvûd kaydetmiştir). Bir lâfızda : «Allah Rasûlü İbnü'l-mülâ'anenin mirasının annesinin olduğuna ve onun Ölümünden sonra da ona varis olduğuna hükmetti.»

Miras kanununun 47. maddesi şöyle vaz edilmiştir :

«Veled-i zina ve veled-i mülâ'ane annesine ve onun akrabaları­na mirasçı olurlar, annesi ve annesinin akrabalan da ona mirasçı

olurlar.»

 

22.11. Teharüc

 

22.11.1. Tanımı

 

«Varislerin .içlerinden birinin mirastaki payını terfcetmesi ve­ya verilecek muayyen bir şey karşılığında payından vazgeçmesi hu­susunda anlaşmalan»dır. Tehârüc, birinin, vereceği bir meblâğa karşılık, diğerinin hissesine sahip olması şeklinde varislerden ikisi arasında yapılır.

 

22.112. Hükmü

 

Tehârüc, karşılıklı rıza ile olduğu zaman caizdir. Abdurrahman bin Avf ölüm hastalığında iken karısı Temadır binti'1-Esba' el-Kelbiyye'yi boşadı. Sonra kadın iddet beklerken öldü. Osman (r.a.) di­ğer üç karısıyla beraber onu da mirasçı saydı. Sekizde birin dörtte birine karşılık, seksen üç bin dirhemde anlaştılar. (Bunun dinar ol­duğu da söylenmiştir.)

Mısır Miras -Kanunu'nun 48. maddesi, şöyle vaz edilmiştir: «Tehârüc, mirasçıların aralarından birinin ma'lum bir şey kar­şılığında, hissesinden vazgeçmesi hususunda sulh etmeleridir. Va­rislerden biri, varis olmayan bir başkasıyla tehârüc yaptığı zaman, bu şahıs onun hissesine hak kazanır ve terekedeki payı ona helâl olur. Varislerden biri, diğer varislerin hepsiyle tehârüc yaptığı za­man, ona terekeden bir şey verilmezse, onun hissesi diğer mirasçı­lar arasında terekedeki paylan nisbetiyle paylaştırılır. Eğer ona ken­di mallarından vermişler ve tehârüc akdinde çıkanın hissesini pay­laştırma yolu gösterîlmemişse, hissesi aralarında eşit seviyede pay­laştırılır.»

 

22.11.3. Mirasçılar Dışındaki Hak Sahipleri

 

Miras Kanunu'nun 4. maddesi şöyle va'z edilmiştir:

«Varisler bulunmadığı zaman, tereke şu sıraya göre dağıtılır:

«Birincisi: Mukarra leh bi nesebi'I-gayr olan kimse, terekeye hak kazanır.

«İkincisi: Terekenin üçte bîrden fazlası kendisine vasiyyet edi­len kimse.

«Bunlardan hiçbiri bulunmadığı zaman, tereke veya kalan kı­sım genel hazineye kalır.»

«Bunun anlamı şudur: Kişi öldüğü zaman, varisleri yoksa, te­rekeye üç şey hak kazanır:

«1. Mukarra leh bin-nesebi ale'I-gayr.

«2. Üçte birden fazla vasiyyet edilen kimse.

«3. Beytü'1-mâl (genel hazine).»

«Bu üç hak sahibinden aşağıda bahsedeceğiz :

 

22.3.11.1. Mukarra Leh Bin-Neseb Ale'l-Gayr

 

Mısır'da yürürlükte olan Kanun şöyledir; «Ölen, başkasının kendi nesebinden olduğunu ikrar ettiği zaman, lehine ikrarda bulunulan kimse, nesebi meçhul ise ve ikrar eden ikrarından dönmezse, terekeye hak kazanır. Bu durumda lehine ikrarda bulunulan kimse­nin, ikrar edenin ölümü veya hükmen ölü sayılması sırasında ha­yatta olması şarttır. Ayrıca mirasa manî bir şeyin de bulunmaması gerekir.»

Bu açıklamanın ardından şöyle denilmektedir : «Lehine ikrarda bulunulan kimse, varis değildir. Çünkü varis­likte nesebin sübûtu gözetilir. Bu durumda ise tek kişinin ikran se­bebiyle neseb sabit olmamıştır. Ancak fakihler bazı durumlarda ona varis hükmünü işletirler. Meselâ; o, üçte birden fazla vasiyet ya­pılan kimseye takdim edilir. O, miras bırakanın mülkünde halef gibi değerlendirilir. Onun, miras engelleri scebebiyle mirastan mah­rum bırakılan kimse gibi bir kusuru bulunmaktadır. Hakiki ve va­ki olması tercih edilerek, mirasçı olmaksızın terekeye müstehak sa­yılması da maslahata uygun bulunmuştur.»

 

22.3.11.2. Üçte Birden Fazla Vasiyet Yapılan Kimse

 

Ölen, varisi bulunmadan ve nesebini ikrar ettiği (mukarra leh bin-neseb ala'1-gayr) de bırakmadan ölürse, vasiyyet ettiği yabancı kimsenin, terekenin tamamını veya herhangi bir parçasını alması caizdir. Çünkü, vasiyeti üçte bir ile sınırlama, varisler sebebiyledir. Burada ise onlardan hiçbiri bulunmamaktadır.

 

22.3.213. Beytü'l-Mğl

 

ölen varis; mukarra leh bi'n-neseb alâ'1-gayr ve üçte birden fazla vasiyette bulunduğu birini bırakmadan ölmüşse, mal ümme­tin genelinin maslahatlarına harcanmak üzere müslümanların bey-tü'1-mâl'ine konur.

 



[1] Zeyd b. Sabit, tabisi Urve, Zührl, Maille ve Şafii  bu görüştedir.

[2] Osman (r.a.)'ın mezhebi budur.