Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MİRASÇILARIN BİRBİRLERİNİ MİRAS DIŞI BIRAKMASI BABI - 060Miras - 4. Sayfa

MİRASÇILARIN BİRBİRLERİNİ MİRAS DIŞI BIRAKMASI  BABI 2

 

MİRASÇILARIN BİRBİRLERİNİ MİRAS DIŞI BIRAKMASI  BABI

 

(Gayrî menkul veya eşya olan bir terekenin mirasçıları, arala-nndan birini, kendisine ödedikleri bir mal karşılığında miras dışı bırakırlarsa verdikleri mal, az veya çok olsun caizdir.) Çünkü bunu satış olarak sahih kılmak mümkündür. Bu konuda, H z. Osman (Radıyallâhü anh) 'dan yapılan rivayet vardır. Şöyle ki o, Abdürrahman bin Avf (Radıyallâhü anh) 'm eşi T ü m a d ı r E 1 - E ş c a i y y e ile sekizdebir hissesi karşılığında seksen bin dinar üzerinde uzlaşmıştır. ([1]) (Şayet gümüş olan tereke karşılığında altın, veya altın olan te­reke karşılığında kendisine gümüş verirlerse bu da caizdir.) Çünkü bu, bir cinsi başka bir cinsle satmak olduğundan eşitlik aranmaz. Ancak bu, para ahş-verişi olduğundan akit meclisinde tesiim almak şarttır. Şayet terekenin bakiyesi, elinde kalan taraf, terekenin elin­de kaldığını inkâr ederse daha Önceki teslim almayla yetiniiir. Çün­kü bu teslim alma. zaminlik ifâde ettiğinden uzlaşmadaki teslim al­manın yerine geçer. Yok eğer tereke bakiyesinin eiinde kaldığını ik­rar ediyorsa teslim almayı yenilemek gerekir. Çünkü bu takdirde ilk teslim alma, eminliği ifâde ettiğinden uzlaşmadaki teslim almanın yerine geçmez.

(Eğer tereke, altın, gümüş ve diğer malların toplamından ibaret olup kendisiyle altın veya gümüş üzerinde uzlaşırlarsa kendisine ver­diklerinin bu cinse düşen hissesinden fazia olması gerekir. Böylece aldığı hissenin bir kısmı, bu cinse düşen payı, fazlalık da terekenin geri kalanındaki hakkının karşılığı olur.) Bu şekilde ribâdan sakı­nılmış olur. Altın ve gümüşteki hissesine tekâbüi eden kısmın he­men teslim ve tesellümü gerekir. Çünkü bu kısımdaki muumele, pa­ra ahş-verişidir. Uzlaşma bedelinin eşya olması hâlinde ise ribâ bu­lunmadığı için mutlak olarak caizdir. Şayet terekede hem dirhemler hem de dinarlar olur ve uzlaşma bedeli de dinar ve dirhemlerden ibaret ise nasıl olursa olsun, uzlaş­ma caizdir.- Burada satışta olduğu gibi her cins, öbür cinsin karşı­lığı olur. Ancak para ahş-verişi olduğu için hemen teslim şarttır.  (Terekede başkalanndaki alacaklar da olup bu alacakları, ken­dilerine âit olmak üzere uzlaşma dâhil ederek uzlaşanı bunların dı­şında bırakırlarsa uzlaşma bâtıldır.) Çünkü bu, borçlu olmayan uz­laşma alacaktaki hissesini temlik etmeye yol açar. (Şayet uzlaşanın alacaktaki payını kendilerinden istememek üzere borçluların alacak­tan ibra edilmelerini şart koşarlarsa uzlaşma caizdir.) Çünkü bu, borç­lulara temlik etmek üzere alacağı düşürmektir ki bu da caizdir. Ay­nı zamanda bu, uzlaşmayı caiz kılmanın bir yoludur. Bunun diğer bir yolu da, bağışlamak suretiyle uzlaşanın alacaktaki payını hemen ödemeleridir. Her iki şekilde de diğer mirasçıların zararı vardır. Bu­nun en iyi yolu, diğer mirasçıların, uzlaşana alacaktaki payı kadar borç vererek alacak dışındaki hissesi için de kendisiyle uzlaşmaları ve uzlaşanın da alacaktaki payını tahsil etmek üzere kendilerini borç­lulara havale etmesidir.

Şayet terekede alacak bulunmaz, mallar da belirsiz olduğu hal­de uzlaşma, ölçülen ve tartılan mal üzerinde ise kimisi: Ribâ ihti­mâli olduğu gerekçesiyle caiz değildir, derken kimisi ise: Caizdir. Çünkü bu, şüphenin şüphesidir, demiştir. Eğer tereke, ölçülen ve tar­tılan mala olmaz, ancak belirsiz mallar ise kimisi; Caiz değildir. Çün­kü karşılığında uzlaşma akdi yapılan şey. mal olduğundan bu satış olur, demiştir. En sahih görüşe göre ise caizdir. Çünkü karşılığında uzlaşma akdi yapılan şey, diğer mirasçıların elinde mevcut olduğun­dan muamele anlaşmazlığa yol açmaz. Eğer ölünün zimmetinde malının tamamım içine alacak kadar borç varsa ne uzlaşma ve ne de terekenin taksimi caiz değildir. Çün­kü bu durumda mirasçı terekeye mâlik olamamıştır. Borcunun, ma­lının tamamını içine almaması hâlinde de ölünün ihtiyaçlarına ön­celik verildiğinden borcunu ödemedikçe vârisler, uzlaşma akdi yap­mamalıdırlar. Şayet yaparlarsa fıkıhçılar : Caizdir, demişlerdir. Ker-h i ise, tereke taksimi bahsinde: îstihsânen caiz olmayıp kıyâsa gö­re caizdir, demiştir.[2]

 



[1] Bu ifâde ile gariptir. Abdürrezzak «Musannef»inin (Alım-satımlar) bah­sinde Amr b. Dinar'dan : «Abdurrahman b. Avf'un vârisleri onun Karısını ken­disine düşen sekizde bir hissesi karşılığında üçyüz seksen bin dirhem ile razı ettiler» diye nakletmiştir.

İbn-i Saad da Abdurrahman b. Avf'un hal tercemesinde «Abdurrahman b. Avf vefat ederken kendisinden kalan terekede büyük bir altın külçesi bulunuyor­du. Adamlar bu külçeyi baltalarla parçalarken o kadar zorluk çektiler ki elleri na-sırîaşti. Abdurrahman b. Avf 4 eş bıraktı. Bu eşlerden bîr tanesi 80 bin dirhem­le miras dışı bırakıldı» diye kaydetmiştir.Tabakat 3. Cilt birinci kısım. S. 91   Nasburraye C. 4 S. 113

[2] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 3/345-347.