Fikih - 2. Sayfa - 086Mudabara
31.6.1. Amilin Mudârabe Malım, Muâârahcyc Vermesi
31.8. Amilin Mal Sahibi Öldükten Sonra Yaptığı Tasarruf
31.9. Paylaştırma Sırasında Mal Sahibinin Hazır Bulunması Şarttır
31. BÖLÜM
MUDARABE
31.1. Tanımı
Mudârabe; «toprağa vurmak» dan alınmıştır. Ticaret için seyahat etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Allah'ın Iütfundan rızk aramak üzere yeryüzünde dolaşmakta (yardibûn) olanları...» (Müzemmil: 20))
Buna, «kırâz» da denir. Kırâz; «parça» manasına gelen «karz»dan türemiştir. Çünkü mal sahibi, onda ticaret yapılması için, malının bir parçasını ve kârının bir kısmını verir.
«Muamele» de denilir. Burada bununla; «Kân anlaştıkları orana göre aralarında paylaşmak üzere birinin diğerine ticaret yapması için para vermesi hususunda iki taraf arasında yapılan anlaşmadır.
31.2. Hükmü
Mudârabe, icma ile caizdir.
Allah Rasûlü aleyhisselam; peygamberlik gelmeden önce, Hatice ile malı hususunda mudârabe yapmış ve Şam'a seyahat etmiştir. Cahiliye döneminde mudârabe ile amel edilirdi. İslâm geldiği zaman, onu kabul etmiştir.
Hafız îbn Hacer şöyle demiştir:
«Biz mudârabe yaparız. Çünkü Nebi aleyhisselam'm döneminde" bilindiği ve Nebi aleyhisselam'm ikrar ettiği sabit olmuştur. Eğer böyle olmasaydı, elbette caiz olmazdı.» Rivayete göre:
Ömer bin Hattab (r.a.)'m oğullan Abdullah ve Ubeydullah, Irak ordusuna katılmak için çıktılar. Ömer'in valilerinden Basra emiri olan Ebû Musa el-Eş'ari'ye Tasladılar. Ebû Musa, onları hoş tutup, iyi davrandı ve: «Size faydalı olacak bir işe gücüm yetseydi, onu yapardım.» dedi. Sonra: «Evet, işte Allah'ın mallarından bir mal. Onu mü'minlerin emirine göndermek istiyorum. Size Ödünç veriyorum. Onları Irak mallarına karşılık satın alın. Sonra Medine'de satın. Sermayeyi mü'minlerin emiri-ne verin. Kâr da sizin olsun.- dedi. İkisi: «Razı olduk.» dediler Ebû Musa (r.a.) da öyle yaptı ve Ömer'e, malı ikisinden almasını yazdı. Medine'ye geldikleri zaman, onu sattılar ve kâr ettiler. Ömer (r.a.); «Ordunun yediği, size ödünç verildiği gibi ödünç veriliyor mu?» dedi. -Hayır.» dediler. Ömer (r.a.) : «Siz mü'minlerin emirinin oğullarısınız ve size ödünç verildi. Malı ve kârını ödeyin.» dedi. Abdullah sustu. Ubeydullah ise: «Ey mü'minlerin emiri! Eğer mal telef olsaydı, onu ödeyecektik.» dedi. Ömer (r.a.) yine; «Onu ödeyin.» dedi. Abdullah sustu. Ubeydullah sözünü tekrarladı. Ömer'in meclisinde oturanlardan biri: «Ey mü'minlerin emiri! Onu mudârabe saysan!» dedi. Ömer (r.a) bunu kabul etti. Sermayeyi ve kârın yansını aldı. Abdullah ve Ubeydullah da kârın diğer yansını aldılar.
31.3. Hikmeti
İslâm onu, insanlara kolaylık olsun diye meşru ve mubah kılmıştır.
İnsanların bir kasmı mala malik olur, fakat onu kâr ettirmeye kabiliyetli değildir. Kiminin de malı bulunmaz, fakat malı verimlendirmeye muktedir olur.
Şafiî, bu muameleyi her iki grubun da menfaati için caiz kılmıştır. Mal sahibi, mudârabe yapanın tecrübesinden istifade eder. Mudârabe yapan da maldan menfaatlenir. Böylece mal ve işin yardımlaşması gerçekleşir.
Allah, akidleri ancak maslahatların gerçekleşmesi ve ihtiyaçların giderilmesi için meşru kılmıştır.
31.4. Rükünleri
Mudârabenin rükünleri, akid yapmaya ehil olan her iki taraftan sadır olan «icab ve kabuldür.» Bunların muayyen lafızlar olması şart değildir. Aksine mudârabe manasım ifade eden her lafızla akid tamamlanır. Çünkü akidlerde maksad ve ma'nala-ra i'tibar edilir, lafız ve şekillere değil.
31.5. Şartları
Mudârabede aşağıdaki şartlar koşulmuştur:
1) Sermayenin nakid olması gerekir. Eğer ham altın, mücevherat veya altın ve gümüş dışında bir mal olursa sahih olmaz.
İbn Münzir şöyle demiştir: «Kendisinden bilgi hıfzettiğimiz kimeler birinin, başka birinde olan borcu üzerine mudârabe yapmasının caiz olmadığında icma etmişlerdir.»
2) Sermayenin; kendisiyle karışık bulunan ve anlaştıkları oranda aralarında paylaştıracakları kârdan ayırdedüebilmesi için, ma'lum olması gerekir.
3) Sermaye sahibi ile, çalışan arasındaki kâr oranı 1/2, 1/3, 1/4 gibi belirli olmalıdır. Çünkü Nebi aleyhisselam Hayberlileri çıkardıklarının yansı ile amil (emekçi) kılmıştır. İbn Münzir şöyle demiştir: «Kendilerinden ilim öğrendiğimiz kimseler, taraflardan biri veya her ikisi, kendisi için belirli miktarda para tayin ettiği zaman, mudârabenin iptal olacağına icma etmişlerdir.»
Bunun illeti şudur: Eğer biri için belirli bir miktar tayin edilir de, kâr sadece bu miktar kadar olursa, şart koşulan kimse kârın tamamını .almış, diğeri de birşey almamış olur. Bu, akid yapan her iki tarafın da menfaati gözetilen mudârabe akdinin amacına aykmdır.
4) Mudârabe mutlak olmalıdır. Sermaye sahibi çalışanı belirli bir şekilde veya belirli bir ticaret malıyla kayıtlayamaz. Ya da belirli bir vakitte ticaret yapmasını veya sırf kendi şahsıyla çalışmasını ve buna benzer diğer şartlan koşamaz. Çünkü ka-yıtlayıcı şartlar koşmak, çoğu kere akidle amaçlanan kârnı sağlanamamasına neden olur. Bu şartların bulunmaması gerekir. Aksi takdirde mudârabe fasid olur.
Bu Şafii ve Malik'in mezhebidir.
Ebû Hanife ve Ahmed ise, bu şartı koşmayarak şöyle demişlerdir : «Mudârabe mutlak olduğunda sahih olduğu gibi, böyle mukayed olması durumunda da caiz olur. Kayıtlı halinde, çalışanın öngörülen şartlan a-şması caiz değildir. Eğer bunları ter-kederse, tazmin eder.»
Hakim bin Hizam'dan rivayete göre; o bir adama mudârabe olarak mal verdiği zaman şu şartlan koştu : «Malımı yaş ciğere yatırma, denizde taşıma, sel vadisine indirme. Eğer bunlardan birini yapar da, (zarara uğrarsan) malımı tazmin edersin »
Müddetinin açıklanması, mudârabe şartlarından değildir. Çünkü mudârabe, herhangi bir vakitte feshi mümkün olan caiz bir akiddir.
îki müslümanın arasında da olması şart değildir. Aksine müslüman ile zımmi arasmda olması sahihtir.
31.6. Âmil, «Eminedir
Müdârabe akdi tamamlandığı ve amil Cticaret veya iş yapan) malı kabzettiği zaman, amil malda emanetçi durumunda kalır. Kasten yapması dışında, zararı tazmin etmez. Kendisinin bir kusuru olmadan mal teief olursa, ona birşey lazım gelmez. Malın zayi olduğunu iddia ettiği zaman, yemini ile birlikte malın zayi olduğuna dair olan sözü kabul edilir. Çünkü asi olan, onun İhanet etmeyeceğidir.
31.6.1. Amilin Mudârabe Malım, Muâârahcyc Vermesi
Amilin, mudârabe malını mudârabeye verme hakkı yoktur. Bu durumda, mudârabenin kendisinden geçtiği kabul edilir. Bi-dayet'ül-Müctehid'de şöyle denmiştir: «Fakihlerin ünlüleri olan Mâlik, Şafii, Ebû Hanife ve Leys bin Sa'd, amilin, mudârabe malını işletmek üzere bir başkasına veremeyeceğinde müttefiktirler. Eğer verir de zarar ederse, zarar kendisine ait olur. Şayet kâr ederse, kârda sermaye sahibi —kendisi ile yaptığı anlaşmaya göre — ona ortak olur. Mudârabe malım işletenin payını da kendi hissesinden verir.»
31.6.2. Amilin Nafakası
Sermayeyi çalıştıran (amil) in nafakası, mukim olduğu sürece kendi maundandır. Mudârabe için yolculuğa çıktığı zaman da böyledir. Çünkü nafaka, kâr miktarı kadar olabilir. Böyle olunca da sermaye sahibine bir şey vermeden kârın tamamını almış olur. Amilin kârdan hissesi kadar bir payı vardır. Bunun yanında başka bir şeye hak sahibi değildir.
Fakat sermayedar, âmilin, sefer sırasında nafakasını Örfe göre mudârabe malından almasına izin verirse, bu caiz olur.
İmam Mâlik, âmilin, mudârabe malı buna imkan verecek şekilde çok olduğunda, bu maidan nafakasını sağlayabileceği görüşündedir.
31.7. Mudârabenin Feshi
Aşağıdaki sebepler ile mudârabe fesh olunur:
1) Sıhhat şartlarından birinin kaybolması: Sıhhat şartlarından biri kaybolduğu zaman, âmil malı teslim alıp işlettiyse, ecr-i misi (emsal ücret) alır. Çünkü onun tasarrufu, mal sahibinin izni iledir ve bir iş yapması sebebi ile ücrete hak kazanır. Bu durumda kâr da zarar da mal sahibine aittir. Çünkü âmil, hu takdirde ücretli gibidir. Ücretli ise, kastı bulunmadıkça zararı tanzim etmez.
2) Amilin kastı bulunması veya malı muhafazada kusurlu olması ya da akdin amacına ters bir şey yapması durumunda mudârabe batıl olur ve telef olmuşsa malı tazmin eder. Çünkü malın telef olmasının müsebbibi odur.
3) Amil veya mal sahibinin ölmesi: Bunlardan birisi öldüğü zaman, mudârabe fesh olunur.
31.8. Amilin Mal Sahibi Öldükten Sonra Yaptığı Tasarruf
Mal sahibi öldüğü zaman, onun ölümü sebebiyle mudârabe akdi fesh olur. Mudârabe fesh olduğunda da, âmilin malda tasarruf hakkı kalkar. Mal sahibinin ölümünü bildikten sonra, varislerinin izni olmadan malda tasarrufta bulunursa, gâsıp olur ve tazmini gerekir.
Eğer, mal kâr ederse, kârı paylaşırlar.
Ibn Teymiyye şöyle demiştir:
«Müzminlerin enıiri Ömer bin Hattab (r.a.), iki oğlunun (Abdullah ve Ubeydullah) hakları olmadığı halde, beytü'l-mal'dan alıp, ticarette bulunmaları hususunda, bununla hükmetmiş ve bunu mudârabe saymıştır.»
Mudârabe fesh olduğunda, —sermaye altın ve gümüş dışında bir mal ise— mal sahibi (sermayedar) ve amilin onu satması veya taksim etmesi gerekir. Çünkü bu, her ikisinin de hakkıdır.
Amil satışa razı olur, sermayedar kabul etmezse, sermayedar satışa zorlanır. Çünkü amilin kârda hakkı vardır. Bu da ancak, onun satışı yoluyla elde edilir.
Bu Şafiî ve Hanbelilerin mezhebidir.
31.9. Paylaştırma Sırasında Mal Sahibinin Hazır Bulunması Şarttır
İbn Rüşd şöyle demiştir:
«Bütün alimler, âmilin mal sahibi hazır değilken kârdan payını almasının caiz olmadığında, mal sahibinin, malın paylaştırılması ile amilin hissesini alması sırasında hazır olmasının şart olduğunda ve ne şahidin ne de sermaye sahibi dışında birinin hazır bulunmasının yeterli olmadığında icma etmişlerdir.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi