Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 086Mudabara

31. BÖLÜM.. 2

MUDARABE. 2

31.1. Tanımı 2

31.2. Hükmü. 2

31.3. Hikmeti 2

31.4. Rükünleri 2

31.5. Şartları 2

31.6. Âmil, «Eminedir 3

31.6.1. Amilin Mudârabe Malım, Muâârahcyc  Vermesi 3

31.6.2. Amilin Nafakası 3

31.7. Mudârabenin Feshi 3

31.8. Amilin Mal Sahibi Öldükten Sonra Yaptığı Tasarruf 3

31.9. Paylaştırma Sırasında Mal Sahibinin Hazır Bulunması Şarttır 4


31. BÖLÜM

 

MUDARABE

31.1. Tanımı

 

Mudârabe; «toprağa vurmak» dan alınmıştır. Ticaret için se­yahat etmektir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -Allah'ın Iütfundan rızk aramak üzere yeryüzünde dolaşmakta (yardibûn) olan­ları...»  (Müzemmil: 20))

Buna, «kırâz» da denir. Kırâz; «parça» manasına gelen «karz»dan türemiştir. Çünkü mal sahibi, onda ticaret yapılması için, malının bir parçasını ve kârının bir kısmını verir.

«Muamele» de denilir. Burada bununla; «Kân anlaştıkları orana göre aralarında paylaşmak üzere birinin diğerine ticaret yapması için para vermesi hususunda iki taraf arasında yapı­lan anlaşmadır.

 

31.2. Hükmü

 

Mudârabe, icma ile caizdir.

Allah Rasûlü aleyhisselam; peygamberlik gelmeden önce, Ha­tice ile malı hususunda mudârabe yapmış ve Şam'a seyahat et­miştir. Cahiliye döneminde mudârabe ile amel edilirdi. İslâm gel­diği zaman, onu kabul etmiştir.

Hafız îbn Hacer şöyle demiştir:

«Biz mudârabe yaparız. Çünkü Nebi aleyhisselam'm döne­minde" bilindiği ve Nebi aleyhisselam'm ikrar ettiği sabit olmuş­tur. Eğer böyle olmasaydı, elbette caiz olmazdı.» Rivayete göre:

Ömer bin Hattab (r.a.)'m oğullan Abdullah ve Ubeydullah, Irak ordusuna katılmak için çıktılar. Ömer'in valilerinden Bas­ra emiri olan Ebû Musa el-Eş'ari'ye Tasladılar. Ebû Musa, onla­rı hoş tutup, iyi davrandı ve: «Size faydalı olacak bir işe gücüm yetseydi, onu yapardım.» dedi. Sonra: «Evet, işte Allah'ın mal­larından bir mal. Onu mü'minlerin emirine göndermek istiyorum. Size Ödünç veriyorum. Onları Irak mallarına karşılık sa­tın alın. Sonra Medine'de satın. Sermayeyi mü'minlerin emiri-ne verin. Kâr da sizin olsun.- dedi. İkisi: «Razı olduk.» dediler Ebû Musa (r.a.) da öyle yaptı ve Ömer'e, malı ikisinden almasını yazdı. Medine'ye geldikleri zaman, onu sattılar ve kâr ettiler. Ömer (r.a.); «Ordunun yediği, size ödünç verildiği gibi ödünç ve­riliyor mu?» dedi. -Hayır.» dediler. Ömer (r.a.) : «Siz mü'minlerin emirinin oğullarısınız ve size ödünç verildi. Malı ve kârını öde­yin.» dedi. Abdullah sustu. Ubeydullah ise: «Ey mü'minlerin emiri! Eğer mal telef olsaydı, onu ödeyecektik.» dedi. Ömer (r.a.) yine; «Onu ödeyin.» dedi. Abdullah sustu. Ubeydullah sözünü tekrarladı. Ömer'in meclisinde oturanlardan biri: «Ey mü'min­lerin emiri! Onu mudârabe saysan!» dedi. Ömer (r.a) bunu ka­bul etti. Sermayeyi ve kârın yansını aldı. Abdullah ve Ubeydul­lah da kârın diğer yansını aldılar.

 

31.3. Hikmeti

 

İslâm onu, insanlara kolaylık olsun diye meşru ve mubah kılmıştır.

İnsanların bir kasmı mala malik olur, fakat onu kâr ettir­meye kabiliyetli değildir. Kiminin de malı bulunmaz, fakat ma­lı verimlendirmeye muktedir olur.

Şafiî, bu muameleyi her iki grubun da menfaati için caiz kılmıştır. Mal sahibi, mudârabe yapanın tecrübesinden istifade eder. Mudârabe yapan da maldan menfaatlenir. Böylece mal ve işin yardımlaşması gerçekleşir.

Allah, akidleri ancak maslahatların gerçekleşmesi ve ihti­yaçların giderilmesi için meşru kılmıştır.

 

31.4. Rükünleri

 

Mudârabenin rükünleri, akid yapmaya ehil olan her iki ta­raftan sadır olan «icab ve kabuldür.» Bunların muayyen lafızlar olması şart değildir. Aksine mudârabe manasım ifade eden her lafızla akid tamamlanır. Çünkü akidlerde maksad ve ma'nala-ra i'tibar edilir, lafız ve şekillere değil.

 

31.5. Şartları

 

Mudârabede aşağıdaki şartlar koşulmuştur:

1) Sermayenin nakid olması gerekir. Eğer ham altın, mü­cevherat veya altın ve gümüş dışında bir mal olursa sahih olmaz.

İbn Münzir şöyle demiştir: «Kendisinden bilgi hıfzettiğimiz kimeler birinin, başka birinde olan borcu üzerine mudârabe yap­masının caiz olmadığında icma etmişlerdir.»

2) Sermayenin; kendisiyle karışık bulunan ve anlaştıkları oranda aralarında paylaştıracakları kârdan   ayırdedüebilmesi için, ma'lum olması gerekir.

3) Sermaye sahibi ile, çalışan arasındaki kâr oranı 1/2, 1/3, 1/4 gibi belirli olmalıdır. Çünkü Nebi aleyhisselam Hayberlileri çıkardıklarının yansı ile amil (emekçi) kılmıştır. İbn Münzir şöyle demiştir: «Kendilerinden ilim öğrendiğimiz kimseler, ta­raflardan biri veya her ikisi, kendisi için belirli miktarda para tayin ettiği zaman, mudârabenin iptal olacağına icma etmişler­dir.»

Bunun illeti şudur: Eğer biri için belirli bir miktar tayin edilir de, kâr sadece bu miktar kadar olursa, şart koşulan kim­se kârın tamamını .almış, diğeri de birşey almamış olur. Bu, akid yapan her iki tarafın da menfaati gözetilen mudârabe akdinin amacına aykmdır.

4) Mudârabe mutlak olmalıdır. Sermaye sahibi çalışanı be­lirli bir şekilde veya belirli bir ticaret malıyla kayıtlayamaz. Ya da belirli bir vakitte ticaret yapmasını veya sırf kendi şahsıyla çalışmasını ve buna benzer diğer şartlan koşamaz. Çünkü ka-yıtlayıcı şartlar koşmak, çoğu kere akidle amaçlanan kârnı sağlanamamasına neden olur. Bu şartların bulunmaması gerekir. Aksi takdirde mudârabe fasid olur.

Bu Şafii ve Malik'in mezhebidir.

Ebû Hanife ve Ahmed ise, bu şartı koşmayarak şöyle de­mişlerdir : «Mudârabe mutlak olduğunda sahih olduğu gibi, böy­le mukayed olması durumunda da caiz olur. Kayıtlı halinde, ça­lışanın öngörülen şartlan a-şması caiz değildir. Eğer bunları ter-kederse, tazmin eder.»

Hakim bin Hizam'dan rivayete göre; o bir adama mudâra­be olarak mal verdiği zaman şu şartlan koştu : «Malımı yaş ci­ğere yatırma, denizde taşıma, sel vadisine indirme. Eğer bunlar­dan birini yapar da, (zarara uğrarsan) malımı tazmin edersin »

Müddetinin açıklanması, mudârabe şartlarından değildir. Çünkü mudârabe, herhangi bir vakitte feshi mümkün olan ca­iz bir akiddir.

îki müslümanın arasında da olması şart değildir. Aksine müslüman ile zımmi arasmda olması sahihtir.

 

31.6. Âmil, «Eminedir

 

Müdârabe akdi tamamlandığı ve amil Cticaret veya iş ya­pan) malı kabzettiği zaman, amil malda emanetçi durumunda kalır. Kasten yapması dışında, zararı tazmin etmez. Kendisinin bir kusuru olmadan mal teief olursa, ona birşey lazım gelmez. Malın zayi olduğunu iddia ettiği zaman, yemini ile birlikte ma­lın zayi olduğuna dair olan sözü kabul edilir. Çünkü asi olan, onun İhanet etmeyeceğidir.

 

31.6.1. Amilin Mudârabe Malım, Muâârahcyc  Vermesi

 

Amilin, mudârabe malını mudârabeye verme hakkı yoktur. Bu durumda, mudârabenin kendisinden geçtiği kabul edilir. Bi-dayet'ül-Müctehid'de şöyle denmiştir: «Fakihlerin ünlüleri olan Mâlik, Şafii, Ebû Hanife ve Leys bin Sa'd, amilin, mudârabe malını işletmek üzere bir başkasına veremeyeceğinde müttefik­tirler. Eğer verir de zarar ederse, zarar kendisine ait olur. Şayet kâr ederse, kârda sermaye sahibi —kendisi ile yaptığı anlaşma­ya göre — ona ortak olur. Mudârabe malım işletenin payını da kendi hissesinden verir.»

 

31.6.2. Amilin Nafakası

 

Sermayeyi çalıştıran (amil) in nafakası, mukim olduğu sü­rece kendi maundandır. Mudârabe için yolculuğa çıktığı zaman da böyledir. Çünkü nafaka, kâr miktarı kadar olabilir. Böyle olunca da sermaye sahibine bir şey vermeden kârın tamamını almış olur. Amilin kârdan hissesi kadar bir payı vardır. Bunun yanında başka bir şeye hak sahibi değildir.

Fakat sermayedar, âmilin, sefer sırasında nafakasını Örfe gö­re mudârabe malından almasına izin verirse, bu caiz olur.

İmam Mâlik, âmilin, mudârabe malı buna imkan verecek şe­kilde çok olduğunda, bu maidan nafakasını sağlayabileceği gö­rüşündedir.

 

31.7. Mudârabenin Feshi

 

Aşağıdaki sebepler ile mudârabe fesh olunur:

1) Sıhhat şartlarından birinin kaybolması: Sıhhat şartla­rından biri kaybolduğu zaman, âmil malı teslim alıp işlettiyse, ecr-i misi (emsal ücret) alır. Çünkü onun tasarrufu, mal sahibinin izni iledir ve bir iş yapması sebebi ile ücrete hak kazanır. Bu durumda kâr da zarar da mal sahibine aittir. Çünkü âmil, hu takdirde ücretli gibidir. Ücretli ise, kastı bulunmadıkça zararı tanzim etmez.

2) Amilin kastı bulunması veya malı muhafazada kusur­lu olması ya da akdin amacına ters bir şey yapması durumun­da mudârabe batıl olur ve telef olmuşsa malı tazmin eder. Çün­kü malın telef olmasının müsebbibi odur.

3) Amil veya mal sahibinin ölmesi: Bunlardan birisi öldü­ğü zaman, mudârabe fesh olunur.

 

31.8. Amilin Mal Sahibi Öldükten Sonra Yaptığı Tasarruf

 

Mal sahibi öldüğü zaman, onun ölümü sebebiyle mudârabe akdi fesh olur. Mudârabe fesh olduğunda da, âmilin malda ta­sarruf hakkı kalkar. Mal sahibinin ölümünü bildikten sonra, va­rislerinin izni olmadan malda tasarrufta bulunursa, gâsıp olur ve tazmini gerekir.

Eğer, mal kâr ederse, kârı paylaşırlar.

Ibn Teymiyye şöyle demiştir:

«Müzminlerin enıiri Ömer bin Hattab (r.a.), iki oğlunun (Ab­dullah ve Ubeydullah) hakları olmadığı halde, beytü'l-mal'dan alıp, ticarette bulunmaları hususunda, bununla hükmetmiş ve bunu mudârabe saymıştır.»

Mudârabe fesh olduğunda, —sermaye altın ve gümüş dışın­da bir mal ise— mal sahibi (sermayedar) ve amilin onu sat­ması veya taksim etmesi gerekir. Çünkü bu, her ikisinin de hak­kıdır.

Amil satışa razı olur, sermayedar kabul etmezse, sermaye­dar satışa zorlanır. Çünkü amilin kârda hakkı vardır. Bu da an­cak, onun satışı yoluyla elde edilir.

Bu Şafiî ve Hanbelilerin mezhebidir.

 

31.9. Paylaştırma Sırasında Mal Sahibinin Hazır Bulunması Şarttır

 

İbn Rüşd şöyle demiştir:

«Bütün alimler, âmilin mal sahibi hazır değilken kârdan pa­yını almasının caiz olmadığında, mal sahibinin, malın paylaştırıl­ması ile amilin hissesini alması sırasında hazır olmasının şart olduğunda ve ne şahidin ne de sermaye sahibi dışında birinin hazır bulunmasının yeterli olmadığında icma etmişlerdir.»