Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 092Muzaraa

28. BÖLÜM.. 2

MÜZARAA.. 2

28.1. Müzaraa'nın Fazileti 2

28.2. Tanımı 2

28.3. Meşruluğu. 2

28.4. Müzâraayı Nehyeden Rivayetlerin Reddi 2

28.5. Toprağın Para Karşılığı Kiralanması 3

28.6. Fasîd Müzâraa. 3


28. BÖLÜM

 

MÜZARAA

 

28.1. Müzaraa'nın Fazileti

 

Kurtubi şöyle demiştir; -Ziraat, farz-ı kifayedir. İmamın, halkı, ziraate zorlaması gerekir. Ağaç dikmek de buna dahildir.»

Buhari ve Müslim'in, Enes (r.a.) 'den rivayetine göre, Nebi aîeyhisselam, şöyle buyurmuştur: «Bir ağaç diken veya ekin eken hiç bir müslüman yoktur ki, ondan yiyen kuş, insan veya hay­vanın, bu yedikleri, onun için sadaka olmasın.»

Tirmizi'nin, Âişe (r.a.) 'dan rivayetine göre, «şöyle demiştir : «Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle b/uyurdu : -Rızkı, toprağın al­tında arayın.»

 

28.2. Tanımı

 

Lügat manası: Topraktan çıkan şeylerin bir kısmı üzerinde çalışmaktır. Buradaki anlamı, topraktan çıkan şeylerden, anlaş­ma ile, üçte bir veya daha çok, ya da daha az bir pay almak üzere ekiciye toprağı vermektir.

 

28.3. Meşruluğu

 

Ziraat ortaklığı, toprak sahibi ile çalışan arasında yardım­laşmanın bir çeşididir. Ekici, toprak sahibi olmadığı halde, ziraatte maharetli olabilir. Toprak sahibi de, ziraati beceremeye-bilir. İslâm, her iki tarafa da acıyarak, müzâraayı meşru kıl­mıştır.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem. ve O'ndan sonra da ashabı, müzâraa ile amel etmişlerdir.

Buhari ve Müslim'in, îbn Abbas'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Hayberlileri, ekin ve meyve hasadının yansı karşılığı, ekici kılmıştır.

Muhammed Bakır bin Âli bin Hüseyin, şöyle demiştir:Me­dine'ye hicret eden ehl-i beyt, üçte bir ve dörtte bir karşılığı, ziraat yaparlardı.»

Ali, Sa'd bin Mâlik, Abdullah bin Mes'ud, Ömer bin Abdulaziz, el-Kasım, Urve, Ebû Bekr âilesi, Ömer ailesi, Ali ailesi ve İbn Sirîn, müzâraa yapmıştır.

(Bunu, Buharı rivayet etmiştir.)

'Muğni'de şöyle denilmektedir: Allah Rasûlü sallallahu aley­hi ve sellem'in ölünceye değin bununla amel etmesi, meşhur bir iştir. Sonra, ölünceye değin, hulefâ-i râşidîn de böyle amel et­miştir. Onlardan sonra da bu yayıldı. Medinelilerden ve ehl-i beyt'den muzâraa yapmayan kimse kalmamıştır. Nebi aleyhis-selam'dan sonra da, hanımları müzâraa yapmıştır.

Bu, neshi mümkün olmayanlara misaldir. Çünkü nesih, Al­lah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında olur. Müzâ­raa ise, O'nun, Ölünceye değin amel ettiği bir şeydir.

Sahabe, müzâraa hususunda icnıa etmiştir. Onlardan hiç bi­ri, buna aykırı bir görüş beyan etmemiştir. Böyleyken, neshi na­sıl mümkün olur?

Eğer, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında nesh edilmişse, nasıl olur da, Rasûl aleyhisselam, nesihten son­ra onunla amel eder? Nasıl olur da, neshi gizli kalır? Hayber hadisesi ve onlara yapılan uygulama ortadayken, bu, halifele­rine nasıl ulaşmaz? Neshi nakleden râvi nerededir ki, adını an­mıyorlar?

 

28.4. Müzâraayı Nehyeden Rivayetlerin Reddi

 

Râfi' bin Hadic'in zikrettiği, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in bunu yasakladığına dair rivayete gelince; Zeyd bin Sabit, bunu reddetmiş ve nehyin, nizalaşmayı kazımak için ol­duğunu bildirerek, şöyle demiştir: «Allah, Râfi bin Hadic'i ba­ğışlasın. Vallahi ben, hadisi, ondan daha iyi biliyorum. Hadis, şundan ibarettir: Ensar'dan, dövüşmüş iki adam, Nebi aleyhisselam'a geldiler. Nebi aleyhisselam, «Eğer haliniz buysa, bir da­ha müzâraa yapmayın.» buyurdu. Râfi' ise, sadece, «Bir daha müzâraa yapmayın.» kısmını duymuş.»

(Hadisi, Ebû Dâvud ve Nesâî kaydetmiştir.)

Ibn Abbas da Rafi'yi reddetip nehyin, ancak onları, kendi­leri için daha hayırlı olana irşad sebebiyle olduğunu açıklaya­rak, şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam, müzâraayı ha­ram kılmadı. Fakat, insanların birbirlerine karşı iyi davranmalarını emrederek, şöyle buyurmuştur: «Kimin bir toprağı varsa, onu ya kendisi eksin, ya da kardeşine ödünç versin. Eğer iste­mezse, toprağını elinde tutsun.»

Amr bin Dinar'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: îbn Ömer'i, şöyle derken işittim: Râfi' bin Hadic'i işitinceye kadar, muzâraada bir beis görmezdik. Râfi', Allah Rasûlü aleyhisse­lam. onu yasakladı.» diyordu. Amr dedi ki: Bunu, Tavus'a an­lattım, şöyle dedi: Bana, onların en bilgilisi (îbn Abbas'ı kaste­diyor) şöyle dedi: Allah Rasûlü, onu yasaklamadı, fakat şöyle buyurdu: «Birinizin, toprağını kardeşine ödünç olarak vermesi, ondan belirli bir karşılık almasından daha hayırlıdır.»

(Hadisi, Buharı, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâi ve Tirmizi kayd­etmiştir.)

 

28.5. Toprağın Para Karşılığı Kiralanması

 

Müzâraanın, para, yiyecek ve mal sayılan başka şeyler kar­şılığı yapılması caizdir.

Hanzale bin Kays'dan rivayete göre, «şöyle demiştir: Râfi' bin Hadic'e, toprak kirasını sordum. «Allah Rasûlü onu yasak­ladı.» dedi. «Ya altın ve gümüş karşılığı olursa?» dedim. «Altın ve gümüş karşılığı kiralamada, bir beis yoktur.» dedi.

(Hadisi, Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi rivayet et­miştir.)

Ahmed ve bazı Mâlikilerle, Şâfiîlerin mezhebi, budur. Nevevî şöyle demiştir: «Bu, bütün görüşlerin seçilip tercih oluna­nıdır.»

 

28.6. Fasîd Müzâraa

 

Sahih müzâraayı, toprağı, (ürünün üçte biri veya dörtte bi­ri gibi) bir paya karşılık ekiciye vermekdir» şeklindeki tarifi­miz geçmişti. Bu durumda ekicinin payı, belirgin olmamalıdır.

Topraktan çıkanlar, belli bir miktar tahmin edilerek, muay­yen bir pay tayin edilir, ya da toprağın çıkardığı şeylere, belir­li bir sınır konur (belirli parçalara ayrılır) ve «bunun geliri ken­disinin, şunun geliri de ekicinin» olması şartıyla müzâraa yapı-hrsa, bu durumda, ğarer bulunduğu ve aralarında anlaşmazlık çıkabileceği için, bu tür müzâraa fasiddir.

Buhari'nin, Râfi' bin Hadic'den rivayetine göre, o şöyle de­miştir : «Biz, Medinelilerin tarlası en çok olanı idik. Biz topra­ğın bir kısmı kendimizin, bir kısmı da ekicinin olmak üzere kiraya verirdik. Bazan bu kısmı verimli, diğer kısmı verimsiz olur­du. Bazan da, bu kısmı verimsiz, diğer kısmı verimli olurdu. Bun­dan menedildik.»

Yine O'ndan rivayete göre, Nebi aleyhisselam, «Tarlalarını­zı ne yapıyorsunuz?» diye sordu. «Dörtte bire ve hurma ve ar­pa vesklerine (belirlenmiş miktarlara) karşılık kiralıyoruz.» de­dik. «Böyle yapmayın.» buyurdu.

Müslim'in, O'ndan rivayetine,göre, şöyle demiştir: insan­lar, Allah Rasûlü'nün zamanında topraklarını, nehir kenarların­da ve sulak yerlerdekilerinden çıkanlar toprak sahibinin, kalan kısımdan çıkanlar da, ekicinin olmak üzere kiraya verirlerdi. Ba­zan bu, telef olur, öbürü kurtulurdu. Bazan da bu kurtulur, öbü­rü telef olurdu. Halk tarlalarını, bu usûl dışında kiraya ver­mezdi. Bu yüzden, Allah Rasûlü aleyhisselam, ondan menetti.»