Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müzaraa Bahsi - Fıkıh - 092Muzaraa - 4. Sayfa

MÜZARAA BAHSİ 2


MÜZARAA BAHSİ

 

îmam Ebû Hanife demiş ki: Mahsûlün üçte biri veya dörtte biriyle müzaraa bâtıldır.

Malûm olsun ki, müzaraa, müfaale vezninde, lügat bakımından zar'ı kökünden türetilmiştir. Fıkıh istilâhında ise, mahsûlün bir kıs­mı mukabilinde, başkasına ekin ektirme akdidir. İmam Ebû H a n i f e' ye göre bu akit fasittir. Her iki imam ise caiz oldu­ğunu söylemişler. Zira rivayete göre: Peygamber efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), H a y b e r halkı ile meyve ve ziraat mahsûlünün yansı üzerine muamele yapmıştır. ([1])KaIdı ki bu akit

de mal ile işçilik arasında bir akit olduğundan mudârebe akdi gibi olup ihtiyaca binâen caiz olması gerekir. Çünkü malı olan kimse bâ-zan kendisi malını işletemez, gücü olan kimse de bazen işletmek üzere mal bulamaz. Böylece aralarında bu akdin kurulması, ihtiyaç­larının bir gereği sayılmaktadır. Ama artışın yarısı mukabilinde ko­yun, tavuk ve koza böceğini verip muamele yapmak ayn bir şeydir. Çünkü bunların netice vermeleri, çalışanın el emeği sayılmaz. Do­layısıyla iş ve mal ortaklığı gerçekleşmez. İmam   Ebû   Hanife' nin   delili, rivayet olunan: «Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mudârabeden nehyetmiştir.» ([2]) hadisidir. Hadiste geçen «muharebe» deyimi müzaraa demektir. Ayrıca müzaraa, iş sahibinin çalışmasından doğan gelirin bir kısmı mukabilinde bir İcar durumu­dur. Bu ise Değirmencinin ölçeği mânâsında bir iş ve ücret söz ko­nusu olur Ve ücret, ya hiç yoktur veya bilinmemektedir. Bunların tümü, akdi bozucu şeylerdir. Peygamber efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber halkı ile muamelesi, sulh ve minnet yoluyla bir haraç paylaşmasından ibarettir. Bu ise caizdir. (Ekilen ekin işçinin elinde bozulduğunda, şayet araziyi sulay.p gerekeni yap­tığı hâlde, yine arazide tohum bitmezse, çalışan için ücreti misil var­dır.) Çünkü, fasit icâre mânâsmdadır. Bu, tohum arazi sahibinden olduğu takdirde böyledir. Eğer tohum, çalışandan ise, bu durumda arazinin ücret-i misli lâzım gelir. Ve her iki durumda gelir, tohum sahibine mal olur. Çünkü gelir, kendi malının artışıdır. Diğerine de açıkladığımız gibi ücret verilir. Ancak insanların ihtiyacı ve muza-raanın toplum içerisindeki yaygınlığı için fetva, iki Imamm görüşü­ne göre verilmektedir. Zira kıyâsa uymayan halkın teamülü karşı­sında kıyâs terkedilir. (Sonra müzaraa caizdir diyenlerin görüşü üzerine, sahih olabil­mesi için bir takım şartlar ileri sürülmüştür.)

(Birincisi: Tarla, ziraat için elverişli olmalı.)

(İkincisi: Tarla sahibi ile ziraatçı, akit ehliyetine sahip kişiler­den olmalı.) Çünkü akitler, ehliyetli kişiler tarafından bağlanmadık­ça sahih olmaz.

(Üçüncüsü: Müddetin belirtilmesi.) Çünkü müzaraa, tarlanın ve­ya çabşanın menfaatlan üzerine bağlanan bir akittir. Müddet de, bir ölçüdür, onunla durum öğrenilir.

(Dördüncüsü: Tohumun kimden olacağının belirlenmesi.) Ki, mü­nazaa önlenmiş olsun. Ve akdin üzerinde bağlandığı şey, belirlenmiş olsun. O şey de tarla veya çalışanın menfaatlandır.

(Beşincisi i Tohumu vermeyenin belirtilmesi.) Çünkü söz konu­su kişi, şart bedeliyle hakka müstahak olur. Dolayısiyla belirtilme­si gerekir. Aksi hâlde müstahak olmaz.

(Altıncısı: Tarla sahibi, tarlası ile çalışanın arasından çekilecek. Hattâ tarla sahibinin çalışması şart koşulursa akit fasit olur.) Çün­kü o zaman tarla tamamen işçiye teslim edilmiş olmaz.

(Yedincisi: Mahsûl meydana geldikten sonra ortak olmak.) Çün­kü ortaklık sonuçta gerçekleşir. Ve sonuç gelmeden ortaklık mikta­rının tâ'yin edilmesi, akdi fesada götürür.

(Sekizincisi: Tohum cinsinin belirtilmesi.) ki, bununla sonuç de­ğerlendirilir.

(İki İmama göre. müzaraa dört şekilde olur. Eğer tarla ile tohum birisinden, iş âleti ile çalışma diğerinden olursa, müzaraa caiz olur.) Çünkü bu, tıpkı kendi dikiş iğnesiyle elbiseyi dikmek üzere, terziyi ücret karşılığında çalıştırmak gibidir. (Eğer tarla birisinden, tohum­la iş âleti diğerinden olursa, yine caizdir.) Çünkü bu, tarladan çıkan mahsulün belirli bir kısmı ile tarlayı icar etmektir. Bu da caizdir. Tıp­kı tarlayı belirli bir miktar parayla icar etmek gibi. (Eğer tarla, tohum ve iş âleti birisinden, çalışma da diğerinden olursa, yine caizdir.) Zira tarla sahibi, çalışanı ücretle çalıştırmış olur. Tıpkı kendi iğnesiyle ücret karşılığında terziye elbisesini diktirmek ve sıvacıya kendi malası ile duvarını ücretle sıvatmak gibi...

 (Eğer tada İle iş âleti birisinden, tohum ve çalışma da diğerin­den olursa, müzaraa bâtü olur.) Metindeki açıklama zahir rivâyet-dir. imam E b û Yûsuf dan bu durumda da müzaraa caizdir diye rivayet edilmiştir. Çünkü tarla sahibi için tohum ve iş âleti, akitte şart koşulursa caizdir. O hâlde bunun gibi, sâdece iş âle­ti şart koşulup çalışan tarafı gibi değerlendirilirse, yine caiz olması lâzım gelir. Zahir rivayetin gerekçesi şudur: îş âletinin menfaati, tarla men­faatinin cinsinden değildir. Çünkü tarla menfaati, tarlanın tabiatın­da mevcut bir kuvvettir ki onunla bitim ve artış meydana gelir. İş âletinin menfaati ise, bir olgu ve salâhiyettir ki, onunla iş yapılır. Böylece ikisi aynı cinsten olmayıp birbirine tâbi olmaları imkânsız olur. Ama iş âleti çalışandan olursa, o zaman menfaatlar mütecanis olup iş âleti, çalışanın çalışma menfaatma tâbi olur. Bu konuda me­tinde Eikredilmeyen daha iki nokta varda

Birincisi: Tohum birisinden, tarla, iş âleti ve iş diğerinden olur­sa, bıiı caiz olmaz. Çünkü bu anlaşma, tohum ile iş arasında bir or­taklık olur ki, bununla seri müeyyide vârid olmamıştır.

İkincisi: Tohum ile iş âleti arasında birleştirmenin yapılmasıdır ki, bu da caiz değildir. Çünkü münferiden caiz değilken, bir arada toplanma durumunda nasıl caiz olabilsin. Bir rivayete göre: Şu her iki durumdaki mahsul, diğer fasit müzaraa akitlerine kıyâs edilerek, tohum sahibi için olur. Başka bir rivayette de mahsul, tarla sahibi için olur. Zira tohumun tarlada ekilmesiyle tarla sahibi, sanki tohu­mu ödünç olarak teslim almış sayılır. Açıkladığımız üzere (Müzaraa akdi, ancak bilinen bir müddet üzerine sahih olur. Ve çıkan mahsul aralarında ortak olmalıdır.) ki, ortaklık mânâsı gerçekleşmiş olsun. (Eğer ortaklar, birisine belirtilmiş bir kaç ölçek miktarının ve­rilmesini şart koşarlarsa, müzaraa akdi bâtıl olur.) Çünkü bu şart­la ortaklık kesilir. Yâni: Tarla, ancak şart koşulan miktar kadar mah­sul verme ihtimâlini düşünmek gerekir. Ve bununla ortaklık kesil­miş olur. Tıpkı sayılı bir miktar paranın müdârebe akdinde ortak­lardan birine verilmesi şarta gibi.

(Keza ortaklar, tohum sahibinin tohumunu alacağına ve sonra geri kalan kısmın aralarında ikiye bölüneceğine dâir şart koşarlar­sa, yine bâtıldır.) Çünkü bu durumda ortaklık, belirli bir kısmın ve­rilmesiyle veya tarla tohum miktarından fazla mahsul veremiyeceği takdirde, tüm mahsulün verilmesiyle kesilir. Tıpkı haracı olan tarla­dan haracın çıkarılması ve daha sonra geri kalanı ikiye bölünmesinin şart koşulması gibi. Çünkü alınacak nisbet bellidir. Ama tohum sahibi kendi şahsına veya başkasına hâsılatın onda birini şart koşup gerisini ikiye bölüşürse caiz olur. Çünkü bu, muayyen nisbetle bir ortaklık sayılır. Ortaklığın kesilmesine serâyet etmez. Tıpkı üşri olan arazinin hâsılatından onda birinin alınmasından sonra geri kalanın ikiye bölüşmelerinin şart koşulması gibi.

(Eğer ortaklar, araziden sulak yerlerin hâsılatını birisine veril­mesini şart koşarlarsa, bâtıl olur.) Çünkü birisine belirli yerin hâsı­latının verilmesi ortaklığın kesilmesine sirayet eder. Şöyle ki: Tarla, şart koşulan yerden başka hâsılat vermeyebilir. Bunun gibi, ortak-Ianr her birine belirli bir yerin tâ'yini şart koşulursa, yine müzaraa bâtıl olur. (Ve birisine hâsılattan sâdece saman diğerine de tane şart koşulursa, durum değişmez.) 7irâ ziraat, âfete uğrayarak samandan başka tane çıkmayabilir. (Ortaklar, şamam ikiye taneyi de birisine şart koşarlarsa, mü­zaraa, yine bâtıl olur.) Zira. bu şart, asıl gaye olan taneden ortak­lığın kesilmesine neden olur.

(Şayet tanenin ikiye ayrılmasını şart koşup saman durumuna aeıkiık getirmeseler, akit sahih olur.) Çünkü, asıl gaye olan tane için ortaklık şartı ileri sürmüşler. (Sonra saman, tohum sâhiibne mal olur.) Çünkü saman tohumun artığıdır. Ve akitte saman için şarta lüzum yoktur. Ve akdi fesada götüren de şarttır. Belh'in âlimleri, tarafların değinmedikleri hususlarda Örf gereğince çözüm bulacak­larını itibar ederek, tane gibi saman da aralarında bölüneceğini söy­lemişler, öte yandan saman taneye tâbidir. Ve tâbi olan da kendi asimin Özelliğini taşır.

(Eğer, tanenin ikiye bölünmesini, samanın da tohum sahibine ol­masını şart koşarlarsa, akit sahih olur.) Yâni: Akit hükmü gereğin­ce saman, tohum sahibine mal olur. (Şayet saman, diğeri için şart koşulursa akit fasit olur.) Çünkü bu şart, samandan başka hâsılat elde edilmediği durumda ortaklığın kesilmesine sirayet eder. Ve to­hum sahibi olmayan şahıs, koşulan şart ile istihkak sahibi olur. (Müzaraa akdi, sahih olursa, çıkan hâsılat yapılan şarta göre bö­lünür.) ki, lâzım gelen de budur. (Şayet tarla hiç ürün vermese, çalışan için bir şey yoktur.) Yâ­ni : çalışan, hâsılattaki ortaklıktan dolayı hak sahibi olur. Hâsılat olmadığır.a göre, ortaklık da olamaz. Ve hâsılat dışında da ortaklık düşünülemezken, çalışan, bir şeye müstahak olamaz. Eğer müzaraa. bir icâre akti olarak düşünülürse, o zaman verilecek ücret, akitte be­lirtilen şeyden ibaret olur. Onun dışında bir şeyi hak etmez. Ama akit fasit olursa durum değişir. Şöyle ki: ücreti misil zimmet olur. Ve zimmet, tarlanın mahsul vermeyişiyle yükümlülükten kurtulamaz. (Müzaraa akdi fasit olursa, çıkan mahsul tohum sahibinin olur.)

Çünkü mahsul, kendi malının artışıdır. Yâni: Akit fasit olduğunda artış, tohum sahibinin bir mal artışı sayılıp kendisine, çalışma ücre­ti de çahşana verilir. (Eğer tohum tarla sahibine âit olursa, çalışan için şart koşulan miktardan fazla olmamak kaydiyle ücreti misil düşer.) îmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'a göre : koşulan şart, ücretteki fazlalığın düşürülmesine rızâ göstermek mânâsına gelmektedir.

(İmam Muhammed, nisbet ne olursa olsun çalışan, ücreti misli alacaktır demiştir.) Çünkü çalışan, fasit bir akitle çalışmasının kar­şılığını almaktadır. Dolayısiyla çalışmasının kıymeti verilmelidir. Zi­ra icârede geçtiği gibi, fasit icârelerin misli düşünülemez. (Şayet tohum çalışana âit ise, tarla sahibine tarlanın ücreti mis­li düşer.) Çünkü çalışan, tarla menfaatim fasit bir akitle elde etmiş­tir. Bunun için onu tarla sahibine geri vermesi gerekir. Oysa bizzat menfaatin geri verilmesi mümkün olmadığı gibi benzeri de yoktur. Bunun için kıymetini geri vermek gerekir, ki o da tarlanın ecri misdir. Ancak lâzım gelen bu ecri mislin, tarla sahibine şart koşulan mahsuldeki hissesinden fazla olduğu zaman, yukarıda geçen ihtilâf caridir. (Eğer tarla ve iş âleti, birisinden olması şart koşulursa ki, bu durumda müzaraa akdi fasit olur, çalışan, tarla ve iş âletinin ücre­ti mislini vermelidir.) Sahih olan bu görüştür. Çünkü bu misâlde icâ­re ihtimâli vardır. Nitekim mânâ itibariyle İcâredir.

(Tarla sahibi, hâsılat veren tohumu vâsıtasiyle fasit müzaraada, hâsılata müstahak çıktığında tümünü alabüir.J Çünkü hâsılat, mül­kü olan tarlasından meydana gelmiştir. (Eğer hâsılatın alınmasına, çalışan şahıs hak sahibi olursa, ek­tiği tohum miktarı ile, tarladaki işçiliğin ücreti mislini alıp fazlası­nı sadaka verecektir.) Çünkü artış tohumdan doğar, ve tarladan çı­kar. Topraktaki menfaat mülkiyetinin fesadı, faydalanmayı çirkin kılar. Karşılığı bulunandan faydalanabilir. Karşılığı bulunmayanı da sadaka olarak dağıtmalıdır. (Müzaraa akdi yapıldıktan sonra eğer tohum sahibi akdi boz­mak isterse akdin gereğim sürdürmeye icbar edilemez.) Çünkü akdi sürdürmesi hâlinde tohum ekmek zorunda olduğundan onun için za­rar vardır. Tıpkı bir kimsenin evini yıktırmak için ücretle çalıştırdı­ğı adamla yaptığı akit gibi. (Şayet tohum sahibi olmayan diğer ortak, işten vazgeçerse, Hâ­kim onu çalışmaya zorlar.) Zira akdin devamı hâlinde, onun için bir zarar söz konusu olmaz. Ve herhangi bir mazeret olmasa icârede ol­duğu gibi, müzaraa fesh olunmaz. (Tarla sahibi, tohum da kendisi­ne âit olmak üzere işten vazgeçerse, ve çalışan (Çiftçi) de tarlayı el­verişli hâle getirmişse, çiftçiye, çalışması karşılığında bir şey yok­tur.) Kimisi, hüküm budur. Ama ALLAH (Azze ve Celle) katında tarla sahibi, çiftçiyi aldatmış olduğundan, onu razı etmesi gerekir demiştir. (Müzaraa akdini yapanlardan biri Ölürse, müzaraa bâtıl olur.)

îcâre bahsinde geçen gerekçe müzaraada da mû'teberdir. Eğer tarla sahibi, üç senelik anlaşma ile tarlayı teslim ederse, ve ekin birinci sene bittiğinde daha hasad yapılmadan önce tarla sahibi ölürse, zi­raat hasad edilinceye kadar tarla, çiftçinin elinde bırakılacaktır. Ve. mahsul sözleşmeye göre dağıtılacaktır. Ama geride kalan iki sene için müzaraa akdi bozulacak. Birinci senede hem tarla sahibi, hem çiftçinin hakkı gözetildiği için akit, hasad zamanına kadar baki ka­lır. Ancak ikinci ve üçüncü senelerde çiftçi için herhangi bir zarar yoktur ki, birinci senede olduğu gibi hakkı gözetilmiş olsun. (Eğer tarla sahibi, tohum ekilmeden önce ve tarla hazırlığı ile sulama kanalının kazıntından sonra ölürse, müzaraa akdi bozulur.)

Bu durumda çiftçi için bir mal kaybı söz konusu olmaz. (Ve çiftçi­ye çalışmasına karşılık bir şey yoktur.) Nitekim Allah (Azze ve Cel­le) izin verirse bunu açıklayacağız. (Tarla sahibinin, altına girdiği ağır bir borç sebebiyle, müzaraa feshedilip tarlanın satımına ihtiyaç duyulursa tarla sahibinin tarla­yı satması caizdir.) Tıpkı icârede caiz olduğu gibi. (Ve çalışan, tar­ladaki işçiliği ve sulama kanalının kazımmdan dolayı bir hak talep edemez.) Çünkü menfaatlar akitle değerlendirilir. Akit de mahsul üzerine bağlanmışken, mahsulün yok oluşu hâlinde bir şey gerek­mez. (Eğer ekilen tohum yeşermiş ve fakat henüz biçil memîşse, biçil­meden önce, borç için tarla satılmaz,) Çünkü satılırsa çiftçinin hakkı zayi olur. Oysa gecikme, hak zayiinden daha ehvendir.

(Eğer tarla sahibi, borcu yüzünden hapiste ise. Hâkim, onu tah­liye eder.) Çünkü arazisinin satılmasına men' konulunca, zâlim ol­ma durumu son bulur. Hapsedilmesi ise, alacaklısına yaptığı zulmün cezasıdır.

(Ziraat, olgunlaşmadan önce, müzaraa müddeti biterse, ziraatçı hasad zamanına kadar, tarladan payına düşecek miktarın ücreti mis­lini tarla sahibine vermelidir. Ama ziraata yapılacak masraf, ortak­çıların hisse miktarına göre aralarından karşılanacaktır.) Yâni: Ha­sad zamanına kadar yapılan masraf, ve ziraatın, ücreti misil ile tar­lada bırakılması, her iki tarafın hakkının gözetilmesi içindir. Ve zi­raat olgunlaşmaya bırakılır. Ancak masrafı, her iki taraf karşılar. Zira mahsul, ortak bir maldır. Ve akit müddetinin bitimiyle son bu­lur. Yalnız ziraat olgunlaşmadan önce, tarla sahibi ölürse, o zaman iş çiftçiye düşer. Çünkü akit baki kalır. Dolayısıyla işçilik de çiftçi­ye âit olmak üzere devam eder. Fakat akit müddetinin bitimi misâ­linde akit son bulmuş olur. Ve ziraatın hasad zamanına kadar tar­lada bırakılması, akdin ibkası mânâsına gelmez, ki yalnız çiftçi, ge­reken işçiliği gerçekleştirmeye mecbur olsun. (Eğei ortaklardan bîri, arkadaşının izni veya Hâkimin emri ol­madan ziraata masraf yaparsa, meccânen yapmış olur.) Çünkü üze­rinde herhangi bir velayet olmadan yapmıştır.

(Eğer tarla sahibi, ziraat daha kabuğunda iken biçip almak is­terse, istediğini yapamıyacak.) Zira bu durumda çiftçinin zararı söz konusu olur. (Şayet çiftçi bunu isterse,) Tarla sahibine «Aranızda ol­mak veya çiftçiye hissesinin kıymetini vermek üzere ziraatı sök, ya da ziraat masrafını karşıla ve çiftçinin hissesine sarf edilen mikta­rı kendisinden al» denilecektir. Çünkü ziraatçı çalışmaktan vazge­çerse zorlanamaz. Ve müzaraayı sona erdiren olaydan sonra da ak­din ibkası ziraatçının faydasının gözetilmesi içindir. îşte ziraatçı bu gözetimi kendi hesabına terk etmiş olur. Bu durumda tarla sahibi, geçen seçeneklerden birisini seçebilir durumundadır ki, bunların her biriyle kendinden zararı defetmiş olur. (Şayet ziraat yeşerdikten sonra ziraatçı ölürse, sonra vârisleri, biz hasad zamanı gelinceye dek ziraata bakarız der, tarla sahibi de buna yanaşmazsa, vârisler istediklerini yapabilirler.) Çünkü vârisler, bunu yapmakla tarla sahibine bir zarar getirmezler. (Ve işçilikleri-

ne karşılık ücret alamazlar.) Zira haklan gözetilsin diye akit ibkâ edilir. Şayet ziraatın sökülmesini isteseler, belirtildiği üzere çalışma­ya zorlanamazlar. Ancak açıklandığı gibi, tarla sahibi, her üç seçe­neklerden birini seçebilir. (Ekini biçip kaldırma, ezme ve savurma ücreti, hisselere göre or­taklara aittir. Eğer müzaraa akdi sırasında çiftçiye âit olması şart koşulmuşsa, müzaraa fasit olur.) Bu hüküm, daha önce zikrettiğimiz ekin olgunlaşmadan müzaraa müddetinin biteceği misâle mahsus ol­mayıp tüm müzaraa misâllerini kapsar. Yâni geneldir. Bu hükmün gerekçesi şudur: Akit, ekinin olgunlaşma ve sona erme zamanı ile, sona erer Çünkü o zaman gaye gerçekleşmiş olur. O hâlde kemâli bulmuş ekin, ortaklar arasında ortak bir mal sayılır. Ve akit de yok­tur. Dolayısiyla ortak malm masrafı da her ikisine âit olur. Şayet bu gibi işler, akdin gereği olmamakla birlikte, birisinin faydası için akitte şart koşulursa, akit fasit olur. Tıpkı taşıma veya öğütmenin çiftçiye âit olması gibi, İmam Ebû. Yûsuf dan, istisnâ'a itibâr edilerekten teamül gereğince, çiftçiye âit olması şart koşulmuş­sa, caiz olduğu rivayet edilmiştir. B e 1 h âlimlerinin seçtikleri gö­rüş de budur. Şems-ül-eimme Serahsi, memleke­timizde en sahih olan, budur» demiştir. Velhâsıl: işçilikten sayılıp ekinin olgunlaşma zamanından önce olan şeyler, -örneğin: Sulama ve koruma işleri gibi- çiftçiye ait­tir. Ama ekinin olgunlaşmasından sonra ve daha mahsul paylaşıl­madan önce, yapılması gereken şeyler -zahir rivayete göre- her iki ortağa aittir.

Meselâ: Ekinin biçimi, harmanlanması v.b. şeyler gibi, paylaş­madan sonraki şeyler de, yine her ikisine aittir. Yâni: şu kıyâsa gö­re muamele edilir. Meyvenin olgunlaşmasından önce yapılması ge­reken sulama, aşılama ve koruma işleri ve benzerleri, işçiye aittir. Ama olgunlaşmadan sonra yapılması gereken biçme ve harmanlama gibi şeyler de, her ikisine aittir. Çünkü mahsul, artık ortak bir mal­dır. Ve akit yoktur. Şayet biçilmesinin, tarla sahibine yüklenmesi şart koşulursa, örf olmadığı için icmâan caiz olmaz. Eğer yeşil arpanın biçilmesi, Hurmanın daha zamanı gelmeden koparılması veya olgun taze hurmanın derlenmesi istenirse, söz konusu iş, ikisine âit olur. Çünkü bunları kasdetmekle akdi sona erdirmiş olurlar. Tıpkı mey­venin olgunlaşma zamanından sonraki durum gibi olur.[3]

 



[1] NesaI dışında diğer beş Sünen sahibinin Abdullah tbn-i Ömer (RA.)'dan naklen kaydettikleri bu hadîsin bir rivayet şekli böyledir: «Peygamber Efendimiz (S.A.V.). Hayber'i aldığı zaman Yahudiler ondan, Ur­la ve hurmalıkların -mahsûlün yansı karşılığında- kendileri tarafından çalıştı-nlmatc üzere, ellerinden alınmamasını rica ettiler. Peygamber Efendimiz (S-A.V.) :

- Biz bunu geçici olarak, yâni dilediğimiz zamana kadar kabul ediyoruz, di­yerek onlarla bu akdi yaptı. Tâ ki Hz. Ömer (R.A.) halifeliği sırasında onları Teyma ve Eriha taraflarına sürgün etti.»

Buhâri (İcareler) C. 1 S. 305, (Müzaraa) C. 1 S. 313. 314, 315, (Şirket) C. 1 S. 340, (Şürut) C. İ S. 376, (Cihad) C. 1 S. 144 ve (Mağazl) C. 2 S. 609 ve Müs­lim (Mttzaraa) C. 2 S. 14 Buharl, Ebû Hüreyre (R.A.)'dsn da şu hadisi naklen kaydetmiştir: «Ensar Peygamber Efendimiz (8.A.V.) :

-Yâ ResûlüUah, hurmalıkları bizimle Mekke'den gSç eden muhacir kardeş­lerimiz arasında taksim et, dediler. Peygamber Efendimiz (S.A.V.):

-Hayır ben fiyle yapmanı. Ancak kabul ederseniz bir hizmet edelim de hiz­metimiz karşılığında meyvalarda sik ortak olafam, buyurdu. Ensar da:

- Basmuz cfizumuz üzerine, dediler.»   Buhâri (ürut) C. 1 S. 376

[2] Bu hadis hem Câbir ve hem de Râfi b. Hadic (R.A.) tarafımdan riva­yet edilmiştir. Câbir (R.A.)'ın rivayetini Müslim su şekilde kaydetmiştir: «Peygamber Efendimiz (S.A.V.) muharebe, münakale ve zabeneden nehyet-mistir. Muhakale : O kişinin boş tarlasını başkasına vermesi ve o başkası tarlayı çalıştırdıktan sonra andan çıkan mahsuldarı bir hisse almasıdır. Mukale : Tar­lada yeşil ekinin kuru tane ile Ölçekle satılmasıdır. Müzabene de ağaçta yaş hur­mayı kuru hurma ile ölçekle satılmasıdır.»   Müslim (Ahm-satimlar) C. 1 S. 11

Râfi b. Hadic'in rivayetini de yine Müslim :

«Biz tarlalarımızı başkalarına çıkan mahsulden belirli bîr hisse karşılığında veriyor ve bunda bir sakınca görmüyorduk. Tâ ki Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in bundan nehyettiğini öğrenince bıraktık* şeklinde kaydetmiştir. Müsîlm (Ahm-satimlar) C. 1 S. 12

[3] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/79-87.