Fikih - 3. Sayfa - 021Neziradak
BÎR YERE GİRİP GİRMEME HUSUSUNDA YEMİN ETMEK
ADAK
Adak da yeminin bölümlerinden biridir. Ancak aralarında bazı yönlerden fark vardır. Aşağıdaki misallerden bu farklar daha iyi anlaşılacağı için, anlatmaya gerek görmüyoruz. Ancak şu hususu belirtmemizde yarar vardır :
Adak, Allah'a karşı üstün saygısını belirtmek üzere mubah sayılan bir şeyi yapmayı kendine vâcib kılma anlamına gelir. Dünyalıkla ilgili bir arzunun yerine gelmesi için yapılan adak pek o kadar muhterem ve muteber değildir. Örneğin : «Şu işim yerine gelir, şu ticaret malımı iyi bir kazançla satarsam, üç gün oruç tutacağını veya şu kadar namaz kılacağım» demek bu cümledendir. Aslında bu tur adakları da yerine getirmek gerekir, ama asıl amacına yönelik değildir. Çünkü amaç, Allah'a ta'zimdir.
Görüldüğü gibi yemin bu tariflerin dışında kain. Adak' ın :
A) Zaman ve mekânla ilgili bulunması,
B) Şahısla bağlantısı,
C) Adanılan şeyle olan münasebeti,
D) Belirli ya da belirsiz olması,
E) Mutlak ve kayıtlı ya da bir şeyle bağlantılı bulunması gibi yönleri vardır.
Bunlarla beraber bir de ada'k'm bir takım şartları vardır. Onları şöyle özetleyebiliriz :
1 — Adanılan şeyin cinsinden bir farz veya vacibin bulunması, (Hac, oruç, namaz gibi).
2 — Adanılan şeyin bizzat maksut olması,
(Namaz, oruç, hac gibi ibâdetler bizzat maksuddur; başka bir ibâdete vesile değildir. Ama ABDEST böyle değildir, o namaz kılmak veya Mushafa el sürmek, ya da Tavaf yapmak için vasıta ve vesiledir).
O halde abdest almayı adamak hiçbir hüküm ifade etmez. Yani adak sayılmaz.
3 — Adanılan ibâdetin zaten kişiye farz ve vâcib olmaması,
(Cuma farzını kılmayı adayan veya Ramazan orucunu tutmayi adayan kimsenin, bu tarz yaptığı adak sahih değildir. Çünkü bu ibâdet zaten kişiye farzdır.)
4 — Adanılan şeyin günah kapsamına giren bir suç olmaması,
(Başladığım şu işim iyi sonuçlanırsa, bir şişe şarap içeceğim, ve ya şu işim olursa, canımı feda edeceğim, gibi adaklar -günah kapsamına girdiği için sahih değildirler.
5 — Adanılan şeyin mümkün olması,
(Falan adam gelir veya oğlum salimen dönerse, onun geldiği veya döndüğü gün oruç tutacağım, diye adayan kimsenin sözünü ettiği adam zevalden sonra gelir veya sabah kalkıp kahvaltısını yaptıktan sonra gelirse, o gün oruç tutması mümkün değildir. Çünkü kahvaltı yapmıştır veya zevaldan sonra geldiği için, artık niyet vakti geçmiştir,)
6 — Adadığı şeyin kendi mülkünde bulunması,
(Mülkünde olmayan bir şeyi adamak sahih değildir. Falan adamım gelirse, komşumun koyununu boğazlayıp dağıtacağım, diye adarsa, bu caiz sayılmaz. Çünkü koyun onun mülkiyetinde değildir, başkasına aittir).
Mutlak ve Muallak Adaklar :
Belli bir vakte bağlı olmayan adaklara mutlak, belli bir vakte bağh kılman adaklara muallak adak denir. Bunları birer misal ile açıklıyalim :
«Hastam şifâ bulursa, Allah (C.C.) için üç gün oruç tutacağım» diye adayan kimsenin bu sözü, mutlak anlamdadır, belli bir vakitle kayıtlı değildir. Hasta şifâ bulduğu takdirde bu adağı yerine getirmek herhalde vâcib olur. Oruç tutmadığı takdirde günahkâr ve borçlu sayılır .
Belli bir vakte veya yere bağh kılman adağa gelince, bunu belirtildiği gün veya yerde herhalde yerine getirmek şart değildir. Meselâ : Hastam şifâ bulursa, cuma günü oruç tutacağım, veya Konva1-ya gidip Mevlâna camiinde şu kadar rek'at namaz kılacağım veya şu şahsa şu kadar para vereceğim, diye adarsa, hastası şifâ bulduktn sonra herhalde cuma günü oruç tutması veya Mevlâna Camiine gidip namaz kılması gerekmez, bunu herhangi bir günde tutabilir ve namazı da herhangi bir cami'de kılabilir.
Bunun için fukaha şöyle demişlerdir :
Kim mutlak anlamda adarsa, onu fırsat bulduğu takdirde yerine getirmesi vâcibdir.[1] Adağı yerine getirmeyip de onun yerine yemin keffareti veremez. Neyi adamışsa, onu aynen yerine getirmesi şarttır.[2]
Ama bir ayne taalluk etmiyen adak, yemin mahiyetinde sayılır ve gerçekleştiğinde keffaret vermek caiz olur. Yani dilerse adağını yerine getirir., dilerse keffaret verir.
Bunu bir misal ile açıklayalım : «Oğlum askerden dönerse, şu eve girmiyeceğim, diye adarsa, oğlu gelince adak sahibi muhayyerdir, dilerse o eve girmez. Dilerse girer ve keffaret öder. [3]Çünkü adağı bir ayne taalluk etmemektedir.
Mutlak şekilde «Namaz kılacağım» diye adarsa, sadece iki rek'at namaz kılması yeter. Çünkü iki rek'at başlıbaşma bir namaz sayılır.
Allah (C.C.) bana ikiyüz dirhem verirse, onun için on dirhem zekât vereceğim, diye adarsa, ikiyüz dirhem eline geçtiği takdirde sadece zekât olarak beş dirhem vermesi gerekir. Çünkü bu paranın zekâtı on dirhem değil, beş dirhem tutmaktadır. Herhalde on dirhem vermesi gerekmez.[4]
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, şu yerde namaz kılacağını veya şu gün oruç tutacağım veya yarın fakirlere şu kadar para dağıtacağım diye adayan kimse, isterse namazını herhangi bir yerde kılabilir, orucunu herhangi bir gün tutabilir ve fakirlere vereceğini bir gün önce veya sonraki günler verebilir. İmam Ebû Hanîfe'nin içtihadı bu anlam ve ölçüdedir, fetva da buna göre verilmiştir. [5]Sa-hiL rivayete göre, İmam Ebû Yusuf'un da görüşü bu doğrultutadir.[6]
Günah İşlemeyi Adarsa :
Az önce de belirttiğimiz gibi, günah işlemek için adak yapmak sahih değildir. Bununla beraber bunu adar ve sonunda işlerse, kendisine keffaret gerekir.[7]
Oğlunu Boğazlamayı Adarsa :
Bu adak sahih değildir. Ama bilgisizce böyle- bir adamada bulunursa, istihsanen bir koç boğazlaması tavsiye edilmiştir. Boğazlamadığı takdirde bir şey gerekmez. [8]
«Çekmekte olduğum sıkıntıdan kurtulursam, yüz liralık Ekmek alıp tasadduk edeceğim» diye adayan kimsenin mutlaka ekmek alıp dağıtması şart değildir. İsterse öyle yapar, isterse yüz lirayı nakden dağıtabilir.
«Oğlum savaştan sağ-salim dönerse, her fakire on lira vermek üzere 1000 lira dağıtacağım» diye adayan kimsenin de her fakire on lira vermesi gerekmez. Dilerse, bu paranın hepsini bir ya da birkaç fakire verebilir.
«İçinde bulunduğum hastalıktan kurtulup şifa bulursam, bir koyun boğazlıyacağım» diyen kimse, hastalıktan kurtulursa, bir şey gerekmez. Çünkü «Allah için bir koyun boğaziıyacağım» dememiştir.
Ticaretle uğraşırken, «Şu yatırdığım sermayem iyi bir kâr sağlar da beni hacce götürüp getirecek imkânı oluşturursa, Allah için gidip haccedeceğim» diye adayan kimse, kâr elde eder, ama haccedecek kadar bir masrafı karşılıyacak nisbette olmazsa, o takdirde haccetmesi gerekmez.
«Eğer şu işi yaparsam, Allah için yakınlarıma bir ziyafet vereceğim» diye adar ve sonra o işi yaparsa, yakınlarına ziyafet vermesi gerekmez. Çünkü ziyafet ne farz, ne de vâcibdir. Halbuki yapılan adamanın farz veya vâcib türünden olması gereklidir.
Ama «Şu işi yaparsam, Allah için fakirlere yedireceğim» derse, o işi yaptığı takdirde, fakirleri yedirmesi gerekir. Çünkü bu türden farz ve vâcib vardır.
«Allah için bir fakiri yedireceğim» diye adayan kimsenin ya 1667 gr. buğday, ya da 3334 gr. arpa ya da bunların bedelini bir fakire vermesi gerekir. Bu, İmam A'zam Ebû Hanîfe'y© göredir ve fetva da ona göre verilmiştir.
«On fakiri Allah için doyurmayı adadım» derse, herhalde on fakiri doyurması gerekir. Ama «Şu fakiri Allah için doyuracağımı adıyorum» derse, herhalde o fakiri doyurması gerekmez, başka bir fakiri doyursa, yine de adağı yerine gelmiş olur.[9]
BÎR YERE GİRİP GİRMEME HUSUSUNDA YEMİN ETMEK
Yemin konusunda kullanılan sözler örfe göre hüküm taşır. [10]O halde «Her hangi bir eve girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, yemininden sonra bir cami' veya mescide, havra veya kiliseye, Kabe veya hamama, bir dehlize veya bir evin gölgeliğine girecek olsa, yeminini bozmuş sayılmaz. Çünkü çoğu yerlerin örfüne göre, bu yerlere «ev» denilmez. Evden maksat, içinde yatılıp kalkılan, mesken edinilen binalardır.[11]
«Şu mescide girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, yeminden sonra o mescid yıkılıp yerine bir ev yapılır ve sonra yine o ev mescide çevrilir, oda ona girecek olursa, yeminini bozmuş sayılmaz. Çünkü bu mescid, diye yemin ettiğinde, belli bir yapıyı kasdetmiştir.
Hiçbir eve girmiyeceğini yemin eden kimse, yıkılan bir evin arsasına girerse, yeminim bozmuş olmaz. Çünkü orası artık ev olmaktan çıkmıştır. Bunun gibi o yıkılan evin yerine bir mescid veya kilise yapılır veya hamam ve benzeri bir bine inşa edilirse, girdiği takdirde yine yeminini bozmuş sayılmaz. Çünkü yapılan yerler «ev» değildir.
«Şu eve girmiyeceğim» diye yemin eden kimse, oraya ister yaya ister süvari, ister sırtta taşınarak girsin farketmez, yeminini bozmuş olur. [12]Ama haberi olmaksızın biri onu kucaklayıp o eve sokacak olursa, bu irâdesi dışında meydana geldiğinden yemini bozulmuş olmaz.
Girmiyeceğine yemin ettiği evin ihata duvarı üzerine çıkar veya avlusuna girecek olursa yemini bozulmuş sayılır. Ancak duvar onunla komşusu arasında ortaklaşa kullanılıyorsa, o takdirde yemin bozulmaz.
Bunun gibi, bulunduğu ev veya camf den dışarı çıkmıyacağma yemin eder, birisi onu sırtına alıp veya bir binite bindirerek çıkarsa bile, yine de yemini bozulmuş sayılır. Çünkü mesele oradan dışarı çıkmamasıdır, ne ile çıkarsa çıksın, yemini bozulur. Ancak zorla çıkarılırsa, yemini bozulmaz.[13]
Yiyecek ve içecek olarak hiçbir şey yemiyeceğine ve içmiyece-ğine dair yemin eden kimse, bir şey yediği takdirde, bakılır, yenilen şeye örfte yiyecek deniliyorsa, yemini bozulmuş olur, örfte ona yiyecek denilmiyorsa, bozulmaz. îçecek maddeleri de buna göre kıyas edilebilir.
«Seninle bir daha konuşmıyacağım» diye yemin ettikten sonra, «haydi kalk git,» veya «durma burada» derse, bu söz de yemine bitişik sayıldığından yemin bozulmuş olmaz. Ama ondan sonra konuşacak olursa, o zaman yeminini bozmuş sayılır.
Alım-satımda bulunmayacağına yemin eden kimse, bu hususta işini görmek için kendine bir vekil tutarsa, o takdirde yemini bozulmaz. Ama yemin ederken «hiçbir suretle alım satımda bulunmıya-cağım» der ve bununla başkası vasıtasiyle de... şeklini düşünürse, o takdirde, hiçbir suretle alım-satımda bulunamaz, bulunduğu takdirde yeminini bozmuş olur.
Haccetmiyeceğine yemin eden kimse, ihrama girip Arafat'a çıktığı takdirde, yeminini bozmuş olur. Arafat'a çıkmadan yemini bozulmuş sayılmaz. Ebû Yusuf a göre, ziyaret tavafının çoğunu yapmadıkça yemini bozulmaz.
«Şu işi yaparsam, Allah için bana ihram gerekli olsun» derse, işi olunca, o takdirde ya bir hac, ya da umre yapması gerekir.
«Namaz kılmiyacağım» diye yemin eden kimse, başladığı rek'ati secde ile bağladığı an yeminini bozmuş sayılır.[14]
Bir adamı dövmiyeceğine dair yemin eden kimse, başkasıyla ona dayak attırırsa, yine de yeminini bozmuş olur.[15]
[1] El-Hidâye – Merğinaaî.
[2] Fetâvâ.-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[3] El-Mebsut - Şemsü'l-Eimme Serahsi.
[4] El-Muhit - Radıyüddin SerahsI.
[5] Siracü'l-Vehhac - Şemsii'1-Ehnme.Halvanî.
[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/163-165.
[7] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/166.
[8] Fetâ,vâyi Hindiyye.
[9] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/166-167.
[10] El-Kâfi - Hâkim-i Şehid – Mervezi.
[11] EI-Bedayi1 - Kâsani - Fetâvâ-yi-Hindiyye.
[12] Fetâvâryi Hindiyye.
[13] Fethü'l-Kadir - Kemal b. Hümam.
[14] El-Hidâye – Merğinanî.
[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/167-168.
İslami Okul Okulların En Önemlisi