Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Evlenme Bahsi - Fıkıh - 027Nikah - 4. Sayfa

EVLENME BAHSİ 2

Kendileriyle Evlenmek Caiz Olmayan Kadınlar Hakkında Bir Fasıl 3


EVLENME BAHSİ

 

(Evlenme : Bir tarafın nikahladım, diğer tarafın kabul ettim de­mesi gibi icab ve kabul denilen iki deyimden meydana gelen bir akid-dir.) Bu iki deyim de her ne kadar vaz'en geçmiş bir haberi ifade ediyorlarsa da, zarurete binaen fıkıh dilinde inşa'da kullanılmakta­dır. (Evlenme akdi, aynca birisi geçmiş, diğeri gelecek zamanı ifa­de eden iki fiil kipi ile de olur. Meselâ biri -Kızını bana nikâhla, diğeri de -Nikahladım» dese caizdir.) Zira bu deyim, evlenmede baş­kasına vekâlet vermektir ve bir kişi -Allah izin verirse ilerde açık­layacağımız ü;.ere- evlenme akdinin her iki tarafını da temsil ede­bilir. ([1])

(Evlenmj akdi -evlendirdim» deyimiyle olduğu gibi hibe, tem­lik veya tasadduk ettîm deyimleriyle de olur.)    îmam-ı   Şafii:-Evlenme akdi «evlendirdim» deyimi dışında, bu deyimlerden hiçbi­ri ile olamaz. Zira evlendirmek bir erkeği bir kadına eş yapmaktır. Bu deyimlerin hiçbirinde ise bu anlam yoktur» demiştir.

Biz diyoruz ki: Evlendirmede nasıl süresiz ibaha anlamı varsa, bu deyimlerin hepsinde de bu anlam vardır. O halde bu deyimleri mecaz olarak o anlamda kullanmak caizdir.

Sahih olan kavle göre (Evlenme akdi «Sana sattım» deyimiyle de olur.) Çünkü bu deyim de, temlik, nibe ve tasadduk gibi süresiz ibaheyi ifade eder. (Fakat) sahih kavle göre (Sana kiraladım deyi­miyle olamaz.) Çünkü kiralamada süresiz ibahe yoktur. Aynı sebe­be binaen (Sana ibahe ettim, helâl kıldım veyahut sana emanet ola­rak verdim deyimleriyle de olamaz.) Sana vasiyet ettim deyimi ile de olamaz.) Çünkü «Sana vasiyet ettim» deyimi «Ben öldükten sonra senin olsun» demektir.

(Evlenme akdi ancak hür, müslüman olan, deli olmayan ve er­ginlik çağına eren ya İki erkeğin veya bir erkekle iki kadının hu­zurunda olur. Bu İki erkek veya bir erkekle iki kadın adil olmasalar veya iftira suçundan ceza giymiş olsalar bile caizdir.) Zira evlenme akdi için sadece şahit şarttır. Peygamber Efendimiz; «Hiçbir evlenme akdi şahidsiz olamaz  ([2]) bu­yurmuştur. Bu hadis «Evlenme akdinde şahid bulunmasa da duyu­ru kâfidir» diyen   îmam   Mâlik'in   görüşüne karşıdır. Şahidlerin hür olması şart koşulmuştur. Çünkü kölede velayet vasfı yoktur ve velayet vasfı olmayınca şahidlik de olamaz. Deli ol­mamak ve erginlik çağına ermek şartları da aynı sebebten dolayı­dır. Şahidlerin müslüman olmaları da şart kılınmıştır. Çünkü müs­lüman olmayan kimsenin müslüman olan kimsenin aleyhinde şahid-liği dinlenemez.

Bize göre şahidlerin hepsinde erkeklik şart olmayıp bir erkek ile iki kadının huzurunda da nikâh kıyılabilir. Fakat t m a m -1 Ş â -f i i -şahidlik bahsinde de geleceği üzere- bu görüşümüze katıl­mamıştır.

Bize göre şahitlerin âdil olması da şart değildir. î m a m -ı Şâ f i î ise: «Şarttır. Çünkü şahitliği kabul olunan kimseye değer verilmiş olur. Fasık olan kimse ise değerden yoksundur- demiştir.

Biz diyoruz ki: Fasık olan kimsede velayet ehliyeti bulunduğu­na göre şahit olabilmesi gerekir. Çünkü fasık olan kimse hiç bir tasarrufundan men'olunmadığına göre kendi şahsı için velayet vasfı­na sahiptir ve kendi şahsı için sahip olunca başkaları için de sahip olunca başkaları için de sahip olması lâzım gelir.

İftira suçundan ceza giymiş kimseler de, velayet vasfına sahip oldukları için ş'ahit olabilirler. Ancak Kur'an-ı Kerim'de: «Şahitlik­lerini kabul etmeyin- diye buyurulduğu için sadece şahitlik edemez­ler, îki gözden kör olan kimse ile birbirleriyle evlenen erkek ile ka­dının çocukları gibi şahit olabilirler. {[3])

(Müslüman bir erkeğin gayr-ı müslim bir kadınla gayr-ı müslîm iki şahidin huzurunda evlenmesi -İmam Ebu Hanife ile İmam Ebu Yusuf'a göre- caizdir. İmam Muhammed ile İmam Züfer ise i «Ca­iz değildir.) Zira evlenme akdinde şahitlik, akdi işitmektir. Müslü­man olmayan kimse ise, müslüman olan kirase aleyhinde şahitlikte bulunamadığı için o akdi işitmemiş gibi olur- demişlerdir.) İmam Ebû Hanife ile tmam Ebû Yûsuf da: -Bu durumda bir gayr-ı müslimin bir müslüman aleyhinde şa­hitliği yoktur, ki caiz olmasın. Çünkü evlenme akdinde şahit, kadı­nın mehri erkeğe lâzım gelsin diye değil, erkek ile kadın birbirleri­ne helal olsunlar diye şart koşulmuştur. Zira hiç bir mali hakkın her­hangi bir kimseye lâzım gelmesi şahide bağlı değildir. Mali haklar ancak şahitlerle kanıtlanmış olurlar. Fakat şahitler evlenme akdini işitmedikleri zaman öyle değildir Çünkü evlenme akdi, ancak iki şa­hidin onu işitmeleri ile caiz olur. İki şahit akdi işitmedikleri za­man akit sahih olamaz» demişlerdir. (Eğer bir kimse küçük kızını evlendirmek için bir başkasına ve­kâlet verir ve o başkası da onun ve bir başka adamın huzurunda kı-zuı nikâhını kıyarsa caizdir.) Çünkü kendisi hazır olunca kızının ni­kâhını kendisi kıymış sayılır. Onun vekili ise, onun tercümanı mesabesinde olduğu için şahit olarak kalır ve bu itibarla bu nikâh iki şahidin huzurunda kıyılmış olur. (Fakat eğer kendisi hazır olmazsa caiz değildir.) Çünkü kendisi hazır olmayınca vekil, nikâhı kıydığı için şahit olamaz ve dolaysiyle bu akit bir şahidin huzurunda ya­pılmış sayılır. Buna göre eğer bir kimse, erginlik çağma ermiş olan kızının nikâhını bir şahidin huzurunda ve fakat kızı hazırken kıyar­sa caizdir. Kızı hazır olmazsa caiz olamaz. ([4])

 

Kendileriyle Evlenmek Caiz Olmayan Kadınlar Hakkında Bir Fasıl

 

Cenâb-i Hak (Azze ve Celle)«Sizlere, analarınız, kızlarınız, kizkardeşleriniz, halalarınız, tey­zeleriniz, kardeşlerinizin kızları kızkardeşlerinizin kızları, sizi em­ziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, kanlarınızın anneleri, ken­dileriyle gerdeğe girdiğiniz kanlarınızdan yanmızda kalan üvey kız­larınız şayet onlarla gerdeğe girme mişseniz size bir sakınca yoktur- öz oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi bir arada almak ha­ram kılındı- ([5]) buyurduğu için, kişinin annesiyle, kızı ile, kızkar-deşiyle, kizkardeşinin kızları ile, erkek kardeşinin kızları, ile, halası ile, teyzesiyle, kendisiyle gerdeğe girmiş olduğu karısının kızı ile, kendisiyle gerdeğe girmiş olsun olmasın karısının annesiyle, süt an­nesiyle, süt kızkardeşiyle ve bir arada iki kızkardeşi almak suretiy­le evlenmesi caiz değildir. İster ana, İster baba tarafından olsun  bütün nineler de  anne hükmimdedirler. Çünkü «Anne» deyimi onlara da şamildir veyahut onlarla evlenmenin haram olması icma ile sabittir. «Hala», «Teyze» ve «Kardeş- deyimleri de amm olup ana baba bir, yalnız baba bir ve yalnız ana bir olanların hepsine şamildirler.

Üvey kızlar hakkında ayette geçen «yanınızda kalan» kaydı ih­tirazı, yani «Eğer yanınızda olmazlarsa onlarla evlenebilirsiniz» de­mek değildir. Üvey kızlar çoğunlukla üvey babalarının yanında bü­yüdükleri için böyle buyurulmuştur. Nitekim -Eğer anneleriyle ger­değe girmemiş iseniz size bir sakınca yoktur» sözünde de buna işa­ret vardır. Zira dediğimiz bu kayıd eğer ihrazı olsaydı -Eğer anne­leriyle gerdeğe girmemiş iseniz veya eğer kendileri yanınızda kal­mıyorlarsa size bir sakınca yoktur» denecekti.

«Öz oğullarınızın kanlan- sözündeki -Öz» kaydı da süt oğulları­nın değil, üvey oğulların karılarını bu hükümden çıkarmak İçindir. Çünkü üvey oğulların kanları ile evlenmek caizdir. Süt oğullarının kanları ile evlenmek caiz değildir. Zira Peygamber Efendimiz: «Soydan ötürü haram olanlar sütten ötürü de haram olurlar- ([6]) diye buyurmuştur. (İki kızkardeşi bir nikâh altmda bulundurmak nasıl caiz değil­se, bir kızkardeşi nikâhlı kan, diğerini de cariye olarak kullanmak da caiz değildir.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah'a ve âhiret gününe inanan kimse, suyunu bir arada iki kizkardeşin rahmine dökmesin» ([7])  diye buyurmuştur. (Eğer kişi, kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğu bir cariyesinin kızkardeşi ile evlenirse nikâh sahihtir. Ancak onunla cinsel ilişkide bulunmasa bile, artık cariye ile cinsel ilişkide bulunamaz.) Zira ni­kâhlı kadın kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmasa bile, kendisiyle cin­sel ilişkide bulunulmuş kadın hükmündedir. Nikahladığı kadınla da  cinsel ilişkide bulunamaz. Zira kız kardeşiyle cinsel ilişkide bulun­duğu için, eğer onunla da bulunursa iki kız kardeşi bir arada kul­lanmış olur. Fakat eğer cariye ile ilişkide bulunmamış ise, onunla bulunabilir. Çünkü bu durumda ikisini bir arada bulundurmuş sa­yılmaz. Zira cariye, kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmuş kadın hük­münde değildir. (Eğer kişi iki kız kardeşi iki akid ile nikâhlar ve fakat hangi ni­kâhın daha önce kıyıldığını bilemezse, her ikisi de kendisinden alı­nır.) Zira birinin nikâhı kesin olarak fasit olduğu halde hangisi ol­duğu bilinemediği için, ikisini de kendisinden almaktan başka bir yol yoktur. (Herhangi bir kadın ile halasını, teyzesini veyahut erkek veya kız kardeşinin kızını bir nikâh altında bulundurmak da caiz değil­dir.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); «Kadın ne halası île, ne teyzesiyle, ne erkek kardeşinin kızı ile ve ne de kız kardeşinin kızı ile birlikte nikahlanamaz- ([8]) buyurmuş­tur. Bu hüküm her ne kadar Kur'an'da yoksa da, bu hadis meşhur olduğu için Kur'an hükmündedir. (Birisi erkek farzedildiği zaman birbirleriyle evlenmeleri caiz ol­mayan iki kadını da bir nikâh altında bulundurmak caiz değildir.)

Yukarıda geçen hadis'e binaen, birbirleriyle evlenememeleri süt dolaysiyle dahi olsa, yine onları bir nikâh altında bulundurmak ca­iz değildir. (Bir kadın ile, kocasının bir diğer karısından olan kızım bir ni­kâh altında bulundurmanın sakıncası yoktur.) Çünkü bu iki kadın arasmda ne yakınlık, ne de süt vardır. İmam Züfer ise: -Caiz değildir. Çünkü kocanın kızı erkek farzedildiği zaman üvey annesiyle evlenemez- demiştir. Biz diyoruz ki: Bu kız erkek farz edildiği zaman babasının karısı ile evlenemiyorsa da, babasının ka­rısı erkek farz edilirse onunla evlenebilir. Oysa şart olan, her iki tarafın da erkek farzedilmesi halinde diğer tarafla evlenememesidir.

(Herhangi bir kadınla zina eden kimseye, kadının annesi ve kı­zı haram olur.) îmam-ı Şafii: «Zina hürmete sebep ola­maz. Zira zina haramdır. Hısımlık da nimettir. Nimet ise haram ile hasıl olmaz» demiştir.

Biz diyoruz ki: Cinsel ilişki zina da olsa, çoğunlukla gebelik ve doğuma yol açtığı için onunla erkek ile kadının anne ve kızı ara­sında ve kadın ile erkeğin baba ve oğlu arasında cüziyet hasıl olur.

 (Bir kadın herhangi bir kimseye şehvetle dokunduğu zaman da kadının anne ve kızı o kimseye haram olur.) 'İmam-ı Şafii buna da katılmamıştır. Bu ihtilâf aynı zamanda erkeğin şehvetle ka­dına dokunması, ya da şehvetle tenasül uzvuna bakması veyahut kadının şehvetle erkeğin tenasül uzvuna bakması hallerinde de câ­ridir. Imam-ı Şafii: -Şehvetle dokunmak veya bakmak cin­sel ilişki gibi değildir. Bunun içindir ki oruç ve ihram cinsel ilişki ile bozulur ve gusül lâzım gelir de, şehvetle dokunmak veya bak­makla ne oruç bozulur ve ne de gusül lâzım gelir» demiştir. Biz diyoruz ki: Şehvetle dokunmak veya bakmak cinsel ilişki­ye yol açtığı için ihtiyatan onun hükmündedirler. Eğer kişinin şehvetle dokunması inzal ile sonuçlanırsa, kimisi: -Onunla hürmet hasıl olur» demiş ise de. sahih olan görüşe göre hürmete sebep olmaz. Çünkü inzal ile, bu dokunmanın cinsel iliş­kiye yol açmadığı anlaşılmış olur. Bu ihtilaf, kadınla arkadan cin­sel ilişkide bulunulması halinde de câridir.

(Kişi, karısını -ister kesin, ister rec'i talak İle olsun- boşadı-ğı zaman iddeti bitmedikçe kız kardeşiyle evlenemez.) î m a m -1 Şafii:- «Eğer onu kesin veya üç talak ile boşamış ise, iddeti bit­meden de kız kardeşiyle evlenebilir. Zira onunla bir ilgisi kalma­mıştır. Bunun içindir ki, eğer haram olduğunu bildiği halde onun­la cinsel ilişkide bulunsa ona had lâzım gelir» demiştir. Biz diyoruz ki: Bu durumda da birincisinin nikâhı henüz duru­yor sayılır. Zira iddeti bitmedikçe nafakasının onu boşayana lâzım gelmesi ve başkası ile evlenememesi gibi hükümler bunu göstermek­tedir. (Ehl-i Kitap oldukları için Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla ev­lenmek caizdir.)  Zira Cenab-ı Hak  (Azze ve Celle) : -Kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar size helâldir ([9]) bu­yurmuştur. (Fakat Mecusi olan kadınlarla, evlenmek caiz değildir.). Zira Peygamber Efendimiz  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Mecusiler hakkında; -Ehli Kitap ile gördüğünüz her türlü muameleyi onlarla da görün. Ancak onlann kadınları ile evlenemezsiniz ve kestiklerini yiyemez­siniz- ([10]) buyurmuştur.

(Putperest olan kadınlarla da evlenmek caiz değildir.)  Zira O Cenab-ı Hak   (Azze  ve  Celle);  -Putperest kadınlar  iman  etmedikçe  onlarla evlenmeyin ([11])   bu­yurmuştur. (Sabii olan kadınlarla ise, eğer bir Peygamber'e inanıyor ve bir kitabı kabul ediyorlarsa evlenmek caizdir.) Çünkü o zaman onlar da Ehl-i kitap sayılırlar. (Şayet yıldızlara tapıyor ve kitapları yoksa o zaman onlarla evlenmek caiz olamaz.)   Çünkü bu durumda onlarda putperest sayılırlar. (İhramda olan kimse evlenebilir.l İmam-ı Şafii: «Ne kendisi evlenebilir, ne de velayeti altında olan bir kimseyi evlendi-rebilir» demiştir.    İmam-ı    Şafii' nin   dayanağı;

11 -İhramda olan kimse ne kendisi evle­nebilir ,ne de başkasını evlendirebilir- [12] hadisidir. Biz ise Peygam­ber Efendimiz'in H z. M e y m u n e ile ihramda evlendiğine dair rivayet olunan hadise dayanıyoruz. Zira İmam-ı Şafii -nin dayandığı hadis -İhramda olan kimse cinsel ilişkide bulunamaz-mânâsma mahmuldür.

(Hür olan kimse için hür veya cariye olan kadınlarla dörde ka­dar evlenmek caizdir. Dörtten fazlası caiz değildir.) Zira Cenâb-ı Hak; -Hoşunuza giden kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsi­niz» [13] buyurmuştur. Çünkü nassta sayı verilmesi, verilen sayıdan fazlasının caiz olamadığını bildirmek içindir. mam-ı Şafii: -Birden fazla cariye ile evlenmek caiz değildir- demiştir. Çünkü ona göre cariye ile ancak zorunluk halin­de evlenilebiür. Zorunluk ise bir tane ile kapatılmış olur. Oysa, oku­duğumuz âyet-i kerime onun bu görüşüne karşı bir delildir. Zira âyette kadın mutlak olarak geçmektedir. Mutlak kadın ise-Zihar âyetinde olduğu gibi -ariyeye de şâmildir.

(Eğer kişi dört karısından birini kesin olarak dahi boşarsa, ka­dının iddeti bitmeden bir başka kadınla evlenemez.) 1 m a m -1 Şafii iki kız kardeş meselesinde görüşümüze katılmadığı gibi burda da katılmamıştır.

İmam Ebû Htnif e ile İmam Muhammed'e göre [zinadan gebe olan kadınla evlenmek caizdir. Fakat kadın do­ğum yapmadıkça onunla cinsel İlişkide bulunulamaz.) t m a m Ebû Yûsuf ise: -Nikâh fasittir. Çünkü kadın her ne kadar iffetsiz ise de, karnındaki çocuk suçsuz olduğu için masumdur. Bunun için­dir ki düşürülmesi caiz değildir- demiştir. İmam Ebû H a -nife ile İmam Muhammed de: -Bu kadının nikâhı caiz değildir, diye bir nass yoktur. Kendisi ile cinsel ilişkide bulun­manın caiz olmayışı ise, kişinin kendi suyu ile başkasının ekinini su­lamasını önlemek içindir» demişlerdir. (Kimden gebe kaldığı bilinen kadınla evlenmek ise, ittifakla caiz değildir.) Çünkü kimden gebe kaldığı bilinen kadının karnındaki çocuğun soyu sabittir. Doğum yap­madan evlenmesi halinde ise, çocuğun soyu şüpheli duruma düşer.(Eğer bir kimse, zina ettiğini gördüğü bir kadınla evlenirse-İmam Ebû Hanİfe ile İmam Ebü Yûsuf'a göre-kadının gebe ol­madığını öğrenmeden de onunla cinsel ilişkide bulunabilir.) İmam Mu-hammed ise: «Gebe olmadığını öğrenmeden onunla cin­sel ilişkide bulunmasını iyi görmüyorum» demiştir. (Mut'a nikâhı fasittir.) Mut'a nikâhı i bir kimsenin bir kadına: -Şu kadar para karşılığında şu kadar zaman benim yanımda kalır mısın?» diye teklifte bulunması ve kadının da onun teklifini kabul etmesidir. İmam Malik: -Caizdir. Çünkü îslâmiyetin baş­langıcında vardı. Onu fesheden sabit bir hüküm bulunmadıkça ce­vazı devam eder- demiştir.[14]

Biz diyoruz ki: Feshedilmiş olması Ashabın icmaı ile sabittir. As­haptan yalnız İbn-i Abbas (Radıyallâhü anh) önce diret­miş ise de, sonradan onun da Ashabın görüşüne katıldığı, sahih ri­vayetlerle sabittir. Bunun için, caiz olmayışı hakkında tam icma var­dır.

(Geçici nikâh da fasittir.) Geçici nikâh: Kişinin iki şahit huzu­runda bir kadınla belirli bir süreye kadar evlenmesidir. İmam Z ü f e r: -Sahihtir. Fakat süresiz olarak lâzım gelir. Çünkü nikâh fasit olan şartlarla fesada gitmez- demiştir.Biz diyoruz ki: Bu da müt'a nikâhı gibi bir şeydir. Zira süre -ister kısa, ister uzun olsun-akit içinde şart koşulduktan sonra akit geçici olur.(Eğer bir kimse, birisiyle evlenmesi caiz olmayan iki kadınla bir akitte evlenirse, kendisiyle evlenmesi caiz olan kadının nikâhı sa­hihtir, diğerininki fasittir.) Çünkü fesat nedeni sadece birisinde mev­cuttur. Fakat kişinin, birisi kendisine ait olmayan iki şeyi bir akit-le satması öyle değildir. Zira burada semen bölündüğü için her iki şeyin de satışı fasittir. Sonra, her iki kadına belirtilmiş olan mehrin tamamı, İmam Ebû Hanife'ye göre nikâhı sahih olan kadına düşer. Diğer iki İmam ise: -Mehr-i misilleri oranında ara­larında bölünür» demişlerdir.(Eğer bir kadın, bir kimse ile evlendiğini yalandan iddia eder ve bunu şahitlerle kanıtlayıp mahkemeden karar alırsa, o kadın ken­dini o kimseye teslim edebilir.l Bu, İmam Ebû Hanife'-nin görüşüdür, ki   İmam   Ebû   Yûsuf   da Önce buna kaildi. Fakat sonradan bundan dönüş yaparak   İmam   Muham-m e d   gibi söylemiştir.İmam Muhammed ise: -Kendini ona teslim edemez. Çünkü hakimin karan, şahitlerin köle veyahut gayr-ı müslim olduk­ları zaman nasıl hükümsüz ise, burada da şahitler yalancı oldukla­rı için hükümsüzdür- demiştir. İmam Ebü Hanife de: -Şahitlerin beyanı-yalan olduğunu öğrenmeye imkân bulunamadığı için-hakim için hüccet­tir. Şahitlerin köle veya gayr-ı müslim olduklarını öğrenmek ise müm­kündür-  demiştir..[15]



[1] Yani : Kişi bir kimseye «Kızını bana nikâhla» dediği zaman ona: «Ben seni vekil kıldım. Kızını bana verirken onu bana kabul de et» demiş gibi olur. Bu ise evlenmede başkasına vekâlet vermek demektir ve vekil olan kimse bu du­rumda hem kızını, hem damadını temsil etmiş olur. İki tarafı temsil etmek de -geleceği üzere- evlenmede caizdir.

[2] Bu hadis bu şekilde gariptir. Ancak bu konuda bir takım başka hadis-ler de vardır ki onlardan bir tanesi tbn-i Hibban'in oSahihnInde Saİd b. Yahya tarikiyle «Hiç bir evlenme velisiz ve adaletli olan İki şahitsiz olamaz. Bu şekilde yapılmayan herhangi bir evlenme akdi geçersizdir» mealinde Hz. Aişe'den getirdi­ği bir hadistir, tbn-i Hazm C. 9 S. 495 de: «Bu konuda varit olan hadislerin senetleri arasında bu hadisin senedi kadar sıhhati: bir senet yoktur. Bu da ha­disin sılhftfttıpı İsbata yeterlidir» demiştir.   Nasbür-Raye C. 3 S. 167

[3] Yani: İftira suçundan ceza giymiş kimsenin şahitliğini dinlemekten, Kur'an-ı Kerim'de nehyedildiği İçin, bu kimsenin iki kişi arasında baş gösteren herhangi bir anlaşmazlık halinde şahitlik etmesi geçerli değildir. Pakat şahit ol­masından nehyedilmediği için şahit olabilir ve onun huzurunda kıyılan evlenme akdi dolaysiyle sahihtir. Ancak birbirleriyle evlenen erkek ile kadından biri eğer bu evlenme akdini İnkâr ederse iftira suçundan ceza giymiş kimsenin şahitliği ha­kim tarafından kabul olunmaz. Nasıl ki iki gözden kör olan kimse ile, birbirle­riyle evlenen erkek ile kadının çocukları da öyle olup huzurlarında yapılan ev­lenme akdi geçerlidir ve lakat akdin yapılıp yapılmadığı konusunda karı ile ko­ca arasında baş gösteren anlaşmazlık halinde şahitlikleri geçersizdir.

[4] Çünkü kız büyük olduğu için eğer kendisi akdin yapıldığı sırada hazır olursa kendisi kendi nikâhını kıymış sayılır ve babası sadece onun tercümanı olduğu için şahit olarak hazır bulunmuş olur. Fakat eğer kız hazır bulunmazsa babası ona vekâleten nikâh akdini yaptığı için yapılan akit yalnız bir şahidin huzurunda yapılmış sayılır. Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/5-8.

[5] Nisa suresi âyet 23

[6] Buharı   (Şahitlikler Bahsi)  C.   1   S. 360  da Abdullah  îbn-i Abbas'tan, {Süt Emme Bahsi) C. 2 S. 788 de Hz. Aişe (Radıyalîâhü anhâVdan. Müslim (Süt Emme Bahsi) C. X S. 467 Hz. Aişe ve Abdullah İbn-i Abbas (Radıyalîâhü anh)"dan. Tirmizİ, Ebu Davud ve Nesei de değişik bahislerde Hz. Aişe (Radıyalîâhü anbVdan.

Nasbür-Raye C. 3 S. 168

[7] Gariptir. Ancak bu konuda bir takım hadisler varit olmuştur ki onlar­dan biri, Buhari ile Müslim'in Ümm-i Habibe (Radıyallâhü anhâ)'dan «Peygam­ber Efendİmiz'e :

-  Yâ Resûlallah kizkardeşimi nikâhla, dedim. Peygamber Efendimiz (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) :

-  tster misin? dedi.

-  Evet, herkesten çok, kardeşimin bana ortak olmasını isterim, dedim. Pey­gamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Kardeşin bana belal değildir, dedi

-Duyduğuma göre Ebû Seleme'nin kızı Durre'yi istiyormuşsun, dedim. Pey­gamber Efendimiz (Aleyhi's-satâtü ve's-selâm):

- Ebu Seleme'nin kızı yanımda kalan üvey kızım olmasaydı bile, yine  ba­na helal değildi. Zira süt kardeşimin kızıdır. Beni ve babasını Süveybe adında­ki cariye emzirmiştir, buyurdu» mealinde rivayet ettikleri hadistir. Buhari «Sizi emziren süt anneleriniz» ayet-i kerimesinin tefsiri sadedinde. C. 2 S. 764 Müslim (Süt Emme Bahsi)nde. C. 1 S. 468     Nasbür-Raye C. 3 S. 168

[8] Müslim, Ebu Davud, Tirmİzi ve Nesai, Müslim (Nikâh Bahsi) C. 1 S. 452-453 Ebu Davud (Bir Arada Bir Nikâh Altında Bulundurulmaları Caiz Olma­yan Kadınlar Bahsi) C. 1 S. 282 Tirmizi (Kadın Ne Halası ve Ne de Teyzsiyle Birlikte Nikâhlananıaz Babı) S. 145 Nesai (Kadın ile Halasını Bir Nikâh Altmda Bulundurmanın Caiz Olmadığı Bahsi) C. 2 S. 181     Nasbür-Raye C. 3 S. 169

[9] Maide suresi ayet 5

[10] Bu lafızla gariptir. Ancak Abdürrazzak ile İbn-i Ebi Şeybe «Musannef» adlı kitaplarında «Peygamber Efendimiz Hacer Mecusilerine bir mektup yazarak onlara müslümanliğı Önerdi ve onlardan müslümanlijp kabul edenleri kabul etti. Müslümanlığı kabul etmeyenlere  de cizye vurulmasını ve  fakat kadınları ile ev-lenilmemesini ve kestiklerinin yiyilmemesini  emretti» mealinde bir hadis  rivayet etmişlerdir. İbn-i Ebi Şeybe (Nikâh) Abdürrezzak da (Ehl-i Kitap) bahsinde kay­detmişlerdir.

[11] Bakara suresi ayet 221

[12] Buhari dışında bütün Kütüb-i Sitte. Müslim  (İhram  Olan Kimsenin Evlenmesinin Haram ve Kadın İstemesinin Mekruh Olduğu) bahsinde kaydetmiş­tir.   Nasbür-Raye C. 3 S. 453

[13] Nisa suresi ayet 3

[14] İmam Malik'İn Müt'a nikâhım caiz gördüğüne dair rivayet şüphelidir. Çünkü tmam Malik hem «Muvatta'da» Hz. AH (Radıyallâhü anla'dan Peygam­ber Efendimiz'in Hayber günü Müt'a nikâhı ile ehil eşeklerin etini yemeyi yasak ettiğini nakletmiş, hem de yazılı olarak kendisinden gelen nakillerde : «Süre is­ter kısa ister uzun olsun-nikâh kıyılırken kadına mehir biçilse bile-süreli evlenmeler caiz değildir» demişlerdir ki bu, Müt'a nikahının ta kendisidir.

[15] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/8-16.