Nikah - Fıkıh - 027Nikah - 13. Sayfa
Kadında Bulunması Gereken Meziyetler
Nikah Ve Onunla İlgili Hükümler
Evlendirmede Velayet Hakkının Tertib Sırası
Nikah Edilmesi Haram Olan Kadınlar
Nüşuz (Kadının Kocasına İsyan Etmesi)
Karı İle Kocanın Karşılıklı Hakları
İla (Karısına Yaklaşmama Yemini)
NİKAH
Yüce Allah, yarattığı insanoğlunun fıtri yapısıyla ilgilenmiş ve erkek kadın birleşmesinin başı boş bırakılmasını uygun görmeyerek bir kontrol içerisinde olması gerektiğini bildirmiştir. Ayrıca erkek ile kadının birleşmesi Allah'ın tayin etmiş olduğu ölçüler dahilinde olması halinde Yüce Allah bunu hayırlı bir birleşme saymıştır.
Enes bin Malik (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamberin ashabından bir gurup, peygamberin zevcelerinden, onun özel amel ve ibadetlerini sordu. Kendilerine Hazreti peygamberin amel ve ibadetleri haber verilince, sahabilerden biri, "Ben kadınlarla evlenmem" , bir diğeri, "Ben hiçbir döşek üzerinde yatmam"... dediler. Bu durumu öğrenen Peygamberimiz Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:
"Bazı kimseleriniz şöyle şöyle demişlerdir, bu sözleriyle ne demek istiyorlar. Ben nafile namaz da kılarım, gecenin bir kısmında uyku ile uyurum. Nafile oruç tutarım, bazen tutmayıp oruçsuz da olurum, Kadınlarla da evlenirim. İşte benim sünnettim budur. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir." [1]
Allah'u Teala bu konuda şöyle buyurur:
"İbret alasınız diye her şeyi çift yarattık" (Zariyat: 51/49)
"Ey insanlar! doğrusu biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık." (Hucurat: 49/13)
"Ey insanlar, sizi bir tek nefiste yaratan ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbınıza hürmetsizlikten sakınınız" (Nisa: 4/1)
İnsanoğlu hayatının diğer evrelerini düzene sokması gerektiği gibi üreme olayı için de bazı düzenlemelere girmesi gereken nikah usulü, erkekle kadını meşru bir zemine oturtarak ailenin temeli atılmış olur. Bu nikah, Peygamberimiz (s.a.v.)'e peygamberlik gelmeden Suudi Arabistan'daki o cahiliye toplumunda da var idi. Ama tuhaf olabilecek şartlardaydı.
Peygamberimiz (s.a.v.)'in kendisine gelen vahy hükmüne dayanarak kaldırmış olduğu cahiliye nikahlarından bazıları şunlardır:
1- İstibda Nikahı. Kadının kocası, hanımı hayızdan temizlendiğinde ona "Falancaya git, ondan döl al" der ve hamileliği belli oluncaya kadar ondan uzaklaşır. Hamileliği belli olunca isterse hanımına yaklaşırdı. Bunu iyi bir çocuğa sahip olabilmek için yapardı. Bu nikaha İstibda nikahı denilirdi.
2- Bedel Nikahı. Kişi, bir başkasına "Benim için hanımıma yaklaş, ben de senin için hanımına yaklaşayım" diyordu.
3- Bu cahiliyye nikahlarından bir tanesi de, on kişiden az bir topluluğun kadının yanına gelerek ona yaklaşmaları şeklindedir. Kadın hamile olup, çocuk doğurunca aradan bir kaç gün geçtikten sonra adamlara haber gönderir, hiç biri gelmemezlik yapamazdı. Nihayet hepsi kadının yanına toplanırlar ve kadın onlara şöyle der:
"Ne iş yaptığınızı biliyorsunuz, işte ben doğurdum." Adamların içinden istediğinin adını vererek:
"Ey falanca, bu doğan çocuk senindir." der ve çocuğu kendisine teslim ederdi. O da bu çocuğu kabul etmek zorunda kalırdı.
4- Cahiliye nikahlarından başka bir nikah şekli. Bir çok erkek toplanır bunlar hepsi bir kadına yaklaşırlar. Kadın kendisine gelenlere mani olmazdı. Bu kadınlar fahişe oldukları bilinsin diye kapılarının üzerine bayraklar asarlardı. Bu kötü işi yapmak isteyen bayrakları görüp içeri girerdi. Bu kadın hamile olunca çocuğunu doğurduktan sonra kendisiyle ilişki kuran erkekler toplanır. Çocuğun kime benzediğine hükmederek alıp ona verirlerdi. O da bu çocuğu kabul etmemezlik edemezdi. Peygamberimiz (s.a.v.) Peygamber olduktan sonra, bu cahiliyye adetlerini kaldırdı. Bugünkü nikah şeklini Kur'an-ı Kerim'deki emirlere göre uyguladı.
İslamın uygun gördüğü nikah şekli, iki şahit huzurunda icap ve kabul rükünlerinin yerine getirilmesinden başka birşey değildir.[2]
İslamda Evlenmeye Teşvik
İslam dini, çeşitli sebeplerden dolayı evlenmeyi teşvik etmiştir. Farz etmemekle beraber evliliğin önemini bildirerek gerek Peygamberimiz (s.a.v.) ve gerekse diğer Peygamberlerin sünneti olduğunu bildirerek Ku-ran-ı Kerim de yüce Allah'ın şu ayet-i kerimeleri ile dile getirmiştir:
"And olsun ki, senden önce nice resuller gönderdik onlara eşler ve çocuklar verdik." (Ra'd: 13/38)
Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurur:
"Dört şey resullerin sünnetlerindendir. Kına kullanmak, güzel koku sürünmek misvak kullanmak ve bir de evlenmek." [3]
İnsanoğlu bazı durumlarda evliliği kabul etmekte tereddüte düşer ve evliliğe art görevlerin ağırlığından korktuğundan dolayı yüz çevirir.
Dinimiz bu kişinin bu bakışını evliliğin zenginlik gibi bir vasıta olacağı noktasına çevirir, fakirliğe iten sebeplerin üstesinden gelecek bir kudrete kendisini malik kılacağını haber vererek şu ayet-i kerimeyi ileri sürer.
"İçinizden bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir." (Nur: 24/32)
Kişi evlendiği zaman Peygamberimiz (s.a.v.)'in bu hadisi şeriflerine göre amel etmesiyle mutlu olur:
"Güzelliği için kadınlarla evlenmeyiniz, umulur ki güzellikleri onları uçuruma yuvarlar. Malları için de kadınlarla evlenmeyiniz, umulur ki, malları onları azdırır. Ancak dini için kadınlarla evleniniz. Ağzı burnu düzensiz, dindar bir cariye, diğerlerinden daha efdaldir.",
" Kadınların en hayırlısı baktığın zaman seni sevince boğan, emrettiğin zaman sana itaat eden, üzerine yemin ettiğin zaman yüzünü ak çıkaran, kendisinden uzakta olduğun zaman nefsi ve malın hakkında seni koruyandır'[4]
"Kadın 4 şey için nikahlanır. Güzelliği, malı, soyu ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç" [5]
Zira güzellik, mal ve soy sahibi olan kadın devamlı kocasına karşı övünür, onu zor durumda bırakabilir. Onun için kişi dindar ve saliha olan bir kadınla evlendiği zaman daha rahat etmesi muhtemeldir.[6]
Kadında Bulunması Gereken Meziyetler
- Ahlakı düzgün.
- Sinirsel yönden uyumlu.
- Cinsel sapmalardan uzak.
- Tanınmış iyi bir çevreye sahip olan meziyetlerdir.
Böyle bir kadın çocuklarına karşı şefkatli, kocasının hakkına riayetkar olur.
Kadınlar için, iyi bir koca seçimi de gereklidir.
Kızın velisi, kızını ancak dindar, ahlaklı, şerefli, ağırbaşlı ve yaş, geçim itibarı ve sosyal konularda kendileriyle eşit olabilecek durumda olan kişi ile evlendirir.
Kadın ve kız çocukları haklarında dikkatli davranmak çok önemlidir. Çünkü onlar nikah konusunda naziktirler. Kişi kızını zalim, fasık, bid'at ehli, içki içen, dinine karşı suç işlemiş kötü bir işle uğraşan kimseye kızınızı vermemelidir. (İhya-ı Ulumud'din)[7]
Evlilik Çeşitleri
İslam dini evliliği bir çok hikmete binaen meşru kılmıştır. Zina ve fuhuşa sebep olan fiillerden korunması, aile sevgisi ve saadetinin kurulup neslin devam etmesi için toplumda temiz bir hayatın yaşanabilmesi içir evlilik müessesesine önem vermiştir. Bu nedenle evliliğin insanın bulunduğu hallere göre bazı hükümleri vardır. Bu hükümler şunlardır:
Sünnet olan evlilik: Cinsel ilişki ihtiyacı duyan ve evlenmenin masraflarını ve nafakayı temin edebilecek güce sahip olanlar için evlilik sünnettir. Ama bu şartlara sahip olup zina ve fuhşa girme tehlikesi varsa o takdirde o kişinin evlenmesi vaciptir.
Mekruh olan evlilik: Cinsel ilişki ihtiyacı olup evlilik masrafım ve na fakayı karşılama gücüne sahip olmayan kişinin evlenmesi mekruhtur.
Terkedilmesi efdal olan evlilik: Nafaka ve masrafını temin edebilece durumda olup ama kendini ibadet ve ilim tahsiline vermesi ile birlikte evlenme iştiyakı olmayan bir kimsenin evlenmemesi daha faziletlidir.[8]
Nikah Ve Onunla İlgili Hükümler
Nikah, ihtiyacı olan kimseler için sünnettir.
Hür bir erkeğin dört tane hür kadına kadar bir nikah altında bulundurması caizdir.
Köle olan bir kişi bir arada ancak iki kadını kendi nikahı altında bulundurabilir.
Hür kişi bir cariyeyi ancak iki şartla nikahı altına alabilir:
1. Hür bir kadının mehrini verebilecek güçte olmaması.
2. Harama girme korkusunun bulunması.
Evlilik, Cenab-ı Allah'ın bütün yaratılmışlarını içine alacak şekilde genel bir nizam olup insanlar, bitkiler ve hayvanlar alemi de bunun içindedir.
İnsanlar, bitkiler ve hayvanların devamının sağlanması için üreme durumunda olmaları gerekir. Yarattığı kainatın herşeyinden haberi olan yüce Allah bu üreme için de bazı sınırlamaları getirmiştir. Çünkü insanoğlu akıl dediğimiz müsbet bir olgu ve insani diyebileceğimiz müsbetlerle donatılmıştır.
Bir erkek, gerek görürse dört tane kadına kadar bir arada bulundurma yoluyla evlenebilir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Beğendiğiniz kadınlardan iki üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz, haksızlık yapmaktan korkar sanız bir tane alın." (Nisa: 4/3)
Ayeti Kerime'nin açık hükmünden de anlaşılacağı gibi adalet ve hakkı koruyabilme imkanı olursa ancak evlenilecek kadın sayısı dörde kadar çıkabilir. Fakat gerekli hakları verilemez ve adaletle onlara muamele yapılamazsa en uygunu bir tanedir..
Cariyelerle de ancak evlenmeye gücü yetmeyenler ve harama girme korkusu olan evlenebilir. Çünkü evliliğin sıhhati ancak bu şekilde gerçekleşebilir.
Delili. Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"İçinizden imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse elleriniz altında bulanan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın (onlarla evlensin). Bu (cariyelerle evlenmeniz izni) içinizde günaha düşmekten korkanlar içindir." (Nisa: 4/25)
Evlenmek, peygamberimizin ve diğer peygamberlerin sünnetidir. Ebu Eyüp el Ensari (r.a) peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Haya, güzel koku, misvak ve evlenmek" [9] Başka bir hadislerinde peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Ey gençler topluluğu sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Zira evlenmek gözleri haramdan daha çok korur, iffetsizlikten daha da çok muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun, çünkü oruç şehvet kırıcıdır." [10]
Ebu Hureyre (r.a)'dan rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Dinini ve ahlakını beğendiğiniz bir kişi, sizin ailenizden (uygun) bir kadına talip olursa onları evlendirin. Şayet öyle yapmazsanız: yeryüzünde fitne ve fesad olur." [11]
Erkeğin Kadına Bakması
Erkek kadına yedi şekilde bakar.
1. Mahrem olmayan yabancı bir kadına hiç bir ihtiyaç yokken bakmak. Bu şekilde bakmak caiz değildir.
2. Nikahı altındaki karısına ve cariyesinin avret mahalli dışında kalan her yerine bakmak caizdir.
3. Mahremlerine ve evli olan cariyesine bakması da caizdir. Bu bakılması caiz olan yer de göbek ile diz kapağının dışında kalan bölge
-İhtiyaç duyulmadan yabancı bir kadına bakmak ve dokunmak haramdır. Çünkü yüce Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
"Mü'min erkeklere söyle gözlerini ve ırzlarını haramdan korusunlar. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır." (Nur: 24/30)
-Kişinin nikahı altındaki karısının ve cariyesinin avret yeri dışında her yerine bakması caizdir. Ancak ihtiyaç olmadan avret mahalline bakmak mekruhtur. Çünkü edebe aykırıdır.
Hazreti Aişe (r.anha) şöyle rivayet eder: "Ne ben peygamberin avret mahallini ve ne de o benim avret mahallimi görmüştür"
-Mahremleri ve evli olan cariyelerinin göbek ile diz kapağı arası hariç başka yerlerine bakması caizdir. Peygamberimiz (s.a.v) bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:
"Sizden her kim elinin altındaki köle ve cariyeleri evlendiğinde onların avret yerlerine bakmasın." Diğer bir rivayette, "Göbek ile diz arası kısmına bakmasın." [12]
4. Nikahlamak için kadının yüz ve ellerine bakılması caizdir.
5. İlaçlamak için her kadının gerekli yerine bakılabilir. İlaçlanır ve tedavisi yapılır.
6. Şahitlik vermek ve alış-veriş için her kadının sadece yüzüne bakılır.
7. Satın alınacak olan cariyenin gereken her yerine bakılması caizdir.
-Nikahlanmak için kadının yüz ve ellerine bakılabilir. Erkek evlenmek istediği zaman kadının yüz ve ellerine bakabilir. Bu uzuvlanrı dışında başka yerine bakması caiz değildir. Bu kadınla kol kola gezmesi, tokalaşması, tenhalarda bir araya gelmesi hiç bir zaman caiz değildir.
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir:
Ben Hz. Peygamberin yanında idim. O sıralarda bir kişi geldi ve ensardan bir kadınla evlenmek istediğini Peygambere haber verdi. Rasulullah (s.a.v) O'na,
"O kadını gördün mü?" diye sorunca O zat:
-Hayır, bakmadım, dedi. Rasulullah:
"Öyleyse git ve o kadını gör, çünkü ensarın gözlerinde bir şey vardır." [13] buyurdu.
Bir kadına talib olan Muğiyre bin Şube'ye Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"O kadını gör, çünkü görmek aranızdaki evliliğin başarılı olmasını daha da iyi sağlar." [14]
-İlaçlamak ve tedavi amacıyla kadının gerekli yerine bakılabilir.
Cabir bin Abdullah (i.a)'ın rivayet ettiğine göre: Ümmü Seleme Hz. Peygamberden, kan aldırmak için izin istemiş ve Peygamber de Ebu Taybe'ye O'na hacamat yapması için emir vermiştir." [15]
-Şahitlik ve alış-veriş için her kadının yüzüne bakılabilir. Çünkü leh ve aleyhte şahitlik gerekebilir. Alış-veriş için de bir sorun çıkabilir. Burda da lüzum kadarıyla bakılabilir.
-Satın alınacak cariyenin de ancak diz ile göbek arasındaki bölgenin dışına bakılabilir. Cariye özgürlüğü kısıtlanmış kadın köledir. Bu kadın kölelere islamın bakışı elbette müsbet yöndedir. Genel itibarla cariye, hizmet eğiliminde olduğu için islam ona da bir kadın gözüyle bakmış, satın alınması durumunda avret yerleri olan diz ve göbek arası bölgesi için hassasiyet göstermiştir.
Bu konuyu maddeleriyle karşılaştırarak biraz daha detaylı bir şekilde açıklayalım:
1. Herhangi bir ihtiyaç yokken yabancı bir kadına bakmak caiz değildir. Bakan kişinin-ihtiyar olması veya cima edemeyecek durumda olması da herhangi bir fark teşkil etmez.
2. Cinsel birleşme durumunda dahi nikahı altındaki hanımı veya cariyesinin kadınlık organına bakması kerahetle beraber caizdir.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar:
"Çıplaklıktan korunmanızı öğütlerim. Çünkü yanınızda ancak tuvalete girdiğiniz ve bir de cinsi temasta bulunduğunuz zaman sizden ayrılan amellerinizi tesbitle vazifeli gözcü ve koruyucu melekler vardır. Onlara saygılı olunuz, haya ediniz ve çıplaklıktan sakınınız."
"Sizden biriniz yıkandığı zaman, açıkta yıkanmasın bir şeyle örtünsün " "Sizden biriniz hanımıyla cinsi münasebette bulunduğu zaman korunsun (avret yerlerini kapatarak muhafaza etsin). Merkepler gibi her tarafı açıkta olmasın. Zira melekler avret mahalleri açık olan insandan yüz çevirirler." [16]
3. Burda her ne kadar diz ile göbek arası dışındaki yere bakması için cevaz veriliyorsa da şuurlu bir Müslüman bunu ancak bazı zaruretler neticesi olarak bakabileceğini anlamalıdır.
Bir Müslüman'ın kendi nikahlısı olan eşinin avret mahalline bakması için bazı mekruh sayılacak sınırlar getirilmiş olduğunu biliyorsa bunun dışında ablası, annesi, halası veya mahremi sayılan birisi için bakış durumunu kendisi düşünmelidir.
4. Nikahlanmak için bir kadının ancak dış görünüşüne bakılabilir. Kendisine haram olduğu için başka herhangi bir yerine bununla evleniyorum diye bakamaz. Ancak eksiklik sayılacak bazı kusurları olabiliyorsa bunlar ancak velisiyle veya diğer yakınlarıyla konuşarak bilgi alınabilir.
5. İslam, haya ve avret konusunu derinden ele aldığı gibi, sıhhat ve hastalık durumunu da hiç bir zaman gözardı etmemiştir.
Bir kadının avret yeri de olsa dahi, hastalık veya tedavi için bakılması gerekiyorsa uzman bir doktor veya hekime o hastalık tedavi ettirilebilir. Yalnız şuurlu bir müslümanın burda takip etmesi gereken bir durum vardır. O da varsa önce kadın doktoru, yoksa güvenilir uygun bir doktora bu çeşit hastalıklar tedavi ettirilmelidir.
İslamda bütün ameller niyetlere göre değerlendirildiğine göre kişinin hanımını veya hanımın kendisi ise doktora ne amaçla gittiğini kendileri iyi bilir.
Bu ve buna benzer her konuda Peygamberimiz (s.a.v.):
"Ameller niyetlere göre değerlendirilir" buyurmuştur.
Allahu Teala herhangi bir işte bize zorluk dilemediği gibi burda da zorluk dilemez. Hasta olan bir kadın elbette gerekeceği şekilde tedavi edilmelidir.
6. Şahitliğe dinimiz büyük önem vermiştir. Alış-veriş olur veya başka herhangi bir konuda kadın da şahit gösterilebileceği için böyle bir durumda sırf tanınabilsin diye kadının yüzüne bakılabilir.
7. Böyle bir durum günümüzde olmamakla beraber, biraz açıklayalım:
İslam dini hiç bir zaman kölelik ve cariyeliği tasvib etmemiştir. Zira onun (İslam'ın) kökeninde "İnananlar kardeştir" mefhumu yatıyor. İslam; zekat, sadaka ve buna benzer çeşitli sosyal kurumlarla zengin ile fakir arasındaki mesafeyi daraltmıştır.
İslam gelmeden önce kız çocuklarının bir kısmı satılıyor, bir kısmı öldürülüyor ve bir kısmı da diri diri toprağa gömülüyordu. İslamın gelişi ile bu sorunlar kökten halledildi. Ama kimisinin elinde eskiden kalma parası ile aldığı köle ve cariyeleri var idi.
Dinimiz çeşitli müeyyideleri ile bunları da eritti, tarih buna şahittir. Mesela kim Ramazan ayında oruçlu iken hanımı ile cinsi münasebette bulunmuşsa bir ceza verecek. Bu ceza sırası ile güç yetiyorsa köle azat edecek... Veya daha değişik suçlar işlenmişse köle azat etsin, gibi müeyyidelerle bu işin önüne geçildi ise de kimileri elindeki cariyeleri bırakmıyordu. Dinimiz onlara iyi muamele edilmesi için telkinlerde bulunmuş, bu telkinler de son derece faydalı olmuştur.
Bununla birlikte halen elde cariye kalmışsa bu cariyelerin insani ve İslami ölçüler içerisinde biri, başka birisine satıyorsa alacak kişi haya ve namus timsaline uygun olarak bunun gerekli yerlerine bakarak alabilir.
Evet, haya ve namus timsali diyorum. Yoksa İslam'a göre hiç bir zaman kimse cariyesi ile gayri meşru ilişki ve hakaretlerde bulunamaz. Ancak cinsi ilişkide bulunduğu zaman o cariye onun hanımı olur. Artık o cariyenin satılması düşünülemez. Doğacak çocuklar da hür olur. İleride bu konu tafsilatlı olarak açıklanacaktır.[17]
Nikahın Rükünleri
Kadının velisi ve adaletli iki şahidin bulunmasıyla ancak nikah akdi sahih olur.
Veli ve şahitlikte altı şart aranır:
1. Müslüman olmak.
2. Baliğ (ergenlik çağına girmiş) olmak.
3. Akıllı olmak.
4. Hür olmak.
5. Erkek olmak.
6. Adalet sahibi olmak. Zımmi birini nikahlamak için velisinin adil olması şart koşulmaz. Cariyenin nikahı için de seyyidinin adil olması şart koşulmaz.
Nikah için kadının velileri sırasıyla şunlardır:
l. Baba.
2. Babanın babası (dede).
3. Ana-Baba bir erkek kardeş.
4. Baba bir erkek kardeş.
5. Anne-Baba bir kardeş oğlu.
6. Baba bir kardeş oğlu.
7. Amca.
8. Amca oğlu ve bu tertip üzere devam edilir.
Eğer kadının asabesi bulunmazsa onu azat eden efendisi, sonra efendisinin asabeleri, sonra hakim onun nikah velisidir.
İddeti bitmemiş bir kadına evlenme teklifi yapmak caiz değildir. Müddeti bittikten sonra evlenme teklifi yapmak ve nikahlamak caizdir.
Nikah bakımından kadınlar iki kısımdır:
1. Dul kadın.
2. Bakire kız.
Bakire kızın izni olmazsa bile babası veya dedesi tarafından cebren nikahı kıyılabilir. Dul kadın ise kendi izni olmadan nikahının kıyılması caiz değildir.
Nikâhın beş rüknü vardır
1) Koca: Kocada aranacak şartlar şunlardır:
a) Nikahlayacağı kadın müslüman ise, kendisinin de müslüman olması. Erke kâfir, kadın müslüman ise nikâh batıldır. Yüce Allah; müslüman kadınların kâfir erkeklere nikahlanmasının helal olmadığını şu ayeti kerimede bildiriyor:
"... bunlar onlara helal değildir..." (Mümtehine: 60/10)
b) İhramlı olmaması. Hac veya umre için ihramda olmaması gerekir.
c) Muhtar (serbest) olması: Zor kullanmak suretiyle bir erkeği evlendirmek sahih değildir. Onun için kendi ihtiyarı (isteği) ile olması gerekir.
d) Belli olması: Onun için, bir kadını; "İki erkekten birine" şeklinde nikahlamak batıldır.
e) Erkeğin, evleneceği kadının ismini, nesebini veya şahsını bilmesi. Nikahlayacağı kadın hakkında hiç bir bilgisi olmayan kimsenin nikahı ise sahih olmaz..
f) Erkek oluşunun kesin olması.
Erkekliği belli olmayan hünsanın (kendisinde her iki cinsel uzvu mevcut olan) nikahı batıldır.
2) Kadın: Evlenecek kadında aranan şartlar şunlardır:
a) İhramlı olmaması. Evlenecek kadının ihramda olmaması gerekir.
b) Belli olması. İki kadından birinin diyerek nikah kıymak batıldır.
c) Başkasının nikahı altında bulunmaması ve iddet müddeti içerisinde olmaması. Kocasından boşanmış veya kocası Ölmüş kadının iddet süresinin bitmesi gerekir. İddet süresi ilende ayrıca açıklanacaktır.
d) Kadın oluşunun kesin olması. Hünsa evlendikten sonra kadın olduğu ortaya çıksa bile nikahı batıldır.
3) Veli: Evlenecek bekar kızın velisinin izni olması şarttır. İmmam Şafii'nin görüşüne göre kızın geleceğini kızın velisi ondan daha iyi görebilir. Bu nedenle yeni evlenecek kızın nikahını ancak velisi kıyabilir.
Delili. Hz. Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) üç defa
"Hangi kadın velilerin izni olmadan evlenirse onun nikahı batıldır, velisi olmayanın velisi, sultandır" [18] buyurdu.
Velide aranan şartlar:
a) Muhtar olması. Zorlanan kişinin veliliği batıldır. Yani veli, kendi isteğiyle yetkisini kullanacaktır.
b) Baliğ olması. Çocuğun veli olması sahih değildir. Kendi işinde karar sahibi olmayan, başkasına veli olamaz. Bu nedenle veli olabilmek için ergenlik çağında olmak gerekir.
c) Akıllı olması. Zihni melekeleri bozulmuş bunalmış kişinin ve delinin velayeti kabul olunmaz.
d) Hür olması. Kölenin velayeti caiz değildir.
e) Erkek oluşunun kesin olması. Hünsanın veli olması sahih değildir. Kadın da, ne kendisine ve ne de başkasına veli olabilir. Şayet kadın kendisini veya başkasını evlendirecek olursa, ister velisinin iznini almış olsun, ister almamış olsun akid batıldır.
f) Müslüman bir kadını evlendiriyorsa, müslüman olması. Kâfir, ancak kâfir bir kadının velisi olabilir. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
"Allah, kâfirlere mü'minlerin aleyhinde asla bir yol bahşetmez" (Nisa: 4/141)
Başka bir ayeti kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin" (Nisa: 4/144)
g) Fasık olmaması. Bu madde çok önemlidir. Çünkü veli olmanın şartlarından biri olmakla birlikte fısk-ı fücur (kötü ameller) içerisinde bulunan çok kişi kızın babası olduğu için yetkimi elden bırakmayayım diye velilikte ısrar etmektedir. Veya bu konuda yeterli bilgileri olmadığı için kimse de onları uyarmıyor. İslam'ın öz ruhuna ters olan fasıklığın, velilik gibi yetkili bir makama engel teşkil ettiğinin bilinmesinde yarar vardır.
h) Sefehten dolayı hacr altında olmaması. Şu halde malını sağa-sola savuranın üzerine konulmuş hacr ile veliliği de sakıt olur.
4) İki şahidin hazır olması:
Şahitlerde aranacak şartlar:
a) Müslüman olmaları,
b) Akıllı olmaları,
c) Baliğ olmaları,
d) Erkek olmaları,
e) Sağır olmamaları, a'ma olmamaları, akid yapanların dilini bilmeleri ve evlendirileceğin velisi olmamalarıdır.
Eğer baba hem veli olur ve hem de şahidlerden biri olursa nikah batıldır. Çünkü kendisi akid için ta'yin edilmiştir, şahid olması sahih olmaz. Olası bir durumda kendi lehine şahittik verebilir.
f) Zahiren bile olsa adil olması. Adalet, büyük günahları işlememek, küçük günahlardan basit şeyleri - Bir lokmayı çalmak da olsa- yapmaya tenezzül etmemek ve kişinin şahsiyetine yakışmayan yalınayak veya avare yürümek gibi davranışlarda bulunmamaya hamledilir.
Burada adaletten kasıt, fasık olmamaktır. Şafii'nin bir kavline söre, fısk umumileşliğinde iki fasıkın şahitlikleri makbuldür. Çünkü şahit bulmakta güçlük çekilebilir.
5) Siga: İcab ve kabuldür. İcab, velinin; 'Falan kızımı seninle evlendirdim" veya "Sana nikahladım" demesi ve kocanın da; "Senin falan kızınla evlendim" veya "Senin falan kızını nikahladım" demesidir.
Evlendirme ve nikahlama lafızlarının dışındaki lafızlarla evlilik akdi yapılamaz. Onun için velinin; "Falan kızımı sana helal kıldım, hibe ettim" demesi geçersizdir.
İcab ve kabulün her ikisinin nikah yahut evlenme sözüyle olması şart değildir. İcabın kabulden önce olması ve Arapça olmaları da şart değildir. Arapça'yı biliyor olsalar bile Arapça söyleme şartı yoktur.
Veli, "Seni evlendirdim", koca da "Nikahladım" yahut koca , "Kızım benimle evlendir" ve veli de ondan sonra "Seni evlendirdim" derse sahihtir.
Eğer koca vekil ta'yin etmişse, veli şöyle der: "Kızımı müvekkilin falana evlendirdim."
Vekil de şöyle diyecektir: "Ona nikahını kabul ettim."
Eğer vekil "Ona" sözünü söylemeyecek olursa, nikah sahih değildir.
Eğer veli vekil ta'yin etmişse, vekili şöyle der: "Falan müvekkilimin kızını seninle evlendirdim"der. Her ikisi de vekil ta'yin etmişse, her biri vekilini zikreder.[19]
Evlendirmede Velayet Hakkının Tertib Sırası
Velilik hususunda yukarıda anlatılan şartlardan biri ortadan kalkmadıkça derece itibarıyla daha sonra olan, daha Önce olana takdim edilmez.
Ancak yukarıdaki şartlardan birisi bulunmadığı takdirde, daha sonra olan veli öncekine takdim edilir ve yakın olan yok sayılır.
Şayet baba köle veya deli yahut fasık olursa, velilik şartlarına haiz daha uzak biri veli olur. Veli irsiyetin tertibi üzere asabe olanlardır.
Veliler sırasıyla şunladır:
Önce baba, sonra dede, sonra ana-baba bir olan kardeş, sonra baba bir olan kardeş, sonra ana-baba bir kardeşin oğlu, sonra baba bir olan kardeşin oğlu, sonra amca ve oğullan ve aynı uslüp üzere devam eder.
Veli bu şekilde bulunmadığı takdirde, umumi hakim veya bu işle görevlendirilmiş olan hakim, veli yerine geçer. Velinin yokluğundan maksat, ölümü veya ondan haberin kesilmesidir.
Hakim, bulunmadığı taktirde nikah akitleri için hür ve adil bir şahsı kendilerine hakem kabul edilebilir. Hakem ta'yin etmelerinin sigası şöyledir:
"Nikahımızı kıymak üzere seni hakem tayin ettik ve hükmüne razı olduk. "
Şayet kızın iki amcaoğlu bulunur ve bunlardan biri onunla evlenmek isterse, diğeri kızın velisi olur. Eğer bir amca oğlu bulunur ve o da onunla evlenmek istiyorsa, hakim onu evlendirir.
Veli, namazın kasredilebileceği uzak bir mesafede ise, ya da hapiste olup ona ulaşmak mümkün değilse veyahut ta mükellef bir kadını dengine vermekten imtina ederse, hakim onları evlendirebilir.[20]
Faide:
Sadece baba ve dede, küçük olsun büyük olsun evlenmemiş bekâr kızı kendisine denk olan biriyle zorla evlendirebilir.
Bekareti ister helal bir yoldan ve ister haram bir yoldan bozulmuş olan kadın ise bülüğ çağma ermemiş kadının da evlendirilmesi caiz değildir.İzin verse bile küçük olduğundan izni mu'teber değildir. Kardeş,amca ve diğer yakınlar,bekareti bozulmuş olsun,bozulmamış olsun buluğ çağına ermemiş olan kızı evlendiremezler.Ancak buluğ çağında olanı evlendirebilirler.Bekareti olmayanın sarih iznini almaları gerekir.Bekareti bozulmamış olanın sarih izni olabileceği gibi susması da izindir.
Kızın,babası veya dedesi tarafından zorla evlendirebilmesi için kocanın şu yönlerden kıza denk olması gerekir:
a) Neseb yönünden: Soylu kadın,ancak soylu biriyle evlendirilebilir.
b) Meslek yönünden: Kocanın mesleğinin düşük bir meslek olmaması gerekir. Mesala, bir terzinin kızı bir çöpçüyle zorla evlendirilemez.
c) İffet yönünden: Fasık biri iffetli bir kadına denk değildir.
d) Sağlık yönünden: Nikah kusurlarından birini taşımamış olması gerekir. Mesela deli veya sara hastalığına yakalanan bir erkek böyle olmayan bir kadına denk sayılmaz.
e) Hür olma yönünden: Köle, azad edilmiş veya bir kısmı azad edilmiş cariyeye denk değildir.
Zenginliğin, denklikte aranıp aranmayacağı hususunda ihtilaf vardır. Kuvvetli görüşlere göre zenginlikte denklik aranmaz.
Şafii Mezhebi'nde baba ve gerektiğinde babanın babası olan dede 'Mücbir' velidir. Yani kızının nikahını kızından olur almadan kıyabilir. Burdaki hikmet kızın mücbir velisi olan babası veya dedesi kızdan daha iyi bir şekilde onun istikbalini görebilir. İşte bu nedenle İmam Şafii baba ve gerektiğinde dedeye bu selahiyeti vermiştir. Ama bu selahiyeti vermekle beraber onları hiç bir zaman sonsuz yetkili kılmamıştır. Bu nedenle denklik şartları olması kaydıyla ancak mücbir veli yetkisini kullanabilir. Denklik olmadığı zaman mucbirlik de sakıt olur.
Denklik konusunda günümüzde insanlar -maalesef- para veya maddi varlıktan başka bir şey bilmiyorlar. Halbuki diğer konularda da fıkıh kitaplarında 'Küfüvlük' olarak geçen denklik hususlarını gözetmek lazımdır. Mücbir yetkisini kullanarak zorla yapılan evlendirmelerde kocanın kızın mehrini veremeyecek kadar fakir olmaması ve kızla evlendireceği erkek arasında bir düşmanlığı bulunmaması da şarttır.
Bu şartlardan biri bulunmadığı takdirde, kıydırılan nikah bâtıldır. Ancak kız izin verir ve izni de mükellef olduğu için mu'teber ise, bu takdirde evlendirilebilir.
Dul kadın ise, ancak kendi muvaffakatı ve izniyle evlenedirilebilir.. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Dul kadın evleneceği erkeği seçme hususunda kendi nefsine velisinden daha önceliklidir. Kızın kendi nefsini ilgilendiren bu dava hakkında izni alınır. Onun izni ise susmasıdır" [21]
Nikah Edilmesi Haram Olan Kadınlar
Nikah edilmesi haram olan kadınlar şunlardır:
Bunlardan yedisi neseb yoluyla haramdır.
1. Anne ve neneler.
2. Kız ve torunlar.
3. Kız kardeş.
4. Hala.
5. Teyze.
6. Erkek kardeşin kızı.
7. Kız kardeşin kızı.
İkisi rada ile haramdır.
1. Süt anne.
2. Süt kardeş.
Dördü de evlilik ile haramdır:
1. Karının annesi.
2. Cinsi münasebette bulunmuşsa karısının başka erkekten olan kızı.
3. Babanın karısı.
4. Oğulun karısı.
Biri de birlikte bulundurma cihetiyle haramdır.
1- Karının kız kardeşi, halası, teyzesi gibi.
Kadın halası ve teyzesi ile birlikte bir nikah altıda bulundurulmaz. Neseb ile haram olan kadınlar süt ile de haram olurlar.[22]
Evlilik İle Haram Olanlar
1- Karının annesi: Kayın validedir. Delili şu ayeti kerimedir:
"Hanımlarınızın anneleri size haram kılınmıştır." (Nisa: 4/23)
2- Karısının başka erkekten olan kızları: Bu da erkeğin üvey kızıdır. Bunun da delili şu ayeti kerimedir: "Kendileriyle cinsi münasebette bulunduğunuz hanımlarınızdan olan üvey kızlarınızla evlenmeniz size haram kılındı." (Nisa: 4/23)
3- Babanın karısı: Bu da üvey annedir. Bunun için de Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Babalarınızın nikahladığı kadınları (üvey annelerinizi) nikahlamayın." (Nisa: 4/23) Dedenin karısı da aynı hükümdedir.
4- Oğulun karısı: Torunların karısı da aynı hükümdedir.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
"Sülbünüzden olan özoğullarınızın(boşanmış veya dul kalmış) karılarıyla evlenmeniz (size haram kılındı)." (Nisa: 4/22)
Birlikte bulundurma cihetiyle haram olanlar: Karının kızkardeşleri: İki kızkardeşı bir nikah altında bulundurmak haramdır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
"... ve iki kızkardesi birlikte nikahlamanız da (size haram kılındı)." (Nisa: 4/23)
Karının teyzesi ve halası gibi mahremleri de karı ile birlikte bir nikah altında bulundurmak haramdır. Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayete göre peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bir kadın halasıyla ve bir kadın teyzesiyle birlikte nikahlanamaz." [23]
Nikahı Haram Olanlar
Hacc ve umre için ihrâmlı olanın, mürtedin ve hem kadınlığa hem de erkekliğe eşit meyli olup kadınlık ve erkeklik organı olan ve küçük abdestini akıtırken her iki organından akıtan müşkîl hünsânın nikâhı harâm-dır. Kişinin; annesini ve ninesini, kızlarını veya kızlarının kızlarını, kız-kardeşlerini ve kızkardeşlerinin kızlarını, kızkardeşlerinin çocuklarının kızlarını, erkek kardeşlerinin kızlarını ve onların çocuklarının kızlarını, halalarını ve teyzelerini nikahlaması haramdır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"(Ey iman edenler) sizlere (şunları nikahlamak) haram kılındı: anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları." (Nisa: 4/23)
Yine, hanımının annesi ile onun gerek neseb ve gerek radâ (sütünü emme) yönünden babasının veya annesinin annelerini ve hanımının kızıyla çocuklarının kızlarını nikahlaması haramdır.
Neseb yönünden durum bu olduğu gibi radâ yönünden de böyledir.
Şayet kişi bir kadınla nikahlanmış ama, onunla cinsi münasebette bulunmadan boşanmışsa, o kadının kızlarını nikahlayabilir. Ama onunla cinsi münasebette bulunmuşsa, yukarıda anlattıklarımızın hepsi ebediyyen ona haram olur.
Kendi mülkü de olsa veya şüphe sonucu bir kadınla yatmış olsa, yukarıda sayılanların hepsi yine ona haram olur.[24]
RADA (SÜT EMZİRME)
Bir kadının sütünün emilmesine veya kadının sütünü sağmakla bebeğe verilmesine rada denir. Şu halde bir kadının sütünü sağıp bir bebeğe içirmekle yine rada hükmü sabit olur..
Hükmü:İslam dininde bir kadının doğurduğu öz çocuğundan başka bir bebeğe kendi sütünden emzirmesi caizdir. Şu halde gerek görüldükçe, mesela bir kadının ölmesi ya da hasta olması durumunda başka bir kadının o bebeği emzirmesi caiz olmakla beraber hayırlı bir iştir.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
"Eğer güçlükle karşılaşırsanız, çocuğu başka bir kadın emzirsin." (Talak: 6/65)
Emzirmeden dolayı şu hükümler ortaya çıkar:
1- Süt annenin kendisine süt emzirdiği çocuğa nikahı haram olur.
Süt anne sebebiyle nikahı haram olanlar:
a) Emziren kadının kızı: Çünkü bu süt çocuğunun kızkardeşidir.
b) Emziren kadının kızkardeşi: Süt çocuğunun teyzesi hükmündedir.
c) Emziren kadının erkek ve kız çocuklarının kızları: Bunlar da süt emen çocuğun kız ve erkek çocuklarının hükmünde olup yiğen gibidirler.
d) Emziren kadının annesi: Bu da nine hükmündadir.
Sütbaba sebebiyle nikahı haram olanlar:
a) Süt babanın kızı:
Süt anne değil de başka bir kadının kızı olsa bile süt çocuğunun baba bir kızkardeşi hükmündedir.
b) Sütbabanın kızkardeşi: Bu da süt halası olduğu için hala hükmündedir.
c) Sütbabanın erkek ve kız çocuklarının kızları:
Bunlar da erkek veya kızkardeşlerinin kızları hükmündedir.
d) Sütbabanın annesi:
Bu da süt çocuğun süt ninesi olup nine hükmündedir.
2- Süt çocuğunun oğlunun sütannesinin kızıyla evlenmesi haramdır Çünkü bu kız sütçocuğunun oğluna hala hükmündedir.
Yine aynı şekilde süt çocuğunun oğlunun, süt annesinin kızkardeşi, çocuklarının kızları ve annesi ile de evlenmesi caiz değildir. Çünkü sütanne çocuğa neseb yönünden anne olsaydı bu mahremler ona haram olacaktı ki sütanalığı da neseb analığı hükmündedir.
Sütanne sebebiyle nikahı haram olanlar Kur'an-ı Kerim'de şu ayeti Kerime ile sabittir:
"Sizi emziren (süt) analarınız, sütbacılarınız size haram kılındı." (Nisa: 4/23)
Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
"Neseble nikahlanmadı haram olanlar, süt sebebiyle de haramdır." [25]
Kişinin bir anda hem neseb ve hem de radâ yönünden iki kız kardeşi veya bir kadınla o kadının teyzesi veya halasını nikâhı altında bulundurması haramdır.
Neseb yoluyla haram olanlar, radâ yoluyla da haramdır. Ancak bir kadın süt verdiği çocuğun babasına ve kardeşlerine haram değildir. Kısacası süt emen kişiye, süt emdiği kadın ile bütün kızları haramdır. Çünkü hepsi onun süt kardeşi ve süt akrabaları olur. Ama süt emenin kızkardeşleri için bu durum sözkonusu değildir.
Fıkıh kitapları süt' kardeşliğinin sabit olabilmesi için her ne kadar emme tabirini kullanıyorlarsa da emmek şart değildir. Ağız yoluyla alınması şartıyla bir kadının sütü sağılıp, bir çocuğa içirilse yine emmek hükmü geçerli olur.[26]
Süt Emme İle Haramlık
Süt emme yönüyle rada (haramlık) üç şartla sabit olur:
1) Süt emen kişinin iki yaşından küçük olması. Şayet emen kişi iki yaşından büyük olduğu halde emmiş ise, rada (haramlık) sözkonusu değildir.
2) Örfen ayrı ayrı emzirme olarak kabul edilen beş defadan daha az olmaması. Bir çocuk iki yaşında oluncaya kadar dört defa emzirmiş ve beşinci defa emzirdiğinde iki yaşından büyük ise, emzirme hükmü câri olmaz.
3) Her beş emzirmede sütün, çocuğun midesine varmış olması. Verilen süt az da olsa, yahut emzirildikten sonra kusmuş olsa, yine emzirme sayılır. Çünkü kusma mideden gelir. Mideye vasıl olan süt rada hükmünü gerektirir.
Emzirmenin beş defa mı olduğu veya daha az mı olduğu, sütün midesine ulaşıp ulaşmadığı yahut her beş emzirmenin çocuk iki yaşından küçük iken mi, yoksa büyük iken mi olduğu hususunda şüpheye düşülürse, emzirme hükmü câri olmaz. Lâkin takva, bu durumda olan kız ile erkeğin evlenmemeleridir.[27]
Nikahı Feshetme
Beş kusurdan dolayı kadın geri çevrilir:
1. Kadının delirmiş olması.
2. Kadında cüzzam hastalığının olması.
3. Kadında baras hastalığının çıkması.
4. Tenasül uzvunun et ile kapanmış olması.
5. Tenasül uzvunun kemik ile kapanmış olması.
Beş kusurdan dolayı erkek reddedilir:
1. Kocanın delirmiş olması.
2. Kocanın cüzzamlı olması.
3. Kocada baras hastalığının çıkması.
4. Kocanın tenasül uzvunun kesilmiş olması.
5. Herhangi bir hastalık sonucu kocanın cinsi münasebet gücünü kaybetmesi.
İslam hukukuna göre boşama her ne kadar meşru görülmüşse de Yüce Allah kendi katında sevilmeyen bir şey olarak görmüş ve harama en yakın olan helal çeşidi sayarak buğzetmiştir.
Bazı özür ve kusurlar sebebiyle nikahı feshetme hakkı doğar. Bu hak hem kocaya hem de karıya verilmiştir.
Nikahı feshetmeye sebep olan koca ve kadındaki ortak kusurlar şunlardır:
Cüzzam hastalığı:
Cüzzam, önce organın kızarıp, sonra kararıp daha sonra parçalanmasına sebep olan bir hastalıktır.
Baras hastalığı:
Baras, deriyi yer yer beyaz lekelerle dolduran ye kansızlığa sebep olan bir hastalık çeşididir.
İki eşten biri diğerinde cüzzam veya baras hastalığından birini ya da delilik gibi bir kusur görürse onun için nikahı feshetme hakkı doğar.Ancak bu hastalık ve kusurların tedavi edilme imkanı olursa nikahı feshetme hakkı her iki taraf için de kalkar.
Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir:
"Her kim evlendiği kadında delilik, cüzzam veya baras hastalığı görse cinsi münasebette bulunmuşsa kadının mehrini vermelidir. Çünkü bu velisi üzerine kocasına olan bir ödünçtür." [28]
Diğer bir rivayette yine Hz. Ömer (r.a.) şöyle diyor:
"Hz. Peygamber Gıfar kabilesinden bir kadınla evlendi. Zifaf odasına girdiğinde kadının baldırında baras hastalığı gördü ve kadına, 'Elbiseni giy, ailenin yanına dön' dedi. Kadının ailesine de, 'Beni kandırdınız.' buyurdu." [29]
Kadının cinsel organı et veya kemik ile kapalı olup cinsel ilişkiye engel bir durumda olursa kocanın tek taraflı olarak nikahı feshetme hakkı doğar.Yine aynı şekilde kocanın cinsel ilişkiye müsait olmayacak şekilde cinsel organının kesik olması veya cinsel gücünün yitirilmesi durumunda kadın için tek taraflı nikahı feshetme hakkı doğar.
Ancak kocanın cinsel güç iktidarsızlığı kadının huzurunda sabit olmuşsa , yani daha evvel bu kusur olmayıp sonradan oluşmuşsa kadın kocaya bir sene mühlet vermelidir. Çünkü iktidarsızlığın mevsimler ve iklim şartlan nedeniyle izale olması ihtimali olabilir.
Delili:Hz. Ömer (r.a.) iktidarsız olan kocaya bir yıl mühlet verdi. Eğer bir yıl içerisinde düzelmezse nikahı feshederdi. Ayrıca hanıma mehirinin verilmesini ve iddet süresinin geçmesini emrederdi. [30]
Bütün bu kusurların, erkekte olsun kadında olsun nikah akdinden önce olsun sonra meydana gelmiş olsun veya cinsel ilişki yapılmadan önce olsun sonra olsun bir fark yoktur. Hüküm aynıdır.[31]
MEHİR
Nikah akdi esnasında mehri belirtmek sünnettir. Mehir belirtilmese de nikah akdi sahihtir.
Mehir üç şeyle vacib olur:
1. Kocanın mehir miktarını yüklenmesi.
2. Hakimin bu miktarı belirlemesi.
3. Kocanın cinsi temasta bulunması.
Kocanın cinsi temasta bulunması ile mehir vacip olur. Mehirde azlık ve çokluk bakımından bir had yoktur. Mehirin belirli bir menfaat üzerine de bağlanması caizdir. Cinsi temastan önce boşanma ile mehrin yarısı sakıt olur.
Nikah veya şüphe ile ilişkide bulunmadan dolayı erkek tarafından kadına verilen maldan ibarettir.
Erkeğin mehir verme mecburiyetinde olması, aslında onunla yatıp kalkmasının karşılığı değil. Karı ile koca arasında sevgi ve ülfetin bir vesilesi olarak Allah'ın bir bağışıdır. Kadına değil, erkeğe vacip olmasının hikmeti; erkeğin kadından daha güçlü olmasıdır.
Mehirin delili. Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
"Nikah ettiğiniz kadınların mehirlerini (nikah paralarını) seve seve verin..." (Nisa: 4/4)
Başka bir Ayet-i Kerime'de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"... Haram kılınanların dışında kalanlar size helal kılındı. O halde, onlardan hangisiyle faydalanırsanız mehirlerini verin ki farzdır. O mehri takdir edip kesiştikten sonra, aranızda anlaşmanızda da size bir günah yoktur. Şüphesiz ki Allah, ilim ve hikmet sahibidir." (Nisa: 4/24)
Evlenmek isteyen birine Resulullah (s.a.v.) şu tavsiyede bulunmuştur:
"Bul, buluştur, demirden bir yüzük bile olsa yine (mehir olarak) ver" [32]
Nikah akdi esnasında mehrin belirlenmesi sünnettir.
Çünkü Resullullah (s.a.v.), her nikahta ondan bahsetmiştir. Ayrıca bu, karı-koca arasında olabilecek anlaşmazlığı da önlediği gibi, kendisini Rasulullah (s.a.v.)'e hibe eden kadının nikahına da benzememiş olur.
Şayet akid esnasında mehirden bahsedilmezse, kerahetle birlikte akid sahihtir. Şayet kadın, küçük oluşundan veya deli olmasından yahut sefehten ya da tasarrufu caiz olmayan birinin mülkü olmasından dolayı tasarrufu caiz değilse ve koca ile mehr-i misilden daha fazlasına anlaşma yapılmışsa akid esnasında mehrin zikredilmesi vaciptir.Yine kadın tasarrufu caiz olup, velisine izin vermiş ve mehr-i misilden daha fazla bir miktar üzere anlaşılmışsa, zikredilmesi vacibtir. Ayrıca koca, tasarruf caiz olmayıp mehr-i misilden daha aşağı bir miktar üzere anlaşılmışsa yine zikredilmesi vacib olur.
Mehrin miktarı ne olursa olsun yeterlidir. Ancak on dirhemden daha az ve beş yüz dirhem'den daha fazla olmaması sünnettir.
Hz. Aişe (r.anha)' peygamberimiz (s.a.v.)'nin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Evliliğin en bereketlisi mehir ve nafaka bakımından en kolay olanıdır." [33]
Başka bir rivayette Hz. Ömer (r.a.) peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Nikahın en hayırlısı en kolay olanıdır." [34]
Çekirdek ve kum ianeleri gibi mal olmayan bir miktar üzere akid yapılırsa, zikredilmesi sahih değildir. Nikah ise, sahih olup, mehr-i misi geçerli olur.
Reşide bir kadın, velisine; "Mehirsiz beni evlendir" diyecek olsa ve velisi de onu evlendirip mehir konusuda susar yahut mehri reddedecek olursa akid sahihtir. Lakin sadece akidle gerekli olmaz. Aksine şu üç şeyden biriyle birlikte ve akidle olur: Kocanın kendisine mehri tayin etmesi, ve kadının da bunu kabul etmesi. Yahut hakimin kocaya mehri misli tayin etmesi, veya kocanın hanımıyla yatması.
Mehir emredilmeden ve duhul olmadan önce erkek karısını boşayacak olursa, mehir gerekmez. Bu durumdaki kadına muvaffize denir. Çünkü kendisinden istifade etmeyi kocasına bırakmıştır ki, bunun karşılığında koca ta'yin edilen mehri yüklenmiş olur.
Kur'an öğretmek, hadis dersi vermek veya herhangi bir meslek öğretmek gibi belli bir menfaat üzere evlenmek de caizdir.
Duhuldan önce boşama olursa, mehrin yarısı sakıt olur.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Eğer siz onları kendilerine temas etmeden önce boşar, (fakat daha evvelden) onlara bir mehir tayin etmiş bulunursanız, o halde tayin ettiğiniz (mehr)'in yarısı onlarındır." (Bakaıa: 2/237)
Boşama, ister kocanın boşamayı kadına tanımasıyla olsun, ister onun bir davranışıyla ta'lik etme sonucu ve ister bâin veya ric'i talak ile olsun farketmez. Duhulden (cinsi temastan) önce ric'i talakın şekli, meninin girmesinden sonra olmasıdır.
Kadın sebebiyle değil de erkeğin sebep olduğu ayrılmalar da talak gibidir.
Mesela, erkek İslam'a girer ve katında Kitabiyye değilse, erkek irtidad eder veya ilan yaparsa, yahut kadının annesi ona süt vermiş veya onun annesi kadına süt emzirmişse, bu durumda duhulden (zifaftan) önce ayrılma vaki' olmuşsa, kadına mehrin yarısı verilir. Ama ayrılma kadın sebebiyle olmuşsa, mesela, erkek kafir iken İslam'a girmişse, yahut kadın irtidad etmişse, yahut ta kadının veya erkeğin kusurundan dolayı olmuşsa mehrin tamamı sakıt olur. Ama bütün bu durumlar duhulden sonra olmuşsa, velev ki bir defa olsun mehrin tamamı gerekir.
Haram bir yaklaşma bile olsa; mesela dübüründen ona yanaşmış yahut hayızlı veya ihramlı olduğu zaman ona yaklaşmış olsa bile mehrin tamamını öder. Duhulden önce birinin ölümüyle de mehrin tamamı gerekir.[35]
VELİME
Düğün üzerine yemek vermek sünnettir.
Buna icabet ise vaciptir. Ancak bir özürden dolayı gidilmiyebilir.
Velime, düğün yemeği veya davet için yapılmış yemek anlamına geliyorsa da, velm kökünden alınmış olduğu için "Evleme" kelimesi 'Yemek yaptı' anlamına gelir.
Bütün alimlere göre velime (düğün yemeği) sünneti müekkededir.
Resulullah (s.a.v) Abdurrahman bin. Avf a:
"Bir koyunla bile olsa ziyafet ver" [36] buyurmuştur.
Bureyde (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
Ali (r.a), Fatıma'yı isteyince Resulullah (s.a.v) O'na:
"Düğün için mutlaka bir ziyafet gerekir" demiştir.
Velime ziyafetinin vakti, akid zamanı veya akdin sonundadır. Zifaf zamanı veya zifaftan sonra da olur. Bu örf ve adete göre yapılacak bir iştir.
Düğün yemeğine yapılan davete icabet etmek çağrılan kişiye vaciptir. İbn'i Ömer (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v.):
"Sizden biliniz ziyafete çağrıldığı zaman ona gitsin" [37] buyurmuştur.
Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v):
"Daveti terkeden Allah'a ve Resulü'ne asi olmuştur." [38] buyurmuştur.[39]
KASM VE NÜŞUZ (İTAATSİZLİK)
Kocanın gecelemede karıları arasında eşit davranmasına kasm denir. Kasm vaciptir. Kasm sırası gelmeyen karısının yanına bir işi olmayınca giremez. Bir erkek bir karısıyla yolculuğa çıkmak isterse kura çeker, kura hangisine çıkarsa onunla yolculuğa çıkar.
Karısının üzerine yeni bir kadın ile evlendiğinde getirdiği yeni kadın, bakire ise yedi gece, dul ise üç geceyi üst üste ona ayırır.
Erkek, karısının nüşuz (itaatsizlik) belirtilerini görürse ona nasihat eder. Karı dinlemezse koca onun yatağını terkeder. Buna rağmen karı itaatsızlığa devam ederse yaralayıcı olmamak kaydıyla onu döver. Nüşuz (itaatsizlik) süresince karısının nafakası ve geceleme sırası sakıt olur.
Lugatta kasm, nasip demektir. Istılahi manada ise birden fazla hanımı olan kişinin hanımlarının yanında eşit davranması ve eşit gecelemesidir.
Hz. Peygamber,
"Bir erkeğin iki karısı olur ve onlar arasında adalet yapmazsa Kıyamet günü bir tarafı çarpık olarak gelir." [40] buyurmuştur.
Adaletten maksat, nafakalarında ve geceleme taksimatlarında adil olmaktır.Hz. Aişe (r.anha) şöyle rivayet eder: "Resulullah hanımları arasında (günlerini) adaletle böler ve 'Allahım elimden gelen hususta benim taksimatım budur. Senin kadir olduğun ama benim elimden gelmeyen hususlarda beni kınama' derdi." [41]
Kişi karısının üzerine bir bekar kadın ile evlendiğinde yedi gece, dul kadın ile evlendiğinde üç gece onlara ayırır. Enes bin Malik (r.a.) şöyle demiştir:"Bir kimse karısı üzerine bakire bir kızla evlendiğinde yedi gün onun yanında kalırdı (Daha sonra nöbet tayın olunur). Hanımı üzerine dul bir karı ile evlendiğinde onun yanında üç gün kalır." [42]
Nüşuz (Kadının Kocasına İsyan Etmesi)
Erkek karısının nüşuz belirtilerine karşı mümkün mertebe nasihat eder. Eğer karı bu nasihatları dinlemezse o zaman yalağını terkeder. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuşkur:
"İtaatsızlıktan korktuğunuz hanımlara nasihat edin (fayda vermezse) yataklarında yalnız bırakın Bu da fayda vermezse onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık incitilmemden için aleyhlerinde herhangi bir yola başvurmayın. Şüphesiz ki Allah büyüktür." (Nisa: 4/34) [43]
Kocanın Nüşuzu
Erkek karısının haklarına riayet etmez, huysuzluk eder, kadının nafakasını vermez, kötü söz söyler ve karısının yatağına gitmezse o zaman hanımı kendisine Allah'ın vacip kıldığı hakları hatırlatmalıdır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
"Kadınlardan açık bir kötülük görülmedikçe mehir olarak verdiğinizden bir kısmını almak için onları sıkıştırmanız helal değildir. Onlarla hoş geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (sabırlı olun) olabilir ki siz bir şeyi hoş görmezsiniz, fakat Allah o şeye bir çok hayır takdir etmiş olabilir." (Nisa: 4/19)
Hz. Aişe (r. anha)'dan rivayet edildiğine göre peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Sizin en hayırlınız aile fertleri için en hayırlı olanınızdır. Ben aile fertleri hakkında sizin en hayırlınızım." [44]
Karı İle Kocanın Karşılıklı Hakları
Eşlerden her biri, eşine karşı iyi davranmalı ve kendisine düşen fedakarlıkta bulunmalıdır. Eşine karşı lakayt davranmamalı ve ona karşı horlanmama hissini açığa vurmamalıdır. Kişi, iki kadınla evli ise rızaları olmadan onları bir evde oturtması, birinin huzurunda diğeriyle yatması mekruh olup İslam adabına terstir.
Koca, karısının evden dışarı çıkmasına engel olabilir. Ancak kadının bir yakını ölürse, çıkmasına müsaade etmesi müstehaptır.
Kişi, birden fazla kadınla evli ise, başlangıçta günleri arasında ayırmak vacib olmadığı gibi hepsinden yüz çevirip yanlarında gecelemediği takdirde de günahkâr olmaz. Yine bir kadınla evli olup, onun yanında yatmadığı takdirde de günahkâr olmaz. Sünnet olan, yanlarında yatmaktan onları mahrum etmemesidir. Tek kadın olsa da durum budur. "Başlangıçta" kaydını koyduk, çünkü birisinin yanında yattı mı, hemen diğerlerinin sıralarını da yerine getirmesi vacip olup, kur'a ile bu sırayı ta'yin edecektir. Ama başlangıçta günleri taksim edecekse, kimden başlayacağını kur'a ile ta'yin etmelidir.
Kocanın karısı üzerindeki hakkı, kadının kocası üzerindeki hakkından daha büyüktür. Ayet-i kerimede
"Erkekler kadınlar üzerine daha üstün dereceye sahiptirler." (Bakara: 2/228) buyurulmuştur.
Ebu Davud'un rivayet ettiği bir kudsi hadiste
"Bir kimseye birine secde etmesi için emredecek olsaydım kadınların erkeklerine secde etmelerini emrederdim. Çünke Allah kadınların üzerinde onları hak sahibi yapmıştır."
Karı ile kocanın birbirlerine karşı iyi huylu, eza ve sıkıntılarına tahammül etmesi sünnettir.
"Kadınlar hakkında hayrı isteyin.", "En hayırlınız kadınları için hayırlı olanınızdır." hadisleri buna delil olarak gösterilebilir.
Koca ifrata varmayacak, kendisini kötülüğe sevketemeyecek derecede gayretli kıskanç olmalıdır. Hoşlanmadığı için karısını boşaması gerekmez.
Hayızlı, nifaslı ve hasta olana gün ayırır. Günlerini ayırırken, her birinin gününde mutlaka onunla kadın-erkek ilişkisinde bulunması gerekmez. Ama bu ilişki hususunda da aralarında eşit davranması müstehaptır.
Kadın, kocasının izni olmadan yolculuğa çıkarsa, kendisine ayrılan günün hakkını yitirmiş olur. Kocasıyla birlikte yolculuğa çıkmaktan imtina ederse de durum budur. Ama hanımlarından birini beraber götürmek isterse, kur'a çekmeden götüreceğini ta'yin etmesi caiz değildir. Yolculukta kaldığı müddet boyunca evde kalanların günlerini kaza etmesi gerekmez. Günleri aralarında taksim ederken, şayet gündüz çalışıyorsa, geceler hesaba katılır.
Bir ihtiyaçtan dolayı gündüzden bir miktar geçip kendisinin günü olmayanın yanında kalması caizdir. Ama ihtiyaç olmadan gündüzün tamamını yahut bir kısmını geçirecek olursa, o gün kimin sırası ise, onu kaza etmesi gerekir.
Gece olup zaruret olmaksızın uzatacak olursa caiz olmaz. Gece girip bir miktarı geçecek olursa onu kaza etmesi gerekir. Biriyle yeni evlendiğinde cariye bile olsa ardarda yedi gün onun yanında kalmalıdır. Diğerlerinin günlerini de kaza etmez. Yeni evlendiği kız ise, durum budur. Ama dul ile evlenmişse, üç gün ardarda onun yanında kalmalıdır.
Şayet gecelerini ayırıp, bir gün onun yanında ve bir gün camide kalacak olursa, onun üç gününü üstüste tamamlaması gerekir.
Eğer kadın yumuşak davranma ve güleryüzlülükten sonra kocasına karşı yapması bir borç olan davranışlarda bulunmayıp yüz çevirir, somurtur ve kocasının izni, olmadan dışarı çıkar, dikkafalılık ederse, kocası önce sözle ona öğüt verir.
Kocasına itaat etmeyen karıya kocası şu telkinlerde bulunur:
"Senin üzerindeki haklarım konusunda Allah'tan kork ve bil ki bu dikkafalılığın nafaka ve sana ayrılan zaman payını iskat edicidir."
Şayet dikkafalılığına devam edecek olursa, yanında yatmaz. Üç günden daha fazla da olsa, onunla konuşmayabilir. Eğer hâlâ uslanmaz ve davranışlarına devam edecek olursa, sert olmamak kaydıyla onu döver.
Sert vurmak, kemikleri kırıcı, yahut iz bırakıcı şekilde dövmektir. Yüzüne vurması da caiz değildir. Ancak evlâ olan, affetmesidir.
Eğer onlardan her biri diğerinin haksızlığını ve kendisine zulmettiğini iddia edecek olursa, hakim komşuluk ve benzeri sebeplerle onları yakından tanıyanlardan soruşturarak durumu tahkik eder. Haksızlık edene engel olur. Gerekirse, uygun bir ta'zir cezasıyla onu cezalandırır. Şayet aralarındaki anlaşmazlık daha da katılaşırsa, hakim; hür, adil ve aralarındaki anlaşmazlık hususunda tecrübe sahibi olan iki müslümanı, durumlarını araştırmak üzere görevlendirir.
Kocanın, hakeminin kendi akrabalarından ve kadının hakeminin de kendi akrabalarından ve erkek olması sünnettir. Eğer barıştırma imkânı varsa, aralarını barıştırır. Değilse, koca kendi hakemini boşama ve hul' konusunda vekil ta'yin eder ve kadın da kendi hakemini, boşamayı kabul etmesi hususunda vekil ta'yin eder.
Şayet hakimin gönderdiği bu iki hakem arasında ihtilaf çıkarsa ve her biri ayrı bir görüş ileri sürecek olursa, hakim başka iki kişi gönderir.
Hakemlerin görüşü ittifak edinceye kadar bu durum tekrar edilir. Şayet eşler, hakemlerin gönderilmesine karşı çıkacak olurlarsa, hakim durumu değerlendirip, kendi içtihadıyla kararını verir ve haksız bulduğuna cezasını verip mazlumun hakkını alır. Kadın dikkafalılık eder ve kocasına itaat etmezse, nafakası ve gün (geceleme) sırası sakıt olur.
Karı ile koca arasında bazı durumların oluşmasıyla nikahları fesholunur. Bu husular şunlardır.
1- Kocanın karısının nafakasını karşılamayacak duruma düşmesi. Böyle bir durumda karısı ya sabırla tahammül eder veya nikahın feshini talep ederek hakime başvurur. Hakim karının bu talebine bakar kocaya üç gün mühlet verir. Dördüncü günü yine nafakayı karşılamazsa hakim karının lehine nikahı fesheder..Nafakanın ölçüsü kocanın geniş veya 'kısıtlı durumuna tabidir. 'Zevcelerin Nafakası Bölümü' nde bu miktarlar geniş bir şekilde belirtilecektir.
Nikahın feshini etkileyecek nafakada karının kocası üzerinde öz olan hakları şunlardır.
a) Kocanın mali durumuna göre karısının yiyecek, giyecek ve içecek masrafları.
b) Karısına uygun bir mesken temin edilmesi.
c) Zamanın şartlarına göre temizlik ve diğer ev ihtiyaçları.
Yüce Allah'ın ayeti kerimede
"Onları haksızlık ederek ve zor kullanarak tutmayın." (Bakara: 2/231) buyurması onlara nafaka vermeden tutmak ya da haksızlık etmektir. Başka bir ayette de Yüce Allah,
"Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir." (Bakara: 2/229) buyurmuştur. Kadına nafaka vermemek onu iyilikle tutmak değildir.
2- Özür veya hastalık sebepleriyle ayrılma. Burda hem kadın hem de erkeke için bazı hak ve hukuklar garanti al tına alınmış oluyor. Bu özür ve hastalıklar hakkında geniş bilgi 'Nikahın feshedilmesi' bölümündedir.
3- Geçimsizlik, zarar ve kötü muamelelerden dolayı ayrılma. Geçimsizlikten maksat izzet, şeref ve haysiyete yapılan ithamlar yüzünden çıkan şiddetli tartışma ve geçimsizliklerdir. Zarar ise söz ve harekette eşlerden birinin diğerene aşırı derecede rahatsız etmesi, ağır küfürlerle sövüp sayması, onur kırıcı şekilde yermesi, Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmaya mecbur edilmesi.[45]
HUL'
Hul' belirli bir mal karşılığında caizdir.
Kadın bedeli verdikten sonra kendi nefsine malik olur. Yeni bir nikah yapmadan kocası onu tekrar yanına alamaz.
Hul'u hayız ve tuhrda yapmak caizdir.
Hul'a uğramış bir kadın için talaka gerek yoktur.
Hul', kocasına bir bedel vermek üzere kadının kesin bir şekilde ayrılma talebinde bulunmasıdır.
Kocaya belirli bir bedel vermek karşılığında karısının ayrılma talebi caizdir. Buna delil, yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Eğer (eşlerin) Allah'ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız o zaman kadının fidye vermesinde eşlerin ikisine de günah yoktur." (Bakara: 2/229) Buhari'nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilmektedir:
"Ona bahçesini geri vermek ister misin" dedi. Kadın, evet deyince Rasulullah (s.a.v.) adama şöyle dedi:
"Bahçeyi kabul et ve onu bir talakla boşa." [46] (O bahçe daha öne kadına koca tarafından mehir olarak verilmişti.) Bu, İslam'da vuku bulan ilk hul'dur.
Hul, boşanmanın bir nev'i olup beş rüknü vardır:
1- Bedeli veren: Bedeli veren yabancı biri de olsa farketmez. Bunun şartı, malda mutlak tasarruftur.
2- Zevce: Ric'i talakla bile olsa kocanın mülkiyeti şarttır.
3- Bedel: Bedelde şart olan hul’ için verilmesi, belli olması, kocaya verilmesi ve teslim edilebilir olmasıdır. Şayet faydasız olan şeyler bedel gösterilerek hul’ yapılmışsa, fasid olup burada hul' sahih olmaz.
Hul’ meçhul bir şey üzere yapılmışsa; mesela, iki elbiseden biri üzere yapılmışsa, mehr-i misl ile bain talakla ayrılmış olur.
4) Koca: Şartı, köle yahut sefih bile olsa kendisinden talakın sahih olduğu biri olmalıdır.
5) Siga: Siga'da şart, alış-verişte geçen şartın aynısıdır. Ancak burada, az sözün araya karışması zarar vermez.
Siga, kinaye bile olsa boşamayı ifade eclen her sözdür. Hul' lafzı, sarih boşama lafızlarındandır. Ancak onunla birlikte bir bedel zikredilir.
Kadın "Şu kadar para karşılığında' yahut "Zimmetinde olan alacağım karşılığında hul' yap" veya "Beni boşa" veya "Beni kurtar" der.
Koca da "Seni hul' ettim," yahut "Boşadım" veya benzeri bir söz söyler. Hul'un bütün şartlarına haiz fakat, üç talakı tamamlamayan hul’da kadın kendi durumu hakkında tam yetki sahibidir. İddeti içerisinde bile olsa erkek ne onu boşayabilir ve ne de ric'at ederek onu zevceliğe alabilir. Kadının üzerindeki ric'al hakkı yoktur. Şayet kadın (Senden olan alacağımdan dolayı) "Seni affettim" veya "Allah seni affetsin" der ve erkek de:
"Affetmen sahih ise, sen boşsun" derse, kadın da reşide, malı ve dini hususunda saliha olmakla ve afvetme şartlarına haiz olmakla afvetmesi sahih olup, her ikisi (alacak) miktarını biliyor ve o (alacağa) zekat düşmüyorsa bir ric'i talak vaki' olur. Çünkü erkek boşamayı afvetmesinin sıhhatına talik etmiştir, afvetmesine değil. Çünkü kadın, önceden onu af-vetmiştir. Ama kadının afvetmesi sahih değilse, talak vaki' olmaz.
Şayed erkek kadına: "Alacağından veya sadakından beni afvedersen. boşsun' der ve kadın alacağının yahud sadakının miktarını bilmediği halde "Seni afvettim" diyecek olursa, boşanmış olmaz. Çünkü afvetmesi sahih değildir. Erkeğin, boşanmayı kendisine talik ettiği şey mevcut değildir. Yine kadın reşide değilse yahud afvetmeye söz konusu olan malda zekat varsa, boşama yine de vaki olmaz.
Faide: Birisi, bir eve girmeyeceğine dair üç talak ile yemin eder, sonra o eve girme ihtiyacını duyar ve kendisine: "Zevcene hul' ver" denir, kendisi de: "Ona hul' versem üç talakla benden boş olsun" der ve sonra da ona hul’ verirse, sadece bir talak vaki" olur. Üç talakla boşanmış olmaz. Çünkü hul' ile ondan ayrılmıştır. Ama üç'talakla hul'u hususunda vekil ta'yin edecek olursa, üç talak vaki' olur. Çünkü vekil ta'yin etmeyeceğine dair yemin etmiş olursa ve hul'un meydana gelişinden önce vekil ta'yin etmiştir.[47]
TALAK
Talakı ifade eden lafızlar sarih ve kinaye olmak üzere iki çeşittir.
Sarih: Bu lafızlar; talak, firak ve serah olmak üzere üç lafızdır. Bu üç kelimeden biri kullanıldığında boşama niyeti aranmaz, zahiri anlamıyla iktifa edilir.
Kinaye: Talak manasını verdiği gibi başka manaya gelen lafızlarla olur. Kinaye talakta niyyet şarttır.
Lugatta talak, bağı çözmek, serbest bırakmaktır..
Istılahta ise, kadınla yapılan nikah akdini belirli lafızlarla ortadan kaldırmaktır.
Talakın meşru oluşunun hikmeti: Evlilikte aslolan karı ile koca arasındaki evlilik bağının devam etmesidir .Bu bağın devamını sağlamak, karı ile kocanın karşılıklı her iki tarafın hakkını garanti altına almak üzere Yüce Allah belirli vazifeler yüklemiştir. Ancak bu hak ve vazifeler bazan her iki taraf, bazan biri tarafından yerine getirilmemektedir. Bu nedenle aşırı geçimsizlik ve sıkıntıların oluşu büyük sorunlar meydana getirir. Bazan bütün çabalara rağmen uzlaşma yapmayabilir. İşte bu uzlaşmazlıklar ve geçimsizliklerin önüne geçmek için her iki tarafın haklarının sağlanması koşulu ile talak meşru kılınmıştır.
Talakın meşru oluşunun delili. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:
"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman onların iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rahvanız Allah'tan korkun." (Talak: 65/1)
Sarih ve kinai olmak üzere iki çeşit talak şekli vardır.
Sarih talak:
Sarih talak üç lafızdan ibarettir. Bunlar, talak, firak ve serahtır. Bu üç lafızdan hangisi kullanılırsa boşama niyeti aranmaksızın talak vaki olur. yani boşamaya niyet edilmezse de boşama olur. Bu kelimeler başka bir dildeki karşılığıyla ifade edilse yine boşama olur.
-Talak lafzı için, Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
"Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir.." (Bakara: 2/229)
-Firak lafzı için,
"İddet müddetlerini doldurduktan sonra onlara ya meşru ölçüler içerisinde (nikahınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın." (Talak: 66/2)
-Serah için,
"Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın." (Bakara: 2/231)
Yukarıdaki ayeti kerimelerin birincisinde talak, ikincisinde firak (ayrılma), üçüncüsünde de serah (salmak) lafızları kullanılmıştır. Bu nedenle bu üç kelimede niyet aranmaksızın boşama vaki olur.
Kinai talak:
Kinai talak ise hem boşama hem de boşama dışındaki manalara gelen sözlerdir. Ancak kinai manada olan lafızlarda niyet şarttır.
Mesela bir kişi hanımına: 'Evimden çık.', 'Ailenin yanına git.', 'Benden uzaklaş.' , 'Sen bana haramsın.'... gibi sözler kinaidir. Koca bu sözleri söylerken boşama niyeti varsa karısı ondan boş olur. Ama boşama değil de başka manayı kastederse karısı boş olmaz.
Kişi hanımına, 'Sen babanın evine git." ya da 'Ailenin yanına git.' gibi sözler sarfedip, niyeti de boşamak ise kadın boşanır.
Bunun delili, Hz. Aişe (r.a.)'nın rivayet ettiği şu hadistir:
Cüven kızı Umeyye Resulullah'a nikah olunup huzuruna getirildiği ve Resulullah ona yaklaştığı zaman,
'Senden Allah'a sığınırım.' dedi. Bunun üzerine Resulullah ona, "Sen şanı büyük olan Allah'a sığındın,artık ailenin yanına git." [48] buyurdu.
Kişi hanımına aynı veya benzer sözleri ifade edip ama talakı (boşamayı) kastetmiyorsa boşanmaz.
Buna da delil olan şa hadistir :Tebuk Gazvesi'ne katılmayan Ka'b bin Malik'e Hazreti Peygamber, hanımından ayrılması için Huzeyme'yi gönderdiğinde; Ka'b bin Malik gelen haberciye (Huzeyme'ye) şöyle sordu:
-Karımı boşayacak mıyım yoksa ne yapacağım?
-Hayır boşama, ama ondan ayrı dur.
Bunun üzerine Ka'b:
'Haydi babanın evine git. Allah bu iş hakkında hükmünü verinceye kadar orada kal.' [49] dedi.
Bu hadis boşama niyeti olmadan söylenen kinayi laffızlarla boşanmanın tahakkuk etmeyeceğine delalet eder. Daha sonra Allah'u Teala Ka'b bin Malik ve arkadaşlarını affettiğini bildirince hanımını geri almıştır.
Talak, mevcut bulunan nikah hallerini sona erdirmektir.
Allahu Teala'nın en sevmediği boşamadır. Daha sonra büyük sorunlar çıkabileceği ihtimaliyle boşama caiz görülmüştür. Bilmek gerekir ki hak, her zaman Allah'ın yanında saklıdır.
Sarih boşama, boşama manasına gelip başka bir anlam taşımayan kelimelerdir. Bunlar boşamak, ayrılmak ve salmak kelimeleridir.
Şu halde bir kimse karısına 'Seni boşadım' veya 'Senden ayrı oldum' ya da 'Seni saldım' dese niyeti ne olursa olsun karısı ondan boşanır.
Kinayi boşama, hem boşama hem de başka mana taşıyan sözlerden biriyle yapılan boşama muamelesidir.
Bir kimse hanımına 'Sen bana haramsın' veya 'Babanın evine git' ya da 'Benden uzaklaş' gibi sözler sarfederse niyeti boşama ise karısı boşanır, değilse boşanmaz.
Kadın talakta iki kısımdır: Bunlar, Sünni ve Bidî olup hayız gören kadınlar için yapılan talak şekillendir.
Sünni Talak
Tuhur (hayız ve nifas dışındaki temizlik) halinde ve münasebet vaki olmadan evvel yapılan talaktır.
Bidi Talak:
Hayız halinde veya içinde münasebet bulunmuş tuhur halinde vaki olan talaktır. Vaki oluyorsa da haramdır.
Ayrıca sunni ve bid'i olmayan dört talak daha vardır:
1. Küçük yaştaki kadının
2. Yaşlılıktan dolayı doğurmayan kadının
3. Hamile olan kadının.
4. Kendisiyle münasebette bulunulmamış hul' yapan kadının boşanması.[50]
Sunni Talak
Herhangi bir sebeple koca karısını boşamak istediği zamanı onun temizlik halini bekler. Yanijıayız halinden temizlendikten sonra onunla cinsel ilişkide bulunmadan yaptığı boşanma şeklidir ki sünnette en uygunu olan budur. Zaten sunni ismi de hurdan gelmektedir. Kocanın bu durumda bir veya iki talakla boşaması sünnettir. Bundan sonra iddet süresi dolmadan pişmanlık duyarsa tekrar karı kalan talaklarla nikah altına alınabilir.[51]
Bid'i Talak
Hayız halinde veya hayız hali bittikten sonra temizlik devresine girerken cinsel ilişkide bulunduktan sonra yapılan boşamalıdır.
Bu boşanma şekli geçerli olmakla beraber, haram bir uygulamadır. Çünkü bu boşanma şekli geçerli olmakla beraber, haram bir uygulamadır. Bu boşanma şeklinde kadının aleyhine iddet süresinin uzamasına sebebiyet vardır.
Temizlik süresinde cinsel ilişkide bulunduktan sonra yapılan boşamanın haram oluşu sebebine gelince, kadının hamile çıkma ihtimali olabilir ki hamilelikte de kadının boşanması istenmemekte ve onun aleyhine olmaktadır.
Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
"Ey Peygamber! kadınları boşayacağınızda onları (temizleme) vakitlerinde (ve münasebette bulunmadan) boşayın ve iddetini sayın. Rabbiniz olan Allah'tan korkun." (Talak: 66/1)
Kadın hayızlı iken boşanırsa iddet süresi uzar. Kadın cinsi münasebetten sonra boşanırsa o zaman hamile olma ihtimali oluşur. Hamilelik halinde boşanan kadın için pişmanlık olur.
Abdullah İbni Ömer (r.anhuma) Rasulallah (s.a.v) zamanında karısını hayız halinde boşadı. Ömer ibnul Hattab, oğlunun bu boşamasının hükmünü Rasulallah'a sordu. Rasulallah (s.a.v) O'na şöyle buyurdu:
"Oğlun Abdullah'a söyle karısına dönsün, sonra kadın temizleninceye kadar bıraksın. Sonra kadın tekrar adetini görüp tekrar temizleninceye kadar da (onunla birlikte yaşasın) ikinci adetinden temizlendikten sonra-cinsi münasebette bulunmaksızın- boşasın. İşte kadının bu iki kirlenmesi ve temizlenmesi zamanı, erkeklerin kadınları boşamaları için aziz ve celil olan Allah'ın emrettiği iddet müddetidir." [52]
Üçüncü ber talak şekli de sunni ve bidi olmayan boşamadır: Bu da ergenlik çağma gelmeyen küçük kadın, hayizdan kesilen yaşlı kadın, hamile olan kadının ve kendisiyle cinsi münasebetle bulunulmamış hul' yapan kadın için yapılan boşamadır. Bunların boşanmaları ne sunni ne de bidi boşanmadır. Yapılması caiz olan bir boşamadır. Çünkü küçük ve yaşlı kadının iddet süresi ay hesabı, hamile kadının iddet süresi ise doğum yapması iledir.[53]
Talakın Sayıları
Hür erkek için üç talak, köle için iki talak vardır.
Talaktan sonra hemen yapılan istisna ve talakı herhangi bir sıfata ve şarta bağlamak sahihtir.
Nikah kıyılmadan önce vaki olan talak geçerli değildir.
Dört kişinin talakı geçerli olmaz. Bunlar, çocuk, deli, uykuda olan ve zorlanandır.
Talak ile ilgili Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:
" Boşama iki defadır, (ondan sonrası) ya iyilikle tutmak, ya da güzellikle salmaktır." (Bakara: 2/229)
Yani ondan sonra geri dönme mümkün olan boşama iki defadır.
Resulullah (s.a.v.):
"Helaller içerisinde Allah'a en sevimsiz olanı boşamadır." [54] buyurmaktadır."
Talakı sıfata bağlamakla sıfatlar tahakkuk ettiğinde talak vaki olur. Mesela kişi karısına, 'Yağmur yağdığı zaman boşsun.' demesi gibi sıfatların tahakkuk edilmesi ile karısı boş olur.
Talakı şarta bağlamakla da o şart tahakkuk ettiğinde yine talak vaki olur. Bunun da misali, mesela kişinin karısına,' Eğer evden çıkarsan boşsun.' gibi şartlı lafızlarla o işin tahakkuku halinde yine karısı boşanır.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Müslüman şartlarının yanındadır" [55]
Nikah akdinden önce yapılan boşama geçersizdir.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Nikahtan önce talak olmaz." [56]
Başka bir hadiste Rasulallah (s.a.v)
"İnsanoğlunun sahip olmadığı bir şeyi nezretme, malik olmadığı bir köleyi azat etme ve malik olmadığı (nikahlamadığı) bir kadını boşama hakkı yoktur" [57]
Baliğ olmayan çocuğun, aklı başında olmayan delinin ve uykuda olan kişinin talaklarının sahih olmadığını Peygamberimiz (s.a.v) bize şöyle bildirmiştir:
"Üç kişiden kalem kaldırmıştır, Uyanıncaya kadar uyuyan kişiden, buluğ çağına erene kadar çocuktan ve akıllanana kadar deliden." [58]
Zorlanan kişinin de boşanması caiz değildir.
Peygamberimiz (s.a.v):
"Zorlama altında ne boşama geçerlidir. Ne de köle ve cariyeyi azat etmek." [59]
Boşama şu dört halde olur:
1) Vacib olan boşama:
Muti olan kimseye vaciptir. Yani, dört aydan fazla eşiyle münasebette bulunmayacağına dair yemin edendir. Dönmediği takdirde onu boşaması gerekir. Ayrıca karı-koca arasında anlaşmazlık bulunup ta’yin edilen hakemler boşanmalarında maslahat olacağına hükmetmeleri durumunda vacip olan bir boşama şeklidir.
2) Müstehab olan boşamadır ki, "Sünni" olarak da isimlendirilir: Kocanın, karısının haklarında kusurlu olması yahud kadının iffetli olmaması durumunda olup kendisinde cinsi münasebetin yapıldığı temizlik dönemidir. Bu dönemden önceki hayız müddetinde de cima olmamış olmalıdır.
3) Haram olan boşamadır ki, buna 'Bid'i boşama' da denir: Kadının hayızlı olduğu bir sırada yahut temiz olup, o temizlik döneminde onunla ilişkide bulunmuşsa veya o temizlik döneminden önceki hayız döneminde ilişkide bulunduğu halde vaki olan boşamadır.
4) Mekruh olan boşamadır:
Yukarıdaki durumların dışındaki boşama durumudur.
Talak'ın rükünleri şunlardır:
1) Boşayan:
Boşayanın koca olması, baliğ olması, akıllı olması ve boşama süresinde serbest olması şarttır. Koca olmayanın boşaması sahih değildir. Ayrıca çocuğun, delirme ve bayılma gibi kişinin mazur sayılacağı aklının başında olmama durumu ve haksız yere zorlananın boşaması sahih değildir.
Mazereti olmadan aklı zail olan, mesela zaruret olmaksızın sarhoş edici bir şey içine gelince, onun boşaması geçerlidir.
2) Kast:
Bilerek boşama lafzını kendi manasında kullanmaktadır. Şayet başkasının sözünü naklediyorsa, mesela, "Falan kişi karım boştur, dedi." der yahut bilmeden dili sürçerse, veya başka dilde "Boşama" lafzını kullanıp manasını bilmiyorsa, boşama vaki' olmaz. Lakin kasdının bu olmadığını reddetmesi, ancak söylediğine delalet eden bir karine ile kabul edilir.
Mesela adı "Tarık" olan bir kadına ''Talik" der ve:
"Benim kasdım onu çağırmak idi, lakin dilim sürçtü ve 'Tarık' diyeceğime 'Tâlık' dedim" demesi gibi.
Yahut "Tallâktuki" deyip "Dilim sürçtü, 'Talebtuki' diyecektim", demesi gibi.
İşte bu gibi durumlarda, karinenin mevcudiyetinden dolayı kocanın iddiası kabul edilir. Ama şaka olarak yahud karısı karanlıkta olup, onu yabancı biri sanarak böyle bir şey diyecek olursa, boşama vaki' olur. Çünkü şaka ve onun yabancı biri olduğunu sanma, boşama lafzını başka tarafa çekmeye yeterli değildir. Böyle bir durumda, "Ben, başka bir şeyi kasdettim" diyemez.
3) Zevce:
Velevki ric'iyye ve asli iddeti bittikten sonra muaşerette bulunulan olsun: o da zevce hükmündedir. İddet konusunda bunu daha genişçe anlatacağız.
Mülk-i yemin ile kendisiyle ilişkide bulunulan bundan hariçtir. Ona boşama düşmez.
4) Velayet:
Yani boşanan kadının, boşama esnasında boşayanın karısı yahut onun hükmünde olmasıdır. Yabancı birine yahut muallak veya yerine gelmiş bain talakla boşanmış olana "Boşsun" demenin bir anlamı yoktur. Bu durumdaki birine "Boşsun" yahut "Seninle evlendiğim takdirde boşsun" diyecek olsa, bu hükmü olmayan bir laftan ibarettir.
Bu kişi: "Hangi kadınla evlenecek olsam o, benden boştur" derse durum yine budur. Çünkü henüz velayet hakkı yoktur.
5) Siga'ya gelince, ayrılığa delalet eden lafızdan ibaret olup iki nevidir. Bunlar sarih ve kinayi boşamadır.
Sarih: Boşanmadan başka bir manaya gelmeyen ve dolayısıyla boşanmanın vukuu için niyyete ihtiyaç duymayan lafızdır. Ancak zorlanan kimse bundan hariçtir. Onun için niyyet önemlidir.
Kinaye: Hem boşamaya ve hem de başka manaya gelen ve niyyete ihtiyaç duyan lafızdır. Kişi boşamaya niyyet eder ama, telaffuz etmezse yahud boşama lafzını fısıldar ama, kulakları normal duyuyor olduğu halde kendisi bile duymayacak kadar sessiz söylerse, boşama vaki' olmaz.
Sarih boşama üç lafızdır:
Talak (boşama), firak (ayrılma) ve serah (salıverip serbest bırakma) ile bunlardan türeyen kelimelerdir.
Tallaktuki (seni boşadım), enti talikun (sen boşsun), ya mutallaka (ey boşanan) farraktuki (senden ayrıldım), enti mufarikatun (sen ayrısın), serrahtuki (seni salıverdim), enti musarrahatun (salıverilmişsin) lafızları gibi.
Şayet koca, "Benim için boşama vaciptir" ya da "Bana boşama düşer" der ve susarsa, bu, sarih boşamadır. Yine, "Allah, seni benden boşattı" diyecek olursa sarih boşama olur.
Kinayenin lafızları çoktur:
"Artık evli değilsin", "Benden uzaksın." "Defol babanın evine git" "Aramızda bir bağ kalmamıştır", "Seni kendime haram kıldım," "Başının çaresine bak", "Haydi git artık", "Benim artık sana ihtiyacım yok.'Vs.
Bu sözleri kullanırken niyeti boşama ise, boşama vaki' olur. Ama niyetinde boşama yoksa, vaki' olmaz. Çünkü burada boşama kasdı yoktur.
Hür olan kocanın üç defa boşama hakkı vardır. Velev ki karısı bir cariye olsun. Kölenin ise, karısı hür bir kadın olsun cariye olsun yine iki boşama hakkı vardır. Çünkü talakta kocaya itibar edilir. Nitekim, "Boşama erkeklere ve iddet de kadınlara aittir."
Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
"Nikah bağı erkeğin elindedir" (Bakara: 2/237)
Sahih görüşe göre, boşamaları cem'etmek haram değildir ve geçerlidir. Üç boşamayı bir sözle söylemenin yahut tek mecliste üçünü söylemenin sadece bir ric'i boşama olacağını söylemek ise, hem Kitab'a, hem sünnetin sarihine ve hem de icma-ı ümmete muhaliftir. Onun için dört mezhebin alimleri, hakim bu şekilde fetva verdiği takdirde, hükmünün bozulacağını açıkça beyan etmiştir.
Boşamada istisna sahihtir. İstisna, "İlla" (ancak, hariç...) ve benzeri istisna edatlarıyla boşamalardan birini veya ikisini hariç tutmaktır.
İstisnanın sahih olabilmesi için beş şart vardır:
1) Yemin ile onu ifade etmesi.
2) Sözünü bitirmeden önce istisnaya niyyet etmesi.
3) Onunla yeminin hükmünü kaldırmayı kasdetmesi.
4) En azından kendisi duyacak kadar sesini yükseltmesi.,
5) İstisna edilenin kendisinden istisna yapılanı kapsayacak şekilde olmaması.
Nefes alacak kadar susmadan daha uzun bir müddet geçtikten sonra istisna yapılırsa, istisna yapılmamış olur. Nefes almak için, sesin kesilmesi yahut kendisini yakalayan bir öksürük için susar ve hemen ardından söylerse zarar vermez. Yemin ettikten sonra ona niyyet eder yahut ona hiç niyet etmemişse istisna olmaz. Yine onunla yeminin hükmünü kaldırmayı kasdetmez, onunla telaffuz etmez veya telaffuz edip kendisi bile duymayacak kadar sessiz söyler yahud istisna edilen kendisinden istisna yapılanı kapsıyorsa zarar verir.
Mesela, "Seni, üç talak hariç üç defa boşadım" derse üç talakla boşanmış olur.[60]
Ric'i Talak
Bir kişi karısını bir veya iki talak ile boşarsa bu durumdaki kadın iddeti bitmeden önce kocası onu geri alabilir.
Eğer iddet bitmiş ise kocası yeni bir nikah akdi ile karı kocasına helal olur ve kadının geri kalan talakları ile beraber olurlar.
Bu durumdaki kadın (başka bir evlilik geçirmiş olsa bile) baki kalan talakla geri alınır.[61]
Baîn Talak
Erkek üç talakla karısını boşarsa ancak şu beş şart ile tekrar nikahlanması helal olur:
1. İddetinin bitmiş olması.
2. Başkası tarafından meşru bir nikah ile nikahlanmış olması.
3. İkinci kocanın onunla (tam ve inzalli) cinsi temasta bulunmuş olması.
4. İkinci kocası tarafından (sahih bir boşanma) ile boşanmış olması.
5. Bu boşanmadan da iddetinin bitmiş olması.[62]
Ric’i Talak
Erkek karısını bir veya iki talakla boşarsa iddet süresi bitmeden onu tekrar nikahı altına alabilir. Buna ric'i talak denir.
Delili. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur.
"Eğer kocalar barışmak isterlerse, bu durumda boşanmış kadınları tekrar almaya hak sahibidirler." (Bakara: 2/228)
Bir veya iki talakla karısını boşayan koca iddet süresi dolmadan pişmanlık duymasıyla artık ikinci bir nikah yapmaya gerek olmadan karısına dönebilir.
Kocanın iddet süresinde bulunan karısına. 'Seni nikahıma iade ettim' demesiyle karısı kendisine dönmüş olur. Burda iki şahit tutması sünnettir.
Karısını bu şekilde nikahına alan koca kalan talak veya talaklarla nikahına almış olur. Yani karısını bir talakla boşamışsa kalan iki talakıyla, iki talakala boşamışsa kalan bir talakıyla nikahı devam eder.
Eğer iddet tamamlandıktan sonra karısını nikahına almak isterse o zaman kadının rızası şarttır. Yani kadın razı olursa yeni bir nikah akdiyle nikahlanır. Kadın istemezse arlık olmaz.[63]
Bain Talak
Bir kimse karısını üç talakla boşarsa artık yeni bir nikahla da onunla bir araya gelmesi, karı-koca olması caiz değildir. Buna da bain talak denir Bu iki eş artık tamamen birbirleriunden ayrılmış olurlar. İddet süresi bittikten sonra kadın isterse başka bir erkekle evlenebilir.
Üç talakla birbirinden ayrılan koca ile karının tekrar evlenebilmeleri için şu şartlar gereklidir.
1- Kadının iddet süresinin bitmesi.
2- Başka bir erkekle nikahlanması ve bu erkeğin onunla cinsi münasebette bulunması.
3- İkinci koca olan bu erkeğin de onu boşaması.
4- İkinci kocanın boşamasından sonra iddet süresinin geçmesi.[64]
İLA
Koca mutlak surette süresiz veya dört aydan fazla olmak üzere karısıyla cinsi temasta bulunmayacağına yemin ederse ila etmiş olur. Bu durumdaki kocaya dört aya kadar mühlet tanınır. Sonra cinsi temasta bulunarak keffaret vermek; ya da karısını boşamaktan birini seçecektir. Eğer bunlardan hiç birine yanaşmazsa hakim, bir talakla kadının boşanmasına karar verir.[65]
İla (Karısına Yaklaşmama Yemini)
Üç mesele vardır ki talaka (boşamaya) benzemektedir.
Bunlar; ila, zihar ve liandır.
İla, karısıyla cinsi münasebette bulunabilecek durumda olan ve boşaması sahih olan bir kimsenin karısıyla mutlak olarak veya dört aydan daha fazla cinsi ilişkide bulunmayacağına dair yemin etmesidir.
Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
"Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir." (Bakara: 2/226)
Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurmuştur: "Koca hanımına ila yaparsa (hanımına yaklaşmamaya yemin ederse) dört ay geçse dahi talakı düşmez. Ama ya karısına döner ya da boşar. [66]
Îla, eziyyet verdiğinden dolayı haramdır.[67]
İlanın Rükünleri
İlanın rükünleri şunlardır:
1- Koca.
2- Zevce.
3- Kendisiyle yemin edilen, kendisi üzerine yemin edilen şey (cinsi münasebet).
4- Müddet.
5- Siga.
Şayet hanımıyla mutlak olarak veya dört ay cinsi münasebette bulunmamayı boşama, azad etme, adak adama veya Allah'a veya O'nun sıfatlarından birine yemin etmeye ta'lik edecek olsa, ila' yapmış olur.
İla' yapan hür olsun, köle olsun kendisine dört ay mühlet verilir. Bu müddet dolduktan sonra hakim, onu iki şey arasında serbest bırakır: Ya hanımıyla cinsel ilişkide bulunup karı-koca olmaya devam edecek veya onu boşayacaktır. Şayet karısına dönecek olursa, Allah'a veya muteber yeminlerle yemin etmişse, yemin keffaretini vermesi gerekir gerekir.
Şayet ila'yı bir şeye ta'lik etmişse, kendisine ta'lik yaptığı şey ne ise, o vaki' olur. Boşama üzerine idiyse boşama, azad etme üzere idiyse azad etme vs. gerekir. Şayet namaz veya herhangi bir şey adamış idiyse, o adadığını yerine getirmesi gerekir.
Eğer hem karısına dönüp onunla cinsi münasebette bulunmaktan ve hem de onu boşamaktan imtina' ederse, hakim onun namına bir ric'i talakla karısını ondan boşar.[68]
ZİHAR
Zihar kişinin karısına, 'sen benim anamın sırtı gibisin' demesidir. Kişi karısına böyle dese ve ondan sonra eşinden ayrılması sözkonusu olmamışsa söylediğinden geri dönmüş olur. Bu durumdaki bir erkek ziharı talakla takviye etmediğini ileri sürerse kendisine keffaret lazım gelir.
Keffaretler sırasıyla şunlardır:
1. Mü'min, verimli ve çalışmasına engel olacak herhangi bir kusuru bulunmayan bir köleyi azat etmek.
2. Buna gücü yetmezse aralıksız iki ay oruç tutmak.
3. Buna da gücü yetmezse her birine birer avuç keffaret verip altmış fakiri doyurmak.
Kefaret vermedikçe karısıyla cinsi temasta bulunması helal olmaz.
Zihar, kocanın karısını kendisine mahrem olan bir kadına benzetmesidir. İslam alimlerinin icmaıyla bu şekildeki sözler haramdır.
Delil şu ayeti kerimedir:
"İçinizden zihar yapanların kadınları onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuskusuz Allah affedicidir, bağıslayıcıdır. Kadınlardan zihâr ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini geri alacaklar (için) birbiriyle cinsi temas etmeden evvel, bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir..." (Mücâdele: 58/2-3)
Böyle bir davranışta bulunmak büyük günahlardandır. Çünkü Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmakladır:
"...şüphe yok ki onlar, her hâlde çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar." (Mücadele: 58/2)[69]
Ziharın Rükünleri
1- Zihar yapan: Şartı, boşanması sahih olan bir koca olmasıdır. Koca olmayanın zihâr yapması sahih değildir. Onun ne yabancı biri ve ne de efendinin ziharı olur. Şayet bir efendi, cariyesine, "Sen bana annemin sırtı gibisin" derse, zihâr sahîh olmaz. Deli, çocuk ve mükrehin (zorlanan kimsenin) zihârı da sahîh değildir.
2- Kendisine zîhar yapılan: Şartı; hür olsun, câriye olsun velevki ric'atla olsun zevce olmasıdır. Yabancı bir kadından, hul' yapmış biri bile olsa sahîh değildir.
3- Kendisine benzetilen: Şartı, zihar yapan için mahrem bir kadının bütününü yahut görünen bir kısmı olmasıdır. Mahrem olması, nesepten olabileceği gibi süt ve akrabalıktan dolayı da olabilir. Annesi, kızkardeşi, soyundan olan kızı, babasının veya annesinin sütannesi ve kendisinin doğumundan önce babasının nikahlamış olduğu analığı gibi.
Bir kişi karısına; "Sen bana babam gibisin" veya "Oğlumun karısı gibisin" diyecek olsa zihar olmaz.
4- Siga: Siganın şartı ise, sarih olarak veya kinaye yoluyla ziharı ifade eden lafızdır.
Sarih olanı; hanımının tümünü veya başını veya elini veyahut benzeri zahir organlarından birini, yukarıda saydıklarımız mahremlerinden birinin sırtına veya eline veya ayağına ya da buna benzer manevi bir değer ifade etmeyen zahir organlarından birine benzetmesidir.
Kinaye olanı ise;
"Sen anam gibisin veya kızkardeşim gibisin" veya "Onun gözü yahut başı gibisin" demesi ya da manevi bir değer ifade eden zahir organlarından birine benzetmesidir. Şayet bunlarla ziharı kasdetmişse, zihar gerçekleşmiş olur. Ama kasdı zihar değilse, hiçbir şey gerektirmez.
Zihar yapan kime zihardan sonra dönmekle kendine keffâret gerekir.
Ric'îyye olmadan bir zevceye yapılan zihardan dönüş, zihardan sonra şer'an ondan ayrılması mümkün olacak kadar zaman geçmeden onu geri almasıdır. "Seni boşadım" diyecek kadar geçmeden geri dönerse, zihardan dönmüş olur.
Hemen ardından delirir veya bayılır veya dilsiz olur ve anlaşılır bir işareti bulunmaz ya da ikisini veya birinin ölümüyle yahut ta kocanın veya kadının kusurundan dolayı nikâhlarının fesholunmasiyla yahut kocanın veya kadının dinden çıkarak nikahlarının feshiyle yahut ta baîn bir boşama veya ric'î bir boşama olup ric'at etmemesiyle aralarında ayrılma sözkonusu olursa, bu durumların hepsinden geri dönemez. Çünkü ilk üç durumda ayrılma mazeretinden dolayı, ölüm ayrılığında imsakin geçmiş olmasından dolayı ve geri kalan durumlarda ise, yokluğundan dolayı geri dönülemez.
Zihar yapılan ve hayızlı olan kadın için geri dönüş, ancak kanının kesilmesinden sonra yukarıda zikredilen tutma ile olur. Kanı kesilmeden önce tutmak olmaz. Çünkü hayızlı olduğu müddetçe şer'ân ayrılma imkânı yoktur. Talakın hükümlerinde olduğu gibi, hayızlı iken boşamak haramdır.
Karısına, "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesi, artık onu zevce olarak tutmamasını gerektirir. Şayet onu zevce olarak tutuyorsa sözünden dönmüş ve ona muhalefet etmiştir.
Muvakkat olmayan ziharda ric'îyye olan zevce için geri dönüş, ister onu zihardan önce ve ister sonra boşamış olsun, ona ric'at edebilir.
Vakitle ta'lik edilen zihardan dönüş, ancak kendisiyle kayıtladığı vakitte cinsi ilişkide bulunmakla hasıl olur. Yine, mekan ile kayıtlı olan ziharda, ancak o mekanda cinsi ilişkide bulunmakla dönüş hasıl olur.
Zihar yapıp dönen kişi keffâret vermeden ve muvakkat ziharda da müddet bitmeden karısından hayızlı olduğu zamanki halı ile istifade etmesi haramdır. Onun için göbek ile dizler arasındaki yerlerine dokunması haramdır. Yine ziharı bir mekanla kayıtlayan, o mekandan ayrılmadıkça yahut keffâret vermedikçe zikredilen yararlanmada bulunması haramdır.[70]
LiÂN
Erkek karısını zina ile suçladığında kendisine kazf (iftira) haddi lazım gelir. Ancak şahit göstermekle veya camide minber üzerinde cemaat ve hakim huzurunda şöyle ilan yapmakla kazf cezasından kurtulur:
"Allah'ı şahit tutarım ki karım falanca adama isnad ettiğim zinada bulunmuştur" ve; "bu çocuğun zinadan olup, benden olmadığını iddia ediyorum ve doğru söylüyorum." Bu ifadeyi dört defa tekrarlar.
Beşincide hakim ona nasihatta bulunur. Daha sonra beşinci sözünde şöyle der: "Eğer yalan söyleyenlerden isem Allah'ın la'neti üzerime olsun."
İbni Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Hilal bin Umeyye, karısının Şerik bin Şemha ile zina ettiğini Hz. Peygamberin huzurunda söyledi.
Rasulullah kendisine:
"Ya şahit gösterirsin veya sırtına had vurulacak" buyurdu. Hilal: 'Ey Allah'ın Resulü. Sizden biriniz ailesi üzerinde bir erkek görürse şahit mi arayacak?' dedi.
Rasulullah, "Ya şahit veya sırtına had vurulacak" dedi. Bunun üzerine Hilal, 'Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki muhakkak doğru söyledim. Elbette Allah benim hakkımda sırtımı haddan kurtaracak bir hüküm indirecektir' dedi. Bunun üzerine Lian hükmünü bindiren şu ayet nazil oldu:
"Eşlerine zina isnat ettikleri halde kendilerinden başkası şahit olmayan ..." (Nur: 24/6-7)
Karısına zina isnat eden Hilal bin Umeyye seksen değnek olan had cezasından kurtulmuş oldu.
Sehl bin Said El-Ensari (r.a.)'dan rivayete edildiğine göre ensardan bir kişi Allah resulüne gelerek şöyle dedi:
"-Ey Allah'ın Resulü, bir kimse karısını zina ederken görse zina edeni öldürmesi gerekir mi? Değilse ne yapmalı?
Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu:
"Seninle karın hakkında Kur'an inmiştir." Daha sonra karı ile koca mescitte lanetleştiler. Ben de buna şahit oldum." [71]
Sehl bin Said (r.a.) den başka bir rivayete göre o kişi karısını Resulullah'ın huzurunda üç talakla boşadı. Resulullah talakın vuku oluşunu kabul etti. [72]
Karısına zina isnadında bulunan kişi lian için gerekli yemini yaptıktan sonra, karısına da aynen yemin hakkı düşer.
İbni Abbas'tan şöyle rivayet edilmişlir: "Hilal bin Umeyye karısına zina isnad etti ve Resulullah'a gelerek şehadette bulundu. 'Hazreti Peygamber ona ,
'Allah ikinizden birinin kesinlikle yalancı olduğunu biliyor. Aranızda yemininizden dönen yok mu?' dedi. İbni Ömer'in rivayetinde Hazreti Peygamber bunu üç defa tekrar etti. Sonra kadın kalkıp kabul etti." [73]
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet eder: Lian ayeti nazil olduğu vakit Resulullah (s.a.v.)'nin şöyle buyurduğunu işittim:
"Hangi kadın bir kavmin içine kendilerinden olmayan bir çocuğu sokarsa Allah ona hiç bir zaman rahmet nazarıyla bakmaz. Allah onu cennetine koymaz. Hangi erkek te çocuğun yüzüne baka baka (kendisinden olduğunu bildiği halde) onun kendisine ait olduğunu inkar etse, Allah onu rahmetinden mahrum eder." [74]
Erkeğin liânından şu beş hüküm ortaya çıkar:
1. Erkekten kazf haddinin sakıt olması.
2. Kadına zina haddinin lazım gelmesi.
3. Aralarında karı-kocalık bağının kesilmesi.
4. Aradaki çocuğun kocadan düşmesi.
5. Liana uğrayan kadının koca için ebediyyen haram olması.
Eğer kadın da söz konusu lianı yaparsa ondan da zina haddi sakıt olur.
Kadın lian yaparken şöyle der:
"Şu adamın bana atfettiği zina suçlamasında yalancılardan olduğuna Allah'ı şahid kılarım."
Bu sözü dört defa tekrarlar.
Kadı'nın nasihatından sonra beşinci defa olarak şöyle der:
"Bu adam doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabı üzerimde olsun."
Karşılıklı lianda bulunan karı ile kocadan her ikisi birbirine ebediyyen haram olurlar.
İbni Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Hazreti Peygamber bir adam ile karısının karşılıklı lianını idare ettiğini gördüm. O kişi bu kadının çocuğu da benden değildir' dedi Peygamber onların arasını ayırdı, çocuğu annesinin nesebine iltihak etti." [75]
Başka bir rivayette Hazreti Peygamber onlara şöyle buyurdu:
"Sizin hesabınız Allah'a aittir. Biriniz mutlaka yalancıdır. Artık sen bu kadınla bir araya gelemezsin.Yeni bir nikah akdi olsa dahi artık sen bir daha bu kadına dönüp evlenemezsin." [76]
Kadının da Han yapabileceğini Kur'an-ı Kerim şu ayeti kerime ile bildirmiştir:
"Kadın (ise) dört defa Allah adına yemin ederek kocasının kesinlikle yalan söyleyenlerden olduğuna şahitlik etmesi cezayı kendisinden uzaklaştırır. Besinci yemini, eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendisi üzerine olmasını dilemesidir. (Bu takdirde zina cezasından kurtulur.)" (Nur: 24/8- 9)
İbni Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: "Bir kişi Hazreti Peygambere gelerek,
-Ey Allah'ın Resulü, biriniz karısını zina ederken görürse onun ne yapması gerekir? Konuşursa büyük bir meseleyi söylemiş, susarsa büyük bir meselenin üzerinden sükut etmiş olacak, dedi. Hazreti Peygamber sustu, kendisine cevap vermedi. Adam o günden sonra tekrar Resulullah'a gelerek,
-Gerçek şu ki sana sorduğum duruma kendim düşmüş bulunuyorum, dedi. Bunun üzerine Allahu Teala lian ayetlerini nazil etti. Hazreti Peygamber o adamı çağırdı ona bu ayetleri okudu. Kendisine nasihatta bulunarak dünya azabının ahiret azabından ehven olduğunu bildirdi. Adam. 'Hayır seni hak ile gönderene yemin ederim ki o kadına karşı yalan söylemedim' dedi. Bundan sonra Hazreti Peygamber önce erkekten başladı. O da kendisinin gerçekten doğrulardan olduğuna dair Allah'a yemin ederek 'Yalan söylüyor isem Allah'ın laneti üzerime olsun' dedi. Sonra Hazreti Peygamber kadına döndü ve kadın, erkeğin gerçekten yalancılardan olduğuna dair Allah'a dört defa yemin etti ve beşincisinde şayet o erkek doğrulardan ise Allah'ın gazabının kendisi üzerine olmasını diledi. Sonra Hazreti Peygamber onları ayırdı."[77]
İDDET
İddete tabi tutulan kadınlar iki kısımdır:
Kocası ölmüş kadın ve kocası hayatta olup boşanmış kadın.
1. Kocası ölmüş kadın:
Bu kadın hamile ise, çocuğunu doğurmakla iddeti son bulur. Hamile değilse iddeti dört ay on gündür.
2. Kocası hayatta olup, boşanmış kadın:
Hamile ise, iddeti çocuğunu doğurmakla son bulur. Eğer adet görenlerden ise, iddeti üç defa adet görmesi ile biter. Bunlardan da değil de küçük yaşta ise veya büyük olduğu halde adet görmeyenlerden olup henüz çocuk doğuracak yaşa gelmemiş ise iddeti üç aydır.
Kendisiyle cinsi temas yapılmadan önce boşanan kadın için iddet yoktur.
İddet, kadın rahminin kesin olarak boş olduğunun anlaşılması için geçmesi gereken müddettir.
İddet denilen bu bekleme süresinin hikmeti, kadın rahminin kesin olarak boş olması, kocasından ayrı kalması veya ölümü sebebiyle üzüntüsünü göstermesi ve bu konuda ilahi emre itaat etmesidir.
-Kocası ölmüş kadın için iddet süresinin delili. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Sizden vefat edenlerin geride bıraktıkları eşler, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Müddetlerinin sonuna vardıklarında o kadınların kendi haklarında uygun olanı yapmalarından dolayı size herhangi bir sorumluluk yoktur. Allah yaptıklarından haberdardır." (Bakara:2/234)
Misver bin Mahreme şöyle rivayet eder: "Sübeya El-Eslemiyye kocasının ölümünden bir kaç gün sonra doğum yaptı. Sonrasında Rasulallah'a gelerek bir başkasıyla evlendi." [78]
-Kocası hayatta olup boşanmış kadınlar için de Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
''Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç temizlik süresi beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir." (Bakara: 2/228)
Buluğ çağma gelmemiş ya da hayızdan kesilmiş olan kadınların idetti için şu ayeti kerimeyi delil olarak gösterebiliriz:
"Ey Müminler kadınlarınızdan adet hali görmeken kesilenler ile henüz adet hali görmemiş olanların iddetleri konusunda şüpheye düşerseniz (biliniz ki) onların iddeti üç aydır." (Talak: 65/4)
-Kendisiyle cinsi temas yapılmadan boşanan kadın için iddetin olmadığını Yüce Allah şu ayeti kerime ile bildirmiştir:
"Ey mü’minler! Mü'min kadınların nikahlayıp ta onlara dokunmadan boşadığınız zaman sizin için onlar üzerine sayacağınız bir iddet yoktur. Ancak bu takdirde onlara hemen nikah haklarını verip kendilerini güzel bir şekilde boşayın." (Ahzap: 33/49)[79]
Cariyenin İddeti
Hamile olan cariyenin iddeti, (hamile olan) hür kadının iddeti gibidir. Adet gören cariyenin iddeti ise iki adet görmesi ile son bulur. Kocası ölen cariyenin iddeti iki ay beş gündür.
Boşanan cariyenin iddeti, küçük veya çocuk doğurmaktan kesilmiş ya da yaşlı olup adet görmüyorsa bir buçuk aydır. Şayet iki ay iddete tabi tutulsa daha evladır.
Cariye ve köle özgür yaşama bakımından sınırlı oldukları için, İslam dini cariyeye iddet süresi için lütufta bulunarak hür kadına kıyasla daha az beklemesini tayin etmiştir.
Bu nedenle cariye kadının, iddet süresi iki defa adet görmesi ile son bulur.
Hz. Ömer ve oğlu Abdullah cariye olan kadının iddet süresinin iki defa hayız görmeleri olduğunu söylemişler.
Sahabelerden hiç kimsenin buna itirazı görülmemiş ve alimlerin icmayla sabit olmuştur. Ayrıca kölenin talakta iki defa boşamaya malik olduğu emrine de kıyas edilmiştir.[80]
Ric'i Ve Bain Talakta İddet
Ric'i talakla boşanan bir kadının iddet müddeti içerisinde mesken ve nafakasını kocasının karşılaması vaciptir.
Bain (üç) talakla boşanan kadın ise nafakasının değil de meskeninin eski kocası tarafından karşılanması vaciptir. Ancak hamile olursa o zaman nafakası da karşılanır.
Kocası ölen kadına ihdad gereklidir. İhdad. ziynet ve kokulardan kaçınmaktır. Kocası ölen kadınının iddet süresinde zaruri ihtiyaçlar dışında evinden çıkması uygun değildir.[81]
NAFAKA
Nafaka, yiyecek, içecek, giyecek ve mesken gibi ihtiyaç duyulan temel şeylerdir.
Delil. Nafakanın delili için Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
"Onları gücünün dahilinde oturduğumuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıştırıp gelmelerini sağlamak için zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın, Eğer güçlüğe uğrarsanız çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (Talak: 65/6)
Rivayete göre Fatma Binti Kays'in kalan tek talakını bir vekil ile ona gönderip boşamıştı. Rasulullah'a geldi. Resulullah (s.a.v.) ona,
"Sana nafaka vermek gerekmez. Ancak hamile olduğun için nafaka verilir. Nafaka ve mesken ancak ric'i talakla boşanan kadına verilir" [82]
Hadisi şeriften anlaşılıyor ki kadın önce rıc'i talakla sonra hamile olduğundan dolayı nafaka ve meskeni de karşılanmıştır.
Üç talakla (bain talakla) boşanan bir kadın ise ancak meskeni kocası (onu boşayan) tarafından karşılanır. Kocası ölen kadının matem amacıyla iddet süresinin bitimine kadar süs ve koku sürünmekten kaçınması gerekir.
Ümmü Habibe Peygamberimiz (s.a.v)'nin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına kocasından başka bir ölü için üç günden fazla koku sürmeyi ve süslemeyi terketmek helal olmaz. Kadın ancak kocasının ölümü üzerine dört ay on gün süslenmeyi terkeder." [83]
İSTİBRA
Bir kişi bir cariye satın aldığında istibra yapmadan onunla cinsi temasta bulunması haramdır.
Cariye adet görenlerden ise istibra süresi en az bir defa adet görmesidir.
Adet görmeyenlerden ise bir ay bekler. Şayet hamile ise doğurması ile istibra süresi biter.
Çocuk doğurmuş olan cariyenin efendisi öldüğünde sözkonusu cariye normal bir cariye gibi istibraya tabi tutulur.
İstibra, üzerinde mülkiyetin doğması veya kaybı için cariyenin bir müddet beklemesidir.
Delili: Hz. Peygamber (s.a.v.) Huneyn'den sonra yapılan bir savaşta esir alınan cariyeler hakkında şöyle buyurdu:
"Hamile olan cariye, çocuğunu doğurmadıkça ve hayız görenler de bir hayız görmedikçe onlarla cinsi münasebette bulunmak helal değildir.'' [84]
RADA (EMZİRME)
Kadın kendisine bir çocuğu emzirirse o çocuk iki şartla onun süt çocuğu olur.
1. (Emen çocuğun kameri hesapla) iki yaşını doldurmamış olması.
2. Emme sayılarının ayrı ayrı olarak beş defa olması. Süt kadının kocası da süt çocuğun babası olur.
Süt çocuğun süt annesiyle ve onun nesebiyle evlenmesi haramdır.
Süt kadının ve nesebinin, süt çocuğuyla ve süt çocuğunun çocuklarıyla evlenmeleri haramdır. Ancak süt çocuğunun yakın derecedeki akrabalarıyla ve süt çocuğunun üst akrabasıyla evlenebilir.
Rada, bir kadının sütünün emzirmesine veya sağmakla da olsa bir bebeğe verilmesine denir.
Kocasının izniyle bir kadının öz çocuğundan başka yabancı bir bebeğe kendi sütünden emzirmesi caizdir.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Eğer güçlükle karşılaşırsanız çocuğu başka bir kadın emzirsin" (Talak: 65/6)
Kişinin bir anda hem neseb ve hem de radâ yönünden iki kızkardeşi veya bir kadınla o kadının teyzesini, halasını ya da herhagi bir mahremini bir nikah altında bulundurması haramdır.
Neseb yoluyla haram olanlar, radâ yoluyla da haramdır. Ancak bir kadın süt emzirdiği çocuğun babasına ve kardeşlerine haram değildir.
Süt çocuğuna, sütünü emdiği kadın ile kadının bütün mahremlerinin kendisine nikahlanması haramdır.
Süt çocuğunun kardeşine ise, süt anne ve onun bütün kızları haram olmaz. Çünkü emme sadece kendisinden sadır olmuştur.
Rada ile ilgili delil, şu Hadis-i Şeriftir.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
"Süt emme, küçük yaşta ve iki senenin altında olursa, mahrem kılar."[85]
Süt emme yönüyle harâmlık üç şartla sabit olur:
1- Süt emen çocuğun iki yaşından küçük olması: Eğer emen kişi iki yaşından büyük olduğu hâlde ne kadar süt emerse emsin, harâmlık sözkonusu değildir.
2- Emzirme olarak kabul edilen emmenin en az beş defa olması: Eğer iki yaşına gelinceye kadar dört defa emzirmiş ve beşinci defa emzirdiğinde iki yaşından büyük ise, emzirme hükmü yine de oluşmaz, yani rada sabit olmaz.
3- Her beş emzirmede de sütün, çocuğun midesine varmış olması: Verilen süt az da olsa, ya da emzirildikten sonra kusmuş olsa, yine emzirme sayılır. Çünkü kusma mideden gelir.
Emzirmenin beş defa mı olduğu veya daha az mı olduğu, sütün midesine ulaşıp ulaşmadığı yahut her beş emzirmenin çocuk iki yaşından küçük iken mi, yoksa büyük iken mi olduğu hususunda şüpheye düşürülürse, emzirme hükmü câr'i olmaz. Ama böyle bir durumda olanların evlenmemeleri takva için daha iyidir.
Emzirmeden sonra oluşan rada hükmü için harâmlık 'Nikahı Haram Olanlar' bölümünde açıklanmıştı.[86]
NAFAKA
Akrabalardan olan baba ve dedelerin nafakası baba ve oğullara aittir. Ana-babaya iki şartla nafaka vacip olur:
1. Fakirlikle birlikte sürekli hastalık.
2. Fakirlikle birlikte delilik.
Çocuklara üç şartla nafaka vacip olur:
1. Fakirlikle birlikle küçüklük.
2. Fakirlikle birlikte sürekli hastalık.
3. Fakirlikle birlikte delilik.
Köle, cariye ve hayvanların nafakası da vaciptir. Yapamayacağı işten yükümlü değildirler.
Nafakası vacip olanlar şunlardır: Ana-babalar, öz çocuklar, karı, köle ve hayvanlardır.
-Anne-babanın nafakası yukarıda açıklandığı gibi fakir ve muhtaç oldukları takdirde oğluna aittir.
Burda şu hususu belirtelim: Ana-babanın oğullarının mallarından al maları, oğulların izni olsun olmasın caizdir.
Hz. Aişe (r.anha) peygamberimizden şöyle rivayet eder:
" Kişinin yediklerinin en temizi, kendi kazancından ve oğlunun kazancından yediğidir." [87]
-Ana-babanın ihtiyaçları oldukları takdirde israf ve savurganlık yapmamak şartıyla oğullarının mallarından yukarıda temas etliğimiz gibi yararlanmaları caizdir.
Bir adam, 'Ey Allah'ın Resulü! benim malım ve çocuklarım var. Babam malımı yok etmek (almak) istiyor, dedi.
Allah Resalu (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sen ve malın babanındır."
Burdaki 'babanındır' lafzı, elbetteki ki temlik için değil, mubah olduğunu belirtmek için. Yoksa mal çocuğundur. Zekatı o verir. Malı miras bırakan da odur.
Ana baba için çocukları üzerinde nafaka şu şartlarla vacip olur:
a) Ana baba fakir olmalıdır.
b) Çocuğunun eli varlıklı olmalıdır.
c) Çocuğun yanında onun, kendisinin, karısının ve çocuklarının bir gün ve bir gece yiyecek ihtiyaçlarından fazla bir şeyin bulunmasıdır. [88]
Kişi köle ile cariyesine memlekette çoğunlukla geçerli olan yiyecek ve giyeceklerden yedirip giydirmesi vaciptir.
-Hayvanların nafakasını temin etmek gücünden fazla iş yüklememek vaciptir. Köle ve cariyelere de fazla ve gücünden ziyade iş yaptırmamak vaciptir. Köle ve hayvanların nafakası için Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kölelerin yiyecek ve giyecekleri verilmelidir. Onlara kaldırabilecekleri kadar yük yüklenmelidir." [89]
Ebe Zerr (r.a.)'dan rivayetle Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hizmetçileriniz sizin kardeşlerinizdir. Kimin eli altında hizmetçisi (kölesi) varsa yediği yemekten ona yedirsin ve giydiği elbiseden ona giydirsin. Onları zorda bırakacak bir yük de yüklemesin." [90]
Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
"Bir kadın kendine ait olan bir kediden dolayı cehenneme girmiştir. Kadın onu bağladı da ne yiyeceğini verdi ne de yerin haşerelerinden tutup yemesi için salıverdi, nihayet kedi açlıktan öldü." [91]
Zevcelerin Nafakası
Kocasına itaat eden kadının nafakası, imkânlar ve kudret dahilinde vacip olur.
Koca zengin ise; çoğunlukla tüketilen gıda maddesinden iki müd'dür. Yiyim ve giyimler ise adetlere göre karşılanır.
Koca fakir ise; Oturduğu memlekette çoğunlukla tüketilen gıda maddesinden bir müd'dür.
Yicecek ve giyecekler ise, fakirlerinkine tabidir.
Koca orta halli ise; verilecek nafaka bir buçuk müd'dür. Yiyecek ve giyeceklerde orta halli sınıfa tabi tutulur.
Eğer kadın kendisine hizmet edilecek durumda ise hizmetçisinin nafakası da verilir. Eğer koca nafaka veremiyecek durumda ise, karısı nikahı feshedebilir. Cinsi temasta bulunmadığı karısının mehrini veremeyecek duruma düşerse, yine kadın nikahını feshedebilir.
Kadının nafakası kocası üzerine vaciptir. Burdaki nafakadan maksat kadın zengin bile olsa ona yemek, ev, hizmet ve tedavi gibi ihtiyaç duyduğu şeyleri temin etmektir.
Nafaka; kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabittir. Kitaptan delil Kuran-ı Kerim'in şu ayet-i kelimesidir:
"Boşadığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için zarar yermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler doğurmalarına kadar nafakalarını verin" (Talak: 65/6)
Nafaka'nın sünnetteki deliline gelince, Resulullah (s.a.v.) Veda Hacc'ında şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın sözleriyle onları kendinize helal kılmışsınız. Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Arzu etmediğiniz kişileri evlerinize almamaları sizin onlar üzerinde olan hakkınızdır. Bunu yaparlarsa hafifçe onları dövebilirsiniz. Onların da sizin üzerinizde uygun ve makul bir şekilde nafaka ve giyim hakları vardır." [92]
Muaviye El Kuşeyri'den rivayet olduğuna göre bir zat Resullullah (s.a.v.)'a şöyle sordu:
-Ya Resulallah hanımlarımızın üzerimizde hakkı nedir?
Resulullah (s.a.v.):
''Yediğinden ona yedirmen, giydiğinden ona giydirmen, yüzüne vurmaktan sakınman, onu kötülememen ve gerekirse ancak onu evinde tutmandır" [93] buyurdu.
Kocanın, karısının nafakasını temin etmesi gerekir. Bu nafaka, kocası üzerine vaciptir.
Koca üzerine vacip olan nafakanın ölçüsü şudur:
Koca zengin ise, örf-adete göre memleketteki zenginlerin yiyecek ve giyeceklerinden,
Koca orta halli ise, aynı şekilde orta hallilerin yiyecek ve giyeceklerinden,
Koca fakir ise, fakirlerin yiyecek ve giyeceklerinden karşılaması vaciptir. Ebu Kureyre (r.a) şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber, hanımının nafakasını karşılamayan kişinin hannımından ayrılmasını buyurmuştur."[94]
HEDANE
Koca karısını boşadığı zaman kendisinden çocuğu varsa yedi yaşına kadar bakımı anasına düşer. Yedi yaşından sonra çocuk anne-babasından hangisini seçerse muhayyerdir ve ona teslim edilir.
Çocuğun bakımını üzerine alan kadında yedi şart aranır.
Şartlar şunlardır:
1- Akıllı olmak.
2- Hür olmak.
3- Dindar olmak.
4- İffetli olmak.
5- Güvenilir olmak.
6- Doğru olmak.
7- Başka bir kocayla evlenmemiş olmak.
Bu şartlardan biri eksik olursa hedane sakıt olur.
Hedane; küçük çocuk veya büyük olup deli olan ve yalnız başına işleri yürütmekten âciz olana bakarak, yararına olan şeyleri yapmak ve zararlı olan şeyleri ondan defetmek için onunla ilgilenme işidir.
Koca ile karısı arasında bir ayrılık söz konusu olduğu zaman ortada kalan çocuğun zulüm ve yıkımla karşı karşıya kalmaması için hedane meşru kılınmıştır.
İslam fıkhında, çocuğun bakımıyla ilgili anlaşmazlıkları ve çocuğun perişanlığına meydan verilmemesi için bir takım kurallar öngörülmüştür. Bu kurallar dahilinde çocuğun bakım , terbiye ve meşguliyetini alabilecek kişiler belirtilmiş ve bunların bu konudaki vazifelerine açıklık getirilmiştir.
Erkek karısını boşar, boşanan bu kadın ile kocasından yedi yaşına ulaşamayan kız ve erkek çocuğu varsa bakımının annesine verilmesi babaya verilmesinden daha uygundur. Çünkü anne bakım zorluklarına karşı daha fazla sabırlı ve şefkat sahibidir.
Hedanenin için delil.
Peygamber (s.a.v.)'e bir kadın gelir ve şöyle der:
-Ya Rasulallah! Bu çocuğumu karnımda taşıdım, sütümü verdim, kucağımda yetiştirdim, Fakat babası beni boşadı ve şimdi de onu benden almak istiyor, bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Başka koca ile evleninceye kadar, çocuğuna kocandan daha da hak sahihisin. " [95]
Hedanet konusu olan çocuğun annesi vefat eder; veya çocuğun bakımını almak istemiyorsa o zaman çocuk anne annesine verilir. Sonra burdan da sorun çıkarsa sırası ile baba anneye, kızkardeşine, teyzesine, halasına verilir. Çünkü çocuğun bakımı kadın işidir. Kadın fıtratı çocuğun bakımına daha da elverişlidir. Tabii ki bu arada oluşan masraf ve ücretler çocuğun asıl velisi olan babasına aittir.
Yukarıda sıraladığımız kadınlardan hiç biri yoksa o zaman çocuğun bakımı babasına düşer, babadan sonra babababası olan dedeye, kardeşine, amcasına ve amca oğluna düşer.
Hedanet (çocuğun bakımı) yedi yaşına kadar devam eder.
Yedi yaş ile kötüyü birbirinden ayırt edebilme çağı olan temyiz çağıdır. Bu çağda artık çocuk tuvalete gidebilme, abdest alabilme ve buna benzer iyi işleri yapabilme çağına gelmiş olur. Bu çağa gelince hedanet zamanı biter. Artık çocuk bu çağda anne ve babasından hangisini isterse onun yanında kalır.
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet eder: "Rasulullah reşit olan (temyiz cağında olan) bir erkek çocuğunu babası ile annesi arasında serbest bıraktı.." [96]
Çocuk, yedi yaşına kadar annesinin yanında kalması zorunlu, yedi yaşından sonra ise anne ve babasından hangisini dilerse onun yanında kalır.
Çocuğun bakım ve gözetimini üstlenecek kişide bulunması gereken şartlar:
1- Akıllı olmak. Çocuğa yakınlık derecesi ne olursa olsun erkek veya kadından normal akla sahip olmayan ya da aklı gidip gelen kişiye hedane (çocuğun bakım ve gözetimi) hakkı verilmez. Çünkü hedane bir nevi velayet demektir. Deli veya normal aklını yitiren kimse velayet hakkına sahip değildir.
2- Hür olmak. Hedane görevini üstlenen kişinin hür olması gerekir. Zira köle velayet ve serbestlik hakkına sahip olmadığı için çocuğun bakım ve gözetiminde yeterli görevini yapamaz.
3- Müslüman olmak. Müslüman çocuğunu kafir birinin himayesine vermek doğru değildir. Çünkü çeşitli vesilelerle çocuğu dinden uzaklaştırabilir. Ama kafirin çocuğu müslümanın himasesine verilebilir.
4- İffetli, emin (güvenilir) ve doğru olması. Çocuğun bakımını üstlenecek kişide bu üç sıfatın bulunması da gerekir. Zira fasık, emin olunmayan ve davranışlarında doğru olmayan kimseye çocuğun hedanet görevinin verilmesi başka sorunları doğurabilir.
5- Annenin başka bir koca ile evlenmemiş olması gerekir. Anne bir başka koca ile evlendiğinde hedanet hakkı düşer. Yeni kocası çocuğun bakımını üstlense bile hüküm değişmez. Ebu Davud'un yukarıdaki hadisinde Hazreti Peygamber'in bir çocuğun annesine;
"Evlenmediğin sürece çocuğun bakım ve gözetim hakkı sana aittir." buyurması bunun için delildir.[97]
[1] Müslim, 1401.
[2] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 421-422.
[3] Tirmizi, 1080.
[4] Nesai.
[5] Buhari, 4802.
[6] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 423-424.
[7] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 424.
[8] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 424.
[9] Tirmizi, 1080.
[10] Buhari, 4779; Müslim, 1400.
[11] Tirmizi, 10.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 425-426.
[12] Ebu Davud, 4113.
[13] Müslim, 1424
[14] Tirmizi 1087; İbni Mace, 1865.
[15] Müslim, 2206.
[16] İbni Mace 1920; Tac:2/908, Kurtubi 17/248.
[17] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 427-431.
[18] Ebu Davud, 2083, İbni Mace, 1881,Tirmizi, 1102.
[19] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 432-436.
[20] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 436-437.
[21] Müslim 1421, Tirmizi 1108.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 436-438.
[22] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 439-440.
[23] Buhari, 4820; Müslim, 140.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 440.
[24] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 441.
[25] Buhari, 2553; Müslim, 4144.
[26] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 441-443.
[27] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 443.
[28] El-Muvatta'- İmam Malık, 2/576.
[29] Beyhaki, 7/214.
[30] Beyhaki, 7/226.
[31] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 444-445.
[32] Müslim, 1425.
[33] İmam Ahmed, 4/82.
[34] Ebu Davud, 2117.
[35] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 446-448.
[36] Buhari, 4860; Müslim, 1427.
[37] Buhari, 4878; Müslim, 1429.
[38] Müslim, 1421.
[39] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 449.
[40] Ebu Davud, 2133, Tirmizi, 1141.
[41] Ebu Davud, 2134; Tirmizi, 1140.
[42] Buhari. 3910; Müslim, 2770.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 449-450.
[43] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 451.
[44] Tirmizi, 3892.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 451.
[45] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 451-454.
[46] Buhari, 4971.
[47] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 455-456.
[48] Buhari, 4955.
[49] Buhari, 4156, Müslim, 2796.
[50] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 457-460.
[51] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 460.
[52] Buhari, 4953; Müslim, 1471.
[53] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 461.
[54] Ebu Davud, 2178; İbni Mace, 2018.
[55] İbni Mace, 2045.
[56] Hakim, 2/205.
[57] Tirmizi, 1181, Ebu Davud, 2190.
[58] Ebu Davud, 4403.
[59] EbuDavud, 2193.
[60] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 462-466.
[61] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 467.
[62] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 467.
[63] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 468.
[64] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 468.
[65] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 469.
[66] El- Muvatta'-İmam Malik, 2/556.
[67] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 469-470.
[68] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 470.
[69] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 471-472.
[70] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 472-473.
[71] Buhari, 5003; Müslim, 1492.
[72] Ebu Davud, 2250.
[73] Buhari, 5001.
[74] Ebu Davud, 2263.
[75] Buhari, 5009, Müslim, 1494.
[76] Buhari, 5006.
[77] Buhari, 5014.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 474-477.
[78] Buhari, 5014.
[79] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 478-479.
[80] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 480.
[81] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 481.
[82] Ebu Davud, 2290, Darekutni, 4/144.
[83] Buhari, 5024; Müslim, 1486.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 481-482.
[84] Ebu Davud, 2157.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 483.
[85] Durekutni, 4/174.
[86] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 484-485.
[87] Ebu Davud, 3528; Tirmizi, 1358.
[88] Kitabul fikh Ala Mezahibil Erbaâ , 6/452.
[89] Müslim, 1662.
[90] Müslim, 1661.
[91] Buhari, 3295; Müslim, 2242.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 486-487.
[92] Müslim, 1218.
[93] Ebu Davud, 2144.
[94] Darekutni, 3/297.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 488-489.
[95] Ebu Davud, 2276.
[96] Tirmizi, 1357.
[97] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 490-492.
İslami Okul Okulların En Önemlisi