Fikih - 2. Sayfa - 108Nafaka
19.1. Ana-Babanın Nafakası ve Oğullarının Malından Almaları
19.2. Fakir Çocuğun Nafakasını Zengin Babanın Karşılamasının Vacibliği
19.Bölüm
NAFAKA
Kadının nafakasının kocası üzerinde vacib olduğundan bahsetmiştik. Geriye ana-babamn nafakasının oğullarına, çocuğun nafakasının babasına ait olduğu ve akrabaların nafakası ile hayvanların nafakasından bahsetmek kalmıştı.
19.1. Ana-Babanın Nafakası ve Oğullarının Malından Almaları
Yoksul ana-babanın nafakası, bulduğu müddetçe oğluna aittir.
îmâre bin ümeyr'in halasından rivayetine göre, o, Ayşe (r.a.)'a: «Evimde çocuğum var. Onun malından yiyebilir miyim?» diye sordu. Aişe (r.a.) şöyle dedi: «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Kişinin yediklerinin en temizi, kendi kazancından ve oğlunun kazancından yediğidir.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Ne-sâî ve İbn Mâce kaydetmiş, Tirmizî 'Hasen' demiştir.)
Ana-babamn, oğullarının mallarından almaları, oğullarının izni olsun veya olmasın caizdir. Geçen hadis ve aşağıdaki Câbir hadisi gereğince ana-babanın israf ve savurganlık yapmadıkları sürece oğullarının malından tasarrufta bulunmaları caizdir.
Bir adam; «Ey Allah'ın Rasûlü! Benim malım ve çocuklarım var. Babam malımı yok etmek istiyor.» dedi. Allah Rasûlü şöyle buyurdu: «Sen ve malın babanındır.»[1] (Hadisi îbn Mâce kaydetmiştir).
Üç imam: «Oğullarının malından ancak ihtiyaç kadarını alabilir,» görüşündedir.
Ahmed bin Hanbel ise; «Oğlunun malından ihtiyaç anında veya ihtiyaç olmaksızın dilediği kadar alabilir.» demiştir.
19.2. Fakir Çocuğun Nafakasını Zengin Babanın Karşılamasının Vacibliği
Fakir babanın nafakasını karşılamak nasıl zengin olan oğula ait ise, fakir çocuğun nafakasını karşılamak da zengin babaya vacib-dir. Delili Nebî aleyhisselam'in Hind'e söylediği şu hadistir: «Malından sana ve oğullarına yeteri kadarını örfe göre al.»
Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir: «Çocuk bulûğa erdiği halde fakir veya işsiz olur ve malı veya bir geliri bulunmazsa, babanın üzerinden nafaka yükü kalkmaz.»
19. 3. Akrabaların Nafakası
Fakir akrabaların nafakası zengin akrabalara aittir. Fakihler bu hususta çok ihtilâf etmişlerdir.
Kimi, ancak birr (iyilik) ve sıla-i rahim konusundan başka bunun vacib olmadığım söylemiştir.
Şevkânî şöyle demiştir :
«Sıla-i rahim (akraba ziyareti) dışında, akrabaya diğer akrabalarının nafakası vacib değildir.
Diğer akrabaların nafakalarının —sıla-i rahim konusu dışında— vacib olmaması, buna has delillerin bulunmaması sebebiyledir. Sıla-i rahim hakkında hadisler gelmiştir ve bu «umûmî»dir. Nafakaya muhtaç akraba, sıla-i rahime daha lâyıktır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre versin; rızkı ancak kendisine yetecek kadar verilmiş olan kimse de, Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah kimseye verdiği nzkı aşan bir yük yüklemez. Allah güçlükten sonra kolaylık verir.» (Talak: 7). «Kadınlara el sürmeden ve mehirîerini biçmeden onları boşarsanız, size sorumluluk yoktur. Onları, zengine kendi çapına, fakire kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur.» (Bakara : 236).
Şafi'î'ler şöyle demiştir : «îster müslüman, ister kâfir olsun, usûl'den olan babalar, dedeler ve yukarısı ile fürû'dan olan oğullar, oğulların oğullan ve aşağısının nafakasını sağlamak zenginin üzerine vacibdir. Bunların dışındakilerin nafakası ise vacib değildir.»
Malikiler ise şöyle demiştir : «Sadece baba, anne, oğul ve kızların nafakaları vacibdir. Dedelerin, torunların ve diğer akrabaların nafakaları ise vacib değildir. Din farklılığı, nafakanın vacib olmasını engellemez.»
Hanbelîler de şöyle demiştir : «Ölüp mal bırakmış olsa, muhtaç akrabasına mirasçı olacak olan zengin akrabaya nafaka vacibdir. Bu, mirasla beraber ardarda gelir. Çünkü, kazançla beraber zarar vardır ve haklar karşılıklıdır.» Hanbelîler, ana-baba ve yukarısı ile çocuklar ve aşağısının nafakalarını sağlamayı vacib görürler. Fe-raiz sahibi ve asabe olmadıkları için, diğer akrabaların (zevi'1-er-hâm) nafakasını sağlamayı ise vacib saymazlar. Usûl ve fürû' yönünden yakınlıkları bulunmadığından, karşılıklı olarak birbirlerinin nafakası ile yükümlü değildirler. Bu, onlarla akrabalıklarının zayıflığı ve Kur'ân ile Sünnet'te bunlar hakkında bir nass bulunmaması sebebiyledir.
îbn Hazm bu konuyu açıklayarak şöyle demiştir: «Gücü yeten kişi; ana, baba, nene, dede ve yukarısı ile oğul, kız, torunlar ve aşağısından muhtaç olanların nafakasını sağlamaya zorlanır. Erkek ve kız kardeşler ile karı-kocanm nafakası da böyledir. Bunların tümü nafakayı sağlama noktasında eşittirler. Hiç biri diğerine tercih olunmaz. Bunların yiyecek ve giyecekleri sağlandıktan sonra daha bir şey kalırsa, mahrum olan zevi'l-erham ve mirasçıların nafakalarını sağlamaya zorlanırlar. Eğer sözkonusu kişilerin malları yoksa ve çalışmıyorlarsa, onların ihtiyaçları bundan sağlanır. Sözü edilen bu kimseler şunlardır: Amcalar, halalar ve daha yukarısı; dayılar, teyzeler ve daha yukarısı; kardeş çocukları ve daha aşağısı. Bunlardan her biri; geçimini sağlamaya gücü yeten ve az da olsa bir kazanç sağlayan kimseler ise, kişiye sadece ana-baba, dede-nine ve karının nafakası düşer. Şayet bundan mahrum iseler ve kişinin gücü de yetiyorsa, kazancının bir kısmıyla onlara bakmakla mükelleftir. Menkul ve gayrı menkul mallarından fazla olanlarını, andığımız kimseler uğrunda satıp onlara bakar.
19.4. Hayvanların Nafakası
Kişinin, hayvanlarına, hayatlarım devam ettirebilmeleri için gerekli olan miktarda su ve yiyecek tedarik etmesi vacibdir.
Eğer bunu yapmazsa, hâkim ya onların nafakasını karşılaması veya satması ya da kesmesi için sahibini zorlar. Bunu da yapmazsa, hakim en uygun şekilde tasarrufta bulunur.
îbn Ömer (r.a.)'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur : «Bir kadın kedisine, Ölene kadar hapsederek işkence etti. Bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği sırada ona ne bir şey yediriyor ne de içiliyordu. Hatta topraktaki haşereleri yemesine dahî müsaade etmiyordu.»
Ebû Hüreyre (r.a.)'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur : «Bir gün bir yolcu, çok susadı. Bu sırada bir kuyuya rastladı. Kuyuya İnip, su içti. Sonra çıktı. Bir de baktı ki, dili sarkmış bir köpek, susuzluktan toprağı yalıyor. Adam kendi kendine
«Bu köpek benim susadığım kadar susamış,» dedi. Kuyuya inip, ayakkabısına su doldurdu. Sonra onu ağzıyla tutup, kuyudan çıktı ve köpeği suladı. Allah Celle Celâlühû ondan hoşnud olarak günahlarını bağışladı.» Ashab; «Ey Allah'ın Rasûlü hayvanlar hususunda da bize sevab var mı?» diye sordular. Nebî aleyhisselam; «Her ciğer taşıyan canlı hususunda sevap vardır.» buyurdu.
[1] Burada 'babanındır' lâfzı, temlik için değil, mubah olduğunu belirtmek içindir. Yoksa mal, çocuğundur. Zekâtı o verir. Malı miras bırakan da odur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi