Oruc - 2. Sayfa - 012Oruc
5.2.1.2. Ramazan Ayının ve Ramazanda İbadet Etmenin Fazileti
5.2.1.3. Ramazanda Oruç Tutmamaktan Sakındıran Hadisler
5.2.1.4. Ramazan Ayı Ne Île Sabit Olur ?
5.2.1.4.1. Muhtelif Yerlerde Ayın Değişik Görülmesi Durumu :
5.2.1.4.2. Tek Başına Hilâli Gören Kimse
5.2.1.6.1. Kâfir ve Deli'nin Orucu
5.2.1.6.3. Kendisine Oruç Bozma Ruhsatı Verilerek Fidye Vacib Olan Kimse
5.2.1.6.4. Oruç Bozmalarına tz,in Verilip, üzerlerine ' Kaza Gerekenler
5.2.1.7. Oruç Tutmanın Yasaklandığı Günler
5.2.1.7.1. İki Bayram Günlerinde Oruç Tutmak
5.2.1.7.2. Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Nehiy
5.2.1.73. Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmanın Nehyedüdiği
5.2.1.7.4. Sadece Cumartesi Günü Oruç Tutmaktan Nehiy
5.2.1.7.5. Şek Günü Oruç Tumaktan Nehiy
5.2.1.7.6. Bütün Sene Oruç Tutmaktan Nehiy
5.2.1.7.7. Yanında Bulunan Kocasının İzni Olmadan, Kadının Oruç Tutmasının Nehyedüdiği
5.2.1.7.8. Hiç Ara Vermeden Oruç Tutmaktan Nehiy
5.2.2.1. Şevval Ayında Altı Gün Tutmak
5.2.2.2. Zühicce'nin On Günü İle Hacılar Hariç Arafe Günü Orucuna Devam. Etmek.
5.2.2.3. Muharrem Ayı Orucuyla, Bir Gün Evvel ve Bit Gün Sonra İlâve Ederek Aşura Günü Orucuna
5.2.2.4. Âşûra Günü Bolca Yiyecek Hazırlamak
5.2.2.5. Şaban Ayının Çoğunu Oruçlu Geçirmek
5.2.2.6. Haram Aylarda Oruç Tutmak
5.2.2.7. Pazartesi ve perşembe Günleri Oruç Tutmak
5.2.2 8. Her Aydan Vç Gün Oruç Tutmak
5.2.2.9. Bir Gün Oruç Tutmak Bir Gün Bozmak
5.2.2.10. Nafile Oruç Tutanın Orucunu Bozmasının Caiz Olduğu
5.3.1.1. Sahur Ne île Yapılır?
5.3.1.3. Fecrin Doğuşunda Şüpheye Düşmek
5.3.2.2. İftarı Hurma Veya Suyla Yapmak
5.3.2.3. İftar Vakti ve Oruç Esnasında Dua Etmek
5.3.3. Oruca Zıt Olan Şeylerden Sakınmak
53.4. Ramazan'da Misvak Kullanmak
533. Ramazan'da Cömertlik Yapmak ve Kur'ân Okumak
5.3.6. Ramazan'ın Son On Gününü İbadetle Geçirmeye Çalışmak
5.4. Oruçlu İken Mubah Olanlar
5.4.1. Vücuda Su Dökmek ve Suya Girmek
5.4.2. Sürme Çekmek, Göze Giren Damla ve Benzerleri
5.43. Nefsini Zapdetmeye Gücü Yetenin Hanımını öpmesi
5.4.7. Tükürüğü ve Yoldan Kalkan Tozlan Yutmak
5.4.8. Oruçlunun Fecir Doğuncaya Kadar Yemesi, İçmesi Ve Cimada Bulunması
5.4.9. Oruçlunun Cünûp Olarak Sabahlaması
5.4.10. Hayız Ve Nifasli Kadınların, Kanlan Gece Kesildiği Zaman, Guslü Sabaha Tehir Ederek Oruçlu
5.5.1. Orucu Bozup, Sadece Kazayı Gerektirenler
5.5.1.2. Kasden kusmak (İstifra etmek):
5.5.1.3. Güneş Batmadan Önce, Son Anda Olsa Bile Hayız Ve Nifas Kant Görmek:
5.5.1.4. İstimna (Mastürbasyon):
5.5.15. Çok Tuz Atıştırmak' Gibi, Kendisiyle Gıdalanma Kasdedilmeyen Şey Alınması:
5.5.1.5. Oruçlu İken, Orucu Bozmaya Niyet Edenin, İftarı Gerektirecek Birşey Yemese Büe, Orucu
5.5.1.7. Güneşin Battığı Veya Fecrin Doğmadığı Zannıyla Yese İçse Veya Çımada Bulunup Da, Sonra
5.5.2. Orucu Bozup Kazayı ve Kefareti Gerektiren Şey
5.7. Üzerinde Oruç Borcu Olarak Ölen Kîmse
5.8. Gündüzü Uzun. Gecesi Kısa Olan Beldelerde Gün Tâyinî
5.9.2. Kadir Gecesini Aramanın Müstehab Olduğu
5.93. Hangi Gecenin Kadir Gecesi Olduğu
5.9.4. Kadir Gecesinde Namaz Kılmak ve Dua Etmek
5. BÖLÜM
ORUÇ
Oruç, «tutmak» anlamında kullanılır. Ayette şöyle geçmektedir: «Ben Rahman için bir oruç adadım.» (Meryem: 26). Yâni konuşmamayı adadım demektir. Bahiskonusu ettiğimiz oruç ise; güneşin doğuşundan batışına kadar niyetli olarak orucu bozucu şeylerden kendini alıkoymaktır.
5.1. Orucun Fazileti
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah-u Teâla buyurmuştur ki: «Adem-oğlunun bütün amelleri kendinindir. Ancak, oruç müstesna. Şüphesiz O benim içindir. Ve mükâfatını da ancak ben veririm.» Oruç günahlara karşı bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu zaman kötü söz söylemesin. Bağırıp çağırmasın. Adi hareketlerde bulunmasın. Eğer bir kimse ona söverse veya kavga ederse iki kere 'ben oruçluyum', desin. Muhammed'in nefsini elinde tutan zata yemin olsun ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında kıyamet günü misk kokusundan daha hoştur. Oruçlu için iki sevinç vardır. Birincisi iftar ettiği zaman iftarıyla sevinir. Diğeri ise, Rabbine kavuştuğu zaman orucuyla sevinir.» (Hadisi Müslim, Ahmed ve Nesâî rivayet etmişlerdir.)
Buharı ve Ebû Davud'un rivayeti ise şöyledir: «Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz orucu olduğu zaman kötü söz söylemesin. Cahilce hareketler yapmasın. Şayet bir kimse onunla kavga eder veya kötü söz söylerse iki kere 'ben oruçluyum', desin. Muhammed'in nefsini elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha sevimlidir. (Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:) «Oruçlu yeme ve içmesini benim için terkediyor. Oruç benim içindir. Onun mükafatını ben veririm.» Halbuki diğer iyilikler on misliyle karşılık görür.»
Abdullah ibni Ömer (r.a.)'den. rivayeten, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Oruç ve Kur'ân, kıyamet günü kula şefaat ederler. Oruç şöyle der: 'Ey Rabbim, gündüz bu kulu yemekten ve şehvetten men ettim. Ona şefaat etmeme izin ver.' Kur'ân da şöyle der: "Bu kulunu gece uykudan men ettim. Ona şefaat etmeme bana izin ver.' Böylece her ikisi de şefaat ederler.» (Hadisi Ahmed, sahih bir senetle rivayet etmiştir.)
Ebû ümâme (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre O, şöyle demiştir: aRasûlüHah'a gelerek şöyle dedim: 'Beni cennete sokacak bir âmel söyle." Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Oruç tut, çünkü orucun dengi yoktur.» buyurdu. Sonra ikinci kez gelerek tekrar sordum. Yine «Oruç tut» buyurdu.» (Hadisi Ahmed, Nesâi ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim ise sahihlemiştir.)
Ebû Said el-Hudri'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah yolunda bir gün oruç tutan hiçbir kul yoktur ki, Allah onun yüzünü o gün sebebiyle cehennemden yetmiş sene uzaklaştırmasın.» (Hadisi Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Sehl bin Sa'd (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Cennetde Reyyan isminde bir kapı vardır. Kıyamet günü, oruçlular nerede diye sorulur. Oruçluların sonuncusu bu kapıdan girince kapı kapanır.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
5.2. Orucun Kısımları
Oruç, Farz ve nafile dîye ikiye ayrılır. Farz oruçlar üç kısımdır. Ramazan orucu, kefaret orucu, nezir orucu. Biz Önce ramazan orucu ile nafile oruçtan bahsedeceğiz. Diğer kısımlar ise daha sonra gelecektir.
5.2.1. Ramazan Orucu :
5.2.1.1. Hikmeti
Ramazan orucu kitap, sünnet ve icma ile farz kılınmıştır. Kur'ân'dan delil şu ayet-i kerimelerdir: «Ey İman edenler! Daha öncekilere olduğu gibi oruç size de farz lalındı. Ola ki Allah'tan kor-
karsınız.» (Bakara 184) Başka bir ayette: «Kendisinde Kur'ân inen Ramazan ayı insanlar için bir hidayet ve Allah'tan bir belgedir. Her kim Ramazan ayına yetişirse oruç tutsun.» (Bakara 185)
Orucun sünnetten deliline gelince; bu konuda, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve hacca gitmek.» Talha bin Ubeydullah (r.a.)'ın rivayet ettiği hadise göre; bir adam Rasûlüllah'a «Ya Rasûlüllah, Allah'ın farz kıldığı orucu bana haber ver,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Ramazan orucudur,» buyurdu. Adam «Bundan başka var mı?» diye sorunca, Rasûlüllah sallalfahu aleyhi ve sellem «Hayır. Nafile tutarsan o hariç,» buyurdu.
Ümmet-i Muhammed, ramazan orucunun farz oluşu üzerine icmâ etmişlerdir. Ramazan orucu, dinin zarurî olarak ortaya koyduğu islâm'ın rükünlerinden birisidir. înkâr eden kâfir olup İslâm'dan çıkmış sayılır. Farziyeti. Hicret'in ikinci senesinde, Şaban ayının kalan son ikinci gecesi olan Pazartesi gecesinde vuku' bulmuştur.
5.2.1.2. Ramazan Ayının ve Ramazanda İbadet Etmenin Fazileti
Ebü Hureyre (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. Ramazan ayı gelince şöyle buyurdu: «Size mübarek olan ay geldi. Allah size bu ayın orucunu farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır. Cehennem kapılan kapanır ve şeytanlar bağlanır. Ramazan ayında bir gece vardır ki, o bin aydan daha hayırlıdır. Rama-zan'm hayrından mahrum olan, büyük mahrumiyete uğramış demektir.»
Urfece'den rivayeten; o şöyle demiştir: «Utbe bin Ferkad'ın yanındaydım. Ramazan'dan bahsediyordu. Tam o esnada Rasûlüllah'-m ashabından birisi yanımıza girdi. Utbe onu görünce, hürmeten sustu. Gelen adam ise Ramazan'dan söz etmeye başladı ve şöyle dedi: 'Ramazan'da Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu işittim: «Cennet kapılan açılır, cehennem kapılan kapanır. Şeytanlar bağlanır ve Ramazan'da bir melek şöyle nida eder: 'Ey hayır işleyenler, hayrınızı çoğaltın. Ey kötülük yapanlar, kötülüğünüzü azaltın.' Ramazan bitinceye kadar bu hal devam eder.» (Hadisi Ahmed ve Nesâi rivayet etmiştir. Hadisin senedi iyidir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Beş vakit namaz, diğer cum'aya kadar cuma namazı, ikinci ramazana kadar ramazan, büyük günahlar-
dan sakmildığı takdirde, aradaki küçük günahlara kefarettir.» (Hadîsi Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Sa'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim ramazan orucunu tutar, onun sınırım bilir ve Ramazanda korunması gereken şeylerden de korunursa, bu orucu, onun geçmiş günahlarına kefaret olur.» (Hadisi Ahmed ve Beyhakî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim inanarak ve sevabım Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.» (Hadisi Tirmizi, Nesâî, ibn Mâce, Ebû Dâvûd ve Ahmed rivayet etmiştir.)
5.2.1.3. Ramazanda Oruç Tutmamaktan Sakındıran Hadisler
Îbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «İslâm'ın esası ve dinin direği üçtür. İslâm bunlar üzerine kurulmuştur. Her kim bunlardan bîr tanesini terke-derse kâfir olup kanı helâldir. Kelime-i şahadet, farz namazlar ve Ramazan orucu.» (Hadisi Ebû Ya'Iâ ve Deylemi rivayet etmiş, Ze-hebî ise sahihlemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim Ramazan'da, Allah'ın verdiği ruhsatlardan bir ruhsat olmadan orucunu yerse, kalan bütün seneyi oruçlu geçirse bile bir günün yerine geçmez.» (Hadisi Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Buharı demiştir ki: «Bu hadis Ebû Hureyre'den merfu' olarak şöyle zikrolunmuştur: «Her kim ramazanda özür ve hastalık olmadan bir gün oruç yerse, bütün sene oruç tutsa bile, o bir günün yerini ödeyemez.» İbn Mes'ûd da hadisi bu şekliyle nakletmiştir: Zehebî ise şöyle demiştir: «Bütün Mü'minlerce kabul edilen görüşe göre, 'hasta olmaksızın ramazan orucunu terkeden kimse devamlı rakı içen ve zina edenden daha kötüdür. Bilakis mü'minler o kişinin müslümanlığından şüphe eder ve onu zındık ve helâli haram sayan kişi olarak kabul ederler.»
5.2.1.4. Ramazan Ayı Ne Île Sabit Olur ?
Ramazan ayı, adaletli, en az bir kişinin hilâli görmesiyle veya Şaban'ı otuz güne tamamlamakla sabit olur.
îbn Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, o şöyle demiştir: «İnsanlar hilâli görmeye çalışıyorlardı. Bunun üzerine Rasûlüllah'a hilâli gördüğümü haber verdim. Kendisi oruç tuttu ve insanlara da
oruç tutmalarını emretti.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Hâkim ve îbn Hib-bân rivayet etmiş. Hâkim ve îbn Hibbân hadisi sahihlemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ayı görünce oruç tutun. Yine ayı görünce iftar edin. Eğer hava bulutlu olursa Şaban'ı otuz güne tamamlayın.» (Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.) Tirmizî şöyle demiştir: «îlim ehlinin çoğu bununla amel ederek, 'oruca başlamak ve bitirmek konusunda bir kimsenin şahitliği kabul ölür' demişlerdir.» îbn Mübarek, Şafii ve Ahmed bu görüştedir. Nevevî, bu görüşün en doğru görüş olduğunu söylemiştir. Şevval ayı ise. Ramazan'm otuz güne tamamlanması ile sabit olur. Fakihlerin çoğunluğuna göre şevval ayında bir kişinin şahitliği kabul olmaz. Şevval ayı için fakihler iki adaletli şahidin görmesini şart koşmuşlardır. Ancak Ebû Sevr, Şevval ile Ramazan ayı arasını ayırmayıp, her ikisinde de bir kişinin şahitliğini kabul eder. îbn Rüşd, Ebû Bekir bin Münzîr'in görücünün Ebû Sevr'in görüşü olduğunu söyleyerek, «zahir ehli'nin mez hebinin de bu olduğu kanaatindeyim» demiştir. Ebû Bekir bin Mün-zîr şöyle delil getirmiştir: «Bir kişinin sözüyle, oruca başlamanın ve orucu açmanın caiz olduğu üzerine icma hasıl olunca, ayın girmesi ve çıkması hakkında da bir kişinin sözü geçerli olur. Çünkü ayın girmesi ve çıkması, oruca başlamakla orucu bitirmenin arasını ayıran iki alâmettir.» Şevkâni şöyle demiştir: «Oruç bozmak için iki şahit gerekir,» görüşü hakkında sahih delillerden herhangi bir delil varid olmamıştır. Açıktır ki oruçta bir kişinin sözünün kâfi gelmesine kıyasla, ayın girmesi ve çıkmasında da bir kişinin sözü geçerlidir. Yine «haberi vahid»[1] bir sözle ibadet etmek, haberi vahid'in her mevzuda geçerli olduğuna delalet eder. Ancak malî ve benzeri konularda şahitlik gibi haberi vahid'le ibadet edilemeyeceğine dair bir delilin gelmesi hali müstesnadır.» Zahir olan görüş Ebû Sevr'in görüşüdür.
5.2.1.4.1. Muhtelif Yerlerde Ayın Değişik Görülmesi Durumu :
Alimlerin çoğu, ayın değişik görülmesini nazan itibara almazlar. Bir beldenin ahalisi ayı gördü mü, bütün ülkelere oruç tutmak vaciptir. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Ayı görünce tutun, ayı görünce de bozun,» buyurmuştur. Bu hitap bütün ümmete ait olup, her kim herhangi bir yerde ayı görürse herkes görmüş gibi sayılır.
İkrime, Kasım bin Muhammed, Salim, tshak, Hanefİlerce sahih olan ve Şafiîlerce muhtar olan görüşe göre; her beldenin kendim lerinin görmesine itibar edilir, diğerlerine itibar edilmez. Çünkü Küreyb'in rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: «Şam'a geldim, ben Şam'da iken ramazan hilâli göründü. Hilâli cuma gecesi gör* düm. Ayın sonunda da Medine'ye geldim, İbn Abbas bana hilâlden söz açarak, 'hilâli ne zaman gördünüz?' dedi. Ben de 'cuma gecesi gördüm', dedim. Tekrar 'onu sen mi gördün?' diye sordu. Ben de 'evet', halk da gördü ve oruç tuttular. Muaviye de oruç tuttu', dedim. Bunun üzerine tbn Abbas, 'Ama biz onu cumartesi akşamı gördük, onun için de ya otuzu tamamlayıncaya yahut hilâli görünceye kadar oruca devam ediyoruz.» dedi. Ben, 'Muaviye'nin görmesi ve oruç tutmasıyla yetinmiyor musun?' dedim, tbn Abbas 'Hayır, bize Rasûlüllah böyle emir buyurdu,' dedi.» (Hadisi Müslim, Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir. Tirmizî, hadisin hasen sahih ve garip olduğunu söylemiş, ilim ehli bununla amel ederse; «her beldenin hilâli görmesi gerekir,» demiştir.)
Bulûğu'1-Merâm Şerhi, Feth-i 'Âllâm kitabında; «doğruya en yakın olan, o belde ehlinin ve o beldeye bitişik cihetlerdeki semtlerin ahalisinin ayı görmesidir,» denmektedir.
5.2.1.4.2. Tek Başına Hilâli Gören Kimse
Fıkıh imamları, ramazan hilâlini tek olarak gören kimsenin oruç tutması gerektiği üzerinde ittifak etmişlerdir. 'Atâ bu görüşe karşı çıkarak, «başkaları görmeden sadece kendi görmesiyle oruç tutamaz,» demiştir. Şevval hilalini görmek konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Doğru olan Şafiî ve Ebû Sevr'in dediği gibi iftar etmek-, tir. Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem, iftan ve orucu, ayın görülmesi durumuna bağlamıştır. Ayı görmek bu kimse için kesinlikle hasıl olmuştur. Çünkü görmek, görme duyusuyla meydana geldiğine göre, başka birinin görmesine gerek kalmamaktadır.
5.2.1.5. Orucun Rükünleri
Orucun hakikatini oluşturan iki rüknü vardır:
1- Fecrin doğmasından güneşin batmasına kadar iftar edici şeylerden kendini alıkoymak: Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: «Artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin,Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın.» (Bakara 187) Beyaz ve siyah iplikten maksat; gündüzün beyazlığı, gecenin karanlığıdır. Buharı ve Müslim'in rivayetlerine göre 'Adiy bin Hatem şöyle demiştir: «Beyaz iplik, siyah iplikten ayrılıncaya kadar» âyeti nazil olunca, bir beyaz iple siyah ip aldım, yastığımın altına koydum. Gece zaman zaman onlara bakıyordum. Fakat bir türlü birbirinden ayırd edemiyordum. Kuşluk vakti Rasûlüllah'a giderek durumu ar-zettim. Rasûlüllah cevaben: «Şüphesiz bu ifade gecenin karanlığı ve gündüzün beyazlığıdır,» buyurdu.»
2- Niyet: Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: «Onlar ancak dinlerini sadece Allah'a halis kılmakla emrolundular.» (Beyyine: 5). Rasûlüllah da: «Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır.» demiştir. Niyetin, Ramazan ayının gecelerinden her gece için fecirden önce olması gerekir. Çünkü Hafsa'nın rivayet ettiği hadise göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Fecirden önce oruca ait niyetini sağlam yapmayanın orucu yoktur.» (Hadisi Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiş, Îbn Huzeyme ve İbni Hibban sahihlemiştir.)
Niyetin gecenin herhangi bir cüzünde olması sahihtir. Niyeti telâffuz etmek şart değildir. Çünkü o kalbe ait bir iştir. lisânın bunda tesiri yoktur. Niyetin hakikati, Allah'ın emrine uymak ve rızasını kazanmak için yapılan işi kaydetmektedir. Bir kimse, oruç tutmakla Allah'a yaklaşmayı kastederek gece sahura kalkarsa, niyet etmiş sayılır. Gündüz esnasında sadece Allah için iftar edecek şeylerden kendini men etmeye karar verirse, sahura kalkmasa bile yine niyet etmiş olur. Alimlerin çoğuna göre, nafile orucun niyeti, eğer bir şey yememişse gündüzden kifayet eder. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: «Bir gün Rasûlüllah yanıma geldi. 'Yanınızda yiyecek bir-şey var mı?' diye sordu. Ben de "Hayır' dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah 'Ben oruçluyum' dedi.» (Hadisi Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Hanefîler niyyetin zevalden önce olmasını şart koştular. Şafiî'nin meşhur iki görüşünden birisi de bu yöndedir. İbni Mes'ûd ve Ahmed'in iki görüşünden birisinin zahirine göre; «zevalden Önce veya sonra niyyet edilmesi arasında bir fark olmayıp ikisi de kifayet eder,» demişlerdir.
5.2.1.6. Oruç Kime Vacibdir?
Alimler, orucun müsliiman, akıllı, bulûğ çağma ermiş, sağlam ve mukim kimselere vacip olduğunda icma etmişlerdir. Kadının hayz ve nifastan temiz olması gerekir. Kâfire, deliye, çocuğa, hastaya, misafire, hayz ve nifashya. ihtiyar yaşlıya, hamile ve çocuk emzirene oruç yoktur. Bunlardan kâfir ve deli gibi bazılarına mutlak clarak oruç yoktur. Bazılarının velisinden, oruç tutmaları için emir vermeleri istenmekte, bazılarına orucu bozup sonra kaza etmesi gerekmekte, bazılarına ise orucu bozmak için ruhsat verilmiş olup fidye vacip olmaktadır. Hepsinin açıklaması aşağıdadır.
5.2.1.6.1. Kâfir ve Deli'nin Orucu
Oruç, îslâm'a ait bir ibadet olup, müslüman olmayana vacip değildir. Deli ise mükellef sayılmamıştır, çünkü teklifin muhatabı olan akıldan mahrumdur. Alî (r.a.)'nin rivayet ettiği hadiste RasûIüllah sallaüahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Üç kişiden teklif kadırılmıştır. Akıllanıncaya kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.)
52.1.6.2. Çocuğun Orucu
Çocuğa her ne k idar oruç vacip değilse de, eğer gücü yetiyorsa, velisinin küçük yaşta alıştırmak için ona orucu emretmesi gerekir. Rübeyyi' binti Muavviz (r.a.)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir : «N'ebı aleyhisselâm Medine civarındaki ensar köylerine Aşura günü kuşluk zamanı şöyle haber gönderdi: 'Her kim iftar ederek sabahladı ise, günün geri kalan zamanında imsak etsin. Kim ki oruçlu olarak sabaha ulaştı ise orucunu tamamlasın.' Rübeyyi': «Biz bundan sonra Aşura orucunu tutardık. Küçük çocuklarımıza da tutturur onlarla mescide giderdik. Oruçlu çocuklarımıza boyalı yün softan oyuncak düzerdik de içlerinden yemek diye ağlayan olursa, iftar vakti erişinceye kadar ona bu oyuncağı verir, eğlendirirdik.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.2.1.6.3. Kendisine Oruç Bozma Ruhsatı Verilerek Fidye Vacib Olan Kimse
Aşın ihtiyar erkek ve kadın ile, iyileşmesi ümit edilmeyen hastaya ve çalışmaya devam etmeden geçinebilecek nzık bulamayan kimselerden ağır işlerde çalışanlara ruhsat vardır, tşte bunların tümüne oruç tutmak ağır geleceğinden, bütün sene boyunca oruç tutma imkânı bulamazlarsa iftar edebilirler. Bunların hergün için
bir fakir doyurması gerekir. Bir günlük yiyecek, bu konudaki ihtilaf üzerine bir sa', yarım sa' veya bir mûd olarak takdir edilir.[2] Bir günlük yiyeceğin takdiri konusunda sünnetten herhangi İr delil gelmemiştir.
îbn Abbas şöyle demiştir: «Çok yaşh ihtiyara iftar izni verilmiştir. Her gün için bir fakiri doyurur. Daha sonra kaza etmesi de gerekmez.» (Hadisi Darekutnî ve Hâkim rivayet ederek sahîhlenmiştir.)
Buhari'nin 'Atâ'dan rivayet ettiğine göre; Îbn Abbas'ın «Ramazan orucunu tutmaya takat yetiremeyenlerin bir miskini doyuracak fidye vermesi gerekir.» (Bakara: 184). ayetini okuduğunu işitti. îbn Abbas bu ayetin mensuh olmadığını; ihtiyar erkekle, oruç tutmaya gücü yetmeyen ihtiyar kadınlar için olduğunu ve her güne bedel, bir miskin doyuracaklarını söylemiştir.
İyileşmesi ümit edilmeyen hastaya gelince: Eğer oruç onu zorluyorsa, ihtiyar yaşlı sayılır. Çok ağır işlerde çalışan işçiler de bur nun gibidir. Şeyh Muhammed Abduh; 'âyetteki «takat yetiremeyenler» ifadesinden maksad, zayıf İhtiyarla, iyileşmesi beklenmeyen hastalar ve benzerleri gibi taş ocaklarında, kömür ocaklarında, ağır işlerde devamlı çalışarak geçiminisağlayan kimselerdir', demiştir. Devamlı olarak ağır işlerde çalıştırılmak üzere hüküm giyen mahkûmlara oruç tutmak ağır gelir de fidye vermeye güçleri yetecek durumda iseler, onlar da bu kısma girerler. Hamile ve emzikli kadınlar, kendi nefislerine ve evlâtlarına zarar geleceğinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar. Bunlara fidye gerekir. Îbn Ömer ve İbn Abbas'a göre; 'bunlara daha sonra kaza gerekmez.' Ebû Davud'un îkrime'den rivayetine göre, îbn Abbas, şöyle demiştir: «Takat yetiremeyenler» ifadesi yaşlı erkek ve kadınlar için bir ruhsattır. Bunlar oruca takat yetiremeyip iftar ederler ve her gün için de bir fakir doyururlar. Hamile ve emzikli kadınlar çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa iftar eder ve miskin doyururlar.» (Bezzar sonuna şu ilaveyi yapmıştır: îbni Abbas bir çocuk annesi hamile kadına; 'Sen oruca takat yetiremiyenler kısmındansın. Sana fidye gerekir, kaza gerekmez.' derdi.» Darekutnî, hadisin isnadını sahih saymıştır.) Nâfi'den rivayeten; Îbn Ömer'e çocuğuna zarar geleceğinden korkulan hamile kadın hakkında sorulduğunda, 'İftar ederek, her günün yerine buğdaydan bir mûd miskine verir,' demiştir.» (Hadisi Mâlik ve Beyhakî rivayet etmiştir.)
O Hadiste geçtiğine göre Allah-u Teâlâ misafirden orucu ve namazın yansını, hamile ve emzikli kadınlardan da orucu kaldırmıştır. Hanefîler, Ebû Ubeyd ve Ebû Sevr'e göre yalnız kaza ederler, ayrıca fakir doyurmaları gerekmez. Ahmed ve Şafiî'ye göre; sadece çocuklarına zarar geleceğinden korkarlarsa, oruçlarını bozarlar, kendilerine kaza ve fidye gerekir. Kendilerine veya kendileri ile beraber" çocuklarına zarar vereceğinden korkarlarsa sadece kaza gerekir, fidye gerekmez.
5.2.1.6.4. Oruç Bozmalarına tz,in Verilip, üzerlerine ' Kaza Gerekenler
iyileşmesi umulan hasta ile misafirin orucu bozmaları mubah olup, üzerlerine kaza gerekir. Ailah-u Teâla şöyle buyuruyor: «Sizden biriniz hasta olup veya yolculukta bulunursa başka bir gün oruç tutar.» (Bakara: 184). Ahmed, Ebû Dâvûd ve Beyhakî'nin iyi bir senetle Mu'âz (r.a.)'dari rivayet ettiklerine göre Mu'âz (r.a.) şöyle demiştir: «Allah-u Teâla Nebî'sine orucu farz kılıp, şu ayeti indirdi: «Ey İman edenler, daha öncekilere olduğu gibi size de oruç farz kılındı.» (Bakara: 183). («Fakat güç yetiremeyenler bir fakir doyuracak fidye versin.»-(Bakara: 184). ayetine kadar okudu.) Bu durumda isteyen oruç tutar, isteyen fakir doyurur ve böyle yapması ona kifayet ederdi. Sonra Allah-u Teâla başka bir ayet gönderdi: «Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onda Kur'ân indirildi. Her kim ona yetişirse oruç tutsun.* (Bakara: 185). «Böylece oruç mukim ve sağlam kişilere sabit oldu. Hasta ve misafirlere de ruhsat verildi. Oruca gücü yetmeyen yaşlılara ise, fakir doyurma izni verildi.» Orucu bozmayı mubah kılan hastalık, oruç tutunca artan veya iyileşeceğinden korkulan şiddetli hastalıktır.
Muğnî kitabında yazan şöyle demiştir: «Bazı selef âlimlerinden naklolunduğuna göre; onlar, her türlü hastalıktan dolayı oruç bozmayı mubah görmüşlerdir. Hatta parmak ağrısı ve diş ağrısı da buna dahildir. Çünkü ayetin manası umumîdir. Yine, 'misafirin, orucu bozmaya ihtiyacı olmasa bile, orucu bozması mubah olunca, hastanın da orucu bozması mübah'tır' demişlerdir.» Buharî 'Atâ ve zahir ehli'nin mezhebi budur.
Oruç tutarsa hasta olacağından korkan sağlam kişi de hasta gibi sayılır. Yine bunun gibi, açlık ve susuzluktan dolayı helak olmaktan korkan kişinin, sağlam ve mukim olsa bile orucu bozması ve kaza etmesi lâzım gelir. Allah-u Teâla şöyle buyuruyor: «Nefislerinizi Öldürmeyiniz. Şüphesiz Allah size merhametlidir.» (Nisa :
29). Bir başka ayet de şöyledir: «Allah size dinde bîr zorluk kılma-mistir.» (Hac: 78). Eğer tutamayacak durumdaki hasta, oruç tutup zorluklara katlanırsa orucu sahih olur. Ancak Allah'ın vermiş olduğu ruhsattan yüz çevirdiği için de bu hareketi mekruh sayılır. Çünkü oruç sebebiyle ona herhangi bir zarar dokunabilir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ashabın bazısı orucu tutar, bazısı Rasûlüllah'm bu konudaki fetvasına uyarak oruç tutmazdı.
Hamzet'ül-Eslemî (r.a.) sordu: «Ya Rasülallah, yolculukta kendimi oruç tutmaya güçlü görüyorum. Bunda bir günah var mıdır?» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Bu Allah'ın verdiği bir ruhsattır. Kim ruhsatla amel ederse iyi yapmış olur. Kim oruç tutmak isterse ona da bir günah yoktur.» buyurdu. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Said el-Hudri (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: 'Rasûlüllah ile beraber oruçlu olduğumuz halde Mekke'ye doğru bir yolculuğa çıktık. Bir yerde mola verince, Rasûlüllah: bize: «Siz artık düşmanınıza yaklaştınız. Oruç tutmamak sîze daha da kuvvet kazandırır.» buyurdu. Bu bir ruhsat idi. Onun için kimimiz oruç tuttu, kimimiz tutmadı. Sonra başka bir yere indik. Bu sefer Rasûlüllah: «Sizler yann sabah düşmanınızla karşılaşacaksınız. Oruç tutmamak size daha çok kuvvet kazandırır. Binaenaleyh oruç tutmayın.» buyurdular. Bu kat'i bir emirdi, hemen orucu bıraktık.' Sonra Ebû Sa'îd şunu söyledi: «Vallahi sonraları Rasûlüllah ile birlikte seferde oruç tuttuğumuzu da bilirim.» (Hadisi Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Yine Ebû Saîd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Biz Rasûlüllah ile birlikte Ramazan'da gaza ederdik. Kimimiz oruç tutar, kimimiz tutmazdık. Ama ne tutan tutmayana gücenirdi. Ne de tutmayan tutana. Kendinde kuvvet hissedip de oruç tutanın yaptığını hoş görürler. Zayıflık hissedip tutmayanın yaptığını da hoş görürlerdi.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Âlimler hangisinin faziletli olduğunda ihtilaf etmiş, Ebû Hanife, Şafiî ve Mâlik «Gücü-kuvveti yerinde ise oruç tutması, şayet oruç tutmaya gücü yetmezse iftar etmesi efdaldir,» demişlerdir, İmam Ahmed ise, «Tutmaması daha efdaldir» demiştir.
Ömer bin Abdülaziz şöyle demiştir: «Efdal olan, kişiye kolay gelenidir. Bir kimseye bu durumlarda oruç tutmak kolay gelir de sonradan kaza etmek zor olursa, tutması efdaldir.»
Şevkâni'nin araştırmasına göre, «Kendisine oruç tutmak zor gelip zarar veren kimse, ruhsatı kabul etmekten yüz çevirirse, iftar etmesi daha efdâldir. Yine yolculukta oruç tuttuğu zaman, kendini beğenme ve riyadan korkarsa, orucunu bozması daha efdâldir. Eğer oruç tuttuğunda bu durumlardan uzak bulunabilirse o zaman da tutması daha efdâldir. Misafir, gece niyet edip, oruca başlarsa, gündüz esnasında orucu bozması caizdir.»
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem fetih yılı Mekke'ye doğru yola çıktı. Kura'û'1-Gâ-mîm denilen yere varıncaya kadar oruç tuttu, cemaat da oruç tuttu. Sonra bir bardak su istedi. Bardağı herkesin göreceği şekilde kaldırdıktan sonra suyu içti. Bundan sonra kendisine «Bazı kimseler oruç tutuyorlar.» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Onlar âsilerdir, onlar âsilerdir.» buyurdular. (Hadisi, Müslim, Nesâî ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizi hadisi sahihlemiştir.)
Alimlerin çoğu, mukim olduğu halde oruca niyet edip sonra gündüz esnasında yolculuğa çıkanın, orucunu bozamayacağını söylemiş, Ahmed ve îshak ise bozmasını caiz görmüşlerdir. Tirmizi'nin Muhammed bin Ka'b'dan rivayet ederek hasen saydığı hadiste Mu-hammed bin Ka'b şöyle, demiştir: «Ramazan'da, Enes bin Mâlik'e geldim. Yolculuğa çıkmak istiyordu. Kendisi için binek hazırladı. Yolculuk elbisesini giydi. Daha sonra yemeğe çağırılınca yediğini gördüm, kendisine 'Böyle yapman sünnet midir?' diye sordum. 'Evet sünnettir' dîye cevap verdi ve yola çıktı.[3] 'Ubeyd bin Cü-beyr'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Ebû'I-Basra el-Gıfarî İle beraber Ramazan'da, eski Mısır'dan ayrılarak gemiye bindik. Sonra gemi hareket etti. Sonra öğle yemeği yaklaşınca, bana 'yaklaş', dedi. Ben de kendisine, 'Evlerin arasında değil misin?' dedim. Bunun üzerine Ebû'I-Basra, 'Rasûlüllah'ın sünnetinden mi yüz çeviriyorsun?' dedi.» (Hadisi Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiş olup, râvileri kuvvetlidir.)
Şevkâni şöyle demiştir: «Bu iki hadis, misafirin sefere başladığı yerden çıkmadan önce orucu bozabileceğine delâlet eder.»
İbnü'l-Arabî; «Enes hadisi sahih olup, bu hadis sefere devam ettiği müddetçe oruç bozmanın caiz olmasını gerektirmektedir. «Doğru olan budur.» demiştir.
Oruç bozmayı mubah kılan yolculuk, namazı kısaltmayı gerektiren yolculuktur. Yine orucu bozmadaki misafirliğin müddeti, namazı kısaltmadaki misafirliğin müddeti kadardır. (Bununla ilgili izahlar, âlimlerin bu konudaki görüşleri ve Ibn Kayyım'ın incelemesi, «namazı kısaltma» bahsinde geçti).
Ahmed. Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Tahavî'nin Mansur-u Kelbi'den rivayetlerine göre; Dihye bin Halîfe bir kere Ramazan'da Dimeşk" in (Şam) bir kövünden bir fersah kadar uzaklaştı. Orucunu bozdu ve cemaat da onunla beraber bozdular. Diğerleri orucunu bozmasını hoş görmediler. Köyüne dönünce şöyle dedi: «Vallahi bugün görmeyi hiç düşünmediğim birşey gördüm. Halk Rasûlüllah ve ashabının yolundan yüz çevirdi.» Bunu oruç tutanlara söylemişti. Sonra bu esnada «Allahım, emanetini al», dedi.
5.2.1.7. Oruç Tutmanın Yasaklandığı Günler
Aşağıda açıkladığımız günlerde oruç tutmanın yasaklandığı hakkında hadisler gelmiştir:
5.2.1.7.1. İki Bayram Günlerinde Oruç Tutmak
Âlimler iki bayram günü, farz olsun, nafile olsun oruç tutmanın haram olduğunda icma etmişlerdir.
Ömer (r.a.)'in sözüne göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu iki gün oruç tutmaktan nehyetti. Rasûlüllah; «Ramazan bayramına gelince; Ramazan orucunu tuttuğunuzdan dolayı o gün İftar edin. Kurban bayramında ise kestiğiniz kurbanlardan yiyiniz.» buyurmuştur. (Hadisi Buhari, Müslim, Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir.)
5.2.1.7.2. Teşrik Günleri Oruç Tutmaktan Nehiy
Kurban bayramını tâkib eden üç günde oruç tutmak caiz değildir.
Ebû Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiği hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Abdullah bin Huzafe'yi şöyle demesi için Mina'yı dolaşmaya gönderdi: «Bu günlerde oruç tutmayınız. Çünkü bu günler yeme, İçme ve Allah'ı zikretme günleridir.» (Hadisi Ahmed iyi bir senetle rivayet etti.)
Taberani'nin Evsat kitabında tbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, tellâl göndererek «Bu günler yiyip içme ve hanımlarla beraber olma günleridir. Bu günlerde oruç tutmayınız.» demesini emretmiştir.
Şafiî, teşrik günlerinde oruç tutmayı nezir, kefaret ve kaza gibi bir sebep varsa caiz görmüştür. Eğer böyle bir sebep yoksa, 'ihtilaf-
sız caiz olmaz', demiştir. Bu durumu, namaz kılmak nehyedilen vakitlerde, şayet bir sebep varsa namaz kılmanın caiz olmasına benzetmişlerdir.
5.2.1.73. Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmanın Nehyedüdiği
Cuma günü müslümanlann haftalık bayramıdır. Bunun için Allah celle celâlühü cum'a günü oruç tutmayı, nehyetmiştir. Âlimlerin çoğu, buradaki nehyin mekruh olup, haram olmadığını söylemişlerdir. Ancak bir gün önceden oruca başlar veya cuma'dan sonra bir gün ilave ederse veya devam etmekte olan âdetine uygun düşerse veya cum'a günü arafe ve aşure gününe denk gelirse, bu durumlarda oruç tutmak mekruh olmaz.
Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayeten: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Cûveyriye bint'ül-Haris'in yanına girdi. Bu kadın cuma günü oruç tutuyordu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona «dün oruç tuttun mu?» diye sordu. Kadın «hayır», dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah «öyleyse orucunu boz.» buyurdu. (Hadisi Ahmed ve iyi bir senetle Nesâî rivayet etmiştir.)
Âmir'ul-Eş'ari'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir : «Rasûlüllah'in şöyle buyurduğunu işittim: «Cum'a günü bayramınızdır. O gün oruç tutmayınız. Ancak önce başlar veya sonra İlâve -ederseniz müstesna.» (Hadisi Bezzâr iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Alî (r.a.) şöyle demiştir: «Sizden kim nafile oruç tutmak isterse perşembe günü tutsun. Cuma günü tutmasın. Çünkü cum'a günü yiyip-içme ve zikir günüdür.» (Hadisi îbn Ebî Şeybe iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Buharı ve Müslim'de Câbİr hadisinden naklolunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Cuma günü oruç tutmayınız. Ancak önce ve sonra bir gün tutulursa müstesna.» Müslim'in lafzına göre: «Geceler arasında sadece cum'a gecesini nafile ibadete tahsis etmeyin. Yine günlerden sadece cum'a günü nafile oruca tahsis etmeyin. Ancak tutmakta olduğu orucuna .tesadüf ederse o başka.»
5.2.1.7.4. Sadece Cumartesi Günü Oruç Tutmaktan Nehiy
Büsr es-Sülemi'nin kızkardeşi Semmâ'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah'ın farz kıldığı oruç dışında, sadece cumartesi günü oruç tutmayın. Eğer üzüm kabuğu ve ağaç dalınan başka birşey bulamazsanız bile o gün onları çiğneyerek oruç tutmadığınızı gösterin.» (Hadisi Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Îbn Mâce, Ebû Dâvûd ve Hâkim rivayet etmiş. Hâkim; «Müslim'in şartına göre hadis sahihtir,» demiştir. Tirmizi ise hadisi hasen sayarak, «buradaki kerahatin manası, kişinin sadece cumartesi günü oruç tutmasına mahsustur.» demiştir. Çünkü Yahudiler Cumartesi gününe saygı gösterirler.)
Ümmü Seleme (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah cumartesi ve pazar günleri, diğer günlerde tuttuğu oruçtan daha çok oruç tutar ve şöyle derdi: «Cumartesi ve pazar müşriklerin bayramıdır. Onlara muhalefet etmeyi severim.» (Hadisi Ahmed, Beyhakî, Hâkim ve îbn Huzeyme rivayet etmiş, Hâkim ve Îbn Huzeyme hadisi sahih-lemişlerdir.)
Hanefî, Şafiî ve Hanbelîler bu delillerden dolayı cumartesi günü tek olarak oruç tutmayı mehruk saymışlar, Mâlik ise bu konuda muhalefet ederek kerahatsiz olarak cumartesi günü oruç tutmaya cevaz vermiştir. Halbuki bu hadis aleyhine bir delildir.
5.2.1.7.5. Şek Günü Oruç Tumaktan Nehiy
Ammâr bin Yâsir (r.a.) şöyle demiştir: «Her kim Ramazan'ın girdiğinde şüphe olan günü oruç tutarsa Ebû-1 Kasım'a âsi olmuş olur.» (Hadisi Tirmizî, Nesâi Ebu Dâvûd ve ibn Mâce rivayet etmiş, Tirmizi; «Hadis hasen sahih olup, ilim ehlinin çoğu bununla âmel etmektedir.» demiştir.)
Süfyân-i Sevrî, Mâlik bin Enes, Abdullah bin Mübarek, Şafiî. Ahmed ve İshak şek gününde kişinin oruç turnasını mekruh saymışlardır. Alimlerin çoğu, Ramazan'dan olduğu halde. Ramazan mı, değil mi diye şüphe ile oruç tutanın o günün yerine bir gün kaza etmesi gerektiği görüşündedir. Eğer adetine uygun olarak sek günü oruç tutarsa, o zaman kerahatsiz olarak caiz olur.
Ebû Hûreyre (r.a.)'den rivayeten: Resûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ramazandan bir veya iki gün Önce oruç tutmayın. Ancak kişinin devam eden orucu varsa o başka.» (Hadisi Buhar'î, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir. Tirmizî hadisin hasen sahih olduğunu ve ilim ehlinin bununla amel ettiğini söylemiştir.) İlim sahiplen, kişinin, Ramazan'ı karşılamak niyetiyle Ramazan girmeden önce oruç tutmakta acele etmesini mekruh saymışlardır. Fakat kişi bir gün oruç tutmak ister de tuttuğu oruç bu günlere denk gelirse bunda bir beis yoktur.
5.2.1.7.6. Bütün Sene Oruç Tutmaktan Nehiy
içinde, Allah'ın oruç tutulmasını nehyettiği günlerin bulunması sebebiyle bütün seneyi oruçlu geçirmek haramdır. Çünkü Rasû-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur: «Devamlı oruç tutanın orucu yoktur.» (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.) Eğer bayram günleri ve teşrik günlerinde orucunu bozar da kalan günlerde oruç tutarsa, tutmaya gücü yettiği takdirde ke-rahat kalkar.
Tİrmizî şöyle demiştir: «İlim ehlinden bîr kısmı, kişinin ramazan, kurban ve teşrik günlerinde iftar etmeden bütün sene oruç tutmasını kerih gördüler. Eğer bu günlerde iftar ederse kerahat sınırından çıkmış ve bütün seneyi oruç tutmamış sayılır. Mâlik, Şafii, Ahmed ve İshak'dan da böyle rivayet olunmuştur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğunu antatan Hamzat'ül-Esle-mî'nin bu durumunu kabul etmiş ve ona «Dilersen tut, dilersen boz», demiştir. Daha önce bu hadis geçti.[4] Efdâl olan, bir gün tutup bir gün iftar etmektir. Şüphesiz bu, Allah (cc.)'a karşı oruçların en sevimlisidir. Bu konu yakında gelecektir.
5.2.1.7.7. Yanında Bulunan Kocasının İzni Olmadan, Kadının Oruç Tutmasının Nehyedüdiği
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, zevci yanında olduğu halde izni olmadan kadının oruç tutmasını nehyetmiştir. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kocası yanında iken, Ramazan hariç, onun izni olmadan kadın oruç tutmasın.» (Hadisi Buharı, Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Âlimler, bu nehyin haram anlamında olduğunu söylemişler ve kocasının izni olmadan kadın oruç tutarsa, kocasının hakkını çiğnediğinden, orucunu bozdurmasını caiz görmüşlerdir. Ancak bu durum hadisde geçtiği gibi Ramazan'm dışındaki oruçlar içindir. Çünkü Ramazan orucu için kimsenin izni gerekmez. Kocası uzakta olduğu zaman izni olmadan, kadının oruç tutması da bunun gibidir. Ancak kocası geldiği zaman karısının orucunu bozdurması caizdir. Yine âlimler, kocasının hasta olup hanımıyla cima yapamaması durumunu, kocanın uzakta olması gibi kabul ederek, nafile oruç tutmak için kadının izin alması gerekmediğini söylediler.
5.2.1.7.8. Hiç Ara Vermeden Oruç Tutmaktan Nehiy
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «İftar etmeden arka arkaya oruç tutmak' tan sakının.» Bunu üç defa söyledi. Ashab; «ya Rasûlallah, sen böyle yapıyorsun.» dediler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: «Siz benim gibi değilsiniz. Beni Rabbim doyurur, susuzluğumu giderir. Yani yiyenin ve içenin kuvveti gibi bana kuvvet verir. Amellerden gücünüz yettiği şeyleri yüklenin.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Fakihler burdaki nehyi mekruh olarak anlamışlardır. Ahmed, îshak bin Münzir, oruçluya zor gelmediği müddetçe orucu sahur vaktine kadar uzatmayı caiz gördüler.
Buhari'nin Ebû Sâ'îd el-Hudrî (r.a.)'den rivayetine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir günün orucu* nu öbürüne eklemeyiniz. Şayet sizden biriniz bir günün orucunu öbürüne eklemek isterse, orucunu sahur vaktine kadar devam ettir.
5.2.2. Nafile Oruçlar
Rasûlüllah sailaüahu aleyhi ve sellem aşağıdaki günlerde oruç tutmayı teşvik etmiştir:
5.2.2.1. Şevval Ayında Altı Gün Tutmak
Müslim, Tirmizî, Ebû Dvûd ve îbn Mâce'nin Ebü Eyyûb el-En-sârî (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim ramazanrı tutar ve şevval ayından da altı gün Ramazan'a ilâve ederse bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur.» Ahmed'e göre şevval orucu arka arkaya veya karışık olarak tutulabilir. Bu şekillerden birinin diğeri üzerine bir fazileti yoktur. Hanefî ve Şafiî'ye göre ise efdâl olan bayramdan sonra altı günü arka arkaya tutmaktır.
5.2.2.2. Zühicce'nin On Günü İle Hacılar Hariç Arafe Günü Orucuna Devam. Etmek.
Ebû Katade (r.a.)'den riyayeten Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyie buyurmuştur: «Arafe günü orucu, geçmiş ve gelecek iki senenin günahlarına kefaret olur. Asura günü-orucu geçen bir senenin günâhlarına kefaret.olur.» (Hadisi Müslim, Nesâî, Ebû Dâvüd ve Ibn Mâce rivayet etmiştir.)
Hafsa (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Dört şey var ki Rasûlüllah bunları terketmezdi. Aşura orucu, Zilhicce'nin on günlük orucu, her aydan üç gün oruç ve sabah namazından önce iki rek'at namaz.» (Hadisi Ahmed ve Nesâi rivayet etmiştir.)
Ukbe bin Amir (r.a.)'den rivayeten Rasûlülîah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Arafe, kurban ve teşrik günleri ehli İslâm'ın bayramıdır. Bu günler yeme, içme günleridir.» (Hadisi Buharî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiş, Timıizî ise sahihlemiştir.)
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten; Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem, arafe günü Arafat'ta oruç tutmaktan nehyetmiştir. (Hadisi Ahmed. Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiş, Tinnizî şöyle demiştir: «İlim ehli, Arafat dışında arafe günü oruç tutmayı müstehab görmüştür.»)
Ümmül-Fadl'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir : «Ashab, Rasûlüllah'ın arafe günü oruç tutup tutmadığı hakkında şüpheye düşünce, ben Rasûlüllah a süt gönderdim. Rasûlüllah Ara-fat'da cemaate hutbe okuduğu halde bu sütü içti.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.2.2.3. Muharrem Ayı Orucuyla, Bir Gün Evvel ve Bit Gün Sonra İlâve Ederek Aşura Günü Orucuna
Devam Etmek
Ebû Hüreyre (s.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Farz namazlarından sonra hangi namaz daha efdâldir?» diye Rasûlüllah'a soruldu, o da «Gecenin ortasında kılınan namazdır.» buyurdu. «Ramazan'dan sonra hangi oruç efdaldir?» diye soruldu. «Muharrem diye adlandırdığınız Allah'ın ayında tutulan oruçtur,» buyurdular. (Hadisi Müslim, Ahmed ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Muaviye bin Ebû Süfyan (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: «Bugün Âşûre günüdür. Bugün oruç tutmak size farz kılınmadı. Ben oruçluyum. İsteyen oruç tutsun, isteyen iftar etsin.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
Aişe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Aşure günü, Kureyş'in cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündür. Rasûlüllah da o gün oruç tutardı. Medine'ye gelince hem kendisi oruç tutar, hem de cemaate oruç tutmalarım emrederdi. Daha sonra Ramazan orucu farz olunca, Rasûlüllah, «dileyen Âşûrâ günü tut-
sun, dileyen terketsin.» buyurdu.» (Hadisi Buhar! ve Müslim rivayet etmiştir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah Medine'ye gelince Yahudilerin Aşûra orucu tuttuklarını gördü. «Bu nedir?» diye sorunca, yahudiler de «bu gün iyi bir gündür, Allah Musa'yı ve Benî İsrail'i düşmanlarından bu günde kurtardı. Onun için Musa oruç tuttu,» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seİlem, «Ben Musa'ya sizden daha çok bağlıyım,» dedi. Kendisi oruç tuttu ve tutulmasını emretti.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Yahudiler Âşûra gününü büyük sayar, o günü bayram edinirlerdi. Bunun üzerine Rasûlüllah da 'Sizler o gün oruç tutun/ buyurdu.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir. «Rasûlüllah Aşûra günü oruç tuttu ve tutulmasını emretti. Ashab; «ya Rasûlâllah, Âşûra günü Yahudi ve hıristiyanların büyük saydığı bir gündür.» dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah şöyle buyurdu: «Gelecek yıl olduğu zaman insaallah dokuzuncu günü de beraber tutacağız.» İbni Abbas: «Gelecek yıla varmadan Rasûlüllah vefat etti.» dedi. (Hadisi Müslim ve Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.) Bir başka lafızda Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Eğer gelecek sene sağ olursam Aşura ile beraber dokuzuncu günü de oruç tutacağım.» (Hadisi Müslim ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Âlimler Aşura günü orucunun üç şekilde olabileceğini söylemişlerdir.
Birincisi: dokuz, on ve onbirinci günleri tutmak. İkincisi: dokuz ve onuncu günleri tutmak. Üçüncüsü: Yalnız onuncu günü tutmak.
5.2.2.4. Âşûra Günü Bolca Yiyecek Hazırlamak
Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim Âşûra günü kendini ve ailesini bol bol yedirip içirirse, Allah o kimseye bütün sene bolluk ihsan eder.» (Hadisi Beyhakî Şâb kitabmda ve Îbn Abdülber rivayet ermiştir. Hadisin başka rivayet yollan olup hepsi de zayıftır. Ancak bu rivayet yollan birbirine katılınca Sehavînin dediği gibi hadis kuvvet' derecesine ulaşmış olur.)
5.2.2.5. Şaban Ayının Çoğunu Oruçlu Geçirmek
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Şaban ayının çoğunda oruç tutardı.
Aişe fr.a.) şöyle demiştir: «Rasûlüllah'm Ramazan'dan başka hiçbir avda tam olarak oruç tuttuğunu görmedim. Yine Şaban'dan başka hiçbir ayın çoğunda oruç tuttuğunu da görmedim.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
Usâme bin Zeyd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: (Ya Rasûlüllah, Şaban ayında olduğu kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.» Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Şaban ayı, Recep'le Ramazan arasında insanların gafil oldukları bir aydır. Bu ayda ameller âlemlerin Rabbine yükselir. Amellerimin oruçlu olduğum halde yükselmesini istiyorum.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmiş, Ibn Huzeyme ise sahihlemiştir.)
Diğerlerinden faziletli olduğunu zannederek Şaban'm yarısında bir gün oruç tutmak hakkında sahih bir delil yoktur.
5.2.2.6. Haram Aylarda Oruç Tutmak
Haram aylar. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep olup, bu aylarda orucu çoğaltmak müstehabdır. Bahile'den bir adam Rasûlüllah'a gelerek; «Ya Rasûlallah, ben önceki sene sana gelen kişiyim,» dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona: «Sen sıhhatli bir kimse idin, ne oldu sana şeklin değişti?» dedi. Adam; «Senden ayrıldıktan sonra sadece gece yemek yedim,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Niçin nefsine azab ettin?» diyerek şöyle devam etti: «Sabır ayında oruç tut ve her aydan bir gün ouç tut.» Adam; «Benim kuvvetim var, biraz daha artır,» dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, «öyleyse iki gün tut.» buyurdular. Adam; «Biraz daha artır,» deyince, Rasûlüllah üç parmağını birleştirip sonra salarak üç defa; «Haram aylarda tut, sonra bırak», buyurdular.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd, Ibn Mâce ve Beyhakî iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
Recep ayı orucunun diğer aylar üzerine bir fazileti yoktur. Ancak Recep ayı haram aylardandır. Sahih sünnetse, özellikle Recep ayında oruç tutmanın diğer aylardan faziletli olduğu hakkında bir şey varid olmamıştır. Bu konuda gelen rivayetler, delil getirmeye kalkışılamıyacak derecede zayıftır.
îbn Haccr şöyle demiştir: «Recep ayı orucunun fazileti hakkında veya Recep ayının belli bir günü oruç tutmak ve belli bir gecesini ibadetle geçirmek hakkında delil teşkil edecek sahih bir hadis yoktur.»
5.2.2.7. Pazartesi ve perşembe Günleri Oruç Tutmak
Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Pazartesi ve Perşembe günleri ekseriya oruç tutardı. «Niçin tutuyorsunuz?» diye sorulduğunda da şöyle derdi : «Ameller pazartesi ve perşembe günleri» Allah'a arzolunur. Allah Teâlâ da bu günlerde her müslüman ve mü'mini bağışlar. Ancak dargın duran İki kişi müstesna! Bunların mağfireti ertelenir.» (Hadîsi Ahmed, Sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Sahih-i Müslim'de geçtiğine göre Rasûlüllah'a pazartesi orucu hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: «Pazartesi benim doğduğum gündür ve Pazartesi günü vahiy inzal buvurulmuştur.»
5.2.2 8. Her Aydan Vç Gün Oruç Tutmak
Ebû Zerr el-Gifârî demiştir ki: «Rasûlüllah bize her aydan üç gün oruç tutmamızı emretti. Onlar aydın günler olan onüç, ondört ve onbeşinci günlerdir. Bu günlerde oruç tutmak seneyi oruçlu geçirmek gibidir.» (Hadisi Nesâî rivayet etmiş, îbn Hibbân sahihlemiştir.)
Yine Rasûlüllah'tân gelen rivayete göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bir ayda cumartesi, pazar ve pazartesi günlerinde oruç tutar, diğer ayda ise sah, çarşamba ve perşembe oruç tutardı. Yine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem her ayın üç aydınlık gününde oruç tutardı. Ayın evvelindeki perşembe günü tutar, onu ta-kibeden pazartesi ve daha sonraki pazartesi de oruç tutardı.
5.2.2.9. Bir Gün Oruç Tutmak Bir Gün Bozmak
Ebû Seleme bin Abdurrahmamn Abdullah bin Arar (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Abdullah (r.a.) demiştir ki: «Rasûlüllah bana şöyle dedi: «Haber aldığıma göre gece namaz kılıyor, gündüz oruç tutuyorsun.» «Evet, ya Rasûiallah,» dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Oruç tut ve iftar et, namaz kıl ve uyu», buyurdu. «Vücudunun senin üzerinde hakkı var. Zevcenin senin üzerinde hakkı var ve misafirlerinin senin üzerinde hakkı var. Her aydan Uç gün tutman sana kâfi gelir.» Ben ısrar ettikçe, o da bana artırdı. «Ya Rasûlallah, kendimi kuvvetli hissediyorum.» dedim. «O zaman her hafta üç gün oruç tut.» buyurdular. Ben yine «kendimi kuvvetli hissediyorum,» deyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; «Dâvûd aleyhisselâm gibi oruç tut, bundan fazla yapma.» buyurdular. Ben «Ya Rasûlallah, Dâvûd aleyhisselam'm orucu nasıldır?» dedim. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: «Bir gün tutar, bir gün iftar ederlerdi.» buyurdular.» (Hadisi Ahmed ve diğerleri rivayet etmiştir.)
Yine Abdullah bin Arar (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Allah'a en sevimli gelen oruç, Dâvûd aleyhisselam'ın orucu, en sevimli gelen namaz da Dâvûd aleyhisselam'ın namazıdır. O gecenin yansını uyku ile, üçte birini de ibadetle geçirir, altıda birini de yine uyurdu. Ve birgün ouç tutar, bir gün bozardı.»
5.2.2.10. Nafile Oruç Tutanın Orucunu Bozmasının Caiz Olduğu
ümmü Hâni (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «cRasûlüllah fetih günü yanıma girdi. Kendisine su verilince suyu içti ve bardağı bana uzattı. Ben, oruçlu olduğumu bildirince şöyle buyurdu: «Nafile tutan kendisinin emîridir. Dilersen tutarsın, dilersen bozarsın.» (Hadisi Ahmed, Dârekutnî ve Beyhakî rivayet etmiştir. Hadisi Hâkim de rivayet etmiş, 'isnadı sahihtir', demiştir. Hâkim'in lafzı şöyledir: «Nafile tutan nefsinin emîridir. Dilerse tutar, dilerse bozar.»)
Ebû Cuhayfe (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah, Selmân ile Ebû Derdâ'yı kardeş ilân etmişti. Bîr de-fasuıda Selmân, Ebû Derdâ'yı ziyaret etti. Bulamadı. Kansı Ummü Derdâ'yı eski bir elbise içinde perişan gördü de 'Bu ne haldir?' diye sordu. Ümmü Derdâ; 'Kardeşin Ebû Derdâ'nm dünyayla ilişiği yoktur. Gündüz oruç tutar, gece namaz kılar,' diye yakındı. Bu sırada Ebû Derdâ geldi. Selmân'ı selâmladı ve onun için yemek hazırlayarak «Haydi sen ye, ben oruçluyum,» dedi. Bunun üzerine Selmân; 'Vallahi bu orucu bozacaksın ve sen yeyinceye kadar ben de yemî-yeceğim,' dedi. Gece olunca Ebû Derdâ namaza kalkmak istedi. Selmân onu 'uyu' diyerek engelledi. Ebü Derdâ da uyudu. Sonra bir daha kalkmak istedi. Yine Selmân 'uyu' diyerek mâni oldu. Gecenin son vakti olunca Selmân, 'artık şimdi kalk',.dedi. Kalkıp namaz kıldılar. Daha sonra Selmân, Ebû Derdâ'ya; 'Muhakkak ki senin üzerinde Rabbinin hakkı vardır. Nefsinin hakkı vardır. Ailenin hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını vermelisin.' dedi. Sonra Ebû Derdâ, Nebi aleyhisselam'ın huzuruna gelerek durumu arzedince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; 'Selmân doğru söylemiştir', buyurdu.» (Hadisi Buharı ve Tirmizi rivayet etmiştir.)
Ebû Said el-Hudrî (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah için yemek hazırlamıştım. Bunun üzerine Rasûlüllah ashabı ile beraber geldiler. Yemek sofraya konunca, içlerinden birisi 'ben oruçluyum', dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah şöyle buyurdu: 'Kardeşiniz sizi davet etti ve hazırlık yaptı.1 Daha sonra adama; 'Orucunu boz, daha sonra dilersen yerine birgün oruç tut,' buyurdular.» (Hadisi Beyhakî, Hâfız'm dediği gibi iyi bir senetle rivayet etmiştir.)
îlim ehlinin çoğu, bu açık ve sahih hadisleri delil getirerek, nafile oruç tutanın orucunu bozmasının caiz olup yerine bir gün oruç tutmasının müstehab olduğu görüşüne varmışlardır.
5.3. Orucun Adabı
Oruçlu kimsenin, orucu esnasında aşağıdaki edeplere riayetetmesi müstehabdir.
5.3.1. Sahur
Sahurun müstehab olduğu, terkedene ise günah olmadığı üzerinde ümmet icma etmiştir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Sahur yemeğine kalkınız. Çünkü sahurda bereket vardır.» (Hadisi Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.) Mikdam bin Mâ'di Kerb (r.a.)'den, onun da Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sahura kalkmanız gerekir. Çünkü sahurda alınan gıda mübarektir.» (Hadisi Nesâî iyi bir senetle rivayet etmiştir.) Bereketli olmasının sebebi oruçluyu kuvvetli ve dinç yapması ve ona orucunu kolay kılmasından dolayıdır.
5.3.1.1. Sahur Ne île Yapılır?
Sahur, bir yudum su bile olsa, az veya çok yemekle gerçekleşmiş olur. Ebû Sa'îd el-Hudri (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Sahur berekettir. Sizden biriniz bir yudum su bile İçmiş olsa sabimi terketmesin. Allah ve melekleri sahur yapanlara salât okurlar.» (Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.)
5.3.1.2. Sahurun Vakti
Sahurun vakti, gece yansından başlar, fecir doğuncaya kadar devam eder. Sahuru geç yapmak müstehabdır. Zeyd bin Sabit (r.a.) den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah ile beraber sahur yemeğini yedik. Sonra namaza kalktık.» Râvi diyor ki: «Ben, sahur ile namazın arasında ne kadar müddet vardı? dîye sordum. Zeyd «Elli âyet okuyacak kadar bir müddet» cevabım verdi.
Amr bin Meymune'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «Rasûlullahın ashabı, iftan insanlann en acele edenleri, sahuru ise en geç edenleri idiler.» Hadisi Beyhakî sahih bir senetle rivayet etmiştir.
Ebû Zer el-Gıfâri'nin merfu olarak rivayet ettiği hadisde Ra-sûlullah şöyle buyurmuştur: «Ümmetim iftan acele, sahuru geç yaptığı müddetçe hayırda olmaya devam ederler.» Bu hadisin isnadında, tanınmamış bir kişi olarak Süleyman bin Ebû Osman vardır.
5.3.1.3. Fecrin Doğuşunda Şüpheye Düşmek
Kişi, fecrin doğuşu hakkında şüpheye düşerse, kesin olarak fecrin doğduğunu bilinceye kadar yiyip içebilir. Şüphe ile amel olmaz. Çünkü Allah-u Teâlâ, yeme ve içmenin son vaktini kişinin açık bir şekilde bilmesine bağlamış olup, şüpheye bağlamamıştır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Sabahleyin beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya kadar yeyiniz, İçiniz.» (Bakara: 187).
Bir adam İbn Abbas (r.a.)'a gelerek «Ben sahur yemeğine kalkıyorum, sabah olduğunda şüphelendiğim zaman oruca başlıyorum,» dedi. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.) bu kişiye; «Şüphen tamamen gidinceye kadar, yani fecrin doğuşu sana belli oluncaya kadar ye,» demiştir.
Ebû Dâvûd demiştir ki: «Ebû Abdullah; 'Kişi fecrin doğduğunda şüphe ederse, fecrin doğduğunu kesin bilinceye kadar yer,' demiştir.» Bu görüş tbn Abbas, 'Atâ, Evzaî ve Ahmed'in görüşüdür. Nevevî şöyle demiştir: «Şafiî'nin takipçileri, fecrin doğduğunda şüphe edenlerin yemeğe devam etmelerinin caiz olduğu üzerine ittifak etmişlerdir.»
53.2. Îftar
5.3.2.1. İftara Acele Etmek
Güneşin batması tahakkuk ettiği zaman oruçlunun iftara acele etmesi müstehabdır.
Sehl bin Sa'd (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre RasûlüHah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «İnsanlar iftara acele ettikleri müddetçe hayır yapmaya devam etmiş olurlar.» (Hadisi Bu-harî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.3.2.2. İftarı Hurma Veya Suyla Yapmak
iftarın tek olarak hurmayla, şayet hurma bulunmazsa suyla olması gerekir.
Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o demiştir ki: «Rasûlüllah akşam namazım kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Eğer bulamazsa kuru hurmayla iftar ederdi. Onu da bulamazsa birkaç yudum suyla orucunu açardı.» (Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiş, Hâkim sahihlemiş, Tirmizi ise hasen saymıştır.)
Süleyman bin Âmir (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre RasûlüHah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Sizden biriniz oruçlu olduğu zaman kuru hurmayla iftar etsin. Hurma bulamazsa suyla iftar etsin. Çünkü su temizdir.» (Hadisi Ahmed ve Tirmizi rivayet etmiş, Tirmizî «hadis hasen sahihtir» demiştir.) Bu hadiste iftan akşam namazından Önce bu şekilde yapmanın müstehab olduğuna dair delil vardır. Eğer namaz kılarsa daha sonra ihtiyaç duyduğu kadar yemek yer. Ancak yemek hazır ise önce yemekten başlar.
Enes (r.a.)'in rivayetine göre RasûlüHah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Akşam yemeği hazır olduğu zaman namazdan Önce yemeğe başlayın ve yemekte acele etmeyin.» (Hadisi Buharî ve Müslim rivayet etmiştir.)
5.3.2.3. İftar Vakti ve Oruç Esnasında Dua Etmek
İbn Mâce'nin Abdullah bin Amr îbn As (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Oruçlunun iftar zamanı geriye çevrilmeyecek duası vardır.» Abdullah (r.a.) iftar ettiği zaman şöyle dua ederdi:
«Allahım, her şeyi kaplayan rahmetinle beni bağışlamanı istiyorum.»
Rasûlüllah sallaüahu aleyhi ve sellem'den sabit olduğuna göre o şöyle derdi: «Susuzluk gitti, damarlar sulandı ve '"yallah mükâfatımız yazıldı.»
Yine mürsel olarak RasûlüJlah sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
«Allah'ım, senin için oruç tuttum, senin rızkınla İftar ettim.»
Tirmizi'nin iyi bir senetle rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sal-lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Üç kimsenin duası geri çevrilmez: İftar edinceye kadar oruçlunun, adaletli devlet reisinin
ve mazlumun.»
5.3.3. Oruca Zıt Olan Şeylerden Sakınmak
Oruç, Allah (c.ç.)'a yaklaşmak için yapılan en faziletli ibadetlerden biridir. Allah-u Teâlâ orucu, nefsi terbiye etmek ve hayra sevketm :k için meşru kılmıştır. Oruçlu kimsenin, orucunu zedeleyecek idlerden sakınması gerekir. Tâ ki oruçta bir fayda bulabilsin ve Allah'ın ayetinde zikrettiği takva hasıl olmuş olsun: «Ey İman edenler, sizden öncekilere olduğu gibi size de oruç farz kılındı. Ola ki korunursunuz.» (Bakara: 183) Oruç sadece yemek ve içmekten kendini alıkoymak değildir. Gerçek oruç yemekten, içmekten ve sair Allah'ın nehyettiği şeylerden sakınmaktır. Ebû Hürey-re (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Oruç, sadece yemek ve İçmekten kendini alıkoymak değildir. Gerçek oruç, boş sözlerden ve günahlardan korunmaktır. Bir kimse sana söver ve cahilce bir hareket yaparsa ben oruçluyum de.» (Hadisi îbn Huzeyme, tbn Hibbân ve Hâkim, rivayet etmiş. Hâkim hadisin Müslim'in şartına göre sahih olduğunu söylemiştir.)
Buharî, Tirmizî, Nesâî, Ebü Dâvûd ve tbn Mâce'nin Ebû Hu-reyre (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir kimse yalan şahitliği ve onunla amel etmeyi terketmezse, Allah'ın, onun yemesini ve içmesini terketme-sine ihtiyacı yoktur.»
Yine Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Nice oruçlular vardır İd, onlara tuttuğu oruçtan sadece açlık kalacaktır. Nice gece namaz kılanlar vardır ki, onlara da sadece uykusuzluğu kalacaktır.» (Hadisi Nesâî, Îbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiş, Hâkim hadisin Buhari'nin şartlarına göre sahih olduğunu söylemiştir.)
53.4. Ramazan'da Misvak Kullanmak
Oruçlunun oruç esnasında misvak kullanması müstehabdır. Bu konuda gündüzün evveli ve sonu arasında bir fark yoktur. Tirmizî şöyle demiştir: «îmam Şafiî, misvakın gündüzün evveli ile sonunda kullanılmasında bir beis görmezdi. Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde misvak kullanırdı.» (Bu konu misvak bahsinde geçti.)
533. Ramazan'da Cömertlik Yapmak ve Kur'ân Okumak
Cömert olmak ve Kur'ân okumak her vakitte müstehabdır. Ancak Ramazan'da bunlar daha çok müstehabdır. Buhari'nin îbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en cömerti idi. Ramazan'da Cebrail-île görüştüğü zaman daha cömert olurdu. Ramazanda Cebrail ile her gece karşılaşır, ona Kur'ân'ı okurdu. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem süratli esen rüzgardan daha fazla hayıra koşardı.»
5.3.6. Ramazan'ın Son On Gününü İbadetle Geçirmeye Çalışmak
Buhari ve Müslim'in Âişe (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan'in son on günü geldiği zaman, gecelerini ibadetle geçirir. Ailesini de kaldırırdı. Bu gecelerde, hanımlarıyla birleşmez ve kendini ibadete verirdi.» (Müslim'in bir rivayetinde «son on günde diğer günlerden daha fazla ibadet yapmaya çalışırdı.» şeklindedir.)
Tirmİzî'nin Alî (r.a.)Jdan rivayet edip, sahih saydığı hadise göre: «Rasûlüllah, sallallahu aleyhi ve sellem son on günde ailesini uyandırır, hanımlanyla birleşmezdi.»
5.4. Oruçlu İken Mubah Olanlar
Aşağıdakiler oruçluya mubahtır.
5.4.1. Vücuda Su Dökmek ve Suya Girmek
Ebû Bekir bin Abdurrahman'ın Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'ın ashabının birisinden rivayetine göre, bu sahabî kendisine şöyle anlatmıştır: «Rasûlüilah'ı, oruçlu iken susuzluk ve hararetten dolayı başına su dökerken gördüm.» (Hadisi Ahmed, Mâlik ve iyi bir senetle Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.)
Buhari ve Müslim'de Âişe (r.a.)'dan rivayeten geçtiğine göre; Nebî aleyhisselâm oruçlu olduğu faalde cünûp olarak sabahlar, sonra yıkanırdı. Eğer kasıt olmadan oruçlunun boğazına su kaçarsa, orucu sahihtir.
5.4.2. Sürme Çekmek, Göze Giren Damla ve Benzerleri
Bunların boğazda tadı hissedilsin veya hissedilmesin orucu bozmaz. Çünkü göz, karma giden bir giriş yolu değildir. Enes (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; Enes oruçlu iken sürme çekerdi. Şafiî bu görüşte olup tbn Miinzîr de, Atâ, Hasan, Nehâî, Evzaî, Ebû Hanîfe ve Ebû Sevr'den bu görüşü nakletmiştir. Yine Sahabeden Ibn Ömer, Enes ve îbn Ebî Evfâ'dan da bu şekilde rivayet olunmuştur, Dâ-vûd'un görüşü de böyledir. Ancak bu konuda Tirmi2î'nin dediği gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den sahih bir rivayet yoktur.
5.43. Nefsini Zapdetmeye Gücü Yetenin Hanımını öpmesi
Aişe (na.)'dan sabit olduğuna göre o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselâm oruçlu olduğu halde hanımını öper, oruçlu iken dokunurdu. Lâkin içinizde nefsine en ziyade hâkim olan da o idi.»
Ömer (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Bir gün cinsî arzularım galeyana geldi. Oruçlu olduğum halde hanımımı öptüm. Bunun üzerine Nebî aleyhisselâm'a gelerek; 'Bugün büyük bir iş yaptım, oruçlu olduğum halde hanımımı öptüm,' dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah; 'Oruçlu iken ağzına su alıp çalkalasan bir şey olur mu?" diye sordu. Ben de 'Bunda bir beis yoktur.' dedim. Rasûlüllah 'öyleyse öpmekte de bir beis yoktur.' buyurdu.
İbnü'l-Münzîr şöyle demiştir: «Ömer, îbn Abbas, Ebû Hüreyre, Aişe, Atâ. Şâ'bî, Hasan, Ahmed ve tshak öpmeye ruhsat vermişlerdir.»
Hanefî va Şâfiîlere göre; eğer öpmek nefsini harekete geçirirse mekruh olur, şayet geçirmezse mekruh olmaz. Lâkin evlâ olan öpmeyi terketmektir. Bu konuda gençle ihtiyar arasında bir fark yoktur. Muteber olan şehvetin harekete geçmesi ve inzalden korkulma-sıdir. Şayet gencin veya güçlü ihtiyarın şehveti harekete geçerse öpmek mekruh olur. Eğer ihtiyarın veya zayıf gencin şehveti harekete
geçmezse mekruh olmaz. Evlâ olan Öpmeyi terk etmektir, öpmenin-yanak, ağız veya başka bir yerden olması müsavidir. Böylece el ile temas etmek ve kucaklaşmak da öpmek hükmündedir.
5.4.4. Şırınga Yaptırmak
Şırınga, ister gıdalanmak, isterse başka şey için olsu" ve yine-ister damardan, isterse de deri altından yapılmış olsun, fark etmez, ilaç her ne kadar mideye ulaşsa bile, normal olmayan yoldan alındığı için orucu bozmaz.
5.4.5. Kan Aldırmak
Nebî aleyhisselâm, oruçlu olduğu halde başından kan aldırmıştır. Ancak kan aldırmak oruçluyu zayıflatırsa o zaman mekruh olur. Sabit el-Bunânî, Enes (r.a.)'a: «Rasûlüllah zamanında orucunun kan. aldırmasın mekruh sayar mıydınız?» diye sordu. Enes: «Hayır, ancak zayıflık söz konusu ise o zaman mekruh sayardık.» demiştir. (Hadisi Buhari ve diğerleri rivayet etmiştir.) Herhangi bir uzuvdan kan aldırmak, hüküm bakımından baştan kan aldırmak gibidir.
5.4.6. Mazmaza Ve Îstinşak
Mazmaza ve istinşak mubahtır, ancak mübalağa etmek mekruhtur. Lakid bin Sabere'den rivayet olunduğuna göre Nebî aleyhisselâm şöyle demiştir: «îstinşak yaptığın zaman mübalağa yap. ancak oruçlu isen o başka.» (Hadisi Tirmizî, Nesâî. Ebü Dâvûd ve îbn Mâce rivayet etmiştir. Tirmizi 'bu hadis hasen sahihtir,' demiştir.) îlim ehli oruçlunun burnuna ilaç çekmesini mekruh sayarak,, bunun oruçluyu iftar ettireceği görüşündedirler. Bu hadis onların görüşünü kuvvetlendirmektedir.
İbn .Kudâme şöyle demiştir: «Eğer yıkanırken malaza ve istinşak yapar, bir kasıt olmadan veya suyu aşın kullanmadan su boğazına kaçarsa üzerine bir şey lâzım gelmez. Evzaî, îshâk ve bir görüşüne göre Şafii böyle demiştir. Bu görüş îbn Abbas dan da rivayet olunmuştur. İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe'ye göre; boğaza kaçan su orucu bozar, çünkü oruçlu olduğunu hatırladığı halde su karnına gitmiştir. Suyu içmeye kastettiği zaman orucu bozulduğu gibi bu durumda da orucu bozulur.» îbn Kudâme birinci görüşü tercih ederek şöyle demiştir: «Bizim için şöyle söylemi mümkündür: Bu kişi suyu israf etmeden ve bir kasıt bulunmadan su boğazına kaçmıştır ki sineğin boğazına kaçması durumuna benzemektedir. Bununla kasten yapan arasında fark vardır.
5.4.7. Tükürüğü ve Yoldan Kalkan Tozlan Yutmak
Kalbur unu, kepek ve benzeri şeyleri yutmak gibi, kendisinden kaçınmak mümkün olmayan şeyler de mubahtır, İbn Abbas; «Sirkeli yemeğin tadına bakmakta ve satın almak istediği bir şeyi tatmakta bir beis yoktur,» demiştir. Hasan oruçlu olduğu halde torunu için ceviz çiğnerdi. İbrahim de buna ruhsat vermiştir.
Sakız çiğnemeye gelince; sakız, ağızda ufalanmadığı müddetçe onu çiğnemek mekruhtur. Sakız çiğnemenin mekruh olduğunu söyleyenlerden bazıları Şa'bî, Nehaî, Hanefîler, Şafiî ve Hanbelilerdir. Âişe ve 'Atâ sakız çiğnemeye ruhsat vermişlerdir.[5] «Çünkü sakız karna ulaşmaz, bu ağızda dolaştırılan çakıl taşı gibidir.» demişlerdir. Bu ruhsat, sakızdan kırıntılar ayrılmadığı müddetçedir. Eğer sakız ufalanır ve ondan parçalar katına giderce orucu bozar.
îbn Teymiye şöyle demiştir: «Oruçlunun güzel koku koklamasında bir beis yoktur.» Devamla demiştir ki: «Sürme çekmek, şi-nnga yaptırmak, sidik deliğine ilaç damlatmak, bastaki ve karındaki yaraya ilaç koymak, ilim ehlinin ihtilaf ettiği konulardandır. Bazıları 'bunların hiçbirisiyle oruç bozulmaz,' bazıları 'sürme hariç hepsiyle bozulur,' bazıları 'sidik deliğine ilaç damlatmak hariç hepsiyle bozulur,' bazıları da 'sürme ve sidik deliğine ilaç damlatmak hariç bunların dışındakilerle oruç bozulur demişlerdir.»
«Şüphesiz oruç, herkesin bilmesi gereken İslâm dininin bir emridir. Eğer yukarda sayılanlar Allah ve Rasûlünün oruç hakkında haram kıldığı hususlardan olup, bunlarla oruç bozulsaydı, elbette Rasûlüllah'ın bunları açıklaması gerekirdi. Şayet Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bunları açıklamış olsaydı, sahabe elbette bunları bilir, sair ahkamı tebliğ ettikleri gibi bunlan da ümmete tebliğ ederlerdi. îlim ehlinin hiç birisi bu konuda, Nebî aleyhisselâm'dan sahih, zayıf, müsned, mürsel herhangi bir hadis nakletmemiştir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, bunların hiçbirisini yapmak yadırganacak bir şey sayılmamıştır.»
İbn Teymiye devamla şöyle demiştir: «Umumu ilgilendiren hükümler söz konusu olunca Rasûlüllah'ın bunlan umuma açıklaması ve bütün ümmete bunu nakletmesi gerekirdi. Bilinmektedir ki, sürme ve benzerleri; yağlanmak, yıkanmak, buhur ve güzel koku kullanmak gibi umumun yaptığı işlerdendir. Eğer bunlar orucu bozanlardan olsalardı, Nebî aleyhisselam, orucu bozan diğerlerini açıkladığı gibi bunlan da açıklardı. Bunlar açıklanmayınca, güzel koku, buhur ve yağ cinsinden oldukları anlaşılmış oldu. Tütsü, burna giderek, dimağa girer ve vücuda işler. Yağ ise vücud tarafından emilir, vücudun iç kısmına girer. însan onunla kuvvet kazanır. Oruçlunun bunlardan nehyedilmemesi, güzel kokunun, tütsünün, yağlanmanın caiz olduğuna delâlet edince, sürme çekmenin durumu da aynıdır. «RasûluIIah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında müslümanlar, cihadda ve başka yerlerde başlarından ve karınlarından yaralanırlardı. Şayet yaralara ilaç koyma orucu bozsaydı elbette ki kendilerine durum açıklanırdı. Oruçlu bunlardan nehyedilmeyince, bunların orucu bozmadıkları öğrenilmiş oldu.»
îbn Teymiye sonra şöyle demiştir: «Şüphesiz sürme ile asla gıdalanma olmaz. Hiçbir kimse ne ağzından ne de burnundan karnına sürme iletemez. Yine bunun gibi hukne (dübürden alınan şırınga) ile de gıdalanılmaz. Bilakis hukne, vücuttakileri boşaltmaya yarar. Meselâ ishal yapan şeylerden koklaması veya ani bir şekilde korku sonucu midesinin tamamen boşalması buna benzer. Hukne midesine ulaşmaz.
»Karındaki ve baştaki yaraya konan ilacın mideye ulaşması, bu yerlere ulaştırılan gıda maddelerine benzemez. Allah-u Teâlâ «Sizden Öncekilere farz kalındığı gibi size de oruç farz kılındı.” (Bakara: 183.) buyurmuştur. Yine Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem «Oruç bir kalkandır. Şeytan, ademoğlunun damarlarında kan gibi dolaşır. Açlık ve susuzlukla şeytanın dolaşma yollannı daraltın.» buyurmuştur. Böylece oruçlu, yemek ve içmekten nehyedilmistir. Çünkü bu nehiy takva olmak için bir sebebdir. içinde şeytanın dolaşabileceği, çok kan üreten yeme-içmeyi terketmeye gelince; çok kanın meydana gelmesi, şırınga, sürme, zekere damlatılan ilaç, karındaki ve baştaki yaraya konan ilaçla değil, gıda almakla oluşur.» (İbn Teymiye'nin sözü burada bitti.)
5.4.8. Oruçlunun Fecir Doğuncaya Kadar Yemesi, İçmesi Ve Cimada Bulunması
Fecir doğunca, şayet ağzında yemek varsa onu çıkarıp atması ve. cima ediyorsa hanımından ayrılması gerekir. Eğer ağzındakini atar veya cimadan aynlırsa orucu sahihtir. Şayet ağzındaki yemeği kendi isteğiyle yutar veya cimaya devam ederse orucu bozulmuş olur.
Buhari ve Müslim'in Âişe (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz Bilâl geceleyin (erken) ezan okur. Siz Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyip için.» buyurdular.
5.4.9. Oruçlunun Cünûp Olarak Sabahlaması
Bu konudaki Aişe (r.a.) hadisi daha önce geçti.
5.4.10. Hayız Ve Nifasli Kadınların, Kanlan Gece Kesildiği Zaman, Guslü Sabaha Tehir Ederek Oruçlu
Olarak Sabahlamaları
Böyle yapmaları sahihtir. Sonra sabah olunca namaz için gu-sûl ab desti alırlar.
5.5. Orucu Bozanlar
Orucu bozanlar, iki kısma ayrılır. 1- Orucu bozup kazayı gerektirenler, 2- Orucu bozup kaza ve kefaret gerektirenler.
5.5.1. Orucu Bozup, Sadece Kazayı Gerektirenler
5.5.1.1. Kasden Yemek içmek
Eğer unutarak yer, içer veya hata ederse veya zorla orucu boz-durulursa, bu kimseye kaza ve kefaret gerekmez.
Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem şöyle buyurdu: «Kim oruçlu olduğu halde unutarak yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Şüphesiz Allah onu doyurmuş ve içirmiştir.» (Tirmizi şöyle demiştir: «îlim ehlinin çoğu bununla amel eder.» Süfyan Sevri, Şafii, Ahmed ve tshak aynı görüştedir. Hadisi Dârekutnî, Beyhakî ve Hâkim rivayet etmiş, «Müslim'in şartlarına göre sahihtir,» demiştir.)
Yine Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kim Ramazan'da unutarak orucunu bozarsa ona kaza ve kefaret gerekmez.» (Hafız İbn Hacer, 'hadisin isnadı sahihtir demiştir.)
îbn Abbas (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah-u Teâla, hata ve unutmayı ve zorla yaptırılan şeyleri ümmetimden kaldırmış olup, bunlardan dolayı
ümmetimi hesaba çekmeyecektir.» (Hadisi İbn Mâce. Taberani ve Hâkim rivayet etmiştir.)
5.5.1.2. Kasden kusmak (İstifra etmek):
Kendiliğinden kusan kimseye kaza ve kefaret gerekmez.
Ebû Hüreyre'den rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Bir kimseye İstifra galip gelirse ona kaza gerekmez. Fakat kasden istifra ederse kaza etsin.» (Hadisi Ahmed, Ebü Dâvûd, Tirmizî, tbn Mâce, İbn Hibbân ve Dârekutnî rivayet etmiş. Hakim ise sahihlemistir.)
Hattabî; «kendiliğinden kusan kimseye kaza gerekmediği, kasten kusan kimseye ise kaza gerektiği hakkında ilim ehli arasında bir ihtilaf bilmiyorum,» demiştir.
5.5.1.3. Güneş Batmadan Önce, Son Anda Olsa Bile Hayız Ve Nifas Kanı Görmek:
Bu durumda oruç bozulur. Bu, âlimlerin üzerinde icma ettikleri bir konudur.
5.5.1.4. İstimna (Mastürbasyon):
Bu Orucu bozar, istimnanın, erkeğin hanımım öpmesi veya hanımını kendisine yaklaştırması veya el ile yapılmış olması arasında fark yoktur. Hepsi de kazayı gerektirir. Şayet yalnız bakmakla veya düşünmekle meni gelirse, bu, oruçlu iken gündüz ihtilam olmaya benzer ki orucu bozmayıp, birşey de lâzım gelmez. Mezi de bunun gibi olup, azı veya çoğu oruca tesir etmez.
5.5.15. Çok Tuz Atıştırmak' Gibi, Kendisiyle Gıdalanma Kasdedilmeyen Şey Alınması:
İlim ehlinin tümünün görüşüne göre bu orucu bozar.
5.5.1.5. Oruçlu İken, Orucu Bozmaya Niyet Edenin, İftarı Gerektirecek Birşey Yemese Büe, Orucu
Batıl Olur:
Çünkü niyet orucun rükûnlanndan bir rükündür, iftar etmeyi kast ederek niyeti bozduğu zaman orucu da normal olarak bozulmuş olur.
5.5.1.7. Güneşin Battığı Veya Fecrin Doğmadığı Zannıyla Yese İçse Veya Çımada Bulunup Da, Sonra
Bunun Aksi Ortaya Çıkarsa:
İçlerinde dört imamın da bulunduğu cumhur ulemaya göre bu durumda üzerine kaza lâzım gelir. îshak, Ebû Dâvûd, İbn Hazm, 'Atâ, Hasan Basri ve Mücâhid; orucunun sahih olup, kaza gerekmediği görüşündedirler. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: «Bununla beraber hata ettiklerinizde size bir günâh yoktur. Fakat kalplerinizin bile bile yaptığında günah vardır.» (Ahzâb: 5)
Konuyla ilgili Rasûlüllah'ın «Allah-u Teâla ümmetinden hata ve unutmayı kaldırmıştır.» hadisi ise daha önce geçmiştir.
Abdurrezzak'tan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Ma' mer, A'meş'ten, o da Zeyd bin Vehb'den rivayet ederek bize şöyle anlattı: «Ömer bin Hattab zamanında insanlar iftar etmişlerdi de Hafsa'nın evinden büyük bir su kabı çıkarıldığım görmüştüm. Daha sonra cemaat o sudan içti. Sonradan bulutun arkasından güneş görününce, bu durum cemaatin ağırına gitti. Bunun üzerine 'bu günü kaza edeceğiz,' dediler. Ömer ise; 'Niçin? Vallahi biz bu suyu günah işlemek için içmedik,' dedi.»
Buhari'nin Esma binti Ebî Bekir'den (r.a.)'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: «Rasûlüllah devrinde bulutlu bir günde Ramazan'da iftar ettik. Sonra güneş gözüktü.» tbn Teymiye bu konuda, şöyle demiştir: «Bu hadis iki şeye delâlet eder: Birincisi bulutlu günde güneşin battığı kesin bilininceye kadar iftarı tehir etmenin müstehab olmadığına delâlet etmektedir. Çünkü ashab böyle bir şey yapmadığı gibi Nebî aleyhisselam da onlara böyle bîr şeyi emretmedi. Halbuki ashab, kendilerinden sonra gelenlerden Allah'a ve Rasûlüne en çok itaat eden ve bu meseleleri en çok bilen kişilerdir. İkincisi, bu hadis kazanın gerekmediğine delâlet etmektedir. Şüphesiz Nebî aleyhisselam ashaba oruçlarını kaza etmelerini em-retseydi, ashabın iftar ettikleri etrafa duyulduğu gibi kaza emri de duyulurdu. Ashabdan böyle bir rivayet gelmeyince, Rasûlüllah'ın onlara kazayı emretmediği ortaya çıkmış oldu.»
5.5.2. Orucu Bozup Kazayı ve Kefareti Gerektiren Şey
Alimlerin çoğuna göre; bu sadece cimadır. Ebû Hüreyre (r.a.)' den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: «Bir adam Nebî aleyhisselam'a gelerek: 'Helak oldum, ya Rasûlallah.' dedi. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: 'Seni helak eden nedir?' diye sorunca, adam; 'Ramazan'da aileme yanaştım diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebî aleyhisselam 'Azad edilecek kölen var mı?' diye
sordu. Adam; 'hayır' dedi. 'Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin?" diye sordu. Adam; 'hayır dedi. Sonra oturdu. Bu arada Nebî aley-hîsselam'a bir zembil kuru hurma getirmişlerdi. 'Al şunları sadaka olarak dağıt buyurdular. Adam, 'Bizden daha fakir olanlara mı? Ya Rasûlüllah, vallahi şu iki siyah taşlık arasında bizden daha fazla muhtaç olan kimse yoktur deyince, Nebî aleyhisselam ön dişleri görünecek derecede güldü. Sonra 'Şunu alıp, çoluk çocuğunu doyur buyurdular.» (Hadisi Buharı, Müslim, Tirmizî, Nesaî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce rivayet etmiştir.)
Alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre; Ramazan günü oruca niyet ettikleri halde, kendi istekleriyle cimaya kastettikleri müddetçe kendilerine keffaret gerekmesinde kadın ve erkek eşittirler. Şayet cima unutarak vâki olursa veya kendi istekleriyle olmayıp zorlanırlarsa veya oruca niyyet etmemişlerse, hiçbirisine keffaret gerekmez. Eğer kadın, erkek tarafından cimaya zorlanırsa veya kadın bir özürden dolayı iftar etmişse, keffaret, kadına değil sadece erkeğe gerekir.
Şafii'ye göre; kadma ne kendi isteğiyle, ne de zorlama durumunda kefaret gerekmez. Kadına sadece kaza gerekir.
Nevevî şöyle demiştir: «özetle, sahih olan sadece erkeğe kendi adına bir kefaretin gerektiğidir. Kadına birşey gerekmez. Ve kadın kefaretin vacip olması durumuyla karşılaşmaz. Çünkü keffaret, me-hir gibi, cima yapmak için kadına verilmiş malın hakkı olup, bu da erkeğe mahsus kılınmıştır.»
Ebû Dâvûd şöyle demiştir: «îmam Ahmed'e Ramazan günü ha-nımıyla cima yapanın hanımına kefaret gerekip gerekmediği sorul muş, o da 'Kadma kefaret gerekir, diye bir söz duymadım', demiş tir.
Muğnî kitabında şöyle geçmektedir: «Böyle olduğunu şundan anlamaktayız: «Nebî aleyhisselam, Ramazan günü cima yapan erkeğe bir köle azad etmesini emretti. Fakat hanımıyla cima yaptığını bildiği halde hanımı İçin böyle birşey emretmedi.»
Kefaret, alimlerin çoğuna göre, hadiste zikri geçen tertib üzere ödenir. Önce köle azad eder, eğer bundan acizse, iki ay arka arkaya oruç tutar, bundan da .acizse, ailesini doyurduğu normal bir yiyecekle altmış fakiri doyurur. Aciz kalmadıkça, bir halden diğerlerine geçmesi sahih değildir. Maliki mezhebi ve bir rivayete göre Ah-med; «Bu üç durum arasında seçim hakkı vardır. Hangisiyle kefareti öderse kendisine kefaret eder,» görüşündedirler.
Mâiîtc ve İbn Cürevc'in, Humeyd bin Abdurrahman'dan, onun da Ebû Hûreyre (ra.)'den rivayet ettiğine göre; bir adam RamazanIa orucunu bozdu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bir köle azad etmesini veya arka arkaya iki ay oruç tutmasını veya altmış fakir doyurmasını emretti. (Hadisi Müslim rivayet etmiştir. Hadisde geçen «veya» ifadesi muhayyerliği gerektirir.) Şevkanî şöyle demiştir: «Rivayetlerde, hem tertibe hem de seçim hakkına delâlet eden ifadeler var. Tertibi uygun görenler çoğunlukta olup, çoğunluk da onlarla beraberdir. Mühelleb ve Kurtubi olayın tekrar etmesi sebebiyle rivayetlerin arasını cem etmişlerdir.»
Hafız şöyle demiştir: Bu uzak bir görüştür. Çünkü bu konudaki olay tek olup. çıkış yeri de birdir. Aslolan olayın tekrar etmediğidir.»
Bazıları, tertibin evlâ, muhayyerliğin caiz olduğu görüşündedirler. Bazıları ise bunun aksini iddia ederek, rivayetlerin arasını cem etmişlerdir.
Bir kimse Ramazan günü kasden cima eder ve keffaretini ödemeden başka bir gün tekrar cima ederse Hanefîler ve Ahmed'den bir rivayete göre üzerine bir kefaret gerekir. Çünkü bu yaptığı suç, sebebi tekerrür eden ve cezası ödenmeden önce işlenen bir cezadır ki, bunlar birbirlerine katılırlar.
.Mâlik, Şafiî ve Ahmed'den başka bir rivayete göre ise üzerine iki kefaret gerekir. Çünkü her günün orucu, müstakil bir ibadettir. Bir günün orucunu bozmakla kefaret gerektiğine göre bu kefaretler birbirine katılamaz. İki Ramazan'da yapılmış gibi kabul edilirler.
Ramazan gününde kasden cima edip kefaret ödeyen kimsenin, başka bir gün tekrar cima ettiğinde üzerine kefaret gerekeceğine dair icma vardır. Yine bunun gibi «Bir günde iki defa hanımıyla cima yapana, birincisinin kefaretini ödemedikçe yalnız bir kefaret gerekir. Cumhur ulemaya göre, birinci cimadan dolayı kefaret ver-mişse, ikincisi için kefaret ödemez.
Ahmed'e göre ise birinci için kefaret vermiş olsa bile, ikinci için yine kefaret Ödemesi gerekir.
5.6. Ramazan’ın Kazası
Ramazan orucunun kazası, geçici bir vakitte olmayıp, herhangi bir vakitte edâ edilmek üzere vaciptir. Âişe (r.a.)'dan sahih olarak gelen rivayete göre; Âişe (r.a. Ramazan'dan kalan borçlarını Şaban .ayında kaza eder, Kazaya kudreti olduğu zaman hemen kaza etmezdi.
Kaza, edâ gibidir. Yani kaç gün borcu varsa ziyade etmeden o kadar kaza eder. Kaza ile edânın farkı şudur ki, kazada arka arkaya tutmak gerekmez. Allah-u Teâla şöyle buyuruyor: «Sizden.kim hasta olur veya yolculukta bulunursa başka günler tutar.» (Bakara: 185). Yani hasta ve misafir olan orucunu bozup, başka günlerde bozduğu kadar birbiri arkasına veya ara vererek tutar. Allah-u Teâla ayette mutlak olarak orucu zikretmiş, 'arka arkaya tutunuz', kaydını koymamıştır.
Dârekutni'nin, îbni Ömer (r.a.)'den rivayetine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan'ın kazası hakkında şöyle buyurdu: «İsterse ayrı ayrı, isterse arka arkaya tutar. Eğer diğer Ramazan girinceye kadar kazayı tehir ederse, önce Ramazan'ı tutar, sonra kaza borcunu Öder. Kazayı sonraya bırakan kimseye ister bit özürden dolayı olsun, isterse özürsüz olsun fidye gerekmez.»
Hanelilerin ve Hasan Basri'nin görüşü şudur: Mâlik, Şafiî, Ahmed. İshak ve Hanefîler de, eğer tehir etmek özür sebebiyle ise fidye gerekmeyeceği konusunda aynı görüştedirler. Âlimlerin bir kısmı ise; 'şayet bir özür olmadan orucu tehir ederse, önce içinde bulunduğu ramazan'ı tutar, sonra kaza borcunu ödeyerek her gün içinde bir mûd nisbetinde yiyecek vermesi gerekir.» demişlerdir. Bu görüşler için delil getirebilecekleri herhangi bir rivayet yoktur. Doğru olan Hanefîlerin kabul ettikleri görüştür. Çünkü sahih nass olmadan şer'i bir hüküm ortaya konamaz.
5.7. Üzerinde Oruç Borcu Olarak Ölen Kîmse
Bir kimse, üzerinde namaz borcu olduğu halde ölürse, velisinin ve başkasının onun adına namaz kılamayacağına dair âlimler icma etmişlerdir. Yine bunun gibi oruç tutmaktan aciz olan kimse adına, hayatta iken başka birisi oruç tutamaz, ölmeden önce tutması mümkün olduğu halde, tutmayıp borçlu olarak ölen kimse hakkında ise fakihler ihtilaf etmişler.
İçlerinde Ebû Hanife, Mâlik ve meşhur görüşüne göre Şafiî'nin de bulunduğu âlimlerin çoğunluğuna göre, velisi onun adına oruç tutamaz. Ancak hergün için bir mûd yiyecek dağıtır.
Şafiilerce .muhtar olan görüşe göre; velisinin, ölen adına oruç tutarak ölüyü borcundan kurtarması müstehab olup, ölen için yiyecek vermesi gerekmez. Burdaki velîden murad. Ölenin akrabası, varisleri veya diğerlerinden ölüye yakın olanlar demektir. Eğer velîsi izin verirse, uzak birisinin de oruç tutması sahihtir. Ancak izin vermezse caiz olmaz. Şafiîler bu görüşlerine Buhari, Müslim ve Ahmed'in Aişe (r.a.)den rivayet ettikleri hadisi delil getirmişlerdir:
Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Her kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse velisi onun için oruç tutar.» (Bezzâr, hadisi «Eğer dilerse» ziyadesiyle rivayet etmiştir.) Ahmed, Tirmizî, Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin tbn Abbas (r.a.)'dan rivayetlerine göre; bir adam Nebî aleyhisselâm'a gelerek; 'Yâ Rasûlallah, Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun oruçlarım kaza edeyim mi?' dedi. Rasülüllah; 'Annenin herhangi bir borcu olsaydı, Öder miydin?' Adam; 'Evet', deyince Ra-sûlüllah; 'öyleyse Allah'ın borcunu ödemek diğer borçlan ödemekten daha evlâdır', buyurdu.
Nevevî şöyle demiştir: «Bu görüş güveneceğimiz muhtar ve sahih bir görüş olup, aynı zamanda bu açık ve sahih hadislerden dolayı, şafiîlerden fıkıh ve hadîs ilmini araştıran âlimlerin de sahih saydığı bir görüştür».
5.8. Gündüzü Uzun. Gecesi Kısa Olan Beldelerde Gün Tâyinî
Gündüzü uzun, gecesi kısa, gecesi uzun, gündüzü kısa beldelerde günün takdiri konusunda hangi beldeye uyulacağı hakkında fakihler ihtilaf etmiştir. Bazıları; «Mekke ve Medine gibi şer'î hükümlerin farz kılındığı, gece ve gündüzü birbirine denk olan yerlere göre ölçülür.» Bazıları ise; «Gece ile gündüzü normal olan yakın beldelere göre ayarlanır,» demişlerdir.
5.9. Kadir Gecesi
5.9.1. Fazileti
Kadir gecesi senenin gecelerinin en faziletlisidir. Allah-u Teâla şöyle buyurmuştur: «Biz o Kur'ân-ı Kadjr gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.» (Kadir: 1-3). Yani o gece kılınan namaz, okunan Kur'ân ve yapılan zikir, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin aylık amelden daha hayırlıdır.»
5.9.2. Kadir Gecesini Aramanın Müstehab Olduğu
Kadir gecesini Ramazan'in son on günündeki tek günlerde aramak müstehabdir. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Kadir gecesini Ramazan'ın son gününde arar, Ramazan'in son on günü girdiği zaman geceleri ibadetie geçirir, Ailesini uyandırır, izarını sağlamca bağlardı (Hanımlarından uzaklaşarak kendisini ibadete verirdi.)
5.93. Hangi Gecenin Kadir Gecesi Olduğu
Kadir gecesinin tâyini hakkında âlimlerin çeşitli görüşleri vardır. Bazıları 21., bazıları 23., 25., 29. gecesi olduğunu söylemiş, bazıları ise «son on gündeki tek gecelere dağılmıştır,» demiştir. Alimlerin çoğuna göre 27. gecesidir. Ahmed'in sahih bir senetle İbni Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadise göre;' Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Her kim kadir gecesini ararsa onu yirmiyedinci gecesinde arasın.»
Müslim. Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizı'nin Übey bin Kâ'b (r.a.)' dan rivayet ederek, Tirmizî'nin sahihlediği hadiste Übey bin Kâ'b şöyle demiştir: «Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin olsun ki, kadir gecesi Ramazan'ın içindedir. Yine Allah'a yemin olsun ki onun hangi gece olduğunu biliyorum. Kadir gecesi, Rasûlüllahın bize ihya etmekle emrettiği, Ramazan'ın yirmiyedinci gecesidir.» (Bu gece olduğuna İstisnasız olarak yemin etti.)
Kadir gecesinin alâmeti güneşin o günün sabahında ziyası olmadan, beyaz olarak doğmasıdır.
5.9.4. Kadir Gecesinde Namaz Kılmak ve Dua Etmek
Buharı ve Müslim'in Ebü Hüreyre (r.a.)'den rivayet ettiği hadiste Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Her kim kadir gecesini, inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek İbadetle geçirirse geçmiş günâhları bağışlanır.»
Ahmed, İbn Mâce ve Tirmizî'nin Âişe'den rivayet ederek, Tirmizî'nin sahih saydığı hadise göre Aişe (r.a.) şöyle demiştir: «Ya Rasûlallah, kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilirsem ne söyleyeyim?» diye sordum. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dememi emir buyurdu:
“Allah'ım sen affedicisin, affetmeyi seversin. Beni affet.”
[1] Haberi Vahld»: kelime anlamı bakımından «bir kişinin haberi”demektir. Ancak hadisle İlgili usûl kitaplarında bu kelime, genellikle mü-tevatirin dışında kalan <meşhûr. aziz ve garib gibi) haberler için kullanılmıştır. (Talat Koçyiğit; Hadis Tarihi, s. 183).
[2] Sa': 2.917 fcg.lık bir ölçek. (Örfte ise: 3.333 kg.dir.) Müd: 832 gr.lık bir ölçek.
[3] Hadisin isnadında zayii kabul edilen Übey bin Ca'Ier vardır.
[4] Oruç bozmalarına İzin verilenler» bahsinde.
[5] Buradaki sakızdan maksat teinde gıda maddesi bulunmayan sakızlardır. Bugünküler ise bunun dışındadır. (Mütercim.)
İslami Okul Okulların En Önemlisi