ÖLÜ ARAZİYİ DİRİLTMEK - 096Olutaprak - 3. Sayfa
Ölü Araziyi İhya Eden, Ona Mâlik Olur Mu?
Ölü Araziyi İhya Ettikten Sonra Kendi Haline Terkederse :
İhyâ Edilen Bu Tür Arazi Vergileri :
ÖLÜ ARAZİYİ DİRİLTMEK
Fıkıhta buna Îhyâu'l-Mevat denir. Gerçi günümüzde sahipsiz arazi diye bir şey yoktur. Bunların hepsi devlet hazinesine aittir. Ancak îslâm Fıkhı'nda bu konuya verilen yeri ve taşıdığı hükümleri bilme bakımından oldukça önemli sayılır. Bu bakımdan kaynak eserlerimizde Ölü Akazîyî Diriltme konusuna geniş yer verilmiştir. [1]
Önce Ölü Arazi Hangisidir?
İslâm hukukçularına göre, şehir, kasaba ve köy sınırları dışında olup hiç kimsenin mülkiyetinde bulunmayan ve özel bir hakka bağlı bulunmayan arazidir. O halde şehir, kasaba ve köy sınırlan içindeki arazi bunun dışında kalır. Ayrıca şehir dışında olup mer'a, ve benzeri hususlarda kullanılan arazi de ölü arazinin kapsamı di-şmda bırakılmıştır.
İslâm'm bu husustaki amacna gelince :
Kendi haline terkedilmiş ve hiç kimse tarafından istifade edil-miyen araziyi o durumdan kurtarmak, mevcut kaynakları işler duruma getirmektir.
Müslümanların yararlanacağı tuzluk, petrol yatağı veya kuyusu, geniş maden yatakları ve benzeri kaynaklar da ölü araziden sayılmaz. Çünkü bütün bir ülke halkının onda hakkı vardır. Bu bakımdan devlet başkanının o gibi yerleri şahıslara ayırıp vermesine cevaz verilmemiştir.[2]
Ama şehrin yakınında bile olsa, suyu çekilen bir göl veya deniz körfezi ölü arazi sayılır. Devlet, bunu ihya edelnere verebilir.
Bu konuda şehir, kasaba ve köy sınırlarını ise şöyle belirlemişlerdir. Yüksek sesli bir adamın bütün gücüyle çağırdığı takdirde sesi kasabadan duyulursa, o takdirde bulunduğu yer kasabanın sınırları içinde sayılır. Sesinin duyulmadığı yer ise, ölü arazi kabul edilir.[3]
Devlet, ölü araziyi şahıslara ayırıp vermekte serbesttir. İsteklilere ayrılıp verdikten sonra bunun üç yıl bir süresi vardır. Şahıslar kendilerine verilen bu ölü araziyi üç yıl içinde ihya etmezse, o arazi yine ölü sayılır ve devlet ondan alıp başkasına verebilir. [4]
Ölü Araziyi İhya Eden, Ona Mâlik Olur Mu?
îmam Ebû Hanîfe'ye göre, devlet başkanının veya onun yetkili kıldığı organlann izniyle bir ölü araziyi dirilten kimse ona mâlik olur, yani mülkiyeti ona geçer.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e göre, devlet başkanından izin almasa bile ölü bir araziyi ihya eden kimse hukuken ona mâlik olur. Bu hususta müslümanla gayr-i müslim vatandaş eşit sayılır. [5]
Ölü Araziyi İhya Ettikten Sonra Kendi Haline Terkederse :
Bir kimse ölü bir. araziyi ihya ettikten sonra, onu bırakıp başka bir arazi ile meşgul olur veya imkânı yetmediği için bir süre onu terkeder, başkası gelip o araziyi ekip biçerse, arazi kimin mülkü sayılır? En sahih kavle göre, ilk onu ihya eden, onun mâlikidir, o vermediği sürece başkasının mülkü olamaz.
Ölü bir araziyi ziraate elverişli hale getirmez de içindeki otları yakar, ona belli bir sınır çizip kazık çakarsa, bu ona sahip olmayı gerektirmez. Çünkü ihyadan maksat, ziraate elverişli duruma getirmektir. Bu durumda üç sene beklenir, ihya etmediği takdirde yetkili organ onu başkasına vermekte serbesttir.[6]
Ölü bir arazinin içindeki taşları toplayıp ayıklamak veya etrafına ihata duvarı çekmek de onu ihya etmek anlamına gelir. Bu durumda üç yıl bir süre beklenir, ziraate elverişli duruma getirirse, mesele yok, getirmediği takdirde bir süre daha beklenir, çünkü orada belli bir emeği geçmiştir.[7]
İhya etmenin bir başka şekli de, o arazi üzerinde bir bina yapması veya ağaçlandırması veya uzaktan su getirip sulu duruma sok-masıdır. [8]
Geniş ölü bir arazinin bir kenarını ziraate elverişli duruma getiren kimse ancak işgal ettiği yere sahip olabilir. Başkası boş kalan kısmı ihya hakkına sahiptir. Ama onun tam ortasında bina yapıp arazinin bir bölümünü ziraate elverişli duruma getirirse, hepsine sahip olmuş sayılır. Bu İmam Muhammed'e göredir.[9]
îmam Ebû Hanîfe'ye göre, arazinin içinde kuyu kazıp su çıkarsa, onu ihya anlamına gelir. İster ziraatte bulunsun, ister bulunmasın farketmez. Mücerred su anki açması, suyun getirilmemesi, ihya sayılmaz.[10]
Çalılık veya dikenlik bir araziyi çalılardan ve dikenlerden iyice temizleyip düzeltirse, bu da ihya kabul edilir. Çünkü bunlar emek ve külfet isteyen işlerdir.
Devletten izin alıp bir yeri ihya etmek için başkasını kendi adına ücretle tutup o yeri ihya ederse, arazi onun olur, işçinin değil.[11]
Nehirler yatak değiştirir de bu yüzden bir miktar arazi ortaya çıkarsa, bakılır : Nehrin tekrar eski yatağına dönme ihtimali varsa, o yere dokunulmaz, böyle bir ihtimal yoksa, o yeri ihya eden, ona mâlik olur. Tabii, imam Ebû Hanîfe'nin içtihadına göre, devlet başkanından ya da yetkili kıldığı organdan izin almak şartiyle.[12]
Şahıslara ait bir araziyi su basar da orası göl halini alır ve birkaç yıl böyle devam ettikten sonra su çekilirse, en sahîh kavle göre, arazi ilk sahibinindir, başkasının orayı ihyaya hakkı yoktur. Ancak ilk sahibi ilgilenmiyeceğini söylerse, o takdirde başkasının ihyâsına ruhsat verilr.[13]
Ölü bir araziyi mülkiyetine sahip olmak için değil intifa' etmek için devlet başkanı veya yetkili organı birisine verirse, îmam Ebû Hanîfe'ye göre, orayı ihya eden ona sahip olamaz. Çünkü devletin izni yoktur, ayni zamanda şartlı bir ihyâye müsaade edilmiştir.
Bir şahıs ölü bir arazinin bir bölümünü kendi namına ihya ettikten sonra başka bir şahıa gelip o ihya edilen arazinin dört tarafındaki boş araziyi ihya edip bunu her taraftan çevirecek olursa, o takdirde ilk ihya edenin giriş yani yol hakkı bakidir. Bu bakımdan istediği taraftan geçiş sağlamak için yol alabilir.
Bir tepenin alt kısmında veya eteğinde kuyu kazıp su çıkaran kimse o tepenin tamamına sahip olmuş kabul edilir. Çünkü bir arazide çıkarılan kaynak su veya kazılan kuyu beşyüz zira'lık (60-65 cm.lik) bir sahayı harîm durumuna sokar, yani bu ölçü içindeki arazi kuyu sahibine aittir, başkası onda tasarruf edemez.[14]
Bu beşyüz zira'lık saha hakkında da farklı görüşler vardır : Yalnız bir cihetinden mi, yoksa dört cihetinden mi? En sahih tesbite göre, her cihetinden beşyüz zira'lık bir saha onun harîmi kabul edilir.[15]
İhyâ Edilen Bu Tür Arazi Vergileri :
İhya edilen ölü arazilerin vergisi hangi vergi kapsamına girmektedir? İmam Ebû Yusuf'a göre, öşür arazi semtinde ise öşrü verilir. Haraç arazi semtinde ise, onun hükmünü alır. îmam Muhammed'e göre, o araziyi öşür suyuyla sularsa, öşri olur, haraç suyuyla sularsa haraci olur. Bir gayr-i müslim orayı Üıyâ ederse, haracı olur. Bunda icmâ' vardır.[16]
Devletin izniyle ölü bir arazide kuyu- kazıldıktan sonra başka bir şahıs gelip onun harîminde ikinci bir kuyu kazacak olursa, ona engel olunur. Bunun gibi ziraat yapmasında müsaade edilmez. Çünkü o kesim ilk kuyu açan şahsın hakkıdır. Ama devletin müsaadesiyle ikinci adam onun harîminin bitişiğinde ikinci bir kuyu kazar da bu yüzden birinci şahsın kuyusu kurursa, bundan dolayı bir tazmin gerekmez. Çünkü ikinci kuyu onun harimi dahilinde değildir.[17]
îki kişi anlaşır da ölü bir arazide bir kuyu kazarlar da, -şu şartla ki kuyu birine, etrafındaki arazi diğerine ait olmak üzere-, bu caiz değildir. Çünkü'böyle bir anlaşma, şer'î esaslara uymamaktadır. Zira şeriatte, harim kuyuya tabi'dir.
Bu durumda kuyu kime aitse etrafındaki harîm de ona aittir. Kuyu ikisi arasında ortaklaşa ise, harimde ortaklaşa aralarında taksim olunur. [18]
[1] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/240.
[2] Fetâvâ-yi Hindiyye.
[3] El-Bedayi' - Kâsânî - Et-Tebyîn – Zeylaî.
[4] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/240-241.
[5] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/241.
[6] Et-Tebyin – Zeylaî.
[7] El-Muhit . Serahsî.
[8] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[9] Tatarhaniyye.
[10] El-Muhit – Serahsî.
[11] EI-Kınye – Eburrecâ.
[12] Siracü'l-Vehhac.
[13] El-Kınye ,. Eburrecâ.
[14] El-Bedayi' – Kâsânî.
[15] Et-Tebyîn – Zeylaî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/241-243.
[16] El-Bedayi' – Kâsânî.
[17] El-Mebsût - Şemsüleimme Serahsî.
[18] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/243-244.
İslami Okul Okulların En Önemlisi