Fikih - 2. Sayfa - 046Rehin
27.4. Rehin Alanın Rehini Kullanması
27. 5. Rehinin Fayda ve Geliri
27.6. Borç Ödeninceye Kadar Rehin Durur
27.8. Müddetin Dolması Anında, Rehinin Satılmasının Şart Koşulması
27. BÖLÜM
REHİN
27.1. Tanımı
Rehin lügatte, «bağlamak, tutmak» manasında olduğu gibi, «durmak ve devam etmek» manasına da kullanılır. İkinci manada, Arapların «Rehine nimet» yani, «devamlı sabit nimet» sözleri delildir. Allah'ın şu âyetinde ise, ilk manasıyla kullanılmıştır :
«Herkes, kazancı ile rehindir.» (Müddessir: 33)
Yani, kazancına ve ameline bağlıdır.
Şeriattaki manasına gelince; âlimler, rehini, *Şer'î açıdan mâlî bir kıymeti olan bir malı, borcun vesikası (teminatı) kılmaktır. Böylece borç verenin bu borcunu geri alması mümkün olur veya bu rehinin bir kısmını alır.» diye tanımlamışlardır.
Biri, başka birinden borç aîmak istediği zaman, bu borcun yerine, ya bir akarı (gayr-ı menkulü) veya bir hayvanı, borcunu ödeyinceye kadar alacaklıya teslim eder. Bu rehin, şer'idir.
Borç alan malın sahibine, «râhin» denir. Malı alıp, alacağına karşılık tutan borç verene, «mürtenin», rehine verilen mala da, «rehin» denir.
27.2. Meşruluğu
Rehin caizdir. Kitab, Sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Kitab'dan delili, Allah Teâla'nın şu buyruğudur:
«Eğer, yolculukta olup, kâtip bulamazsanız, alman rehin yeterlidir. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse, borcunu ödesin.» (Bakara: 283)
Sünnetten delili ise şudur: Nebi aleyhisselam, bir yahudiye zırhını rehin bırakmıştır. Yahudiden veresiye arpa istemiş, yahudi ise, «Muhammed, malımı götürmek istiyor.» demişti. Bunun üzerine Nebi aleyhisselam, şöyle buyurdu: «Yalan söyledi. Ben, yerde de eminim, gökte de. Eğer ödeyeceğime güvenmiyorsa, ona (rehin olarak) zırhımı götürün.»
Buharı ve başkalarının, Ümmü'l-ininîn Âişe (r.a)'den rivayetine göre, şöyle demiştir: Allah. Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bir yahudiden yiyecek satın aldı ve zırhını rehin bıraktı.
Âlimler, bu konuda icma etmişlerdir. Onun caiz ve meşru olduğuna kimse karşı çıkmamıştır. Fakat, yolculuk dışında meşru olup olmadığında, tartışma vardır.
Cumhur ulema; «Yolculukta meşru olduğu gibi, yolculuk dışında da meşrudur. Delili, Allah Rasûlü aleyhisselam'ın fiilidir. Çünkü O, Medine'de bulunuyordu. Âyette, yolculukla kayıtlandırılması ise, çoğunlukla yolcunun vermesi yüzündendir. Rehin, genellikle yolculukta verilir.» demiştir.
Mücahid, Dehhâk ve Zahiriler, âyeti delil getirerek, şöyle demişlerdir : «Rehin, ancak yolculukta meşrudur.» Yukarıda geçen hadis, aleyhlerinde delildir.
27.3. Sıhhat Şartları
Rehin akdinin sıhhati için şu şartlar gereklidir ;
1. Akıl,
2. Buluğ,
3. Rehin verilen malın —arazi bile olsa— bulunması gerekir.
4. Rehin verilenin veya vekilinin onu alması (kabzı) gerekir,
Şafii, şöyle demiştir: «Allah, rehin dışında hiç bir hükmünü, kabz (elde etme) ile mevsuf kılmamıştır. Bu özellik bulunmadığında, hükmün de bulunmaması gerekir.»
Mâlikiîer, şöyle demiştir: -Rehinin akd ile olması gerekir. Rehin veren, rehini, rehin alana, malik olması için vermeye mecburdur. Rehin alan, rehini elde edince, -Rehin verilene zarar vermediği sürece rehini kullanma hakkı vardır.» diyen Şafii'nin aksine, faydalanma hakkını da elde eder.»
27.4. Rehin Alanın Rehini Kullanması
Rehin akdi, borç keffareti ve borcu sağlama alma amaçlanan bir anlaşmadır. Bununla istismar ve kâr amaçlanmış değildir. Bu böyle olduğu sürece, rehin verenin izni olsa bile, rehin alanın maldan istifade etmesi helal değildir. Çünkü borç fayda meydana getirmiş olur. Her fayda doğuran borç da, faizdir.
Bu, rehinin, binilen veya sağımlı hayvan olmadığı durumlarda böyledir. Yük veya süt hayvanı olursa, bunları besleme karşılığı olarak onlardan istifade eder. Onların geçimini sağlayınca, istifade hakkı doğar. Deve, at ve benzeri binek hayvanlarına biner ve yük yükler. İnek, koyun ve benzeri hayvanların da, sütünü sağar.
Bu, Ahmed ve İshak'ın görüşüdür. Âlimlerin cumhuru, buna muhalefet ederek, «Rehin alan, hiç bir şekilde istifadede bulunmaz.» dediler. Aşağıdaki hadisler, bunların aleyhine delildir:
Sa'bi'nin, Ebû Hüreyre (r.aJ'den rivayetine göre, Nebi aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «Rehine bırakılan hayvanın sütü, nafakası (beslenmesi) karşılığı olarak sağılır. Rehine bırakılan binek hayvanına, beslenmesi karşılığında binilir. Binen ve sütünü sağan, beslenmesini de yüklenmiştir.»
(Ebû. Dâvud, şöyle demiştir: «Bu hadis, bize göre, sahihtir.» Hadisi, başkaları da kaydetmiştir. Buharı, Tirmizi ve İbn Mâce bunlardandır.)
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyurmuştur: «Rehin verildiğinde, binek hayvanına, beslenmesi karşılığı binilir. Rehin verildiğinde, sağımlık hayvanın sütü, beslenmesi karşılığı içilir. Bu hayvanların beslenmesi, binene ve içene aittir.»
(Hadisi, Buhari, Ebû Dâvud, Tirmizi ve îbn Mâce kaydetmiştir.)
Bir lâfızda: «Hayvan, rehin bırakılınca, yemi, rehin alana aittir. Sağımlının sütünü içer. Besini de içene aittir.»
(Hadisi, Ahmed rivayet etmiştir.)
Ebû Salih'in, Ebû Hüreyre'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam ,Rehine binilir ve sütü içilir.» buyurmuştur.
27. 5. Rehinin Fayda ve Geliri
Rehinin gelir ve ücreti, korunup sahibine iade edilir. Rehinin geliri, rehin bırakanındır. Geliri rehine dahil olup, rehinin aslıyla beraber verilir. Buna, yavrusu, yünü, meyvesi ve sütü de dahildir. Çünkü Nebi, -Rehinin, kârı da, zararı da, rehin verenindir.» buyurmaktadır.
Şafii; «Bunlardan hiç biri, rehine dahil değildir.» demiştir.
Mâlik ise; »Sadece, yavrusu ve hurma fidanları girer.» demiştir.
Rehin alan, rehin verenin bulunmaması ve bundan kaçınması durumunda, hakimin izni ile rehinin beslenmesini karşıladığı zaman, bu beslemesine karşılık rehin veren borçlanmış olur.
Şafii ve Ahmed'e göre: -Rehin, emanettir. Rehin, rehin verilenin elinde bir emanettir. Rehin alan, bir İhaneti olması dışında, zararı tazmin etmez.»
27.6. Borç Ödeninceye Kadar Rehin Durur
İbn Münzir şöyle demiştir: İlim sahibleri, bir mala karşılık rehin bırakan kimse, borcunun bir kısmını ödeyince, rehinin o kadar kısmını da ister. Hakkının diğer kısmını vermedikçe veya ilgisini kesmedikçe borcu afvolunmadıkça rehini geri alamaz.
27.7. Rehini Vermemek
Rehin veren borcunu ödemeyince, rehinin kendi mülkünden çıkıp rehin alanın malı olması Arap adetlerindendi. İslâm, bunu ibtal edip, yasaklamıştır.
Borcun süresi tamamlandığı zaman, rehin verenin onu ödemesi ve borç hesabını kapatması gerekir. Ödemekten kaçınırsa ve rehinin satılmasına izni de yoksa, hakim, ya borcunu ödemesi veya rehinin satılması için, onu icbar eder. Rehin satılır ve borcundan fazla bir para kalırsa, bu, rehin sahibine verilir. Eğer borca yetmezse, onu da rehin veren tamamlar.
Muaviye bin Abdullah bin Ca'fer'in hadisinde: Bir adam, Medine'de bir evi belirli bir müddet için rehin olarak verdi. Müddet doldu. Rehin verilen, «Ev benim." dedi. Nebi aleyhisselam,Rehini, onu veren sahibine vermemezlik olmaz. Kân da, zararı da onundur.» buyurdu.
(Hadisi, Şafii, Esrem ve Dârekutnî rivayet etmiş; Dârekut-nî, «İsnadı, hasen ve muttasıldır.» demiştir. Hafız İbn Hacer, «Bülüğu'l-Meram'ında, râvilerinin sika olduğunu söylemiştir. Ancak, Ebû Dâvud ve başkalarında, mürsel olarak mahfuzdur.)
27.8. Müddetin Dolması Anında, Rehinin Satılmasının Şart Koşulması
Süre dolduğunda, rehinin satılması şart koşulursa, bu şart caizdir. Bu şartm bâtıl olduğu görüşünde olan İmam Şafii'nin aksine rehini satmak, rehin alanın haklarındandır.
27.9. Rehinin Bâtıl Olması
Rehin, rehin alanın ihtiyarıyla, rehin verene ödendiği zaman, bâtıl olur (rehinlikten çıkar.)
İslami Okul Okulların En Önemlisi