Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

RESİM - SURET - TİMSAL -FOTOĞRAF - 105Resimyapmak - 3. Sayfa

RESİM - SURET - TİMSAL -FOTOĞRAF. 2

Bu Konuyla İlgili Hadîsler : 2

Çocuk Oyuncakları : 3

Evlere Üç Buutlu Heykellerin Konulmaması : 3


RESİM - SURET - TİMSAL -FOTOĞRAF

 

Yukarıda görüldüğü gibi, dört tabir bulunmaktadır. İslâm'a gö­re bunların taşıdığı mânalar, hükümler ve aralarındaki münasebet­ler nelerdir?

Resim: Kâğıt ve benzerleri düz bir nesne üzerine kalem, bo­ya veya başka araçlarla canlı ya da, cansız bir şeyin çizilen benzeri demektir.

Suret: Canlı ya da cansız bir şeyin dış görünüşü, şekli ve benzeri anlamında daha çok kullanılır.

Timsâl: Üç buu'du, yani uzunluğu, enliliği, kalınlığı olan ve ol­mayan yapılmış suret, manasına gelir.

Fotoğraf: Belli makina ve âletlerle gözle görülen şeyle­rin kâğıt ve benzeri maddeler üzerine tesbit edilen şekli demektir.

îslâm Dini, putperestlikle çetin bir mücadele vermiş, Allah'a eş -ortak koşulan bütün cisimleri yasaklayıp haram saymıştır. Bir daha putperestlik hortlamasın diye, daha çok üç buudu olan canlı varlık­ların taştan, ağaçtan, alçı ve benzeri herhangi bir maddeden yapıl­masını da haram kılmıştır.

Kâğıt ve benzeri düz bir cisim üzerinde kalem, yağlıboya ve ben­zeri bir maddeyle çizilip yapılan resim ve suret ise, müstehcen olma­dığı ve ilâhlaştırma niyeti bulunmadığı takdirde, üç buudu olan can­lıların şekil ve heykelinden ayrılır, ayrı bir hüküm taşır.

Fotoğrafçılık ve bu yoldan çekilen fotoğraflar da, kâğıt ve ben­zeri maddeler üzerinde çizilen resimler kapsamına girer. [1]

 

Bu Konuyla İlgili Hadîsler :

 

Canlı bir varlığın kabartma şeklinde olsun, gölgesi görülecek bi-İçimde olsun şeklini, heykelini yapmayı men'eder anlamda birçok sa­hih hadîsler rivayet edilmiştir. Canlı olmayan varlıkların ise, ağaç-dağ, ev ve benzeri şeyler gibi, kabartma veya gölgesi görülecek şe­kilde üç buutlu yapılmasında bir sakınca olmadığı yine rivayet edi­len hadîslerden anlaşılmaktadır.

Ashabdan İbn Abbas (R.A.), Peygamber (A.S.) Efendimizin şöy­le buyurduğunu rivayet ediyor :

«Kim dünyada bir suret (= canlı bir varlığın kabartma ya da heykel) ini yapıp tasvir ederse, kıyamet günü ona ruh üflemekle zor­lanır; oysa, o, ruh üfleyici değildir.»[2]

Hazret-i Âişe (R.A.) Validemiz anlatıyor :

—  Ümmü Habîbe ile Ümmü Seleme (Allah ikisinden de razı ol­sun)  bir gün Peygamber  (A.S.) Efendimize, Habeşistan'da kilisede suretler (nakşedilmiş olduğunu) gördüklerini anlattılar. Bunun üze­rine Peygamber (A.S.) Efendimiz buyurdu ki :   «Onlar içlerinde iyi bir kişi bulunur da vefat edince kabri üzerine mescid (ibâdet binası) yaparlar içini suretlerle donatırlardı, İşte onlar kıyamet günü Allah yanında insanların en şerirleridir.»[3]

Bir adam îbn Abbas (R.A.) Hazretlerine gelerek dedi ki :

—  Doğrusu ben bir insanım, ama geçimim şu elimin san'atiyledir; benşu  (gârdüğün)  suretleri  (canlıların şekillerini)  yapmaktayım.

İbn Abbas (R.A.) ona dedi ki :

—  Sana ancak bu konuda Resûlüllah  (A.S.)  Efendimizden işit­tiğimi haber vereceğim. Efendimizden işittim buyurdu ki : «Kim bir suret yaparsa, içine ruh üfleyinceye kadar Allah ona azap edecektir, oysa ruh üfleyici de değildir.» Bunun üzerine ressam boğuk bir ses çıkarıp soludu, benzi sarardı. îbn Abbas (R.A.) ona acıyarak dedi ki:

—  Vah, sana pek yazık oldu. Herhalde sanatını devam ettirmek mecburiyetinde isen bari canlı olmayan eşyayı tasvir et..[4]

" «Kim görmediği bir rüyayı gördüm diye iddia ederse, (kıyamet günü) iki arpa tanesini birbirine düğümlemesiyle teklif olunur ki hiç bir zaman yapamıyacağı bu işle azap edilir. Kim de bir toplumun duyulmasını hoşlanmadıkları bir haber ve sözünü işitmeye çalışırsa, kıyamet günü iki kulağına kurşun dökülür. Kim de (canlı bir varlı­ğın) suretini resmedip yaparsa, ona da buna ruh üfle diye azap edi­lir, oysa o, üfleyici değildir.»[5]

Bu konuda bir diğer dikkat çekici rivayet Hz. Ali (R.A.) 'den ya­pılmıştır. Hz. Ali (R.A.) diyor ki :

— Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bir cenazenin teşyiinde bulunu­yordu, derken ashabına dönüp dedi ki: «Sizden kim Medine'ye he­men gider de orada hiçbir put bırakmayıp kırar, hiçbir kabir bırak­mayıp onu dümdüz eder' (de sadece baş ve ayak   kısmındaki dikili taşlar kalır) hiç bir suret bırakmaz da hepsini silip belirsiz hale ge­tirir?» Bunun üzerine bir adam, «ben giderim Ey Allah'ın Peygam­beri!» dedi. Bu sebeple Medine halkı korkup endişe duydu. O adam da hemen gitti ve bir süre sonra dönüp şöyle dedi: «Ey Allah'ın Pey gamberi! Medine'de hiçbir put bırakmadım hepsini kırdım, hiçbir ka-|bir bırakmadım hepsini dümdüz ettim, hiç bir suret bırakmadım hep­sini silip belirsiz hale soktum.» Sonra Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurdu :

«Kim bunlardan birini yapmaya dönerse, herhalde o Muham-med'e indirileni inkâr etmiş olur!»[6]

Hz. Ali'nin rivayet ettiği bu hadis, islâm'ın Medine'deki ilk yılla-'rında putperestliğe karşı amansız bir mücadele verdiğinin örnekle­rinden biridir. Bilindiği gibi, daha sonraları ne kabirler dümdüz edil­miş, ne de sadece kumaş üzerindeki canlıların resimleri belirsiz hale-getirilmiştir. Kademeli biçimde bir hafifleme uygulanmıştır

Put konusunda ise ayni şiddet hep devam etmiş, hiçbir hafifleme söz konusu olmamıştır. [7]

 

Çocuk Oyuncakları :

 

îslâm, putperestlik bir daha hortlamasın diye, gölgesi olan üç buutlu canlı heykellerin, bu anlamda kabartma şekilleri kesinlikle haram kılıp yasaklarken, çocuk oyuncaklarına cevaz vermiştir. Bu cevazın amaçlarından biri, çocuğa yine çocuk sevgisini aşılamak ve onun zamanını ileride kuracağı aile yuvasının hayalleri ile değeren-dirmektir.

Hazret-i Âişe Validemizden yapılan sahih rivayete göre, şöyle anlatıyor :

— «Yapılan kız çocuğu şeklindeki oyuncak bebeklerle oynayıp vakit geçirdim. Peygamber (A.S.) Efendimiz bazen içeri girdiğinde yanımdaki kız çocukları olan arkadaşlarım dışarı çıkarlarda, Pey­gamber (A.S.) Efendimiz dışarı çıkınca onlar tekrar yanıma gelir­lerdi. [8]

Buharî ve Ebû Davud'un sahih senetle rivayet ettikleri hadîsten, çocuk oyuncakları canlı varlıkların şeklinde de olsa buna müsaade edilmiştir. Hz. Âişe Validemiz çok genç yaşta iken Peygamber Efendimizle evlenmişti. Onun birkaç tane samimi kız arkadaşları daha vardı, ara sıra gelirler, onunla beraber oyuncak bebekler yapıp oy­narlardı. Peygamber (A.S.)  Efendimiz mükerreren   buna   rasladığı

halde engel olmamıştır.

Yine Hz. Âişe Validemiz  (R.A.Π anlatıyor :                                

—  Peygamber (A.S.) Efendimiz ya Tebük seferinden ya da Hay-; ber savaşından döndüğünde Hz. Âişe'nin odasına girdi. Odadaki raf üzerindeki perdeyi rüzgâr kaldırınca arakasında Hz. Âişe'ye ait oyun­cak bebeklerin bulunduğu göründü. Bunun üzerine Peygamber (A.S.) Efendimiz sordu :

—  Bunlar nedir ya Âişe!?

—  Kızlarımdır, diye cevap verdi.

Peygamber oyuncaklar arasında bir de iki kanatlı bir at oyun­cak gördü.

—  Oyuncaklar arasında gördüğüm şu nedir,    diye sordu.   Hz. Âişe (R.A.) :

—  At'tır, diye cevap verdi.

— Ya şu iki tarafında olanlar nedir?

—  Kanatlarıdır.

—  İki kanadı olan bir at öyle mi? diyerek hayretini belirtmek is­tedi. Bunun üzerine Hz. Âişe (R.A.)  :

—  Süleyman Peygamberin kanatlı hayli atlarının bulunduğunu duymadınız mı? deyince, Peygamber (A.S.) dişleri görünecek şekilde güldü.[9]

 

Evlere Üç Buutlu Heykellerin Konulmaması :

 

Yine İslâm, putperestliği önlemek ve onun bir daha hortlamama-sı için, evlere canlıları temsil eden heykellerin konulmasını haram kılmıştır. Nitekim Buhari'nin sıhhatli tesbitine göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz evinde put suretlerinden ne varsa, onları yok eder, hiçbir şey bırakmazdı.

Ümmetini bu hususta uyararak şöyle buyurmuştur :

«Şüphesiz ki melekler içinde heykeller bulunan bir eve girmez-leı. [10]

Buraya kadar naklettiğimiz suretlerle ilgili hadîsler, gölgesi olup canlı varlıkları temsil eden heykellere ve o anlamda kabartmalara yöneliktir. Üç buutlu olmayan, yani gölgesi söz konusu olmayan du­varlara, kâğıt üzerine ve kumaşlar üzerine nakşedilen canlı varlık­ların resim ve suretleri bu tahrimin dışındadır.

İslâm'ın ilk yıllarında kâğıt ve benzeri şeyler üzerindeki resim­ler de men'edümiş, sonra İslâm iyice yerleşip putperestlik yok edi­lince, bunlara tedricen cevaz verildiği anlaşılmıştır. Nitekim Fatih Sultan Mehmet zamanında bilhassa minyatürlük hayli rağbet gör­müş, Fatih kendi resmini yaptırmaktan çekinmemiştir. Devrin en bü­yük din âlimleri duvar, kâğıt, kumaş ve benzeri şeyler üzerine nak­şedilen canlı varlıkların resimlerine -müstehcen olmadığı ve tapın­ma amacı taşımadığı takdirde- cevaz vermişlerdir.

Nitekim İslâm'ın Medine'deki ilk yıllarında Hz. Âişe Validemiz (R.A.) anlatıyor : Evdeki dolabın üzerine ince bir perde asmıştım ki üstünde canlı varlıkların resimleri bulunuyordu. Peygamber (A.S.) Efendimiz içeri girip gözü ona dokununca hoşlanmadı ve rengi de­ğişti, sonra da şöyle buyurdu: «Ya Âişe! İnsanlardan kıyamet günü en şiddetli azap görenler, Allah'ın yaratıklarına benzer şeyler ya­panlardır.»

Bunun üzerine perdeyi kesip bir veya iki yastık yüzü yaptım.

Bu rivayette iki önemli nokta var : Biri, üzerinde canlı varlıkla­rın resmi bulunan bir perdenin asılmasını uygun görmemek; diğeri ayni perdenin yastık yüzü yapılmasıdır ki bu durumda üzerindeki resimler aynen kalmış, dokunulmamıştır. Eğer bu tamamen haram olsaydı, herhalde Resülüllah (A.S.) Efendimiz onun yastık yüzü ya­pılmasına müsaade etmez, belirsiz hale getirilmesini emrederdi. Oy­sa bu hususta herhangi bir emir vermemiş ve yastık yüzü olmasına sesini çıkarmamıştır.

Daha sonraları bu engel de kaldırılmış, perdelerdeki resimler kıble cihetine gelmemek şartiyle kerahetle cevaz verilmiştir. Nitekim Zeyd b. Hâlid'in Ebû Talhâ (R.A.)'den yaptığı rivayette Peygamber (A.S.) şöyle buyurmuştur :

«Şüphesiz ki melekler, içinde suret bulunan bir eve girmez.»

Râvi, Yüsr b. Said diyor ki : Bir süre sonra Zeyd bin Hâlid hasta­lanmış, sormaya gittiğimizde, kapısına asılı, üzerinde canlı varlıkla­rın resmi bulunan bir perde ile karşılaştık. Hanımına dedi ki : Daha önce Zeyd bize bu suretler hakkında (men'eder şekilde) haber ver­memiş miydi? Kadın cevaben dedi ki: «Ancak elbise (kumaştaki) na­kış (canlı cansız resmi) müstesna... dediğini işitmedin mi?»[11]

Yine sahih tesbitlere göre, Hz. Âişe Validemiz, (R.A.) diyor ki : «Üzerinde kuş resimleri bulunan bir perdemiz bulunuyordu. Eve gi­ren kimsenin gözüne dokunacak biçimde asılmıştı. Bunun üzerine Peygamber (A.S.) Efendimiz bana şöyle buyurdu :

«Bunu ters çevir; çünkü ne kadar buraya girsem, gözüm ona do­kunur ve böylece dünyayı hatırlarım!»[12]

İşte bu hadîs-i şerif de resmin haram olmadığına delildir. Çünkü bu tür suret ve resimler haram olsaydı, Peygamber (A.S.) onun baş­ka bir yere asılmasını emretmez, doğrudan yok edilmesini buyurur­du. Ayni zamanda yerinin değiştirilmesini emretmesinin sebebi de açıklanmış, dünyayı ve dünyalığı hatırlatma olduğunu belirtmiştir.

Fukahadan Tahavi bu hadîse dayanarak diyor ki :

«Dinin kurucusunun ilk yıllarda her türlü put, suret ve resimle­ri men'etmesinin sebebi, putperestlik üzerinden uzun bir süre geç­memiş olduğundandır. Put ve benzeri şeyler© bir daha dönülüp ibâ­det edilmesin diye, put ve ona yol açan her suret ve resim yasaklan­mıştı. Sonra İslâmiyet yayılıp esasları iyice yerleşip anlaşıldıktan sonra putlar ve benzeri şeyler hakkındaki yasak devam etti, ama bez ve kâğıt ya da benzeri şeyler üzerine yapılan resimlere dokunulma­dı, bir bakıma serbest bırakıldı. Çünkü artık bu gibi resimlere gösterenler olmazdı.»

ibn'Hazim de diyor ki :

«Üç buutlu olan canlı varlıkların suretleri sadece oyuncak olmak üzere çocuklar için mubah kılınmıştır, başkaları için değil. Ancak elbise ve benzeri şeyler üzerine çizilen, nakşedilen suretler haram değildir.» tbn Hazim bu ifadeyi kullandıktan sonra delil olarak ayrı­ca Zeyd b. Hâlid'in Ebû Talha el-Ansarî'nin rivayet ettiği hadîsi de­lil olarak göstermiştir. [13]

 



[1] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/333-334.

[2] Sahîh-i Buharî : îbn Abbas (R.A.)'den.

[3] Sahîh-Î Buharî - Hz. Aişe (R.A.)'den.

[4] Sahîh-i Buharî - îbn Abbas (R.A.)'dan.

[5] Buharî : îbn Abbas (R.A.)'dan.

[6] Müsned-i Ahmed b. Hanbel - Isnâd-i Hasen ile.

[7] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/334-336.

[8] Buharî - Ebû Dâvud : Âişe (R.A.)'den.

[9] Ebû Dâvud - Nesâî: Hz. Aişe (R.A.)'den.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/336-337.

[10] Buharı – Müslüm.

[11] Kütüb-i Sitteden beşi rivayet etmiştir.

[12] Sahih-i Müslim : Hz. Âişe CR.A.)' den.

[13] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/337-340.