Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 049Sulh

43. BÖLÜM.. 2

SULH.. 2

43.1. Tanımı 2

43.2. Meşruluğu. 2

43.3. Rükûnları 2

43.4. Şartları 2

43.4.1. Sulh Yapanlara İlişkin Şartlar 2

43.4.2. Kendisi Sebebiyle Sulh Yapılan Şeyin Şartları 2

43.4.3. Sulha Konu Olan Şeye İlişkin Şartlar 3

43. 5. Sulhuh Kısımları 3

43.5.1. İkrardan Dolayı Sulh. 3

43.5.2. İnkardan Sonra Yapılan Sulh. 4

43.5.3. Susmadan Sonra Yapılan Sulh. 4

43. 5.4. İnkar ve Susma Sonrası Yapılan Sulhun Hükmü. 4

43. 5.5. Vadeli Borçda Bir Kısmı Peşin Verilerek Sulh Yapılması 4


43. BÖLÜM

 

SULH

 

43.1. Tanımı

 

Lügatte sulh, husumeti sona erdirmektir. Şeriatte ise, iki ha­sım arasında bulunan husumete son verme akdidir.

Anlaşma yapan her iki tarafa «musalih» denir.

Hasımlaşılan hakka «Musalihan anh» denir.

Hasımlardan birinin, husumeti sona erdirmek için diğerine verdiği şeye de: «Musalihan aleyh» veya «sulh bedeli» denir.

 

43.2. Meşruluğu

 

Sulh, tartışma konusunu, uyuma (anlaşmaya) çevirdiği ve iki hasım arasındaki husumeti sona erdirdiği için, Kitab, Sün­net ve icmâ ile meşru kılınmıştır.

Kitab'da, Allah Sübhanehû şöyle buyuruyor: «Eğer müminlerden iki topluluk, birbiriyle savaşırlarsa ara­larını

düzekiniz, eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız. Eğer dönerler­se, aralarını adaletle bulunuz. Adil davranınız. Şüphesiz Allah adil davrananları sever.» (Hucurat: 9)

Sünnet'de, Ebû Dâvûd, Tirmİzi, İbn Mâce, Hâkim ve İbn Hib-bân'ın Amr bin Avf'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallalla-hu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Sulh, helali haram, ha­ramı helal kılmadıkça iki müslüman arasında caizdir.»

Tirmizî şunu eklemiştir: «Müslümanlar şartlan üzeredir.» (Tirmizi «Bu hadis hasen - sahihtir» demiştir.)

Ömer (r.a.) şöyle demiştir:

«Hasımları, İslah olana değin alıkoyun. Eğer aralarında hü­küm verilirse, kinleri geri kalır.»

Müslümanlar hasımlar arasında sulhun meşru olduğunda ic-

ma etmişlerdir.

 

43.3. Rükûnları

 

Sulhun rükûnları, sulhu bildiren her türlü lafızla söylenen îcab ve kabulden ibarettir. Mesela iddiacı: -Sana olan yüz lira borcuma karşılık, elli lira üzerine sulh yaptım.» der, diğeri de: «Kabul ettim.» ve benzeri lafızlar der.

Sulh tamamlandığı zaman, akid yapanları bağlayıcı bir akid olur. Bunlardan birinin, diğerinin razılığı olmadan akdi feshet­meye kalkması sahih değildir.

Akdin gereği olarak, davacı sulh bedeline malik olur. Da­valı ise onu reddedemez ve davacının davasını ortadan kaldı­ramaz.

 

43.4. Şartları

 

Sulhun birçok şartı vardır. Bunlardan kimi, sulh yapanla­ra, kimi sulh yapılan şeye, kimi de sulha konu olan şeye aittir:

 

43.4.1. Sulh Yapanlara İlişkin Şartlar

 

Sulh yapanın, hibesi sahih olan kimselerden olması şarttır. Eğer hibesi sahih olmayan — deli, çocuk, yetim velisi veya va­kıf bekçisi gibi — kimselerden olursa, suihu sahih değildir. Çün­kü sulh bir hibedir. Bunlar ise ona malik değildirler.

Mümeyyiz olan çocuğun, yetim velisinin ve vakıf bekçisinin — çocuk, yetim ve vakıf için faydalı olduğunda— sulh yapma­ları sahih olur. Mesela, bunlardan birini başkası üzerinde ala­cağı olsa ve bu borcu ispat eden bir delili bulunmasa, alacak­lının alacağının bir kısmını alıp, diğer kısmını bırakma üzerine sulh yapar.

 

43.4.2. Kendisi Sebebiyle Sulh Yapılan Şeyin Şartları

 

1- Teslimin mümkün olduğu mütekavvim (kazanılmış) bir mal veya bir menfaat olmalıdır.

2- Eğer teslim almaya veya vermeye ihtiyaç duyuluyor­sa, tartışmaya yol açan aşırı meçhullüğü kaldıran, bilinen bir şey olmalıdır.

Hanefiler şöyle demiştir: Teslim alma ve teslim etmeye ih­tiyaç yoksa, onun bilinmesi şart değildir. Mesela, iki kişiden her-birinin diğerinde malı bulunduğunu iddia etmeleri, sonra da her biri diğerinde bulunan malının sulh bedeli olarak onun hakkı olduğunda anlaşıp, sulh yapmaları gibi.

Şevkâni, maluma karşılık meçhul şey ile sulhun caiz oldu­ğu görüşünü tercih etmiştir.

Ümmü Seleme'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Arala­rındaki bir miras hususunda davaîaşan iki adam Nebi aleyhisselam'a geldiler. Çok zaman geçtiği için her ikisinin de iddia­larından başka delilleri yoktu. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve selîem, «Siz Allah Rasûlüne gelip, davacı oluyorsunuz. Ben ise ancak bir beşerim. Belki de biriniz delilini, diğerinden daha iyi anlatır. Ben de aranızda duyduğuma göre hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkı olan bir şeyi hükmedersem, onu alma­sın. Çünkü ondan ancak kıyamet günü boynuna sarılacak olan bir ateş parçası koparmış olur.»

îki adam da ağladılar ve her biri diğerine;' «Hakkım senin olsun.» dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

«Madem böyle oldu, gidin, malı hakkı gözeterek ikiye ayı­rın. Sonra kura atın. Sonra da herbiriniz arkadaşına helallik versin.» (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce kaydetmiştir.)

Ebû Davud'un bir rivayetinde: «Bana vahiy gelmeyen me­selelerde, aranızda re'ynnle hüküm veriyorum.»

Şevkani şöyle demiştir: «Bu hadis, meçhul olan bîr şeyde sulh yapılmasının sahih olduğuna delildir. Çünkü burada her-birinin zimmetinde bulunan şey, ma'lum değildir. Yine bunda, meçhule karşılık ma'lum. ile sulh yapmanın sıhhati vardır. Fa­kat bununla beraber helalleşmek gerekir. «Bahr» da Nasır ve Şafi'i'nin meçhule karşılık ma'lum ile sulh yapılmasının sahih ol­madığı görüşünde olduğu nakledilir.»

 

43.4.3. Sulha Konu Olan Şeye İlişkin Şartlar

 

Sulha konu olan şeyde aşağıdaki şartlar bulunmalıdır:

1- Kıymeti belli bir mal veya menfaat olmalıdır. Bilinme­si şart değildir. Çünkü teslime ihtiyacı yoktur.

Câbir (r.a.) 'den rivayete göre; Babası Uhud günü şehid düş­tü. Borcu da vardı. Alacaklıları haklarını istediler. Câbir (r.a.) şöyle demiştir: «Nebi aleyhisselam'a gidip, bostanımın ürününü kabul etmelerini istedim. Kabul etmediler. Nebi aleyhisselam on­lara bostanımı vermedi ve «Sabaha sana geleceğiz.» buyurdu. Sabah olunca bize geldi. Hurmalığın etrafında dolaşıp, ürünün bereketlenmesi için dua etti. Hurmayı topladım. Onlarla borcu ödedim. Üründen bize de kaldı.»

Bir lafızda: «Babasj. öldü ve bir yahudiye olan 30 vesk hur­ma borç bıraktı. Cabir (r.a.) onunla görüşmek istedi. Adam gö­rüşmeyi kabul etmedi. Câbir (r.a.) Rasûlüllah sallallahu aley­hi ve sellem ile konuşup, onun için aracı olmasını istedi. Rasû­lüllah sallallahu aleyhi ve sellem gidip, alacağına karşılık hur­malığın meyvasmı alması için yahudi ile konuştu. Adam kabul etmedi. Nebi aleyhisselam «hurmalığa girip, içinde yürüdü. Son­ra Câbir'e «Onu topla ve adamın alacağını öde.- buyurdu. Câ­bir, Allah Rasûlü aleyhisselam döndükten sonra hurmayı top­ladı ve 30 vesk hurmayı ödedi. Onyedi vesk de arttı.»

(Hadisi Buhari kaydetmiştir.)

Şevkani şöyle demiştir: «Hadis, meçhul ile ma'lum borcun sulh edilmesinin cevazına delildir.»

2- Kısas gibi mal dışı birşey de olsa, bedelinin verilmesi caiz olan kul haklarından olmalıdır.

Allah'ın haklarında ise, sulh caiz değildir. Zina eden veya hırsız ya da içki içen ile onu hakime getirmek için tutan kim­se bir mal karşılığı onu salıvermesi üzerine anlaşsalar, sulh ca­iz değildir. Bu durumda alman karşılık, rüşvet sayılır.

İftiranın cezasına karşılık sulh yapmak da sahih değildir. Çünkü bu iftiradan menetmek için meşru kılınmış ve insanlar ırzlara saldırmaktan menedilmişlerdir. Bunda kul hakkı bulun­sa bile, Allah'ın hakkı daha ağır basar.

Eğer şahid, Allah'ın hakkı veya bir insanın hakkı hususun­da şahidlik yapmamak için suçluyla bir mal üzerine anlaşsa, şahidliğin gizlenmesinin haram olması sebebiyle bu sulh sahih de­ğildir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: -Şahidliği Allah için yerine getirin.» (Talak: 2) «Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi gü­nah İşlemiş olur.» (Bakara: 283)

Şuf'a hakkının terki üzerine de sulh yapılması sahih değil­dir. Mesela, müşteri ile şuf'a hakkına sahip olan biri, şuf'a hak­kını terketmesi için birşey üzere sulh yapsalar, bu sulh batıl olur. Çünkü şuf’a ortağın zararını önlemek için meşru kılınmıştır, mal elde etmek için değil. Yine evlilik davası üzerine de sulh yap­mak sahih değildir.

 

43. 5. Sulhuh Kısımları

 

Sulh, ya ikrar ya inkar veya susma ardından yapılır.

 

43.5.1. İkrardan Dolayı Sulh

 

Bu, kişinin bir başkasına borç veya bir mal ya da bir menfa­at iddia etmesi, davalının da bunu ikrar etmesi, sonra da dava­cının davalıdan bir şey alarak sulh etmeleridir. Çünkü insanın, hakkının tamamını veya bir kısmım bırakması engellenemez.

Ahmed şöyle demiştir: «Eğer bu hususta birisi aracılık yap­sa, günah işlemiş olmaz. Çünkü Nebî aleyhisselam Câbir (r.a.)'in alacaklıları ile, alacaklarının yansından vazgeçmeleri için ko­nuşmuştur. Ka'b bin Malik ile de konuşmuş, o da alacağının ya­nsından vazgeçmiştir.»

imam Ahmed, Nesâî'nin ve başkalarının Ka'b bin Malik'den rivayet ettikleri; «Ka'b, alacaklı olduğu İbn Ebî Hadred'den mescidde alacağını istedi. Sesleri yükseldi ve bunu Rasûlüllah sal­lallahu aleyhi ve sellem evinde iken duydu. Odasının perdesini aralayıp, başını uzatarak «Ey Ka'b » diye seslendi. Ka'b; «Buyur ey Allah'ın Rasûlü!» dedi. Nebî aleyhisselam «Alacağını bırak.» buyurdu ve eliyle yansına işaret etti. Ka'b : «Öyle yaptım ey Al­lah'ın Rasûlü,» dedi. Nebi aleyhisselam borçluya da «Kalk ve öde.» buyurdu.» hadisine işaret ediyor.

Eğer davalı, nakdi borcunu i'tiraf eder ve para üzerine sulh yaparsa, bu bazı şartlar ile beraber «sarf» olarak değerlendirilir.

Eğer nakdi borcunu i'tiraf eder ve mal üzerine sulh yapar­sa veya bunun aksi olursa, bu da tüm hükümlerin geçerli oldu­ğu bir «alış - veriş» olur.

Eğer nakdi veya mal olarak borcunu kabul eder ve evde oturma veya hizmet gibi bir menfaat üzerine sulh yaparlarsa, bu da tüm hükümlerinin sabit olduğu bir «icâre» olur.

Üzerine tartışılan şeye sulh tahakkuk ettiği zaman, davalı­nın sulh bedelini iade etmesi gerekir. Çünkü onu elindeki şeyi teslim için ona vermiştir.

Bedel tahakkuk ettiği zaman, davalı davacıya geri döner. Çünkü davalı bedeli ancak ona teslim için bırakmıştır.

 

43.5.2. İnkardan Sonra Yapılan Sulh

 

Bu da, kişinin başkasında bir mal veya alacak ya da men­faat iddia etmesi ve iddialının bunu reddetmesi, sonra da sulh yapmalarıdır.

 

43.5.3. Susmadan Sonra Yapılan Sulh

 

Bu ise, bir kişinin başkası aleyhine adı geçen şeyleri iddia etmesi, davalının susması — ne inkar ne de ikrar etmesi — du­rumudur.

 

43. 5.4. İnkar ve Susma Sonrası Yapılan Sulhun Hükmü

 

Alimlerin cumhuru, İnkar ve susmadan sonra yapılan sul­hun caiz-olduğu görüşündedirler.

 

İmam Şafii ve İbn Hazm şöyle demiştir: «Sulh ancak ikrar sonrasında yapıldığında caizdir. Çünkü, sulh sabit bir hakkı ge­rektirir. İnkar ve susma durumunda ise bu şart mevcut değildir.

«İnkar durumunda, hak ancak İnkar ile çatışan bir iddia ile sabit olmuştur. Hak, zıtlıkla birlikte sabit olmaz.-

«Susma durumunda ise, susan kimse, delili işitinceye kadar hükmen «inkarcı» sayıbr ve her birinin husumeti kaldırmak için mal vermeleri sahih değildir. Çünkü husumet batıldır. Verilen mal da rüşvet sayılır. Rüşvet ise Allah Teâlâ'nın: «Mallarınızı aranızda batıl yolla yemeyin. Kendiniz bilip dururken insanla­rın mallarından bir kısmını günah bir şekilde yemeniz için on­ları hakimlere aktarma yapmayın.» (Bakara: 188) âyeti gere­ğince şer'an yasaklanmıştır.»

Alimlerden bazıları orta yolu tutarak, bunu ne mutlak men-etmişler, ne de mutlak cevaz vermişlerdir. Bunlar şöyle demiş­tir . «İlk olarak şöyle denir:

Eğer iddiacı, hasmı yanında kendi hakkı olduğunu biliyor­sa, sulh. yapacakları şeyi alması caizdir.

«Eğer hasmı bunu inkar ederse, iddiacının iddiası da batıl ise, iddiası ve buna karşılık sulh olarak birşey alması ona ha­ramdır.

«İddialı, kendinde onun hakkı olduğunu bilirken, bir mak-sad için inkar ederse, sulh yaptıkları şeyi teslim etmesi vacib-tir. Eğer kendinde onun hakkı olmadığım biliyorsa, malından bir kısmını, borç anlaşmazlığını ve onun eziyetini gidermek için vermesi caizdir. Davalının ise onu alması haramdır."

Deliller şöyle toplanır: «(Borç) inkar edildikten sonra sulh yapmak sahih değildir.» denemediği gibi «mutlak olarak sahih­tir» de denemez. Aksine bu konu tafsil edilir.

İnkar veya susma ardında sulha cevaz verenler şöyle demiş­lerdir : «iddiacının hakkındaki hüküm, hakkına bir karşılık ol­masıdır.

İddialı hakkında ise, kendisini husumetten kurtarması için yemin verir.

Bu konu şöyle tertib edilir: Sulh bedeli, bir mal olduğu za­man, alışveriş manasına dahil olur ve alış - verişin tüm hüküm­leri geçerli olur.

Eğer bir menfaat ise, icare anlamına girer ve bunun hüküm­leri geçerli olur.

Üzerine sulh yapılan mala gelince, bu böyle değildir. Çün­kü o, husumetin kesilmesine karşılıktır, mala karşılık değildir. İddiacı sulh bedeline hak kazanınca, iddialıdan dava konusu olan şeyi taleb eder. Çünkü da'vayı ancak kendisine bedel tes­lim edilmesi sebebiyle bırakmıştır.

İddialının haklı olduğu ortaya çıkarsa, davacıdan dava ko­nusu olan şeyi taleb eder. Çünkü, davacı ona teslim edeceği için, bedeli vermektedir. Haklı olduğu ortaya çıkar ve amacı gerçek­leşmezse, davacıdan malı taleb eder.

 

43. 5.5. Vadeli Borçda Bir Kısmı Peşin Verilerek Sulh Yapılması

 

Eğer vadeli borcun, bir kısmı peşin verilerek sulh yapılırsa, bu Hanbelîlere ve İbn Hazm'a göre sahih değildir. İbn Hazm «Muhallada şöyle demiştir: «Veresiye olan borçta, bir kısmının peşin ödenmesi şart koşularak yapılan sulh caiz değildir. Çün­kü bu şart Allah'ın kitabında yoktur ve batıldır. Fakat, şart koşulmadan ,isteyerek zimmetinde olan borcu peşin verirse, bu olur.Çünkü bu hayırlı bir iştir. »

İbn Müseyyeb ,Kasım, Malik ,Şafii ve Ebu Hanife bunu mekruh görmüştür.

İbn Abbas,ibn Sirin ve Nesai’den «Bunda beis yoktur. »dedikleri nakledilmiştir.