Fikih - 2. Sayfa - 044Sufa
33.6. Şuf'a Hakkının Düşmesi İçin Yapılan Hileler
33.8. Şuf'a Sahihleri Arasındaki Şuf'a Hakkı
33.9. Şuf'a Hakkının Miras Bırakılması
33.10. Müşterinin Tasarrufları
33.11. Şuf a Hakkı Talep Edilmeden Önce Müşterinin Bina Yapması
33. BÖLÜM
ŞUF'A
33.1. Tanımı
«Ekleme» manasına olan «eş-Şefea»dan alınmıştır. Araplar arasında bilinen bir şeydir.
Cahiliyede bir adam, evini veya bahçesini satacağı zaman, komşusu, ortağı veya arkadaşı ona gelir, satacağı şeyde şuf asını ister ve şuf ası kabul edilip bu mala başkalarından daha lâyık sayılırdı. Buna «şuf'a» isteyene de «Safi» denirdi.
Şeriatte bu kavramla; «Şuf ‘a bulunan malı, müşterinin verdiği fiat karşılığı, zorunlu olarak şuf a sahibinin malına katmak» kastedilmiştir.
33.2. Meşruluğu
Şuf a sünnetle sabit olmuştur. Müslümanlar onun meşru olduğunda ittifak etmişlerdir.
Buhari'nin Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetine göre; •Alîah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem paylaşılmamış şeyde şuf a bulunduğuna, sınırlar çizildiği ve yol ayrıldığında ise şuf a-nın bulunmadığına hükmetmiştir.»
33.3. Hükmü
İslâm, zaran önlemek ve düşmanlıkları kaldırmak için şuf a-yi meşru kılmıştır. Çünkü, yabancının oraya yerleşmesi sonucu meydana gelen zararı kaldırmak için, yabancının satın aldığı şeyi, şuf a sahibinin temlik hakkı vardır.
Şafii, zararın; taksimden çıkan ve kuyu kazma gibi şeylerden doğan zarar olduğu görüşünü tercih etmiştir.
«Zarar, ortaklığa eşittir.» de denmiştir.
33.4. Zimmînin Şuf'a Hakkı
Müslümanın şuf'a hakkı olduğu gibi, — fakihlerin cumhuruna göre — zimmînin de şuf'a hakkı vardır. Ahmed, Hasan ve Şa'bi, Dârekutnî'nin Enes'ten naklettiği Nebî aleyhisselam'ın «Hıristiyanin şuf'a hakkı yoktur.» hadisine dayanarak «Zimmî için şuf'a hakkı sabit değildir.» demişlerdir.
33. 5. Satışta Ortağın İzni
Ortağın, satıştan önce ortağının iznini alması vacibdir. İzin almadan satarsa, ortağı ona daha fazla hak sahibidir. Satışa izin verirse ve «Onda benim bir arzum yoktur.» derse, satıştan sonra bir şey taleb edemez. Bu Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hükmü gereğidir ve hiçbir şekilde buna aykırı bir hüküm yoktur.
Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü saüallahu aleyhi ve sellem, paylaştırılmamış her ortaklıkta, —ev olsun, bahçe olsun— şuf'a hakkı bulunduğuna hükmetmiştir. Ortağının izni bulunmadan mal sahibinin onu satması helâl değildir. Ortağı isterse onu alır, dilerse bırakır. Onun izni olmadan satarsa, ortağı ona daha haklıdır.»
Câbir (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kimin bir hurmalık veya evde ortağı varsa, ortağının izni olmadıkça onu satamaz. Ortağı isterse onu alır, hoşlanmasa bırakır.»
(Hadisi Yahya bin Âdem, Züheyr yoluyla Ebû Zübeyr'den rivayet etmiştir. İsnadı Müslim'in şartına göredir.)
İbn Hazm şöyle demiştir:
«Ortağına veya ortaklarına arzetmeden mal sahibinin malı satması helal değildir. O maldaki ortağı, başkasına verilen malı satm almak isterse, ona daha layıktır. Eğer bu satışı reddetmezse (onaylarsa) hakkı kalkar. Artık satıldığı zaman, satan kimseye karşı hiçbir hak ileri süremez. Fakat kişi, ortak olduğu şeyi, ortağına arzetmeden başkasına satarsa, ortağı, bu satışı geçerli sayma veya onu iptal edip, bu mal: satılan bedel karşılığı kendine alma arasında muhayyerdir.»
îbn Kayyım şöyle demiştir: «Bu Allah Rasûlü sailallahu aleyhi ve sellem'in gereğidir. Bu hükmün hiç bir yönden karşıtı yoktur. Bu kesinleşmiş doğru hükümdür.»
Şâfiilerin de aralannda bulunduğu bazı alimler, enirin, müstehabhğa hamlolunacağı görüşündedirler.
Nevevî şöyle demiştir: «Arkadaşlarımıza göre, bu mendupluğa hamlolunur, i’lan ile yerine getirilmiş olur. Handan önce kılması mekruh olup, haram değildir.»
33.6. Şuf'a Hakkının Düşmesi İçin Yapılan Hileler
Şuf'a hakkım düşürmek için hile yapmak caiz değildir. Çünkü bu durumda müslümanın hakkını iptal sözkonusudur ve bu konuda Ebû Hüreyre (r.a.) 'den merfu olarak rivayet edilen : «Yahudilerin işlediklerini irtikab etmeyin. Onlar hile yoluyla Allah'ın haramlarını helal yaparlar.- hadisi bulunmaktadır. Bu Mâlik ve Ahmed'in görüşüdür.
Ebû Hanife ve Şafii ise hilenin caiz olduğu görüşündedir. Şuf'a hakkının düşmesi için yapılan hileye misal; Mal sahibi satacağı kimse lehine mülkün bir kısmının onun olduğunu ikrar eder, böylece, bu ikrar ile onun ortağı olur. Sonra mülkün kalanını ona satar veya hibe eder.
33.7. Şuf'anın Şartlan
Şuf ayı almak için aşağıdaki şartlar koşulmuştur:
Birincisi
Kendisinde şuf'a bulunan şeyin; toprak, ev gibi akar (gayrımenkul) lara bunlara bitişik olan ağaçlar, binalar, kapılar ve raflar gibi yerleşik mefruşat ve ikrar ile satışa dahil edilen şeyler olması gerekir. Delili Câbir (r.a.)'ın; «Allah Rasûlü avlu ve bahçe gibi ayrılmamış her ortaklıkta şuf'a hakkı olduğuna hükmetti.» sözüdür. Bu, fakihîerin cumhurunun mezhebidir.
Malikîler ve Zahiriler buna muhalefet etmişlerdir. Ahmed'den bir rivayete göre; onlar şöyle demiştir: «Şuf'a her şeydedir. Çünkü ortak için akar (gayri menkûl) 'de meydana gelen zarar, aynen menkul şeylerde de meydana gelir.» Delilleri Cabir (r.a.) 'in naklettiği «Allah Rasûlü herşeyde şuf'a ile hükmetti.» hadisi (İbn Kayyim; «Bu hadisin ravileri sikadır.» demiştir.) ile îbn Abbas'm; «Nebî aleyhisselam «Şuf'a hakkı her şeydedir.» buyurdu.» hadisidir. (Bunun da ravileri sikadır. Ancak mürsel olmakla illetlendirilmiştir. Tahavi bu hadise isnadında bir mahzur bulunmayan Câbir hadisini şahid olarak getirmiştir.)
İbn Hazm bu hadisi görüşüne destek yaparak şöyle demiştir: «Toprak, bir veya daha çok ağaç, köle, cariye, kılıç, yiyecek, hayvan ve benzeri bölünebilen veya bölünemeyen her şeyde iki kişi veya daha fazlası arasmda taksim edilmemiş olan satılan malın her cüz'ünde şuf'a vacibdir.»
İkincisi
Şuf'a sahibinin şuf'a hakkı bulunan şeye ortak olması gerekir. Ortaklık satıştan önce akdedilmiş olmalı ve ortaklardan her birinin payı olan kısım belirlenmemiş (ortaklık malda müşterek) olmalıdır.
Câbir (r.a.) 'den rivayete göre; şöyle demiştir: «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ayrılmamış herşeyde şuf'a olduğuna hükmetti: «Sınırlar ayrılıp, yollar kestiği zaman, şuf'a hakkı yoktur.»
Yani, paylaştırmanın mümkün olduğu ayrılmamış - müşterek herşeyde şuf'a hakkı sabittir. Paylaştırıldığı, sınırlar çizildiği ve yollar belirlendiği zaman şuf'a yoktur.
Paylaştırma mümkün olan bir malda ortağın şuf'a hakkı sabit olunca; ortak, paylaştırılmadan Önce ondan istifade ettiği şekilde, paylaştırdıktan sonra da faydalanma şartıyla, onu paylaştırmya zorlayabilir. Bu yüzden, eğer paylaştırılmış olsa, ondan istifade imkanı kalmayacak şeyde, şuf'a hakkı yoktur.
«Minhac»da Nevevi şöyle demiştir.
«En sahih görüşe göre; eğer bölüşülürse, amaçlanan menfaati (faydası) ortadan kalkacak olan şeylerde şuf'a hakkı yoktur. (Mesela; hamam gibi)» demiştir.
Malik'in îbn Şihâb yoluyla Seleme bin Abdurrahman ve Sa'îd bin Müseyyeb'den rivayetine göre; «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ortaklar arasmda paylaşılmamış her şeyde şuf'a ile hükmetti: Aralarında sınırlar çizilirse şuf'a yoktur. »
Bu; Ali, Osman, Ömer, Said bin Müseyyeb, Süleyman bin Yesar, Ömer bin Abdülaziz, Rebi'a, Mâlik, Şafiî, Evzâ'i, Ahmed, İshak, Ubeydullah bin Hasan ve İmamiye'nin mezhebidir.
«Şerbu's-Sünne»de Bağavî şöyle demektedir: «İlim ehli, paylaştırılan şeyin dörtte birinde ortağın şuf'a hakkının sabit olduğunda ittifak etmişlerdir. Ortaklardan biri taksimden önce payını satarsa diğer ortaklar onu — şuf'a hakkı sebebiyle — satışta verilen fiyatın aynısı ile satın alırlar. Eğer elbise gibi bö-lünemeyen bir şeye karşılık satarsa onun değerini alırlar.» Bunlara göre; komşunun şuf'a hakkı yoktur. Hanefiler bu konuda muhalefet ederek şöyle demişlerdir: «Şuf'a derecelidir: îlk olarak, hissesi ayrılmamış ortak için sabit olur. Onun ardından, yollarda ve başkalarında ortaklığı devam eden hissesi ayrılmış ortak gelir. Daha sonrada yakın komşu gelir.»
Orta yolu tutan alimler; yol, su ve benzeri mülk haklarından bir hakda ortaklık durumunda şuf'a hakkının bulunduğunu kabul ederler. Mülk sahipleri arasmda ortaklık bulunmadığında, her mülkün yol ile ayrılması durumunda şuf'a hakkının bulunmadığım söylerler. Buna da Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi'nin «sahih senedle» kaydettikleri, Câbir (r.a.) hadisi ile delil getirirler:
-Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Komşu, komşusunun şuf'asına hak sahibidir. Her ikisinin yolu müşterek olduğu zaman, hazır bulunmasa bile (satışı.yapmadan) onu bekler.»
İbn Kayyim: «Câbir hadisinin mantık ve mefhumu bu görüşe delildir. Böylece bu hadis sayesinde ihtilaf sona erer ve hüküm onunla verilir.» demiştir.
Yine O; «Ahmed'in mezhebindeki saydığım üç görüşten en güzeli bu üçüncü görüştür.» demiştir.
Üçüncüsü
Şuf'a hakkı bulunan şeyin, satılması[1] veya ikrarın neticesinde ona karşılık sulh yapılması ya da cinayete karşılık onun verilmesi veya ma'lum bir karşılık ile satılarak hibe edilmesi bu da hakikatte bir satıştır) gibi satılmış olması ile mâli bir kıymet karşılığı sahibinin mülkünden çıkması şarttır.
Karşılıksız hibe etme, vasiyet etme ve miras bırakma gibi satış dışında bir yolla sahibinin mülkünden başkasına geçen şeyde şuf'a hakkı yoktur.
İbn Rüşd «Bidâyetü'l-Müctehid» de şöyle demiştir: «Alimler, toprağın toprak karşılığı değiştirilmesinde (musâkât) şuf'a olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Malik'den bu konuda üç görüş nakledilmiştir: Caiz olduğu, olmadığı ve üçüncüsüne göre; ortaklık ile komşuluk arasım ayırarak, ortaklıkta olmadığı, komşulukta ise olduğu görüşündedir.»
Dördüncüsü
Şuf'a sahibinin, hakkını hemen istemesi: Yani şuf'a sahibi, malm satıldığını bildiği zaman, bu mümkün olmadığında satışı Öğrendiği zaman, şuf'a hakkını taleb etmesi gereklidir. Eğer bunu öğrenir, sonra da özürsüz olarak talebi geciktirirse, şuf'a hakkı düşer.
Bunun sebebi şudur: Eğer şuf'a sahibi bunu hemen istemez ve isteme hakkı devam ederse, bunun müşteriye zaran dokunur. Çünkü onun satın aldığı şeydeki mülkü istikrar bulmaz ve gayretinin zayi olacağından ve şuf'a sebebiyle alınacağından korkarak onda imar tasarrufunda bulunması mümkün olmaz.
Ebû Hanife bu görüşe sahib olmuştur. Şafi'î mezhebinde tercih edilen ve Ahmed'den yapılan rivayetlerin biri de bu görüştür. Bu durum, şuf a sahibi hazır olduğu, satışı bilmediği ve hükümden habersiz olmadığında böyledir.
Eğer hazır değilse, veya satışı bilmiyorsa ya da talebin tehir edilmesi halinde şuf a hakkı düşmez.
îbn Hazm ve başkaları; «Şuf a, Allah'ın kendisine verdiği bir haktır. Talebin terkedilmesi sebebiyle —isterse 80 sene veya daha fazla bu hakkı istemesin — düşmez. Ancak kendisi bu hakkı kaîdınrsa o başka.» görüşündedirler. Ayrıca, İbn Hazm: «Şuf a hakkı onu kaldırıp atan kimsenindir.» sözü, Allah Rasû-lü'ne benzerini izafe etmenin helâl olmadığı fasid bir lafızdır» görüşündedir.
Mâlik şöyle demiştir s «Hemen taleb etmesi gerekmez. Aksine bunun vacib olduğu süre geniştir.»
İbn Rüşd ise şöyle demiştir: «Malik'in bu vaktin sınırlı mı, yoksa değil mi olduğuna dair görüşlerinde ihtilaf vardır. Bir keresinde : «Bu süre, sınırsızdır. Malı alan, — o hazır iken ve satışı bildiği halde susarken— bina veya büyük bir değişiklik yapmadıkça bu asla sona ermez.» demiştir. Bir keresinde ise, bu vakti sınırlayarak, bir sene olduğunu söylemiştir. Bu en meşhur görüşüdür. «Bir seneden daha çoktur.» dediği de söylenmiştir. Ayrıca ondan; «Beş yıla kadar bu malda şuf a hakkının sona ermediği» de nakledilmiştir.»
Beşincisi
Şuf'a hakkına sahib olan kimsenin, müşteriye, akidde takdir ettiği fiat kadarını vermesi: Şuf a sahibi, şuf'asını eğer misli ise misli fiat vererek, eğer mütekavvim (kazanılmış) ise, kıymetini vererek alır.
Cabir (r.a) 'in Nebi aleyhiss elam 'dan naklettiği hadiste : «O, fiatını ödeyerek ona en haklı olur. » buyurmuştur. (Hadisi Cüz-câni kaydetmiştir.)
Eğer, fiatın tamamını ödemekten aciz ise, şuf'a hakkı düşer.
Mâlik ve Hanbeliler; «Fiatın, tamamı veya bir kısmı veresiye olduğunda, şuf'a sahibi onu —zengin olması veya zengin bir kefil getirmesi şartıyla— akidde gösterildiği şekilde vadeli veya taksit taksit verir. Aksi takdirde, müşteriyi gözeterek fiatı peşin ödemesi vacibdir.» görüşündedirler.
Şafii ve Hanefiler: » Şuf'a sahibi muhayyerdir. Eğer peşin "derse şuf'a peşin olur. Aksi takdirde, va'desi gelinceye kadar te'hir eder.» demişlerdir.
Alması
Şuf'a sahibi, satılan malın tamamım alır. Eğer bir kısmını isterse, tamamındaki hakkı düşer. Şuf anın birden fazla şuf'a sahibi varsa ve bir kısmı bu hakkı terketmiş ise, geri kalan hak sahipleri, akid müşteri aleyhine bölünmesin diye onun tamamını almak zorundadırlar.
33.8. Şuf'a Sahihleri Arasındaki Şuf'a Hakkı
Şuf anın birden çok şuf'a sahibi olduğunda, hisseleri birbirinden farklı ise, Malik'e göre her biri satılan maldan hissesi kadarını alır. Şafii ve Ahmed'in sahih olan görüşleri de budur. Çünkü şuf'a hakkı mülk sebebiyle meydana gelen bir hakdir ve bu yüzden mülk oranına göre taksim edilir.
Hanefiîer ve İbn Hazm ise şöyle demiştir : «Hisse sahibleri ona hak kazanma sebebinde eşit oldukları için, şuf'a hakkına sahip oldukları mal, adam başına göre eşit olarak bölünür.»
33.9. Şuf'a Hakkının Miras Bırakılması
Malik ve Şafii, şuf'a hakkının miras kalacağı ve ölüm ile iptal olmayacağı görüşündedirler. Kişi, şuf'a hakkına sahip olur ve bunu öğrenmeden ölürse veya öğrenir, fakat onu almadan ölürse; bu hak — diğer mallara kıyas ile — varislere geçer.
Ahmed ise; «Ölen, onu taleb etmemiş ise miras kalmaz.» demiştir. Hanefiîer de; «Bu hak, satılmadığı gibi miras da bırakılmaz. Hakimin onun lehine hüküm vermesi dışında, şuf'a hakkını istemiş, sonra ölmüş bile olsa durum böyledir.» demişlerdir.
33.10. Müşterinin Tasarrufları
Müşterinin satın aldığı malda, şuf'a sahibi şuf asını almadan önceki tasarruflun, kendi mülkünde olduğu için sahihtir. Eğer onu satmışsa, şuf'a sahibi onu iki satıştan biri ile alır.
Eğer hibe eder veya vakfeder ya da tasadduk eder veya onu zekat olarak verir ve benzeri fiillerde bulunursa şuf'a hakkı kalkar. Çünkü bunun ondan alınmasında zarar vardır. Çünkü; mülkü karşılıksız vermiştir ve zarar, zarar ile giderilmez. Müşterinin, şuf a sahibinin şufasını istemesinden sonraki tasarruflar, ise; mülkün, taleb ile şuf a sahibine geçmesi sebebiyle batıldır.
33.11. Şuf a Hakkı Talep Edilmeden Önce Müşterinin Bina Yapması
Müşteri şuf a istenmeden önce şuf a malının bir kısmına bir
Bina kursa veya ağaç dikse,sonra şuf’a hakkı istense; Şafii ve Ebu Hanife, bu durumda; «Şuf a sahibi, binanın değerini peşin olarak ona verir. Ağadan da ya onlar, sökerek aynen verir veya onların peşin ödeyerek kendi mülküne katar.» demişlerdir.
Mâlik ise, «Müşteriye diktiği veya kurduğu şeyin kıymeti verilmedikçe, şufa hakkı gerçekleşmez. » demiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi