Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 044Sufa

33. BÖLÜM.. 2

ŞUF'A.. 2

33.1. Tanımı 2

33.2. Meşruluğu. 2

33.3. Hükmü. 2

33.4. Zimmînin Şuf'a Hakkı 2

33. 5. Satışta Ortağın İzni 2

33.6. Şuf'a Hakkının Düşmesi İçin Yapılan Hileler 2

33.7. Şuf'anın Şartlan. 3

33.8. Şuf'a Sahihleri Arasındaki Şuf'a Hakkı 4

33.9. Şuf'a Hakkının Miras Bırakılması 4

33.10. Müşterinin Tasarrufları 5

33.11. Şuf a Hakkı Talep  Edilmeden Önce Müşterinin Bina Yapması 5


33. BÖLÜM

 

ŞUF'A

 

33.1. Tanımı

 

«Ekleme» manasına olan «eş-Şefea»dan alınmıştır. Araplar arasında bilinen bir şeydir.

Cahiliyede bir adam, evini veya bahçesini satacağı zaman, komşusu, ortağı veya arkadaşı ona gelir, satacağı şeyde şuf ası­nı ister ve şuf ası kabul edilip bu mala başkalarından daha lâ­yık sayılırdı. Buna «şuf'a» isteyene de «Safi» denirdi.

Şeriatte bu kavramla; «Şuf ‘a bulunan malı, müşterinin ver­diği fiat karşılığı, zorunlu olarak şuf a sahibinin malına katmak» kastedilmiştir.

 

33.2. Meşruluğu

 

Şuf a sünnetle sabit olmuştur. Müslümanlar onun meşru ol­duğunda ittifak etmişlerdir.

Buhari'nin Câbir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetine göre; •Alîah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem paylaşılmamış şeyde şuf a bulunduğuna, sınırlar çizildiği ve yol ayrıldığında ise şuf a-nın bulunmadığına hükmetmiştir.»

 

33.3. Hükmü

 

İslâm, zaran önlemek ve düşmanlıkları kaldırmak için şuf a-yi meşru kılmıştır. Çünkü, yabancının oraya yerleşmesi sonucu meydana gelen zararı kaldırmak için, yabancının satın aldığı şe­yi, şuf a sahibinin temlik hakkı vardır.

Şafii, zararın; taksimden çıkan ve kuyu kazma gibi şeyler­den doğan zarar olduğu görüşünü tercih etmiştir.

«Zarar, ortaklığa eşittir.» de denmiştir.

 

33.4. Zimmînin Şuf'a Hakkı

 

Müslümanın şuf'a hakkı olduğu gibi, — fakihlerin cumhu­runa göre — zimmînin de şuf'a hakkı vardır. Ahmed, Hasan ve Şa'bi, Dârekutnî'nin Enes'ten naklettiği Nebî aleyhisselam'ın «Hıristiyanin şuf'a hakkı yoktur.» hadisine dayanarak «Zimmî için şuf'a hakkı sabit değildir.» demişlerdir.

 

33. 5. Satışta Ortağın İzni

Ortağın, satıştan önce ortağının iznini alması vacibdir. İzin almadan satarsa, ortağı ona daha fazla hak sahibidir. Satışa izin verirse ve «Onda benim bir arzum yoktur.» derse, satıştan son­ra bir şey taleb edemez. Bu Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in hükmü gereğidir ve hiçbir şekilde buna aykırı bir hü­küm yoktur.

Müslim'in Câbir (r.a.)'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü saüallahu aleyhi ve sellem, paylaştırılmamış her ortaklıkta, —ev olsun, bahçe olsun— şuf'a hakkı bulunduğu­na hükmetmiştir. Ortağının izni bulunmadan mal sahibinin onu satması helâl değildir. Ortağı isterse onu alır, dilerse bırakır. Onun izni olmadan satarsa, ortağı ona daha haklıdır.»

Câbir (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aley­hi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kimin bir hurmalık veya ev­de ortağı varsa, ortağının izni olmadıkça onu satamaz. Ortağı isterse onu alır, hoşlanmasa bırakır.»

(Hadisi Yahya bin Âdem, Züheyr yoluyla Ebû Zübeyr'den rivayet etmiştir. İsnadı Müslim'in şartına göredir.)

İbn Hazm şöyle demiştir:

«Ortağına veya ortaklarına arzetmeden mal sahibinin malı satması helal değildir. O maldaki ortağı, başkasına verilen ma­lı satm almak isterse, ona daha layıktır. Eğer bu satışı reddet­mezse (onaylarsa) hakkı kalkar. Artık satıldığı zaman, satan kimseye karşı hiçbir hak ileri süremez. Fakat kişi, ortak oldu­ğu şeyi, ortağına arzetmeden başkasına satarsa, ortağı, bu satı­şı geçerli sayma veya onu iptal edip, bu mal: satılan bedel kar­şılığı kendine alma arasında muhayyerdir.»

îbn Kayyım şöyle demiştir: «Bu Allah Rasûlü sailallahu aley­hi ve sellem'in gereğidir. Bu hükmün hiç bir yönden karşıtı yok­tur. Bu kesinleşmiş doğru hükümdür.»

Şâfiilerin de aralannda bulunduğu bazı alimler, enirin, müstehabhğa hamlolunacağı görüşündedirler.

Nevevî şöyle demiştir: «Arkadaşlarımıza göre, bu mendupluğa hamlolunur, i’lan ile yerine getirilmiş olur. Handan önce kılması mekruh olup, haram değildir.»

 

33.6. Şuf'a Hakkının Düşmesi İçin Yapılan Hileler

 

Şuf'a hakkım düşürmek için hile yapmak caiz değildir. Çün­kü bu durumda müslümanın hakkını iptal sözkonusudur ve bu konuda Ebû Hüreyre (r.a.) 'den merfu olarak rivayet edilen : «Ya­hudilerin işlediklerini irtikab etmeyin. Onlar hile yoluyla Allah'ın haramlarını helal yaparlar.- hadisi bulunmaktadır. Bu Mâlik ve Ahmed'in görüşüdür.

Ebû Hanife ve Şafii ise hilenin caiz olduğu görüşündedir. Şuf'a hakkının düşmesi için yapılan hileye misal; Mal sahibi sa­tacağı kimse lehine mülkün bir kısmının onun olduğunu ikrar eder, böylece, bu ikrar ile onun ortağı olur. Sonra mülkün ka­lanını ona satar veya hibe eder.

 

33.7. Şuf'anın Şartlan

 

Şuf ayı almak için aşağıdaki şartlar koşulmuştur:

Birincisi

Kendisinde şuf'a bulunan şeyin; toprak, ev gibi akar (gayrımenkul) lara bunlara bitişik olan ağaçlar, binalar, kapılar ve raflar gibi yerleşik mefruşat ve ikrar ile satışa dahil edilen şey­ler olması gerekir. Delili Câbir (r.a.)'ın; «Allah Rasûlü avlu ve bahçe gibi ayrılmamış her ortaklıkta şuf'a hakkı olduğuna hük­metti.» sözüdür. Bu, fakihîerin cumhurunun mezhebidir.

Malikîler ve Zahiriler buna muhalefet etmişlerdir. Ahmed'den bir rivayete göre; onlar şöyle demiştir: «Şuf'a her şeydedir. Çünkü ortak için akar (gayri menkûl) 'de meydana gelen zarar, aynen menkul şeylerde de meydana gelir.» Delilleri Cabir (r.a.) 'in naklettiği «Allah Rasûlü herşeyde şuf'a ile hükmetti.» hadisi (İbn Kayyim; «Bu hadisin ravileri sikadır.» demiştir.) ile îbn Abbas'm; «Nebî aleyhisselam «Şuf'a hakkı her şeydedir.» buyurdu.» hadi­sidir. (Bunun da ravileri sikadır. Ancak mürsel olmakla illetlendirilmiştir. Tahavi bu hadise isnadında bir mahzur bulunma­yan Câbir hadisini şahid olarak getirmiştir.)

İbn Hazm bu hadisi görüşüne destek yaparak şöyle demiş­tir: «Toprak, bir veya daha çok ağaç, köle, cariye, kılıç, yiye­cek, hayvan ve benzeri bölünebilen veya bölünemeyen her şeyde iki kişi veya daha fazlası arasmda taksim edilmemiş olan sa­tılan malın her cüz'ünde şuf'a vacibdir.»

 İkincisi

Şuf'a sahibinin şuf'a hakkı bulunan şeye ortak olması ge­rekir. Ortaklık satıştan önce akdedilmiş olmalı ve ortaklardan her birinin payı olan kısım belirlenmemiş (ortaklık malda müş­terek) olmalıdır.

Câbir (r.a.) 'den rivayete göre; şöyle demiştir: «Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ayrılmamış herşeyde şuf'a oldu­ğuna hükmetti: «Sınırlar ayrılıp, yollar kestiği zaman, şuf'a hak­kı yoktur.»

Yani, paylaştırmanın mümkün olduğu ayrılmamış - müşte­rek herşeyde şuf'a hakkı sabittir. Paylaştırıldığı, sınırlar çizildi­ği ve yollar belirlendiği zaman şuf'a yoktur.

Paylaştırma mümkün olan bir malda ortağın şuf'a hakkı sa­bit olunca; ortak, paylaştırılmadan Önce ondan istifade ettiği şe­kilde, paylaştırdıktan sonra da faydalanma şartıyla, onu paylaştırmya zorlayabilir. Bu yüzden, eğer paylaştırılmış olsa, ondan istifade imkanı kalmayacak şeyde, şuf'a hakkı yoktur.

«Minhac»da Nevevi şöyle demiştir.

«En sahih görüşe göre; eğer bölüşülürse, amaçlanan men­faati (faydası) ortadan kalkacak olan şeylerde şuf'a hakkı yok­tur. (Mesela; hamam gibi)» demiştir.

Malik'in îbn Şihâb yoluyla Seleme bin Abdurrahman ve Sa'îd bin Müseyyeb'den rivayetine göre; «Allah Rasûlü sallallahu aley­hi ve sellem, ortaklar arasmda paylaşılmamış her şeyde şuf'a ile hükmetti: Aralarında sınırlar çizilirse şuf'a yoktur. »

Bu; Ali, Osman, Ömer, Said bin Müseyyeb, Süleyman bin Yesar, Ömer bin Abdülaziz, Rebi'a, Mâlik, Şafiî, Evzâ'i, Ahmed, İshak, Ubeydullah bin Hasan ve İmamiye'nin mezhebidir.

«Şerbu's-Sünne»de Bağavî şöyle demektedir: «İlim ehli, pay­laştırılan şeyin dörtte birinde ortağın şuf'a hakkının sabit oldu­ğunda ittifak etmişlerdir. Ortaklardan biri taksimden önce pa­yını satarsa diğer ortaklar onu — şuf'a hakkı sebebiyle — sa­tışta verilen fiyatın aynısı ile satın alırlar. Eğer elbise gibi bö-lünemeyen bir şeye karşılık satarsa onun değerini alırlar.» Bunlara göre; komşunun şuf'a hakkı yoktur. Hanefiler bu konuda muhalefet ederek şöyle demişlerdir: «Şuf'a derecelidir: îlk olarak, hissesi ayrılmamış ortak için sa­bit olur. Onun ardından, yollarda ve başkalarında ortaklığı de­vam eden hissesi ayrılmış ortak gelir. Daha sonrada yakın kom­şu gelir.»

Orta yolu tutan alimler; yol, su ve benzeri mülk hakların­dan bir hakda ortaklık durumunda şuf'a hakkının bulunduğu­nu kabul ederler. Mülk sahipleri arasmda ortaklık bulunmadı­ğında, her mülkün yol ile ayrılması durumunda şuf'a hakkının bulunmadığım söylerler. Buna da Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi'nin «sahih senedle» kaydettikleri, Câbir (r.a.) hadisi ile de­lil getirirler:

-Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Komşu, komşusu­nun şuf'asına hak sahibidir. Her ikisinin yolu müşterek olduğu zaman, hazır bulunmasa bile (satışı.yapmadan) onu bekler.»

İbn Kayyim: «Câbir hadisinin mantık ve mefhumu bu gö­rüşe delildir. Böylece bu hadis sayesinde ihtilaf sona erer ve hü­küm onunla verilir.» demiştir.

Yine O; «Ahmed'in mezhebindeki saydığım üç görüşten en güzeli bu üçüncü görüştür.» demiştir.

Üçüncüsü

Şuf'a hakkı bulunan şeyin, satılması[1] veya ikrarın neti­cesinde ona karşılık sulh yapılması ya da cinayete karşılık onun verilmesi veya ma'lum bir karşılık ile satılarak hibe edilmesi bu da hakikatte bir satıştır) gibi satılmış olması ile mâli bir kıy­met karşılığı sahibinin mülkünden çıkması şarttır.

Karşılıksız hibe etme, vasiyet etme ve miras bırakma gibi satış dışında bir yolla sahibinin mülkünden başkasına geçen şey­de şuf'a hakkı yoktur.

İbn Rüşd «Bidâyetü'l-Müctehid» de şöyle demiştir: «Alimler, toprağın toprak karşılığı değiştirilmesinde (musâkât) şuf'a olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Malik'den bu konuda üç görüş nakledilmiştir: Caiz olduğu, olmadığı ve üçüncüsüne göre; or­taklık ile komşuluk arasım ayırarak, ortaklıkta olmadığı, kom­şulukta ise olduğu görüşündedir.»

Dördüncüsü

Şuf'a sahibinin, hakkını hemen istemesi: Yani şuf'a sahibi, malm satıldığını bildiği zaman, bu mümkün olmadığında satışı Öğrendiği zaman, şuf'a hakkını taleb etmesi gereklidir. Eğer bu­nu öğrenir, sonra da özürsüz olarak talebi geciktirirse, şuf'a hakkı düşer.

Bunun sebebi şudur: Eğer şuf'a sahibi bunu hemen iste­mez ve isteme hakkı devam ederse, bunun müşteriye zaran dokunur. Çünkü onun satın aldığı şeydeki mülkü istikrar bulmaz ve gayretinin zayi olacağından ve şuf'a sebebiyle alınacağından korkarak onda imar tasarrufunda bulunması mümkün olmaz.

Ebû Hanife bu görüşe sahib olmuştur. Şafi'î mezhebinde ter­cih edilen ve Ahmed'den yapılan rivayetlerin biri de bu görüş­tür. Bu durum, şuf a sahibi hazır olduğu, satışı bilmediği ve hü­kümden habersiz olmadığında böyledir.

Eğer hazır değilse, veya satışı bilmiyorsa ya da talebin te­hir edilmesi halinde şuf a hakkı düşmez.

îbn Hazm ve başkaları; «Şuf a, Allah'ın kendisine verdiği bir haktır. Talebin terkedilmesi sebebiyle —isterse 80 sene ve­ya daha fazla bu hakkı istemesin — düşmez. Ancak kendisi bu hakkı kaîdınrsa o başka.» görüşündedirler. Ayrıca, İbn Hazm: «Şuf a hakkı onu kaldırıp atan kimsenindir.» sözü, Allah Rasû-lü'ne benzerini izafe etmenin helâl olmadığı fasid bir lafızdır» görüşündedir.

Mâlik şöyle demiştir s «Hemen taleb etmesi gerekmez. Ak­sine bunun vacib olduğu süre geniştir.»

İbn Rüşd ise şöyle demiştir: «Malik'in bu vaktin sınırlı mı, yoksa değil mi olduğuna dair görüşlerinde ihtilaf vardır. Bir ke­resinde : «Bu süre, sınırsızdır. Malı alan, — o hazır iken ve sa­tışı bildiği halde susarken— bina veya büyük bir değişiklik yap­madıkça bu asla sona ermez.» demiştir. Bir keresinde ise, bu vakti sınırlayarak, bir sene olduğunu söylemiştir. Bu en meşhur görüşüdür. «Bir seneden daha çoktur.» dediği de söylenmiştir. Ayrıca ondan; «Beş yıla kadar bu malda şuf a hakkının sona er­mediği» de nakledilmiştir.»

Beşincisi

Şuf'a hakkına sahib olan kimsenin, müşteriye, akidde tak­dir ettiği fiat kadarını vermesi: Şuf a sahibi, şuf'asını eğer mis­li ise misli fiat vererek, eğer mütekavvim (kazanılmış) ise, kıy­metini vererek alır.

Cabir (r.a) 'in Nebi aleyhiss elam 'dan naklettiği hadiste : «O, fiatını ödeyerek ona en haklı olur. » buyurmuştur. (Hadisi Cüz-câni kaydetmiştir.)

Eğer, fiatın tamamını ödemekten aciz ise, şuf'a hakkı düşer.

Mâlik ve Hanbeliler; «Fiatın, tamamı veya bir kısmı vere­siye olduğunda, şuf'a sahibi onu —zengin olması veya zengin bir kefil getirmesi şartıyla— akidde gösterildiği şekilde vadeli veya taksit taksit verir. Aksi takdirde, müşteriyi gözeterek fiatı peşin ödemesi vacibdir.» görüşündedirler.

Şafii ve Hanefiler: » Şuf'a sahibi muhayyerdir. Eğer peşin "derse şuf'a peşin olur. Aksi takdirde, va'desi gelinceye kadar te'hir eder.» demişlerdir.

Alması

Şuf'a sahibi, satılan malın tamamım alır. Eğer bir kısmını isterse, tamamındaki hakkı düşer. Şuf anın birden fazla şuf'a sa­hibi varsa ve bir kısmı bu hakkı terketmiş ise, geri kalan hak sahipleri, akid müşteri aleyhine bölünmesin diye onun tamamı­nı almak zorundadırlar.

 

33.8. Şuf'a Sahihleri Arasındaki Şuf'a Hakkı

 

Şuf anın birden çok şuf'a sahibi olduğunda, hisseleri birbi­rinden farklı ise, Malik'e göre her biri satılan maldan hissesi kadarını alır. Şafii ve Ahmed'in sahih olan görüşleri de budur. Çünkü şuf'a hakkı mülk sebebiyle meydana gelen bir hakdir ve bu yüzden mülk oranına göre taksim edilir.

Hanefiîer ve İbn Hazm ise şöyle demiştir : «Hisse sahibleri ona hak kazanma sebebinde eşit oldukları için, şuf'a hakkına sahip oldukları mal, adam başına göre eşit olarak bölünür.»

 

33.9. Şuf'a Hakkının Miras Bırakılması

 

Malik ve Şafii, şuf'a hakkının miras kalacağı ve ölüm ile iptal olmayacağı görüşündedirler. Kişi, şuf'a hakkına sahip olur ve bunu öğrenmeden ölürse veya öğrenir, fakat onu almadan ölürse; bu hak — diğer mallara kıyas ile — varislere geçer.

Ahmed ise; «Ölen, onu taleb etmemiş ise miras kalmaz.» de­miştir. Hanefiîer de; «Bu hak, satılmadığı gibi miras da bırakıl­maz. Hakimin onun lehine hüküm vermesi dışında, şuf'a hak­kını istemiş, sonra ölmüş bile olsa durum böyledir.» demişlerdir.

 

33.10. Müşterinin Tasarrufları

 

Müşterinin satın aldığı malda, şuf'a sahibi şuf asını almadan önceki tasarruflun, kendi mülkünde olduğu için sahihtir. Eğer onu satmışsa, şuf'a sahibi onu iki satıştan biri ile alır.

Eğer hibe eder veya vakfeder ya da tasadduk eder veya onu zekat olarak verir ve benzeri fiillerde bulunursa şuf'a hakkı kal­kar. Çünkü bunun ondan alınmasında zarar vardır. Çünkü; mül­kü karşılıksız vermiştir ve zarar, zarar ile giderilmez. Müşterinin, şuf a sahibinin şufasını istemesinden sonraki tasarruflar, ise; mülkün, taleb ile şuf a sahibine geçmesi sebebiyle batıldır.

 

33.11. Şuf a Hakkı Talep  Edilmeden Önce Müşterinin Bina Yapması

 

Müşteri şuf a istenmeden önce şuf a malının bir kısmına bir

Bina kursa veya ağaç dikse,sonra şuf’a hakkı istense; Şafii ve Ebu Hanife, bu durumda; «Şuf a sahibi, binanın değerini peşin olarak ona verir. Ağadan da ya onlar, sökerek aynen verir veya onların peşin ödeyerek kendi mülküne katar.» demişlerdir.

Mâlik ise, «Müşteriye diktiği veya kurduğu şeyin kıymeti ve­rilmedikçe, şufa hakkı gerçekleşmez. » demiştir.

 



[1] Hanefiler, hadislerin zahirini alarak şuranın sadece satılan malda olduğu görüşündedirler.