Fikih - 0. Sayfa - 052Vekalet
139. Müvekkil ile Vekilin Anlaşmazlıkları
45 .VEKÂLET KİTABI
Bu bahis üç bâbtan ibaret olup birinci bâb vekâletin rükünleri» ikinci bâb vekâletin hükümleri, üçüncü bâb da, vekil ile müvekkilin anlaşmazlıkları hakkındadır.[1]
137. Vekâletin Rükünleri
Vekâletin rükünleri -müvekkil, vekil, vekil tutulan şey ve vekil tutma akdi olmak üzere- dörttür.[2]
1. Müvekkil:
Fukaha; hastanın, kadının ve hazır bulunmayan erkeğin, bizzat kendilerinin yapabildikleri işlerde başkalarını vekil tutabildiklerinde müttefiktirler. Fakat hazır bulunan ve hasta olmayan erkeğin vekil tutması caiz midir, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir.
îmam Mâlik ile îmam Şafiî «Caizdir» demişlerse de, İmam Ebû Hanife, «Erkek olsun, kadın olsun, hasta olmayan bir kimsenin hazır bulunduğu bir işte vekil tutması caiz değildir. Ancak, eğer kadın dışan çıkmak itiyadında değilse vekil tutabilir» demiştir.
«Bir zaruret olmadıkça asıl, herkesin kendi işini kendisinin yapmasıdır» diyenler, «Başkası yerine iş görebilmesinde ihtilaf edilen kimselerin, başkası yerine iş görmeleri caiz değildir» demişlerdir. «Asıl, cevazdır» diyenler de, «Namaz ve benzeri bir ibâdeti, bir kimsenin bir diğer kimse yerine yapmasının geçerli olmadığında icma bulunan şeyler dışında, vekil tutmak caizdir» demişlerdir.[3]
2. Vekil:
Vekilin şartlarından biri; vekilin, tutulduğu işi yapmaktan şeriatça men edilmemiş olmasıdır. Şu halde evlenme akdini yapmak için ne çocuğu, ne deliyi ve ne de -İmam Mâlik ile İmam Şafiî'ye göre- kadını vekil yapmak caiz değildir. Çünkü İmam Şafiî'ye göre kadın, evlenme akdini ne bizzat yapabilir, ne de vekil tutmak suretiyle başkasına yaptırabilir. İmam Mâlik'e göre ise, bizzat yapamaz, fakat vekil tutabilir. [4]
3. Vekâletin Konusu:
Vekil tutulan şeyin şartı - o şeyin satış, kefalet, ortaklık, vekâlet, kiralama, müsâkât, evlenme, boşanma, hulû' ve sulh akidleri gibi- başkası yerine yapılabilen şeylerden olmasıdır. Vekâlet, namaz ve oruç gibi bedenî ibadetlerde caiz değildir. Fakat zekât, sadaka ve hac gibi malî ibadetlerde caizdir. İmam Mâlik'e göre davalarda ikrar ve inkârın ikisinde de vekâlet caizdir, îmam Şafiî ise, iki kavlinden birinde «İkrarda caiz değildir» demiştir. îmanı Şafiî, ikrarı şahitlik ve yemine kıyas etmiştir. îmam Mâlik'e göre her çeşit kısas almada vekâlet caizdir. îmam Şafiî'nin ise, müvekkilin hazır bulunması şartı ile caiz olduğuna dair bir kavli vardır. Diğer kavlinde ise, caiz olmadığını söylemiştir.
İkrarda vekaletin caiz olduğunu söyleyenler de, mutlak dava için vekil tutulduğu zaman ikrarı da içine alır mı, almaz mı diye ihtilaf etmişlerdir, îmam Mâlik «îkrar, mutlak davaya girmez» İmam Ebû Hanife: «Girer» demiştir.[5]
4. Vekil Tutma Akdi:
Vekil tutma akdi de, diğer akidler gibi «Seni vekil tuttum» ve «Senin ! vekâletini kabul ettim» gibi icab ve kabul ile oluşan bir akidtir. Vekâlet akdi, feshi caiz olmayan akidlerden olmayıp -bu akdin hükümleri bahsinde söyleyeceğimiz gibi- bozulabilen bir akidtir. İmam Mâlik'e göre, vekâlet -genel ve özel olmak üzere- iki çeşittir. Genel vekâlet; herhangi bir şeyin veya işin adını vermeksizin «seni kendime vekil ettim» gibi umumi bir deyim kullanılan vekâlet akdidir. Çünkü İmam Mâlik'e göre, bir işin adı verildiği zaman vekilin o işten başka bir şey için yetkisi olamaz. îmam Şafiî ise, «Herhangi bir kimseye genel olarak vekâlet vermek caiz değildir ve bu aynı zamanda da ga-rardır. Vekâlet ancak, belirtilen ve sınırlan tayin edilen işlerde caizdir» demiştir, ki en uygun olanı da budur. Zira vekâlette asıl, cevazında icma' edilen şeylerden başka işlerde caiz olmamasıdır.[6]
138. Vekâletin Hükümleri
Vekâletin hükümleri iki kısım olup bir kısmı akdin hükümleri, bir kısmı vekilin hükümleridir.[7]
1. Akdin Hükümleri:
Vekâlet akdi -yukarıda da söylediğimiz gibi- feshi caiz olmayan bir akid değildir. Vekil -bütün fukahaya göre- istediği zaman vekâleti bırakabilir. Ancak îmam Ebû Hanife'ye göre vekâleti bırakabilmek için müvekkilin hazır bulunması şarttır. Müvekkil de istediği zaman vekili azledebilir. Fakat, «Dava için tutulmamış olmak şartı ile» demişlerdir. Asbağ da «Eğer dava sonuçlanmak üzere değilse onu azledebilir» demiştir. Müvekkilin vekili azledemediği yerlerden vekil de kendini azledemez. îmam Mâlik ile İmam Şafiî'ye göre, vekâlet akdinin oluşması için, müvekkilin dava hasmının da akdin yapıldığı yerde hazır bulunması şart değildir. İmam Ebû Hanife ise, şart görmüştür. îmam Mâlik'e göre, vekâletin hakim huzurunda isbatı için de, müvekkilin dava hasmı ile birlikte mahkemeye girmesi şart değildir. Fakat îmam Şafiî, «Şarttır» demiştir.
Mâlikî uleması; vekâlet, müvekkilin ölümü ile bozulur mu, bozulmaz mı diye ihtilaf etmişlerdir. Kimisi «Bozulmaz» kimisi de «Müvekkilin, vekili azletmesiyle nasıl bozuluyorsa, ölümü ile de bozulur» demiştir. Bozulur diyenler de; müvekkilin, vekili azletmesiyle vekil ne zaman azlolunur ve ölümüyle de ne zaman vekâlet bozulur ve vekil ile vekilin muamele ettiği kimseden hangisi hakkında bozulur diye ihtilaf ederek üç çeşit görüşte bulunmuşlardır. Birinci görüşe göre, müvekkilin, vekili azletmesi veyahut ölmesi anında -vekil ile vekilin muamele ettiği kimse ister durumu öğrenmiş, ister öğrenmemiş olsunlar- hemen vekil azlolunur ve vekâlet bozulmuş sayılır, îkinci görüşe göre vekâlet ancak, durumu öğrenmiş olan kimse hakkında bozulmuş olur. Buna göre vekil olsun vekilin muamele ettiği kimse olsun eğer muamele ederken durumu öğrenmiş bulunuyorlarsa, muameleleri geçersizdir, öğrenmemiş bulunuyorlarsa geçerlidir veyahut öğrenmiş olan kimse için geçersizdir, öğrenmemiş olan kimse için geçerlidir. Üçüncü görüşe göre ise, vekâlet vekilin durumu öğrenmesiyle bozulur. Vekilin muamele ettiği kimsenin durumu öğrenmiş olmasının bir rolü yoktur. Buna göre de eğer vekil, durumu Öğrendikten sonra herhangi bir kimse ile muamelede bulunursa -muamele ettiği kimse durumu öğrenmemiş olsa bile- muamelesi geçersizdir. Fakat durumdan habersiz olarak yaptığı muamele -muamele ettiği kimse durumu öğrenmiş olsa bile- geçerlidir. Ancak eğer bir kimse, durumu öğrendikten sonra vekile birşey verirse zâmin (tazminat borçlusu) olur. Çünkü vekil olmadığını bildiği halde ona vermiştir.[8]
2. Vekilin Hükümleri:
Vekilin hükümlerine gelince: Bu hükümlerle de ilgili olarak birtakım meşhur mes'eleler vardır.
Bu meselelerden biri şudur: Bir kimse bir malını satmak üzere herhangi bir kimseye vekâlet verdiği zaman, vekil o malı kendine satın alabilir mi, alamaz mı? İmam Mâlik «Alabilir» demiştir. Kimisi de İmam Mâlik'in «Alamaz» diye söylediğini rivayet etmiştir. İmam Şafiî ise kesinlikle «Alamaz» demiştir. İmam Mâlik'e göre bu konuda baba ile vasî de vekil gibidirler.
Bu mes'eîelerden biri de şudur: Bir kimse, bir başkasına herhangi bir şeyi satmak için mutlak vekâlet verdiği zaman, İmam Mâlik'e göre vekil o şeyi değerinden az bir fiyatla veyahut veresiye olarak satamaz. Şayet satarsa geçersizdir. İmam Mâlik'e göre satın almak da öyledir. İmam Ebû Hanife ise, satmakla satın almayı birbirinden ayırarak, «Vekil, müvekkilin satın almasını söylediği şeyi değerinden az bir fiyatla veyahut veresiye olarak satabilir. Fakat satın alınmasını söylediği şeyi değerinden fazla bir fiyatla satın alamaz» demiştir. Akla öyle geliyor ki, İmam Ebû Hanife şunu düşünmüştür. Çünkü müvekkilin kendisi nasıl malından herhangi bir şeyi maslahat için ba-zan değerinden daha az bir fiyatla veyahut vade ile satıyorsa, onun vekili de Öyledir, Zira mal sahibi ona kendi yetkisini vermiştir. Fakat bir kimsenin herhangi bir şeyi maslahat için değerinden fazla bir fiyatla satın alması çok ender olan bir şeydir. Bununla beraber cumhurun görüşü daha açıktır.
Vekilin ihmali yüzünden, elindeki herhangi bir şeyin zayi olması halinde vekil zâmindir.
Vekil bir şeyi satın alırken müvekkili için aldığını söylediği zaman, o şejdn mülkiyeti doğrudan müvekkile geçer. İmam Ebû Hanife «Önce vekile, vekilden de müvekkile geçer» demiştir.
Vekil, müvekkilin herhangi bir borcunu öderken eğer şahit tutmaz ve alacaklı da aldığını inkâr ederse, vekil zâmindir.[9]
139. Müvekkil ile Vekilin Anlaşmazlıkları
Bu anlaşmazlıklar, bazan vekilin elinde bulunan malın zayi olup olmadığı hakkında olur. Bazan vekilin, mah müvekkile verip vermediği hakkında olur. Bazan sattığı veyahut satın aldığı malın satış bedelinin miktarı hakkında olur. Bazan müvekkilin, mah kendisine teslim etmesini emrettiği kimse hakkında olur. Bazan vekilin malı korumada kusur gösterip göstermediği hakkında olur.
Malın zayi olup olmadığı hakkında ihtilaf ederek vekil «Zayi olmuştur» müvekkil de «Yalan söylüyorsun. Zayi olmamıştır» dedikleri zaman, eğer vekil malı şahitler huzurunda teslim almamışsa, onun sözü geçerlidir.
Eğer vekil, malı müvekkilin borçlusundan almış ve fakat borçlu ona verirken şahit tutmamış ise İmam Mâlik'e göre, vekilin «Bana verdi» demesiyle de borçlu, borçtan kurtulamaz ve bir daha vermek zorundadır. Ancak borçlunun vekile rücu edip etmediğinde ihtilaf etmişlerdir. Eğer borçlu vekile şahit tutmuş ise, o zaman borçtan kurtulmuş olur ve vekile de bir şey lazım gelmez.
Vekil ile müvekkil, malın teslimi hakkında anlaşmazlığa düşerek, vekil «Ben sana verdim» müvekkil de «Hayır, bana vermedin» dedikleri zaman ise, kimisi «Vekilin», kimisi «Müvekkilin», kimisi de «Eğer araya uzun zaman girmiş ise, vekilin, girmemiş ise müvekkilin sözü geçerlidir» demiştir.
Vekilin satın aldığı malın satış bedeli miktarı hakkındaki anlaşmazlıklarına gelince:
Îbnu'l-Kasım «Eğer mal henüz duruyorsa, alıcının, durmuyorsa, vekilin sözü geçerlidir» demiştir.
Kimisi de «Vekil ile müvekkilin ikisi de yemin ederler ve satış bozulur» demiştir.
Vekilin sattığı malın bedeli hakkındaki ihtilaflarında da, İbnu'l-Kasım «Müvekkilin sözü geçerlidir» demiştir.
Müvekkilin, mah kendisine vermesini söylediği kimse hakkındaki ihtilaflarına gelince:
îmam Mâlik'in mezhebinde buna dair iki görüş vardır. Meşhur olan görüşe göre müvekkilin sözü geçerlidir.
Kimisi de «Geçerli olan, vekilin sözüdür» demiştir.
Vekilin kusur sayılan bir fiili işleyip de, müvekkilin o fiili işlemesini kendisine emrettiğini söylediği zaman ise, meşhur olan görüşe göre müvekkilin sözü geçerlidir.
Kimisi de «Geçerli olan, vekilin sözüdür. Çünkü ona güvendiği için vekâlet vermiştir» demiştir.[10]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/47.
[2] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/49.
[3] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/49.
[4] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/49.
[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/50.
[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/50.
[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/51.
[8] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/51-52.
[9] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/52.
[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/53-54.
İslami Okul Okulların En Önemlisi