Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 2. Sayfa - 081Vakiflar

44. BÖLÜM.. 2

VAKIF. 2

44.1. Tanımı 2

44.2. Çeşitleri 2

44.3. Meşruluğu. 2

44.4. Vakfın Gerçekleşmesi 3

44.5. Gerekliliği 3

44.6. Vakfı Sahih Olan ve Olmayan Şeyler 3

44.7. Çocuğa Yapılan Vakfa, Çocuğun Çocuklan da Girer 3

44.8. Zimmet Ehline Yapılan Vakıf 4

44.9. Paylaştırılmamış Hissenin Vakfı 4

44.10. Kendi Kendine Yapılan Vakıf 4

44.11. Mutlak Vakıf 4

44.12. Ölüm Hastalığında Yabancıya Yapılan Vakıf 4

44.13. Ölüm Hastalığında Bazı Varislere Yapılan Vakıf 4

44.14. Zenginlere Yapılan Vakıf 4

44.15. Amilin, Vakıf Malından Yemesi Caizdir 5

44.16. Vakıftan Artan Fazlalık, Benzerine Sarfolunur 5

44.17. Adak ve Vakfın, Daha Hayırlısı İle Değiştirilmesi 5

44.18. Varislere Zarar Vermenin Haramliğı 6


44. BÖLÜM

 

VAKIF

 

44.1. Tanımı

 

Lügatte vakıf, «alıkoyma» manasınadır. Şeriat'te ise; aslın alıkonup, kazancının (menfaatinin) Alİah yoluna harcanmasıdır.

 

44.2. Çeşitleri

 

Vakıf, bazan, yakın ve akrabalara daha sonra da fakirlere yapılır. Buna «aile vakfı» denir.

Bazan da, öncelikle, hayır konularına yapılır. Bu vakfa da «vakf-ı hayriyye» denir.

 

44.3. Meşruluğu

 

Allah vakfı meşru kılmış, ona teşvik etmiş ve kendisine ya­kınlaşma yollarından biri yapmıştır. Cahiliyye ehli, vakfı tanı­mazlardı. Onu ilk defa Nebi aleyhisselam ortaya çıkardı ve in­sanları ona çağırdı. Bununla, fakirlere iyiliği ve muhtaçlara ver­meyi hoş gösterdi.

Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayete göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kişi öldüğü zaman, üç şey hariç ameli kesilir: 1. Sadaka-i carîye. 2. Fayda veren ilim. 3. Ona dua eden salih evlad.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Müslim, Tirmizî ve Nesâi kaydetmiştir). Sadaka-i cariye ile kastedilen «vakıf»tır.

Hadisin anlamı: Bu üç şey dışında, ölünün tüm amelleri ke­silir. Çünkü bunlar onun kazancıdır: Çocuğu, bıraktığı ilmi, sa­daka-i cariyesi, bunların hepsi onun çalışması sonucudur.

îbn Mâce'nin kaydettiğine göre, Allah Rasûlü sallallahu aley­hi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Yaydığı ilim, bıraktığı Salih evlâd, miras bıraktığı mushafi, yaptığı mescid, yolcular İçin bi­na ettiği han, akıttığı su yolu, veya sıhhat ve hayatında malın­dan çıkardığı sadaka mü'minin ölümünden sonra da ameline ve iyiliklerine dahil edilir.» Bunlara ek olarak diğer hasletler de varid olmuştur. Bunların tamamı on tanedir. Sûyûtî bunları nazmı halinde şöyle sıralamıştır:

Ademoğlu öldüğü zaman on şey dışında ameli kesilir. Yaydığı ilim, evlâdının duası, diktiği hurma, devamlı sadaka. Mirası olan mushafı, sınır nöbeti, kazdığı kuyu, akıttığı nehir. Sığınsınlar diye yolcular için yaptığı han ve bina ettiği zi­kir yeri olan mescid.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem vakıfda bulunmuş­tur. Ashabı da mescidler, toprak bahçeler ve atlar vakfetmiştir. Günümüze kadar insanlar mallarını vakfetmeyi sürdürmüşler­dir.

İşte, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ya­pılan bazı vakıflar:

Enes (r.a)'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasû­lü sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiği zaman, Mescid bina etmeyi emrederek, «Ey Naccar oğullan bu bahçenizin de­ğerini benden istiyor musunuz?» dedi. Onlar: Vallahi onun de­ğerini istemeyiz. O ancak Allah Tealâ'ya aittir» dediler. Onu al­dı ve oraya mescid bina etti.» (Hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî kaydetmiştir).

Osman (r.a.) 'dan yapılan rivayete göre, o şöyle demiştir: « Al­lah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem «Kim Revme kuyusunu bozarsa, cennet onundur» buyurdu. Onu ben kazdım.» (Hadisi Buhari, Tirmizi ve Nesaî kaydetmiştir).

Beğavi'nin rivayeti şöyledir: Gifar oğullarından olan bir ada­mın Revne denilen bir kaynağı vardı. Onun bir kova suyunu bir  «müdd»e satardı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona: «Kay­nağı bana cennet karşılığı satar mısın?» dedi. Adam: «Ey Al­lah'ın Rasûlü, benim ve ailemin ondan başka bir şeyi yok» de­di. Bu Osman'a ulaşınca onu otuzbeş bin dirheme satın aldı. Son­ra Nebi aleyhisselam'a gelerek «Benim için de ona verdiğin var mı?» diye sordu. Nebi aleyhisselam «evet» dedi. Osman: «Onu müslümanlann malı yaptım» dedi.

Sa'd bin Ubâde'den rivayete göre, o; «Ey Allah'ın Rasûlü! Anam öldü. Hangi sadaka en faziletlidir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam; «Su» dedi. O da bir kuyu kazarak «Bu Ümmü Sa'd içindir» dedi.

Enes (r.a.) 'den rivayete göre; o şöyle demiştir: Ebû Taîha, Medine'de Ensar'ın en zengini idi. En sevdiği malı da mescidin karşısında bulunan Beyrehâ' bostanı idi. Allah Rasûlü sallahu aleyhi ve sellem ona girer ve pek hoş olan suyundan içerdi. «Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe birre eremezsiniz» (Âl-i İmran : 92) âyeti nazil olunca. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'e gidip: «Allah kitabında «Sevdiğiniz şeylerden infak et­medikçe birre eremezsiniz» buyuruyor. Mallarımın bana en se­vimlisi Beyrehâ'dır. O Allah için sadakadır. Onun birrini ve Al­lah katındaki sevabını umuyorum. Ey Allah'ın Rasûlü! Onu di­lediğin yere sarf et.» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sel­lem «Ne hoş! Bu kazançlı bir maldır. Bu kârlı bir maldır. Onun hakkında ne söylediğini duydum. Onu akrabalarına taksim et­men görüşündeyim.» buyurdu. Ebu Talha da onu akrabaları ve amcası oğullan arasında paylaştırdı. (Hadisi Buhari, Müslim ve Tirmizi kaydetmiştir).

İbn Ömer'den rivayete göre, o şöyle söylemiştir: Ömer'e Hayber'den bir toprak düştü. Nebi aleyhisselam'a gelip, o konu­da danışarak «Ey Allah'ın Rasûlü! Hayber'den bana, daha hoşu olmayan bir toprak düştü. Onun hakkında bana ne emredersin?» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ona: «Dilersen, aslını vakfet ve onu tasadduk et.» buyurdu. Ömer de onu: «O satılmaz, hibe edilmez, miras bırakılamaz. Fakirlere, akrabala­ra, kölelere, Allah yoluna, yolculara, misafirlere sadakadır. Bek­çisinin, marufla, yığmadan ondan yemesinde ve yedirmesinde günah yoktur» diyerek tasadduk etti. (Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir.)

Tirmizi şöyle demiştir: «Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı ve diğer ilim ehline göre amel bu hadisteki gibidir, ön­cekiler (mütekaddimin) arasında hiç kimsenin buna muhalefet ettiğini bilmiyoruz.» Bu, İslâm'daki ilk vakıftır. Ahmed bin Han-bel ve Buhari'nin Ebû Hüreyre'den rivayetine göre, Allah Ra­sûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kim bir atı ina­narak ve mükâfatını Allah'dan umarak Allah yolunda vakfeder­se, o atın yemi, tersi ve bevli kıyamet günü mizanda iyilik ola­rak tartılır.»

Halid bin Velid'in hadisinde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Halid ise zırhlarını ve silâhlarım Al­lah yolunda vakfetti.» (Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir).

 

44.4. Vakfın Gerçekleşmesi

 

Vakıf iki işten biri ile sahih olur ve gerçekleşir:

1. Vakfa delalet eden fiil ile. Meselâ: Mescid bina edip orada namaz kılınmasına izin vermek. Bunda hakimin iznine gerek yoktur.

2. Sözle: Bu, sarih ve kinaye olmak üzere ikiye ayrılır:

a) Sarih : Vakfedenin; «Vakfettim, hapsettim, sebil yaptım, ebedî kıldım.» demesi gibi.

b) Kinaye: Vakfa niyet ederek «tasadduk ettim» demesi gibi.

Ölüme bağlı vakıf ise, «Atım veya evim ölümümden sonra vakıftır.» demesi gibi. Ahmed bin Hanbel'in mezhebinin zahiri­ne göre bu caizdir. Bunu Harakî ve başkaları belirtmiştir. Çün­kü bu tamamen bir vasiyettir. Bu durumda vasiyet olduğu için ölümden sonraya bağlanması caizdir.

 

44.5. Gerekliliği

 

Vakfeden, vakfa delâlet eden bir iş yaptığında veya bir söz söylediğinde, tasarrufu sahih olan tam ehliyet sahibi, âkil, er­gin, hür ve ihtiyar sahibi olması şartıyla vakıf lâzım (bağlayı­cı) olur. Vakfın gerçekleşmesinde vakf olunanın kabulüne gerek yoktur.

Vakıf gerekli olunca, satılması, hibe edilmesi ve onu orta­dan kaldırıcı ve yok edici tasarrufta bulunulması caiz değildir.

Vakfeden öldüğü zaman, miras olarak kalmaz. Çünkü bu vakfın gereğidir. Delili de Nebi aleyhisselam'ın geçen İbn Ömer hadisindeki «Satılmaz, hibe edilmez, miras bırakılmaz.» sözü­dür.

Ebû Hanife vakfı satmanın caiz olduğu görüşündedir.

Ebû Yusuf ise, «Eğer Ebû Hanife'ye bu hadis ulaşsaydı, böy­le söylemezdi.» demiştir.

Şafi'i mezhebinde tercih edilen görüşe göre; vakfedenin mi­ras malı arasındaki mülk, Allah'a intikal eder. O artık, ne vakf­edenin, ne de vakfedilenin malı değildir.

 

44.6. Vakfı Sahih Olan ve Olmayan Şeyler

 

Malların menkul ve gayr-i menkul olanlarını, mushaflan, kitabları, silâhlan ve hayvanları vakfetmek sahihtir. Yine böyle, satışı caiz olan ve aslı (aynı) kalıp, ondan faydalanmanın caiz olduğu herşeyi vakfetmek de sahihtir. Bunu ifade eden şeyler geçmişti. Onlardan faydalanma sebebiyle telef olan (ortadan kal­kan) para, yiyecek, içecek, gibi şeyleri vakfetmek sahih değil­dir. Çabucak bozulan çiçek ve kokular da vakfedilemez. Çünkü bunlar kısa zamanda telef olurlar. Rehine bırakılmış mal, kö­pek, hınzır ve avlanması caiz olmayan diğer hayvanlar ile avlanamayan yırtıcı kuşlar gibi, satışı caiz olmayan şeyler vakfe-dilemezler. Vakıf ancak muayyen birine veya iyilik yoluna ol­duğunda sahih olur. Vakıf, çocuğu, akrabası, muayyen bir şa­hıs gibi malum birine veya mescid binası, kantarlar, fıkıh ve ilim kitapları ve Kur'an gibi iyilik yoluna olmadıkça sahih olmaz. Va­kıf herhangi bir erkeğe veya kadına yapılması gibi muayyen olmayan birine ya da kiliselere vakfetme gibi ma'siyyet üzerine olursa sahih olmaz.

 

44.7. Çocuğa Yapılan Vakfa, Çocuğun Çocuklan da Girer

 

Kim çocuklarına vakıfta bulunursa, buna neslinden olan ço­cuklarının çocuklan da girer. Kızların çocuklan da böyledir.

Ebû Musa el-Eş'ari'den yapılan rivayete göre, Allah Rasû-lü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: -Bir toplu­luğun kız kardeşinin oğlu onlardandır.» (Hadisi, Buhari, Müs­lim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Tirmizî kaydetmiştir).

 

44.8. Zimmet Ehline Yapılan Vakıf

 

Zimmet ehline sadaka vermek caiz olduğu gibi, onlara (me­selâ hıristiyanlara) yapılan vakıf da caizdir. Peygamber sallal­lahu aleyhi ve sellem efendimizin hanımı Safiyye binti Huyey, yahudi olan kardeşine vakıfta bulunmuştur.

 

44.9. Paylaştırılmamış Hissenin Vakfı

 

Paylaştırılmamış toprağın vakfı caizdir. Çünkü Ömer (r.a.) Hayber'de bulunan paylaştırılmamış yüz hissesini vakfetti. «El-Bahr» kitabında, Hadi, Kasım, Nasır, Şafi'i, Yusuf ve Malik'in bu görüşte olduğu nakledilir. Bazı alimler, paylaştırılmamış top­rağı vakfetmenin sahih olmadığı görüşündedir. Çünkü bunlar vakıfta tayin şarta koşarlar. Bu Muhammed bin Hasan'ın görü­şüdür.

 

44.10. Kendi Kendine Yapılan Vakıf

 

Alimlerden bazıları, kişinin kendisine yaptığı vakfın sahih olduğu görüşündedirler. Delil olarak da, Rasûlüllah saîlallahu aleyhi ve sellem'in «Yanımda bir dinanm var» diyen birine «Onu kendine tasadduk et» buyurmasını gösterirler. (Hadisi Ebû Dâ-vûd ve Nesâî kaydetmiştir). Çünkü vakıfta amaç Allah'a yakın­lıktır. Kendi nefsine yapılan tasarrufta da Allah'a yakınlık var­dır. Bu Ebû Hanîfe, İbn Ebi Leylâ, Ebû Yusuf, (tercih edilen görüşünde) Ahmed, Malikilerden Ibn Şaban, Şafi'ilerden İbn Sü­reye, ayrıca İbn Şibrime İbn Sabbâ'm görüşüdür. Hatta bazıla­rı sefihîiği sebebiyle, hacr olunan (malı koruma altma alınan) kimsenin kendi nefsine, sonra da çocuklarına vakıfta bulunma­sının caiz olduğu görüşündedirler. Çünkü hacr, onun mallarını korumak için konmuştur. O vakıfta bulunduğunda bu yolîa bu koruma gerçekleşir. Bazıları da bunu yasaklarlar. Çünkü kendi nefsine vakıf, malı temliktir. Kişinin satış ve hibe gibi kendi­sinden kendisine temlikte bulunması caiz olmaz. Delili Rasûlül­lah sallallahu aleyhi ve sellem'in -Meyvasına yol ver.» (Yani baş­kasının ona malik olmasına müsaade et.) buyruğudur. Şafi'iler, Maliküerin cumhuru, Hanbeliler, Muhammed ve Nasır bu görüş­tedir.

 

44.11. Mutlak Vakıf

 

Vakfeden «Bu ev vakıftır» demek suretiyle, mutlak olarak vakıfta bulur ve vakfın sarf yerini tayin etmezse bu Malik'e gö­re sahihtir. Şafi'ilerin tercih edilen görüşüne göre, vakıf sarf ye­ri açıklanmadan yapılırsa, sahih olmaz.

 

44.12. Ölüm Hastalığında Yabancıya Yapılan Vakıf

 

ölüm hastalığına tutulmuş biri yabancıya vakıfta bulunur­sa, vasiyet gibi mirasın üçte birinde olmasına dikkat edilir. Üç­te birden fazla olmadıkça varislerin rızasına bakılmaz. Üçte bir­den fazla olan vakıf ise, ancak varislerin izniyle sahih olur.

 

44.13. Ölüm Hastalığında Bazı Varislere Yapılan Vakıf

 

ölüm hastalığında varislerden bir kısmına yapılan vakfa gelince; Şafii ve kendisinden yapılan iki rivayetten birine göre Ahmed bin Hanbel; «Hastalık anında varislerden birine yapılan vakıf caiz değildir.» görüşündedir.

Şafii’den başkaları ve bir rivayetinde Ahmed bin Hanbel; «Hastalık halinde miras malının üçte bir kadarını,mirasçılar­dan birine vakfetmek, yabancı birine vakıfta olduğu gibi caiz­dir,», görüşündedir.

İmam Ahmed'e «Sen 'Varise vasiyet yoktur.' görüşünde de­ğil misin?» diye soruldu. Şöyle dedi: «Evet. Vakıf, vasiyet de­ğildir. Çünkü satılmaz, hibe edilmez, miras bırakılmaz. Onun ge­lirinden istifade eden mirasçı, ona malik olamaz.»

44.14. Zenginlere Yapılan Vakıf

 

Vakıf, Allah'a yakınlaştıran bir ibadettir. Vakfeden, «sade­ce zenginlere verilmesi» gibi bir şart koşarsa, bu, ibadet olmaz.

Alimler bu şekildeki vakıf hakkında ihtilâf etmişlerdir. Ba­zıları bunu ma'siyet olmaması sebebiyle caiz görmüşlerdir. Ba­zıları da bu şartın batıl olması sebebiyle bunu menetmişlerdir. Çünkü bu, vakfedene, ne dünyada ne de ahirette bir fayda ver­meyen bir şeye yapılan tasarruftur.

İbn Teymiye de bunu tercih ederek şöyle demiştir: «Bu men-edilen harcama ve dağıtma şekillerindendir. Çünkü Allah Süb-hanehû ve Teâlâ, «Sizden zenginlerin arasında dolasan bir dev­let olmasın diye...> (Haşr: 7) âyetiyle, malın zenginler arasın­daki bir devlet olmasını hoş görmemiştir. Kim vakıf veya mira­sında, zenginler arasında bir devlet olmasını şart koşarsa,, Al­lah'ın kitabma muhalif olan bir şart koşmuş olur. Kim Allah'ın kitabına ayları şart koşarsa, yüz şart bile olsa batıldır: «Allah'ın kitabı, daha haklı ve Allah'ın şartı daha sağlamdır.»

«Yine bu babdan olarak : Vakfeden veya miras bırakan, Şe-riat'te vacib veya müstehab sayılmayan amelleri şart koşarsa, bu şart Allah'ın kitabına aykırı, batıl bir şart olur. Çünkü bu kişi insanlara vacip veya müstehap olmayan faydasız bir şeyi gerekli kılması, sebebiyle sefeh sayılır ve tasarruftan alıkonur.»

 

44.15. Amilin, Vakıf Malından Yemesi Caizdir

 

Vakfın mütevellisi, îbn Ömer'in geçen hadisindeki «Bekçisi­nin ondan marufla yemesinde bir mahzur yoktur» bölümü se­bebiyle, vakıf maundan yemesi caizdir. Ma'ruf ile, adet olan mik­tar kastedilmektedir. Kurtubi şöyle demiştir: «Adet, — vakıf eden; amilin ondan yemesini kötü görerek, yememesini şart koş-sa bile — vakfın gelirinden amilin yemesi şeklindedir.»

 

44.16. Vakıftan Artan Fazlalık, Benzerine Sarfolunur

 

îbn Teymiye şöyle demiştir: «Vakıftan artan ve ihtiyaç du­yulmayan fazlalık, aynı amaçda olması gözetilerek sarf edilir. Meselâ mescide vakfedilen maldan, onun tefrişatı yapıldıktan sonra artan kısım, başka bir mescide sarf edilir. Çünkü vakfeden bir cinsi amaçlamıştır ve burada cins aynıdır. Eğer ilk mescidin harap olması beklense, (bu süre zarfında), ondan kimse menfaatlenemeyecektir. Bu fazlalık, başka bir mescide sarfedilir. Onun müştemilâtından olan bir şey arttığında da böyledir. Bu fazlalık da, ona sarfedilemiyorsa, atıl bırakılamaz ve ilk ama­cın cinsinde olan başka bir şeye harcanır. Bu vakfedenin ama­cına daha uygun olan bir yoldur.»

 

44.17. Adak ve Vakfın, Daha Hayırlısı İle Değiştirilmesi

 

Yine İbn Teymiye şöyle demiştir: «Adak ve vakfedilen şe­yin, daha hayırlısıyla değiştirilmesine gelince; bu iki nev'i olur:

-Birincisi: Bir ihtiyaç sebebiyle değiştirme : Vakfın, atıl kal­maması, satılıp, kazancı ile onun yerini alacak başkasının alın­ması gibi. Savaş için vakfedilmiş olan bir atm, artık savaşta, kul­lanılma imkâm kalmadığında satılıp, kazancıyla onun yerini tu­tacak başka bir atın alınması veya etrafı ıssız olan bir mescidin, başka bir mekâna nakledilmesi veya satılıp geliriyle onun yeri­ni tutacak malzemenin alınması gibi. Vakfedenin amacı doğrul­tusunda vakfedilen şeyden istifade mümkün olmadığı zaman, sa­tılır ve geliri ile yerine geçecek başka bir şey alınır. Arsa, hrab olup imarı mümkün olmayınca, satılır, kazancıyla yerine başka bir şey alınır. Bunların tümü caizdir. Bu konuda aslolan, amacın gerçekleşmediği zaman bedeli ile yerine başka bir şeyin ikame edilmesidir.

«İkincisi: Tercih edilen bir maslahat sebebiyle değiştirme: »

Mesela kurbanlığın daha hayırlısı ile değiştirilmesi veya mescid bina edildiğinde, (bu ihtiyaca yetmiyorsa) ilkinin satılıp ahali­nin maslahatına daha uygun olan başka bir mescitle değiştiril­mesi gibi Ahmed bin Hanbel ve bazı âlimlere göre bu caizdir. Ahmed bin Hanbel: «Ömer bin Hattab'm eski Küfe mescidini baş­ka bir yere nakletmesi ve ilk mescidin de geçenler için çarşı ya­pılması» ile ihticac etmiştir. Bu, mescid arsasının görevinin de­ğiştirilmesidir.

«Binanın başka bina ile değiştirilmesi: Ömer ve Osman (r.a.) Nebi aleyhisselâm'm mescidini ilk binasından başka şekilde bina edip ona ilâvede bulunmuştur. Mescid-i Haram da böyle­dir. «Sahihayn- da sabittir ki, Nebi aleyhisselam Aişe'ye «Eğer kavmin cahiliyeden yeni kurtulmuş olmasaydı, Kâ'beyi yıkıp, te­meline kadar iner ve ona halkın birinden girip diğerinden çıka­cağı iki kapı yapardım.» demiştir. Eğer ağır basan arızi haller olmasaydı, Nebi aleyhisseîam Kabe'nin binasını değiştirecekti.

«Arsa'nın başka bir arsayla değiştirilmesi: Ahmet bin Han­bel ve başkalarına göre, bu, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabına ittibaen caizdir. Ömer (r.a.) bunu yapmış, hükmü yayıldığı halde bunu kimse münker görmemiştir.

«Gelir için yapılan vakıflar da, daha hayırlısı ile değiştirile­bilir. Meselâ, ev, dükkân, bostan ya da bir köy vakfediîdiğinde geliri az ise, vakıf için daha faydalı olan başka bir şeyle değiş­tirilebilir. Ebû Sevr ve Mısır kadısı Ebû Ubeyde bin Harbeviyye gibi bazı âlimler bunu caiz görmüş ve bununla hükmetmişler­dir. Bu Ahmed bin Hanbeî'in mescid arsasının maslahat için baş­ka bir arsayla değiştirilebileceği görüşüne kıyas edilmiştir. Mes­cid, maslahat için mescid olmayan birşeyle değiştirilip, mesci­din arsasının çarşı olarak kullanılması caiz olunca, gelir getiren şeyin daha iyi gelir getiren başka bir şeyle değiştirilmesi daha evlâdır, caizdir. Bu, hediyelik kurbanın daha hayırlısı ile değiş tirilmesi ve mescidin temeliyle birlikte nakledilip yerine çarşı bina edilmesi nassma kıyas edilmiştir. Cirân bunu tercih etmiş ve böyle yapmıştır. Onun ashabından bazıları, mescidin, kurban­lığın ve vakıf arazisinin değiştirilmesini menetmişlerdir. Bu Şa-fi'i ve başkalarının da görüşüdür. Fakat nasslar, eserler ve kı­yas bunun maslahat için caiz olduğunu göstermektedir.

 

44.18. Varislere Zarar Vermenin Haramliğı

 

«Kişinin varislerine zarar verecek bir vakıf kurması Nebi aleyhisselâm'ın; «İslâm'da zarar verme ve zararla mukabele yok­tur.» hadisi gereğince haramdır. Eğer vakfederse, vakfı batıl olur. Ravdatu'n-Neddiyye'de şöyle denmektedir: -Özetle: Allah'ın vaslını emrettiği sıla-i rahimi kesmek ve Allah'ın feraizine aykırılık amaçlanan vakıflar, aslen batıl olup, hiçbir zaman gerçekleşmez­ler. Buna, kızlarını bırakıp, erkek evlâdlarma vakıfta bulunan kimse örnek verilebilir. Bununla Allah'a yakınlık kastedilmemiş, aksine Allah'ın hükümlerine ve kullarına Şeriat kıldığı kanuna

aykırılık amaçlanmıştır. Bu, şeytani amaca hizmet eden Tağûtî bir vakfolur. Bu senin aklında bulunsun. Zamanımızda böyle şeyler çok yapılmaktadır. Malm zürriyetinde kalmasını ve onla­rın mülklerinden çıkmamasını isteyerek vakfa yönelen ve nesli­ne vakıfta bulunan kimsenin vakfı da böyledir. Bu Allah'ın hük­mü olan; «Mülkün miras yoluyla intikali ve mirasçının miras malında dilediği gibi tasarrufu» prensibine aykırıdır. Zengin ve­ya fakir mirasçıların işi, bu vakıfçıya kalmamıştır. Aksine on­ların işi Allah'a aittir. Akrabaya yapılan bu tür vakıflarda na­diren Allh'a yakınlık kastı bulunur. Bilir kişiye düşen, bunu ge­rektiren sebebleri derinlemesine incelemektir.

«Neslinden sahih olanlara veya ilimle meşgul olma yolunu tutanlara vakıfta bulunanlar da pek nadirdir. Bu tür vakıflar, genellikle halis niyetle ve Allah'a yakınlık amacıyla gerçekle­şir. Ameller niyetlere göredir. Fakat işi, Allah'ın kullar arasın­daki hükmüne havale etmek ve onlar hakkında buna (miras hü­kümlerine) razı olmak daha evlâ ve daha doğru olandır.»