ŞİRB (İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL - 026Yiyecekler - 4. Sayfa
ŞİRB (İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL
NEHİRLERİN FAYDALI HALE GETİRİLMESİ HAKKINDA BİR FASIL
ŞİRB
(İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL
(Kuyu veya akar suya sahip olan kişi,' insan ve hayvanları İçmekten men edemez.) Bilinmelidir ki, suların bir kaç çeşidi vardır. Bunlardan birincisi, deniz sulandır. Deniz suyunda herkesin içme ve araziyi sulandırma hakkı vardır. Hatta biri deniz suyundan ken* di tarlasına bir kanal açmak isterse men edilmez. Kısacası, deniz
suyundan faydalanma, tıpkı güneş, ay ve havadan faydalanma durumu gibidir. Hangi suretle olursa oisun kişi, deniz suyundan faydalanmaktan men edilemez, ikincisi, büyük nehirlerin sulandır. Meselâ : Seyhan, Ceyhun, Dicle ve Fırat sulan gibi. Bunlarda da mutlaka herkesin içme hakkı vardır Tarlaîan sulandırma hakkı da vardır. Eğer biri boş bir araziyi ihya edip sulandırmak üzere nehirden bir kanal ayırırsa, şayet amme hakkına zarar getirecek olmasa ve kanal da başkasının tarlasında geçmezse, kanalı açabüir. Zira hadd-ı zâtında mubahtır. Şayet ammeye zarar getirecek olursa, kanalı açma hakkına sahip olamaz. Çünkü ammenin zararım önlemek vaciptir. Ammenin zararı, kanal bendi yıkıldığında suların başka tarafa yönelip arazi ve binalara basması şeklinde düşünülebilir. Değirmen kurmakta da durum aynıdır. Çünkü değirmen için kanal ayırmak tıpkı tarla için kanal ayırmak gibidir. Üçüncüsü, bölünmeye söz konusu olduğunda içme hakkı sabit kalan sulardır. Bu husustaki asıl, Peygamber efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâml'in;«İnsanlar -su, ot ve ateş olmak üzere- üç şeyde ortaktırlar- ([1]) Hadisidir. Çünkü hadisteki umum, içme ile kullanmanın ikisine de şâmildir. Ancak ikincisi istisna edilmiş, birincisi kalmıştır. Zira kuyu ve benzeri şeyler şahsi malı korumak için konulmamıştır. O halde herkes için mubah olan şeyler, ancak özel koruyucu vasıta ve tasarruflarla mülk edinilebilir. Tıpkı kişinin mülk arazisinde yuvalanan Ceylan misâli gibi... öte yandan içme hakkının baki kalmasında bir zaruret vardır. Çünkü kişi, her gittiği yere beraberinde su götüremez. Halbuki hem kendisi, hem de hayvanlan için suya ihtiyacı vardır. Şayet sudan men edilirse durum ağır güçlüklere yol açar. Eğer biri, ihya ettiği tarlasını müşterek akar su ile sulandırmak isterse -sudan yararlananlara zarar gelsin – gelmesin- söz konusu kişiyi sulandırma hareketinden men edebilirler. Çünkü akar su onlara mahsus bîr haktır. Ve ortaklıkta her hangi bir zaruret yoktur. Aynca, sulandırma işini mubah küarsak içme menfaatinin kesilmesi söz konusu olur.
Dördüncüsü, kaplarda muhafaza altına alman sudur. Bu kısım su, korumakla mülk sayılmakta ve başkasının hakkmdan arınmış durumdadır. Tıpkı yakalanan av gibi... Ancak zikrettiğimiz delil itibariyle bunda da ortaklık şüphesi bulunmaktadır. Nitekim suyun nadir olduğu bir yerde, onun nisap miktannı çalan kimsenin eli -bu şüpheden ötürü- kesilmez. Şayet bir adamın tarlasında bir kuyu veya bir pınar veya bir havuz ya da bir nehir bulunsa ve fakat yanındaki sahipsiz arazide bir su bulunsa tarla sahibi, sudan faydalanmak isteyeni tarlası içine girmekten men edebilir. Eğer tarlaya yakın yerde su bulunmazsa su sahibine : -Sen, ya içme ihtiyacı kadar su vereceksin veya su bendini bozmamak kaydiyle kendi eliyle almasına müsade vereceksin» denilecektir. Bu, T a h a v i' den rivayet edilmiştir. Kimi, - T a h a v i' nin dediği ancak eğer kişinin kazdığı kuyu kendi tarlası içinde ise doğrudur. Eğer su, boş arazide çıkarılmışsa men edemez. Zira boş arazi müşterektir. Su çıkarma işi de müşterek bir hakkın ihyası içindir. Binaenaleyh içme hakkındaki ortaklığı kesemez. Şayet içme hakkından men ederse, ve men edilen kişi, kendisinin veya hayvanlarının susuz kalacağından korkarsa, onunla silâhla karşı koyma hakkına sahip olur. Çünkü içme hakkını kullanmaktan men etmekle onun telef olmasmı kast etmiş olur.
Kuyudaki su, mülk değildir, herkes için mubahtır. Ancak kaplarda korunan su, artık mülk edinilmiş sayılır. Onun için silâhla değil alınmasına başka şekilde çalışır. Keza açlık sırasında yemek alma durumu da böyledir. Kimi, kuyu ve benzerinin suyu hususunda evlâ olan, muhtaç kişinin silâhsız olarak sopa ile su almaya çalışmasıdır, demiştir. Çünkü su sahibi, artık bir ma'siyet irtikâp etmiş durumda ve değnekle suyun alınması onun için bir nev'i ta'zir olur. Şayet içme hakkım kullanırken o an için suyun tükenmesi söz konusu olursa örneğin su küçük bir koldan ibaret olsa ve sudan faydalanan deve v.s. hayvanlar su içtiklerinde kesilmesine sebebiyet verirlerse, kimi, hayvanlar su içmekten men edilemez. Çünkü hayvanlar her zaman su başına gelecek değildir, bu itibarla nöbetleşe su hakkını kullananlann misâli gibi olur, demiştir. Kimi de, su sahibi, hayvanlan su içmekten men edebilir, demiştir. Çünkü hayvanlann su içmesiyle kendi hakkı elden gidiyor. Bu itibarla ziraat ve ağaçlan sulandırmak gibi değerlendirilir. Yalnız sahih kavle göre abdest ve çamaşır yıkama suyunu söz konusu küçük su kolundan herkes alabilir. Zira abdest ve yıkama işleri, denildiği gibi, suyun alınmamasıyla zorluklara konu olur. Oysa imkân dahilinde zorluklara mahal bırakılmamalı. Şayet kişi, ikamet ettiği yerde testi ve küplerle su taşıyarak ağaç veya yeşiiliklerini sulamak isterse, en doğru olan kavle göre sulayabilir. Çünkü insanlar böyle şeyler için müsamaha gösterirler. Ayni zamanda men etmeyi cimrilik ve kötülükten addederler. Fakat tarlasını, bahçesini ve ağaçlarını kişinin akar suyundan, kuyusundan ve kanalından ancak müsaade almakla sulayabilir. Ve su sahibi, istemediği takdirde kişiyi sulamaktan men edebilir. Çünkü su, taksim gördükten sonra herkesin içme ortaklığı ortadan kalkar. Zira eğer ortaklık devam ederse, su sahibinin hakkı kaybolur, öte yandan su yatağı, akar su sahibinin hakkıdır. Ve su bendine de hakkı taallûk etmektedir. Böylece tarlasını sulamak isteyen, suyu su kanalında kanalize etmekle sulama imkânını bulamaz. Keza su bendini de yaramaz. Şayet su sahibi, bu hususta ona izin verirse veya iare ederse bir beis kalmaz. Çünkü artık kendi hakkıdır. Tıpkı kendi kabında muhafaza ettiği su gibi müsaade vermekle mubah olur.[2]
NEHİRLERİN FAYDALI HALE GETİRİLMESİ HAKKINDA BİR FASIL
Ben diyorum ki: Nehirler üçe ayrılır:
1 - Hiç kimseye mülk olmayıp ve henüz suyu taksime girmemiş olan nehir Fırat, Dicle ve benzerleri gibi...
2 - Kişiye mülk olup suyu taksime giren Âmme (genel) olan nehir.
3 - Kişiye mülk olup suyu taksime giren Hass (özel) olan nehir. Şu son iki kısmın arasındaki fark, içme hakkına sahip olma ve olmama durumudur. Birinci kısmın sulama te'sisatımn yapımı ücreti, Beytülmaldan karşılanmak üzere devlet reisine aittir. Çünkü te'-sisatın vereceği menfaat umuma yöneliktir. Dolayısı ile ücret de umuma aittir. Te'sisatın yapım gideri, Beytülmalın haraç ve cizye gibi fonlarından verilir. Çünkü zekât ve sadakalar fakirlerin hakkıdır. Haraç ve cizye gibi gelirler ise, böyle işlerde kullanılabilir. Şayet Beytülmalda bir şey yoksa devlet, umumi maslahatın te'sisi İçin kişileri yapım için çalışmaya zorlar. Zira ahali, kendi kendine yapmaya yönelmez. H z. Ömer (Radıyallâhü anh) bu gibi işler hakkında müslümanlara hitaben «Eğer siz yapmazsanız çocuklarınızı satmak zorunda kalacaksınız» ([3]) Ancak bu gibi işlerde gücü yetenler çalışır ve ücretleri çalışma gücü olmayan zenginlerce ödenir.
İkinci nehir kısmının sulama te'sisetının yapımı ise, nehirden yararlananlara aittir, Beytülmaldcn karşılanmaz. Çünkü hak onlarındır, menfaat da onlara mahsustur. Te'sisatın yapım ve masrafından, kaçanlar, umumî zararın defi için zorlanacaklar. Yâni: Sudan yararlananların tümünün zararlarının defi için zorlanacaklar. Çalışmaktan çekinen kişi de her ne kadar zarar görecek durumda ise de zaran has ve umuma nisbeten cüz'i kalır. Binaenaleyh umumî zarar, cüz'i zarar pahasına kabullenemez. Şayet söz konusu nehir ehli, suyun tarla ve yollara basıp telef etme tehlikesinden korkarak suya set çekmek isterlerse, kaçınmak isteyen kişi, elbirliği yapmak için zorlanacaktır. Eğer böyle umumî bir zarar korkusu yoksa, kaçınan kişi, şeddin yapımı için zorlanamaz. Çünkü fayda belli değildir. Ama sulama te'sisatımn yapımı için zorlanır. Çünkü fayda ve zaran bellidir.
Üçüncü nehir kısmı, her yönü ile has (özel) olan kısımdır. Ve te'-sisatı, açıkladığımız üzere yararlananlara aittir. Sonra kimi, yapmaktan çekinenler, ikinci kısımda olduğu gibi yapım için zorlanacaktır, kimi de, zorlanmıyacaktır, demiştir. Çünkü hem çekinen hem de geride kalan kişilerin zaran hassdır, genel değildir.
Te'sisatın yapımı hâkimin karan ile gerçekleşmiş ise, yapımında adam başı sarf ettiği nisbet miktan, yapmaktan çekinen kişiden tahsil etmekle zararın telâfisi cihetine gidilecektir. Böylece her iki taraf müsavi olur. Ama ikinci kısmında durum başka idi. Nehrin faydalı hâle getirilmesinde çalışmaktan çekinen ^ahıs, su içme hakkının maslahatı için zorlanamaz. Tıpkı herkesin çalışmak istemedikleri durumda zorlanamadıklan gibi.
îmam Ebû-Hanif e'ye göre : Müşterek olan nehrin elverişli hâle getirilmesinde yapılan masraf, yukan taraftan müştereklere aittir. Ancak kişinin tarlasını geçen kısmın masrafı kendisine âit olmaz. îki imama göre: Masraf, nehrin başlangıcından sonuna kadar içme hakkı ve tarla hissesine göre müştereklere aittir. Çünkü faydalanma hissesi yukan kısımda olan kişinin hakkı, aşağı kısımda da olur. Zira ihtiyacından fazla olan suyun kanalizesine mecburdu imam Ebû-Hanife diyor ki: Nehir suyunu yararlı hâle getirilmekten gaye, sulandırma imkânından yararlanmaktır. Ve bu imkân, hissesi yukarıda olan kişi için gerçekleştikten sonra başkasına da faydalanma imkânım sağlamaya mecbur değildir. Keza kendisinden fazla olan suyun kanalizesine de mecbur değildir. Nitekim damından akıp başkasının damına doğru giden suyun, birinci damın sahibi tarafından komşu damda kanalizesine mecbur kılınmaz. Aynca, eğer gaye sulama değilse, yukarıdaki şahıs, suyu yukarıdan kesmekle tarlasından tehlikesini defedebilir. O halde neden aşağı kısmın masrafına katılmaya mecbur tutulsun. Sonra dediğimiz gibi, yapım, tarlayı geçtikten itibaren masrafı kişiye yüklenemez. Kimi de, kendisine âit kanalın çıkış noktasından itibaren yapım masrafı yüklenemez demiştir. Bu. İmam Muhammed1 den rivayet edilmiştir. Ancak essah olan birinci görüştür. Çünkü tarla sahibi, kendisine âid kanal kısmının giriş ve çıkış noktasını belirlemekte görüş sahibidir. O zaman fazla masraftan kurtulmak için ka-mal uzunluğunu kısa kestirebilir. Kanal yapımı tarlayı geçip tarla sahibi, masrafmdan kurtulduktan sonra kimi, tarlasını sulamak üzere suyu bırakabilir, demiştir. Çünkü tarlasına kadar kanal bitmiş durumdadır. Kimi de, ortakların tümü, kanal işini bitirmeden önce baştaki şahıs, kendi tarlasma suyu bırakamaz. Çünkü kanal ona mahsus değildir, demiştir. Sudan içme hakkına sahip olanlar, kanal ve sulandırma te'sisatı masrafına katılmaya mecbur değiller. Çünkü sayılmıyacak kadar çokturlar ve tali durumdadırlar.[4]
[1] Ebû Davud'un Ashab-ı Kirâm'dan bîr zattan «Üç savaşta Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'le birlikte bulundum. «Bütün insanlar -su, ot ve ateş olmak üzere- üç şeyde ortaktırlar» diye buyuruyordun şeklinde naklettiği bu hadisi, îbn-l Mâce ise Abdullah İbn-İ Abbas (R.A.Vtan naklederken hadisin sonunda «Parası da haramdır» ziyadesini de kaydetmiştir.
Ebû Dâvûd (Halkı sudan men'etme babı) C. 2 S. 135
[2] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/173-176.
[3] Gariptir. Nasb-ürraye C. 4 S. 294
[4] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/176-178.
İslami Okul Okulların En Önemlisi