Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ŞİRB (İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL - 026Yiyecekler - 4. Sayfa

ŞİRB (İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL  2

NEHİRLERİN FAYDALI HALE GETİRİLMESİ HAKKINDA BİR FASIL. 3


ŞİRB (İÇME) MESELELERİNDEN BİR KAÇ FASIL SULAR HAKKINDA BİR FASIL

 

(Kuyu veya akar suya sahip olan kişi,' insan ve hayvanları İç­mekten men edemez.) Bilinmelidir ki, suların bir kaç çeşidi vardır. Bunlardan birincisi, deniz sulandır. Deniz suyunda herkesin içme ve araziyi sulandırma hakkı vardır. Hatta biri deniz suyundan ken* di tarlasına bir kanal açmak isterse men edilmez.    Kısacası, deniz

suyundan faydalanma, tıpkı güneş, ay ve havadan faydalanma du­rumu gibidir. Hangi suretle olursa oisun kişi, deniz suyundan fay­dalanmaktan men edilemez, ikincisi, büyük nehirlerin sulandır. Me­selâ : Seyhan, Ceyhun, Dicle ve Fırat sulan gibi. Bunlarda da mut­laka herkesin içme hakkı vardır Tarlaîan sulandırma hakkı da var­dır. Eğer biri boş bir araziyi ihya edip sulandırmak üzere nehirden bir kanal ayırırsa, şayet amme hakkına zarar getirecek olmasa ve kanal da başkasının tarlasında geçmezse, kanalı açabüir. Zira hadd-ı zâtında mubahtır. Şayet ammeye zarar getirecek olursa, kanalı aç­ma hakkına sahip olamaz. Çünkü ammenin zararım önlemek vacip­tir. Ammenin zararı, kanal bendi yıkıldığında suların başka tarafa yönelip arazi ve binalara basması şeklinde düşünülebilir. Değirmen kurmakta da durum aynıdır. Çünkü değirmen için kanal ayırmak tıp­kı tarla için kanal ayırmak gibidir. Üçüncüsü, bölünmeye söz konu­su olduğunda içme hakkı sabit kalan sulardır. Bu husustaki asıl, Pey­gamber efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâml'in;«İnsanlar -su, ot ve ateş olmak üzere- üç şeyde ortaktırlar- ([1]) Hadisidir. Çünkü hadisteki umum, içme ile kullanmanın ikisine de şâmildir. Ancak ikincisi istisna edilmiş, birincisi kalmıştır. Zira ku­yu ve benzeri şeyler şahsi malı korumak için konulmamıştır. O halde herkes için mubah olan şeyler, ancak özel koruyucu vasıta ve tasar­ruflarla mülk edinilebilir. Tıpkı kişinin mülk arazisinde yuvalanan Ceylan misâli gibi... öte yandan içme hakkının baki kalmasında bir zaruret vardır. Çünkü kişi, her gittiği yere beraberinde su götüre­mez. Halbuki hem kendisi, hem de hayvanlan için suya ihtiyacı var­dır. Şayet sudan men edilirse durum ağır güçlüklere yol açar. Eğer biri, ihya ettiği tarlasını müşterek akar su ile sulandırmak isterse -sudan yararlananlara zarar gelsin – gelmesin- söz konusu kişiyi sulandırma hareketinden men edebilirler. Çünkü akar su onlara mah­sus bîr haktır. Ve ortaklıkta her hangi bir zaruret yoktur. Aynca, sulandırma işini mubah küarsak içme menfaatinin kesilmesi söz ko­nusu olur.

Dördüncüsü, kaplarda muhafaza altına alman sudur. Bu kısım su, korumakla mülk sayılmakta ve başkasının hakkmdan arınmış durumdadır. Tıpkı yakalanan av gibi... Ancak zikrettiğimiz delil iti­bariyle bunda da ortaklık şüphesi bulunmaktadır. Nitekim suyun nadir olduğu bir yerde, onun nisap miktannı çalan kimsenin eli -bu şüpheden ötürü- kesilmez. Şayet bir adamın tarlasında bir kuyu veya bir pınar veya bir havuz ya da bir nehir bulunsa ve fakat ya­nındaki sahipsiz arazide bir su bulunsa tarla sahibi, sudan faydalan­mak isteyeni tarlası içine girmekten men edebilir. Eğer tarlaya ya­kın yerde su bulunmazsa su sahibine : -Sen, ya içme ihtiyacı kadar su vereceksin veya su bendini bozmamak kaydiyle kendi eliyle al­masına müsade vereceksin» denilecektir. Bu, T a h a v i' den ri­vayet edilmiştir. Kimi, - T a h a v i' nin dediği ancak eğer kişinin kazdığı kuyu kendi tarlası içinde ise doğrudur. Eğer su, boş arazide çıkarılmışsa men edemez. Zira boş arazi müşterektir. Su çıkarma işi de müşterek bir hakkın ihyası içindir. Binaenaleyh içme hakkındaki ortaklığı kesemez. Şayet içme hakkından men ederse, ve men edilen kişi, kendisinin veya hayvanlarının susuz kalacağından korkarsa, onunla silâhla karşı koyma hakkına sahip olur. Çünkü içme hakkı­nı kullanmaktan men etmekle onun telef olmasmı kast etmiş olur.

Kuyudaki su, mülk değildir, herkes için mubahtır. Ancak kap­larda korunan su, artık mülk edinilmiş sayılır. Onun için silâhla de­ğil alınmasına başka şekilde çalışır. Keza açlık sırasında yemek alma durumu da böyledir. Kimi, ku­yu ve benzerinin suyu hususunda evlâ olan, muhtaç kişinin silâh­sız olarak sopa ile su almaya çalışmasıdır, demiştir. Çünkü su sa­hibi, artık bir ma'siyet irtikâp etmiş durumda ve değnekle suyun alınması onun için bir nev'i ta'zir olur. Şayet içme hakkım kullanır­ken o an için suyun tükenmesi söz konusu olursa örneğin su küçük bir koldan ibaret olsa ve sudan faydalanan deve v.s. hayvanlar su içtiklerinde kesilmesine sebebiyet verirlerse, kimi, hayvanlar su iç­mekten men edilemez. Çünkü hayvanlar her zaman su başına ge­lecek değildir, bu itibarla nöbetleşe su hakkını kullananlann misâli gibi olur, demiştir. Kimi de, su sahibi, hayvanlan su içmekten men edebilir, demiştir. Çünkü hayvanlann su içmesiyle kendi hakkı el­den gidiyor. Bu itibarla ziraat ve ağaçlan sulandırmak gibi değer­lendirilir. Yalnız sahih kavle göre abdest ve çamaşır yıkama suyu­nu söz konusu küçük su kolundan herkes alabilir. Zira abdest ve yıkama işleri, denildiği gibi, suyun alınmamasıyla zorluklara konu olur. Oysa imkân dahilinde zorluklara mahal bırakılmamalı. Şayet kişi, ikamet ettiği yerde testi ve küplerle su taşıyarak ağaç veya yeşiiliklerini sulamak isterse, en doğru olan kavle göre sulayabilir. Çün­kü insanlar böyle şeyler için müsamaha gösterirler. Ayni zamanda men etmeyi cimrilik ve kötülükten addederler. Fakat tarlasını, bah­çesini ve ağaçlarını kişinin akar suyundan, kuyusundan ve kanalın­dan ancak müsaade almakla sulayabilir. Ve su sahibi, istemediği tak­dirde kişiyi sulamaktan men edebilir. Çünkü su, taksim gördükten sonra herkesin içme ortaklığı ortadan kalkar. Zira eğer ortaklık de­vam ederse, su sahibinin hakkı kaybolur, öte yandan su yatağı, akar su sahibinin hakkıdır. Ve su bendine de hakkı taallûk etmektedir. Böylece tarlasını sulamak isteyen, suyu su kanalında kanalize etmek­le sulama imkânını bulamaz. Keza su bendini de yaramaz. Şayet su sahibi, bu hususta ona izin verirse veya iare ederse bir beis kal­maz. Çünkü artık kendi hakkıdır. Tıpkı kendi kabında muhafaza ettiği su gibi müsaade vermekle mubah olur.[2]

 

NEHİRLERİN FAYDALI HALE GETİRİLMESİ HAKKINDA BİR FASIL

 

Ben diyorum ki: Nehirler üçe ayrılır:

1 - Hiç kimseye mülk olmayıp ve henüz suyu taksime girme­miş olan nehir Fırat, Dicle ve benzerleri gibi...

2 - Kişiye mülk olup suyu taksime giren Âmme (genel) olan nehir.

3  - Kişiye mülk olup suyu taksime giren Hass (özel) olan nehir. Şu son iki kısmın arasındaki fark, içme hakkına sahip olma ve olmama durumudur. Birinci kısmın sulama te'sisatımn yapımı ücre­ti, Beytülmaldan karşılanmak üzere devlet reisine aittir. Çünkü te'-sisatın vereceği menfaat umuma yöneliktir. Dolayısı ile ücret de umu­ma aittir. Te'sisatın yapım gideri, Beytülmalın haraç ve cizye gibi fonlarından verilir. Çünkü zekât ve sadakalar fakirlerin hakkıdır. Haraç ve cizye gibi gelirler ise, böyle işlerde kullanılabilir. Şayet Beytülmalda bir şey yoksa devlet, umumi maslahatın te'sisi İçin ki­şileri yapım için çalışmaya zorlar. Zira ahali, kendi kendine yap­maya yönelmez. H z. Ömer (Radıyallâhü anh) bu gibi işler hakkında müslümanlara hitaben «Eğer siz yapmazsanız çocuklarını­zı satmak zorunda kalacaksınız» ([3]) Ancak bu gibi işlerde gücü yetenler çalışır ve ücretleri çalışma gücü olmayan zenginlerce öde­nir.

İkinci nehir kısmının sulama te'sisetının yapımı ise, nehirden ya­rarlananlara aittir, Beytülmaldcn karşılanmaz. Çünkü hak onların­dır, menfaat da onlara mahsustur. Te'sisatın yapım ve masrafından, kaçanlar, umumî zararın defi için zorlanacaklar. Yâni: Sudan ya­rarlananların tümünün zararlarının defi için zorlanacaklar. Çalış­maktan çekinen kişi de her ne kadar zarar görecek durumda ise de zaran has ve umuma nisbeten cüz'i kalır. Binaenaleyh umumî za­rar, cüz'i zarar pahasına kabullenemez. Şayet söz konusu nehir eh­li, suyun tarla ve yollara basıp telef etme tehlikesinden korkarak su­ya set çekmek isterlerse, kaçınmak isteyen kişi, elbirliği yapmak için zorlanacaktır. Eğer böyle umumî bir zarar korkusu yoksa, kaçınan kişi, şeddin yapımı için zorlanamaz. Çünkü fayda belli değildir. Ama sulama te'sisatımn yapımı için zorlanır. Çünkü fayda ve zaran bel­lidir.

Üçüncü nehir kısmı, her yönü ile has (özel) olan kısımdır. Ve te'-sisatı, açıkladığımız üzere yararlananlara aittir. Sonra kimi, yap­maktan çekinenler, ikinci kısımda olduğu gibi yapım için zorlana­caktır, kimi de, zorlanmıyacaktır, demiştir. Çünkü hem çekinen hem de geride kalan kişilerin zaran hassdır, genel değildir.

Te'sisatın yapımı hâkimin karan ile gerçekleşmiş ise, yapımında adam başı sarf ettiği nisbet miktan, yapmaktan çekinen kişiden tah­sil etmekle zararın telâfisi cihetine gidilecektir. Böylece her iki ta­raf müsavi olur. Ama ikinci kısmında durum başka idi. Nehrin fay­dalı hâle getirilmesinde çalışmaktan çekinen ^ahıs, su içme hakkı­nın maslahatı için zorlanamaz. Tıpkı herkesin çalışmak istemedik­leri durumda zorlanamadıklan gibi.

îmam Ebû-Hanif e'ye göre : Müşterek olan nehrin el­verişli hâle getirilmesinde yapılan masraf, yukan taraftan müşte­reklere aittir. Ancak kişinin tarlasını geçen kısmın masrafı kendisi­ne âit olmaz. îki imama göre: Masraf, nehrin başlangıcından sonu­na kadar içme hakkı ve tarla hissesine göre müştereklere aittir. Çün­kü faydalanma hissesi yukan kısımda olan kişinin hakkı, aşağı kı­sımda da olur. Zira ihtiyacından fazla olan suyun kanalizesine mec­burdu imam Ebû-Hanife diyor ki: Nehir suyunu yararlı hâ­le getirilmekten gaye, sulandırma imkânından yararlanmaktır. Ve bu imkân, hissesi yukarıda olan kişi için gerçekleştikten sonra baş­kasına da faydalanma imkânım sağlamaya mecbur değildir. Keza kendisinden fazla olan suyun kanalizesine de mecbur değildir. Ni­tekim damından akıp başkasının damına doğru giden suyun, birin­ci damın sahibi tarafından komşu damda kanalizesine mecbur kı­lınmaz. Aynca, eğer gaye sulama değilse, yukarıdaki şahıs, suyu yukarıdan kesmekle tarlasından tehlikesini defedebilir. O halde ne­den aşağı kısmın masrafına katılmaya mecbur tutulsun. Sonra de­diğimiz gibi, yapım, tarlayı geçtikten itibaren masrafı kişiye yükle­nemez. Kimi de, kendisine âit kanalın çıkış noktasından itibaren yapım masrafı yüklenemez demiştir. Bu. İmam Muhammed1 den rivayet edilmiştir. Ancak essah olan birinci görüştür. Çünkü tarla sahibi, kendisine âid kanal kısmının giriş ve çıkış noktasını belirle­mekte görüş sahibidir. O zaman fazla masraftan kurtulmak için ka-mal uzunluğunu kısa kestirebilir. Kanal yapımı tarlayı geçip tarla sahibi, masrafmdan kurtulduktan sonra kimi, tarlasını sulamak üze­re suyu bırakabilir, demiştir. Çünkü tarlasına kadar kanal bitmiş durumdadır. Kimi de, ortakların tümü, kanal işini bitirmeden önce baştaki şahıs, kendi tarlasma suyu bırakamaz. Çünkü kanal ona mahsus değildir, demiştir. Sudan içme hakkına sahip olanlar, kanal ve sulandırma te'sisatı masrafına katılmaya mecbur değiller. Çünkü sayılmıyacak kadar çokturlar ve tali durumdadırlar.[4]

 



[1] Ebû Davud'un Ashab-ı Kirâm'dan bîr zattan «Üç savaşta Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'le birlikte bulundum. «Bütün insanlar -su, ot ve ateş olmak üzere- üç şeyde ortaktırlar» diye buyuruyordun şeklinde naklettiği bu hadisi, îbn-l Mâce ise Abdullah İbn-İ Abbas (R.A.Vtan naklederken hadisin sonunda «Parası da haramdır» ziyadesini de kaydetmiştir.

Ebû Dâvûd (Halkı sudan men'etme babı) C. 2 S. 135

[2] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/173-176.

[3] Gariptir.   Nasb-ürraye C. 4 S. 294

[4] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 4/176-178.