YOL KESİCİLİK BABI - 075Yolkesicilik - 4. Sayfa
YOL KESİCİLİK BABI
(Gücü yerinde ve silâhlı olan bir kimse veyahut bir topluluk, yolda gelen gidenleri soymak için evlerinden çıktıkları zaman, eğer henüz kimseyi soymamış ve kimseyi öldürmemişken yakalanırlarsa -pişmanlık duyarak tevbe edinceye kadar- hapsedilirler. Eğer bir müslümanı veyahut İslâm idaresi altında bulunan bir gayrimüslimi soyduktan sonra yakalanır ve soydukları maldan herbirine bir hırsızlık nisabı kadar düşüyorsa, çapraz olarak el ve ayakları kesilir. Eğer hem adam öldürdükten, hem soygunculuk yaptıktan sonra yakalanırlarsa şer'î ceza olarak öldürülürler.) Bu hüküm Kur'an-ı Ke-rim'in: «Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayaklan kesilmek ya da yerlerinden sürüImektir([1]) âyetinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bu âyette -Allah daha iyi bilir- yol kesicilerin işledikleri dört çeşit suça göre kendilerine verilecek ceza şekilleri belirtilmiştir. Hem de suçlar durumlara göre değiştiği için, suçun ağırlığına göre cezanın da ağır olması gerekir.
Yol kesicilere birinci surette hapis cezası vesilmesinin sebebi şudur : çünkü âyette geçen -Yerlerinden sürülmek- deyiminden mu-rad hapsedilmektir. Zira hapsedilen kimse, yeryüzündeki insanları şerrinden korumak için yerinden sürünmüş olur. Bundan başka hâkim gerekli görürse bu kimseye -yol kesme suçunu işlediği için- bir idâri ceza da verebilir . Yol kesmek istiyen kimsenin güçlü olmasının şartı da, çünkü eğer güçlü olmazsa -kimseyi soyamadiğı için- bu suçu işlemek istese bile işliyemez. Yol kesicinin -ikinci surette- bir müslüma-nı veya îslâm idaresi altında olan bir gayrimüslimi soymasının şartı da, müslüman kimsenin malı ile İslâm idaresi altında olan gayrimüslimin malı sürekli olarak haram olduğu içindir. Bunun içindir ki, bizden aldığı müsaade ile ülkemize gelen bir gayrimüslimi soyan kimsenin eli kesilmez. Çünkü bu gayrimüslimin malı sürekli olarak değil, bizim ülkemizde kaldığı sürece haramdır. Yol kesicinin soyduğu malın bir hırsızlık nisabı kadar olması da şart olmuştur, ki insanın çok değerli olan vücut organları değersiz bir şey için kesilmesin.
(Yol kesiciler) üçüncü surette de (şer'i ceza olarak öldürülürler. Hattâ eğer öldürdükleri kimsenin vârisleri onları bağışlasalar bile bağışlamalarına bakılmaz.) Çünkü öldürülmeleri, şeriatın hakkıdır.
(Yol kesiciler) dördüncü surette, yâni (hem, adam öldürdükleri, hem soygunculuk yaptıkları zaman, hâkim muhayyer olup isterse el ve ayaklarını kestikten sonra onlan öldürür ve asar, isterse el ve ayaklarını kesmeden onları öldürür veyahut asar. İmam Muham-med ise: -ya öldürür, ya asar. El ve ayaklarını kesmez.) Çünkü işledikleri suç bir tek suç olduğu için bir tek ceza onlara vermek gerekir. Hem de el ve ayak kesme cezası, öldürme cezasından hafif olduğu için ona girer. Nasıl ki hem hırsızlık, hem zina cezası birisine lâzım geldiği zaman -hırsızlık cezası zina cezasından hafif olduğu için- ona yalnız zina cezası uygulanır- (demiştir.)
İmam Ebû Hanife ile İmara Ebû Yûsuf ise: «hem soymak, hem Öldürmek suçlarını işliyen yol kesiciye verilen bu ceza bir tek cezadır. Ancak sebebi ağır olduğu için ağır bir cezadır. Çünkü bu yol kesici yolcuları hem öldürmek, hem mallarını almak suretiyle yollarda güven diye bir şey bırakmaz. Bunun içindir ki küçük hırsızlıkta el ve ayağın ikisini kesmek iki ceza iken büyük hırsızlıkta bir ceza olmuştur. Cezaların birbirlerine girmeleri de bir tek cezada olmayıp, cezâlann birden fazla olması haline mahsustur» demişlerdir.
Hâkimin yol kesiciyi asıp asmamakta muhayyer olması da, zahir olan rivayete göredir. İmam Ebû Yûsuf dan ise «hâkim onu asmak zorundadır. Çünkü asılması hem nassda emrolun-muş. hem de onu asmaktan gaye onu teşhir etmektir, ki başkaları da ondan ders alsınlar» diye söylediği rivayet olunmuştur.Biz diyoruz ki: öldürülmekle de teşhir hasıl olur. Ancak asmakta daha fazla teşhir bulunduğu için hâkim isterse onu asar.
Yol kesici asıldığı zaman sağ olarak asılır ve karnı mızrakla yarılıp tâ ki can verir-) Bunun gibi bir söz K e r h i 'den de rivayet olunmuştur. T a h a v i' den ise : «işkenceden sakınmak için önce öldürülür, sonra asılır.- diye söylediği rivayet olunmuştur.
Birinci görüşün delili -kj en sahihi de odur- yol kesiciyi sağ olarak asmak daha ibret vericidir. Cezadan da gaye odur. İve asılı olarak üç günden fazla kalmaz.) Zira daha fazla kalırsa kokar ve kokusundan halk rahatsız olur. İmam Ebû Yûsuf dan ise: «çürüyüp dağılıncaya kadar bir tahta parçası üzerinde bırakılır. Tâ ki herkese ibret olsun- diye söylediği rivayet olunmuştur.
Biz diyoruz ki: üç gün askıda bırakılması ile ibret hâsıl olur. Bundan fazlası matlûb değildir.
(Küçük hırsızlığa kıyâsen fyol kesici) de ceza olarak (öldürüldüğü zaman soyduğu mallardan zamin değildir.)
(Eğer yol kesicilerden sadece biri bir yolcuyu öldürürse ceza hepsine lâzım gelir.) Zira kendilerine lâzım gelen ceza topluma karşı çıkıp onlarla savaştıkları içindir. Bunda ise hepsi ortak olup birbirlerine yardımcıdırlar. Hattâ eğer aralarından birinin ayağı kayarsa hepsi yardımına koşup başında üşüşürler. Şart sadece birinin adam Öldürmesidir, ki o da yerine gelmiştir. (öldürme ister sopa ile ister taşla, ister kılıçla olsun farketmez.) Çünkü yol, adamın ne şekilde olursa olsun öldürülmesiyle kesilmiş olur.
(Eğer yol kesici ne kimseyi öldürmüş ve ne de soymuş, ancak birini yaralamış ise, kısas gerektiren yaralarda kısas, diyet gerektiren yaralarda diyet kendisine lâzım gelir. Bunun takdiri de yaralıya aittir,) Zira yaralama suçunun şer'î cezası bulunmadığı için bu. şahsın istek ve takdirine bağlı olur.
(Eğer yol kesici soygun yaptıktan sonra birini yaralarsa, çapraz olarak el ve ayağı kesilir. Yaralama suçundan dolayı ise ona bir şey lâzım gelmez.) Zira kendisine şer'i ceza uygulandıktan son-Ta, soyduğu malın sorumluluğu nasıl üzerinden kalkıyorsa, diğer şahsî haklar da öyledir.
(Eğer yol kesici bilerek adam öldürmüş ve fakat daha yakalanmadan tevbe etmiş ise, Öldürdüğü kimsenin vârisleri isterlerse onu öldürürler, isterlerse bağışlarlar.) Çünkü yol kesicilik suçunun gerektirdiği ceza yol kesicinin yakalanmadan önce tevbe etmesiyle dü-şer. Zira yukarıda geçen nassda yakalanmadan önce tevbe eden kimseler istisna edilmiştir. Hem de tevbenin sıhhati malın sahibine geri verilmesi şartına bağlıdır ve alınan mal geri verilince de artık ceza uygulanmaz. Bunun için o zaman şahsi hak olur. Şahıs ise muhayyer olup isterse kısas eder, isterse bağışlar.)
(Eğer yol kesiciler arasında bir çocuk, yahut deli, ya da soyulan veya öldürülen yolcunun nikâhı düşmiyen bir yakın akrabası bulunursa, diğerlerinden de ceza düşer.) Çocuk veyahut deli hakkındaki bu söz İmam Ebü Hanife ile îmam Z ü -f er' indir. îmam Ebû Yûsuf dan ise : -çocuk veya deli soygun veya öldürme suçuna katılmayıp bu suçu işliyenler yalnız diğerleri ise, diğerleri cezalandırılırlar- diye söylediği rivayet olunmuştur, ki aynı ihtilâf küçük hırsızlıkta da câridir. îmam Ebû Yûsuf: -Çünkü asıl, bizzat suçu işliyendir, ona yardım edenler ise ona tabidirler. Bunun için çocuk veya delinin bizzat soyan veya öldürenler arasında olmadığı zaman asılda eksiklik yoktur. Eksiklik varsa tâbi olanlardadır. Tâbi olanlardaki eksikliğe ise itibâr olunmaz. Fakat çocuk veya delinin bizzat soyan veya öldürenler arasında olması halinde eksiklik asıldadır. Asıldaki eksiklik ise mutebe" olduğu için ceza hepsinden düşer» demiştir. İmam Ebû Hanife'de -çünkü suç hepsinin fiilî sayılan bir tek suç olduğu için bâzıları hakkında cezayı gerektirmediği zaman, diğerlerinin o fiildeki payı eksik bir sebep olur. Eksik
sebep ile hüküm sabit olamaz. Bu yol kesiciler de, birisi bilerek, diğeri yanlışlıkla bir adamı öldüren iki kimse hükmündedirler» demiştir.Yol kesiciler arasında, soyulan yolcunun nikâhı düşmiyen bir yakın akrabasının bulunması haline gelince : kimisi bunu, soyulan malın bütün yolcular arasında müşterek olması ve yol kesiciler arasında da yolculardan birinin nikâhı düşmiyen bir yakın akrabasının bulunması şeklinde yorumlamış ise de, en sahihi şudur ki, soyulan malın bütün yolcular arasında müşterek olması şart değildir. Zirâ -yukarıda da söylediğimiz üzere- suç bir tane olduğu için, bâzıları hakkında cezayı gerektirmemesi, diğerleri hakkmda da lâzım gelmemesini gerektirir. (Yol kesicilerden şer'ı ceza düşünce, onlardan kısas alıp almamak öldürdükleri kimsenin vârislerine aittir.) Zira -yukarıda da söylediğimiz gibi- o zaman şahsi bir hak olur (isterlerse onları öldürürler isterlerse bağışlarlar.)(Eğer bizzat yolcular birbirlerini soyarlarsa onlara şer'î ceza, lâzım gelmez.) Zira hepsi kafilenin adamları oldukları için, birbirlerinin malını çalan bir evin sakinleri gibidirler.
(Eğer bir kimse, şehir içinde, yahut Küfe ile Hire şehirleri arasında gece veya gündüz yol kesicilik yaparsa) istihsânen (yolkesici sayılmaz.) Kıyâsa göre ise yol kesicidir, ki İmam-ı Şafii buna kaildir. İmam Ebü Yûsuf da: «eğer soygunu şehrin dışında yaparsa şehre yakın da olsa -ona yardım yetişemediği için- ona şer'i ceza lâzım gelir-, bir rivayete göre der «eğer soygunu gündüzleyin silâhla, yahut geceleyin silâh ya da sopayla yaparlarsa, yol kesicidirler» demiştir.
Biz diyoruz ki: yol kesicilik ancak kervanları soymakla olur. Kervan ise, ne şehir içinde ve ne de şehre yakın bir yerde soyula-maz. Zira şehrin içinde yahut şehre yakın yerlerde zahir şudur ki olay yerine yardım yetişir. Bununla beraber onlara uygun görüldüğü kadar idâri bir ceza verilir ve soydukları ne ise, onlardan geri alınır. Gerekirse terbiye için onlara ayrıca hapis cezası da verilir. Şayet adam öldürmüşlerse, onlardan kısas almak ölünün vârislerine aittir.
(Eğer bir kimse, eliyle birinin boğazını tutar ve adam boğulun-caya kadar bırakmayıp sıkarsa -İmam Ebû Hanife'ye göre- Ölünün diyeti o kimsenin akilesine ([2]) lâzım gelir.) Bu mesele de, bir kimseyi kesici olmayan bir âletle öldürmek meselelerinden biridir. ki biz bunu -Allah izin verirse- diyetler babında anlatacağız. (Fakat bu kimse bir daha böyle yaparsa o zaman öldürülür.) Çünkü o zaman bu kimsenin toplumun huzurunu bozmaya çalışan bir kimse olduğu anlaşılır. [3]
[1] Mflide sûresi, Ayet 33
[2] Akile : kişinin baba tarafından erkek akrabalarıdır. Yanlışlıkla işlenen öldürmelerde Ölünün diyeti, bunlara lâzım geldiği İçin bunlar bu adı almışlardır.
[3] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/271-276.
İslami Okul Okulların En Önemlisi