Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

MÜSABAKA - YARIŞ - 106Yarisma - 3. Sayfa

MÜSABAKA - YARIŞ. 1

Hayvanlar Arasında Müsabaka : 2

Yarışmayı Kazananı Mükâfatlandırmak : 2

Hayvanlara Eziyet Etmek Haramdır, Günahtır : 2

Hayvanları Damgalamak : 2

Hayvanları İdişleştirme : 3

Hayvanları Döğüştürmek : 3

Canlı Hayvanı Hedef Edinmek : 3

MÜSABAKA - YARIŞMA.. 3

Spor Toto Mubah Mıdır?. 4

Piyango Oyunları Da Böyle Midir?. 4

 

MÜSABAKA - YARIŞ

 

İslâm Dini, fertleri yalnız ibâdete değil, meşru ölçüler içinde spora ve benzeri yarışlara teşvik etmiştir. İnsanın ruhsal yapısını ge­liştirmeyi amaç edindiği kadar fiziksel yapısını da gelişmesini amaç olarak seçmiş ve bunun için bir takını prensipler ve kurallar koymuş­tur. «Kuvvetli sağlam mü'min, zayıf ve güçsüz mü'minden daha ha­yırlıdır.» Mealindeki Ahmed b. Hanbel, Müslim ve Nesâî'nin naklet­tikleri hadis, mü'minlerin fiziksel yapılarını güçlendirmeye yönelik tavsiyelerden biridir.

İlim adamları bu bakımdan belli ölçüler içinde müsabakanın mu­bah olduğunu kabul etmişlerdir. Müsabaka = yarış denilince dini­mizde neler kastedilmiştir :

a) At yarışları,

b) Buna kıyasla bisiklet yarışları,

c) Deve yarışları,

d) Tek basma yapılan vücut hareketleri (atletizm),

e) Hedefe ok atma yarışı,

f) Diğer ateşli silâhlarla atış yarışı,

g) Basketbol, voleybol, hentbol ve futbol gibi spor yarışları da bunlara kıyas edilebilir.

Ancak bütün bu yarışlar ya karşılıksız tamamen zevk için, bede­ni geliştirmek için yapıldığı, ya da üçüncü bir şahıs veya kuruluş ta­rafından mükâfatlandırıldığı takdirde meşru'dur ve caizdir. Karşı­lıklı oynayanlar arasında kaybedenin kazanana bir şey ödemesi şek­lindeki yarışlar ise kumar kapsamına girdiğinden dinimizce haram değil, karşılıklı oynayanların bunu kumar şekline sokmaları haram­dır.

Hz. Âişe (R.A.) atletizmle ilgili bir yarışı şöyle anlatıyor : «Pey­gamber (A.S.) Efendimizle koşu anlamında yarıştık, ben öne geçtim. Sonra biraz et taşımam gerekti, o sırada yine yarıştık, bu defa Pey­gamber (A.S.) Efendimiz beni geçti. Ben de, bu diğerine karşılıktır, dedim. [1]

Fukaha, eğer iki veya daha fazla kimse arasında koşu mubah ol­masaydı, Peygamber (A.S.) Efendimiz Hz. Âiş© (R.A.) Validemizle hiç koşu yapar mıydı? Onun bu davranışı bir sünnet olarak ümme­tine intikal etmektedir. Çünkü aksini isbat eden ikinci bir sünnet mevcut değildir.

Ok ve diğer ateşli silâhlarla müsabaka caizdir. Ancak canlı bir hayvanı hedef olarak karşıya alıp ona atışta bulunmak caiz değil­dir. Çünkü hayvanlara merhamet ve şefkat, imandan süzülüp gelen bir haslettir ki Allah ve Peygamberi bu yolda merhametli ve şefkatli davranmamızı emretmiştir.

Kur'ân'da bunun özeti verilerek mü'minlere şöyle emredilmekte-dir : «Ey imân edenler! (düşmanlarınıza karşı) gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın...» [2]

Ashabdan Akabe b. Âmir (R.A.) diyor ki :

— Peygamber (A.S.) Efendimiz minber üzerinde bu âyeti oku­duktan sonra şöyle buyurdu : -Haberiniz olsun ki kuvvet atmaktır; uyanık olun, kuvvet atmaktır; bilin ki küvet atmaktır..» [3]

Peygamber (A.S.) Efendmiiz bu konuda ayrıca şöyle buyurmuş­tur :

«Atışta gerekli olun; çünkü atış oyunlarınızın   en hayırhsıdir.»[4]

Yukarıda da belirtiğimz gibi, ateşli silâhlarla yarış yaparken canlı bir hayvanı hedef edinmek haramdır. Nitekim Ashabın ileri ge­lenlerinden Abdullah b. Ömer (R.A.), birkaç kişinin bir tavuğu he­def edinerek ok atma müsabakası yaptıklarını görünce çok üzülmüş ve Peygamber (A.S.) Efendimizden şunu işittiğini söylemiştir :

«Şüphesiz ki Peygamber (A.S.), can taşıyan herhangi bir şeyi mü­sabakada hedef seçerek atış yapanlara lanet etmiştir.[5]          

Tabii meşru şekilde avcılık bunun dışındadır. Ona ceyâz veril­miştir. [6]

 

Hayvanlar Arasında Müsabaka :

 

Hayvanlar arasında müsabaka belli kural ve şartlarla caizidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (A.S.) Efendimiz bu konuda ümme­tine yol göstererek şöyle buyurmuştur :                                       

«Müsabaka ancak deve, ya da ok, ya da at ile olur.»[7] Deve­den maksat, tırnağı olmayan benzeri yük ve binek hayvanlarıdır. Ok­tan maksat, her türlü atış yapılan silâhlardır. Aftan maJksat, tırna­ğı olan yük ve binek hayvanlarıdır. Nitekim fukaha bu üç tabiri be­lirtilen şekilde yorumlamıştır.

Peygamber (A.S.) Efendimizin el-Hafya mevkiinden Seniyyet-i Vedâ'a kadar at yarışı yaptığı, bu müsabakada eğitilmiş besili at kul­landığı bilinmektedir. Besili olmayan eğitilmemiş atlarla da Seniyye mevkiinden Mescid-i Benî Züreyk mevkiine kadar yarış yaptığı, ya­rışanlar arasında İbn Ömer'in de bulunduğu sahih rivayetle sabit ol­muştur.[8]

Buhari bu rivayete şunu da ilâve etmiştir :

«el-Hafyâ'dan Seniyye'ye kadar beş ya da altı mil; Seniyye'den Mescid-i Benî Züreyk a kadar bir miladi?» [9]

 

Yarışmayı Kazananı Mükâfatlandırmak :

 

Daha önce de temas edildiği gibi, yarışma kumar şekline sokul­madığı sürece mubahtır. Fukaha bu konuda tesbit ettiği esasları şöy­le sıralamıştır :

1 — Yarışmada kazanan kimsenin üçüncü bir şahıs veya müsa­bakayı tertipliyen fakat müsabıklardan bir şey almıyan kuruluştan mükâfat alması caizdir. Çünkü bunda kumar şekli yok, yarışa, spora teşvik vardır.

2 — Yarışa katılanlardan biri belli bir mal veya para ortaya ko­yar da karşısındakine, «eğer beni geçersen bu mal ya da para sana verilecektir. Ilaybedersen senden hiçbir şey alınmıyacaktır,» der ve bu anlaşma ile müsabaka yapılırsa, caizdir. Çünkü tek taraflı orta­ya mal ya da para koyma sözkonusudur ki bu kumar kapsamına gir­memektedir.

3 — Yarışma katılanlardan her bir belli bir meblağ ortaya, kor-kazanan kimse bunu  alır, kaybedenin koymuş olduğu meblağ git­miş olursa, bu kumar kapsamına girdiği için caiz değildir.

Bunun için Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurarak ümme­tini uyarmıştır :

«At üç türlüdür : Bir at var Rahman içindir. Bir at var insan içindir. Bir at da var ki şeytan içindir. Rahman için olan at, Allah yo­lunda cihâda çıkarılan attır... Şeytan için olan at, kumar ölçüleri içinde yarışmaya katılan attır. İnsan için olan at ise, bir kimsenin (ahırına bağlayıp) onun üreyip çoğalmasını istediği attır. Bu fakir­liğe karşı bir örtüdür.»[10]

Gerek sporun diğer dallarında, gerekse atletizmde erkeklerin göbekle diz arasının örtülü olması vâcibdir. Çünkü îslâmî esaslara göre, bir erkeğin göbekle diz kabağı arasım açık bulundurması ha­ramdır.

Kadınlara gelince, kapalı bir yerde erkeklerin bulunmadığı bir sırada kadının kadına karşı giyeceği örtünme kıyafeti içinde bir takım müsabakalar tertiplemelerinde bir sakınca yoktur, tabii bu kumar şekline sokulmadığı takdirde böyledir, islâm kadını erkeğin kötü nazarından korumak ve onun annelik vekannı, iffet ve namu­sunu zedelememek için erkeklerin seyredeceği bir yerde müsabaka yapmalarına cevaz vermemiştir. [11]

 

Hayvanlara Eziyet Etmek Haramdır, Günahtır :

 

İslâm canlılara karşı merhametli olmayı emreder. Bu bakımdan hayvanı gereğinden fazla koşturmak, ağır yük yüklemek, öfkelenip sopa, kamçı ve benzeri bir şey ile dövmek yasaklanmış; tavuk, kaz ve benzeri kümes hayvanlarını başaşağı tutmayı günah saymıştır. O nedenle halk arasında zevk için öteden beri tertiplenen deve gü­reşleri, horoz dövüşleri, boğa güreşleri dinimize göre kesinlikle ya­saklanıp haram kılınmıştır. Çünkü bu tür yarışlarda hayvana ezi­yet edilmektedir.

Bu bakımdan îslâm Fukahası, hayvana sözü edilen sebeplerden biriyle eziyyette bulunan kimseyi hâkim cezalandırabilir, hükmünü koymuştur.

Hayvan yavru doğurmuşsa, yavrusuna yetecek kadar sütünü sağmayıp bırakmak sünnettir. Aksi halde kerahet işlemiş olur. Çün­kü İslâm'da ne zarar var, ne zarar karşılık zarar var..[12]

 

Hayvanları Damgalamak :

 

Hayvanları herhangi bir sebepten dolayı damgalamak caizdir, ancak bu yüzünden başka bir yerine yapılmalıdır. Nitekim, yüzüne damga vurulmuş bir merkebe gözü iîişen Peygamberimiz (A.S.) üzül­müş ve böyle buyurmuştur

«Hayvanların yüzünü damgalayana ve onların yüzüne vuranla­ra lanet ettiğim size haber edilmedi mi?»[13]

Ayrıca Ashab-ı Kirâm'dan Câbir (R.A.) diyor ki :

— «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hayvanların yüzüne vurmayı ve yüzlerini damgalamayı men'etmiştir.»[14]

îlim adamları bu iki hadise dayanarak, hem hayvanların, hem insanların yüzüne vurmayı ve damgalamayı haram kabul etmişler­dir. Çünkü yüz, Allah'ın canlıya sunduğu ve birçok güzellik ve hik­metleri taşıdığı bir kısımdır ki, ona saygı göstermek gerekir.

Ana-babanın ve öğretmenlerin çocukların yüzüne tokat vurma­ları da ayni günah ve yasağın kapsamı içinde bulunuyordur.

Hayvanların yüzlerinden başka yerlerini damgalamak caizdir; hattâ ekseri âlimlere göre, müstehabdır. Çünkü bazen ayni cins hay­vanları birbirinden ayırd etmek veya satın alman hayvanların diğer­lerine karışmasını önlemek için buna ihtiyaç vardir.-Sahîh-i Müslim'­in tesbitine göre, Peygamber (A.S.) Efendimizin zekât için ayrılan develeri ısıtmış bir demirle damgaladığı bilinmektedir.

Tek kanaldan gelen bu hadîsi delil olarak alnııyan İmam Ebû Hanîfe, hayvanları incitmenin, onlara cefa vermenin haram olduğu­nu dikkate alarak damgalamanın mekruh olduğunu söylemiştir. Di­ğer üç mezhep imâmı, damgalamanın bir cefa ve azap olmadığını, Peygamberin fiiliyle sübut olduğunu ileri sürerek mubah ya da müstehab  olduğunu  belirtmişlerdir.[15]

 

Hayvanları İdişleştirme :

 

Hayvanın daha güçlü kalması, daha çok yarar sağlaması için idişleştirilmesine ilim adamları cevaz vermiştir. Ashab ve tabiînden de hayvanlarını idişleştirenler olmuştur. Nitekim Urve b. Zübeyr'in kendi atını, Ömer b. Abdülaziz'in de kendine ait bineği idişleştirdiği rivayet yoluyla sabit olmuştur. Hatta İmam Mâlik koçların da idiş edilmesine ruhsat vermiştir.

İnsanları idişleştirmek ise kesinlikle caiz değildir. Çünkü hem in­san saygıdeğerdir, hem neslin devamı gereklidir, hem de onun nef-siyle ilgili bir hakkını yok etmektir.

Bu konuda geniş bilgi edinmek istiyenler İlâhî Yasaklar, Bü­yük Günahlar adlı eserimize müracaat etsinler.[16]

 

Hayvanları Döğüştürmek :

 

Konunun baş kısmında belirttiğimiz gibi, hayvanlara eza ve ce­fa vermek haramdır. Hazret-i Peygamber (A.S.) Efendimiz her can­lıya merhametli davranmamızı tavsiye etmiş, eziyette bulunmamızı yasaklamıştır. Nitekim ashabdan İbn Abbas (R.A.) diyor ki : «pey­gamber (A.S.) Efendimiz hayvanları döğüştürmeyi, güreştirmeyi men'etmiştir."[17]

 

Canlı Hayvanı Hedef Edinmek :

 

Atıcılığı geliştirmek için canlı hayvanı hedef seçip onu ok ya da kurşunla delik-deşik edip azap ile öldürmek haramdır. Nitekim As­habın büyüklerinden Enes b. Mâlik (R.A.), Hakem b. Eyyûb'un evi­ne uğradığında bir gurup insanın toplanıp diri bir tavuğu hedef edi­nerek okla atış yaptıklarını görünce çok üzüldü ve şöyle uyarıda bu­lundu : «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hayvanların diri diri hedef alı­narak azap içinde öldürülmesini yasaklamıştır.»[18]

Ayrıca Câbir b. Abdillah (R.A.)'de diyor ki':

«Resûlüllah (A.S.)  Efendimiz canlı hayvanlardan herhangi biri­nin  (hedef edinilerek)  yavaş yavaş öldürülmesini  men'etmiştir.»[19]

MÜSABAKA - YARIŞMA

 

islâm bazı önemli konularda spora yer vermiş, yarışlara cevaz kapısını açık tutmuştur.. Ancak müsabaka yani yarış kumar şekline dönüştürülmediği takdirde caizdir. Çünkü kumar şekline sokulan müsabakalar yavaş yavaş bir hastalık halini alır ve bir spor dalı ol­maktan çıkar, tamamen menfaat sağlamaya yönelir.

îslâm Dini daha çok hangi müsabakalara cevaz vermiştir?

a) At yarışları,

b) Ok ve ateşli silahlarla atış müsabakası,

c) Atletizmle ilgili koşular,

Bu tür müsabakalar tek taraftan belli bir meblağ ortaya konul­duğunda veya üçüncü bir şahıs tarafından kazanacak olan bir meb­lağ va'dedildiğinde ya da tamamen karşılıksız yapıldığında caizdir. Görüldüğü gibi, müsabakalarda üç cihet sözkonusudur: Ya müsa­bıklardan sadece birinin bir meblağ ortaya koyması, ya üçüncü ba­şatısın kazanan için bir va'dde bulunması, ya da tamamen karşılık­sız yapılması.

O halde sözü edilen müsabakalarda müsabıklardan her biri bel­li bir para ortaya koyarsa veya her biri üçüncü bir şahsa para yatı­rırsa, o takdirde kumar kapsamına girer ve dinen sakıncalı sayılır.

islâm ilim adamları hadîs-i şeriflerin ışığı altında bu üç ayrı ya­rışa yer verirken,    bununla savaşa   hazırlanmayı gerektiren konularda ve bir de kişilerin fiziksel yapısını geliştirecek ölçüdeki spora ire yarışmalara cevaz verme esnekliği getirmişlerdir. O halde sporu yalnız bu üç hususa hasretmek doğru olmaz. Bunlar için belirlenen amaca yönelik bulunanları da ayni hükmün kapsamına girerler.

Açıklama :

Yarışacak olan iki kişi belli bir mal ya da para ortaya koyarlar, üçüncü bir şahıs da yarışmaya katılmak ister ve iki müsabık ona, «eğer müsabakayı sen kazanırsan ikimizin koyduğu mal saha, biz kazanırsak bir şey istemiyoruz.» derlerse, bu caizdir, çünkü tek ta­raflı bir meblağ konulmaktadır.[20]

Bunun gibi, ilmî veya tarihî bir konu üzerinde münazara yapar, bir sonuca varamazlar da kimin haklı olduğunu tesbit için bir ilim adamına başvurmayı kararlaştırır ve sonra da kimin görüşünde isa­bet varsa, diğeri ona şu kadar para verir, diye bir şart koşarlarsa, bu da kumara girer. Ama onlardan biri, «Benim dediğim gioi çıkarsa, senden bir şey almam, senin dediğin gibi çıkarsa, ben sana şu kadar para veririm» derse, bu caiz olur. Çünkü tek taraflı bir meblağ orta­ya konulmaktadır.[21]

Yine bu anlamda bir konu hazırlatma veya bir makale yazdır­mak için bir kişi, kimin hazırladığı konu veya makale jüri tarafın­dan beğenilirse, ona şu kadar mükâfat veririm» derse, bu da caizdir. Çünkü müsabakayı tertipliyen kişi, üçüncü şahıs oîarak bir mükâ­fat ortaya koymaktadır. [22]

 

Spor Toto Mubah Mıdır?

 

İslâm'ın gerek müsabaka, gerekse kumar hakkında koymuş ol­duğu genel kaideye bunu çevirdiğimizde, görürüz ki, Spor Toto da kumarın bir çeşididir. Çünkü birçok kimselerden para toplanmak­ta ve kazananlara belli bir nisbet verilmektedir. Üçüncü şahsın ara-yere girip yarışanlardan para toplaması ve kazananları mükâfatlan­dırması, dinen sakıncalı görülmüştür. Spor Toto da ayni meselenin kapsamına girmektedir. [23]

 

Piyango Oyunları Da Böyle Midir?

 

Genellikle piyango oyunları da ya piyangoya katılanlardan belli bir nisbette para alınıp kazananlara yine belli bir nisbette verilmesi, ya da iki kişi arasında ner iki sı ve kazananın o meblağı alması şeklinde gerçekleşir. Bu iki şekil de kumar kapsamına girmekte ve bu yüzden dinen haram sayılmak­tadır.

Neden kumar ve ona benzer bu tür oyunlar haram kılınmıştır. Çünkü bunlar toplumu hazıra konmaya heveslendirir, çalışma azmini kırar ve daima tek tarafın zarariyle sonuçlanır. Bazen kırgınlıklara ve hattâ cinayetlere sebep olur. Özellikle küçük çocukların ve genç kuşakların bu tür piyango, spor toto ve benzeri oyunlara dadanma­sı veya aşırı heves duyması, ilerideki hayatını berbat edebilir.

İslâm ve Spor :

Bilindiği gibi, İslâm özellikle genç kuşakların hem fiziksel, hem ruhsal yapılarını geliştirmeye yönelik bir dindir. Yani insanın bu iki yanını birden ele alıp geliştirmeyi bazen farz, bazen de sünnet kıl­mıştır.

Sevgili Peygamberimizin (A.S.)  «Çocuklarınıza ok atmayı, ata-binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz» buyurması çok anlamlıdır. Bu üç cüm­le bize bu konuda geniş bir kapı açmakta, kumara, sürtüşme ve tar­tışmalara kapı açmadığı sürece lüzumlu spor dallarında gençleri yetiştirmekte bize bir serbesti vermektedir.

Ancak şunu belirtelim ki, her şeyin aşırısı zararlıdır. Dinimiz lü­zumundan fazla ibâdete bile tarafdar görünmemiş, dinde aşırı git­meyi yasaklamıştır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz  (A.S.)  :

«Dinin ve dindarhğm Allah katında en çok sevüeni,    batddan uzak, hakka yönelik koskolay olanıdır.»[24]

Spora tutkuyu amaç haline getirip ifrat derecede bağlanmak ve karşı tarafa hasmane bir tavır takınıp küfretmek, büyük günahlar­dan biridir. Çünkü spordan amaç, fiziksel yapıyı geliştirmektir, ta­raf tutup kavga etmek değildir. Dinimiz sporu hep bu anlamda ele almış ve değerlendirmiştir.

Günümüzde bunu hastalık haline getirenler hayli çok. Çoluk ço­cuğunun rızkından kesip stadyumlarda saatlerce nara atanlar, ka­raborsa bilet te'min edenler, diğer vilâyetlerde oynanan futbolu, ye­rinde görmek için hayli para harcayıp gidenler gün geçtikçe çoğal­makta ve millî bir hastalık halini almaktadır.

Gençleri bu konularda uyarmak şarttır. Aksi halde spor amacın­dan saptırılmış olur.

Bunun tabiî sonucu olarak, neslin ilim ve irfana, ahlâk ve fazi­lete karşı ilgisi azalır: Araştırma ruhu dumura uğrar. Günümüzde yirmi kişinin stadyumda karşılaşmasını binlerce insan çılgınca al­kışlamakta ve tuttuğu takım için kavga etmekte, karşı tarafa ya­kışıksız sözler sarfetmektedirler. Bu, dünyayı saran bir hastalıktır ki tedavisi çok zor.

Peygamberimiz (A.S.) Efendimiz Habeşlilerden bir gurubun kı-lıç-kalkan oyunu oynamalarım seyrettiği ve onları teşvik eder ma­hiyette güzel sözler sarfettigi tarihî bir vak'adır. Ama bu hiçbir za­man ahlâkı bozacak, namazı unutturacak, terbiye dışına çıkaracak bir tutku halinde ele alınmamış ve bu ölçüde bir vasat bulamamıştır.

Satranç oyununa bazı imamların, savaş stratejini öğretir gerek­çesiyle cevaz verdikleri olmuşsa da, genellikle bu amacın dışına çı­kıldığı ve kıymetli zamanları alıp götürdüğü için müctehid imamla­rın çoğu onu da haram, ya da mekruh saymıştır. Çünkü îslâm'a gö­re, zaman çok önemlidir. Sen onu yeterince değerlendirmediğin tak­dirde, o seni törpüleyip tüketir. Aslında insan ömrü kısadır, Allah'ına lâyık bir kul olabilmesi için, bu kısa ömrünü yeterince ve gerektiği şekilde değerlendirmesi şarttır. Yoksa zaman acımasızdır; kılıcını çok ustaca kullanır.

îmam Ebû Hanîfe CRahmetuUahi aleyh) diyor ki :

«Biz kusurlarımızı zamana yükleyip hep onu ayıplıyor ve kını­yoruz. Oysa asıl kusur ve ayıp bizdedir. Eğer zuanın dili olsaydı bi­zi hicvederdi.» [25]

 



[1] Sahih-i Buhari: Hz, Âişe (R.A.)'den.

[2] Enfâl Sûresi : 60.

[3] Sahih-i Müslüm : Akabe (R.A.)'den.

[4] Bezar - Teberânî: İsnâd-i Sahih ile.

[5] Buharı - Müslim . Abdullah b. Ömer (R.A.)'den.

[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/341-343.

[7] Ahmed b.  Hanbel - Kütüb-it Sitteden üçü ve İbn Hibbân Sahih rivayetle nakletmişdir.

[8] Bu rivayetin tamanını Buhari ile Müslim ittifakla nakletmişlerdir.

[9] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/343-344.

[10] Ahmed bin Hanbel : İbn Mes'ud (R.A.)'dan.

[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/344-345.

[12] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/345.

[13] Sahih-i Müslim – Tirmizi.

[14] Ebû Davut.

[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/345-346.

[16] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/346.

[17] Ebû Davut - Tirmizi ; îbn Abbas (R.A.)'dan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/347.

[18] Sahih-i Müslüm.

[19] Sahîh-i Müslüm.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/347.

[20] El-Hulasa - Fetavâ-yi Hindiyye.

[21] El-Muhi - Radiyüddin Serahsî - Şemsüleimme Havanî.

[22] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/125-126.

[23] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/126.

[24] Buharı – Müslim.

[25] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/126-128.