MÜSABAKA - YARIŞ - 106Yarisma - 3. Sayfa
Yarışmayı Kazananı Mükâfatlandırmak :
Hayvanlara Eziyet Etmek Haramdır, Günahtır :
Piyango Oyunları Da Böyle Midir?
MÜSABAKA - YARIŞ
İslâm Dini, fertleri yalnız ibâdete değil, meşru ölçüler içinde spora ve benzeri yarışlara teşvik etmiştir. İnsanın ruhsal yapısını geliştirmeyi amaç edindiği kadar fiziksel yapısını da gelişmesini amaç olarak seçmiş ve bunun için bir takını prensipler ve kurallar koymuştur. «Kuvvetli sağlam mü'min, zayıf ve güçsüz mü'minden daha hayırlıdır.» Mealindeki Ahmed b. Hanbel, Müslim ve Nesâî'nin naklettikleri hadis, mü'minlerin fiziksel yapılarını güçlendirmeye yönelik tavsiyelerden biridir.
İlim adamları bu bakımdan belli ölçüler içinde müsabakanın mubah olduğunu kabul etmişlerdir. Müsabaka = yarış denilince dinimizde neler kastedilmiştir :
a) At yarışları,
b) Buna kıyasla bisiklet yarışları,
c) Deve yarışları,
d) Tek basma yapılan vücut hareketleri (atletizm),
e) Hedefe ok atma yarışı,
f) Diğer ateşli silâhlarla atış yarışı,
g) Basketbol, voleybol, hentbol ve futbol gibi spor yarışları da bunlara kıyas edilebilir.
Ancak bütün bu yarışlar ya karşılıksız tamamen zevk için, bedeni geliştirmek için yapıldığı, ya da üçüncü bir şahıs veya kuruluş tarafından mükâfatlandırıldığı takdirde meşru'dur ve caizdir. Karşılıklı oynayanlar arasında kaybedenin kazanana bir şey ödemesi şeklindeki yarışlar ise kumar kapsamına girdiğinden dinimizce haram değil, karşılıklı oynayanların bunu kumar şekline sokmaları haramdır.
Hz. Âişe (R.A.) atletizmle ilgili bir yarışı şöyle anlatıyor : «Peygamber (A.S.) Efendimizle koşu anlamında yarıştık, ben öne geçtim. Sonra biraz et taşımam gerekti, o sırada yine yarıştık, bu defa Peygamber (A.S.) Efendimiz beni geçti. Ben de, bu diğerine karşılıktır, dedim. [1]
Fukaha, eğer iki veya daha fazla kimse arasında koşu mubah olmasaydı, Peygamber (A.S.) Efendimiz Hz. Âiş© (R.A.) Validemizle hiç koşu yapar mıydı? Onun bu davranışı bir sünnet olarak ümmetine intikal etmektedir. Çünkü aksini isbat eden ikinci bir sünnet mevcut değildir.
Ok ve diğer ateşli silâhlarla müsabaka caizdir. Ancak canlı bir hayvanı hedef olarak karşıya alıp ona atışta bulunmak caiz değildir. Çünkü hayvanlara merhamet ve şefkat, imandan süzülüp gelen bir haslettir ki Allah ve Peygamberi bu yolda merhametli ve şefkatli davranmamızı emretmiştir.
Kur'ân'da bunun özeti verilerek mü'minlere şöyle emredilmekte-dir : «Ey imân edenler! (düşmanlarınıza karşı) gücünüz yettiğince kuvvet hazırlayın...» [2]
Ashabdan Akabe b. Âmir (R.A.) diyor ki :
— Peygamber (A.S.) Efendimiz minber üzerinde bu âyeti okuduktan sonra şöyle buyurdu : -Haberiniz olsun ki kuvvet atmaktır; uyanık olun, kuvvet atmaktır; bilin ki küvet atmaktır..» [3]
Peygamber (A.S.) Efendmiiz bu konuda ayrıca şöyle buyurmuştur :
«Atışta gerekli olun; çünkü atış oyunlarınızın en hayırhsıdir.»[4]
Yukarıda da belirtiğimz gibi, ateşli silâhlarla yarış yaparken canlı bir hayvanı hedef edinmek haramdır. Nitekim Ashabın ileri gelenlerinden Abdullah b. Ömer (R.A.), birkaç kişinin bir tavuğu hedef edinerek ok atma müsabakası yaptıklarını görünce çok üzülmüş ve Peygamber (A.S.) Efendimizden şunu işittiğini söylemiştir :
«Şüphesiz ki Peygamber (A.S.), can taşıyan herhangi bir şeyi müsabakada hedef seçerek atış yapanlara lanet etmiştir.[5]
Tabii meşru şekilde avcılık bunun dışındadır. Ona ceyâz verilmiştir. [6]
Hayvanlar Arasında Müsabaka :
Hayvanlar arasında müsabaka belli kural ve şartlarla caizidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (A.S.) Efendimiz bu konuda ümmetine yol göstererek şöyle buyurmuştur :
«Müsabaka ancak deve, ya da ok, ya da at ile olur.»[7] Deveden maksat, tırnağı olmayan benzeri yük ve binek hayvanlarıdır. Oktan maksat, her türlü atış yapılan silâhlardır. Aftan maJksat, tırnağı olan yük ve binek hayvanlarıdır. Nitekim fukaha bu üç tabiri belirtilen şekilde yorumlamıştır.
Peygamber (A.S.) Efendimizin el-Hafya mevkiinden Seniyyet-i Vedâ'a kadar at yarışı yaptığı, bu müsabakada eğitilmiş besili at kullandığı bilinmektedir. Besili olmayan eğitilmemiş atlarla da Seniyye mevkiinden Mescid-i Benî Züreyk mevkiine kadar yarış yaptığı, yarışanlar arasında İbn Ömer'in de bulunduğu sahih rivayetle sabit olmuştur.[8]
Buhari bu rivayete şunu da ilâve etmiştir :
«el-Hafyâ'dan Seniyye'ye kadar beş ya da altı mil; Seniyye'den Mescid-i Benî Züreyk a kadar bir miladi?» [9]
Yarışmayı Kazananı Mükâfatlandırmak :
Daha önce de temas edildiği gibi, yarışma kumar şekline sokulmadığı sürece mubahtır. Fukaha bu konuda tesbit ettiği esasları şöyle sıralamıştır :
1 — Yarışmada kazanan kimsenin üçüncü bir şahıs veya müsabakayı tertipliyen fakat müsabıklardan bir şey almıyan kuruluştan mükâfat alması caizdir. Çünkü bunda kumar şekli yok, yarışa, spora teşvik vardır.
2 — Yarışa katılanlardan biri belli bir mal veya para ortaya koyar da karşısındakine, «eğer beni geçersen bu mal ya da para sana verilecektir. Ilaybedersen senden hiçbir şey alınmıyacaktır,» der ve bu anlaşma ile müsabaka yapılırsa, caizdir. Çünkü tek taraflı ortaya mal ya da para koyma sözkonusudur ki bu kumar kapsamına girmemektedir.
3 — Yarışma katılanlardan her bir belli bir meblağ ortaya, kor-kazanan kimse bunu alır, kaybedenin koymuş olduğu meblağ gitmiş olursa, bu kumar kapsamına girdiği için caiz değildir.
Bunun için Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurarak ümmetini uyarmıştır :
«At üç türlüdür : Bir at var Rahman içindir. Bir at var insan içindir. Bir at da var ki şeytan içindir. Rahman için olan at, Allah yolunda cihâda çıkarılan attır... Şeytan için olan at, kumar ölçüleri içinde yarışmaya katılan attır. İnsan için olan at ise, bir kimsenin (ahırına bağlayıp) onun üreyip çoğalmasını istediği attır. Bu fakirliğe karşı bir örtüdür.»[10]
Gerek sporun diğer dallarında, gerekse atletizmde erkeklerin göbekle diz arasının örtülü olması vâcibdir. Çünkü îslâmî esaslara göre, bir erkeğin göbekle diz kabağı arasım açık bulundurması haramdır.
Kadınlara gelince, kapalı bir yerde erkeklerin bulunmadığı bir sırada kadının kadına karşı giyeceği örtünme kıyafeti içinde bir takım müsabakalar tertiplemelerinde bir sakınca yoktur, tabii bu kumar şekline sokulmadığı takdirde böyledir, islâm kadını erkeğin kötü nazarından korumak ve onun annelik vekannı, iffet ve namusunu zedelememek için erkeklerin seyredeceği bir yerde müsabaka yapmalarına cevaz vermemiştir. [11]
Hayvanlara Eziyet Etmek Haramdır, Günahtır :
İslâm canlılara karşı merhametli olmayı emreder. Bu bakımdan hayvanı gereğinden fazla koşturmak, ağır yük yüklemek, öfkelenip sopa, kamçı ve benzeri bir şey ile dövmek yasaklanmış; tavuk, kaz ve benzeri kümes hayvanlarını başaşağı tutmayı günah saymıştır. O nedenle halk arasında zevk için öteden beri tertiplenen deve güreşleri, horoz dövüşleri, boğa güreşleri dinimize göre kesinlikle yasaklanıp haram kılınmıştır. Çünkü bu tür yarışlarda hayvana eziyet edilmektedir.
Bu bakımdan îslâm Fukahası, hayvana sözü edilen sebeplerden biriyle eziyyette bulunan kimseyi hâkim cezalandırabilir, hükmünü koymuştur.
Hayvan yavru doğurmuşsa, yavrusuna yetecek kadar sütünü sağmayıp bırakmak sünnettir. Aksi halde kerahet işlemiş olur. Çünkü İslâm'da ne zarar var, ne zarar karşılık zarar var..[12]
Hayvanları Damgalamak :
Hayvanları herhangi bir sebepten dolayı damgalamak caizdir, ancak bu yüzünden başka bir yerine yapılmalıdır. Nitekim, yüzüne damga vurulmuş bir merkebe gözü iîişen Peygamberimiz (A.S.) üzülmüş ve böyle buyurmuştur
«Hayvanların yüzünü damgalayana ve onların yüzüne vuranlara lanet ettiğim size haber edilmedi mi?»[13]
Ayrıca Ashab-ı Kirâm'dan Câbir (R.A.) diyor ki :
— «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hayvanların yüzüne vurmayı ve yüzlerini damgalamayı men'etmiştir.»[14]
îlim adamları bu iki hadise dayanarak, hem hayvanların, hem insanların yüzüne vurmayı ve damgalamayı haram kabul etmişlerdir. Çünkü yüz, Allah'ın canlıya sunduğu ve birçok güzellik ve hikmetleri taşıdığı bir kısımdır ki, ona saygı göstermek gerekir.
Ana-babanın ve öğretmenlerin çocukların yüzüne tokat vurmaları da ayni günah ve yasağın kapsamı içinde bulunuyordur.
Hayvanların yüzlerinden başka yerlerini damgalamak caizdir; hattâ ekseri âlimlere göre, müstehabdır. Çünkü bazen ayni cins hayvanları birbirinden ayırd etmek veya satın alman hayvanların diğerlerine karışmasını önlemek için buna ihtiyaç vardir.-Sahîh-i Müslim'in tesbitine göre, Peygamber (A.S.) Efendimizin zekât için ayrılan develeri ısıtmış bir demirle damgaladığı bilinmektedir.
Tek kanaldan gelen bu hadîsi delil olarak alnııyan İmam Ebû Hanîfe, hayvanları incitmenin, onlara cefa vermenin haram olduğunu dikkate alarak damgalamanın mekruh olduğunu söylemiştir. Diğer üç mezhep imâmı, damgalamanın bir cefa ve azap olmadığını, Peygamberin fiiliyle sübut olduğunu ileri sürerek mubah ya da müstehab olduğunu belirtmişlerdir.[15]
Hayvanları İdişleştirme :
Hayvanın daha güçlü kalması, daha çok yarar sağlaması için idişleştirilmesine ilim adamları cevaz vermiştir. Ashab ve tabiînden de hayvanlarını idişleştirenler olmuştur. Nitekim Urve b. Zübeyr'in kendi atını, Ömer b. Abdülaziz'in de kendine ait bineği idişleştirdiği rivayet yoluyla sabit olmuştur. Hatta İmam Mâlik koçların da idiş edilmesine ruhsat vermiştir.
İnsanları idişleştirmek ise kesinlikle caiz değildir. Çünkü hem insan saygıdeğerdir, hem neslin devamı gereklidir, hem de onun nef-siyle ilgili bir hakkını yok etmektir.
Bu konuda geniş bilgi edinmek istiyenler İlâhî Yasaklar, Büyük Günahlar adlı eserimize müracaat etsinler.[16]
Hayvanları Döğüştürmek :
Konunun baş kısmında belirttiğimiz gibi, hayvanlara eza ve cefa vermek haramdır. Hazret-i Peygamber (A.S.) Efendimiz her canlıya merhametli davranmamızı tavsiye etmiş, eziyette bulunmamızı yasaklamıştır. Nitekim ashabdan İbn Abbas (R.A.) diyor ki : «peygamber (A.S.) Efendimiz hayvanları döğüştürmeyi, güreştirmeyi men'etmiştir."[17]
Canlı Hayvanı Hedef Edinmek :
Atıcılığı geliştirmek için canlı hayvanı hedef seçip onu ok ya da kurşunla delik-deşik edip azap ile öldürmek haramdır. Nitekim Ashabın büyüklerinden Enes b. Mâlik (R.A.), Hakem b. Eyyûb'un evine uğradığında bir gurup insanın toplanıp diri bir tavuğu hedef edinerek okla atış yaptıklarını görünce çok üzüldü ve şöyle uyarıda bulundu : «Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hayvanların diri diri hedef alınarak azap içinde öldürülmesini yasaklamıştır.»[18]
Ayrıca Câbir b. Abdillah (R.A.)'de diyor ki':
«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz canlı hayvanlardan herhangi birinin (hedef edinilerek) yavaş yavaş öldürülmesini men'etmiştir.»[19]
MÜSABAKA - YARIŞMA
islâm bazı önemli konularda spora yer vermiş, yarışlara
cevaz kapısını açık tutmuştur.. Ancak müsabaka yani yarış kumar şekline
dönüştürülmediği takdirde caizdir. Çünkü kumar şekline sokulan müsabakalar
yavaş yavaş bir hastalık h
îslâm Dini daha çok hangi müsabakalara cevaz vermiştir?
a) At yarışları,
b) Ok ve ateşli silahlarla atış müsabakası,
c) Atletizmle ilgili koşular,
Bu tür müsabakalar tek taraftan belli bir meblağ ortaya konulduğunda veya üçüncü bir şahıs tarafından kazanacak olan bir meblağ va'dedildiğinde ya da tamamen karşılıksız yapıldığında caizdir. Görüldüğü gibi, müsabakalarda üç cihet sözkonusudur: Ya müsabıklardan sadece birinin bir meblağ ortaya koyması, ya üçüncü başatısın kazanan için bir va'dde bulunması, ya da tamamen karşılıksız yapılması.
O halde sözü edilen müsabakalarda müsabıklardan her biri belli bir para ortaya koyarsa veya her biri üçüncü bir şahsa para yatırırsa, o takdirde kumar kapsamına girer ve dinen sakıncalı sayılır.
islâm ilim adamları hadîs-i şeriflerin ışığı altında bu üç ayrı yarışa yer verirken, bununla savaşa hazırlanmayı gerektiren konularda ve bir de kişilerin fiziksel yapısını geliştirecek ölçüdeki spora ire yarışmalara cevaz verme esnekliği getirmişlerdir. O halde sporu yalnız bu üç hususa hasretmek doğru olmaz. Bunlar için belirlenen amaca yönelik bulunanları da ayni hükmün kapsamına girerler.
Açıklama :
Yarışacak olan iki kişi belli bir mal ya da para ortaya koyarlar, üçüncü bir şahıs da yarışmaya katılmak ister ve iki müsabık ona, «eğer müsabakayı sen kazanırsan ikimizin koyduğu mal saha, biz kazanırsak bir şey istemiyoruz.» derlerse, bu caizdir, çünkü tek taraflı bir meblağ konulmaktadır.[20]
Bunun gibi, ilmî veya tarihî bir konu üzerinde münazara yapar, bir sonuca varamazlar da kimin haklı olduğunu tesbit için bir ilim adamına başvurmayı kararlaştırır ve sonra da kimin görüşünde isabet varsa, diğeri ona şu kadar para verir, diye bir şart koşarlarsa, bu da kumara girer. Ama onlardan biri, «Benim dediğim gioi çıkarsa, senden bir şey almam, senin dediğin gibi çıkarsa, ben sana şu kadar para veririm» derse, bu caiz olur. Çünkü tek taraflı bir meblağ ortaya konulmaktadır.[21]
Yine bu anlamda bir konu hazırlatma veya bir makale yazdırmak için bir kişi, kimin hazırladığı konu veya makale jüri tarafından beğenilirse, ona şu kadar mükâfat veririm» derse, bu da caizdir. Çünkü müsabakayı tertipliyen kişi, üçüncü şahıs oîarak bir mükâfat ortaya koymaktadır. [22]
Spor Toto Mubah Mıdır?
İslâm'ın gerek müsabaka, gerekse kumar hakkında koymuş olduğu genel kaideye bunu çevirdiğimizde, görürüz ki, Spor Toto da kumarın bir çeşididir. Çünkü birçok kimselerden para toplanmakta ve kazananlara belli bir nisbet verilmektedir. Üçüncü şahsın ara-yere girip yarışanlardan para toplaması ve kazananları mükâfatlandırması, dinen sakıncalı görülmüştür. Spor Toto da ayni meselenin kapsamına girmektedir. [23]
Piyango Oyunları Da Böyle Midir?
Genellikle piyango oyunları da ya piyangoya katılanlardan belli bir nisbette para alınıp kazananlara yine belli bir nisbette verilmesi, ya da iki kişi arasında ner iki sı ve kazananın o meblağı alması şeklinde gerçekleşir. Bu iki şekil de kumar kapsamına girmekte ve bu yüzden dinen haram sayılmaktadır.
Neden kumar ve ona benzer bu tür oyunlar haram kılınmıştır. Çünkü bunlar toplumu hazıra konmaya heveslendirir, çalışma azmini kırar ve daima tek tarafın zarariyle sonuçlanır. Bazen kırgınlıklara ve hattâ cinayetlere sebep olur. Özellikle küçük çocukların ve genç kuşakların bu tür piyango, spor toto ve benzeri oyunlara dadanması veya aşırı heves duyması, ilerideki hayatını berbat edebilir.
İslâm ve Spor :
Bilindiği gibi, İslâm özellikle genç kuşakların hem fiziksel, hem ruhsal yapılarını geliştirmeye yönelik bir dindir. Yani insanın bu iki yanını birden ele alıp geliştirmeyi bazen farz, bazen de sünnet kılmıştır.
Sevgili Peygamberimizin (A.S.) «Çocuklarınıza ok atmayı, ata-binmeyi ve yüzmeyi öğretiniz» buyurması çok anlamlıdır. Bu üç cümle bize bu konuda geniş bir kapı açmakta, kumara, sürtüşme ve tartışmalara kapı açmadığı sürece lüzumlu spor dallarında gençleri yetiştirmekte bize bir serbesti vermektedir.
Ancak şunu belirtelim ki, her şeyin aşırısı zararlıdır. Dinimiz lüzumundan fazla ibâdete bile tarafdar görünmemiş, dinde aşırı gitmeyi yasaklamıştır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (A.S.) :
«Dinin ve dindarhğm Allah katında en çok sevüeni, batddan uzak, hakka yönelik koskolay olanıdır.»[24]
Spora tutkuyu amaç h
Günümüzde bunu
hastalık h
Gençleri bu konularda uyarmak şarttır. Aksi halde spor amacından saptırılmış olur.
Bunun tabiî sonucu olarak, neslin ilim ve irfana, ahlâk ve fazilete karşı ilgisi azalır: Araştırma ruhu dumura uğrar. Günümüzde yirmi kişinin stadyumda karşılaşmasını binlerce insan çılgınca alkışlamakta ve tuttuğu takım için kavga etmekte, karşı tarafa yakışıksız sözler sarfetmektedirler. Bu, dünyayı saran bir hastalıktır ki tedavisi çok zor.
Peygamberimiz (A.S.)
Efendimiz Habeşlilerden bir gurubun kı-lıç-kalkan oyunu oynamalarım seyrettiği ve onları teşvik
eder mahiyette güzel sözler sarfettigi tarihî bir vak'adır. Ama bu hiçbir zaman ahlâkı bozacak, namazı
unutturacak, terbiye dışına çıkaracak bir tutku h
Satranç oyununa bazı imamların, savaş stratejini öğretir gerekçesiyle cevaz verdikleri olmuşsa da, genellikle bu amacın dışına çıkıldığı ve kıymetli zamanları alıp götürdüğü için müctehid imamların çoğu onu da haram, ya da mekruh saymıştır. Çünkü îslâm'a göre, zaman çok önemlidir. Sen onu yeterince değerlendirmediğin takdirde, o seni törpüleyip tüketir. Aslında insan ömrü kısadır, Allah'ına lâyık bir kul olabilmesi için, bu kısa ömrünü yeterince ve gerektiği şekilde değerlendirmesi şarttır. Yoksa zaman acımasızdır; kılıcını çok ustaca kullanır.
îmam Ebû Hanîfe CRahmetuUahi aleyh) diyor ki :
«Biz kusurlarımızı zamana yükleyip hep onu ayıplıyor ve kınıyoruz. Oysa asıl kusur ve ayıp bizdedir. Eğer zuanın dili olsaydı bizi hicvederdi.» [25]
[1] Sahih-i Buhari: Hz, Âişe (R.A.)'den.
[2] Enfâl Sûresi : 60.
[3] Sahih-i Müslüm : Akabe (R.A.)'den.
[4] Bezar - Teberânî: İsnâd-i Sahih ile.
[5] Buharı - Müslim . Abdullah b. Ömer (R.A.)'den.
[6] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/341-343.
[7] Ahmed b. Hanbel - Kütüb-it Sitteden üçü ve İbn Hibbân Sahih rivayetle nakletmişdir.
[8] Bu rivayetin tamanını Buhari ile Müslim ittifakla nakletmişlerdir.
[9] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/343-344.
[10] Ahmed bin Hanbel : İbn Mes'ud (R.A.)'dan.
[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/344-345.
[12] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/345.
[13] Sahih-i Müslim – Tirmizi.
[14] Ebû Davut.
[15] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/345-346.
[16] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/346.
[17] Ebû Davut - Tirmizi ; îbn Abbas (R.A.)'dan.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/347.
[18] Sahih-i Müslüm.
[19] Sahîh-i Müslüm.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/347.
[20] El-Hulasa - Fetavâ-yi Hindiyye.
[21] El-Muhi - Radiyüddin Serahsî - Şemsüleimme Havanî.
[22] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/125-126.
[23] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/126.
[24] Buharı – Müslim.
[25] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/126-128.
İslami Okul Okulların En Önemlisi