ZEKÂT VE İLGİLİ HÜKÜMLER - 014Zekat - 3. Sayfa
Zekât Hicrî Kaçıncı Yılda Farz Kılınmıştır?
Zekât, Senesi Dolup Vakti Girince Hemen Verilmelidir :
Sadaka Verirken Zekâta Niyet Etmek Doğru Olur Mu?
Yıl Sonunda, O Güne Kadar Verdiği Sadakayı Zekât Sayabilir Mi?
Zekâtını Dağıtmak Üzere Birini Vekil Tutmak :
Ayrılan Zekât Vekile Teslim Edildikten Sonra Müvekkil Niyetini Değiştirirse :
Mal Ya Da Parayı Fakire Verdiken Sonra Zekâta Niyet Etmek Doğru Olur Mu?
Haberi Olmadan Başkasının Malından Ayırıp Zekât Vermek :
Bir Kimse Elindeki Nisap Miktarı Malın Tamamını Tasadduk Ederse :
Fakir Üzerindeki Alacağından Vazgeçen Kimseye Onun Zekâtı Gerekir Mi?
Başkası Üzerindeki Alacağını Zekât Niyetiyle Fakire Havale Etmek:
Zekâtı Açık Ya Da Gizli Vermek :
Fakire Verilen Zekâtı Hibe (Bağış) Diye Adlandırmak Caiz Midir?
Zekât Ödeme Konusunda Genel Kaide :
Dar-İ Harpte Müslüman Olan Bir Kâfire Zekât Gerekir Mi?
Zimmî (Gayrimüslim Vatandaş) Müslüman Olursa Zekât Vermesi Gerekir Mi?
Bütün Bir Seneyi Baygın Vaziyette Geçiren :
4. Zekâta Tabi' Olan Malın Nisaba Ulaşmış Bulunması :
Satın Alınıp Henüz Ele Geçmiyen Mal :
Başkasına Bırakılan Rehin Mal :
Yolculuk Halinde Bulunan Zenginin Zekât Vermesi Gerekir Mi?
6. Nisab Miktarı Malın Asıl İhtiyaçtan Arta Kalan Olması :
7. Nisaba Erip Senesi Dolan Mal Ve Paranın Borçtan Fazla Olması :
Zekât Konusunda Vadeli, Vadesiz Borçlar :
Üzerinde Bir Yıl Öncesine Ait Zekât Borcu Bulunan :
Kadına Ödenecek Mehir De Borç Kapsamına Girer Mi?
Zevcelerin Nafakaları Borç Kapsamına Girer Mi?
Sene Ortalarına Doğru Meydana Gelen Borç :
Mevcut Kitapların Zekâtı Gerekir Mi?
Alacaklı Alacağından Vazgeçerse :
Adak, Kefaret, Sadaka-İ Fıtır Ve Hac Gibi Borçlar Zekâta Te'sir Eder Mi?
Nisaba Erişen Çok Çeşitli Mallan Olursa :
8. Nisaba Erişen Şeyin Nâmı Olması :
Ticaret Kasdiyle Satın Alınan Câriye :
9. Mülkiyet İle Elde Bulundurmanın Birleşmesi :
Borçlu, Kimseler Bulunmadığında İkrar Eder, Bulunduğunda İnkâr Ederse :
10. Üzerinden Tam Bir Yılın Geçmesi :
Besi Hayvanlarında Da Durum Böyle Midir?
Elindeki Nisab Miktarı Mala Sene Ortasında Başka Mal Katılırsa:
Tam Sene Dolduktan Sonra Eline Geçen Mal Ve Para Mevcuda Eklenir Mi?
Elinde Nisap Miktarı Besi Hayvanı Bulunursa :
Sene Dolmadan Satılık İçin Beslediği Hayvanları Satarsa :
Arazisini, Haracını Ödedikten Sonra Satarsa :
Mevcut Paranın Zekâtını Verdikten Sonra Onunla Besi Hayvanı Satın Alırsa :
Kendisine Nisab Miktarı Para Bağışlanırsa :
Sandığında Yirmi Miskal Altın Veya İkiyüz Dirhem Gümüş Bulunursa :
Ticari Değeri Nisaba Ulaşan Koyunlar :
Zekâtın, Şu Üç Şartın Gerçekleşmesiyle Acele Verilmesi Doğru Olur:
Senesi Dolmadan Bir Malın Zekâtı Verilebilir Mi?
Senenin Başında Eilnde Nisaba Ermiş Altın Ve Gümüş Bulunursa :
Muhtelif Cins Hayvanların Zekâtı :
Senesi Tamamlanmadan Zekâtını Bir Fakire Verirse :
Üzerinde Zekât Borcu Bulunduğu Halde Ölen Kinişe :
Ticaret İçin Olmayan Hayvanların Zekâtı :
Ticaret İçin Olup Altı Ay Kırda - Bayırda Otlayıp Geçinirse :
Geyik İle Koyunun Çiftleşmesinden Meydana Gelen Hayvan :
Zekâtı Vâcib Olmayan Hayvanlar :
Henüz Bir Yaşını Doldurmamış Hayvanların. Zekâtı Verilir Mi?
Nisab Miktarını Aşan Kısmın Zekât Durumu
Atların Zekâtı Nasıl Hesaplanıp Takdir Edilir?
İşçiliğinden Veya Sanat Değerinden Dolayı Çok Kıymetli Olan Altın Ve Gümüş Süs Eşyası :
Altın Veya Gümüş Başka Bir Madenle Karışık Vaziyette Olursa :
Altın Yirmi Miskalı Aşarsa Zekâtı Nasıl Hesaplanır?
Altın, Gümüş Ve Ticaret Malından Her Birinin Nisaba Ermesi Şart Mıdır?
Sene Sonunda Fiatlar Yükselir Veya Düşerse Nasıl Amel Edilir?
Ticaret Malı Bütün Cinsleriyle Aynı Gruba Girer :
Kıymetli Taşlar - Mücevherat :
Kiralık Evler, Oteller Ve Hamamlar :
Attar Ve Benzeri Esnafın Kullanmak İçin Satın Aldığı Kavanoz, Sandık, Raf Ve Benzeri Şeyler :
Fırıncının Satın Aldığı Odun, Tuz Ve Nakil Vasıtası :
Zekât Verip Vermediğinde Şüphe Ederse :
Sene Ortalarında Bir Malı Diğer Bir Mal İle Değiştirmek :
Bir Malın Senesi Dolduktan Sonra Borç Verilmesi :
Bir Evde Ayrı Kişilerden Her Birinin Kırk Tane Koyunu Bulunursa
Bir Kişinin Seksen Kişide Yarıya Birer Koyunu Bulunursa :
Malın Kıymeti Üzerinden Zekât Vermek :
On Senelik İcarda Bulunan Kimse :
Zekâtı Ölüm Hastalığı Gelip Çatıncaya Kadar Geciktirirse :
Borçlu Bulunduğunu Sanarak Bir Adama Nisab Miktarı Para Verirse :
Yanındaki Nisab Miktarı Mal Veya Paradan Bir Miktar Ayırırsa :
Yeraltı Definesi İki Kişi Tarafından Aranır, Fakat Birisi Bulursa :
Üccretle Adam Tutup Define Arayan :
Diğer İki Ayrı Cins Madenlere Gelince :
Ev, Han Ve Öterde Bulunan Maden :
İslâm Ülkesinde Raslanan Define :
Başkasına Ait Bir Arazide Bulunan Define Ve Madenler :
Bir Müslüman Dar-İ Harp'te Başkasına Ait Olmayan Bir Arazide Define Bulursa :
Yapılan Kazılarda Silah, Kap Ve Benzeri Eşya Bulunursa :
Denizden Çıkarılan Ürün Ve Madenler :
Yeraltı Madenlerinde Diğer Mezheplerin Görüş Ve İçtihadı :
Madenin Yitik Mala Benzetilmesi :
TOPRAKTAN ELDE EDİLEN ÜRÜNLERİN ZEKÂTI
Üzerindeki Öşrü Ödemeden Ölen Kimsenin Varislerinden Alınır Mı?
Öşür Konusunda Ekilen Arazinin Mutlaka Ekene Ait Olması Şart Mıdır?
Topraktan Elde Edilen Her Üründen Öşür Gerekir Mi?
Topraktan Elde Edilen Tahıl, Meyve Ve Sebzeden Ne Varsa Hepsinin Zekâtı Verilir Mi?
Dağlarda Kendiliğinden Yetişen Meyve Ağaçları :
Sadece İlaç Veya Tohumluğa Yarıyan Şeylerden Öşür Verilir Mi?
Senenin Çoğunda Yani Mahsul Devresinin Çoğunda Dolap Ve Benzeri Şeylerle Sulanan Arazi :
Hasad Yapılmadan Önce Ürün Felâkete Uğrarsa :
Müzaraa Şeklindeki Ortaklıkta Öşür :
Öşür Arazisini Hasad Zamanı Satarsa :
Elde Edilen Üründen Masraflar Çıkarılır Mı?
Elde Edilen Ürünün Öşrü Verilmeden Yenilebilir Mi?
Araziyi Öşriyye İki Kısma Ayrılır :
3. Zekât Toplamakla Görevli Tahsildar :
Amillere Tanınan Haklar Ve Yetkiler :
Âmil (tahsildar) Topladığı Malı Zayederse :
Zekâtı Sözü Edilen Sekiz Sınıftan Yalnız Birine Vermek Caiz Olur Mu?
Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Zekât Verilebilir Mi?
İslâm Ülkesine İltica Eden Harbiye Zekât Verilebilir Mi?
Zekât Parasiyle Cami Yaptırılabilir Mi?
Zekât Parasıyla Kefen Alınabilir Mi?
Zekât Ana Babaya Veya Evlâda Verilebilir Mi?
Koca - Karı Birbirine Zekât Verebilir Mi?
Nisab Miktarı Malı Ya Da Parası Olana Zekât Vermek Caiz Midir?
Zengin Adamın Küçük Çocuğuna Zekât Verilir Mi?
Zengin Adamın Fakir Karısına Zekât Vermek Caiz Midir?
Oğlu Zengin Olan Babaya Zekât Vermek Caiz Midir?
Geniş Kütüphanesi Bulunan İlim Adamına Zekât Verilir Mi?
Nîsab Miktarı Alacağı Bulunan Kimse Zekât Alabilir Mi?
Sadece Oturacak Evi Olan Kimse Zekât Alabilir Mi?
Zekât Hâşim Oğullarına Verilmez :
Zekâtı Dağıtmaya Vekil Tutulan Kimse :
Zekâtını Bilmeden Zengine Ya Da Ana Babasına, Verirse :
Zekât Verdiği Kimsenin Kendi Kölesi Olduğu Anlaşılırsa :
Zekâtı Bir Beldeden Başka Bir Beldeye Nakletmek :
Zekât Dağıtırken Öncelik Kimlere Tanınmalı?
Adam Başka Bir Beldede, Malı Da Diğer Bir Beldede Bulunursa :
Zorbaların, Zâlimlerin Topladığı Zekât :
Fakirin Borcunu Zekât İle Öderse :
Bayram Ve Benzeri Günlerde Çocuklara Verilen Para Zekât Yerine Geçer Mi?
Verilen Zekât Alınmış Olmalı :
Fakir Çocukları Himaye Eden Kuruluşlara Zekât Verilebilir Mi?
Deliye Veya Henüz Akletmiyen Çocuğa Zekât Verilebilir Mi?
Bunağa Verilen Para Zekât Yerine Geçer Mi?
DÖRT ÇEŞİT MAL BEYTÜLMALE KONULUR
Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Beytülmaldan Yardım Yapılabilir Mi?
İSLÂM VERGİ SİSTEMİ VE KAYNAKLARI
ZEKÂT
VE İLGİLİ HÜKÜMLER
Zekât sözlük olarak : Artma, çoğalma, temizlik ve bereket anlamlarına gelir. Terim olarak : Nisaba ermiş bir malın Kitap ve Sünnet ile belirlenmiş bölümünü belirli bir zamanda muhtaç olan müs-lüman fakirlerine -Allah'ın hoşnudluğunu dileyerek- vermektir. Fu-kahamn çoğu bu tarz bir verişi «temlik» tabiriyle ifade etmişlerdir. Bu husustaki temlik, zekât niyetiyle maldan çıkarılan belli nisbeti fakire bırakmaktır.
Zekât, islâm'ın beş rüknünden biridir. Farziyeti Kitap, Sünnet ve îcma' ile sabit olmuştur. İnkârı küfrü gerektirir. İnandığı halde yerine getirmiyen kimse büyük günah işlemiş olur.
Kitap :
«Zekâtlar Allah'tan bir Tarz olarak fakirlere, yoksullara, onu toplayan tahsildarlara, kalbleri müslümanlığk ısındırıl aç aklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.»[1]
«(Müslüman zenginlerin) mallarından sadaka (zekât) al ki bununla onları temizlemiş ve bereketlendirmiş olasın.»[2]
Sünnet ;
«Şüphesiz ki Allah Müslüman zenginlerin mallarından fakirıe-ıne yetecek kadarını farz kılmıştır. Fakirlerin aç ve çıplak kaldik-arında sıkıntıya düşmeleri elbetteki zenginlerin (cimrilik ve haksızla gibi) tutumlarından dolayıdır.
Haberiniz olsun ki, Allah o zenginleri şiddetli bir hesaba tabi utacaktır ve onları elem verici bir azâb ile azâblandıracaktır.»[3]
«Üç şey var ki onlar üzerine yemin ederim (mutlaka dediğim gibi çıkar) ve (bu hususta) size bir hadis söylerim ki onu herhalde hafızanızda tutun :
1. Hiçbir mal zekât ve sadaka vermekle noksanlaşmaz.
2. Herhangi bir kul bir zulme uğrar da ona sabrederse mutlaka Allah o zulümle ona azizlik ve şeref artırır.
3. Herhangi bir kul bir dilenme kapısı açarsa, mutlaka Allah ona fakirlikten bir kapı açar.»[4]
«Şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Allah sadakaları sağ eliyle kabul eder ve sizden biriniz tayını yetiştirip büyüttüğü gibi onu bereketlendirip çoğaltır; o kadar ki bir lokması Uhud dağı kadar olur.»[5]
Bir adam Resûîülalh (A.S.) Efendimize gelerek dedi ki :
— Ya Resûlellah! Ben çok mal sahibiyim, aynı zamanda çoluk çocuk, servet ve konuk sahibiyim, bana gelip gidenler çok olur. Ne yapmamı ve bu malı nasıl harcamamı bana açıklayın...
— Efendimiz (A.S.) ona şöyle buyurdu :
— «Malından zekâtı çıkarıp (muhtaçlara) ver. Çünkü zekât seni temizleyen, paklayan bir ameldir. Bir de akrabanla ilgi kur, yoksulların, komşu ve dilenenlerin hakkını tanı...»[6]
Câbir bin Abdillah (R.A.) diyor ki :
«Namaz kılmak, zekât vermek ve her müslümana nasihatçi olmak üzere Resûlüllah (A.S.) Efendimize biy'at ettim.»[7]
Zekâtla ilgili yüze yakın hadîs-i şerif rivayet edilmiştir. Biz sadece birkaç tanesini kitabımıza teberrüken naklettik. [8]
Zekât Hicrî Kaçıncı Yılda Farz Kılınmıştır?
Fukahanm çoğuna göre, hicretin ikinci yılında kesin biçimde ve miktarı belli edilerek farz kılınmıştır.[9]
Zekâtın İslâm'daki Yeri :
Zekâtın dindeki yeri, omurganın bedendeki yeri gibidir. Bu bacımdan Resûlüllah (A.S.) Efendimiz «Zekât İslâm'ın köprüsüdür.» Bu köprü, ruhla bedeni, zenginle fakiri birbirine yaklaştırıp irtibat kurduğu gibi, dünya ile âhiret arasında da bağlantı sağlamakta, ikisinin paralel yürütülmesine vasat hazırlamaktadır.
Birinci Halîfe Ebûbekir Sıddîk (R.A.) devrinde diğer ibâdetlere devam edeceklerini ancak zekât vermiyeceklerini, onu sırf Resû-lüllah'm hatırı için verdiklerini söyleyen on bir kadar kabileyi tenkil etmek üzere Hâlid bin Velid kumandasında ordu hazırlayıp gönderilmesi de zekâtın dindeki önemini bir kez daha belirtmeye kâfi delildir. [10]
Zekât, Senesi Dolup Vakti Girince Hemen Verilmelidir :
Fukahanın çoğuna göre, vakti girince zekâtı hemen vermek va-cibdir. Geciktiren günahkâr olur. Ancak sarfedilecek yerleri bulunmadığından veya hastalık ve benzeri bir özürden dolayı geciktirilmesinde bir sakınca yoktur. Sahih olan da budur.[11]
Zekâtı Ödemenin Şartı :
Zekâtı fakire verirken niyet getirmek veya daha önce malın ya da paranın kırkta birini zekât niyetiyle ayırmak şarttır. Niyetsiz verilen bir mal zekât yerine geçmez.
Zekâta önce niyet etmekle beraber mal ya da paranın kırkta birini ayırıp belirlemez ve ucun ucun gelen fakir ve muhtaçlara sadaka verir, fakat yine zekâta niyet etmezse, verilen şeyler zekât yerine geçmez.[12]
Sadaka Verirken Zekâta Niyet Etmek Doğru Olur Mu?
Kendisine zekât farz olan kimse, gelen fakirlere sadaka verirken zekâta niyet ederse, verdiği mal veya para zekât yerine geçer. Çünkü zekâtta aslolan niyettir. [13]
Yıl Sonunda, O Güne Kadar Verdiği Sadakayı Zekât Sayabilir Mi?
Yıl sonuna kadar zekâta niyet etmeksizin fakir ve muhtaçlara dağıttığı sadakayı hesaplıyarak zekâta mahsup etmek caiz değildir. Yani böyle bir niyetle zekât ödenmiş olmaz.[14]
Zekâtını Dağıtmak Üzere Birini Vekil Tutmak :
Zekâtta vekâlet caizdir. O halde müslüman zengin zekâtım hesaplayıp ayırdıktan sonra onu dağıtmak üzere bir kişiyi vekil tutabilir. Ancak bunun sahih olabilmesi için, zekâtım vekile teslim ederken niyet etmesi gerekir.[15] Vekilin buna niyet getirmesi şart değildir. [16]O halde vekil kendisine teslim edilen zekâtı fakir ve muhtaçlara dağıtırken zekâta niyet getirmiyecek olursa, yine de caizdir. Çünkü daha önce müvekkili buna niyet etmiştir.[17]
Ayrılan Zekât Vekile Teslim Edildikten Sonra Müvekkil Niyetini Değiştirirse :
Bu durumda vekil kendisine teslim edilen zekâtı henüz dağıtma-mışsa, müvekkilin ilk niyeti hükümsüz kalır, ikinci niyetine göre amel edilir. Buna bir misal verelim : Müvekkil zekâta niyet edip ayırdığı mal ya da parayı vekile teslim ettikten sonra, vekil henüz onu dağıtmadan müvekkili onu adağına niyet ederse, bu caizdir. Vekil artık bu ikinci niyete göre amel eder. Ama vekil kendisine teslim edilen zekâtı dağıttıktan sonra müvekkilinin yapacağı değişik niyete artık itibar olunmaz.[18]
Mal Ya Da Parayı Fakire Verdiken Sonra Zekâta Niyet Etmek Doğru Olur Mu?
Fakir ve muhaçlara bir miktar para ya da ticarî emtia verdikten sonra hatırına gelir de zekâta niyet ederse, fakir ve muhtaçlar kendilerine verilen mal ya da parayı henüz harcamamışsa, bu niyet sahih olur; verilmiş bulunan şey de zekâta mahsup edilebilir. Harcamışlarsa, o takdirde zekât yerine geçmez.[19]
Haberi Olmadan Başkasının Malından Ayırıp Zekât Vermek :
Haberi olmadan başka bir şahsın malından bir miktar ayırıp zekât niyetiyle dağıtmak caiz olur mu? Dağıtılan mal ya da para henüz fakirlerini elinde duruyor, mal sahibi de buna müsaade ediyorsa o takdirde caiz sayılır. Verilen zekât harcandıktan sonra asıl sahibinin müsaadesi alınsa da artık zekât yerine geçmez.[20]
Bir Kimse Elindeki Nisap Miktarı Malın Tamamını Tasadduk Ederse :
Bu durumda zekât vermiş sayılır mı? Elinde başka nisab kalmadığına göre, istihsanen zekât vermiş sayılır. Elindeki nisab miktarının bir kısmını fakire bağışta bulunursa, verilen kısmın zekâtı üzerinden kalkmış sayılır. Bu, İmam Muhammed'e göredir.[21]
Fakir Üzerindeki Alacağından Vazgeçen Kimseye Onun Zekâtı Gerekir Mi?
Fakir ve muhtaçlarda alacağı bulunan zengin, bu alacağı onlara bağışlayacak olursa, bağışladığı miktarın zekâtı üzerinden kalkar mı? Buna niyet etsin etmesin o miktarın zekâtı üzerinden kalkmış olur. Bu herhangi bir âfette elden giden mal gibidir.
Ama borçlu kimse zengin olursa, o takdirde bağışlanan borç miktarının zekâtı düşmez, ödemesi gerekir. En sahih olan görüş te budur.[22]
Başkası Üzerindeki Alacağını Zekât Niyetiyle Fakire Havale Etmek:
Başkası üzerindeki alacağını zekât niyetiyle bir fakire havale eder de o fakir gidip sözü edilen alacağı alırsa, bu zekât yerine geçer.[23]
Ama fakir üzerindeki alacağını henüz teslim almadan zekâta niyet etmek kâfi değildir. Bu durumda zekât ödememiş sayılır. Baş-kasmdaki alacağını niyet ederek fakir üzerindeki alacağından vazgeçmekle de zekât ödemiş sayılmaz. [24]
Zekâtı Açık Ya Da Gizli Vermek :
Bu hususta farklı görüşler ortaya çıkmışsa da, fukahanin çoğuna göre, açık vermekte başkasını tahrik ve teşvik gibi yararlar varsa tercih edilir. Böyle biryarar düşünülmüyorsa veya sözkonusu değilse, fakirin onurunu zedelememek bakımından gizli verilmesi daha iyidir.[25]
Fakire Verilen Zekâtı Hibe (Bağış) Diye Adlandırmak Caiz Midir?
Müslüman zengin hazırladığı zekâtını fakir ve muhtaçlara verirken dil ile bunun bir bağış olduğunu söyler, fakat içinden zekâta niyet ederse, en sahih kavle göre, zekât yerine geçer.[26]
Zekâtın Vücubunun Şartları :
1. Hürriyet...
Kölelik kaydı altında bulunan veya başka milletlere esir düşen kimselere zekât farz değildir.[27]
2. Müslüman Olmak...
İslâm zekâtı ancak kendi müntesiplerine farz kılmıştır. Çünkü ilâhî ahkâm ile onlar yükümlü bulunuyor. Bu bakımdan kendisine zekât vâcib olduktan sonra henüz bu hakkı ödemeden irtidad eder (dinden döner) se, zekâtın farziyeti düşer. Hattâ yıllarca murted kaldıktan sonra yeniden İslâm'a dönerse, irtidad yıllarının zekâtı kendisine gerekmez.[28]
Zekât Ödeme Konusunda Genel Kaide :
Eldeki mevcut mal ve paranın zekâtını mevcut para ve maldar vermek caiz olduğu gibi, başkası üzerindeki alacak borcun zekâtını da mevcut mal ve paradan vermek caizdir.
Başkası üzerindeki alacak borcu, mevcut mal ve paranın zekâtı olarak vermek caiz olmadığı gibi, alacak bir borcun zekâtını yine alacak bir borçtan vermek caiz değildir. Ancak borç alındıktan sonra zekât olarak verilebilir. [29]
Dar-İ Harpte Müslüman Olan Bir Kâfire Zekât Gerekir Mi?
Dar-i harp, gayrimüslim ülkelere denir. Böyle bir ülkede İslâm'a giren bir gayrimüslim zekâtın farz olduğunu bilip öğrenirse o takdirde ödemesi gerekir. Bilmediği takdirde gerekmez. Nitekim müs-lüman olduktan biı-kaç yıl sonra Müslüman bir ülkeye gelip yerleşecek, olursa, geçmiş yıllara ait zekâtım vermesi teklif edilmez. Daha önceden, yani İslâm'a girdiğinde bunun vücubunu bildiğini söylerse, o taktirde geçmiş yılların da zekâtını vermesi gerekir. [30]
Zimmî (Gayrimüslim Vatandaş) Müslüman Olursa Zekât Vermesi Gerekir Mi?
Zimmî olan kimse İslâm'a girince -zekâtın farz olduğunu bilsin bilmesin- zenginse zekât vermesi gerekir. Çünkü İslâm ülkesinde bu-iunuyordur.[31]
3. Âkil Ve Baliğ Olmak :
O halde ergen olmayan çocuklar ne kadar zengin olursa olsunlar, zekât vermeleri vâcib değildir. Ancak velileri isterse onları alıştırmak için mallarından zekât çıkarıp muhtaçlara dağıtabilir. Fuka-hanın bir kısmı buna cevaz vermiştir.
Yılın tamamında akli dengesini kaybeden kimse, ne kadar zengin olursa olsun zekât vermesi gerekmez. Çünkü ilâhî teklif akıl sa-hiplerinedir. Ancak yılın bir kısmında akli dengesini kaybeder, bir kısmında normale dönerse, o takdirde zekât vermesi gerekir. [32]Bu sürenin az bir miktar olması da böyledir.[33]
Sadrü'l-îslâm Ebû Yüsür de bu görüşün daha. sahih olduğunu belirtmiştir.
Doğuştan ya da ergenlik çağma girmeden akıl hastası olan çocuk ergen olduktan sonra iyileşirse, zekât hususunda iyileştiği gün sene başı olarak hesaplanır. İmam Ebû Hanîfe'nin de içtihadı bu anlamdadır.[34]
Zengin çocuk ergen olunca, zekât konusunda ergenlik çağma girdiği gün sene başı olarak hesaplanır, aradan bir tam kameri yıl geçince zekatı verilir.[35]
Bütün Bir Seneyi Baygın Vaziyette Geçiren :
Bütün bir seneyi baygın ya da koma halinde geçiren zengine zekât gerekir. Baygınlık ya da koma akü hastalığı gibi değildir.[36]
4. Zekâta Tabi' Olan Malın Nisaba Ulaşmış Bulunması :
Nisaba ermiyen bir ticaret malı, para ve diğer şeylerden zekât vermek gerekmez. İslâm Şeriatı her malın nisabını belirlemiştir : [37]
|
Altın |
20 miskal = |
96 gr. |
|
|
Gümüş |
200 dirhem = |
640 gr. |
|
|
Koyun - Keçi |
40 adet. |
|
|
|
Sığır |
30 » |
|
|
|
Deve. |
5 |
|
|
|
Nakit Para |
20 miskal altın |
veya 200 |
dirhem gümüş |
|
|
karşılığı |
|
|
|
Ticaret Malı |
20 miskal altın |
veya 200 |
dirhem gümüş |
|
|
karşılığı |
|
|
5. Mülk-İ Tam Olması :
Bu tabirden maksad, zekâta tabi olup nisaba eren bir malın hem mülkiyetinde, hem elinin altında bulunması demektir. O halde yalnız mülkiyetinde olur da elinin altında bulunmazsa, (kadının kocasından alacağı mehir gibi) zekât gerekmez. Bunun gibi mülkiyetinde olmaz fakat elinin altında bulunursa, (mükatebin mal ve mülkü ve borçlunun elindeki mal ve para gibi) yine zekât vâcib olmaz.[38]
Satın Alınıp Henüz Ele Geçmiyen Mal :
Satış muamelesi tamamlanıp henüz ele alınmayan mal da nisaba dahildir. Buna bir örnek vereilm : 20 miskal altını nisaba esas kabul edelim. Bugünkü para birimiyle 96.000 TL, eder. Elinde bu miktar senesi dolmuş para ya da ticaret malı bulunan bir kimse -asıl ihtiyacından fazla ise- zengin sayılır. Ancak bu paranın bir kısmıyla ticaret malı satm alır, fakat aldığı mal eline geçmeden sene dolmuş olursa, o takdirde satm alman mal ele geçmiş gibi kabul edilerek nisaba ulaşmış sayılır ve zekâtı verilir. Sahih olan da budur.[39]
Bunun gibi, 100.000 TL. karşılığında karısını boşayıp fakat bu parayı teslim alamıyan adama da -bunu ele geçirinceye kadar- zekâtı gerekmez. Çünkü bununla satm alman ticaret malı arasında menat ve illet yönünden fark vardır. Biri diğerine kıyas edilemez.[40]
Başkasına Bırakılan Rehin Mal :
Başkasına rehin olarak bırakılan ve fakat henüz geri alınmayan bir mal ya da altın ve gümüşe de -alınıncaya kadar- zekât gerekmez. Nisab rehin ile tamamlanıyorsa o takdirde rehin geri alınıncaya kadar nisab tamamlanmamış kabul edilir.[41]
Yolculuk Halinde Bulunan Zenginin Zekât Vermesi Gerekir Mi?
Yolculuk halinde bulunan ve yanında nisab miktarı nakit ya da ticaret malı bulunmayan zenginin zekât vermesi vâcibdir. Çünkü bir vekil aracılığıyla malında tasarrufa her zaman gücü yetebilir.[42]
6. Nisab Miktarı Malın Asıl İhtiyaçtan Arta Kalan Olması :
İslâm bu konuda bir takım esaslar koymuştur : Nisab miktarı malı, ya da altım, gümüşü bulunur da ancak bunun asıl ihtiyacından fazla olmadığı tesbit edilirse, o takdirde zekât gerekmez. Çünkü her müslüman önce kendi asıl ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra arta kalan ve nisaba ulaşan bir servetten ayırıp fakirlere verir.
Asıl İhtiyaçlar ise Şunlardır :
a) Oturulan ev,
b) Örfe uygun giyim eşyası,
c) Evde kullanılan lüzumlu eşya,
d) Binek,
e) Hizmetçi,
f) Lüzumlu silah,
g) Nafakası kendisine vâcib olanların yiyecek ve içeceği...
Elbisenin yazlık ve kışlık olmak üzere iki takım bulundurulması; yiyecek maddelerinin de iklime göre, bir senelik veya altı aylık ya da en az bir aylık ihtiyâcı karşılayacak kadar sağlamış bulunması gerekmektedir. Bütün bu asıl ihtiyaçlardan arta kalan ticaret malı, altın veya gümüş ya da nakit para nisaba erişirse, o takdirde zekâtı vâcib olur.
Evde süs ve zînet olarak bulundurulan elmas, zümrüt, yakut, inci ve benzeri kıymetli taşların da zekâtı verilmez. Ama zînet eşyası da olsa altın ve gümüşün -nisaba ulaşırsa- zekâtını vermek gerekir. Bu, Hanefî mezhebine göredir. Şafii mezhebine göre, kadının süs ve zinet eşyasından zekât verilmez.[43]
Ayrıca lüzumlu kitaplar ve âletler de asıl ihtiyaçtan kabul edilmiştir.[44]
Tezgâh, fabrika ve benzeri imalathaneler de zekâta tabi mallardan değildir. Bunlardan elde edilen gelirin senesi dolduğunda -nisaba ulaşıyorsa- zekâtı verilir.
Fabrika ve imalathanelerede imalat için satın alman ham madde! ve benzeri şeyler stok edilir de üzerinden bir sene geçerse onların da zekâtını vermek vâcib olur. [45]
7. Nisaba Erip Senesi Dolan Mal Ve Paranın Borçtan Fazla Olması :
Borç hangi türden olursa olsun, kul hakkı sayılır ve ödenmesi gerekir. Bu sebeple sene sonunda elindeki mal ve para nisaba ulaştığı halde üzerinde borç varsa, önce bundan o borcu mahsub eder, sonra arta kalan kısım nisaba ulaşıyorsa zekâtını vermesi gerekir. [46]
Zekât Konusunda Vadeli, Vadesiz Borçlar :
Zekât hususunda vadeli ile vadesiz borç arasında fark yoktur. Çünkü her ikisi de ödenmesi şart olan bir borçtur. O halde yıl sonunda elinde nisab miktarı para ya da ticaret malı bulunduğu halde bir ya, da iki yıl sonra ödemekle yükümlü bulunduğu borcu varsa, bu borç miktarını nisaba erişen maldan mahsup ettikten sonra kalan kısmın nisaba ulaşıp ulaşmadığına bakılır, ulaşırsa zekâtı verilir, ulaşmazsa verilmez. [47]
Üzerinde Bir Yıl Öncesine Ait Zekât Borcu Bulunan :
Üzerinde bir ya da iki yıl öncesine ait zekât borcu bulunan kimse, içinde bulunduğu sene sonunda elindeki para ya da ticaret malından önce borçlu bulunduğu zekâtı çıkarıp verir. Sonra geriye Kalan kısmın nisaba erişip erişmediğine bakar, erişirse o senenin zekatını çıkarıp verir, erişmezse vermez. O halde geçen yıllardan ödenmedik kalan zekât da borç kapsamına girer ve ona göre hüküm taşır.[48]
Kadına Ödenecek Mehir De Borç Kapsamına Girer Mi?
Mehir.İster muaccel, ister müeccel olsun fark etmez, her iki surette de borç kapsamına girer. Bu bakımdan sene sonunda nisab miktarı malı ya da parası bulunan kimsenin üzerinde ödenmedik mehir varsa, önce onu mahsup eder, kalan kısmın nisaba ulaşıp ulaşmadığına bakar, ulaşırsa zekâtını verir, ulaşmazsa vermez. Sahih olan da budur.[49]
İmam Pezdevî ise El-Câmiu'1-Kebir şerhinde bu konuda şöyle fetva vermiştir : «Karısına mehir borcunu ödemek istemiyen kimse, bu durumda borçluyum diye mehir nisbetini nisaba ulaşan mal veya paradan mahsup ederek zekât vermemezlik yapamaz. Çünkü genellikle kadınların hakları olan mehirleri kocalarından istemedikleri bir âdet halinde sürüp gitmektedir.» Bu, daha çok fakirin lehine olduğundan hasen sayılmıştır. [50]Ama herhalde kadın bağışlamadıkça ödenmesi gereken bir borç olarak zimmette durur. [51]
Zevcelerin Nafakaları Borç Kapsamına Girer Mi?
Koca hem çocuklarına, hem karılarına bakmakla yükümlüdür. Evin asıl ihtiyaçları araşma bu kabil nafakalar kendiliğinden girer. Ancak boşanıp ta kocasından nafaka talebinde bulunan ve hâkimin verdiği hükümle bu nafakayı hak eden zevcelere ödenen nafaka zekât ^nisabına erişen maldan mahsup edilir. Veya böyle bir durumda karı-koca kendi aralarında belli bir nafaka konusunda anlaşmaya varmışlarsa, bu da aynı hükme dahildir. Ne hâkimin kararı, ne de aralarında bir anlaşma yoksa o taktirde koca mevcut malından zekât nisabına te'sir edecek şekilde bir şey ayıramaz. Ayırsa bile nisaba te'sir etmez,
Kendisine nikâhı haram olan yakınlarının nafaka durumu da bu ölçü ve anlamdadır. Ancak bunlara takdir edilen nafaka bir ay süreyi aşacak ölçüde ise bu borç sayılmaz ve bu sebeple de zekât nisabına te'sir etmez.[52]
Sene Ortalarına Doğru Meydana Gelen Borç :
Sene başında nisaba erişen bir mal böyle sürüp giderken, sene ortalarına doğru nisaba malik olan kimse bir miktar borçlanırsa, bu zekât nisabına te'sir eder mi? Yapılan araştırmalara göre, İmam Muhammed, nisaba te'sir eder ve bu sebeple mahsup edildiğinde mevcut mal veya para nisaptan düşerse, o takdirde zekâtı verilmez. Ama İmam' Ebû Yusuf'a göre, nisaba te'sir etmez.[53]
Mevcut Kitapların Zekâtı Gerekir Mi?
Evinde her konuda üç eserden fazal kitap bulunduran kimsenin fazla kalan bu kitapları nisab miktarına ulaşırsa, hesablayıp zekâtını vermesi gerekir. Fukahanm çoğunun görüş ve tesbiti bu yoldadır. Ancak ilmî araştırma yapan âlimlerin bir konuda üçten fazla eser bulundurma ihtiyaçları dikkate alınarak onlar hakkında daha geniş kapsamlı fetva verilmiştir.
Fethü'l-Kadîr sahibi, mutlak ölçüde her konudan iki nüsha bulundurmanın muhtar olduğunu söylemiştir. O halde bu konuda verilecek fetyâ kişinin kitapları ne maksatla bulundurduğuna göre olmalıdır. [54]
Alacaklı Alacağından Vazgeçerse :
Borçlunun elindeki mal ya da para nisab miktarını bulmakla beraber borcunu ayırdığında nisab miktarından aşağı düştüğünde zekât vermesi gerekmez, demiştik. Şayet alacaklı sene ortalarına doğru alacağından vazgeçerse, mevcut malın ya da paranın nisab süresi hangi vakitten itibaren takdir edilir? En sahih kavle göre, alacaklının alacağını bağışladığı günden itibaren hesaplanır, senesi dolunca da zekâtı verilir. İmam Muhammed'e göre ise, borçla birlikte nisaba ulaştığı tarihten itibaren hesaplanır. [55]Bu iki görüşle de amel etmek mümkündür. [56]
Adak, Kefaret, Sadaka-İ Fıtır Ve Hac Gibi Borçlar Zekâta Te'sir Eder Mi?
Sözünü ettiğimiz borçlar kullara karşı değil, bizimle Allah arasındaki borçlar kapsamına girdiğinden bunlardan hiçbiri zekâta te'sir etmez. Şöyle ki : Mevcut malı ya da parası, nisaba ulaşıyor, ama üzerinde keffaret veya adak borcu da bulunuyor, bu borç mahsup edildiği takdirde nisab düşüyorsa yine de zekât vermek gerekir.[57]
Nisaba Erişen Çok Çeşitli Mallan Olursa :
Bir müslümanın nisaba erişen hem altını, hem gümüşü, hem ticaret malı, hem de koyun keçi veya sığırları bulunur, ayrıca bir miktar da borcu olursa, bu borç sözü edilen malların hangisinden mahsup edilir? Önce nakit paradan, bu yetmediği takdirde altın veya gümüşten, bunlar da yetmediği takdirde ticaret malından, bu da yetmediği takdirde hayvanlardan mahsup eder. Hayvanlar birkaç cins ise en az zekâtı olandan mahsup edilir. Yetmediği takdirde bu sıra gözetilir.[58]
8. Nisaba Erişen Şeyin Nâmı Olması :
Nisaba erip zekâtı verilecek bir malın namî = ar tacı ve üretken olması şarttır. Ancak namı olan mallar da ikiye ayrılır : Hakikaten nâmı olanlar; ziraat, ticaret ve hayvanlarda meydana gelen artış ve üreme bu cümledendir. Takdiren namî olanlar; artırmaya elverişli ola.ı mallar, eldeki veya vekilinin elindeki nakit para, altın ve gümüş gibi.
Namı olan bu iki tür maldan herbiri de iki kısma ayrılır : Hilkaten (yaratılıştan) namî olanlar. Altın ve gümüş bu cümledendir. Bunların aynından yararlanmak, ihtiyaçları karşılamak mümkün değildir. Ama değerli madenler oldukları için her zaman hem ticarette, hem bazı gıda maddeleriyle mübadelede kullanmaya elverişlidirler. O halde ister kullanılsın, ister kullanılmadan bekletilsin, her iki durumda da nisaba ermiş, senesi dolmuşsa, zekâtının verilmesi vâcibdir. Ticaret ve benzeri şeylerde kullanmaya niyet edip etmemek buna te'sir etmez.
Fiilî alanda namî olanlar ise, bunlardan başka mallardır. Zekât durumları niyete bağlıdır. Davarlar bu cümledendir. Bunlar ticaret kasdiyle bulunduruluyorsa, hayvanlarla ilgili nisaba tabi olmayıp değerleri üzerinden hesaplanıp ticaret malı gibi muamele görür. Bu tür mallarda ticaret niyeti sarih olabileceği gibi delâieten de olabilir. Satın alınan bir malın satış esnasında ticaret maksadıyla alındığına niyet etmek, sarih (açık) bir niyettir. Herhangi bir malı ticaret malı karşılığında satın aldığında veya ticaret için elinde bulunan bir evi yine ticaret malı karşılığında icare vermek, delâieten ticarete niyet sayılır. Bunun gibi akit dışında eline geçen bağış, sadaka veya akit ile eline geçen mehir, kan parası, köle azâd etme karşılığı gibi mal ve paralarda ticarete niyet getirmek sahih değildir. Fukahanm çoğuna göre, bunlar nisab miktarı olur da senesi dolarsa o takdirde zekâtları gerekir. Sahih olan da budur. [59]Miras yoluyla eline geçen mal ve nakitte de ticarete niyet getirilmez.[60]
Miras yoluyla taksim edilen besi hayvanları ile ticaret malı için varisler bu malların intikalinde ticarete veya yine besiye niyet ederlerse, ticaret malı ya da besi hayvanları kapsamına girer. Niyet etmezlerse girmez.[61]
Ticaret Kasdiyle Satın Alınan Câriye :
Gerçi bugün artık köle ve câriye diye bir konu yoktur. İslâm Dini çok yaygın bulunan ve müesseseyi pedagojik bir yöntem uygulayarak yavaş yavaş kaldırmaya yönelik çok ciddi adımlar atmış ve analarından hür doğan insanların yine hür yaşamasını savunarak başarılı hizmetlerde bulunmuştur.
Ne var ki, İslâm Hukukunda bu zayıf unsurların hakları te'mi-nat altına alınmış ve onlarla ilgili hükümler konulmuştur. Fikir ver-m bakımından yer yer bu hükümlerden bahsetmekte yarar vardır.
Ticaret kasdiyle satın aldığı cariyeyi hizmetçi olarak kullanmaya niyet ederse, ticaret malı olmaktan çıkar ve böylece zekâtı gerekmez.[62]
9. Mülkiyet İle Elde Bulundurmanın Birleşmesi :
Bir malın zekâtının vâcib olması için, yukarıda belirtilen şartlarla birlikte bir de mülkiyetiyle beraber elde'bulunması şarttır. O halde mülkiyetine sahip olmakla beraber bir malın ya sahibinin elinde veya vekilinin elinde bulunması ya hakikaten, ya da hükmen gerekir. Aslı mülkünde baki kalmakla beraber elinden çıkıp ta bir daha elde edilmesi umulmayan mallar zekâtı hemen gerekmiyenler cümlesindendir. [63]Buna birkaç örnek verelim
a) İnkâr edilen alacak,
b) Gasbedilen mal veya para,
Gasbeden bunu ikrar bile etse, ahıup sahibine teslim edilmedikçe zekâta tabi değildir.
c) Yitirilen mal veya para,
d) Denize düşen mal veya para,
e) Çölde gömüp yeri unutulan veya belirsiz hale gelen mal veya para,
Evde gömülüp yeri kesin olarak bilinmiyen mal ve para bu hükmün dışındadır. Çünkü ciddi bir arama-tarama ile bulunabilir. [64]Ama tarla veya bahçede gömülü olup yeri unutulan bir mal veya para hakkında iki görüş vardır Bazısına göre bunu da bulmak mümkün olduğundan zekâtı gerekir. Bazısına göre, tarla veya bahçenin tamamını kazmak çok zor olduğundan zekâtı gerekmez.
Bunun gibi, borcunu inkâr eden kimsenin zimmetindeki para veya malın zekâtı, elde sağlam belge veya şahit varsa, o takdirde gerekir4.1 Bu belge veya şahitler yoksa gerekmez. Sahih olan da budur.[65]
İnkâr edilen bir borcun üzerinden yıllar geçtikten sonra bazı belge veya şahitler zuhur ederse, yine de zekâtı gerekmez. Ancak ödendikten itibaren üzerinden bir yıl geçince zekâtı verilir. Fukaha-dan bazısına göre, ele geçtiği zaman mevcut yılın zekâtı verilir, geçen yılların verilmez. Ama devrin kaadısı böyle bir borcu biliyor, yani resmî belgelerle tevsik edilmişse, o takdride geçen yıllara ait zekâtı da verilir.[66]
Borçlu İflas Etmişse :
Borçlu iflas eder de aradan yıllar geçtikten sonra adamın durumu düzelir ve kaadınm da sözü edilen iflas durumundan haberi varsa, borç ödendiği takdirde, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'a göre geçen yıllara ait zekâtı çıkarıp vermek vâcib olur.[67]
Borçlu, Kimseler Bulunmadığında İkrar Eder, Bulunduğunda İnkâr Ederse :
Borçlu, kimseler bulunduğunda inkâra sapar, alacaklıyla yalnız kalınca borcunu ikrar ederse, o takdirde nisaba dahil edilmez ve bu nedenle de zekâtı verilmez.
Borçlu borcunu ikrar eder, fakat kaadmın huzuruna çıkarılınca inkâr eder, bunun için şahidlerin dinlenmesi gerekir, şahidler gelip şehadette bulunduktan sonra kaadi alacaklı lehine karar verirse, o takdirde karar tarihinden itibaren sözü edilen alacağın zekâtı hesap edilir. [68]Borçlu Kaçarsa :
Borçlu borcunu ödememek için kaçar, alacaklı da onu takip edip yakalamaya gücü yeterse veya bir vekil tutmak suretiyle onu yaka-latabilirse, o takdirde sözü edilen alacağın zekâtı gerekir. Buna güç getiremezse, gerekmez.[69]
İkrar Edilen Borçlar Üç Kısımdır :
İmam Ebû Hanîfe'ye göre ikrar edilen borçlar üç kısma ayrılır :
a) Zayıf
b) Vasat
c) Kaviy.
Birincisi, kendi fiili olmaksızın mülk edindiği mal veya para. Bu bir şeye karşılık değildir. Miras gibi. Ele geçmediği sürece zekâtı gerekmez. Bir de maldan başka şeye karşılık olup kendi fiiliyle mülk edinilen mal ve para; mehir, kan parası, boşanma va'diyle karısının ödeyeceği mal veya para bu cümledendir. Bunlar da ödenmediği takdirde zekâtı gerekmez. Ancak ödenip ele geçtikten sonra nisaba erişir ve üzerinden de bir yıl geçerse o takdirde zekâtı gerekir. Geçmiş yılların zekâtı gerekmez.
İkincisi, ticaret için olmayan bir mal karşılığında gerekli olan Borçtur. Hizmet için satılan köle, satışı yapılan eski elbiseler bu cümledendir. Bunların bedelinden nisab miktarı aldığında, geçmiş yılların zekâtı ödenir.
Üçüncüsü, ticaret malı karşılığında olan borç. Bundan ©ide edeceği her kırk dirhemin geçen yılların da dahil olmak üzere zekâtı ödenir.[70]
10. Üzerinden Tam Bir Yılın Geçmesi :
Buna fıkıhta «Havalen-i havi» denir. Bu konuda muteber olan kamerî senedir. [71]Bu da daha çok fakirin lehinedir. Senenin başında ve sonunda nisab tam olursa, o takdirde sene ortasındaki noksanlaşmaya itibar edilmez. Bunu bir misal ile açıklayalım : Kameri senenin basında bir tüccarın elinde nisab miktarı mal ve nakit bulunuyor, sene ortalarına doğru nisaptan düşecek bir noksanlaş-ma meydana geliyor ve fakat sene sonunda yine nisab miktarına ulaşıyorsa, o takdirde nisab miktarı bir mal ya da paranın üzerinden tam bir sene geçtiği kabul edilerek zekâtı verilir.[72]
Sene Başında Nisap Miktarı Mal Bulunur Da Sene Ortasında Paraya Çevrilir Ve Sene Sonuna Doğru Yine Mala Çevrilirse :
Ru durumda da bunun aksine bir durumda da yine zekât gerekir. Bunu biraz daha açıklayalım : Sene başında elinde nisab miktarı ticaret malı bulunan kimse, sene ortalarına doğru bunun yarısını veya üçte ikisini paraya tahvil etmiş olur ve böylece sene sonuna girmiş bulunursa, mevcut para ile mal birlikte hesaplanarak zekâtı verilir. Ayrı ayrı hesaplayıp her birinin nisaba erişip erişmediğine bakılmaz. [73]
Besi Hayvanlarında Da Durum Böyle Midir?
Besi hayvanlarında durum bunun aksinedir. Meselâ, sene başında elinde otuz sığır bulunduran kimse sene ortasına doğru bunun on tanesini ya koyun ya da deve ile değiştirecek olursa, üzerinden tam sene geçmediğinden zekâtı gerekmez. Çünkü sene ortasında sığırın bir kısmının koyun ile değiştirilmesi, onu nisaptan düşürmüş olur. Elde edilen koyunlar kırk ya da daha fazla olsa bile onun da sene başı, elde edildiği tarihten itibaren hesaplanacağı için zekâtı verilmez.[74]
Elindeki Nisab Miktarı Mala Sene Ortasında Başka Mal Katılırsa:
Elinde nisab miktarı mal ya da para bulunan kimse, sene ortalarına doğru elindekinin cinsinden başka bir mal veya para kazanır veya kendisine miras yoluyla ulaşır veya bağış yapılırsa, hepsini bir araya getirip sene sonunda tamamının zekâtını verir.
Cinsler değişikse, koyunla deve; deveyle sığır gibi birbirine eklenip hepsinin birden zekâtı verilmez, yani cinsler ayrı olursa birbirine eklenmez, her birinin nisaba ulaşıp ulaşmadığına ve senesinin dolup dolmadığına bakılır.[75]
Tam Sene Dolduktan Sonra Eline Geçen Mal Ve Para Mevcuda Eklenir Mi?
Tam sene dolduktan sonra ele geçen mal veya para artık mevcuda ilâve edilmez, geçen kısmın senesinin dolması esas olarak kabul edilir. Fukahanm bu meselede ittifakı vardır.[76]
Elinde Nisap Miktarı Besi Hayvanı Bulunursa :
Elinde nisap miktarı besi hayvanı bulunur ve senesi de dolduktan sonra zekâtını verir ve çok geçmeden bunu satıp paraya çevirir, elinde de ayrıca üzerinden senenin yarısı geçmiş nisap miktarı nakit para bulunursa, bu iki para birbirine eklenerek senenin yarısı da geçtikten sonra zekâtım vermek gerekir mi? îman Ebû Hanîfe'ye göre eklenmez ve besi hayvanının satışından elde ettiği paranın üzerinden bir sene geçmesini bekler, mevcut nisap miktarı parasının ise, senesi tamamlanınca zekâtım öder. îmam Ebü Yusuf ile îmam Mu-hammed'e göre, ikisi birbirine eklenerek üzerinden altı ay geçen mevcut paranın senesinin dolmasıyla hepsinin birden zekâtı verilir. Şu şartla ki, besi hayvanlarının satışından elde edilen paranın kendi başına nisaba ermesi gerekir. Aksi halde her üç imama göre de mevcuda eklenip ona göre zekâtı verilir.[77]
Sene Dolmadan Satılık İçin Beslediği Hayvanları Satarsa :
İster bu hayvanları paraya çevirsin, ister başka hayvana çevirsin, elde edilen şey kendi cinsine eklenir. Meselâ, paraya çevirdiği takdirde elde edilen para mevcut paraya eklenerek mevcudun senesinin tamamlanmasına bakılır. Başka hayvanla, değiştirilmişse oda kendi cinsine eklenerek, mevcudun senesinin dolması beklenir. Bunda icmâ' vardır.[78]
Arazisini, Haracını Ödedikten Sonra Satarsa :
Bu durumda elde edilen para, elindeki nisab miktarı paraya eklenir, hepsinin birden zekâtı verilir.[79]
Mevcut Paranın Zekâtını Verdikten Sonra Onunla Besi Hayvanı Satın Alırsa :
Bu durumda satın aldığı besi hayvanlarını yanındaki mevcut besi hayvanlarına eklemez. Çünkü bu, zekâtı ödenmiş bir paranın karşılığıdır; bir malın ise bir yıl içinde iki defa zekâtı verilmez. Bu, İmam Ebû Hamfe'nin görüş ve içtihadıdır. [80]
Kendisine Nisab Miktarı Para Bağışlanırsa :
Kendisine nisab miktarı para bağışlanır ve bunu işleterek bir o kadar da kâr sağlar, fakat sene dolmadan bağışta bulunan yaptığı bağışı geri alırsa, bu durumda kâr olarak sağladığı nisab miktarı paranın senesi, elde edildiği tarihten hesaplanır. Bağış yapılan tarihten artık hesaplanmaz, çünkü geri alınmakla bu ölçüsünü kaybetmiştir.[81]
Sandığında Yirmi Miskal Altın Veya İkiyüz Dirhem Gümüş Bulunursa :
Bu durumca, mevcut altın veya gümüş ya da o nisbette nakit paranın üzerinden sadece bir gün eksik olmak kaydiyle üç sene geçer ve sonra bunun zekâtını verecek olursa, sadece birinci senenin zekâtını vermesi gerekir. İkinci ve üçüncü senelerin zekâtı gerekmez. Çünkü birinci seneye ait zekâtın verilmesiyle mevcut altın, veya gümüş ya da nakit para nisabdan düşmüş olur ve bu takdirde de zekât gerekmez.[82]
Ticari Değeri Nisaba Ulaşan Koyunlar :
Ticarî değeri nisaba ulaşan satılık koyunlar henüz senesi dolmadan zayiat verir yani, onlardan birkaç tane ölür, mal sahibi ölen koyunların derisini yüzüp dibağat yaptıktan sonra satar ve elde ettiği para ile mevcut koyunların değeri nisaba ulaşırsa, sene sonunda zekâtını vermesi gerekir. Koyunların hepsi ölür, yüzülüp dibağat yapılan derileri nisab miktarı para getirirse, o takdirde yine sene sonunda bunun zekâtını vermesi vâcib olur. [83]
ZEKATI GECİKTİRMEMEK :
Zekât, sosyal yapıda dengeyi sağlamak, fakirle zengin arasındaki mesafeyi kısaltmak için Allah (C.C.) tarafından zengin müslü-manlara farz kılınmış ve fakirlerin bir hakkı olarak belirlenmiştir. Senesi dolunca vermekte her bakımdan yarar var. Geciktirilmesi doğru değildir.
Ashabdan Akabe bin Haris (R.A.) diyor ki:
«Resûlüllah (A.S.) Efendimizle birlikte ikindi namazım kıldık. Allah Resulü selâm verince hemen yerinden kalkıp acele dışarı çıktı, hane-i saadete gitti. Çok geçmeden dönüp geldiğinde, ashabın yüzünde bir hayret ifadesini sezdi ve şöyle buyurdu :
«Namazda iken hatırıma yanımızdaki altın geldi. Bu altının bizimle birlikte akşamlamasını veya gecelemesini hoş görmedim, (fakir ve muhtaçlara) dağıtılmasını emrettim...[84]
Fukahanm çoğu, Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bu hareketinden fakire verilecek bir nesnenin evde bekletilmesinin, hele o nesne zekât olursa hiç doğru olmayacağım istidlal etmişlerdir.
İmam Şafiî ve İmam Buharı Tarihinde Hazreti Âişe'den (R.A.) Resûlüllah (A.S.) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir;
«Zekât bir mala karışmıya görsün, mutlaka onu helak eder.»
Zekâtın farziyetine inandığı halde onu vermiyen kimse büyük günah işlemiş olur. Bunun âhiretteki cezası ise pek ağır olacaktır. Bu tutum içinde bulunan müslüm anlardan İslâm Devleti zorla zekâj ti alıp yerine sarfetmekle mükelleftir. Aynı zamanda o müslümani ta'zîr de eder. İmam Şafiî ve İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, Gevieu gücüyle alman zekâtın yansı nisbetinde de ayrıca mal veya parası ceza olarak alınıp dağıtılır.[85]
Bu konuda en açık hadis ise şudur :
«İnsanlarla, La üâhe illallah, Muhammedün Resûlüllah deyip şe-hadette bulununcaya, namaz kılıp zekât verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yerine getirdiklerinde artık -İslâm'ın ön gördüğü hakkın alınmasında uygulayacağı hüküm müstesna- onlar kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.[86]
Yine bu konuda Ebübekir Sıddîk (R.A.)'ın hilafet yıllarında dinden çıkan Araplar oldu. On bir kabile, «biz zekâtı Hazreti Mu-hammed'in hatırı için veriyorduk. O vefat etti. Artık vermiyeceğiz» diyerek direniyorlardı. Bunun üzerine halife harekete geçti. Onları tenkil etmek için ordu hazırladı. Hz. Ömer (R.A.) :
— Ey Resûlüllah'm Halifesi!, «İnsanlarla, Lâ ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum...» hadisi bizce malûm olduğu halde, Lâ ilahe illallah diyen insanlarla nasıl savaşacaksın? Kaldıki Resûlüllah (A.S.) bunu şu sözleriyle bağlamıştır : «Artık kim böyle söylerse kanım ve malını benden korumuş olur. Ancak İslâm ahkâmına göre bir hakkın yerine getirilmesi müstesna. »
Halife ona şu cevabı verdi :
— Allah'a yemin ederim ki, namazla zekâtı birbirinden ayırıp «namaz kılarız, ama zekât vermeyiz...» diyenlerle savaşacağım. Çünkü zekât mala konulmuş bir haktır. Resûlüllah'a verdikleri bir dişi keçiyi bana vermiyecek olurlarsa, vallahi onlarla savaşırım.
«Vallahi bu, ancak Allah'ın doğru yolu ilham edip Ebübekir 'ın kalbini savaşa açmasından başka bir şey değildi. Onun haklı olduğunu anladım.»[87]
İşte bu ve benzeri sahih rivayetlere dayanan fukaha, nisaba erişip senesi dolan bir malın zekâtını hemen vermek sünnet veya vâ-cibdir, demişlerdir. Te'hirinden dolayı günahkâr olur, diyenler eksik değildir.
Malın Nisabı Dolmadan Zekâtı Verilir mi?
Bir malın nisabı dolmadan zekâtını vermek sahih olmaz. Verilen miktar ne ise sadaka yerine geçer.[88]
Zekâtın, Şu Üç Şartın Gerçekleşmesiyle Acele Verilmesi Doğru Olur:
1. Senesinin dolması,
2. Sene sonunda da nisab miktarının mevcut olması,
3. Asıl ihtiyaçtan fazla bulunması.
Bu üç şarttan biri gerçekleşmediği takdirde verilen zekât sadaka yerine geçer.[89]
Senesi Dolmadan Bir Malın Zekâtı Verilebilir Mi?
Konunun başlangıcında da belirttiğimiz gibi, nisaba ermiş bir malın zekâtını senesi tamamlanmadan vermek caizdir. Çünkü bu fakirin lehine bir durumdur. O halde sene başında elinde yüzbin lirası olan zengin sene ortalarına doğru ikiyüz bin liranın zekâtını hesaplayıp fakirlere verirken, sene sonuna kadar mevcut param ikiyüz bin olursa, zekâtını şimdiden ödemiş olurum. Yine yüzbinde kalırsa, gelecek senenin zekâtına karşılık vermiş olurum, şeklinde niyet eder verirse, caiz olur. Sene sonunda parası yine yüzbin olarak kalırsa, gelecek senenin zekâtım şimdiden ödemiş sayılır.[90]
Senenin Başında Eilnde Nisaba Ermiş Altın Ve Gümüş Bulunursa :
Bu durumda ikisinden birinin zekâtını hesaplayıp sene dolmadan verir, fakat yine sene tamamlanmadan altın veya gümüşten birini çaldırır veya kaybederse, verdiği zekât elinde kalana mahsup edilir. Çünkü bu iki cinsi birbirine eklemek caizdir.[91]
Muhtelif Cins Hayvanların Zekâtı :
Muhtelif cins hayvanların hepsi de nisaba ermiş bulunur da sahibi bunlardan sadece ismen belirlediği bir cinsin zekâtını hesaplayıp sene tamamlanmadan verir ve yine sene tamamlanmadan bir cins hariç diğerleri helak olursa, verilen zekât belirlenen cinse ait sayılır, helak olmamışsa zekâtı verilmiştir. Helak olmuş başka bir cins kalmışsa, verilen zekât buna mahsup edilemez. Çünkü cinsleri birleştirmek caiz değildir.
Bunu bir misal ile açıklıyalım :
Sene ortalarına doğru elinde koyun, sığır ve deveden her bir cinsin nisaba ermiş miktarı bulunuyor. Sene tamamlanmadan koyunların zekâtını çıkarıp veriyor. Sene sonuna doğru koyunlar bir hastalıktan dolayı ölürse, daha önce verilen zekâtı mevcut sığır veya deve zekâtına mahsup edemez. Çünkü koyun ile bunların cinsleri ayrıdır, zekât konusunda birleştirilip hepsi aynı mal kabul edilmez.[92]
Senesi Tamamlanmadan Zekâtını Bir Fakire Verirse :
Sene tamalanmadan zekâtını bir fakire verir ve o fakir de yine sene. tamamlanmadan zengin olur veya dinden çıkar veya ölürse, verilen zekât caiz olur. Fukaha bu hususta farklı görüş izkâr etmemiştir.[93]
Üzerinde Zekât Borcu Bulunduğu Halde Ölen Kinişe :
Üzerinde ödenmedik zekât bulunduğu halde ölen kimse günahkâr olarak ölmüştür. Artık onun durumu Allah'a kalmıştır. Varisleri bu brocu ödemekle yükümlü değildirler. Ancak kendilerine isabet eden hisseden gönül rızasıyla çıkarıp verirlerse, buna engel olunmaz.[94]
Ticaret İçin Olmayan Hayvanların Zekâtı :
Fıkıhta bunlara «sâirne» denir. Senenin çoğunu mer'a ve kırlarda kendi ağzıyla otlayarak geçinen ehli hayvanlardan koyun, keçi, sığır, deve ve at'm zekâtı, nisaba eriştikleri takdirde verilir.
Sözü edilen hayvanların erkek ve dişisi ya da ikisinin karışık durumu arasında fark yoktur. Yeter ki bunlar binek ve ticaret niyetiyle beslenmiş olmasın. O takdirde ticaret malı kapsamına girer, nisab bunların sayısında değil, kıymetlerinde aranır.[95]
Kasaba satılmak üzere beslenip etlenmesi sağlanan hayvanlar da ticaret malı kapsamına girer.[96]
Senenin çoğunda ağıl ve benzeri yerlerde beslenip korunan hayvanlardan zekât vermek gerekmez. Çünkü bu durumda sahibi hem büyük emek harcamış, hem de geniş bir masraf yapmıştır.[97]
Ticaret İçin Olup Altı Ay Kırda - Bayırda Otlayıp Geçinirse :
Ticaret niyetiyle beslenen hayvanlar altı ay ya da daha fazla kırda bayırda otlatılsa bile yine de ticaret malı kapsamına girer, zekâtı ona göre hesaplanıp çıkarılır.
Ticaret niyetiyle aldıktan sonra ürününden yararlanmayı düşünerek beslemeye niyet ederse, o takdirde niyet ettiği andan itibaren senesi hesaplanır, ona göre zekâtı verilir.[98]
Develerin Zekâtı :
Ürününden yararlanmak için beslenen deve beş taneden az olursa zekât gerekmez. Beş ya da fazla olursa, o takdirde aşağıda belirtilen ölçüye göre zekâtı verilir :
l. Beş deve için, bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşma girmiş bir koyun verilir. Yirmi beş deveye kadar her beşine karşılık, belirtilen yaşta bir koyun verilir. Develer yirmi beş olunca, bu kez bir yaşıriı biirip ikinci yaşma ayak basan bir dişi deve verilir, bu otuz beş I oluncaya kadar aynı ölçüde devam eder. Otuz altı olunca, iki yaşını tamamlayıp üç yaşına ayak basarı bir dişi deve verilir. Bu develer kırk beş tane oluncaya kadar aynı ölçüde devam eder; kırk altı olunca üç yaşını tamamlayıp dört yaşma ayak basan bir dişi deve verilir. Bu develer Altmış oluncaya kadar aynı ölçüde devam eder. Altmış bir olunca, bu kez dört yaşım tamamlayıp beş yaşma ayak basmış bir dişi deve verilir. Yetmiş beşe kadar bu ölçüde devam eder. Yetmiş altı olunca, iki tane iki yaşını tamamlayıp üç yaşma ayak basmış iki deve verilir. Develer doksan tane oluncaya kadar bu ölçü devam eder; doksan bir olunca iki yaşını tamamlayıp üç yaşma ayak basmış iki dişi deve verilir ve bu ölçü yüz yirmiye kadar devam eder. Sonra yüz yirmi üzerine fazla olan her beş deve için bir koyun verilir ve yukarıda belirtilen ölçüye göre hesaplanır.
İmam Ebû Hânîfeye'ye göre, develer bir yaşım bitirip iki yaşma ayak basmadıkça zekâta tabi' değildirler.[99] İmam Muhammed de aynı görüştedir. Yavrusunu emziren deve ve bir de döl almak için besleneni zekât olarak alınmaz.
Fakir ve muhtaçların lehine uygun geldiği takdirde zekât deve olarak değil, onun kıymeti hesaplanarak alınabilir.[100]
Sığırların Zekâtı :
Sığırlar otuz tane olduğu takdirde zekât nisabına ulaşmış kabul edilir. Otuzu bulunca, bir yaşını tamamlayıp iki yaşma ayak basmış bir erkek ya da dişi dana verilir. [101]Bu ölçü kırka kadar devam eder; kırk olunca iki yaşını tamamlamış üç yaşma ayak basmış bir sığır verilir. Kırktan altmışa kadar artan her sayı için kıymet takdir edilerek zekât verilir. Bu, İmam Ebû Hanîfe'ye göredir. Buna bir misal verelim : Sığırlar kırk bir olunca, iki yaşını tamamlamış üç yaşına ayak basan bir sığır ile bunun kırkta birinin kıymeti hesaplanıp nakit olarak_ verilir. Sığırlar kırk iki olunca, yine iki yaşını tamamlayıp üç yaşma ayak basmış bir sığır ile bunun yirmide bir kıymeti hesaplanarak verilir. Sığırlar altmışı bulunca bu kez bir yaşını tamamlayıp iki yaşma ayak basan iki tane dana verilir. [102]Altmıştan sonra her kırk ve her otuz üzerinden hesaplanarak zekâtı verilir.
Yani her kırk sığır için iki yaşını tamamlayıp üç yaşına ayak basan bir sığır veya her otuz sığır için bir yaşını tamamlayıp iki yaşına ayak basan bir dana verilir. O sığır sayısı yetmiş olunca, biri bir yaşını, diğeri iki yaşını tamamlamış iki sığır verilir. Sığırlar seksen olunca, iki tane iki yaşını tamamlayıp üç yaşına ayak basan sığır verilir.[103]
Sığırlar yüz yirmi tane olunca, mal sahibi isterse dört tane bir yaşını bitirip ikinci yaşına ayak basan dana, isterse üç tane iki yaşını tamamlayıp üç yaşma ayak basan sığır verir.
Bu cinste manda ile inek ve öküz arasında fark yoktur. Bunlar ister karışık şekilde bulunsun, ister yalnız birinden olsun aynı hükme tabidirler. Ancak karışık olduğu takdirde en çok olan taraftan zekât çıkarılıp verilir. Bunu bir misal ile açıklıyalım : Mal sahibinin elinde 20 tane manda, 10 tane de inek bulunuyorsa, o takdirde zekât olarak çıkarıp vereceği bir yaşım tamamlamış hayvanı mandadan ayırıp verir.[104]
Bu cinste dişi ve erkek aynıdır, biri diğerine tercih edilmez.
İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, sığır ancak bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşma ayak bastıktan sonra zekât nisabına girer.[105]
Koyun - Keçi Zekâtı :
Koyun ile keçi zekât konusunda tek cins olarak kabul edilir. Sayısı kırkı bulunca bir koyun ya da keçi zekât olarak verilir. Ancak bu ikisi karışık vaziyette ise, çok olanından verilmesi daha uygundur. Bu durum 120'ye kadar aynen devam eder, 121 olunca bu kez iki koyun verilir ve 200'e kadar aynı ölçü devam eder, 201 olunca üç koyun verilir. 400'e kadar böyle devam eder. 400 olunca dört koyun verilir. Sonra artan her yüz tanede bir. tane verilmek suretiyle hesaplanır.
Koyun Keçi zekâtının bu nisbette belirlenmesi, hem Peygamber (A.S.) Efendimizin âmillere yazdığı mektuplardan, hem de Ebû-bekir Sıddik (R.A.) devrindeki tatbikat ve verilen emirlerden anlaşılmış ve icma' vaki olmuştur.
Yine İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, koyun ya ida keçi bir yaşını tamamladıktan sonra zekâta tabi olur.[106]
Geyik İle Koyunun Çiftleşmesinden Meydana Gelen Hayvan :
Geyik de eti yenen hayvanlardandır; ancak hem ehil olmadığı hem de zekât konusunda koyun-keçi cinsine girmediği için zekâtı ; gerekmez. Koyunla çiftleşip aralarından meydana gelen hayvanlar i zekât hususunda analarına tabi'dirler. Eğer anaları koyun ise zekâtları gerekir, geyik ise gerekmez.
Mal sahibinin 30 koyunu ve 10 tane de babası geyik, anası koyun olan hayvanı bulunursa, bunlar kırkı tamamladığı için zekâtı gerekir. Çünkü anaları koyun olduğundan artık onlar da koyun kabul edilir.
Bunun gibi yabanî sığırla evcil inek arasında çiftleşme sonucu meydana gelen hayvanlar da anasına tabi'dir ve nisab ölçüsünü bunlarla tamamlamak gerekir.[107]
Zekâtı Vâcib Olmayan Hayvanlar :
İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, atlar ticaret maksadıyla beslenmediği takdirde zekâta tabi1 değillerdir. Muhtar olan ve fetvaya esas kabul edilen kavi de budur.[108] Ancak ticaret için beslendiğinde, ticaret malı kapsamına girer. [109]
Henüz Bir Yaşını Doldurmamış Hayvanların. Zekâtı Verilir Mi?
İmam A'zanı Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, gerek koyun ve keçiden, gerek sığırdan henüz bir yaşını doldurmamış olanlar zekâta tabi değildir, isterse bunların sayısı nisab barajına ulaşmış veya aşmış olsun. Ancak aralarında bir tane bile olsa bir yaşını doldurmuşu varsa diğerleri buna tabi olarak hepsinin zekâtı gerekir.
İmam Ebu Yusuf'a göre, henüz bir yaşını tamamlamamış hayvanlardan da -nisaba erişmişse- zekât vermek gerekir. Örneğin kırk oğlak için bir oğlak, kırk kuzu için bir kuzu zekât verilir.
İmam Şafiî'nin de görüş ve içtihadı bu anlamdadır. [110]
Nisab Miktarını Aşan Kısmın Zekât Durumu
Nisab miktarını aşan kısımdan sene ortalarında bir miktar telef olursa, zekât durumuna te'sir eder mi? Müctehid imamların bu mesele hakkındaki görüşleri farklıdr : İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'a göre, nisab miktarından aşağı düşmediği için yine bir ko-te'sir eder.
Buna bir örnek verelim :
Sene başında yetmiş koyunu bulunan kimsenin henüz sene sonu gelmeden sayısı kırka düşerse, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'a göre, nisab miktarından aşağı düşmediği için yine bir koyun zekât gerekir. İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre, koyunların yedide üçü elden çıktığına göre, bir koyunun yedide üçü hesaplanarak zekât verilir. Bilindiği gibi kırktan yüz yirmiye kadar olan koyunlardan bir koyun zekât verilir. Sene başındaki nisab miktarını aşan kısım da zekâta tabi' sayılır, helak olan miktara göre zekâttan düşülmesi gerekir.[111]
Ehli Eşek, Katır Ve Pars :
Evde beslenen ehli eşek, katır, pars ve talimli köpeğin zekâtı gerekmez. Ancak bunlar ticaret niyetiyle alınıp beslenirse, o takdirde ticaret malı kapsamına girer ve zekâtı verilir. [112]
Kuzu konusunda olduğu gibi, buzağı ve deve yavrularında da zekât gerekmez. Ancak aralarında beş yaşını doldurmuş bir deve veya iki yaşım doldurmuş bir sığır bulunursa, o takdirde nisaba da eriyorsa, zekât vâcib olur. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammedd'in görüşüdür.[113]
Binek ve yük için beslenen hayvanlarla senenin çoğunu ağılda ot verilerek geçiren hayvanlara da zekât gerekmez.[114]
Atların Zekâtı :
Bu. meseleye kısmen dokunmuştuk. Ancak açıklanması gereken bazı hususlar vardır ki belirtmemizde yarar görüyoruz.
İmam Ebû Hanİfe'den yapılan bir diğer rivayette : Atlar yılın çoğunu kırda - bayırda otlayarak geçirir de üremesi için beslenir ve erkekle dişi birarada bulunursa o takdirde zekâtının verilmesi gerekir. Sahih olan da budur.[115]
îmam Ebû Hanife bu içtihadında, «Onların malından sadaka yani zekât al, muhtaçlara dağıt)» mealindeki olan âyettir.
O halde atlar ister dişi, ister erkek olsun binek veya yük için beslenirse o taktirde zekât gerekmez.
Ancak atlar kaç tane olduğu takdirde zekât gerekir? Yani nisab miktarı nedir? Bu hususta farklı görüşler ortaya çıkmıştır : Bazısına göre, biri dişi diğeri erkek iki tane bile olsa zekât verilir. Diğer bazısına göre, üç, bazısına göre de beş tane olduğu takdirde zekât gerekir.[116]
Atların Zekâtı Nasıl Hesaplanıp Takdir Edilir?
İmam Ebû Hanîfeye göre, mal sahibi dilerse her at başına bir dî-nar, dilerse atların günlük rayice göre kıymetini belirleyip tutarının kırkta birini verir. Nitekim Hz. Ömer'in de bu hususta mal sahibini dinarla kıymet takdiri arasında serbest bıraktığı rivayet yoluyla bilinmektedir.[117]
Yine Ebû Hanife'ye göre, yalnız erkek atlarda -ne için beslenirse beslensin- zekât gerekmez. Ancak ticaret niyetiyle olursa bu müstesna. Yalnız dişi oldukları takdirde, bu hususta iki ayrı rivayet varsa da daha râcih olanı, zekâtı verilmesi hakkındaki rivayettir.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e göre, atlardan zekât gerekmez. İmam Şafiî'nin de içtihadı bu anlamdadır. Bunların delil olarak dayanakları şu hadîstir :
Müslumana beslediği atından ve yanındaki hizmetçisinden zekât gerekmez.» [118]Bunun hilâfına vârid olan, «Üremesi için beslenen her at. başına bir dinar veya on dirhem zekât gerekir.» Mealindeki hadîse gelince, bu hadîsin mensûb olduğu sanılmaktadır. Çünkü yapılan sahih rivayet ve tesbitlere göre, Hz. Ömer Hac için Mekke'de bulunduğu günlerde Şam'dan gelen bazı zenginler ona müracaatla ellerindeki köle ve atlardan zekât almasını teklif ettikleri, Hz. Ömer'in bunu kabul etmediği, gerekçe olarak da Resûlüllah (A.S.) Efendimilze Ebûbekir Sıddîk Hazretlerinin bu iki nesneden zekât almadıklarını göstermesi bilinmektedir. [119]Hem birinci hadîsi,
Müslüman üzerine ne kölesinde, ne de at*ından zekât farz değildir.»
Bu elfaz ile Eimme-i-sitte ile İbn Hibban rivayet etmiştir. Aynı zamanda İbn Hibban bunun sahih olduğunu kaydetmektedir. İkinci hadis ise şu elfaz ile bazı kaynaklardan rivayet yoluyla tesbit edilmiş ve zayıf olduğu kabul edilmiştir :
«(Senenin çoğunu otlakta) otlayarak geçinen her at başına bir dinar, ya da 10 dirhem (zekât) gerekir.»
Dare - Kutni de bu hadîsi tesbit ettikten sonra râvileri arasında zayıf kimseleri vardır, demiştir.[120]
ALTIN VE GÜMÜŞÜN ZEKÂTI :
Altın ve. gümüşün zekâtı hakkında daha çok şu âyet dikkati çekmektedir :
«Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamı-yanlan çok acık bir azâb ile müjdele!-.»[121]
Altının nisabı 20 mıskal (96 gr.), gümüşün nisabı 200 dirhem (640.) dır. Konunun başlangıcında da belirttiğimiz gibi, bunların senesinin dolması ve asıl ihtiyaç fazlası bulunması şarttır. Aksi halde zekât gerekmez.
Altın ve gümüşün madrup ve külçe halinde bulunması fark et-.ediği gibi, süs eşyası veya bir servet anlamı taşıması arasında da Irk yoktur.
Altın ve Gümüşün zekâtı kendilerinden ayrılıp verilebileceği .gi-i, günün rayicinegöre değerlendirilip kıymeti üzerinden de hesap-ınıp verilebilir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'a göredir |e fetva da onların kavline göre verilmiştir. [122]
İşçiliğinden Veya Sanat Değerinden Dolayı Çok Kıymetli Olan Altın Ve Gümüş Süs Eşyası :
Sanat değeri çok yüksek olan veya işçiliğinden dolayı fazla kıy-let taşıyan altın ve gümüşten raa'mul süs eşyasının zekâtı kıyme- üzerinden mi, yoksa tartısı itibariyle mi verilir. Aslolan tartıdır, ^ncak kıymeti üzerinden vermek isteyene de mani' olunmaz, çünkü »öyle yapmak fakirin lehinedir.[123]
O halde kıymeti bin dirhem olup tartısı 150 dirhem olan gümüş )ir eşyadan veya tartısı 18 mıskal olup değeri yüz miskal kabul edi-en altın bir eşyadan zekât verilmez. Çünkü bu hususta, yukarıda da Delirtildiği gibi, asıl olan tartıdır.[124]
Altın Veya Gümüş Başka Bir Madenle Karışık Vaziyette Olursa :
Fıkıhta Duna «mağşuş» denir. Altın gümüş veya altın ile başka bir maden ya da gümüş ile diğer bir maden karışık vaziyette olursa, aram çok olana göre amel edilir : Altın gümüş karışımında ekseriyet altınsa hepsi altın olarak, ekseriyet gümüş ise hepsi gümüş olarak kabul edilir ve zekâtı ona göre verilir. Ama bu tür bir maden ticaret için elde tutuluyorsa, o takdirde tartısına göre değil kıymetine göre takdir, edilip zekâtı verilir.
Karışık iki maden eşit oranda olursa, ihtiyaten zekâtı verilir. Ancak karışık olan iki madeni birbirinden istenilen zaman ayırmak mümkünse o takdirde gümüş ve altının karışımdaki nisbeti nisaba ulaşıyorsa zekâtı verilir. Buna bir misal verelim : Altın kordona takılı gümüşler veya gümüş kordona takılı altınlar, istenildiğinde birbirinden ayırmak mümkün olduğuna göre, burada eksere bakılmaz, gümüş ve altından her biri nisaba eriyorsa zekâtı gerekir.[125]
NAKİT PARANIN ZEKÂTI :
Devlet bankasınca basılıp tedavüle çıkarılan kâğıt paranın zekatı imamlarına göre, belirtilen vasıftaki para vacib olur.
O halde eldeki kâğıt para, bankmot tedavülde bulunduğu ve kıymet taşıdığı sürece altın ve gümüşle değiştirme gücünü taşıdığından 200 dirhem gümüş kıymetini veya 20 miskal altın kıymetini taşıdığı takdirde nisaba ermiş sayılır ve zekâtı gerekli olur.[126]
Altın Yirmi Miskalı Aşarsa Zekâtı Nasıl Hesaplanır?
Altın yirmi miskalı, gümüş ikiyüz dirhemi, nakit para bankınot da bu değerlerinden birini aştığı takdirde zekâtı nasıl hesaplanır? İmam Ebû Hanîfe'ye göre, belirtilen nisab miktarını gümüşte kırk dirhem, altında dört miskal, para da bu kıymet aşmadığı takdirde fazla olan kısmın zekâtı verilmez. Bunu biraz daha açıkhyalım : Elinde sene sonunda 238 dirhem gümüşü veya bu değerde kâğıt parası bulunan kimse sadece ikiyüz dirhemin zekâtını verir. Üzerindeki fazlalık kırk dirhemi bulmadığı için zekâtı verilmez. Bunun gibi sene sonunda elinde 23 miskal altını bulunan kimse sadece yirmi mıskalın zekâtını verir, arta kalan üç miskal dört miskal oluncaya kadar zekâtı verilmez.[127]
Diğer Hanefî imamlarına göre, nisab miktarını aşan kısım az olsun, çok olsun nisab miktarına tabi olarak zekâtı verilir. Bu görüş fakirin lehinedir. [128]
Altın, Gümüş Ve Ticaret Malından Her Birinin Nisaba Ermesi Şart Mıdır?
Şart değildir. Bunlardan biri nisaba ulaşmadığında diğeri eklenerek hepsinin birden zekâtı verilir. Bunu biraz daha açıkhyalım : Sene sonunda elinde beş miskal (24 gr.) altın, yüz dirhem (320 gr.) gümüş ve bir miktar da ticaret malı veya nakit kâğıt parası bulunan kimse bunların hepsini bir araya getirip hesaplanır, tamamı 20 miskal altının veya 200 dirhem gümüşün kıymetine ulaşıyorsa, zekâtını verir, ulaşmıyorsa vermez.
O halde bu üç ayrı cinsi zekât konusunda birleştirmek gerekir. Her biri nisap miktarından az olan altın ile gümüş birbirini ya kıymet itibariyle, ya da ecza itibariyle tamamlar. Birinci görüş îmam A'zam'm, ikinci görüş îmameyn'indir.
Bu duruma göre : Sene sonunda elinde 100 dirhem gümüşü ve 100 dirhem gümüş kıymetinde on mıskal altını bulunan kimsenin ittifakla beş dirhem zekât vermesi gerekir. Ama elinde 100 dirhem gümüş ile yüz dirhem gümüş kıymetinde beş miskal altını veya 50 dirhem gümüş ile 150 dirhem gümüş kıymetinde on miskal altın bulunursa, İmam Ebû Hanîfeye göre kıymet itibariyle birbirini tamamladığı için beş dirhem zekât verilir. İmameyn'e göre, ecza itibariyle nisapları noksan olduğundan zekâtları gerekmez.
Bunun aksine elinde 150 dirhem gümüş ve elli dirhem gümüş kıymetinde beş miskal altın bulunursa, her üç imama göre de zekâtı gerekir. Çünkü kıymetleri gümüş nisabına denk gelmektedir.
Günümüzde altın ile gümüş kıymeti bu ölçülere göre hesaplanarak hükme bağlanır.
İmam Şafii'ye göre : Cinsleri ayrı olan iki şeyi birbirine eklemek suretiyle nisabı tamamlamaya gerek yoktur. Gümüş ile altın ayrı cinsten oldukları için her cinsin nisabı kendinde aranır.[129]
Ticaret Malının Zekâtı :
Ticaret malı nisaba ulaştığında zekâtının hesaplanarak çıkarılması bütün ilim adamlarımızın ittifakıyla vâcibdir. Buna muhalefet eden olmamıştır. Nitekim Semure bin Cündeb (R.A.) diyor ki :
«Şüphesiz ki Peygamber (A.S) Efendimiz bize, alım - satım için elimizde bulundurduğumuz maldan zekât çıkarıp vermemizi emretti.»[130]
Ebu Zer EI-Gıffarî (R.A.) de diyor ki :
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyrdu : «Devede zekât vardır, koyun keçide zekât vardır, sığırda zekât vardır, ticaret malında zekât vardır.»[131]
Ebû Amir bin Hammas babasının şöyle dediğini rivayet ediyor : «Ben deri ile çanak çömlek alıp satardım. Bir gün İkinci Halife Ömer (R.A.) yanımdan geçerken, «Malın sadakası (zekâtı) m öde!» buyurdu. Bunun üzerine ben dedim ki : «Ey mü'minlerin emiri! bu deri ve çanak çömlekten başka bir şey değildir..?» Hz. Ömer : «Öyle de olsa, kıymetini hesaplayıp zekâtını çıkar.» buyurdu.[132]
Bunun için müetehid imamlar bu hususta şöyle demişlerdir : «Ticaret malı -ne olursa olsun- kıymeti nisaba ulaşınca zekâtını .vermek gerekir.[133]
Senenin başında ve sonunda 20 miskal altın veya 200 dirhem gümüş değerini bulan ticaret malının zekâtı vâcib olur. Ancak altın ve gümüş nisabı arasında muadelet kalmamışsa, yani 200 dirhem gümüş 20 miskal altına tekabül etmiyorsa, o takdirde ticaret malı bunlardan hangisinin değerini bulursa, ona göre hesaplanıp zekâtı verilir.[134]
Sene Sonunda Fiatlar Yükselir Veya Düşerse Nasıl Amel Edilir?
Bunu bir misal ile açıklayalım : Elinde 200 dirheme tekabül eder miktarda ticaret için buğday bulunur ve senesi tamamlandıktan sonra fiatı yükselir veya düşerse, bu durumda ya mevcut buğdayın kırkta birini ayın olarak çıkarıp zekât olarak verir veya vacip olduğu günün rayicine göre hesaplayıp nakit olarak zekâtı çıkarılarak verilir.
Vâcib olduğu gün, kamerî senenin tamamlandığı gündür. Bu, İmam Ebû Hanîfe'ye göredir, imameyn'e göre, zekâtı ödediği günün rayicine- göre hesaplamak gerekir. [135]Aynı zamanda mal, bulunduğu beldenin rayicine göre takdir edilir. Bunu bir misal ile açıklı-yalım : Türkiye'den Suudi Arabistan'a gönderilen malın üzerinden bir sene geçtiği halde satılmadık beklerse, o malın fiatı Türkiye'ye göre değil, bulunduğu yer olan Suudi Arabistan'a göre hesaplanır ve ona göre zekâtı verilir.[136]
Ticaret Malı Bütün Cinsleriyle Aynı Gruba Girer :
Ticaret inalı cinsi ne olursa olsun hepsi de aynı guruba girer ve tamamı bir arada hesaplanarak zekâtı çıkarılır. Bunu bir misal ile açıklıyalım : Elinde ticaret için 10 tane sığır, 3 tane at, iki otomobil, 50 teneke zeytin yağı, üçbin kilo pamuk ve bol miktarda kumaşı bulunan tacir, bunların hepsinin sene başındaki rayice göre, İmameyn'e göre, zekâtı ödeyeceği günün rayicine göre fiatmı tesbit eder ve zekâtını hesaplıyarak çıkarır. [137]
Kıymetli Taşlar - Mücevherat :
Mücevherattan altın ve gümüşün dışında kalan ne varsa -ticaret için bulundurulmadığı takdirde- hiç birinin zekâtı verilmez. O halde kadınların zînet olarak bulundurdukları pırlanta, yakut, elmas, inci ve benzeri eşya zekâta tabi değildir.[138]
İcare vermek için bir miktar bakır kap satın alınır ve bunların kıyrneti nisaba ulaşırsa, yine de zekâtı verilmez, Çünkü ticaret için alınmamıştır. [139]
Kiralık Evler, Oteller Ve Hamamlar :
Satılık için değil de akarından yararlanmak için satın alman ev, otel, araba, hamam, dükkân ve benzeri şeylerin ancak gelirinden zekât verilir, kendisinden değil.[140]
Bunun gibi yanındaki yük ve binek hayvanları için çıngırak, boncuk ve benzeri şeyler alır, bunların tutarı nisaba ulaşırsa yine de zekâtları verilmez. Çünkü bir ihtiyaç için satın alınmış, ticaret için değil. Ancak bunları, yanındaki ticaret hayvanları için satın almış ve hayvanlarla birlikte satışını düşünüyorsa, o takdirde zekâtını kıymeti üzerinden hesaplayıp çıkarır. [141]
Attar Ve Benzeri Esnafın Kullanmak İçin Satın Aldığı Kavanoz, Sandık, Raf Ve Benzeri Şeyler :
Sözü edilen eşya kullanılmak için satın alındığından ticaret malına dahil sayılmaz, bu yüzden zekâtı da gerekmez. Bunun gibi icare vermek için attarlarm satın aldığı çuval, urgan ve benzeri eşyanın da zekâtı gerekmez. Çünkü alım - satım niyetiyle alınmamıştır. Bunlardan elde "edilecek gelirin zekâtı senesi dolup nisaba ulaştığı takdirde verilir.[142]
Fırıncının Satın Aldığı Odun, Tuz Ve Nakil Vasıtası :
Fırıncının satın aldığı tuz, kömür, odun ve nakil vasıtası zekâta tabi değildir. Çünkü bunları ekmek hazırlamakta kullanacak ve ekmekten elde edeceği gelirden zekât verecektir. Ancak ekmeğin yüzüne sürmek için satın aldığı susam ve benzeri şeyler zekâta tabi'-dir. Nasıl ki ambarmdaki stok yaptığı buğday veya un zekâta tabi ise.[143]
Zekât Verip Vermediğinde Şüphe Ederse :
Bu durumda yeniden vermesi gerekir.[144]
Bir mal zekât gerektikten sonra helak olursa, zekâtı düşmüş olur. Bir miktarı helak olursa, zekâtı o nisbette düşmüş sayılır. [145]Nisabdan düşse de hüküm yine böyledir. [146]
Sene Ortalarında Bir Malı Diğer Bir Mal İle Değiştirmek :
Tacir sene ortalarına doğru elindeki nisab miktarı malı başka bir mal ile değiştirirse -cinsleri bir olsun olmasın- zekâtı sene başındaki duruma göre hesaplanır. Değiştirme vakti senenin başı kabul edilmez.
Ancak körükörüne aldanır da çok kıymetli bir malı kıymeti çok düşük bir malla değiştirirse, tacirlerin çoğu bu gibi mübadele işlerinde aklanmayacak durumda iseler, o takdirde zekâtı kıymetli malına göre hesaplayıp vermesi gerekir. Ama bu tür aldanmanın farkına varanlar pek az bulunursa, o takdirde mevcuda göre zekâtını hesaplayıp verir. [147]
Bir Malın Senesi Dolduktan Sonra Borç Verilmesi :
Tacir elindeki malın senesi dolduktan sonra henüz zekâtını ayırıp vermeden veresi satacak olursa, bu helak olmuş sayılmaz ve zekâtını vermesi gerekir.[148]
Malın senesi dolduktan sonra, yine henüz zekâtını vermeden onun tamamını veya bir kısmım bağışta bulunur veya evlendiği kadının mehri olarak ayırır veya kendisine binmek için bir binit veya hizmet için bir köle satın alırsa, bu durumda müstehlik sayılacağından zekât miktarına zâmin olur. Diğer taraftan yaptığı bağıştan vazgeçer de verdiğini geri alırsa, o takdirde zekât nisbetini ödemesi gerekir. En sahih olan görüş te budur.[149]
Bir Evde Ayrı Kişilerden Her Birinin Kırk Tane Koyunu Bulunursa
Bir evde erkeğin 40 koyunu, kadının da 40 koyunu bulunursa, ikisi birleştirilip bir koyunmu zekât verilir, yoksa her biri bir koyun mu zekât verir? Aynı evde de olsa ayrı kişilerin mülkünde bulunduğu için birleştirilemez, her birinin ayrı zekât vermesi gerekir.[150]
Birkaç kişiye Ait Hayvanlar Birarada Otlayıp Aynı Ağılda Gecelerse
Bu durumda her birine ait hayvan nisab miktarına ulaşıyorsa herkes kendi malından hesaplayıp zekât verir. Hepsi biraraya getirilip bir tek kişininmiş gibi hesaplanmaz.[151]
Şirketlerdeki Durum :
Birkaç kişi ortaklaşa ürünlerinden yararlanmak için hayvan besliyor veya başka bir şirket kurup yürütüyorsa, bu ortaklık ister anonim, ister limited, ister başkası olsun, her şahıs iştirak ettiği mal ya da para nisbetinde zekât ile sorumludur. İştirak nisbeti nisaba erişen zekât verir, erişmiyen vermez. Hepsi bir kişinin malıymış gibi hesaplanıp toptan zekâtı verilmez.[152]
Bir Kişinin Seksen Kişide Yarıya Birer Koyunu Bulunursa :
Bir kişinin seksen kişide birer koyunu yarıya bulunursa, zekât vermesi gerekir mi? Çünkü bu durumda seksen koyunun yarışma sahip sayılır ki bu kırk tane eder. îmanı Ebû Hanîfe ile İmam Mu-hammed'e göre zekât gerekmez. İmam Ebû Yusuf'a göre gerekir.[153]
Malın Kıymeti Üzerinden Zekât Vermek :
Gerek hayvanlarda, gerekse altın ve gümüşte, gerekse ticaret malında mevcudun ayninden zekât verilebileceği gibi kıymeti üzerinden de verilebilir. Nitekim keffaret, adak, uşur ve benzeri konularda da kıymeti üzerinden ödenmesine cevaz verilmiştir.[154]
On Senelik İcarda Bulunan Kimse :
Elinde bin dirhemi bulunan bir kimse bir evi on seneye bin dirheme kiralar ve paranın tamamını peşin öder, fakat evde oturmaz . onu boş tutarsa, birinci senede 900 dirhemin, ikinci senede 800 dir-' nemin tâ ikiyüzden aşağı düşünceye kadar zekâtını ödemesi gerekir.[155]
Zekâtı Ölüm Hastalığı Gelip Çatıncaya Kadar Geciktirirse :
Kendisine zekât gerektiği halde bunu ödemez ve ölüm hastalığı gelinceye kadar geciktirirse, yapacağı ilk iş, vârislerin haberi olmadan bu zekâtı dağıtmaktır. Elinde nakit parası yoksa, mevcut maldan da hemen ayrılıp veremiyorsa, ölmeden evvel ödeyebileceğini kestiriyorsa ödünç para bulup zekâtını öder. Ödeyebileceğinde şüpheli ise, ödünç para bulmaya çalışmaz. Çünkü kullara borçlu olmak, zekâtı ödememekten daha ağır bir haktır.[156]
Borçlu Bulunduğunu Sanarak Bir Adama Nisab Miktarı Para Verirse :
Borçlu olduğunu sanarak nisab miktarını birine para verir ve bu paranın üzerinden bir yıl geçtikten sonra, birinin borçlu, diğerinin alacaklı olmadığı anlaşılır ve verilen para iade edilirse, her iki tarafa da zekât vermek gerekmez.
Bunun gibi biri diğerine yine nisab miktarı mal veya para bağışta bulunur, üzerinden bir sene geçtikten sonra yaptığı bağışı geri alırsa, iki tarafa da zekât gerekmez.[157]
Yanındaki Nisab Miktarı Mal Veya Paradan Bir Miktar Ayırırsa :
Yanındaki mal veya paradan bir miktar ayırır, meselâ 100.000 lirası vardır, henüz senesi dolmadan bunun 5000 lirasını ayırıp başka bir tarafa kor, sonra bu ayırdığını zayederse, zekât kendisinden sakit olmaz. Şöyleki : Bugünkü altın rayicine göre, nisap 100.000 lirayı buluyor, 5000 ayırıyor, sonra da onu sene sonunda zayediyor, bu sebeple eldeki mevcut nisab miktarından aşağı düşmüş oluyorsa, yine de 100.000 liranın zekâtını vermesi gerekir.
Evlendiğinde Kadına 40 Koyun Mehir Verirse : Evlendiği kadına peşin olarak 40 koyun mehir verir ve üzerinden bir yıl geçtikten sonra kadınla cinsel yaklaşmada bulunmadan onu boşarsa, bu durumda mehrin yarısı geri alınır ve bu kısmın zekâtı verilir.[158] Bu koyunlar ister ticaret malı olsun, ister ürününden yararlanmak için senenin çoğunu kırda bayırda otlamak suretiyle geçiren cinsten olsun farketmez. [159]
MADENLER VE DEFİNELER
Yerden üç türlü maden çıkar :
1. Katı fakat eriyebilenler.
2. Sıvı fakat katılaşmıyanlar.
3. Katı fakat erimiyenler.
Bunlardan birinci kısım, yani katı fakat eriyebilenler, altın gümüş demir bakır, kurşun ve benzeri madenlerdir ki bunlardan beşte bîr vergi alınır. Yani % 20'si vergi olarak devlete ödenin Bunlar vergi hususunda daha çok RÎKAZ'a kıyas edilmişlerdir. Rıkaz, gayr-ı müslimlere ait olup yeraltında bulunan definelerdir.
Sözü edilen birinci kısım madeni bulan kimsenin hür, köle esir, gayr-i müslim vatandaş, çocuk ve kadın bulunması farketmez. Beşte biri alındıktan sonra gerisi bulana aittir.
İslâm ülkesine iltica etmiş bir harbi (gayr-i müslim), devletten müsaade almadan kazı yapar da bu tür bir madene raslarsa, tamamı devlete aittir. Müsaade alarak kazı yapar ve maden bulursa yukarıdaki şahıslar hakkındaki statüye tabidir. Yani beşte birim devlete vergi olarak öder. Sözü edilen madeni ister arazı-yı uşrıyyeae, ister arazi-yi haraciyyede bulsun farketmez.[160]
Yeraltı Definesi İki Kişi Tarafından Aranır, Fakat Birisi Bulursa :
Arayanlardan kim bulursa define ona aittir. Sadece beşte birim devlete vergi olarak öder. Arkadaşına bir şey vermek mecburiyetinde değildir. [161]
Üccretle Adam Tutup Define Arayan :
Ücretle adam tutup define arayan kimse, ücretlilerin çalışması sonucu bir defineye raslarsa, bu tamamen müste'cire aittir. Ücretle tutulan ve defineye rashyan kimselere bundan bir pay ayrılmaz. Sadece beşte biri devlete vergi olarak ödenir.[162]
Diğer İki Ayrı Cins Madenlere Gelince :
Biri katı fakat erimiyen, diğeri sıvı fakat katilaşmıyan madenlerden vergi verilmez. O halde petrol, zift, tuz, arsenik, kireç yakut, elmas ve benzeri madenler bu cümledendir.[163]
Cıva bunlardan ayrı kabul edildiği için fukahanm çoğuna göre ondan da beşte biri vergi alınır. [164]Hanbeli Mezhebine göre yerden çıkarılan bütün madenlerden vergi alınır. [165]
Ev, Han Ve Öterde Bulunan Maden :
Şahsın kendi evinde veya han ve otelinde yaptığı kazada vergi kapsamına giren madenlerden birine raslarsa, İmam Ebû Hanîfeye göre, bundan yergi alınmaz. İmameyn'e göre, diğerlerinde olduğu gibi beşte bir vergi alınır.[166]
İslâm Ülkesinde Raslanan Define :
İslâm ülkesinde başkasına ait olmayan bir arazide yaptığı kazı sonucu bir defineye rasîamrsa, bakılır ; Üzerinde İslâmiyetle ilgili bir alâmet varsa, o takdirde bu, yerde bulunmuş bir mal hükmündedir. Sahibi varsa ona, yoksa devlet hazinesine kalır. Üzerinde gayr-i müslimlerle ilgili bir işaret varsa, örneğin üzerinde onların krallarının şekli veya haç bulunursa, o takdirde define bulan şahsa verilir, sadece beşte bir vergisi alınır.[167]
Üzerinde hiçbir işaret ve alâmet bulunmaz, hangi devre ait olduğu anlaşılmazsa, cahiliyye devrine ait olduğuna hükmedilir, yani o statüye göre işlem yapılır.[168]
Başkasına Ait Bir Arazide Bulunan Define Ve Madenler :
Başkasına ait bir arazide yapılan kazıda define ya da vergi kapsamına giren bir madene raslanırsa, bunun beşte biri mutlaka devlete vergi olarak ödenir. Geriye kalan kısım. İmam Ebû Hanîfe'ye göre, arazi sahibine aittir.[169]
Arazi bir gayr-i müslim vatandaşa aitse, Fetâvâ-yi İtabiyye'ye göre ona bir şey verilmez. Arazinin sahibi var, ama bilinmiyorsa, varisleri de ortada yoksa veya tanınmıyorsa, devlet hazinesine bırakılır. [170]Vârisleri tesbit edildiğinde onlara verilir, Tesbiti mümkün olmadığında olduğu gibi devlet hazinesine devredilir. [171]
Bir Müslüman Dar-İ Harp'te Başkasına Ait Olmayan Bir Arazide Define Bulursa :
îster define, ister vergi kapsamına giren bir maden bulsun, bu arazinin sahibi yoksa, bulunan define veya maden bulana aittir; bunun vergisi de yoktur. Başkasının mülkünde bulursa, o takdirde sahibine aittir. Ona göstermeden İslâm ülkesine getirecek olursa, ona sahip sayılırsa da doğru bir hareket değildir. Satacak olursa, durumu yakinen bilen kimselerin böyle bir define veya madeni satın almaları doğru olmaz. [172]Her ne kadar beyi' usûlüne uygunsa da yani satışı caizse de satın alınması pek uygun karşılanmamıştır. Bunun en güzel yolu, fakir ve muhtaçlara sadaka olarak dağıtılması-dır. [173]Tabii müste'min olarak girmişse hüküm böyledir.
Ama Dar-i Harbe iltica hakkı istemeden girebilmiş ve bu arada bir define ya da maden bulmuşsa, o takdirde kendisine ait sayılır ve vergi de alınmaz.[174]
Yapılan Kazılarda Silah, Kap Ve Benzeri Eşya Bulunursa :
Yapılan kazılarda, başkasına ait olmayan bir arazide silah, kap, süs eşyası, ve benzeri şeyler bulunursa, bu da define sayılır ve beşte bir vergisi alınır.[175]
Denizden Çıkarılan Ürün Ve Madenler :
Denizden çıkarılan mercan, anber, balık ve benzeri şeylerden vergi alınmaz. Bunun gibi denizden madrup altın veya gümüş de çıkarılsa, yine de hüküm böyledir.[176]
Dağlarda bulunan Firuzec (gök renkli kıymeli taş) ta da vergi yoktur. [177]Dağlarda raslanan diğer kıymetli taşlar da aynı hükme girer. [178]
Yeraltı Madenlerinde Diğer Mezheplerin Görüş Ve İçtihadı :
İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, yeraltından çıkan ve altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kalay, yakut, zümrüt, billur, kükürt ve benzeri madenlerden olup kıymet taşıyanların hemen hepsinden vergi alınır. Zift, petrol ve benzeri sıvılar da buna dahildir.
Günümüzde yeraltı kaynaklarına inildikçe Hanbeli Mezhebinin bu husustaki içtihadı daha çok değer kazanmakta ve İslâm Devletinin güçlenmesine geniş kapı açmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi İmam Ebû Hanife, yeraltından çıkan madenleri üçe ayırmış, bunlardan sadece katı olup erime imkânı bulunanları vergiye tabi tutmuştu. Halbuki bugün petrol, kömür ve benzeri madenler devletleri ayakta tutacak ölçüde bulunduğu tesbit edilmiştir.
Ancak Ahmed bin Hanbel, yeraltından çıkan ve kıymet taşıyan her madenin zekâtı nisaba ulaştığında vâcib olur, demiştir.
îmam Ebû Hanîfe'ye göre, zekâta tabi' olan madenlerde nisab aranmaz.
îmam Malik ile îmam Şafii ise madenlerden sadece altın ve gümüşün vergisi verilir, diye ictihadda bulunmuşlar ve bunlar da nisaba ulaştığı takdirde vergiye tabi' olur, demişlerdir.
Müctehid imamların hemen hepsine göre, yerden çıkan madenlerin vergisinde bir yılın tamamlanması şart değildir. Elde edildiği gün vergisi vâcib olur.
Madenlerin zekâtı yani vergisi hakkında El-Cemaa'nin rivayet ettiği tek bir hadîs vardır :
«İpini koparıp birini yaralıyan veya bir şeyi tele1 eden hayvanın telef ettiği hederdir (karşılığında bir hak talep edilmez). Kuyu da hederdir. Yani açılan bir kuyuya bir şey düşüp telef olursa, o da hederdir. Maden de hederdir. Yani yeraltından kazı sonucu bir maden bulunursa, ondan vergi alınmaz. Definede ise beşte bîr vergi vardır.»
İbn Kayyım El-Cevzî bu hadiste geçen El-Ma'denü Cübarün cümlesi üzerinde durmuş ve şöyle yorumda bulunmuştur : «Bu cümle iki ayrı mânaya hamledüebilir : Biri, maden bulmak için ücretle adam tutup kazı işi yaparken işçilerden biri kazılan çukura düşüp ölürse kanı hederdir, kısas, diyet ve benzeri ceza zerekmez. Nitekim kuyu da hederdir, cümlesinden bu mana anlaşılmaktadır. İkincisi, yeraltı madenlerinde zekât yoktur, hüküm anlaşılıyor. Çünkü hadisin sonundaki «definede beşte bir zekât vardır.» cümlesi bu ikinci mânayı kuvvetlendirmektedir... [179]
Madenin Yitik Mala Benzetilmesi :
Sahipli bir arazide bulunan maden arazi sahibine aittir. Sahipsiz bir arazide bulunan ise bulana aittir. Bu hususta fukahanm delili şu hadîstir, yani burada kıyasa başvurulmuştur :
İşlek bir yolda veya bayındır bir kasaba ve köyde bulunan bir şey bir sene ilân edilir. Sahibi gelirse ona teslim edilir; gelmediği takdirde o sanadır. İşlek olmayan bir yolda veya bayındır olmayan bir kasaba veya köyde bulunan bir şeyde ve definede beşte bir (zekât) vardır.»[180]
Yukarıda da belirtildiği gibi, Hanefilere göre, define veya maden bulan kim olursa olsun kendisinden beşte bir vergi alınır. İmam Şafiî'ye göre, kendisine zekât farz olan kimselerden alınır. Bu konuda Ebû Hanife'nin içtihadı, devleti güçlendirmeye matuftur .
Devletin yetkili organı define ve madenlerden aldığ vergiyi günün şartlarına göre harcamakta serbesttir. Hazret-i Ömer (R.A) bu kabil vergileri ganimet malı gibi dağıtmıştır. O gün böyle bir harcamaya ihtiyaç vardı. [181]
TOPRAKTAN ELDE EDİLEN ÜRÜNLERİN ZEKÂTI
Arazi-yyi Öşriyye tarif ve kapsamına giren ve ürün yetiştirici bulunan topraktan elde edilenin zekâtı gerekir. Haraç kapsamına giren arazi ise böyle değildir; o ekilsin ekilmesin, ürün versin vermesin her sene belirlenen vergisi ödenir. Öşür kapsamına giren arazi ise ekilip ürün verdiği taktirde zekâtı verilir. Bu bakımdan ekildikten sonra henüz hasad yapılmadan bir felâkete uğrayan arazinin mahsulünün zekâtı kendiliğinden düşmüş olur. Haraciyye ise böyle değildir.
Öşrün rüknü : Temliktir. Yani kişinin kullandığı araziden elde ettiği üründür.
Edası, yani ödeme şartı : Zekâtın ödeme şartları gibidir. Ancak arada bazı farklar vardır : Zekât çocuğun ve delinin malında vâcib olmadığı halde, onların arazisinden elde edilen üründe vâcibdir.
O halde Öşrün vücubunda iki husus aranır : Biri ehliyet yani öşrü verecek kişinin Müslüman olması, ikincisi farz olduğunu bilmek. Akıl ve ergen olmak şart değildir. Bu bakımdan çocuk ve delinin arazisinden elde edilen ürünün öşrünü vermek vâcib sayılmıştır. Vermekten kaçmıldığı takdirde devlet zor kullanarak alır. Bu takdirde ürün sahibi hiçbir sevap kazanamaz; çünkü istiyerek vermemiştir. [182]
Üzerindeki Öşrü Ödemeden Ölen Kimsenin Varislerinden Alınır Mı?
Öşür de bir bakıma zekâtsa da bazı hususlarda ondan ayrılır.
Örneğin üzerinde zekât vâcib olan kimse bunu ödemeden ölürse, artık vârislerinden zor kullanılarak alınmaz. Ama öşür böyle değildir; vârisler vermekten kaçınsa bile devlet zor kullanarak bu hakkı alır. [183]
Öşür Konusunda Ekilen Arazinin Mutlaka Ekene Ait Olması Şart Mıdır?
Öşür konusunda mülk şart değildir. Başkasının arazisinden elde edilen üründen de zekât verilir. Nitekim vakıf araziden elde edilen ürünün öşrü verilmektedir. [184]
Topraktan Elde Edilen Her Üründen Öşür Gerekir Mi?
Elde edilen ürünün ziraat kasdiyle yapılanı ve yerin verimliliğini sağlıyanı olmalıdır. O halde arazide yetişen ağaç, odun, ot, kamış ve benzeri şeylerden öşür alınmaz. Çünkü bunlarla ne yerin verimliliği kasdedilir, ne de ziraat anlamını taşır.[185]
Topraktan Elde Edilen Tahıl, Meyve Ve Sebzeden Ne Varsa Hepsinin Zekâtı Verilir Mi?
İmam Ebû Hanîfe'ye göre, topraktan ziraat yapıp elde edilen her çeşit tahıl, meyve ve sebzenin öşrü verilir. Bu hususta az ve çok ürün farketmez. [186]Yağmurla veya dolap ve= benzeri şeyle sulanması da farketmez. [187]Yine İmam A'zam'a,göre keten ve tohumundan da öşür gerekir. Çünkü keten bilhassa nemalanmak için ekilir. Badem ve ceviz, anason ve benzeri şeyler de aynı hükme dahildir.
Araziy-yi Öşriyyede elde edilen bal ve kudret helvasının da öşrünü vermek vâcibdir.[188]
Dağlarda Kendiliğinden Yetişen Meyve Ağaçları :
Bunların meyvesini toplayan kimsenin öşür vermesi gerekir. Elde eden kimse vermekten imtina' ettiği takdirde devlet zorla bunu alır. [189]
Sadece İlaç Veya Tohumluğa Yarıyan Şeylerden Öşür Verilir Mi?
Kavun, karpuz ve benzeri şeylerden elde edilen tohumlardan öşür verilmez. Çünkü bunlar daha çok ziraat ve tedavi için kullanılır. [190]
Senenin Çoğunda Yani Mahsul Devresinin Çoğunda Dolap Ve Benzeri Şeylerle Sulanan Arazi :
Bu tür arazide elde edilen ürünlerin onda biri değil, yirmide biri zekât olarak verilir. Çünkü büyük masraf ve emeklerle elde edilebilmiştir.[191]
Araziden elde edilen ürünler toplandığı gün zekâtı vâcib olur. İmam Ebû Hanîfe'ye göre, tahılın ortaya çıkması ve meyvelerin olgunlaşması halinde zekât vâcib olur. [192]Bu bakımdan ürün henüz belirgi.ı hale gelmeden zekâtını vermek caiz değildir. Arazi sahibinin müdahelesi olmaksızın yetişen ürünün tamamı felâkete uğrarsa zekâtı kendiliğinden düşer. Bir kısmı helak olursa, o nisbette zekât düşer. Ama mal sahibi bilerek ürününü helak ederse, öşür ödemesi gerekir. Yani bu kendisinden tazmin edilir.[193]
Zekât Riddet Île Düşer Mi?
Zekât ve öşür ancak Müslümana farzdır. Dinden çıkan kimseden bu farziyyet düşmüş olur. Bu bakımdan kendisine zekât gerektiği halde irtidad eder, yani dinden çıkarsa artık zekât vermesine gerek kalmaz.
Yine kendisine zekât gerektiği halde onu ödemeden ve vasiyyet-te de bulunmadan ölen kimseden de bu farziyyet düşer. Öşür ise -elde edilen ürünü istihlâk etmeden veya o ürün bir felâkete uğramadan- mal sahibi ölürse, farziyyeti düşmez, varsilerden alınır. Ama ölmeden onu istihlâk etmiş veya bir felâkete uğramışsa o takdirde öşür farziyyeti şahsın ölümüyle düşmüş olur.[194]
Öşür kapsamına giren bir araziyyi icare tutan kimse mi öşür öder, yoksa onu icare veren mal sahibi mi?... İmam Ebû Hanîfe'ye göre, icare verene, İmameyn'e göre müste'cire, yani icarla tutana gerekir. [195]Fetva ikincilerin görüşüne göredir. [196]
Hasad Yapılmadan Önce Ürün Felâkete Uğrarsa :
Araziyi icarla tutan kimse henüz hasad yapmadan ürün helak olursa artık kendisine öşür gerekmez. Ama hasad yaptıktan sonra helak olursa, gerekir. Bu, îmameyn'e göredir. Ama îmam Ebû Hanîfe'ye göre, ister hasad yapmadan, ister yaptıktan sonra helak olsun farketmez her iki durumda da öşür sakıt olur.[197]
Yine öşür kapsamına giren bir araziyi bir müslümandan ariyet olarak alıp eken kimseye mi, yoksa ariyet veren müslümana mı öşür gerekir? Ariyet olarak alana gerekir. Bir kâfirden ariyet olarak alırsa, bu durumda kâfire gerekir. Bu artık öşür anlamında değil de haraç anlamında bir vergi sayılır.[198]
Müzaraa Şeklindeki Ortaklıkta Öşür :
Bir taraftan arazi, diğer taraftan iş olmak üzere ortaklaşa ziraat yapıldığında, İmameyn'e göre, herkes hissesi nisbetinde öşür öder. İmanvEbû Hanîfe'ye göre, arazi sahibi öşür öder. [199]Burada fetva imameynin kavline göredir.
Müzaraatten elde edilen ürün henüz öşrü verilmeden helak olursa, yine İmameyn'e göre, öşür kendiliğinden düşer. Yani ne arazi sahibi, ne de ziraat yapan öşür vermez. İmam Ebû Hanîfe'den yapılan bir rivayete göre, hasad yapılmadan önce helak olursa böyledir. Diğer bir rivayette ise, hasad yapıldıktan sonra da helak olursa böyledir. [200]
Öşür Arazisini Hasad Zamanı Satarsa :
Mal sahibi öşür arazisini üzerindeki mahsûl ile birlikte satarsa veya sadece üzerindeki ürünü satarsa, bunun öşrü satıcıya aittir, alıcıya öşür gerekmez. Ama ürün henüz iyice yetişmeden satılır ve alıcı da bunu yetişinceye kadar bekletirse, o takdirde öşür alıcıya gerekir.[201]
Elde Edilen Üründen Masraflar Çıkarılır Mı?
Öşür arazisinden elde edilen üründen ne işçilerin ücreti, ne öküz veya motorlu araçların masrafı, ne de bekçinin ücreti çıkarılır. Elde edilen ürünün tamamı hesaplanarak öşrü çıkarılıp verilir.
Yağmurla sulanmışsa onda biri, dolap ve benzeri bir şeyle sulanmış-sa yirmide biri hesaplanarak ödenir.[202]
Elde Edilen Ürünün Öşrü Verilmeden Yenilebilir Mi?
Fukahamn çoğuna göre, elde edilen ürünün öşrü verilmeden ondan yemek doğru değildir. Ancak îmam Ebû Hanîfe'ye göre, çıkan ürünün öşrünü hesaplayıp ayırdıktan sonra yiyebilir. Ayırmadan yiyecek olsa veya başkasına yedirecek olsa, istihlâk edilen kısmın öşrünü ödemesi gerekir.[203]
ARAZÎ-Yİ ÖŞRİYYE
Az once de belirttiğimiz gibi bu tür araziden elde edilen ürünün ya onda biri, ya da yirmide biri zekât anlamında vergi olarak alınır. Ancak hangi araziler öşriyye ve hangileri emiriyyedir? Bunların açıklanması gerekir. [204]
Araziyi Öşriyye İki Kısma Ayrılır :
1. Müslüman fâtihleri tarafından cebren ve kahren fethedilip arazisi mücahidler ve diğer müslümanlar arasında taksim edilen yerler.
2. İsteyerek kendiliklerinden İslâmiyeti kabul edip asıl sahihlerine tenıliken terk ve ibka edilen yerler.
Buna bir üçüncüsünü de ilâve edersek : Müslümanlar tarafından ihya edilen ölü araziler. Bu da Arazi-yi Öşriyye kapsamına girmektedir. Sözü edilen bu üç çeşit araziyye «Arazi-yi Öşriyye» denildiği gibi «Arz-i Sadaka» da denilmiştir. Çünkü öşür aslında zekât anlamında bir vergiden ibarettir.
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz devrinde bunun örnekleri mevcuttur : Hayber'i fethettiğinde ora arazisini savaşa katılan mücahitler arasında taksim buyurmuş ve bunların öşür vermesini sağlamıştı. Medine-i Münevvere halkı kendiliğinden İslâmiyyeti kabul ettiklerinde ise arazileri kendilerine bırakılmış ve öşür vermeleri sağlanmıştı. Tâif'in de durumu bunun gibi olmuştu. Ayrıca Müslümanlar tarafından ihya edilen ölü arazilerden de Asr-i Saadette öşür alındığı bilinmektedir.
«Kim bir ölü araziyi ihya ederse, o arazi onadır. Zalim bir adamın diktiği bir ağacın kökünde herhangi bir hak yoktur.»[205]
Nitekim Tirmizî bu hadîsin sahih olduğunu tesbit etmiştir. [206]
ARAZİ-Yİ EMİRİYYE
Buna «Arazi-yi Memleket» de denir. Müslüman fâtihleri tarafından cebren ve kahren fethedilip rakabesi Beytü'1-male ait olmak üzere elde tutulan arazidir.
Bu da genellikle iki kısma ayrılır :
1. Yukarıda belirtilen şekil.
2. Arazi-yi Öşriyye veya haraciyyc'den olup sahiplerinin geriye vâris bırakmaksızın vefatlarıyla Beytü'1-male intikal eden arazi. Buna «Araz-yi Havz» de denir.
Arazi-yi Emiriyye diğer bir tabirle Arazi-yi Memleket, konulan resmi vergiyi ödemek şar tiyle başkasına bırakılan devlete ait arazilerdir. Anadolu ve Rumeli arazileri buna girer. Arazi kendilerine vergi karşılığı bırakılan şahıslar bunlardan diledikleri gibi tasarrufa sahip değillerdir. Örneğin rehin, ipotek yaptıramaz, bağışta bulunamaz, vakfedemez, öleceği sırada vasiyyette bulunamaz. Çünkü elindeki arazi tamamen devlete aittir. Bu konuda sadece ziraat yapıp vergisini ödemekle yükümlüdür. Öldüklerinde ise varisleri onların yerine geçemez. Ancak devlet isterse aynı araziyyi ölenin varislerine belli şartlarla bırakabilir.
Ne var ki arazi intikal kanunlarında birçok değişiklikler yapıla yapıla 1926'ya kadar böyle sürüp gelmiştir. Medenî hukukun yürürlüğe konulmasıyla devlet elini bu arazilerden tamamen çekmiş ve herkesin elinde bulunan araziyi ona bırakmış, tasarrufta bulunma yetkisi tanımıştır. Bu bakımdan gerek Anadolu, gerekse Rumeli kesimlerindeki araziler artık Arazi-yi Emiriyye, diğer bir tabirle Araz-yİ Memlek olmaktan çıkmış, Arazi-yi Öşriyyeye dönmüştür, Gerçi devlet bugün sözü edilen arazilerden belli bir nisbette vergi almaktadır; bu, arazinin devlete ait olduğu için değil, sistemin getirdiği bir yükümlülüktür. Alman vergi hiçbir zaman öşür nisbetini bulmamaktadır. O halde belli tariflerden hareketle diyebiliriz ki, bugün artık Türkiye sınırları içindeki arazi, Arazi-yi Öşriyye'dir. Müslüman vatandaşlar elde ettikleri ürünlerin öşrünü, diğer bir tabirle zekâtlarını dini yönden vermekle yükümlüdürler. Her şeye rağmen Öşür ve zekât bir inanç ve amel meselesidir. [207]
ARAZİ-Yİ HARACİYYE
Arazi-yi Haraciyye ise belirtilen öşriyye ve emiriyye arazilerinin dışında ayrı bir statüye tabi olan arazilerdir. Sulh ve anlaşma yoluyla fethedilen yerlerdeki arazi, karşılığında belli bir nisbette vergisini ödedikleri takdirde arazileri ellerinden alınıp başkasına verilmez. [208]
ARAZİ-YÎ MEVAT (ÖLÜ ARAZİ)
Köy, kasaba ve şehir sınırlarından uzak, şehir veya kördeki yüksek sesin işitilmediği ve kimsenin de mülkiyetinde bulunmadığı ölü arazilere «Arazi-yi Mevat» denir.
İmam Ebû Hanife'ye göre arazi ölü ve sahipsiz dahi olsa, tasarruf hakkı devlete aittir. Bu bakımdan rasgele kimseler devletten müsaade almadan ölü arazileri diriltip kendilerine mülk edinemezler. Bu hususta devletin müsaadesini almak şarttır. îmameyn'e göre bu hususta hadîs-i şerif mutlak anlamda söylendiği için sultanın izni şart değildir.
ileri gelen fakihlerimizden bir kısmı ve Mecelle'nin 1273. maddesi, Arazi Kanunnamesinin 103. maddesi îmam Ebû Hanîfe'nin bu konudaki içtihadını daha uygun bulmuş ve ona göre hüküm koymuştur.[209]
ZEKATIN SARF CİHETİ
Zekât kimlere verilir? Fukaha konunun Önemine bakarak bunu ayrı bir 'bölümde inceleyip anlatmışlardır. Çünkü Cenab-ı Hak ze-kâtm kimlere verileceğini bizzat kendisi Kitabında belirtmiş, bunu peygamberine bile bırakmamıştır.
«Sadaka (fakir ve muhtaçlara temlik edilmek üzere maldan çıkarılan vergi) ler, Allah tarafından konulmuş bir farz olarak fakirlere, yoksullara, (zekât toplamak üzere görevlendirilen) memura, kaîbleri (İslâmiyet'e) ısındırılmak isteyenlere, kölelere, esirlere borçlulara, Allah yolunda (savaşanlara) ve yolda kalmışlaradır. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.»[210]
Ashabdan Haris Oğlu Zeyd (R.A.) diyor ki :
Resûlüllah (A.S.) Efendimize gelip kendisine bi'at ettim. Bu sırada bir adam da gelip Peygamber (A.S.) Efendimize «Bana zekâttan bir şey ver!» dedi. Bunun üzerine Efendimiz (A.S.) o adama şöyle dedi : «Cenâb-ı Hak sadakalar zekât ve vergiler hususunda ne bir Peygamberin ne de başkasının hükmüne razı olmamış, bizzat kendisi o konuda hüküm koymuştur. Allah zekâtı (n sarf cihetini) sekiz kısma ayırmıştır; eğer sen o sekizden biri isen sana zekât veririm.»[211]
Böylece Kur'ân ve Hadîsin zahirinden zekâtın sekiz sınıfa verilebileceği anlaşılıyor. [212]
1. Fakir :
Nisab miktarından az şey elinde bulunan veya nisab miktarı olup nâmi olmayan (artmayan, üremeyen, çoğalmayan cinsten) bir malı bulunan kimseye denir. Asıl ihtiyaçlarım karşılıya^ak durumda değildir. Böylesine zekât verilir.[213]
Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken ona bazı tavsiyelerde bulunmuş bu arada, «Onların zenginlerinden zekât alıp fakirlerine verirsin!» buyurmuştu.
Özellikle asil ihtiyaçlarını karşılayamayan ilim adamlarına vermek daha faziletlidir. Çünkü ilim adamının sıkıntı içinde kalması, ilmin gerilemesine sebep olabilir.[214]
2. Miskin (Yoksul) :
Hiçbir şeyi bulunmayan ve dilenmek zorunda kalan kimsedir. Böylesine dilenmek caizdir. Çünkü hayatını sürdürmek zorundadır. Ama fakirin dilenmesi doğru değildir. Çünkü günlük azığını elde eden ve giyecek bir elbisesi bulunan kimseye dilenmek helâl sayılmamıştır.[215]
Bununla beraber Resûlüllah (A.S.) Efendimiz miskin hakkında şöyle buyurmuştur :
«Miskin şu bir iki hurma ya da bir iki lokmanın geri çevirdiği kimse değil, asıl miskin yüzsuyu dökmeyip iffetli davranandır. İsterseniz şu âyeti okuyunuz : Onlar yüzsüzlük edip te insanlardan, bir şey istemezler).»[216]
3. Zekât Toplamakla Görevli Tahsildar :
İslâm Fıkhında buna ÂMİL denir. Devlet başkanı tarafından tayin edilir. Zekât ve vergi ödemede Müslümanlara kolaylık olsun diye bu isimle güvenilir şahıslar görevlendirilir. Topladıkları zekât ve öşürden kendilerine yetecek kadar verilir. Gerisi devletin yetkili organlarınca Kur'ân'da belirtilen sınıflara düzenli biçimde dağıtılır. Amüere topladıkları zekâttan en çok yarısı verilebilir.[217]
Zekât veren zengin Müslümanlar ayırdıkları zekât ve öşrü kendileri getirip devlete teslim ederlerse, bu durumda âmile ondan bir şey verilmez.[218]
İslâm Devleti mutlaka zekât toplamak için âmillere toplanan zekâttan vermek mecburiyetinde değildir. Dilerse devlet hazinesinden belli bir ücret Ödeyerek bu işi yürütebilir. Ancak fakirler işsiz kalmasın diye Kur'ân bu konuda bir esneklik getirmiştir. [219]
Herkes Âmil Olabilir Mi?
Doğruluğu, iffeti sabit olan müslümanlara bu görev verilir. Topladığı zekât konusunda devlete ihanet edenlere elbetteki verilmez. Bir de Haşimî .ailesinden olan zatlara da bu görev verilmez. Çünkü bu ailenin zekât ve sadaka alması helâl değildir.[220]
Nitekim Hâşîmi ailesine mensup Rabıa bin Haris ile Fazl bin Abbas Allah ikisinden de razı olsun) Peygambere gelerek şöyle bir istekte bulundular :
— Ey Allah'ın Peygamberi! Bizi de zekât toplamakla görevlendirmen için sana geldik. Başkasının yararlandığı bu menfaatten bize de dokunsun...
Bunun üzerine Resûlüllah (A.S.) onlara şu cevabı verdi :
— «Doğrusu zekât ve sadaka Muhammed'e de, Onun hanedanına da caiz değildir. Çünkü bu ancak insanların (mallarının) kiridir.[221]
Amillere Tanınan Haklar Ve Yetkiler :
Resûlüllah CA.S.) Efendimiz devrinde âmillere topladıkları zekât ve öşür hususunda bir takım yetkiler tanınmıştır : Evi yoksa ev, karısı yoksa kadın olabilir; hizmetçisi yoksa onu edinebilir, bineği yoksa binek olabilirdi. Çünkü peygamber mektebinde yetişen herkes güvenilirdi. Hiç bir sahabi harama el uzatmaz, şüpheli şeylerden bile şiddetle sakımrlardı. Bu bakımdan Efendimiz görevlendirdiği âmilleri asıl ihtiyaçlarını zekâttan karşılamalarında serbest bıraktı. Halifeler devrinde bu serbesti kaldırıldı, devlet bizzat bu ihtiyaçları -gerektiğinde- satın alıp âmirlere verirdi.
Bu meseleden çıkaracağımız sonuç şudur : Devlet görevlendirdiği me'rnurlarm konut, evlenme binek, hizmetçi ve diğer lüzumlu ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu, bir bakıma me'muru rüşvet ve benzeri gayr-i meşru yollara sapmaktan kurtarmaya yöneliktir.
Müstevrid bin Şeddad'm yaptığı rivayete göre, Allah Resulü şöyle buyurmuştur.
«Kim bizden bir görev alır (âmil tayin edilir) se; evi yoksa kendisine bir ev edinsin veya karısı yoksa evlensin veya hizmetçisi yoksa bir hizmetçi edinsin veya bineği yoksa bir binek edinsin. Kim bundan başka bir şey kendisine ayırırsa, o devlet ve millet malına ihanet etmiş sayılır.»[222]
Âmil (tahsildar) Topladığı Malı Zayederse :
Âmil topladığı malı zayeder veya bir felâkete uğrayıp mal helak olursa, hakkı kendiliğinden düşer ve zekât, öşür verenler de bu vecibeden kurtulmuş sayılırlar.[223]
4. Köleler :
Zekâtın sarf cihetinden biri de kölelerdir. Bunlar efendileriyle yazılı bir anlaşma yaparak «şu kadar para ödediğinde hürriyetine kavuşursun, yani seni azâd ederim» diye söz almışsa, o takdirde ona zekât verilir. Çünkü İslâm insanların köle kalmasına razı değildir. Her insan anasından hür doğar, onları köle edinmeye kimsenin hakkı yoktur.[224]
Bu durumda olan köle yeterince para edinmiş de olsa yine kendisine zekât verilir. [225]Ancak kendisiyle akd-i kitabet yapılan köle Haşimi hanedanından olursa, o takdirde zekât verilmez. Kendisine nlümkünse bağış yapılır.[226]
Nitekim yapılan sahih rivayete göre :
Bir adam Peygamber (A.S.) Efendimize gelerek dedi ki :
— Ya Resûlellah! Cennete yaklaştıracak, Cehennemden de uzaklaştıracak bir amele beni irşad büyür.
Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu :
— Bir can azâd et, bir kölenin de kaydını koparıp aç Adam :
— Bu ikisi aynı şey değil midir? Diye sorunca, Efendimiz buyurdu ki :
— Hayır, bir can azâd etmen senin yalnız başına bir köleyi hürriyetine kavuşturman demektir. Bir kölenin bağını aşman ise, akd-i kitabet yapmış bir kölenin hürriyetine kavuşması için kendisine yardım etmendir.[227]
«Üç kimseye yardım etmek Allah üzerine bir haktır :
1. Allah yolunda savaşan gaziye,
2. Kendisiyle akd-i kitabet yapılan köleye,
3. İffetini korumak için evlenmek isteyene...»[228]
5. Borçlular :
Borçlu olup borcunu ödiyecek kadar nisab fazlası malı veya parası olmayanlara da zekât verilir. Bunun gibi başkası üzerinde alacağı varsa da almaya güç getiremediği için kendi borcunu ödeyecek nisab fazlası elinde mal veya parası olmayana da verilir.[229]
Bu bakımdan zekâtı borcu olmayan fakire vermektense, borçlu olup elinde nisab fazlası mal veya parası bulunmayan kimseye vermek daha iyidir, denilmiştir.[230]
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz borçluyu gözeterek şöyle buyurmuştur :
«Dilenmek ancak şu üç kimseye helâldir :
1. Şiddetli ölçüde fakir,
2. Şiddetli ölçüde borçlu :
3. Kendisini için için üzen kan pahası (baba tarafından bir yakını adam öldürmekten dolayı diyet) ödemek zorunda ise ona yardım edip kısastan kurtarmak için çırpman kimse...»[231]
Yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz zamanında bir adam yaş meyve satın almış, ticarî işleri iyi gitmediği için hem meyvayı uygun biçimde satamamış, hem de çoğunu çürüttüğü için çok borçlu duruma düşmüştü. Bunun üzerine Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ashabına dönerek : «Bu kardeşinize zekât veriniz...» buyurdu. Oradakiler de imkânları nisbetinde ona zekât verdiler ama toplanan para borcuna yetmedi. Peygamberimiz (A.S.) alacaklılara : «Eh artık ne bulursanız onu alın!» diye tavsiyede bulundu.[232]
Kur'ân-ı Kerîmde de borçluyu -ödeyecek durumda olmadığı zaman- fazla sıkıştırmamak anlamında bazı
tavsiyeler vardır. Bu konudaki hadisler ise on beşe yaklaşmaktadır. [233]
6. Allah Yolunda Olanlar :
Fukaha ve diğer ilim adamları «Allah yolunda olanları» birkaç mânaya hamletnıişlerdir :
a) Allah yolunda savaşmak isteyen fakat silah ve imkân bula-mıyan fakirlerdir.
b) Allah yolunda savaşıp fakat idaresini te'min edemiyen gazilerdir.
c) Hac yolculuğunda parasızlıktan kalan kimselerdir,
d) Allah'ın hoşnudluğuna erişmek için ilim peşinde koşup geliri olmayan kimselerdir.
Cumhur'a göre, en yakın mâna, Allah yolunda savaşan fakirlerdir. Devletin mali imkânları bunları teçhize yetmediğinde zekât ile teçhiz edilir. İmam Ebû Yusuf da bu görüştedir. İmam Muhammed'e göre, hac yolunda imkânsızlıktan kalanlardır. Daha sahihi Ebû Yusuf'un görüşüdür. [234]Çünkü Allah yolunda savaşmak için gönüllü çıkan ve fakat silah, azık ve benzeri ihtiyaçları karşılıyamıyacak kadar fakir bulunan kişilere zekât vermekte büyük yarar vardır. [235]
7. Yolda Kalmışlar :
Zekâtın sarf cihetinden biri de memleketinden ve servetinden uzaklarda kalıp perişan olan yolculardır.[236] Ancak bu gibilerin ihtiyaçtan fazla alması helâl olmaz.
Yolda kalmışlık sadece memleketinden çıkıp uzaklarda parasız kalanlar değil, kendi memleketinde malından herhangi bir sebeple uzak kalıp eli yetişmiyen ve ihtiyaç içinde bulunan kimseler de dahildir. Yani onlara da ihtiyaçları nisbetinde zekât verilir. Çünkü bu hususta muteber olan, ihtiyaçtır. [237]Ne var ki ülkesinden ve malından uzaklarda olup muhtaç duruma düşen veya kendi memleketinde olup eli malına ve parasına, yetmiyen kimselerin ödünç alma* lan daha hayırlıdır. [238]Çünkü zekât bir bakıma sosyal adaleti sağlamaya matuftur ve de verilen malın kiri mesabesindedir. İleride ödeme imkânı olanların zekât altnasmdansa ödünç alması hayırlıdır. [239]
Zekâtı Sözü Edilen Sekiz Sınıftan Yalnız Birine Vermek Caiz Olur Mu?
Önemli olan bu sekiz sınıfın ihtiyacını karşılamaktır. Elbetteki bir ülkede bu sekiz sınıfı bir arada bulmak mümkün değildir. Bu bakımdan İslâm, zekâtın mutlaka bu sekiz sınıf arasında taksim edilmesini emretmemiş, belki bunlardan ihtiyaç sahipleri tesbit edildiğinde verilmesini tavsiye etmiştir. Bu ihtiyaç sahibi bir tek sınıf da
olabilir.[240]
Bir sınıftan tek bir şahsa vermekle de zekât ödenmiş sayılır. Çünkü farz yerini bulmuştur. [241]Ne var ki bir memlekette belirtilen sekiz sınıftan birkaçı mevcutsa, hepsini gözetmek daha uygun olur. Ancak verilen zekât nisab miktarından az ise onu bir kişiye vermek afdaldır. Çünkü zekâttan maksat bir bakıma fakirin ihtiyacını karşılamaktır. Verilen zekât bir fakirin ihtiyacını karşılayacak nisbette ise, o takdirde bir kişiye vermek daha uygun sayılmıştır. [242]Nisab miktarını bulan zekâtı yalnız bir fakire vermek ise ten-zihen mekruhtur. Ama verildiği takdirde bu caizdir. [243]Ancak zekâta muhtaç bulunan kimse borçlu bulunursa, borç miktarı da ni-sab miktarını birkaç kat aşıyorsa, o takdirde onu hem borcundan kurtarmak, hem de bazı ihtiyaçlarım karşılayacak nisbette zekât vermekte hiçbir kerahet yoktur.
Bunun gibi kalabalık nüfusa sahip fakir bir aileye verilecek zekât nisab miktarının çok üstünde olabilir. Şöyle ki, verilen zekât o âilenia fertleri arasında taksim edildiği takdirde her birlerine nisab miktarından az bir nisbet düşüyorsa, mesele yok.[244]
Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Zekât Verilebilir Mi?
Zekât Müslüman fakirlerin hakkıdır, bu bakımdan gayr-i müs-limlere verilemez. Ancak.gayr-i müslim vatandaşlardan muhtaçlar varsa onlara zekât dışında bazı yardımlar yapılmalıdır. Fukahanm bu konuda ittifakı vardır.
Sadak-i Fıtr, adaklar ve diğer keffaretler Gayr-i müslim vatandaşlara verilebilir mi? İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre verilebilir. Ancak bu konuda da Müslüman fakirleri tercih etmek afdaldır.[245]
İslâm Ülkesine İltica Eden Harbiye Zekât Verilebilir Mi?
Gayr-i müslim ülke halkından gayr-i müslim bir kimse İslâm ülkesine iltica eder ve ihtiyaç içinde bulunursa ne yapılır? Fukahanm ittifakıyla bunlara ne zekât, ne de vâcib olan başka bir sadaka verilir. Ancak belirtilen vâciblerin dışında yardım yapılır. [246]Bunlara fıkıh dilinde «Harbi-yi Müste'min» denir.[247]
Zekât Parasiyle Cami Yaptırılabilir Mi?
Zekât, Kur'ân ve Hadîslerde açıklandığı üzere ancak sekiz sınıfa verilebilir. Allah ve Resulünün bu hususu yoruma ihtiyaç bırakmaksızın açıklamış olması, yeterli delildir. Bu bakımdan İslâm müc-tehid imamlarına göre, zekât parası veya malı ile cami', köprü, sebil, yol, kanal, hac yolu ve bu' anlamda olan yerlere harcanamaz. Buna cevaz verilmemiştir. Bu konuda genel kaaide şudur : Temlik imkânı olmayan herhangi bir cihete sarfedilmesi caiz değildir. Bu bakımdan fukaha genel kaaidenin ışığı altında meseleyi açıklıyarak yeterli bilgi sunmaya çalışmıştır. [248]
Zekât Parasıyla Kefen Alınabilir Mi?
Ölen bir fakiri kefenlemek için zekât sarfedilemez. Çünkü bu hususta temlik mümkün değildir. Bunun gibi ölen kimsenin borcunu ödeme konusunda da harcanamaz. [249]Müslümanlar ölen bir fakire zekât dışı bir yardımla kefen alırlar. Kimse almadığı takdirde devlet hazinesinden karşılanır. [250]
Zekât Ana Babaya Veya Evlâda Verilebilir Mi?
Zekât, Kur'ânda belirlendiği gibi sekiz sınıfa verilebilir ki ana baba veya evlâd bu sınıflara dahil değildir. Çünkü kişi fakir olan ana babasına bakmakla yükümlüdür. Bunun gibi kişi fakir olan evlâdına da bakmakla mükellef sayılır. Zekât ancak bunların dışında kalıp sekiz sınıftan birine dahil olan akrabaya, komşuya ve diğer müslümanlara verilir. O halde zekât usûl ve furu'a verilmez.[251]
Koca - Karı Birbirine Zekât Verebilir Mi?
Kişi kendi karışma zekât veremez. Çünkü örf ve âdet bakımından karı koca menfaatte ortak sayılırlar. İmam Ebû Hanîfe'ye göre kadın da zekâtım kocasına veremez.[252] îmameyn'e göre vermesi caizdir. [253]
Nisab Miktarı Malı Ya Da Parası Olana Zekât Vermek Caiz Midir?
Asıl ihtiyacından fazla elinde nisab miktarı parası veya altın gümüşü veya ticaret malı ya da asıl ihtiyacından fazla ev eşyası bulunan kimseye zekât vermek caiz değildir. Çünkü asıl ihtiyacından fazla nisab miktarına sahip bulunan kimse zengin sayılır. Ne var ki bu asıl ihtiyacı bir sene kendisine yetecek kadar olmalıdır.[254] Asıl ihtiyaçtan maksad, ev, ev eşyası, elbise, hizmetçi, binek, silah ve benzeri şeylerdir.[255]
O halde gücü kuvveti yerinde olduğu halde elinde nisab miktarından az mal veya parası bulunan kimseye zekât vermek caizdir. [256]
Zengin Adamın Küçük Çocuğuna Zekât Verilir Mi?
Zengin adam ergen olmayan çocuklarını besleyip büyütmekle yükümlüdür. Eu bakımdan onların çocuklarına zekât vermek caiz değildir. Ancak ergen çocuklarına -eğer babaları yeterince bakmıyorsa- vermekte bir sakınca görülmemiştir. [257]
Bu bakımdan dinî ilimleri tahsil eden zengin çocuklarından ergen olanlarına medresede zekât verilmesine fetva verilmiştir. Çünkü bunda hem nisab miktarı parası olmayan bir kimseyi korumak, hem de ilim tahsiline isteğini artırmak vardır. [258]
Zengin Adamın Fakir Karısına Zekât Vermek Caiz Midir?
Her ne kadar örf ve âdet itibariyle koca karısına bakmakla yükümlü bulunuyorsa da kadın fakir olduğu ve daha muhtaçların da bulunmadığı takdirde ona zekât vermek caizdir. Bunun gibi zengin bir babanın ergen olan fakir kızma da zekât vermek caiz kabul edilmiştir. Bütün bunlar daha muhtaç bulunmadığı takdirde dikkate alınmalıdır.[259]
Oğlu Zengin Olan Babaya Zekât Vermek Caiz Midir?
Oğlu zengin olduğu halde babası fakir ve muhtaç durumda ise, oğlunun değil de başkasının ona zekât vermesi caizdir. Gerçi zengin evlâda yakışan, babasını zekâta muhtaç durumda bırakmamaktır. Ama böyle evlâd olabilir düşüncesiyle İslâm fakir babalan korumayı amaçlamıştır.[260]
Geniş Kütüphanesi Bulunan İlim Adamına Zekât Verilir Mi?
Elinde sadece kitapları bulunuyor ve bunların kıymeti de nisab miktarım aşıyor, ama ilmî çalışmalar araştırmalar yapıyorsa o takdirde kendisine zekât verilmesi caizdir.[261]
Nîsab Miktarı Alacağı Bulunan Kimse Zekât Alabilir Mi?
Nisab miktarı veya fazla miktarda başkası üzerinde alacağı bulunur, yalnız bu alacak uzun va'deli olur ve alacaklı da sıkıntıda kalırsa, o takdirde ihtiyaç nisbeti zekât alması caizdir. Borçlusu fakir veya sıkıntıda ise, va'deli olmasa bile, alacaklının zekât almasına yine de cevaz verilmiştir. En sahih olan da budur.
Borçlu zengin olur da bu durumunu itiraf ederse, zekât alması helâl değildir. [262]
Sadece Oturacak Evi Olan Kimse Zekât Alabilir Mi?
Ev ancak asıl ihtiyaçlarından biridir. Diğer ihtiyaçlarını karşılayacak bir geliri ve hazır para ya da malı yoksa elbetteki alabilir. İsterse oturduğu evin tamamını işgal etmiş olmasın. Sahih olan da budur.[263]
8. Müellefet-İ Kulûb :
Bu tabir sadece Kur'ân da bir yerde geçer. Zekâtın sarf ciheti belirtilirken onlardan birinin de Müellefetü'l-Kulûb olduğu belirtilir. Bu tabir üzerinde çok farklı yorumlar ve rivayetler yapılmıştır :
a) İslâm'ın ilk yıllarında yeni müslüman olanlar. Bunların kalbini İslâm'a daha iyi ısındırmak için kendilerine zekât verilmesi emredilmiş veya bu anlamda ruhsat verilmiştir.
b) İmam Zühri'ye göre, Yahudi ve Hıristiyanlardan yeni İslâm'a girenler kasdediliyor. Bunlar zengin de olsalar yine de kalble-rini daha iyi ısındırmak için kendilerine zekât verilir.
c) Henüz İslâm'a girmiyen gayr-i müslimlerden İslâm'a karşı az-çok sempati duyanlardır. Bunları İslâm'a sokmak için kendilerine zengin de olsalar zekât verilebilir. Çünkü gayri müslimlerden öylesi var ki ancak bu yoldan İslama' ısınabilir.
d) Dış görünüşüyle İslâm'a giren ve fakat kalben henüz yeterince ona ısınmıyanlar. Bunları daha iyi İslâm'a ısındırmak için zekât verilebilir; isterse zengin bulunsunlar.
e) Gayr~i müslimlerin ileri gelenleridir. Çevrelerindeki insanların İslâm'a ısınmalarına engel olmamaları için onlara zekât verilebilir.
Bütün bu yorum ve rivayetler birbirine yakınsa da, en uygun yorumu, İslâm'a girmişse de kalbiyle tamamen ona adapte olmamış kişiler muraddır. Nitekim Resûlüllah (A.S.) Efendimiz ganimet malı dağıtırken Ansara şöyle buyurmuştu :
«Doğrusu ben, daha yeni Müslüman olmuş, küfürden daha yeni kopmuş kişilere, kalblerini İslâm'a ısındırmak için (daha çok) veriyorum...»[264]
Nitekim daha yeni İslâm'a giren Ebu Sufyan'a 100 deve, onun oğluna, Amir oğlu Süheyl'e ve Abdüluzza oğlu Huveytıb'a da 100'er deve ganimetten vermişti. Diğer Mekkelilerden yeni müslüman olanlara da bu ölçüde ganimetten ayırıp vermişti ki, ilk müslümanlara bu kadar vermemişti.
İslâm güç bulup ülkeleri fethettikten sonra Müellefetü'l-Kulûb sayılanlara zekât vermek gerekir mi? Bu hususta da farklı görüş ve tesbitler var :
a) Hz. Ömer, El-Hasen ve Şa'bî'ye göre, İslâm'ın izzet ve üstünlük sağlamasıyla bu sınıf kalkmıştır.
İmam Mâlik ile Hanefî imamlarının da içtihadı bu doğrultudadır.
b) İmam Zührî'ye göre, bunu hükümsüz bırakan bir emir mevcut değildir. İslâm Devleti ihtiyaç duyduğu takdirde yine bu sınıfı İslâm'a ısındırmak için zekât verebilir. Hz. Ömer (R.A.) o günkü ortamı dikkate alarak zekâtı bu sınıftan kesti. Kaadı Abdülvahhab ve Kadı İbn Arabî de aynı görüştedirler; yani ihtiyaç hissedildiğinde bu sınıfa zekât verilebilir. Ebu Cafer En-Nuhas da bu husustaki hüküm bakidir, diyor.[265]
c) Ahmed bin Hanbel'e göre, İslâm devlet başkanı ihtiyaç duyduğunda bu sınıfa zekât verebilir.
d) İmam Şafiî'ye göre, kalbini İslâm'a ısındırmak için kâfirlere verilmez, ama içi dışı bir olmayan ve İslâm'ı tam manâsıyla haz-metmiyenlere verilebilir.[266]
Zekât Hâşim Oğullarına Verilmez :
Yukarıda da bir nebzecik belirttiğimiz gibi, zekât bir bakıma malın kiridir, peygamber hanedanı sayılan Hâşim Oğullarına verilmez. Hz. Ali'nin, Hz. Abbas'm, Hz. Cafer'in, Hz. Akîl'in ve Hars bin Abdülmuttalib'in aileleri Hâşim Oğullarından sayılır. [267]Bunlarm dışında kalan ailelere vermek caizdir. Örneğin Ebû Leheb ailesine mensup olanlara verilebilir. Çünkü bu aile zamanında Resûlül-lah (A,S.) Efendimize yardımcı olmadı.[268]
Sözü edilen ailelere zekât verilemiyeceği gibi, adak, öşür ve vâ-cib olan kefaretlerden de verilmez. Ancak onlara bağışta bulunulur.[269]
Define ve benzeri yeraltı madenlerinden alman beşte bir vergiden Hâşim Oğullarına vermek caizdir. Çünkü bunlar bir bakıma vergi anlamındadır.[270]
Zekâtı Dağıtmaya Vekil Tutulan Kimse :
Bir zengin zekâtım dağıtmak için kendisine bir vekil tutar ve ayırdığı parayı ona teslim ederse, vekil bu zekâttan' muhtaç durumda bulunan karısına ve ergen olan çocuklarına verebilir. Ancak kendisine bir şey ayırmaz. Bu da kendisi muhtaç olmadığı durumda böyledir, denilmiştir.[271]
Zekâtını Bilmeden Zengine Ya Da Ana Babasına, Verirse :
Bir zengin ayırmış olduğu zekâtını fakirler arasında bulunan bir kimseyi fakir sanarak verir, sonra o adamın fakir olduğu belirlenirse mesele yok. Zengin veya Hâşim Oğullarından veya kâfir veya ana babasından biri veya çocuklarından biri olduğu ortaya çıkarsa, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göre, bu caiz kabul edilir ve verilen zekât uhdesinden düşmüş olur. İmam Ebû Yusuf'a göre, caiz olmaz, yeniden vermesi gerekir. [272]
Zekât Verdiği Kimsenin Kendi Kölesi Olduğu Anlaşılırsa :
Zekât verdiği kimsenin kendi kölesi veya ummuveledi veya mü-kâtebi olduğu anlaşılırsa, bu taktirde verilen meblağ zekât yerine geçmez, yeniden vermesi gerekir. Bundan icma' vardır.[273]
Zekâtını verirken, verdiği kimsenin buna ehil olup olmadığını düşünmezse, verilen zekât caizdir. Ancak verdikten sonra o kimsenin zekât almaya ehil olmadığı ortaya çıkarsa, yeniden ödemesi gerekir, Bu, İmam fcbû Yusuf'a göredir.
Verdiğinde ehil olup olmadığı üzerinde durur da şüphelenir ve bu hususta ya hiç araştırmaz, ya da araştırır ehil olup olmadığı tes-bit edilmez veya verdiği sırada onun ehil olmadığına zann-ı gaalib hâsıl ederse, verilen zekât şüphede kalmıştır, yeniden vermesi uygun olur. Ancak verdikten sonra yerine sarfedildiği anlaşılırsa mesele yok.[274] Bu hususta İmamlar arasında görüş birliği yoktur. [275]
Zekâtı Bir Beldeden Başka Bir Beldeye Nakletmek :
Zekâtı başka bir beldeye nakletmek doğru değildir. Çünkü o, zenginin bulunduğu memleketin fakirlerinin hakkıdır. Ancak fakir hısımları başka beldede oturuyorsa, o takdirde onlara göndermekte bir sakınca görülmemiştir. Bunun gibi, diğer beldedeki fakirlerin çok daha muhtaç durumda oldukları bilindiğinde zekâtı nakletmeye keza cevaz verilmiştir. Bununla beraber belirtilen iki durumun dışında zekâtı başka yere nakleden kimsenin üzerinden bu vecibe kalkmış sayılır. Ancak bunda kerahet vardır. Bilhassa senesi dolmadan önce nakletmeğe fukaha cevaz vermiş, yani bunda kerahet olmadığını söylemişlerdir.[276]
Zekât Dağıtırken Öncelik Kimlere Tanınmalı?
Zekât, fıtra, adak, keffaret ve benzeri vacibleri yerine getirirken şu sıraya dikkat etmekte yarar vardır :
a) Önce fakir erkek ve kız kardeşlere,
b) Bunların çocuklarına,
c) Sonra amca ve halâlara,
d) Sonra da bunların çocuklarına,
e) Sonra dayılarla teyzelere,
f) Sonra da bunların çocuklarına,
g) Sonra Zevi'l-Erham denilen ana tarafından uzak hısımlara,
h) Sonra yakın ve uzak komşulara, iş arkadaşlarına öncelik tanınır.[277]
Adam Başka Bir Beldede, Malı Da Diğer Bir Beldede Bulunursa :
Bu durumda adamın bulunduğu beldeye mi, yoksa malın bulunduğu beldeye mi itibar edilir? Fukahanm çoğuna göre, bu hususta malın bulunduğu beldeye itibar edilerek zekât oranın fakirlerine dağıtılır. Sadaka-i Fıtır'da ise, adamm bulunduğu beldeye itibar edilir. Sahih olan da budur.[278] Fetva da buna göredir. [279]
Zorbaların, Zâlimlerin Topladığı Zekât :
Bazı zorba kuruluşların zorla zekât, öşür, haraç, vergi ve benzeri şeyleri zor kullanarak almaları, kişiyi zekât veya öşür vecibesinden kurtarırsa da mümkün olduğu takdirde yeniden fakirlere dağıtmakta büyük yarar vardır. Tabii zorbalar zekât benzeri şeyleri toplarken mal sahibi zekâta niyet ederse, böyledir. Etmediği takdirde zekât yerine geçmez. Sahih olan da budur.[280]
Fakirin Borcunu Zekât İle Öderse :
Bir zengin fakir komşusunun başkasına olan borcunu zekât vermek suretiyle öderse caiz olur mu? Fakirden müsaade alarak böyle yaparsa caiz olur. Aksi halde zekât yerine geçmez, bağış sayılır. [281]
Bayram Ve Benzeri Günlerde Çocuklara Verilen Para Zekât Yerine Geçer Mi?
Bayram ve benzeri günlerde fakir akraba veya mahalle çocuklarına zekât niyetiyle verilen para veya eşya, caizdir, zekât yerine geçer. Zekâta niyet etmeden verir, sonra hatırına gelirse, artık o zekât yerine geçmez, bağış olur.
Yine bayram ve benzeri günlerde evdeki hizmetçilere veya çalıştırılan fakir işçilere verilen para ve benzeri şeyler zekât yerine geçer mi? Bu tür yardımlarda bulunmadığı takdirde onlar çalışmayacak olursa, bunun için zekât niyetide getirirse yinede caiz olmaz. Ama onların normal ücretlerini veriyor, onlar da bu ücrete razı olarak çalışıyorsa, o takdirde ücret dışı yaptığı yardımlarda zekâta niyet edilirse, caiz olur.[282]
Verilen Zekât Alınmış Olmalı :
Fıkıhta buna k a b z denir. Yani fakire verilen zekât fakir tarafından kabzolunmadıkça zekât yerine geçmez. Kabzdan maksat mut-
laka el ile tutmak değildir. Verilen zekât fakirin yanma konulduğunda veya onun velîsi bulunan kimseye teslim edildiğinde de fakirin onu kabzetmiş olduğu kabul edilir. [283]
Fakir Çocukları Himaye Eden Kuruluşlara Zekât Verilebilir Mi?
Zekâtta aslolan temlik ve kabzdır. O halde nıüslüman bir zengin müslüman fakirlere, nıüslüman çocuklara veya bunları himaye edenlere zekât niyetiyle para veya mal verirse, bu caiz olur. Yani zekâtın'verilişindeki şartlar böylece de gerçekleşmiş sayılır.
Bunun gibi fakir çocuğun babası veya vasisi onun adına zekât alabilir. [284]Kişi kendi ailesinden veya hısımlarından fakir olan kimseler adına onlara vekaleten zekât alabilir. [285]
Deliye Veya Henüz Akletmiyen Çocuğa Zekât Verilebilir Mi?
Bayram ve benzeri günlerde çocuklara zekât niyetiyle verilen paralar zekât yerine geçer, demiştik. Bundan maksat, akleden çocuklardır, yani aldığı parayı para olarak bilip sokağa atmıyanlar-dır.' Bu bakımdan parayı takdir edecek akle sahip değilse ona verilen para -zekâta niyet edilse bile- zekât yerine geçmez. Delinin durumu da böyle. O takdirde bunlara değil, veli veya vasilerine vermek caizdir. [286]
Bunağa Verilen Para Zekât Yerine Geçer Mi?
Fakir bir kimse bunasa da ona zekât vermek caizdir. Çünkü bunaklık delilik gibi değildir. Bunak eline geçen parayı az-çok harcayabilir ve onu sokağa atmaz.[287]
DÖRT ÇEŞİT MAL BEYTÜLMALE KONULUR
Beytûlmal, yani îslâm Devlet Hazinesine dört çeşit mal ya da *ara konulur :
1. Hayvanlardan ve araziden alınan zekât ve vergi.
2. Define ve madenlerden alman beşte bir vergi. Savaşlarda ganimet olarak elde edilen mal ve paradan alıkonan beşte bir.
3. Haraç ve cizye.
4. Bulunan ve sahibi çıkmayan yitik mal ve paralar.
Hayvanlardan alman zekât ile araziden alınan Öşür, Kur'ân da belirtilen yerlere sarfedilmek üzere Beytülmale konulur. Sırası gelince sarfedilir.
Ganimet, define ve yeraltı madenlerinden alınan beşte bir vergi de -yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara sarfedilmek üzere- beytülmale konulur.
Müslümanlar tarafından ülkeleri fethedilip yergi karşılığı arazileri kendilerine bırakılan gayr-i müslimlerden alman haraç da Beytülmala konulur. Bu para savaşanlara, savaş araçlarına, silâh satın alınmasına veya imal edilmesine, sınır boylarında gerekli güvenliğin alınmasına ve yolcuların güven içinde seyahat etmeleri için gerekli görülen mıntıkalara koruyucu kuvvetler konulmasına, yol ve köprülerin onarılmasına veya yeniden yapılmasına sarfedilir.[288]
Gayrimüslim vatandaşlardan alman cizye adıyla vergi de haracın sarfedildiği yerlere sarfedilir. Bir gayr-i müslim, zimmî yani vatandaşlık statüsünü elde ettikten sonra Allah ve Peygamberin himayesine girmiş sayılır. Vergi olarak ondam -günün şartlarına göre-cizye alınır. Aslında bu vergi, onların'askerlikten muaf tutulmaları ve savunmaya katkıda bulunmalarını sağlamak anlammadır.
Gerek haraç gerekse cizyeden elde edilen meblağ, aynı zamanda okul ve benzeri te'sislere ve çalıştırılan me'mur maaşlarına da sarfedilebilir.[289]
Bulunan yitik mallar sahibi çıkmadığı takdirde hastane, ilaç ve hastalara sarfedilmek üzere Beytülmale konulur. Vâris bırakmadan veya sadece kocasını veya karısını mirasçı olarak bırakıp ölenlerin malı da yine -karı koca hisselerini aldıktan sonra, sözü edilen yerlere sarfedilmek üzere Beytülmale konulur. Bu paradan fakir ölülerin kefen ve defin masrafları, geçinemiyecek durumda olan fakir ailelerin aylık masrafları ve benzeri konularda harcanır.[290]
O halde Beytülmalda toplanan bu dört ya da beş çeşit vergi ve benzeri paraların çeşidine göre ayrı fonlarda korunması, birbirine karıştırılmaması gerekir. Ancak bir fondaki para ihtiyacı karşıhya-madığı takdirde devlet diğer fondan istikrazda bulunur ve bilahere bunu ayarlar. Tabii bu konuda daha çok dikkat edilen fon zekât ve öşürle ilgili olanıdır.[291]
Devletin yetkili organı sözü edilen vergilerin sırası geldikçe harcamakla yükümlüdür. Devletin üst tabakasındaki görevliler ise bu kaynaklardan ancak kendilerine yetecek kadarını alabilirler; fazlası helâl olmaz. Aylık masrafları günün şartlarına göre ayarlanıp ona göre maaş alabilirler.[292]
Gayr-İ Müslim Vatandaşlara Beytülmaldan Yardım Yapılabilir Mi?
Geliri olmayan ve bu yüzden sıkıntı çeken veya yaşlılıktan dolayı çalışamıyan fakir gayr-i müslim vatandaşlara Beytülmaldaki haraç, cizye ve benzeri vergilerden yardım yapılabilir.[293]
İSLÂM VERGİ SİSTEMİ VE KAYNAKLARI
Bu önemli konuyu şöyle özetliyebüiriz : İslâm'ın malî yapısı ve vergi sistemi 12 maddede toplanır :
1. Cizye
Gayr-i müslim vatandaşlardan alman vergi. Bu, daha çok ülke savunmasına harcanır.
2. Haraç
Bu toprak vergisi demektir. Gayr-i müslimlerin sahip oldukları topraklar Müslümanlar tarafından fethedildiğinde vergi karşılığında kendilerine bırakılan arazilerden alınan vergi.
3. Zekât
Sadece zengin müslümanlardan alınır ve Kur'ân'da belirtilen yerlere sarfedilir.
4. Öşür
Arazi-yi öşriyye kabul edilen topraklarda yetiştirilen üründen alman vergidir. Yağmurla sulanıyorsa 1/10, dolap ve benzeri şeylerle sulanıyorsa 1/20 alınır.
5. Amme Arazîsi Gelirleri
6. Mer'alar.
7. Gümrük Ve Geçiş Rüsumu
Bu ikinci halife Ömer (R.A.) devrinde uygulanmıştır.
8. Savaşlarda elde edilen ganimet.
9. Gayr-i Müslimlere ait olduğu tesbit edilen Defineler.
10. Yeraltı Madenleri Ve Yerüstü Madenleri.
11. Yaris bırakmadan ölen kimsenin mirası.
12. Müslümanlar tarafından yapılan vakıflar. [294]
[1] Tevbe Sûresi âyet : 60.
[2] Tevbe Sûresi âyet : 103.
[3] Taberanî : El-Evsat Ve's-Sağir'de Hz. Ali (R.A)'den.
[4] Tirmizi : Ebû Kebşet : Enmari'den.
[5] Ahmed bin Hanbel - Tirmizi : Ebû Hüreyre (R.A.)'den.
[6] Ahmed bin Hanbel : Sahih Senedle Enes (R.A.)'den.
[7] Buhari Müslim.
[8] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/107-109.
[9] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/109.
[10] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/110.
[11] Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/110.
[12] Et-Tebyin - Zeylaî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/110.
[13] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/110.
[14] Fetâvâ-yi Hindiyye - Es-Siraciyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/110-111.
[15] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[16] Mi'racü'd-Diraye.
[17] El-Muhit - Radıyüddin Serahsİ.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/111.
[18] Siracü'l-Vehhac - Şemsü'l-Eimme Halvanî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/111.
[19] Mi'racü'd-Diraye - Bahrirâik - Ibn Nüceym, El-Aynî Şerh-i Hidâye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/111.
[20] Fetâvâ-yi Hindiyye - Es-Siraciyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/111-112.
[21] Et-Tebyin – Zeylai.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/112.
[22] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/112.
[23] Bahrirâik - îbn Nüceym.
[24] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/112.
[25] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/112-113.
[26] Bahririk - îbn Nüceym - Kmye - Eburrecâ.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/113.
[27] El-Bedayi' – Kâsani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/113.
[28] Mi'racü'd-Diraye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/113.
[29] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/113.
[30] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/113-114.
[31] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/114.
[32] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[33] El-Aynî Şerh i Hidâye.
[34] El-Kâfî - Mervezî - Fetâvâ-yi Hindiyye - El-Bödayi' – Kâsani.
[35] Et-Tebyîn – Zeylal.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/114.
[36] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/114.
[37] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/115.
[38] Siracü'l-Vehhac - Şemsü'l-Eimme Halvarvi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/115.
[39] El-Muhit Radıyüddin Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[40] El-Muzmarat - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/115.
[41] Bahrirâik - îbn Nüceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/116.
[42] Fetâvâ-yi Kaadıhan : Ticaret Malıyla İlgili Zekât Bölümü.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/116.
[43] El-Ayni Şerh-i Hidâye.
[44] Siracü'l-Vehhac - Halvanî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[45] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/116-117.
[46] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/117.
[47] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/117.
[48] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/117.
[49] El-Muhti - Serahsî.
[50] Cevahirü'l-Fetâvâ.
[51] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/117-118.
[52] El-Cevheretü'n-Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/118.
[53] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/118-119.
[54] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/119.
[55] Fethü'l-Kadîr - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[56] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/119.
[57] El-Muhit - Serahsİ - El-Bedayi – Kâsani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/119.
[58] Et-Tebyin - Zeylaâ.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/119-120.
[59] Bahr-i Râik - İbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[60] Et-Tebyn - Zeylaî.
[61] El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/120-121.
[62] Ez-Zahidî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/121.
[63] El-Muhit - Serahsî - El-Bedayi' – Kâsani.
[64] Bahr-i Râik - İbn Nüceym.
[65] El-Kâfi - Hâkim-i Şehid El-Mervezi.
[66] El-Kâfi - Hâkim-i Şehid El-Mervezi - Et-Tebyin - Zeylai.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/121-122.
[67] Câmius-Sağir – Kaadıhan.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/122.
[68] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[69] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[70] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/122-123.
[71] El-Kınye - Eburreca Necmüddin.
[72] El-Hidaye – Merğinani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/123-124.
[73] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/124.
[74] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/124.
[75] El-Cevheretü'n-Neyyire.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/124-125.
[76] Şerh-i Tahavİ - Fetâvâ-yi Hiııdiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/125.
[77] El-Cevheretü'n-Neyyire.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/125.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/125.
[78] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[79] El-Bedayi' – Kasanı.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/125.
[80] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/126.
[81] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/126.
[82] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/126.
[83] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/126.
[84] Buharı - Ahmed bin Hanbel -. Akabe bin Haris (R.A.)'den.
[85] Bu ictihad, îmam Şâifi'nin Kavl-i Kadîm'ine göredir.
[86] Buharı - Müslim : İbn Ömer (R.A.)'dan.
[87] Müslim - Ebû Davud - Tirmizi ve diğer sünenler.
[88] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/127-129.
[89] Fetâvâ-yi Kaadıha.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/129.
[90] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/129.
[91] El-Kâfi Şerhi Hızanetü'l-Ekmel - Yusuf Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/130.
[92] El-Muhit Radıyüddin Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/130.
[93] Siracü'l-Vehhac - Şemsü'l-Eimme – Halvanî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/130.
[94] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî - El-Bedayi' – Kâsanî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/130-131.
[95] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[96] El-Bedayi' – Kâsanî.
[97] Et-Tebyin – Zeylaî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/131.
[98] El-Muhit - Serahsî - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/131.
[99] Şerh-i Tahavi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[100] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/131-132.
[101] El-Hidaye – Merğinanî.
[102] El-Hidaye - Merğinanî - Fetâvâyi Hindiyye El-Mebsut - Şemsü'l-Eimme Serahsî.
[103] Şerhi Tahavî - Fetâvâyi Hindiyye.
[104] Bahrirâik - İbn Nüceym.
[105] Şerh-i Tavavt.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/132-133.
[106] Şerh-i Tahavî - Hizanetü'l-Ekmel - Ebu Abdillah Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/133-134.
[107] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/134.
[108] El-Kâfİ - Hızanetü'l-Ekmel - Ebu Abdillah Cürcanî.
[109] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/134.
[110] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/134.
[111] EI-Bedayi' - Kâsani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/135.
[112] Es-Siraciyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[113] El-Hidâye – Merğinani.
[114] El-Cevheretü'n-Neyire - El-Hidâye – Merğinani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/135.
[115] Et-Tuhfe - El-Hidâye - El-Muhit - Serahsİ - El-Bedayi' - Kâsani - El-Kudurî Ebu'l-Hasen - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damsd.
[116] EI-Kâfî - Fetâvâ-yi Kaadıhan.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/135-136.
[117] El-lnâye - Mecmau'l-Enhür - Şehzade Damad.
[118] Fıkıh kitaplarının bir kısmında bu hadise yer verilmiştir. Ebû Dâvud ve Ahmed bin Hanbel'in rivayetlerinde ise şöyle tesbit edilmiştir : «Sizi at ve köle zekâtından muaf tuttum.»
[119] Ahmed bin Hanbel - Taberani El-Kebîr'de : Ricali ise güvenilir kişilerdir.
[120] Fazla bilgi için bak : Nasbu'r-Râye - Zeylaî : 2/358-359.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/136-137.
[121] Tevbe Sûresi : 34.
[122] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/137-138.
[123] Et Tebyîn - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[124] El-Ayni Şerhü'I-Kenz. - Tatarhaniyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/138.
[125] Bahrirâik - Ibn Nüceym. Fetâvâ-yi Hradıyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/138.
[126] Geniş bilgi için bak : El-Muhit : Zekât-i füls bahsine ve yayınladığımız Büyük İlmihal 499. sahifeye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/139.
[127] Fetâvâ-yi Kadıhan.
[128] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/139.
[129] Fazla bilgi için bak : Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/179, Serahsî'nin El-Muhit'ine Zekât-i Zehbe bahsine.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/139-140.
[130] Ebû Davud – Beyhakî.
[131] Dare- Kutnî – Beyhakî.
[132] Şafii - Ahmed bin Hanbel - Ebu Ubeyd - Dare - Kutni – Beyhakî.
[133] El-Hidâye – Merğinanî.
[134] Bahrirâik - îbn Nüceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/140-141.
[135] El-Kâfî. - Fetâvâ-yi Hindiyyo.
[136] Fethü'l-Kadir - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/141-142.
[137] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/142.
[138] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[139] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/142.
[140] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye : C. 1/180.
[141] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/142.
[142] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/142-143.
[143] Ez-Zahire - Hızanetü'î-Ekmel - Ebû Abdillah Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/143.
[144] El-Muhit - Serahsi - Es-Siraciyye - Bahrirâik - İbn Nüceym.
[145] El-Hidâye - Merğinanî.
[146] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/143.
[147] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/143.
[148] Bahrirâik - İbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[149] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/143-144.
[150] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi.
[151] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/144.
[152] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/144.
[153] Siracü'l-Vehhac - Hızanetü'l-Ekmek : Ebû Abdillah Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/144.
[154] El-Hidâye – Merğinani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/145.
[155] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye - Siracü'l-Vahhac – Halvani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/145.
[156] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/145.
[157] Fetâvâ-yi Kadıhan.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/145.
[158] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yı Hindiyye = 1/182.
[159] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/145-146.
[160] El-Muhit Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/147.
[161] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/147-148.
[162] Bahrirâik - İbn Nüceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/148.
[163] Fetâvâ-yi Hindiyye - Et-Tehzib - Burhaneddin Mahmud.
[164] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[165] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/148.
[166] Et-Tebyîn – Zeylaî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/148.
[167] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/185.
[168] Hızanetü'l-Ekmel - Ebû Abdiliah Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/148.
[169] Şerh-i Tahavi - Fetâvâ-yi Hindiyye : Babu'I-Maadin.
[170] Tatarhaniyye - El-Bedayi1 - Kâsani - Bahrirâik - İbn Nüceym - Şerh-i Tahavi.
[171] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/149.
[172] Şerh-i Tahavi.
[173] Bahrirâik - İbn Nüceym.
[174] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/149.
[175] Et-Tebyin - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/149.
[176] Fetâvâ-yi Kaadihan - Et-Tehzib - El-Eedayiî - Kâsani.
[177] El-Hidaye - Merğİnanî.
[178] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/150.
[179] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/150-151.
[180] Nesâi : Amir bin Şuayb (R.A.)'den.
[181] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/151-152.
[182] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/153.
[183] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/153-154.
[184] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/154.
[185] El-Muhit Radıyüddin - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/154.
[186] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[187] Şerh-i Tahavi.
[188] Hızanetü'l-Müftîn.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/154.
[189] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/154.
[190] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/155.
[191] Hızanetü'l-Müftîn - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[192] Bahrirâik - İbn Nüceym.
[193] Bahrirâik - İbn Nüceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/155.
[194] Bahririk - îbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[195] EI-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[196] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/155-156.
[197] Şerh-i Tahavî.
[198] El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/156.
[199] Bahrirâik - İbn Nüceym.
[200] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/156.
[201] Şerh-i Tahavî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/156.
[202] El-Bedayi' - Kâsani - Bahrirâik - İbn Nüceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/157.
[203] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî - EI-Mebsut - Şemsüleimme Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/157.
[204] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/158.
[205] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Tirmizi : Sa'd bin Zeyd (R.A.)'den.
[206] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/158.
[207] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/159.
[208] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/160.
[209] Bu konuda fazla bilgi için bak Mihran matbaası: 1315. Külliyat-i Şerh-i Kanuni Arazi Halis Eşref-îslâm Fıkhı C. 2, F. : U.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/161.
[210] Tevbe Sûresi Âyet : 60.
[211] Ebû Dâvud : Ziyad bin Haris (R.A.)'den, Ancak bu hadisin ravileri arasın smda Abdurrahman el-İfrikiy var ki bu zat hakkında bazı şüpheler izhar edenler olmuştur.
[212] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/162.
[213] Fethü'l-Kadir - Kemal İbn Hümam - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[214] Ez-Zahidî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/163.
[215] Fethü'l-Kadîr - Kemal İbn Hümam.
[216] Buharı - Müslim ; Ebû Hüreyre (R.A.)'den. Âyet : Bakare : 273.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/163.
[217] El-Kâfi Şerhi - Bahrirâik - İbn Nüceym.
[218] El-Muhit - Radıyüddin Serahsi.
[219] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/164.
[220] Et-Tebyîn - Zeylaî - İbn Âbidin - Fethü'l-Kadîr - Kemal îbn Hümatn.
[221] Müslim - Ahmed bin Hanbel.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/164-165.
[222] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/165-166.
[223] Siracülvehhac Şemsü'l-eimme - Halvâni - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/166.
[224] El-Muhit Radıyüdin Serahsi - İbn Abidîn - El-Bedayi' - Kâsanî - El-Meb-sut - Şemsüleimme Serahsî - Bahrirâik - İbn Nüceym.
[225] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[226] El-Muhit - Serahsi.
[227] Ahmed bin Hanbel - Dare - Kutni -. Berâ' (R.A.)'den.
[228] Ahmed bin Hanbel - Tirmizi ; Hasenün Sahihim.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/166-167.
[229] Et-Tebyin - Zeylai - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[230] Fetâvâ-yi Hindiyye.
[231] Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Tirmiz : Hadisün Hasenün.
[232] Sahih-i Müslim : Ebû Saîd El-Hudrî (R.A.)'den.
[233] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/167-168.
[234] Et-Tebyin - Zeyîaî - Fetâvâ-yi Hindiyye - Fıkhu's-Sünne.
[235] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/168.
[236] El-Bedayi' - Kâsani - El-Mebsut - Şemsüleimme Serahsi.
[237] Et-Tebyin – Zeylai.
[238] Fetâvâ-yi Hindiyye - Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[239] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/169.
[240] El-Hidâye - Merğinani - Fetâvâ-yi Hindiyye - İbn Abidin.
[241] Fethü'l-Kadîr - Kemal İbn Hürnam.
[242] Ez-Zahidi - Fetâvâyi Hindiyye.
[243] El-Hidâye – Merğinani.
[244] Fetâvâ-yi Kaadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/169-170.
[245] Şerh-i Tahavî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/170.
[246] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[247] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/170.
[248] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/170.
[249] Et-Tebyin Zeylai.
[250] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/171.
[251] El-Kâfi - Hızanetü'l-Ekmel - Ebû Abdillah Cürcani.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/171.
[252] El-Hidaye - Merğinanî - El-Kâfi - Hakim-i Şehîd Mervezi.
[253] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/171.
[254] Fetâvâ-yi Hindiyye : 1/189.
[255] El-Kâfi - Hâkim-i Şehîd Mervezi.
[256] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/171.
[257] Et-Tebyin - Zeylaî - El-Mebsût : Şemsü'l-eimme Serahsî.
[258] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/171-172.
[259] El-Kâfi Hakim-i Şehid Mervezi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/172.
[260] Şerh-i Tahavi - El-Mebsut - Şemsü'l-eimme Serahsî.
[261] Fetâvâ-yi Kaadıhan - El-Muhit - Radıyüddin Serahsi.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/172.
[262] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/172-173.
[263] Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/173.
[264] Sahih-i Müslim : Enes bin Malik (R.A.)'den.
[265] Tel'sir-i Kurtubi : 8/179-180. Tefs'r-i îbn Cerir - Tevbe Sûresi 60. Âyet tefsiri'.
[266] Fıkhü's-Sünne : 1/390.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/173-174.
[267] El-Hidâye - Merğinanî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[268] Siracü'l-Vehhac.
[269] El-Kâfî - Hâkim-i Şehîd Mervezi.
[270] El-Cevheretü'n-Neyyire.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/174-175.
[271] El-Hulâsa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/175.
[272] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/175.
[273] Şerh-i Tahavi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[274] Et-Tebyîn - Zeylaî.
[275] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/175-176.
[276] EI-Bedayi' - Kâsanî - Bahrirâik - Ibn Nuceym.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/176.
[277] Siracü'l-Vehhac - Fetava-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/176.
[278] Et-Tebyîn – Zeylai.
[279] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/177.
[280] Tatarhaniyye : Zekâtın Sekizinci Bölümü.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/177.
[281] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/177.
[282] Mi'racüd'-Diraye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/177.
[283] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/177-178.
[284] El-Hulâsa Fetâvâ-yi.
[285] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/178.
[286] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/178.
[287] El-Muhit - fiadıyüddin Serahsî. Kbadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/178.
[288] El-Muhit Serahsî - Fetâvâryi Hindiyye : 1/190.
[289] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye - Siracü'l-Vehhac.
[290] Şerh-i Tahavi.
[291] El-Muhit - Radıyüddin Serahsî.
[292] Siracü'l-Vehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/179-180.
[293] El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/180-181.
[294] Celal Yıldırım, Kanaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/181-182.
İslami Okul Okulların En Önemlisi