Fikih - 11. Sayfa - Fikihusuluhsk
1. Gizli Bir Kıyası Açık Kıyasa Tercih Şeklindeki İstiksan:
2. Umumî Bir Kaideden Belirli Bir Meseleyi istisna Etme Şeklindeki istihsan:
6. İSTİHSAN
İstihsan; müctehidin birbirine benzer meselelerden biri hakkında genel hükmü almayarak daha kuvvetli bir neden bulduğu için ayrı bir hüküm-vermesidir. Mesela, yırtıcı hayvanların artıkları murdardır. Bunların bir türü olan yırtıcı kuşların artıklarını bu hayvanların artıklarına kıyaslayıp necis olduklarına karar verme yerine gagalarından necaset akıtmadıklarından dolayı insanların artıklarına kıyaslayarak temiz saymak bir İstihsandır.
İstihsanın Çeşitleri:
1. Gizli Bir Kıyası Açık Kıyasa Tercih Şeklindeki İstiksan:
Daha güçlü olan gizli bir kıyası, açık olan kıyasa tercih etmek suretiyle ortaya çıkan istihsan. Mesela; kartal ve benzeri yırtıcı kuşların artıkları, yırtıcı hayvanların artıklarına kıyaslanarak "murdar olduklarını beyan etmek açık kıyasa başvurmaktır. Buna mukabil, yırtıcı kuşların artıklarını gagalarının temizliğinden dolayı insanların artıklarına kıyaslayarak "temiz" olduklarını söylemek, kapalı bir kıyastır. İşte buna istihsan yapmak denir ve tercihe şayandır. Zira yırtıcı kuşlar suyu gagalarıyla içerler. Gagaları, temiz tuttukları bir kemiktir. Ayrıca diğer hayvanlarda olduğu gibi, salyalarının suya karışması söz konusu değildir. Bu itibarla yırtıcı kuşlar, yırtıcı hayvanlara değil, insanlara kıyaslanıp, artıklarının temiz olduğunu söylemek bir istihsandır. Hanefi mezhebinde olanlar bu görüştedir.
2. Umumî Bir Kaideden Belirli Bir Meseleyi istisna Etme Şeklindeki istihsan:
Burada özel bir sebepten dolayı, umumî kaideden belli bir mesele istisna edilir ve istihsan yapılır. Bu özel sebep örf, maslahat veya zaruret olabilir.
a. Örfe dayanılarak yapılan istihsana misal şudur:
Vakfedilen şeyin devamlı kalması gerektiğinden, kısa zamanda yıpranıp yok olan taşınır eşyaların vakfedilmesi, genel kural olarak caiz değildir. Ancak Hanefi fakihleri, taşınır eşya olmalarına rağmen, cenaze defninde vecamilerin aydınlatılmasında kullanılan eşyaların ve kitapların vakfedilmesi-ni bir "istihsan" kabul ederek caiz görmüşlerdir. Çünkü, bu tip eşyanın vak-fedilmesine dair bîr örf mevcuttur. Bu Örfe itibar edilerek umum kaideden bu hususlar istisna edilmiştir.
b. Maslahata dayanılarak yapılan istihsana misal:
Genel kaide olarak tasarrufları kısıtlanan sefihin (malını gereği gibi kullanamayan, savurganın bağışları hükümsüzdür. Malını vakfetme de bir bağıştır ve geçersiz olmalıdır. Buna rağmen, böyle bir kişinin hayatı boyunca kendi malını kendisine vakfetmesi istihsanen caiz görülmüştür. Çünkü böyle bir vakıf, malın zayi olmasını önler. Zira vakfedilen mal satılamaz. Böylece bu İş, sefihin menfaatine olur.
c. Zarurete dayanılarak yapılan istihsana misal:
Necasetin temizlenmesinde genel kaide, onun hiçbir eseri katmayacak şekilde giderilmesidir. Bununla beraber kuyulardaki sular necislenince, zaruretten dolayı onların Özel bir şekilde temizlenmeleri caiz görülmüştür: Kuyuya düşen necaset maddelerinin hacmi ve kuyuda bulunan suyun miktarı gözönünde bulundurularak, oranlarına göre kova ile belli miktarda su çekilir. Çünkü bütün kuyunun suyunu çekerek kuyuyu tam temizlemek imkânsızdır. İşte bu zaruretten dolayıdır ki, fıkhen bildirilen miktarda suyu çekilen kuyular istihsana dayanılarak temiz addedilmiştir.
İstihsanm Delil Oluşu:
Fıkıh alimleri istihsanın delil olup olmaması hususunda ihtilaf etmişlerdir:
1. Hanefıler, Malikiler istihsam delil saymışlar ve şunları söylemişlerdir: İstihsanın gizli kıyastan kaynaklanan birinci kısmı, şer'i bir delil olan kıyasa dayanmaktadır. Genel bir kaideden özel bir meseleyi istisna etme mahiyetindeki ikinci kısım istihsan ise, ya örfe veya maslahata, yahut zarurete dayanmaktadır. Daha sonra da açıklanacağı gibi örf ve maslahatın şer'i delil oldukları muhakkaktır. Zaruretin ise, şer'i dayanak olduğunu şu âyeti ce-lileler beyan etmektedir:
"... Allah size haram olan şeyleri geniş olarak açıklamıştır. Mecbur kalmanız bunun dışındadır."[1]
"... Bir kimse mecbur kalır, zaruret haddini aşmadan ve başkalarının hakkına tecavüz etmeden leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni yer ise, ona günah yoktur..."[2]
2. İmam Şafii ise, istihsam delil kabul etmeyerek şu meşhur sözünü söylemiştir:
"Kim İstihsana başvurursa, kendi tarafından şer'i hüküm koymuş olur."[3] Bu gruptan olan alimler, delil olarak şunları zikretmişlerdir
a. İstihsan zevkine göre davranmak, heva ve hevesine göre konuşmaktır. Dinî hükümlere dayanak olamaz. Herhangi bir hükmü İstihsana dayandıran kimse, elinde hiçbir delil bulunmadığı halde hoşuna giden yere yönelip orayı Kâ'be kabul eden kimseye benzer.
b. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Ey İman edenler! Allah'a İtaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan idarecilere de. Eğer Allah'a ve ahiret gününe İman ediyorsanız aranızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah'a ve Peygamber'e havale edin."[4] Burada Allah Teala, kendisine İtaat edilmesini ve Peygamber'e tabi olunmasını emrediyor, anlaşmazlık konusu olan meselenin hükmünün Kİtab ve sünnete havale edilmesini beyan ediyor. Halbuki görüşten kaynaklanan istihsan, meseleyi ne Allah Teala'ya, ne de Ra-sulune (sav) havale etmektir.
c. Aklen en yüksek seviyede olmasına rağmen, Peygamberimiz (sav) dinî meselelerde nevasına ve kendi görüşüne dayanmıyor; Allah Teala'dan vahiy bekliyordu. Peygamber (sav)'den başkalarının, görüşlerine dayanarak istihsam ileri sürmeleri nasıl caiz olur?
d. Dinî meseleler hakkında akla ve görüşe dayanmak, İctİhad ehli olmayanların görüş ve arzularına göre, şer'i hükümler koymalarına sebep olur. Bunları bu davranıştan alıkoymak mümkün değildir. Çünkü müetehidler gibi onların da akıllan vardır. Bunlara, Kitab ve sünneti tam bilmediklerini söylemek birşey ifade etmeyecektir. Çünkü istihsan yapan müetehit de Kitab ve sünnete başvurmamaktadır.
İstihsan Hakkındaki Tartışmanın Mahiyeti:
Her iki tarafın ileri sürdüğü delillerden anlaşılıyor ki, İmam Ebu Hanife ve İmam Malik'in delil kabul ettikleri istihsan, İmam Şafii'nin reddedip iptal etmeye çalıştığı istihsandan tamamen farklıdır. Çünkü İmam Şafii'ye göre istihsan dinî delillere dayanmadan keyfi davranmak, heva ve hevesine göre konuşmaktır. Halbuki Hanefi ve Malikilerin kabul ettikleri istihsan, kıyas, maslahat, örf ve zaruret gibi şer'İ delillere dayanan istihsandır.
Aslında bu ihtilaf, istihsandan neyin kasdedildiği belirtilirken kesin sınırların konulmamasındandır. Mesela, bir kısım alimler: "İstihsan; bir şeyi hoş görmektir" demişlerdir. Bu tarifin kapalı olduğu şüphesizdir. Diğer bir kısım alimlerse, "istihsan; müttehidin içine doğan ve ne olduğunu açıklamaktan aciz kaldığı bir delildir" demişlerdir. Bu tarifin de gereği gibi açık olmadığı ortadadır.[5]
Şurası bir gerçektir ki, istihsan hususundaki ihtilaflar yersizdir. Sebebi ise; istihsandan neyin kasdedîldiğinİ anlamamaktır.
Bu hususta Şafii Mezhebi'nden İbn Sem'an[6] şöyle der: "Eğer, istihsan, delilsiz olarak insanın hoşuna gittiğini söylemesi, heva ve hevesine göre fetva vermesi anlamında ise; elbetteki bu batıldır. Kimse de istihsana bu manayı vermemiştir... Şayet İstihsan, belli bir delili bırakıp daha kuvvetli bir delile başvurma manasında ise, kimse bunu reddetmemiştir."
Yine Şafii mezhebinden Kaffâl da şöyle der: "Eğer İstihsandan temel esasların ifade ettikleri mana kasdedilirse, delile dayandığı İçin böyle bir İstihsan güzeldir. Şayet istihsandan maksat, hakkında temel esaslardan hiçbir delil olmayan, eşi ve benzen bulunmayan, sadece birşeyin iyi veya kötülüğüne velıime dayanarak karar vermek ise, böyle bir İstihsan mahzurludur."
Sa'deddin Taftazanî ise,[7] şöyle der: "İstihsanı savunanlar ve ona karşı çıkanlar çoktur. Aslında ihtilafın sebebi, her İki tarafın istihsandan ne kasde-dildiğini değişik şekilde anlamalarıdır. Çünkü istihsanın delil olduğunu söyleyenler, onun dört şer'i delilden biri olduğunu söylemek isterler. İstihsan yapanın kendi tarafından şer'i hüküm koyduğunu söyleyenler İse; "şer'İ hiçbir delile dayanmadan kendi görüşüne göre bir şeyin hoş olduğuna hüküm vermektir" demek İsterler.[8]
Kanaatimizce istihsan, kendi başına bir delil değildir. Aslında örf, maslahat, zaruret ve kıyas gibi diğer delillere dayanılarak hüküm verilir ve "istihsana dayanılarak hüküm verildi" denilir. Özel bir başlık altında zikredilme-yip, diğer deliller arasında zikredilmesi İcab ederken, ayrı bir bölüm olarak işlenmesi, alimler arasında ihtilafa vesile olmuştur. Yoksa Hanefılerİn İstihsana dayanarak vardıkları neticelerin hemen çoğuna, Şafiiler diğer delillere-dayanarak varmışlardır. İhtilaf sadece delilin adındadır...
[1] En'am 119
[2] Nahl 115
[3] Süllemü'l-Vusûlc. IV, Sh. 403
[4] Nisa 59
[5] Bkz. Nihayetü's-Sûl, c. IV, Sh. 398; İrşadu'l-Fuhûl, Sh. 211 Mebsût c. X, Sh. 145; el-îhkâm Li'l-Amidi c. IX, Sh. 210.
[6] İbnü's-Sem'an: 1114-1166. Şafii fuhakalarından bir muhaddistir. Kendisine Tâc'ul-İslam adı verilmiştir. Doğu, batı, güney ve kuzeyde ilim tahsil edip birçok alimden okumuştur. En meşhur eserlerinden biri el-Ensâb'dır.
[7] 1322-1389 Taftazan şehrinde doğdu. Semerkant'ta vefat etti. Belagat, Mantık, Ilm-i Kelam, Fıkıh vb. ilimlerde büyük alimlerdendir. Birçok eserleri vardır: îrşâd, Mu-tavvel, Mekûsıt, Miftâh gibi.
[8] et-Telvîn Ale't-Tevdih c. II, Sh. 81.
İslami Okul Okulların En Önemlisi