Fikih - 16. Sayfa - Fikihusuluhsk
Seddü'z-Zerai'nin Delil Oluşu:
Şer'i Deliller Arasında Seddü'z-Zerai'nin Yeri:
11- SEDDÜ'Z-ZERA'I
Tarifî: Bu İfade İki kelimeden meydana getirilmiştir. Bunlardan biri, asedd" kelimesidir. Manası: Önünü tıkama, kapama ve engel olma demektir. İkincisi İse, "zerai" kelimesidir. Bu ise, sebep, vesile, bahane demektir. İki kelimeden ortaya çıkan "Seddü'z-ZeraTn ıstılahi manası ise; "zararlı neticelere, fasid hükümlere götüren yolları kapamak, faydalı sonuçlara götüren yolları açmak" demektir.
Seddü'z-Zera'i'n şer'i bir delil kabul edilmesindeki temel sebep, İşlerin neticelerini dikkate alarak onlara götüren yolların hükmünü tayin etmektir. "Başvurulan bir vasıta, sonunda harama götürüyorsa, o vasıta da haram; helala ulaştırıyorsa, o vasıta da helaldir" düşüncesinden ortaya çıkmıştır. Başka bir İfade ile, "hükümlere götüren yollar, hükümlerin şer'i sıfatlarını alırlar" düşüncesine dayanmaktadır.
Bu itibarla, Seddü'z-Zera'i'ye başvurularak fesada sebep olan yolların kapanmasını, salaha götüren yolların ise açılmasını sağlamak düşünülmüştür. Mesela, alış-verişi vasıta yaparak faiz elde etme hevesinde olan tefecinin önüne sed çekmek,[1] bulunduğu yerin dışından mal veya eşya getirip satarak bolluğa vesile olan tüccarın İse, önünden engelleri kaldırılmak Seddü'z-Zeraü'dir.
Seddü'z-Zerai'i, sadece Maliki ve Hanbeli mezheplerine ait olan fıkıh kitaplarında zikredilmektedir. Diğer mezheblerin fıkıh kitaplarında görülmemektedir. Bununla beraber, Seddü'z-Zerai'e dayanılarak elde edilen hükümler, farklı da olsa, bütün mezheblerde mevcuttur.
Seddü'z-Zerai'nin Delil Oluşu:
Seddüz-Zerai'yi şer'i delil kabul eden alimler, aşağıda zikredilen delilleri serdetmişlerdir:
1. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Kâfirlerin Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da aşırı giderek bilgisizce Allah'a sövmesinler..."[2]
Burada kafirlerin pullarına sövmek, aslında onlara hakaret etmek ve Allah İçin öfkelenmekten kaynaklanmaktadır. Buna rağmen, kafirlerin de Allah'a sövmelerine sebep olacağından yasaklanmış ve böylece fesad kapısı kapatılmıştır.
2. Diğer bir âyette ise Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! "Ra'ina" demeyin. "Bize bak" deyin ve sözü iyi dinleyin..."[3] Buradaki "'ra'ina" kelimesi, aslında "'bizi gözet" manasını ifade etmektedir. Fakat yahudiler bu kelimeyi ahmaklık manasını taşıyan "ruuna" kökünden türetip kasıtlı olarak Resulullah'a ahmak deyip hakaret etmek istiyorlardı. Allah Teala, kötü niyetli yahudilerin hakaretlerine mü'minlerin de bilmeyerek düşmemeleri İçin bu tabiri bırakıp aynı anlama gelen "bize bak" kelimesini kullanmalarını emretti. Böylece fesad kapısını kapatmış oldu,
3. Diğer bir âyette şöyle buyuruyor:
"...Kadınlar, gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını (yere) vurmasınlar. "[4] Burada, kadınların ayaklarını herhangi bir yere vurmaları aslında mubahtır. Ancak, zinet eşyalarının bilinmesi İçin ayaklarını yere vurmaları, Allah Teala tarafından yasaklanmıştır. Aksi takdirde başkalarının şehvani arzularının kabarmasına vesile olacaklardır. Allah Teala, bu şer yolunu da böylece kapatmıştır.
4. Peygamber efendimiz (sav), stokçuluğu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:
"Dışardan mal veya eşya getirip satan kişi, kendisine rızık verilen kişidir. Stokçuluk yapan ise lanete uğrayandır.”[5]
Diğer bir hadis-i şerifte:
"Ancak günahkar olan stokçuluk yapar" buyurulmuştur.[6]
Bu İki hadis, stokçuluğun, insanların nzkıyla oynamak niteliğini taşıdığı için lanetlendiğini ve ancak buna günah işlemeye müsait insanların cesaret edeceğini beyan etmişlerdir ve bu sömürü aracını oıtadan kaldırmışlardır. Böylece,, fesada sebep olan bir yolu daha kapatmışlardır. Yoksa aslında kişi malını satıp satmamakta serbestir.
5. Peygamber efendimiz (sav), ödünç verenin, kendisinden ödünç alandan hediye kabul etmesini yasaklayarak şöyle buyurmuştur.
"Sizden biriniz, ödünç para verir de ödünç alan tarafından kendisine bir-şey hediye edilirse veya bir bineğe bindirilmek istenirse, ona binmesin ve hediyeyi kabul etmesin. Ancak aralarında önceden devam eden böyle bir durum varsa bu müstesnadır."[7]
Görüldüğü gibi, aslında alınması mubah olan hediyenin, faiz korkusundan dolayı burada alınmaması emredilmiştir.
Ebu Musa el-Eş'ari'nin oğlu Ebu Bürde der ki: Medine'ye geldim. Sahabi-lerden Abdullah b. Selam'la görüştüm. O bana şöyle dedi:
"Sen, rüşvetin yaygın olduğu bir yerde kalıyorsun. Senin bir kişide alacağın olur da, sana bir hayvan yükü saman veya arpa, yahut yonca hediye ederse, sakın onu alma. Çünkü o faizdir."[8] Enes (r.a), Peygamber (sav) efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Kim ödünç verirse, hediye almasın."[9]
Bu hadis-i şerifler ve sahabi sözü, aslında kabul edilmesi caiz olan hediyenin ödünç veren tarafından kabulünü yasaklamaktadırlar. Ta kî, faiz kapısı açılmasın.
6. Peygamber (sav) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
"Kişinin anne ve babasına lanet okuması en büyük günahlardandır." Ey Allah'ın Rasulü! Kişi ebeveynine nasıl lanet okuyabilir? diye sorulduğunda, Resulullah (sav) şu cevabı vermiştir: "Bir adamın babasına söver, o da onun babasına söver. Annesine söver, o da onun annesine söver."[10]
Bu hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (sav), başkasının anne ve babasına şovenin, kendi anne ve babasına hakaret edilmesine sebep olacağından, fesad kapısını kapatmış, hakaret edilenler buna layık olsalar da, bu tür bir davranışı yasaklamıştır.
7. Yine "Muhammed arkadaşlarını öldürüyor" denilmemesi ve insanların kendisinden kaçmamaları için, Peygamber efendimiz (sav), zamanında yaşayan münafık olanları öldürmemiştir.[11] Nitekim, şu hadis-i şerif bunu açıklamaktadır:
Amr b. Dinar der ki; Cabir bana şöyle dedi: Peygamber efendimiz (sav)'le bir gazveye gittik. Muhacirlerden bazıları Peygamberimizin yanında toplandılar. Öyle ki, çoğaldılar. Muhacirlerin içinde kıvrak biri vardı. Ensardan birinin arkasına (oturağına) vurdu. Bunun üzerine, Ensar'dan olan zat (sinan b. Vebre) çok kızdı. Öyle ki, ensardan olan "Ey Ensar", muhacirden olan "Ey Muhacirler" diye taraftar çağırmaya başladılar. Bunun üzerine Peygamber efendimiz çadırdan dışarı çıktı. "Nedir bu cahiliyyet iddiaları" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ubeyy İbni Selul, 'aleyhimize yardıma adam mı çağırıyorlar? Allah'a yemin olsun ki, Medine'ye döndüğümüz zaman, oradaki şerefli insanlar zelilleri oradan çıkaracaklardır' dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a), Abdullah b. Ubey b. Selul'u kastederek, 'Ey Allah'ın Rasulü! Bu habisi öldürmeyelim mi?' dedi. Peygamber efendimiz, şu cevabı verdi: "Hayır. İnsanlar, 'Peygamber arkadaşlarını öldürüyor'diye söylenmesinler.”[12]
Bütün bunlar, Seddü'z-Zerai'nin delil olduğunu göstermektedir. Bu konuda İbn Kayyum, doksandokuz misal zikrettikten sonra şunları söylüyor: "Artık bu kadarıyla yetinelim. Bunların sayısı Allah Tealanın doksandokuz es-ma-i hüsnasına tekabül eder."[13]
Zerai'in Kısımları:
Zerai (sebepler), götürdükleri neticelere göre çeşitli kısımlara ayrılmışlardır:
1. Harama sürükleyen vasıtalar: Namahrem kadınların dinen bakılması haram olan yerlerine bakmak gibi. Bu davranış kişiyi haram olan zinaya sürükler. Bu gibi vasıtalar, harama yol açtıklarından bizzat bunlara başvurmak da haram sayılmıştır.
2. Bir farzın yerine getirilmesine sebep olan vasıtalar: Cuma namazını eda etmek için alış-verişi terk etmek gibi. Farz olan Cuma namazının kılınmasına vesile olacağından, Cuma vaktinde alış-verişi bırakmak da farz sayılmıştır. Keza Hacc farizasını eda etmeye vesile olacağından, haccetmek için yola çıkmak da farz sayılmıştır.
3. Konumlan itibariyle aslında mubah veya caiz olan, ancak kendilerine başvuranlar tarafından kasıtlı olarak harama ulaşmak için kullanılan vasıtalar: Faiz elde etmek için ahş-veriş yapmak gibi. Mesela, ödünç verdiği kişinin malını değerinden daha aza satın alma veya bu kişiye kendi malını değerinden fazlasına satma bu kabildendir. İmam Maİik ve İmam Ahmed bin Hanbel'e göre, bu tür yollara başvurmak haram sayılmıştır. Bu nedenle böyle bir akit batıl ve bu yola başvurmak haramdır. Çünkü Seddü'z-Zerai' fesada karşı ihtiyatlı davranmayı gerektirmektedir.
Ebu Hanife ve İmam Şafii ise, aslında alış-verişin caiz olması nedeniyle akdi sahih kabul etmişlerdir.[14] Ancak tarafların zararlarını karşılamayı gerekli görmüşlerdir.
4. Aslında mubah olan, ancak neticede mutlaka zarar ve ziyana sebeb olan iş veya vasıtalar: Yolun bilinmeyen bir tarafında kuyu kazarak oradan geçenin içine düşmesine sebeb olmak gibi. Bu şıkta dikkat edilecek nokta şudur: Bunu yapan kişi "umuma ait olan yol üzerinde kuyu kazmak gibi" aslında ruhsat bulunmayan bir işi mi, yoksa evinde "lağım kuyusu kazmak gibi" aslında ruhsat tanınan bir işi mi yapmıştır?
Birinci halde failin sorumlu olduğu, fıkıhçılar arasında ittifak konusudur. İkinci durumda ise, bazı fıkıhçılar, aslında ruhsat verilen bir iş olması yönünü tercih ederek failin sorumlu olmayacağını söylemişlerdir. Diğer fıkıhçılar ise, "zararları önlemek, menfaatleri gerçekleştirmekten önce gelir" prensibine dayanarak failin bütün zarar ve ziyanlardan sorumlu olacağını söylemişlerdir. İşte bu da Zeraiye dayanmadır.
5. Aslında caiz olan fakat, neticede çok nadir olarak fesada sebeb olan iş ve davranışlar: Mantar, balık ve et gibi nadiren zarar veren gıda maddelerini üretmek, veya satmak, şarapçılar tarafından satın alınıp içki yapılması korkusuyla üzüm bağı yetiştirmek gibi.
Fıkıh alimleri bu tür işlerin helal olduğuna hüküm vermişlerdir. Çünkü bunlardan elde edilen menfaatler, görülecek zararlardan daha fazladır.
Yalan söyleme ihtimaliyle kısasta, zinada, alacaklarda ve benzeri ciddi konularda şahitliği delil kabul etmek, bu kısma giren misallerdendir. Çünkü bu tür şahitlikleri -yalan olabilir ihtimaliyle- reddetmek, hakların kaybolmasına vesile olur.
6. Aslında caiz olan, ancak çok defa neticede fesada sebeb olan iş ve davranışlar: İslâm toplumunda şarap yapana üzüm satmak gibi. Aslında üzüm satmak caizdir. Fakat, bunu şarap imal eden satın aldığı takdirde, içki yapacağı ve fesada sebeb olacağı kesine yakın bir ihtimaldir. İşte bu nedenle İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel'İn mezheblerine göre bu gibi tasarruflar haramdır. Diğer mezheplerin bu konudak'i görüşleri farklıdır.
Şer'i Deliller Arasında Seddü'z-Zerai'nin Yeri:
1. Daha öncede belirtildiği gibi, bütün İslâmi mezhepler, açıkça söylemeseler de- Seddü'z-Zerai'yi fıkhı delil olarak almışlardır. Fakat, mezhebler arasında buna en çok i'tibar eden İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel'dir. İmam Şafii ve İmam Ebu Hanife ise, Seddü'z-Zerai'yi kendi başına bir delil olarak zikretmemişlerse de, bunu tamamen reddetmiş de değildirler. Seddü'z-Zerai'ye, kendilerince ftkhî deiil sayılan Kıyas gibi diğer delillerin içinde yer vermişlerdir.
2. Fıkhı delil olarak Seddü'z-Zerai'ye başvurlurken aşın gidilmemelidir; aksi takdirde bir kısım insanlar, zulme düşerim endişesiyle bazı mubahları, men-dupları, hatta vacipleri terketmeye kalkışırlar. Mesela bazı adil ve dürüst insanların, zulmederim korkusuyla yetimlerin mallarını sevk ve idare etmeden kaçınmaları; insanların ithamlarından korkarak vakıf ve benzeri kuruluşların yönetim kurullarında yer almamaları Seddü'z-Zerai'ye aşırı derecede başvurmaktan kaynaklanmaktadır. Bunun doğru bir davranış olmadığı muhakkaktır. Zira bu mallar emin olmayan ellere geçecektir.
3. Seddü'z-Zerai'ye başvurma ihtiyacı hissedildiği zaman neticede ortaya çıkacak olan fesad ve salah (zarar ve menfaat) çok İyi hesab edilmeli, salah ve menfaat kefesi ağır basarsa Seddü'z-Zerai alınmalı, aksi sözkonusu olursa terk edilmelidir.
Mesela, çeşitli davalarda, yalan olabilir ihtimaliyle güvenilen kişilerin şahitliklerini reddetmek doğru değildir. Zira şahitlik müeessesesi kabul edilerek hakların teminat altına alınmasındaki menfaat, yalan olma ihtimalinden kaynaklanacak zarardan daha fazladır.
Yine mal ve can kaybına sebep oluyor gerekçesiyle cihadı terketmek asla doğru değildir. Cihadın terkinden doğan zarar ve fesad, yapılmasındaki zarar ve ziyandan pek çoktur. Bu zararların en belirgini, dünyada İken kâfirlere esir ve köle olmak, ölürken bir nevi münafık olarak ölmek ve Allah Te-ala'nın huzuruna bir tarafı gedikli (eksik) olarak çıkmaktır. Peygamber efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:
"Aç insanların yemek kabı başına üşüştükleri gibi, yakında milletler başınıza üşüşeceklerdir. Orada bulunan biri, 'Ogün bizim az oluşumuzdan mı?' diye sorunca, Peygamber efendimiz şu cevabı vermişlerdir: "Bilakis o gün sizler çok olacaksınız. Fakat, sizler, sel üzerinde giden çer çöp gibi olacaksınız. Allak, düşmanlarınızın kalbinden sizden çekinme duygusunu çıkaracak, sizin kalbinize ise za'fiyet salacaktır." Orada bulunan biri, 'Za'fiyet nedir?' diye sorunca, Peygamber efendimiz; "O, dünyayı sevmek ve ölümü sevmemektir”[15] cevabını vermiştir.
Evet, hastalıkların başı, "dünyayı sevmek ve ölümden nefret etmektir. Fakat her canlının birgün ölümü tadacağı unutulmamalı, herşeyin bîr güzel yönü olduğu gibi, Ölümün en güzel şeklinin de şehitlik olduğu kalplere yerleştirilmelidir.
Şehitler kervanına katılma arzusunda olmayanın durumunu, yine vahiyden başka birşey konuşmayan Resulullah'ın (sav) mübarek ağzından dinleyelim:
"Her kim cihad etmeden ve cihad etmeyi gönlünden dahi geçirmeden Ölürse, o kimse münafıklığın bir çeşidiyle ölmüş olur."[16]
Allah düşmanlarıyla yiğitçe savaşmak olan hakiki cihadı bırakıp nefsimizi tatmin için bir kısım sun'i cihadlar icad edenlerin vay haline!. Mücahidle-rin önderi Resulullah (sav) şu hadis-i şerifleriyle bizleri uyarıyor ve huzur-u İlahiye'ye bir tarafımız sakat bir şekilde çıkacağımızı haber veriyor:
"Kim Allah'ın huzuruna, üzerinde cihaddan hiçbir eser bulunmayarak çıkarsa, Allah'ın huzuruna kendisinde bir gedik bulunarak çıkar.”[17]
Hulasa, cihad etmedeki salah ve fayda, onu bırakmaktan meydana gelecek fesad ve kötülükten pek fazladır. Bu nedenle, "yurtta sulh, cihanda sulh" sözü İslâmî değildir.
[1] Ismarladığı eşyaya değerinden az para vererek yahur ödünç para verdiği bir kişinin malını değerinden eksiğine satın alarak veya buna kendi malini değerinden fazlasına satarak, yahut borçlusundan alış-veriş maskesi altında hediyeler alarak faiz elde etme halleri bu kabildendir.
[2] En'am, 108.
[3] Bakara, 104
[4] Nur, 31
[5] İbni Mace, Kıt. Ticaret, bab. 6, İm. 2153; Darimî, Kir. Buyu', bab, 12.
[6] Müslim Kit. Musakat. bab: 130, hn. 1605; Ebû Dâuüd, Kit. Buyu', bab: 47, hn: 3447; Tirmizi, Kit. Buyu", bab. 40, hn. 1267; İbni Mace, Kit, Ticaret, bab. 6, lın. 2153; Da-rimi, Kit. Buyu', bab. 12; Müsned İmanı Ahnıed, c. 3, Sh. 453, 454.
[7] İbnMace, Kic. Sadakat, bab. 19, hn. 2432; Şevkani ve Heysenıi bu hadisin ravilerinin içinde biri bilinmeyen diğeri zayıf olan iki kişinin bulunduğunu söylemişlerdir.
[8] Buharı, Kit. Menakıb el-Ensar, bab, 19.
[9] Bu hadisi Buhârî Tarihi'nde zikretmiştir. Neylu'l-Evtar, c.5, Sh. 261, Kahire.
[10] Buhârî, Kit. Edeb, bab 4; EbûDâvûd, Kit. Edeb, bab. 120, hn: 5141; Müsnedİmam Ahıned, c. 2, Sh. 216; Müslim, kit. İman, bab. 146, hn. 90; Tirmizi, Kit, Birr, bab. 4, hn. 1902.
[11] Bkz. İ'lam el-Muuakkiin, c. 3, Sh. 138, el-Kiilliyat el-Ezheriyye, Kahire Baskısı; Buhârî, Menakıb, bab, 8.
[12] Buharı, Kit. Menakib, bab, 8.
[13] İ'lam el-Muvakkiin, c. 3, Sh. 159.
[14] Bkz. Ebu Zehra, Fıkıh Usulü, Sh. 292, Daru'l-Tebliğ Baskısı, ist.
[15] Ebû Dâuûd, Kit. Melahiın, bab. 5, hn. 4297; Müsned İmanı Ahmed, c. 2, Sh. 359, c. 5, Sh. 278.
[16] Müslim, Kit. İmare, bab. 158, hn. 1910; Ebû Dâuûd, Kit. Cihad, bab. 17, hn. 2502; Nesei, Kit. Cihad, bab. 2, hn. 3099; Darimi, Kit. Cihad, bab. 25; Müsned İmam Ahmet, c. 2, Sh. 374.
[17] Tirmizi, Kit. Fedail el-Cihad, bab. 26, hn. 1666;/örn Mace, Kit. Cihad, bab. 5, hn. 2763-
İslami Okul Okulların En Önemlisi