Delaletin Açık Olması Ve Mertebeleri - Fikihusuluvzuhayli - 29. Sayfa
ÜÇÜNCÜ KAİDE
DELALETİN AÇIK OLMASI VE MERTEBELERİ
Delâletin açık olması, haricî bir şeye bağlı kalmadan lafzın bizzat sîga-sıyle kendisinden murad edilene delâlet etmesidir. Eğer lafzın tevile ve nesha ihtimali yoksa manası açık olması bakımından en üst derecededir ve buna "muhkem" denir. Tevile ihtimali olmadığı halde neshi kabul ederse bu "müfes-ser" dir. Tevil ve tahsîse ihtimali var neshi de kabul ediyor lakin manasını ve kendinden murad olunanı ifade etmek için zikredilmiş ve siyakından asıl maksad da bu olursa buna "nass" denir. Lafız ilk akla gelen manaya delâlet eder ancak siyakından asıl maksad bu olmazsa bu da "zahir" dir ve bu kısımlardan en az açık alanı budur.
Şu halde delâleti açık olan lafızların mertebeleri dörttür: Zahir, nass, mü-fesser ve muhkem. Muhkem delâleti en açık olanıdır, sonra müfesser, sonra nass sonra zahir gelir.
1. Zahir
Usûlcülere göre zahir haricî bir şeye bağlı kalmadan bizzat sîgası ile kendisinden murad olunana delâlet eden lâkin sevkedilmesinden murad olunan asıl mana bu olmayan ve tevile ihtimali olan lafızdır[1] Meselâ: "Allah alış-verişi helâl faizi haram kıldı." (Bakara: 2/275) ayet-i kerimesi ahş-verişin mubah faizin haram kılınması konusunda zahirdir ancak ayetin sevkedilmesinden maksud olan asıl mana bu değildir. Zira ayet-i kerime "Ahş-veriş de faiz gibidir o niye haram değildir" diyen Yahudilere cevap olarak sevkedilmiştir. Öyleyse bu ayeti kerime bunların hükmünü beyan için değil ahş-verişle faiz arasındaki benzerliği nefyetmek için sevkedilmiştir.
"Size helâl olan
kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Adil davra-namamaktan korkarsanız bir tane" (N
Zahirin hükmü: Kat'î ve yakîn olarak lafızdan hemen anlaşılıveren mana ile amel etmenin vacib olmasıdır. Ancak bu manayı terketmeyi gerektiren bir delil bulunur ve tevile ihtimali olursa, yani zahirî manasını terkedip başka bir
mana irade edildiğine dair bir delil bulunur neshi de kabul ederse amel vacib olmaz.
Zahirin tevili, âmm ise tahsise ihtimali olmasıdır. Meselâ: "Alış-verişi helal kıldı" ayeti Rasûlullah (s.a.) in garar satışını ve insanın yanında olmayan şeyi satışı nehyeden hadisleriyle tahsis edilmesi gibi.
Has ise mecazî mana murad edilme ihtimali olmasıdır.
Mutlak ise takyide
ihtimali olmasıdır. Meselâ: "Bunların ötesindekiler (kadınlar) size helâl
kılınmıştır" (N
2- Nass
Nass, kelamın sahibi tarafından beraberinde zikredilen bir karineden dolayı manası zahirden daha açık olup sîgasıyle siyakından aslolarak kastedilen manaya delâlet eden, te'vile ihtimali olup nesih ve tahsis kabul eden lafızdır[2] Meselâ: "Allah alış-verişi helal faizi haram kıldı" ayet-i kerimesi helallik ve ha-ramlıkta alış-verişle faiz arasındaki benzerliğin nefyine delâlet eden bir nassdır ve bu lafızdan hemen anlaşılan bir manadır ve siyakından da asıl maksad budur. Çünkü bu nass Kur'an-ı Kerîmin naklettiğine göre alış-veriş de faiz gibidir diyen Yahudilere cevap sadedinde gelmiştir.
"Kadınlardan size
helal olanlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın" (N
"Onları iddetleri için (yani iddet bekleyecekleri bir zamanda) boşayın" (Talak: 65/1) ayet-i kerimesi talakın sünnet olan vaktinin beyanına delâlet eden bir nassdır, çünkü ayet-i kerime bunun için sevkedilmiştir.
"Resul size ne getirdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse onu terkedin" (Haşr: 59/7) ayet-i kerimesi ganimet taksiminde Rasûlullah'a itaatin vacib olduğuna delâlet eden bir nasstır, çünkü siyakından maksad budur.
''Yapılan vasiyetten
ve borçtan sonra" (N
Nassın hükmü zahirin hükmü ile aynıdır ki o da, lafızdan ilk nazarda anlaşılan bizatihî ve asıl olarak kastedilen mana ile amel etmenin vacib olmasıdır. Ancak lafzın has ise tevile âmm ise tahsise ve aynı zamanda neshe ihtimali vardır. Lakin bu ihtimaller bir delile dayanmadığı için hükmü kat'îdir, yakîni-dir. Ancak nassm tevile ihtimali zahirin ihtimalinden daha uzaktır.
Tevil: Nass veya kısas veya teşri' esasları ve şeriatin ruhu gibi şer'î bir delil ile lafzı, zahir manasından başka bir manaya çevirmektir. Meselâ "Allah alış-verişi helal kıldı"ayetindeki "alış-veriş'in umumi oluşunun, garar satışını, insanın yanında olmayan şeyi satmasını ve meyvanın olgunlaşmadan önce satışını nehyeden hadislerle tahsis edilmesi bir tevildir.
"Size ıneyte ve kan haram kılındı" ayetinde mutlak gelen "kan" in En'am suresi 145. ayetindeki "dem-i mesfuh = akıtılmış kan" ile takyid edilmesi de bir tevildir.
"Her kırk koyunda bir koyun zekat verilir" hadisindeki "koyun"un tevili de şöyledir. Hadisin zahirine bakılırsa koyun için koyundan başkası zekat olmaz. Ancak bu "her hangi bir maldan koyunun kıymeti verilmesi de yeterli olur" şeklinde tevil olunur, çünkü zekattan maksad fakirin ihtiyacını gidermektir.
Musarrâ koyun[3] geri verilirken beraberinde verilmesi vacib olan bir sa' hurma yerine her "hangi bir bedel verilebilir" demek bir tevildir. Çünkü aslolan telef edilen şeyin mislini veya kıymetini vermektir.
Tevil bazan içtihada ve ihtilafa mahal olur. Meselâ zıhar keffaretinde "Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur" (Mücadele: 58/4) ayet-i kerimesinde Hanefîler altmış ayrı fakirin doyurulması veya bir fakirin altmış gün doyurulmasına cevaz verdikleri halde Şafiîler buna cevaz vermemişlerdir.
3. Müfesser
Müfesser nass ve zahirden daha açık şekilde manasına delâlet eden lafızdır. Çünkü tevil ve tahsise ihtimal kalmamıştır, ancak Rasûlullah'ın zamanında neshi kabul eder[4].
Meselâ zina haddi ayeti "Onların her birine yüzer sopa vurun" (Nur: 24/2), kazif haddi ayeti "Onlara seksen sopa vurun" (Nur: 24/4) nasslanndaki "yüz" ve "seksen" lafızları müfesserdir, çünkü bunlar muayyen sayılardır, böyle sayıların ne ziyadeliğe ne noksanlığa ihtimali yoktur.
"Müşriklerin kâffesiyle savaşın" (Tevbe: 9/36) ayetindeki "kâffe" tahsis ihtimalini kaldırmaktadır.
Müfesser bazan sâri' tarafından kapalılığını izale edecek beyâna ihtiyacı olan tafsil edilmemiş bir mücmel olabilir. Sâri' tarafından beyan edilirse tevile ihtimali olmayan bir müfesser haline gelir. Meselâ "namaz, zekat, hac, faiz" la-sağdığı sütün bedeli olarak bir sa' da hurma vermesi sahih hadisle sabittir (Mütercim).
fızları Rasûlullah (s.a.) m kavlî
ve fi'lî beyanlanyle
açıkladığı lafızlardır. Meselâ namaz hakkında "Namazı benden gördüğünüz
gibi kılın", hac hakkında "Haccınızın ahkamını benden alın"
buyurmuşlar, çeşitli hadislerde zekat aksamını ve n
Mefesserin hükmü: Değişmeyi kabul eden fer'î bir hüküm ise neshe ihtimali olmakla beraber tevil veya tahsise ihtimal kalmayacak derecede açıklanmış olması sebebiyle, kendisiyle kat'î olarak amelin vacib olmasıdır
Tefsir ile tevil arasındaki fark: Tefsir bizzat sâri' tarafından kat'î bir delil ile maksadın beyan edilmesidir. Tevil ise maksadın zannî-ictihâdî bir delil ile beyan edilmesi olup maksadın tâyininde kat'î değildir.
4- Muhkem
Tevile, tahsise ve nesha ihtimal kalmayacak şekilde siğasıyle manaya açıkça delâlet eden lafızdır[5] Bunlar dinin esası sayılan hükümlerdir. Meselâ Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığına iman etme gibi iman esasları; adalet, doğruluk, eşitlik, ahde vefa, emanete riayet, ana-babaya iyilik, akrabayı ziyaret gibi aklı selimin kabul ettiği ahlak ve fazilet esasları, bunların zıddı olan zulüm, yalan, insanları sınıflara ayırma, ahdi bozma, hiyanet, ana-babaya âsi olma, akraba ile ilgiyi kesme gibi kötü ahlaktan sayılan hususlar.
Ve yine "Sizin Rasûlullah 'ı üzmeniz ve ondan sonra hanımlarını nikahlamanız ebedî olarak helâl olmaz." (Ahzab: 33/53), zina iftirası atanlar hakkında "Onların şahitliklerini ebedî olarak kabul etmeyin." (Nur: 24/4), cihad hakkında Rasûlullah (s.a.)'ın "Cihad, benim gönderilişimden itibaren ümmetimin sonu deccali öldürünceye kadar devam edecektir." gibi delillerin ebedî ve devamlı olduğunu ifade ettiği cüz'î-fer'î hükümler de muhkem cümlesindendir.
Muhkemin hükmü: Muhkemle tereddütsüz kesin olarak amel etmek va-cibdir, çünkü muhkemin başka manaya ihtimali yoktur. Ne Rasûlullah zamanında ne de sonra asla nesih ve iptal kabul etmez. Çünkü Rasûlullah 'in vefatından sonra Kur'an ve sünnette vârid olan bütün hükümler artık muhkem olmuştur, nesih ve iptal kabul etmezler.
Özetle: Zahir, nass, müfesser ve muhkemin her biri kat'î ve yakîn hüküm ifade eder. Ancak bunlardan bazıları bazı hallerde zan ifade ederler.
Bunların Tearuzu (Çatışması):
Bu dört çeşidin açıklık ve maksada delâletlerinin kuvvet dereceleri kuvvet ve açıklıklarına göre farklılık arzeder: en kuvvetlisi muhkem, sonra müfesser, sonra nass, sonra zahirdir. Aralarında tearuz olursa nass zahire, müfesser zahir ve nassa ve muhkem hepsine takdim olunur. Çünkü tearuz halinde daha kuvvetli olan zayıf olana takdim olunur.
Zahir ve nassın tearuzuna m
Bazı muhakkıklann da işaret ettiği gibi müfesserle
muhkemin tearuzuna dair bir m
Muhkemle nassın tearuzuna misa l:
"Bunlardan
başkaları size helâl kılındı" (N
Muhkemle zâhirinteâruzuna misa l:
"Ondan sonra onun
hanımlarını nikahlamanız ebedî olarak caiz olmaz" (Ahzab:
33/53) ayeti ile "Kadınlardan hoşunuza gidenle nikahlanın." (N
[1] Usûlü Serahsî: 1 /163; Kesfü'l-Esrâr: 1/46.
[2] Usûlü Serahsî: 1/164; et-Telvîh ale't-Tavzîh: 1/125.
[3] Satılırken sütlü görünsün diye bir müddet sağılmayan koyundur. Müşteri aldatıldığını anlayınca geri verirken
[4] Keşfü'l-Esrâr. 1/49.
[5] Usûlü S'erahsî: 1/165.
[6] et-Telvîh ale't-Tavzîh: 1/126.
[7] Keşfü'l-Esrâr.\l5\.
İslami Okul Okulların En Önemlisi