Yedinci Kaide - Fıkıh - Fikihusuluvzuhayli - 33. Sayfa
Sîgasına göre hassın çeşitleri
YEDİNCİ KAİDE
HAS VE DELÂLETİ
Has Lafız
Tarifi: Fertleri,olup olmadığına bakılmaksızın tek bir manaya delâlet etmesi için vazedilmiş lafızdır.
Bu lafız ya Halid, Muhammed gibi bir isimdir veya erkek kadın gibi bir nevidir veya insan, deve, ağaç gibi bir cinstir. Bir, iki, beş, on, yüz, bin, gibi aded isimleri de hastan sayılır.
Kadın, insan, iki, yüz gibi lafızların bir takım fertlere şumûlü olsa da bu fertler bir nevi veya cins altında toplanarak bir cins veya nevi birliği ifade ettikleri için hepsi birer hastır.
Hassın Hükmü
Has lafız, başka bir mana murad edildiğine dair bir delil bulunmadıkça kat'î ve yakînî olarak vazolunduğu manaya delâlet ettiğinde âlimler ittifak etmişlerdir[1] Meselâ "Üç gün oruç tutması vacibtir." (Bakara: 2/196) "O yeminin keffareti on fakiri yedirmektir." (Maide: 5/89) ayetlerindeki "üç" ve "on" sayılarından her biri vazolunduklan manaya kat'î şekilde delâlet ederler, ziyade veya noksan olması mümkün değildir. Çünkü bunların her biri has lafızdır, manasını daha aza veya daha çoğa hamletmek mümkün olmaz. Davarların zekat nisabını tesbit sadedinde varid olan "Her kırk koyunda bir koyun" hadisindeki "kırk" lafzı da böyledir.
"Namazı dosdoğru kılın zekatı verin." (Bakara: 2/43) ayetinde "kılın, verin" den her biri emirdir, emir ise has'dır. Dolayısıyle namaz ve zekatın farz olduğuna kat'î şekilde delâlet ederler.
"Haklı olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın." (İsra: 17/33) ayet-i kerimesi de kat'î şekilde öldürmenin haram olduğuna delâlet eder çünkü emir gibi nehiy de has'dır.
Ancak has lafzın
hakiki manasından alınıp başka mana irade edildiğine dair bir delil bulunursa
delâleti kat'î olmaz ve o delilin delâlet ettiği
manaya hamledilir. Meselâ "Hâkim katili öldürdü." sözü "Hâkim
onun ölümüne hükmetti" şeklinde anlaşılır. Bu ise delilden neş'et eden bir ihtimaldir ki o, hâkimin görevinin infaz
değil hüküm vermek olmasıdır. Hanefîlere göre şu üç meseledeki tevil de has
lafzın bir delil ile hakiki manasından başka manaya alındığına m
Yukarıda geçen "Kırk koyunda bir koyun" hadisindeki "koyun" lafzının "kıymeti" ile tevil edilmesi.
Fıtır sadakasındaki "bir sa' hurma veya arpa" daki sâ'ın "kıymeti" ile tevil edilmesi.
"Musarrâ" hadisindeki "bir sa'
hurma" nın tevil edilerek hurmadan başka itlaf
edilenin bedeli olabilecek her şeye teşmil edilmesi, hassın başka manaya
alındığına m
Sîgasına göre hassın çeşitleri
Sığasına göre has mutlak, mukayyed, emir ve nehiy olmak üzere dört
çeşittir.
1. Mutlak
Mutlak her hangi bir sıfatla mukayyed olmadan ferd-i şayia delâlet eden has lafızdır. Meselâ bir adam, bir kitap, bir kuş, bir talebe. Bunlar, umum veya şümul mülahazası olmadan kendi cinsinden bir ferdi şayia delâlet eden lafızlardır. Maksad her hangi bir sıfatla mukayyed olmasızın o ferdin mahiyeti veya hakikatidir.
Mutlakın Hükmü:
Mutlakın hükmü, takyid edildiğine
dair bir delil bulunmadıkça mutlak oluşu üzere devam etmesidir. Takyidine dair
delil olursa bu delil onu mutlakhktan çıkarır[2].
Meselâ yemin keffareti hakkındaki "veya bir köle
azad etmektir" (Maide:
5/89) ayet-i kelimesindeki "bir köle" lafzı mümin veya kafir olma
şartı aramaksızın her hangi bir köle azad etmenin
yeterli olacağına delâlet eder. Nikahlanması haram olan kadınların beyanı
sadedinde gelen "hanımlarınızın anneleri..." (N
Mutlakın takyidine dair delil bulunursa mukayyedle
amel edilir. Meselâ "... yapılan vasıyyetten
veya borçtan sonra..." (N
2. Mukayyed
Mukayyed, her hangi bir sıfatla sıfatlanmış ferd-i şayia delâlet eden has bir lafızdır. Meselâ, imanlı bir adam, iffetli bir kadın gibi.
Hükmü: Bu kaydın ilga edildiğine dair bir delil bulunmadıkça bu lafızla mukayyed şekliyle amel edilir. Delil bulunursa kayıd ilga edilir[3].
Meselâ zıhar keffareti hakkında gelen
"Buna imkan bulamayan kimse temas etmeden önce peşpeşe
iki ay oruç tutsun." (Mücadele: 58/4) ayetinde orucun peşpeşe
tutulması ve bunun zıhar yaptığı hanımıyla temas
etmeden önce olması kaydı getirilmiştir. Şu halde bu ayetle bu iki kayda riayet
edilerek amel edilir, oruçta ara verirse veya hanımıyle
temastan sonra tutarsa keffareti eda etmiş olmaz.
Buna bir başka m
Kaydın ilga edildiğine
m
Mutlakı mukayyede hamletme:
Lafız, şer'î bir nasta mutlak gelse aynı lafız başka bir nasta mukayyed gelse bunun dört hali vardır:
1 - İki nassın konusu da aynı ise, yani her ikisinde de hüküm ve hükmün bina edildiği sebep aynı ise mutlak mukayyede hamledilir. Yani hüküm ve sebep aynı olduğu için bu mutlaktan mukayyed kastedilmiş olur. Meselâ: "Size meyte ve kan haram kılındı." (Maide: 5/3) "veya akıtılmış kan" (En'am: 6/145) ayetlerinde sebep aynıdır: Kanın zararı. Hüküm de aynıdır: Kanın yenilmesinin haramhğı. Dolayısıyle mutlak mukayyede hamledilir ve haram olan kan "akıtılmış kan" olur. Damarlarda ve ette kalan kandile karaciğer ve dalak gibi donuk olanları haram olmaz.
Başka bir m
olması. O halde mutlak ayet mukayyed olana hamledilir ve vacib olan necis değil temiz toprak kullanmak olur.
2- Hükmün ve sebebin farklı olması hali: Bu durumda bunlar birleştiril-mediği takdirde aralarında zıtlık (münâfât) olmayacağı için âlimlerin çoğunluğunun ittifakıyle mutlak mukayyede hamledilmez, bilakis mutlak ile kendi konusunda mutlak olarak, mukayyedle kendi konusunda mukayyed olarak amel edilir. Meselâ hırsızın cezası hakkında gelen "Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini kesin" (Maide: 5/38) ayeti ile abdest hakkında gelen "Yüzlerinizi ve dirseklere kadar elle'riniziyıkayın." (Maide: 5/6) ayetindeki "el" lafzı birinci ayette mutlak ikinci ayette mukayyeddir. Her iki ayette sebep farklıdır: Birinci ayette hırsızlık ikincisinde namaz kılma isteği. Hüküm de farklıdır: Birincisinde hırsızın elinin kesilme.si ikincisinde elin yıkanması. Bu sebeple mutlak olanı mukayyed olanına hamledilmez. Hırsızın elinin bilekten kesileceğini sünnet belirlemiştir.
3- Sebep aynı olduğu halde hükmün farklı olması hali: Meselâ abdest hakkındaki "Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın." (Maide: 5/6) ayeti ile teyemmüm hakkındaki "Yüzlerinizi ve ellerinizi mesnedin" (Maide: 5/6) ayetlerinde sebep aynıdır: Namaz kılmak isteyenin abdestsiz olması. Ancak her iki ayette hüküm farklıdır: Elleri abdestle yıkamak, teyemmümde meshetmek. Öyleyse mutlak mukayyede hamledilmez, her biri ile müstakil amel edilir. Ancak mutlakm mukayyede hamline dair delil bulunursa burada aralarında zıtlık olmayacağı için hamledilir. Birinin diğerine hamledilemediği bu halde sünnete müracaat edilerek, Abdullah bin Ömer'in merfu olarak rivayet ettiği "Teyemmüm iki vuruştur: Bir vuruş yüz için bir vuruş da dirseklere kadar eller içindir." hadisinden dolayı Hanefî ve Şafiîler ellerin dirseklere kadar meshedilmesinin vacib olduğuna kail olurken Maliki ve Hanbelîler de Peygamberimiz (s.a.) in Ammar bin Yasir'e yüzü ve (bileklere kadar) elleri teyemmüm yapmasını emrettiğinden dolayı ellerin sadece bileklere kadarının meshinin vacip olduğuna kail olmuşlardır.
4- Hükmün aynı sebebin
farklı olması hali:Meselâ zıhar keffareti
ve hata ile öldürme keffaretinde köle azadı.
Birincisi hakkında "Temas etmeden evvel bir köle az.ad eder."
(Mücadele: 58/3) denilirken ikincisi hakkında "Bir mümin köle az.ad
eder." (N
Bu şık ihtilaflıdır. Hanefî ve Malikîlerin ekseriyetine göre[4] burada mutlak mukayyede hamledilmez, mutlak ile kendi mahallinde mukayyed ile de kendi
konusunda amel edilir. Hata ile öldürmede mümin köle azad edilmesi vacib olurken zıhar keffaretinde mümin olsun kâfir olsun her hangi bir köle azad etmek kâfidir. Sebep farklı olduğu için aralarında tearuz (çatışma) olmaz. Öldürmede mümin köle olması şart kılınarak katile ağırlaştırma münasip görülmüş, zıharda aileyi muhafaza etmek için hafifletme ve kolaylaştırma münasib görülmüş olur.
Şafiî ve Han belilere göre bu halde de mutlak mukayyede hamledilir, do-layısıyle hem zıhar keffaretinde hem de hata ile öldürme keffaretinde mümin köle azad etmek vacib olur, kâfir köle yeterli olmaz. Çünkü her iki nasda da hükmün aynı olması mutlakın mukayyede hamlini gerektirir. Tâ ki aynı şey hakkında vârid olan naslar arasında muhalefet olmasın, çünkü birbiri üzerine bina edilmesinin vacib oluşu açısından Kur'an-ı Kerîm'in hepsi de tek kelime gibidir.
Başka bir m
Özet olarak: Hanefîlere göre sadece bir halde mutlak mukayyede hamledilir, o da hükmün ve sebebin aynı olması halidir. Hükmün veya sebebin veya her ikisinin de farklı olduğu diğer üç halde ise hamledilmez, mutlak ile mutlak olarak, mukayyed ile mukayyed olarak kendi konularında amel edilir.
3. Emir
Emir: Bir şeyin
yapılmasının taleb edildiğine delâlet eden lafızdır.
Bu, emir sîğasıyle olabilir. Mesela "Akidleri yerine getirin." (Maide:
5/1); "Allah'tan hakkıyle korkun." (Âli imran: 3/102); "Namazı dosdoğru kılın, zekatı
verin" (Bakara:2/43) gibi. Başına emir lamı gelmiş muzari
sîğasıyle olabilir. Meselâ "Vaklıklı
olanlar varlıklarından harcasınlar." (Talak: 65/7); "Sizden kim o aya
erişirse orucunu tutsun." (Bakara: 2/185); "Nezirlere vefa
göstersinler ve Kabeyi tavaf etsinler." (Hac:
22/29) gibi. Kendisinden talep kastedilen haber cümlesiyle olabilir[5]
Meselâ "Anneler çocuklarını tam iki yıl eınzirirler"
(Bakara: 2/233). Bununla emzirme emri ve annelerden talep edilmesi murad edilmiştir. "Allah kâfirler için müminler
üzerine asla bir yol kılınayacaktır." (N
Emrin mucebi ve muktezası (gereği):
Emrin mucebi emredilen şeyin vacib olması veya emredilen veya haber verilen fiilin yapılmasının kesin şekilde talep edilmesidir. Ancak emrin vücub-dan alınıp nedb, ibaha, irşad, inzar ve tehdid, dua veya taciz gibi başkasına çevrildiğine delâlet eden bir karine bulunursa vücub ifade etmez.
Nedb,ifade ettiğine m
İbahaya m
İrşada m
Tedibe m
İnzar ve Tehdîde m
Duaya m
Tacize m
Emir sığasının delâleti:
Bu hususta alimlerin iki görüşü vardır[6] Cumhura göre mutlak emir, ne "bir defa" ne de "tekrar" ifade etmeksizin emredilen fiilin yapılmasını talep etmekten fazla bir şeye delâlet etmez. Çünkü emredenin maksadı emredilen şeyin yapılmasıdır. Bu da kişinin onu her hangi bir vakitte bir defa yapmasıyle tahakkuk eder. Bunun delili, Arap dili alimlerinin emrin sadece "müstakbelde yapılmasını talep etmek" olduğu üzerinde icmâ etmeleridir. Çünkü mutlak emir bazan oruç ve namaz ayetlerinde olduğu gibi şer'an, "Hayvanımı muhafaza et" sözünde olduğu gibi örfen tekrar ifade eder; bazan da hac ayetinde olduğu gibi şer'an, "eve gir" sözünde olduğu gibi örfen sadece bir defa olmasını ifade eder. Böylece mutlak emir "bir defa" ile "tekrar" arasındaki ortak noktada hakikattir ki o "fiilin yapılmasını istemek" tir.
Ancak emrin tekrarı ya emrin tekerrür eden bir şarta bağlanmasından anlaşılır. Meselâ "Sizden kim o aya erişirse onu (orucu) tutsun" (Bakara: 2/185) ayet-i kerimesinde oruç tutma talebinin tekran onun tekrarlanan bir şarta yani "aya erişilmesine" bağlanmasından anlaşılmaktadır. "Cünüp iseniz temizlenin." (Maide: 5/6) ayetinde ki emir de böyledir. Veya hükmün bir illete veya emredilen şeyin sebebine dayandırılmasından anlaşılır. Meselâ "Güneşin dönmesinde namaz kılın." (İsra: 17/78), "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer sopa vurun" (Nur: 24/2) ayetlerinden birincisinde sebep ikincisinde illet yenilenip arttıkça tekrarlanır.
Malikîlerin çoğuna göre emir lafız olarak "bir defa" ya delâlet eder ancak tekrara ihtimali vardır. Çünkü emre uymuş olma bir defa ile hasıl olur. Tekrar ihtimali anlaşılmasaydı, Rasûlullah'ın "Ey insanlar Allah size haccı farz kıldı, haccedin" emri üzerine Akra bin Hâbis'in "Her yıl mı ya Rasûlallah" sualinin bir manası olmazdı ve bu sualinden dolayı ayıplanırdı.
Bu ihtilafın semeresi şu fer'î meselede görülür: Bir koca, talak hakkını hanımına devrederek "Kendini boşa" dese, "emir tekran gerektirir" diyenlere göre bu kadm kendini bir, iki ve üç talakla boşayabilir. "Tekrarı gerektirmez" diyenlere göre ise bu hanım sadece bir talaka malik olur.
Emrin delâleti fevrî midir terâhî midir? '
Fevr, emrin akabinde gecikmeden derhal emredileni yapmak
demektir. Terâhî ise emre derhal imt
Emrin delâletinin fevr veya terâhî üzre mi olduğunda ihtilaf edilmiştir[7]
Malikî ve Hanbelîlerde mezhepde zahir olan, mutlak yani fevr veya terâhî üzre olduğuna dair bir karine bulunmayan emir, nehiyde olduğu gibi fevrîdir. Çünkü Allah (c.c), Adem (a.s.) e secde etmediği için îblis'e "Sana emrettiğim vakit seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (Araf: 7/12) diyerek onu zemmetti. Emir fevr ifade etmeseydi bu zemme müstehak olmazdı.
Hanefîlerde sahih olan mutlak emir terâhî üzre/Şafiîlerde râcih olan görüş ise mutlak emir ne fevr ifade eder ne terâhî, Çünkü fevr ifade edeni de etmeyeni de vâriddir, fevr ile de terâhî ile de takyidi sahih olur. Bu sebeple mutlak emir her iki manada hakikat kabul edilir ki bu da iştirak ve mecaza düşmemek için mutlak emrin "emredilenin yapılmasını talep etmeyi" ifade etmesi demektir.
Bazı âlimlerce tercih edilen görüşe göre emrin kendisi fevre veya terâhî ve delalet etmez. Bu ancak karinelerden anlaşılır. Lakin "Siz de hayır işlerine koşun" (Bakara: 2/148) ayet-i kerimesi gereğince evlâ ve efdal olanı derhal emrin edasına koşmaktır. Bir vakitle sınırlandırılmış vaciblerde fevriyyet, ox vacib için ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini belirten bir vakit tayin edilmesinden anlaşılır. Hayırlı işlere ait emirlerde ise "Rabbinizin affına
koşun" (Âli imran: 3/133), "Hayırlı işlere koşun" (Bakara: 2/148) gibi ayetlerden anlaşılır.
İhtilafın semeresi: Allah (c.c.) "Haca ve umreyi Allah için tamamlayın" (Bakara; 2/196) buyurduğu için Malikî ve Hanbelîlere göre haccın edası imkan bulunduğu zaman fevrîdir. Şafiîlere göre terâhî üzredir. Çünkü hac hicrî dokuzuncu senenin sonunda farz kılındığı halde Rasûlullah (s.a.) ancak onuncu senede haccetmiştir. Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf a göre ise sünnette vârid olan Hâkim ve Beyhakî'nin Hz. Ali'den rivayet ettikleri "Menolunmadan önce haccediniz" gibi hadislerin karine olarak delaletiyle haccın edası fevrîdir.
Zekat emrinin muktezasınca Malikî ve Hanbelîlere göre zekat da fevrîdir. Şafiî mezhebinde de öyledir, çünkü zekatı alacak hak sahiplerinin acil ihtiyacı vardır. Hanefîlerde mutemed olan görüşte ise zekatın edası terâhî üzredir.
4. Nehy
Nehy: Bir fiilin kat'î bir
şekilde yapılmamasının talep edildiğine delâlet eden şeydir. Nehy üslupları: Nehy ya o bilinen sîğasıyle olur.
Meselâ "Yetimin malına yaklaşmayın." (En'am:
6/152); "Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin." (En'am: 6/151) ayetlerinde olduğu gibi. Veya "Size meyte ve kan haram kılındı." (Maide:
5/3), "Annneleriniz ve kızlarınız...size haram
kılındı." (N
Cumhura göre, emrin mucebi îcab (vacib kılınması) gibi olduğu nehyin mucebi de tahrimdir (havam kılınması) ve nehyedilen şeyin yapılmaması lazım gelmesidir. "Ey iman edenler Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın" (Maide: 5/87) ayetinde olduğu gibi karine bulunursa nehiy "kerahet" manasına alınabilir. Burada karine kişinin nefsini helal şeylerden menetmesinin mekruh olup haram olmamasıdır, çünkü bu insanın tabiatına bırakılmıştır.
Nehy sîğası "Ey Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi saptırma." (Âli imran: 3/8) ayetinde olduğu gibi "dua" manasında, "Ey iman edenler! Allah'ın afvettiği şeyleri sormayın." (Maide: 5/101) ayetinde olduğu gibi "irşad" manasında "Sakın (o kâfirlerden) bir takımlarını faydalandırdığımız şeylere iki gözünü dikme." (Hıcr: 15/88) ayetinde olduğu gibi "tahkir", "Zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gafil olduğunu zannetme sakın." (İbrahim: 14/42) ayetinde olduğu gibi "akıbeti beyan" etme veya "Ey kâfirler! bugün özür dilemeyin. Siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz." (Tahrim: 66/7) ayetinde olüuğu gibi yeis manasında olabilir[8]
Nehyin delâletinin fevr ve tekrar üzre olması:
Nehyin delâletinin fevr ve tekrar üzre olup olmamasında âlimlerin iki görüşü vardır[9]
Şafiîlerden Râzî ve Beydavî'ye göre nehy ne fevre ne de tekrara delâlet etmez. Çünkü bazan "Zinaya yaklaşmayın" ayetinde olduğu gibi tekrar için vâ-rid olduğu halde, bazan da doktorun "Etle beraber süt içme" sözündeki gibi adem-i tekrar için varid olur. İştirak ve mecaz da aslın hilafı olduğuna göre nehy kadr-i müşterekte hakikat olur ki o da nehyedilen fiilin terkedilmesidir.
Cumhura göre ise -ki
meşhur ve râcih olan budur- nehy
tekrar ve fevr ifade eder. Bu da nehyedilen
fiilin derhal ve daima terkini gerektirir. Çünkü matlub
olan "terketme" ancak devamlı olursa
gerçekleşir, tekrar nehye uymuş olmak için zarurîdir.
Fevr de böyledir. Çünkü bir fiil nehyetmek,
ondaki zararı defetmek için onu haram kılmaktır ki derhal uyulması vacibtir. Bu imt
Velhasıl mutlak nehy sığası fevr ve tekrarı gerektirirken mutlak.emir sî-ğası ne fevr ne de tekrarı gerektirmez.
Fıkıh usûlü âlimleri, şer'î naslarda ve küllî esaslarda yer alan şeriatın prensiplerinden, şer'î hükümler ve onların illet ve sebeplerinin taranmasından istifadeyle bir takım kaideler ortaya koymuşlardır ki bunlar hakkında nas olmayan meselede ictihad ve istinbat ederken göz önünde bulundurulur.
[1] Usûlü Pezdevî: 1/79.
[2] et-Tevzîh: 1/63.
[3] Müsellemü's-Subûr. 1/289.
[4] Malikî usûlcülerinin zikrettiği budur (ez-Zehîra: s. 97). Ancak Maliki mezhebinin fıkıh âlimlerinin kabul ettiği görüşe göre zıharda azad edilecek kölenin mümin olması şarttır, kâfir köle yeterli olmaz (eş-Şerhu's-sağîr. 2/645).
[5] Keşfü'l-Esrâr: 2/101; el-İhkam: 2/6; Şerhu Tenkîhu'l-Fusûl: s. 126; tl-Medhal ilâ Mezhebi Ahmeci. s. 101.
[6] Müsellemü's-Subût. 1/310; Şerhu Tenkîhu'l-Fusûl, Karafî: s. 130; el-Mustasfa: 2/22; el-MedhaL ilâ Mezhebi Ahmed: s. 102; İrşâdü'l-Fuhûl: s. 102.
[7] Usûlü Serahsî: 1/26; Şerhu Tenkîhu'l-Fusûl: s. 128; Şerhu'l-îsnevî: 2/52; el-Uhdefî usûli'l-Fıklı: Eby Ya'tâ: 1/281.
[8] Müsellemü's-Sübût: 1/329; el-İhkâm: 2/32; el-Medhal ilâ Mezhebi Ahmed: s. 106.
[9] Şerlm Tenkîhu'l-Fusûl, Karafî: s. 168; ŞerhuUsnevî: 2/63; el-Uhdefî usûli'l-Fıkh: 2/428.
İslami Okul Okulların En Önemlisi