Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şer'u Men Kablenâ - Fikihusuluzsaban - 12. Sayfa

VII- ŞER'U MEN KABLENÂ.. 1

§: 129- "Şer'u Men Kablenâ"nın Anlamı: 1

§: 130- "Şer'u Men Kablenâ" İçinde Mütalâa Edilecek Hükümlerin Kısımları: 1

§: 131- "Şer'u Men Kablenâ"mn Kitab ve Sünnetin Kapsamında Düşünülmesi Gereği: 3

 

VII- ŞER'U MEN KABLENÂ

 

(Hz. Muhammed'den Önceki Semavî Dinlerin Hükümleri)

 

Şer'u Men Kabhnâ'nm:

a)  Anlamı

b) Kısımları,

c)  Kitab ve Sünnetin Kapsamında Düşünülmesi Gereği.

 

§: 129- "Şer'u Men Kablenâ"nın Anlamı:

 

"Şer'u men kablenâ”dan maksat, Yüce Allah'ın (Hz. Muhammed'­den Önceki toplumlar için koyduğu ve -Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsâ gibi- peygam­berleri vasıtası ile onlara bildirdiği hükümlerdir.Usûl bilginleri, edille-i şer'iyyeden söz ederken, önceki peygamberler vasıtası ile bildirilen hükümlere de şu açıdan temas etmişlerdir: Bu hükümler Hz. Muhammed'in ümmeti hakkında da geçerli midir ve onun ümmeti için bağlayıcı mıdır?

 

§: 130- "Şer'u Men Kablenâ" İçinde Mütalâa Edilecek Hükümlerin Kısımları:

 

Kısaca ifade edelim ki, önceki peygamberler vasıtasıyla bildirilen hükümler, Hz. Muhammed'in ümmetine nisbetle iki kısma ayrılır:

Birinci Kısmı: Kur'ân-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber'in Sünnetinde yer almayanlar. Bunların müslümanlar için bağlayıcı olmadığı hususunda. bütün bilginler fikirbirliği içindedir.

ikinci Kısım: Kur'ân-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber'in sözlerinde zikri geçen hükümler. Bunları üç neviye ayırmak gerekir:

Birinci Nevi: Müslümanlar açısından mensuh (yürürlükten kaldırılmış) olduğuna dair delil bulunan hükümler. Bu çeşit hükümlerin de müslümanlar için geçerli olmadığı hususunda bilginler fikirbirliği etmişlerdir. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurul-muştür:"De kî: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki pistir- ya da Allah 'tan başkası adına kesilmiş hayvandan başka yemek yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sının aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki, Rabb'in bağışlayan ve esirgeyendir. Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık. Zulümleri yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğruyu söyleriz. [1]

Bu âyetlerden birincisinde Yüce Allah, Hz. Muhammed'in ümmetine haram kıldığı şeyleri açıklamış, ikincisinde ise yahudilere has olmak üzere koyduğu yasaklan haber vermiştir. Ki bu yasaklar onlara, Allah'ın koyduğu sınırların dışına çıkmaları ve zulme dalmaları yüzünden konmuştur. Zira onlar, peygamberleri öldürüyorlar, (insanları) Allah yolundan saptırıyorlar, ribâ alıyorlar, insanların mallarını haksız yere yiyorlardı.

Bu nevi için bir başka örneğe Hz. Peygamber'in şu hadisinde raslanır: "Bana ganimetler helâl kılındı. Halbuki benden önce hiçkimseye helâl kılınmamıştı. [2] Ganimet, savaş neticesinde düşmandan alınan mallardır. Bu hadis gösteriyor ki, ganimet almak, önceki toplumlara bildirilen hükümlere göre haram idi. Fakat Hz. Muhammed ve ümmeti için hüküm değiştirilmiş ve ganimet helâl kılınmıştır.

İkinci Nevi: Müslümanlar hakkında da geçerli olduğuna dair delil bulunan hükümler. Bunlar, müslümanlar için de bağlayıcıdır. Çünkü bu ikrar, o hükümlerin de İslâm Dininin çerçevesinde bırakıldığını göstermektedir. Meselâ:

- Oruç, önceki dinlerde bir fariza olduğu gibi, Yüce Allah bunu Muhammed ümmetine de farz kılmıştır. Nitekim âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: "Ey iman edenler! Sizden önceki­lere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. [3]

-  Kurban, Hz. İbrahim hakkında konmuş bir hüküm idi. Bu hüküm, şu hadiste belirtildiği üzere Hz. Muhammed'in ümmeti hakkında da meşru kılınmıştır:"Kurban kesiniz. Esasen kurban, atanız İbrahim Aleyhisse-lâm 'j/j sünnetidir.'[4]

Üçüncü Nevi: Kur'ân-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber'in ifadelerinde kabul veya red işareti olmaksızın zikri geçen ve hakkında müslümanlar bakımından mensuh olduğuna dair bir delil de bulunmayan hükümler. Meselâ:

- Kur'ân-i Kerîm'de şöyle buyurulur:'Orada (Tevrat 'ta) onlar hakkında şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır. Kim bunu bağışlarsa (kısas hakkından vazgeçerse) o kendisi için keffâret olur. Allah 'm indirdiği ile hükmetmeyenler zâlimlerin ta kendileridir. [5] Bu âyet, Tevrat'ta İsrailoğullan için konmuş olan hükmü haber vermektedir.

- Yine Kur'ân'da Cenâb-ı Allah'ın Salih Peygamber'e hitaben şöyle buyurduğu İfade edilir: "Onlara, suyun aralarında paylaştmldı-ğını haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın. [6]Bu âyet, Salih Peygamber ile kavmi arasındaki su ihtilâfının halli ile ilgilidir. Buna göre su, gün esasına göre nöbetleşe kullanılacaktı. Deveye ayırılan günde, kavmi, ancak onun sütünden faydalanabilecekti. Böyle bir paylaşma hakkında âyette ne kabul ne red ifadesi vardır. Bu tarz bir paylaşmanın müsülümanlar bakımından mensuh olduğuna dair de başka bir delil bulunmamaktadır.Usûlcüler, bu nevi hükümler konusunda bilginlerin ihtilâfa düştüğünü belirtirler. Fakat doğrusu* bu hükümlerin müslümanlar hakkında da geçerli ve bağlayıcı olduğunu kabul etmektir. Şu delil bu görüşü teyit ediyor: Hz. Peygamber;  "Kim bir namaz vaktinde uyur kalırsa veya unutup vaktini geçirirse, hatır­ladığında onu kılsın"[7]buyurduktan sonra  "ve beni anmak için namaz kıl"[8] âyetini okumuştur, Esasen bu âyet Hz. Musâya yapılan bir hitabı ihtiva etmektedir ve Hz. Peygamber, hatırlandığında namazın kazası gerektiğine delil göstermek üzere bu âyeti zikretmiştir. Şu halde önceki toplumlar için konmuş olup da, Kur'ân ve Sünnette bu şekilde zikredilen hükümlerin müslümanlar hakkında da geçerli olduğunu kabul etmek gerekir.  Çünkü Allah ve Rasülünün önceki toplumlar için konmuş hükümlerden bazılarını, yukarıda gösterilen şekilde zikretmesi bunların müslümanlar hakkında da geçerli olduğu hususunda zımnî bir kabul niteliğindedir.Bu sebeple, bazı fakihler, müşterek mülkiyete konu olan bir malın "mühâyee" âbl^il usulü ile paylaşılmasını caiz görmüşlerdir. Mühâyee, her bir ortağa müşterek mülkten tek başına belirli bir süre faydalanma hakkının tanınmasıdır. Fakihler bu hükme varırlarken, Salih Peygamber ve kavmi arasındaki su ihtilâfının halline dair -yukarıda zikredilen- âyete dayanmışlardır.Yİne bazı fakihler, zimmiye (İslâm ülkesindeki gayr-ı müslim vatandaşa) karşılık müslümana, kadına karşılık erkeğe ve köleye karşılık hür kişiye kısas cezasının uygulana­cağı hükmünü savunurlarken, yukarıda zikrettiğimiz . âyetini delil göstermişlerdir.

 

§: 131- "Şer'u Men Kablenâ"mn Kitab ve Sünnetin Kapsamında Düşünülmesi Gereği:

 

İyi incelendiğinde görülür ki, "şer'u men kablenâ" aslında müstakil bir kaynak olmayıp, nihâî tahlilde Kitab ve Sünnet'in kapsamına dahildir. Zira -daha önce açıkladığımız üzere- şer'u men kablenâ ile ancak, Allah Teâlâ veya Hz. Peygamber o hükmü red ifadesi taşımaksızın zikretmiş olursa ve hakkında müslümanlar bakımından mensuh olduğuna dair delil bulunmazsa amel edilir. O halde Yüce Allah'ın zikrettikleri Kitab'ın, Hz. Peygamber'in zikrettikleri de Sünnet'in dışında düşünülemez.



[1] el-ErTâm 6/145-14

[2] Buharı, Teyemmüm. I

[3] el-Bakara 2/183.

[4] Aynı anlamda, bkz. İbn Mâce, Edâhî, 3.

[5]  el-Mâide 5/45.

[6]   e!-Kamer 54/28.

[7] Bazı lâfız farklılıkları İle, bkz. Tirmizî, 16; Nesâî, Mevâkît, 53; Darimî. Salât, 26.

[8] Tâhâ 20/14.