İSLÂM DİNİNİN ÖZELLİKLERİ - Ilmihalhilmidonduren - 2. Sayfa
İSLÂM DİNİNİN ÖZELLİKLERİ
1) İslâm Dini, Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.)’e, Allahü Teâlâ tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla gönderilmiş olan vahyin tamamı “vahiy kâtipleri” tarafından yazılmış, mushaf haline getirilen bu yazılı belgeler çoğaltılarak, değişmeksizin günümüze kadar ulaşmıştır. Kur’an-ı Kerim, Hz. Ebû Bekr’in halifeliği sırasında, hâfızların hafızasından, yazanların yazısından âyet-âyet, sûre-sûre kontrolü yapılarak iki kapak arasında toplanmıştır. “İmam” adı verilen bu nüsha, Hz. Ebu Bekir’den sonra, Hz. Ömer, o’nun da vefatından sonra kızı ve Rasulullah (s.a.s)’in eşi Hz. Hafsa nezdinde muhafaza edilmiştir. İşte bu imam nüsha Hz. Osman devrinde Zeyd b. Sâbit başkanlığındaki bir komisyon tarafından beş veya yedi nüsha olarak çoğaltılmış ve bu nüshalar; Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn’e gönderilmiştir. Bu orijinal nüshalardan bazısı günümüze kadar ulaşmıştır. Elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim’lerle orijinalleri arasında herhangi bir fark yoktur. Kur’an’ın sahibi olan Allahü Teâlâ, onu kıyamete kadar korumayı üzerine almıştır.32
Diğer semâvî kitaplar böyle bir titizlikle korunamamış ve tahrifata uğradığı için orijinallikleri kalmamıştır.
2) İslâm, Hz. Adem’den beri devam eden tevhid zincirinin son halkasını teşkil eder. Yeryüzündeki bütün insanları tek Allah inancına çağırır ve son Peygamber Hz. Muhammed’in etrafında toplanmaya davet eder.33
3) Fıtrî ve evrensel bir dindir. Diğer semâvî dinler belli bölge veya belli asırların ihtiyacına göre indirilmişken, İslâm bütün yeryüzü halkının kıyamete kadar olan ihtiyaçlarına göre indirilmiştir. Son din olduğu için de en mükemmelidir. Onun esasları insan yaratılışına uygundur, pozitif bilimlerin belirlediği prensiplerle de çelişmez. Çünkü bütün varlıkları, dünyayı yaratan Allahü Teâlâ’dır. Kur’an-ı Kerim’i indiren de O’dur. Kaynak bir olunca bunların arasında çelişme söz konusu olamaz.
4) Hz. Peygamber, ins ve cinnin peygamberidir. Diğer peygamberlere veya ümmetlerine verilmeyen bazı üstünlükler ona ve ümmetine ihsan edilmiştir. Alemlere rahmet oluşu, şefaat makamının verilişi, yeryüzünün onun ümmetine mescid kılınması, savaş ganimetlerinin helâl kılınması ve bir aylık mesafedeki düşmanın kalbine korku salmakla yardım olunması bunlar arasında sayılabilir. Önceki peygamberlerden farklı olarak verilen bu değerleri Rasulullah (s.a.s) Tebuk Gazvesi sırasında ashab-ı kiramına açıklamıştır.
5) İslâm ırk, renk, dil ve servet farkı gözetmeksizin insana insan olarak değer vermiş, üstünlüğün ancak iman, takvâ ve ahlâk güzelliğinden dolayı olabileceğini belirtmiştir. Bu yüzden, arabın arap olmayana, beyazın siyaha takvâ dışında üstünlüğü yoktur. Herkes Hz. Adem’in soyundan gelmiş ve Adem de topraktan yaratılmıştır. Allahü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, birbirinizi tanımanız için de sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah (C.C.) katında en şerefliniz takvada en üstün olanınızdır.”34
6) İslâm içkiyi, kumarı, tefeciliği, zinayı, yalan söylemeyi, zulüm ve haksızlık yapmayı yasaklamış, iyiliği, yardımlaşmayı, adaleti, yoksulları ve düşkünleri gözetmeyi emretmiştir. Rasûlullah (s.a.s); komşusu açken, tok olarak sabahlayanın; kendisi için sevip arzu ettiği şeyleri, diğer mümin kardeşleri için de sevip arzu etmeyenin gerçek mümin olamayacağını haber vermiştir.
7) İslâm beden ve ruh temizliğini istemiştir. Günde beş vakit namaz için alınan abdest ve haftada en az bir defa alınan boy abdesti ile elbise ve ibadet yapılacak yerlerin temiz tutulması, küçük ve büyük abdest bozduktan sonraki temizlikler, yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması, dişlerin misvaklanması maddî temizlik örneklerindendir. Namaz abdesti ile gusül abdesti aynı zamanda manevî temizlik niteliğindedir.
İnsanın beden temizliğinin imanın yarısı olduğu, temiz olanın rızkının genişleyeceği ve sağlık kazanacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Hz. Peygamber de temizliği sever, temiz giyinir, koku sürünür, saçlarını tarar, yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı. Yüce Allah’ın ona ilk emirlerinden biri; “Ey bürünmüş sarınan, kalk artık, inanmayanları azapla korkut, Rabbini büyük tanı; elbiselerini de temizle”35 olmuştur. Özellikle ağız temizliğine dikkat eden Allah elçisi bu konuda şöyle buyurmuştur: “Ümmetime güçlük olmayacağını bilseydim, her namazda misvak kullanmalarını emrederdim.”36
İnsanın ruhu, özünü ve aslını teşkil eder. Beden yalnız ruha kılıf ve onu madde ve fizik alem olan dünyada taşıyıcılık görevi ifa eder. Dünyada bedenle yapılan ibadet, taat, hayır, hasenat ve diğer salih ameller ruhun terbiye ve yücelmesi içindir. Allahü Teâlâ’ya kulluk, zikir, şükür, hamd ve tesbih sayesinde kalbin tasfiye ve tezkiyesi mümkün hale gelir. Kalb bu sayede gurur, kibir, hased, yalan, kin, gaflet ve dalâlet kirlerinden arınır. İlâhî nurla aydınlanır. Kendini tanıyınca Rabbini tanır. Kalbin huzura kavuşması ancak Yüce Allah’ı zikirle gerçekleşir. Kur’an-ı Kerim’de;“Dikkat et, kalblerin huzura kavuşması manevi rahatlığa ermesi,ancak Allah’ın zikri ile olur.”37 buyurulur.
8) İslâm, ilim öğrenmeyi, rızık için çalışıp kazanmayı ibadet saymış, dünya ile ahıret arasında bir denge kurarak her ikisi için çalışmayı emretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de ilk inen ayet-i celilede; “Yaratan Rabbinin adıyla oku”38 buyurulmuştur. Rasulullah (s.a.s), ilim istemenin her müslümana, farz olduğunu bildirmiş39 dünyası için ahıretini, ahireti için dünyasını terketmeyenin en hayırlı kimse olduğunu haber vermiştir. Yüce Allah, dünya ve ahirete yönelmenin ölçüsünü şöyle belirlemiştir: “Allah’ın sana vermiş olduğu nimetlerle ahiret yurdunu gözet. Dünyadaki nasibini de unutma. Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de başkalarına iyilikte bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.”40
9) İslâm’da amellerin makbul olması için hür iradeyle yapılması gerekir. Korku ve tehdit altında işlenen fiilden dolayı sorumluluk bulunmaz. Bu zorlama imanla ilgili olsa bile işkence gören kimse, ruhsata uyma hakkına sahiptir. Nitekim, Mekke müşrikleri, işkence ile öldürülen ilk İslâm şehidleri Yasir ve Sümeyye’den sonra, oğulları Ammar b. Yasir’e zorla dinden çıkmayı gerektiren sözler söyletmek istediler. İşkenceye dayanamayan Ammar, onların isteğini yerine getirdi. Sonra gelip, durumu arz edince, Peygamber (s.a.s) kendisine; “Arkanda ne vardı, Ey Ammar” diye sormuş, o da; “kötülük vardı; seni kötülükle, onların tanrılarını da iyilikle anmadıkça beni bırakmadılar.” diye cevaplandırmıştır. Hz. Peygamber; “kalbini nasıl buldun” demiş; Ammar ise; “İmanla dolu buldum” cevabını verince, Hz. Peygamber (s.a.s); “Onlar sana aynı şeyi yaparlarsa, sen de aynı şeyi tekrar edebilirsin” buyurmuştur.41 Silahla zorlanan kimsenin,söylediği sözlerden dolayı bir sorumluluğunun bulunmadığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanır: “Kalbi imanla dolu olduğu halde, inkâra zorlanan dışında kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr eder, kalbini inkâra açık tutarsa, Allah’ın gazabı onların üzerindedir. Bunlara büyük bir azap da vardır.”42
Yine Mekke müşrikleri iki müslümanı ölümle tehdid etmişler, birisini dininden dönmediği için öldürmüşler, diğeri dıştan küfrü kabul ederek ölümden kurtulmuştu. Durum Rasulullah (s.a.s)’a arzedilince, öldürülen şahıs hakkında; “O şehidlerin en üstünü ve cennette benim arkadaşımdır”43 buyurmuştur.
10) İslâm’a davet metodunda zorlama, baskı, korkutma ve işkence yoktur. İnsanların sevgi ve ikna yoluyla İslâm’a gönül vermesi asıldır. Hz. Peygamber’in irşad sırasında kendisine sert, kaba ve saygısızca davrananlara karşı bile yumuşak, merhametli ve nazik davrandığı bilinmektedir. Taiflilerce taşlandığı ve ayakları kan içinde kaldığı halde, onların helakı için beddua etmemiş ve görevli meleğe; “Ben insanları helak etmek için değil, onlara rahmet olarak geldim. Bunlar gerçeği bilmiyorlar” diye cevap vermiştir.
Kur’an-ı Kerim’de İslâm’a davet metodu şöyle belirlenir: “İnsanların Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel yol hangisi ise onunla yap. Şüphesiz ki, Rabbin, yolundan sapan kimseyi en iyi bilendir. O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.”44 İslâm’a davetin, vicdanlara baskı sayılabilecek şekilde yapılması yasaklanmıştır. “Dinde zorlama yoktur, doğru yol, sapıklıktan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim azgın şeytanı inkar edip Allah’a inanırsa o, kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”45
11) İslâm, toplumun sağlıklı bir yapıya kavuşup, bu halinin sürekli olarak devamını sağlamak için “iyiliği emir ve kötülükten nehiy” esasını getirmiştir. Bir İslâm toplumunda, müslüman daima iyi, güzel ve hayırlı olan işlerin yanındadır. Kötü, çirkin ve zararlı olan işlerin de tabii olarak karşısındadır. Böylece İslâm toplumunda iyilikler kendiliğinden güç bulur ve yayılır. Kötülükler ise güçlenme imkânını bulamaz. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “İnanan erkekler ve kadınlar birbirinin dostudurlar. Onlar iyiliği emrederler, kötülükten menederler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. İşte Allah, onlara rahmet edecektir.”46 Başka bir ayette, tarihte İsrailoğullarının, işlemekte oldukları kötülüklerden birbirini vazgeçirmeye çalışmaması isyan etmesi ve aşırı gitmesi yüzünden lanete uğradıkları bildirilir.47
Kötülüğe engel olmada izlenecek yolu Rasûlullah (s.a.s) şöyle belirlemiştir: “Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, onun kötü olduğunu söylesin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu imanın en zayıf derecesidir.”48
12) Bir islâm ülkesinde müslim ve gayri müslim bütün tebea hakim önünde eşit haklara sahip olurlar. Zimmet ehli sayılan gayr-i müslimler kendi dinlerinin sağladığı haklara da sahip olurlar. Evlenmeleri, boşanmaları, ibadat ve taatları kendi dinlerine göre devam eder.
13) İslâm kendi aleyhimize olsa bile doğruluktan ayrılmamayı istemiştir. Hz. Peygamber (s.a.s), Allah’ın hükümlerini uygulamada insanlar arasında hiçbir zaman bir ayrıcalık gözetmemiştir. Nitekim soylu bir aileye mensup olan el-Esved kızı Fatıma, hırsızlık yapmıştı. Buna ceza verilmesi, Kureyş’e ağır geldi ve affedilmesi için Allah elçisine çok sevdiği Zeyd oğlu Usame’yi aracı olarak gönderdiler. Bu durumdan hoşnut olmayan Allah’ın Rasulü şöyle buyurdu: “Sizden öncekiler şu yüzden helak olmuşlardır: Soylu biri suç işlediği zaman onu affettiler, zayıf biri suç işlediği zaman ise onu cezalandırdılar. Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’in kızı Fatıma da çalsa şüphesiz elini keserim.”49
Hz. Ebû Bekir, ilk halife seçildiği gün, göreve başlarken müminlere şöyle hitab etmişti: “Sizin en zayıfınız, başkası üzerinde bulunan hakkını alıp kendisine verinceye kadar yanımda en kuvvetlinizdir. En kuvvetliniz de, onun üzerinde bulunan bir hakkı alıp hak sahibine verinceye kadar yanımda en zayıfınızdır.”
14) İslâm bütün müminleri kardeş ilân etmiştir. Mekke’den Medine’ye hicretle, muhacirlere kapılarını açan ensar, onlarla malını paylaşmış, öz kardeşten ileri yardımlaşma örnekleri yaşanmıştır. Nesep kardeşliği, iman kardeşliği ile birleşmediği takdirde iki kan kardeşin yolları ayrılır. Dünyada dost olamadıkları gibi ahirette de kendi sıkıntıları ile başbaşa kalırlar. İman kardeşliği ise, gönülden sevgiye dayanır, dostluk doğurur. Allah için sevmeyi ve sevilmeyi öğretir. Kişi de ahırette sevdiği ile beraberdir. İşte ashab-ı kiram birbirini sevmede ve Allah Rasulü’nün etrafında toplanmada bir binanın tuğlaları gibi birbirlerine kenetlenmişlerdi. Bu birlik ve kardeşlikten kuvvet doğuyor, kendilerinden kat kat üstün düşmanı yeniyorlardı. Çünkü onlar Allah’ın ipine topluca sarılmış ve Allah’ın yardımına mazhar olmuş bahtiyar bir topluluktu.
İşte birkaçına işaret ettiğimiz bu genel çizgiler İslâm’ın evrensel nitelikli bir din olduğunu göstermektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan ilkeler ve benzeri pek çok prensip daha yedinci miladi asırda İslâmiyet tarafından ortaya konulmuştur. İnsanlığın bugün ulaşamadığı; ırk, renk, dil gibi ayrılıklardan dolayı insanların kınanmaması ve farklı muameleye tabi tutulmaması esasını İslâm başarıyla gerçekleştirmiştir. Siyahın beyazla, arabın acemle, zenginin yoksulla, amirin memurla yanyana ve omuz omuza beş vakit ve cuma namazında aynı safta buluşması, dünya müslümanlarının bu kaynaşmayı hac veya umre sırasında daha evrensel biçimde gerçekleştirmesi sınırları aşan kardeşlik görüntüleridir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi