Meleklere İman - Fıkıh - Ilmihalhilmidonduren - 10. Sayfa
II - MELEKLERE İMAN
1. Melek Kavramı:
Allahü Teâlâ melekleri nurdan, cinleri ateşten ve insanı topraktan yaratmıştır. Meleklerin yaratılması insandan öncedir. Kur’an-ı Kerim’de buna şöyle işaret edilir:
“Rabbin Meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife (insan) yaratacağım’ demiştir. Melekler: ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni takdisde bulunuyoruz’ dediler. Allah: ‘Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim’”48 buyurdu.
Allahü Teâlâ, vahyini, peygamberlerine ve dolayısıyla insanlara melek aracılığı ile gönderdiği için meleklere iman, peygamberlere imandan önde gelir. Bu, iman esaslarının belirlendiği Cibril hadisinde böyle olduğu gibi49, Kur’an-ı Kerim’de de aynı sıra gözetilir: “Peygamber, Rabbi tarafından indirilene inandı. Müminler de inandılar. Herbiri Allah’a, Meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar.”50
Melekler semada bulunurlar ve Allah’ın bir emri ile, çeşitli görevler için inerler. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi, geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O’na mahsustur. Rabbin unutkan değildir.”51
Melekler nûranî, latîf varlıklar oldukları için görünmezler, vücutları cismanî olmadığından idrak edilmezler ve hissedilmezler. Onlar tabiat ötesi varlıklar olup, gerçek niteliklerini ancak Allah bilir. Nasslarda onların özellikleri ve görevleriyle ilgili sınırlı bilgiler verilmiştir. Buna göre; melekler günah işlemezler, nefsani ve şehvanî duygulara sahip değildirler, erkeklik ve dişilikleri yoktur. Onlar insanlar gibi olmayıp, yemez, içmez ve uyumazlar. İnsan sûretine girebilirler. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem’e Cebrail aleyhisselamın Hz. İbrahim’e de bir melekler topluluğunun insan suretinde geldiği bildirilir.52 Diğer yandan Hz. Peygamber’e (s.a.s) Cebrail (a.s) in insan suretinde geldiği ve bir takım sahabilerin onu gördükleri sahih hadislerle sabittir.53 Melekleri, aslî şekilleriyle ancak peygamberler görebilirler.
2. Meleklerin Görevleri:
Melekler, Allahü Teâlâ’ya ibadet ve itaat ederler. Onlar için isyan söz konusu değildir, emrolunanı yerine getirirler. Kendilerine hakim olan Allah’tan korkarlar. Daima iyinin ve iyiliğin yanında ve arkasındadırlar. Bunlardan dört büyük melek ve görevleri şunlardır:
a) Cebrâil:
Bu meleğe, Seyyidü’l- Melâike (meleklerin efendisi) de denir. Kur’an-ı Kerim’de “Ruhu’l-Emin”, “Ruhu’l-Kudus”54 ve “Ruh”55 gibi adlarla da anılır. Allah ile peygamberleri arasında elçilik görevi yapar. Bütün peygamberlere Allah’ın vahyini bu Melek getirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de O’nun bu önemli görevine şöyle işaret edilir.: “... Cebrail, Kur’an’ı, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi”56 Hz. İsa için de şöyle buyurulur: “Biz O’nu (İsa’yı) Ruhu’l-Kudüs’le destekledik”57
b) Azrâil:
Kur’an-ı Kerim’de “melekü’l-mevt (ölüm meleği)” diye nitelendirilen Azrâil (a.s.), eceli gelenlerin, Allah’ın izniyle ruhlarını almakla görevlidir. O’nun bu görevini Yüce Allah şöyle bildirir: “De ki; size memur olan ölüm meleği canınızı alacak ondan sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.”58
c) İsrâfil:
Kıyametin kopması ve yeniden diriliş için olmak üzere iki defa sûr üfürmekle görevlidir. Kur’an-ı Kerim’de, canlı varlıkların sonu olan bu olay şöyle ifadesini bulur: “(Birinci) sûr’a üfürülmüş, artık Allah’ın diledikleri dışında, göklerde kim var, yerde kim varsa hepsi düşüp ölmüştür. Sonra sûr’a bir kere daha üfürülür. Onlar da hemen ayağa kalkarak bekleşirler.”59
d) Mikâil:
Dünya ve dünya dışı bir takım fizik olaylarının, yağmur, rüzgâr ve ekinlerin bitmesi gibi oluşumların meydana gelmesinde görevli bir melektir. Kur’an-ı Kerim’de Mikâil (a.s)’dan şöyle söz edilmiştir: “Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cibril’e ve Mikâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah kâfirlerin düşmanıdır.”60
Bu dört büyük melekten başka, çeşitli ibadet, taat ve işlerle görevli bir takım melekler daha vardır. Savaşlarda müminlere yardım etmeleri61, insanların amellerini yazmaları62, Allah’ı zikir ve tesbih etmeleri63, Allah’a itaatları64, peygamberlere salavât getirmeleri65, insanları gözetlemeleri66, müminler için dua etmeleri67 bu iş ve görevler arasında sayılabilir.
Bunlara, görevlerinin niteliğine uygun çeşitli isimler verilmiştir. “İlliyyûn-Mukarrabûn”, “Hafaza”, “Münker ve Nekir”, “Hazene-i Cennet ve Hazene-i Cehennem”, “Kiramen Katibîn” bunlar arasındadır. Bu son melekler insanın yeryüzündeki tüm hareket, davranış, söz ve işlerini yazarak amel defterine tescil ederler. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Üzerinizde zaptedici melekler vardır. Onlar kerim yazıcılardır. İşlediklerinizi bilirler.”68
Bütün peygamberler ve semavî kitaplar meleklerin varlığını haber vermiştir. Meleklerin görülmemesi, gözlerimizin, onları görebilecek güç ve yeteneğe sahip olmayışından ileri gelir. Nitekim biz ruh, akıl ve nefis gibi fizik kesafeti bulunmayan manevî varlıkları da göremeyiz, fakat varlıklarından da bir şüphemiz bulunmaz. Mikrop da görülmüyor ama, mikroskopla görüntü ortaya çıkıyor. Mikrop keşfedilmezden önce, varlığını inkâr edenler mevcuttu. Fakat bugün görülüyor ve inkâr edilemez. Bu yüzden kafa gözünün göremediği bazı manevi varlıkları basiret, manevi göz veya kalb gözü açık olan kimsenin görmesi mümkündür.
3. Cinler:
Meleklerden ayrı olarak, yine latîf varlıklardan olan cinlerin varlığı Kitap ve Sünnetle sabittir. Tekili cinnî olup, cânn kelimesi cin ile eş anlamlıdır. Gûl ve İfrît cinlerin değişik türlerindendir.
Cinler, çeşitli şekillere girmeye elverişli biçimde güç işleri başarma yeteneğine sahip, hava veya ateşten yaratılmış akıllı varlıklardır. İnsanlar gibi yeryüzünde bulunurlar, müminleri ve kâfirleri vardır. İnsanlar gibi, Allah’ın emir ve yasaklarıyla yükümlüdürler, kendilerine peygamberler gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Ey cin ve insan topluluğu; size, içinizden, ayetlerimi anlatan ve şu (kıyamet) gününüzün geleceğini haber verip sizi korkutan peygamberler gelmedi mi?”69
Hz. Peygamber Ukaz panayırına giderken Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve müslüman olmuştur. Bu durum Rasulullah’a (s.a.s), Cin sûresinin ilk ayetlerinde haber verilmiştir.70 Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’un naklettiğine göre, bir gece Rasulullah (s.a.s), aralarından kaybolmuş, şehir dışında vadilerde aranmasına rağmen bulunamamıştı. Sabah olunca Hira yönünden geldiğini gördüler. Allah elçisi durumu şöyle açıkladı: “Bana cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum.” (Kurtubî, el-Cami’ Li Ahkâmi’l-Kur’an, Beyrut, 1967, XIX, 2 vd.)
Cinler, yaratılış özellikleri bakımından, gelişmiş imkânlara sahip olmalarına rağmen düşünce seviyeleri, şuur olarak genel anlamda insanlardan geridirler. Karakterleri insandan zayıftır. Olumsuz ve zararlı davranışlara daha fazla meyillidirler. Fakat iyileri, dindar ve faziletli olanları da vardır. En büyük özellikleri, insanların zayıf tarafından veya zayıf zamanından yararlanarak, onları kendilerine tabi kılmak suretiyle istediklerini yaptırmaktır.71
Gaybı sadece Allah bilir. Cinler gaybı bilmez.72 Buna rağmen insanların bilmedikleri bazı şeyleri cinler bilebilir. Bunlar gayb’la ilgili değil, mevcut olan şeylerle ilgilidir. Yalnız insanlar o anda onu bilmemektedir. Diğer yandan cinlerin, meleklere görev dağıtımı sırasında kulak misafiri olarak dünya ile ilgili bazı sırları çalmaya çalıştıkları da olur. Onlar bazısı doğru da olabilen, ancak yalanlarla karışık bilgileri irtibatlı oldukları kişiye aktarabilirler. Bu şahıslara cinci ve büyücü denir. İslâm’da bu gibi cin işleriyle uğraşmak yasaklanmıştır.
Cinlerin erkek ve dişi olanları vardır. Evlenirler, çoğalırlar, yerler ve içerler. Yaşlanır ve ölürler. Onların ömrü kendi zaman birimleri itibariyle 60-70 yıl olmakla birlikte, dünya zaman birimine göre bu süre bin yıla kadar çıkabilmektedir. Cinlerin yaratılma sebebi de imtihan amacıdır. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”73 ayeti buna delâlet eder.
Cinlerin yaratılışı türlü şekillere girmeye ve ağır işler görmeye elverişlidir. Nitekim, Hz. Süleyman, Belkıs’ın tahtını Yemen’den getirtmek isteyince İfrît adlı bir cin şöyle demiştir: “Daha sen yerinden kalkmadan ben sana onu getiririm, benim herhalde buna yetecek gücüm var”74 Süleyman (a.s) Kudüs’te, getirtilecek taht ise Yemen’de idi. Ancak daha sonra, bu tahtı, Allah’ın veli kullarından bir kul olan Asaf b. Berhiyâ, göz açıp kapayıncaya kadar getirmiştir. Bu durumu Cenâb-ı Hak şöyle beyan eder: “Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan kimse: ‘Ben, onu sana göz açıp kapayıncaya kadar getiririm’ dedi.”75 Diğer yandan Süleyman Peygamber cinleri ağır ve güç işlerde çalıştırmıştır.76
4. Şeytan:
Şeytan cinlerden olup, şerrin, kötülüğün, dalâletin temsilcisidir. Allahü Teâlâ, Hz. Adem’e secde etmesini emrettiği zaman şeytanların babası olan İblis, kendisinin ateşten, Adem’in ise topraktan yaratıldığını ileri sürerek Allah’a isyan etti. Kendisini Adem’den üstün görmesi nedeniyle gurura kapıldı ve kâfirlerden oldu.77
İblis ve onun zürriyetinden gelen şeytanlar Allah’ın rahmetinden kovulmuş, insanları doğru yoldan ayırmak ve onları kötülüğe sevketmek için kıyamete kadar mühlet verilmiştir.
Her insanın bir şeytanı vardır. Hz. Peygamber’in de kendisine musallat olan bir şeytanı varken, Cenâb-ı Hak ona yardım etmiş ve şeytanı müslüman olmuştur.78 Şeytanın görevleri altı maddede toplanabilir: a) Küfür, şirk, Allah ve Rasülüne isyan ettirme, b) Bid’ata sevketmek, c) Büyük günah işletmek, d) Küçük günahlarla meşgul etmek, e) Mübahlarla fazla uğraştırmak, f) Fazileti az olan amellerle oyalamak.
Allahü Teâlâ şeytana karşı mü’minleri uyarmış, ona uymamalarını istemiştir. Kur’an-ı Kerim’de şeytanın apaçık bir düşman olduğu belirtilir: “Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman tutun. O, kendi yandaşlarını çılgın ateşlik kimseler olmaya çağırır”79
Şeytan ilk insan Hz. Adem’le Havva’yı yanıltmış ve cennetten çıkmalarına neden olmuştur. Bu gerçeği göz önünde tutarak, onun hile ve tuzaklarına karşı uyanık bulunmak gerektiği Kur’an’da şöyle ifade buyurulur: “Ey Adem oğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları inanmayanlara dost kılarız.”80
Şeytanın ihlaslı müminler üzerinde bir etki ve nüfuzunun bulunmadığı belirtilir: “Şeytanın görevi ve vasfı insanı doğru yoldan çıkarmak olmakla birlikte onun mümin üzerinde bir yetkisi ve gücü yoktur. Mümindeki iman şeytanın vesvesesinin etkisini yok eder. Çünkü, doğrusu şeytanın, insanlardan yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.”81
Yeryüzünde iyi ile kötü, hayırla şer, imanla küfür arasındaki mücadele kıyamete kadar sürecektir. Daima iyiliğin yanında melek, kötülüğün arkasında da şeytan var olmaya devam edecektir. İnsanoğlu, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği irade gücünü iyi yolda kullanmaya karar verir ve azmederse bu konuda Allah’ın yardımı tecelli eder. Bu ameli işlemek için kendisinde güç ve kuvvet bulur. Şer ve kötülük yönünde karar verirse, şeytanın desteğini arkasında bulur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi