Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 15. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

ÜÇÜN­CÜ KI­SIM

 

İBA­DE­TE HA­ZIR­LIK

 

l İslâmda Te­miz­lik

l Ab­dest ve Ab­dest­le il­gi­li Mes'ele­ler

l Boy Ab­des­ti (Gu­sül)

l  Te­yem­müm

l  Ka­dın­la­ra Mah­sus Hal­ler

İSLÂM’DA TE­MİZ­LİK

 

I- Te­miz­lik ve Kap­sa­mı:

İslâm di­ni te­miz­li­ğe bü­yük önem ver­miş, Yü­ce Al­lah’ın hu­zu­ru­na çık­mak için be­den, el­bi­se ve na­maz kı­lı­na­cak yer­le, kal­bin te­miz­li­ği­ni em­ret­miş­tir. Kur’an-ı Kerîm’de, te­miz­li­ğe dik­kat eden­ler övül­müş ve Al­lah’ın sev­gi­si­ne lâyık ol­duk­la­rı be­lir­til­miş­tir. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Şüp­he­siz, Al­lah çok tev­be eden­le­ri ve te­miz­le­nen­le­ri se­ver.”1 Te­miz­lik­le­ri üm­me­te ör­nek gös­te­ri­len Ku­ba hal­kı hak­kın­da Yü­ce Al­lah şöy­le bu­yu­rur: “Ora­da, te­miz­len­me­yi se­ven kim­se­ler var­dır. Şüp­he­siz Al­lah te­miz­le­nen­le­ri se­ver.”2 Dış te­miz­lik ya­nın­da, kalb ve iç te­miz­li­ği da­ha da önem­li­dir. Çün­kü dı­şı süs­len­miş, fa­kat iç âlemi kir ve pis­lik­ler için­de bu­lu­nan kim­se ima­nın ger­çe­ği­ne ula­şa­maz. Al­lah Teâlâ kur­tu­lu­şa eren­le­rin ilk sı­fa­tı­nın te­miz­len­me ol­du­ğu­nu şöy­le açık­lar: “Şüp­he­siz, iyi te­miz­le­nen ve Rab­bi­nin adı­nı zik­re­dip de na­maz kı­lan kim­se um­du­ğu­na er­miş­tir.”3 Yi­ne Kur’an-ı Kerîm’de elbise4 ve iba­det yeri5 te­miz­li­ği­ne dik­kat çe­kil­miş­tir.

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s.) te­miz­li­ğin öne­mi­ni şöy­le be­lirt­miş­tir: “Te­miz­lik ima­nın ya­rı­sı­dır.”6 “Al­lah te­miz­dir, te­miz­li­ği se­ver.”7

Yu­ka­rı­da­ki âyet ve ha­dis­ler­den yal­nız bol su dö­ke­rek sa­bun ve de­ter­jan­la be­de­nin dı­şı­nı te­miz­le­me­yi, bu­na kar­şı­lık be­de­nin iç dün­ya­sı­nın, mânevî kir ve çir­kin­lik­ler­le do­lu ola­rak bı­ra­kı­la­bi­le­ce­ği­ni an­la­mak doğ­ru de­ğil­dir. Bu yüz­den İslâm bil­gin­le­ri te­miz­li­ği dört de­re­ce­ye ayı­ra­rak şu şe­kil­de tas­nif et­miş­ler­dir:

a) Be­de­nin, el­bi­se­nin ve na­maz kı­lı­na­cak ye­rin pis­lik­ten te­miz­len­me­si. Ab­dest­siz­li­ğin gi­de­ril­me­si ve be­de­nin tır­nak, kol­tuk ve ka­sık kıl­la­rı, sün­net ol­mak gi­bi faz­la­lık­la­rı­nın te­miz­len­me­si bu gru­ba gi­rer.

b) Be­de­nin uzuv­la­rı­nın gıy­bet, ya­lan, ha­ram ye­mek, hıyânet et­mek ve ben­ze­ri gü­nah­lar­dan te­miz­len­me­si. Bu, zâhid ve takvâ sa­hip­le­ri­nin iman ve te­miz­len­me şek­li­dir.

c) Kal­bin dı­şı­nın; ha­sed, ucub, ki­bir, ri­ya, hırs, düş­man­lık, gös­te­riş ve bu­na ben­zer kö­tü has­ta­lık­lar­dan te­miz­len­me­si. Bu çir­kin has­let­ler or­ta­dan kal­kın­ca te­va­zu, ka­na­at, tev­be, sa­bır, kor­ku, ümid, sev­gi ve ben­ze­ri gü­zel sı­fat­lar bun­la­rın ye­ri­ni alır. Bu da takvâ sa­hip­le­ri­nin iman de­re­ce­si­dir.

d) Kal­bin özü­nün Al­lah Teâlâ’dan baş­ka her şey­den te­miz­len­me­si. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Al­lah de, son­ra on­la­rı ken­di oyun­la­rıy­la baş­ba­şa bı­rak.”8 Bu­nun an­la­mı şu­dur; eğer kalb Al­lah Teâlâ’dan baş­ka­la­rın­dan bo­şal­tı­lır­sa, yal­nız Yü­ce Al­lah ile meş­gul olur. Bu da “Lâ ilâhe illâllah (Al­lah’tan baş­ka hiç­bir ilâh yok­tur)” tevhîd ke­li­me­si ile kal­bin uyum sağ­la­ma­sı­dır. Al­lah ile, O’nun dı­şın­da­ki şey­le­rin (mâsivâ) ay­nı an­da bir kalb­te bu­lun­ma­sı müm­kün ol­maz. Çün­kü Cenâb-ı Hak, bir in­sa­nın göğ­sün­de iki kalb bir­den ya­rat­ma­mış­tır.9 Bu so­nun­cu­su, pey­gam­ber­le­rin ve sıddîkların iman de­re­ce­si­dir. Al­lah Teâlâ’dan baş­ka şey­ler­den te­miz­len­mek ve arın­mak ima­nın ya­rı­sı­dır. İş­te böy­le bir maddî ve mânevî te­miz­len­mey­le Al­lah’ın hu­zu­ru­na du­ran mü’mi­nin na­ma­zı onun mi’ra­cı olur ve onu her tür­lü fuh­şi­yat­tan, ha­ram ve mek­ruh şey­ler­den uzaklaştırır10, in­sa­nın çev­re­sin­de mânevî bir zırh oluş­tu­rur ve ima­nı­nı, ne­fis ve top­lum­dan ge­le­bi­le­cek za­rar­la­ra kar­şı ko­rur.

Bu du­ru­ma gö­re ta­ha­ret ve eş an­lam­lı­sı ne­za­fet üç tür­lü te­miz­len­me­yi kap­sa­mı­na al­mak­ta­dır.:

a) Be­den, el­bi­se ve ye­rin kir ve pis­lik­ten te­miz­len­me­si. Bu­na ha­bes­ten ve­ya necâsetten ta­ha­ret de­nir.

b) Ab­dest­siz­li­ğin gi­de­ril­me­si. Bu­na ha­des­ten ta­ha­ret de­nir. Boy ab­des­ti, na­maz ab­des­ti ve bu iki­si müm­kün ol­maz­sa, bun­la­rın ye­ri­ne geç­mek üze­re te­yem­müm, ha­des­ten te­miz­len­me­nin yol­la­rı­dır.

c) Kal­bin gu­rur, ki­bir, ucub, kin, ha­sed, kıs­kanç­lık gi­bi mânevî kir­ler­den te­miz­len­me­si ve bu­nun ye­ri­ne iman, ihlâs, tak­va ve gü­zel ahlâkla süs­len­me­si­dir.

 

   II- Te­miz­li­ğin Farz Olu­şu:

Be­lir­li iba­det­le­ri ya­pa­bil­mek için be­de­nin, giy­si­le­rin ve iba­det ye­ri­nin pis­lik­ler­den te­miz­len­me­si farz­dır. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “El­bi­se­ni te­miz tut”11 “Evi­mi zi­ya­ret eden­ler, ken­di­ni iba­de­te ve­ren­ler, rukû ve sec­de eden­ler için te­miz tu­tun di­ye, İb­ra­him ve İs­ma­il’e ahd ver­dik.”12 Giy­si­le­rin ve ye­rin te­miz­len­me­si ge­re­kin­ce be­de­nin te­miz­li­ği ön­ce­lik­le ge­rek­li olur.

Na­maz ken­di­si­ne farz olan­la­ra maddî ve mânevî te­miz­lik de farz olur. Bu­nun için ge­rek­li şart­lar şun­lar­dır.:

1) Müs­lü­man ol­mak: Mün­kir­le­re te­miz­lik farz de­ğil­dir. Hanefîlere gö­re, te­mel­de iman­la­rı bu­lun­ma­dı­ğı için on­lar di­nin fürûuna mu­ha­tap de­ğil­dir­ler. Âhırette yal­nız iman et­me­me­le­ri­nin ce­za­sı­nı gö­rür­ler. Ço­ğu fa­kih­le­re gö­re ise, dün­ya­da fer’î iba­det­le­re de mu­ha­tap­tır­lar. Mün­ki­rin kı­la­ca­ğı na­maz sa­hih ol­ma­dı­ğı gi­bi, mür­ted­din ye­ni­den İslâm’a dö­nün­ce­ye ka­dar kı­la­ma­dı­ğı na­maz­la­rı ka­za et­me­si ge­rek­mez. Yal­nız Şâfiîler, ka­za et­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­ler­ler.

2) Akıl­lı ol­mak: Akıl has­ta­sı ve­ya bay­gın ola­na ta­ha­ret farz ol­maz. Yü­küm­lü­lük iyi­leş­tik­le­ri an­dan iti­ba­ren baş­lar. Sar­hoş­tan ise ta­ha­ret yü­küm­lü­lü­ğü düş­mez.

3) Er­gin­lik ça­ğı­na gir­mek: Ço­cu­ğa ta­ha­ret farz de­ğil­dir. An­cak ye­di ya­şı­na gi­rin­ce na­maz­la bir­lik­te te­miz­lik de em­re­di­lir. On ya­şı­na gi­rin­ce te­miz­li­ği ve na­ma­zı ter­ke­der­se te­dib edi­lir.

4) Ha­yız ve ni­fas ka­nı­nın ke­sil­me­si

5) İba­det vak­ti­nin gir­me­si

6) Uy­ku hâlinin bu­lun­ma­ma­sı

7) Unut­ma hâlinin ol­ma­ma­sı. Uy­ku ve unut­ma te­miz­lik ve ibâdetin ge­ri kal­ma­sın­da özür sa­yı­lır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Kim uyur  ve­ya unu­tur ve bu yüz­den na­ma­zı kıl­ma­mış olur­sa, onu ha­tır­la­yın­ca kılsın.”13

8) Zor­la­ma al­tın­da bu­lun­ma­ma­sı. Resûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Şüp­he­siz Al­lah, üm­me­tim­den hatâ, unut­ma ve yap­ma­ya zor­lan­dık­la­rı şe­yin hük­mü­nü kal­dır­mış­tır.”14

9) Su ve­ya te­miz top­ra­ğın bu­lun­ma­sı. Te­miz­li­ğin su ile ya­pıl­ma­sı asıl­dır. An­cak su bu­lu­na­ma­yan ve­ya bu­lu­nup da kul­la­nı­la­ma­yan du­rum­lar­da, pis­li­ğin baş­ka yol­lar­la gi­de­ril­me­si ve te­yem­müm ab­des­ti alın­ma­sı yo­lu­na gi­di­lir.

 

   III- Te­miz­le­me Yol­la­rı

Te­miz ol­ma­yan şey­le­ri te­miz­le­mek için, du­rum­la­rı­na gö­re çe­şit­li yol­lar var­dır. Su ile yı­ka­mak, kay­nat­mak, sil­mek, ova­la­mak ve ka­zı­mak gi­bi. Aşa­ğıda bu te­miz­le­me şe­kil­le­ri­ni kı­sa­ca açık­la­ya­ca­ğız:

 

   1) Su ile yı­ka­mak:

Su, hem pis­li­ği te­miz­le­me ve hem de ab­dest ve gu­sül­de kul­la­nıl­ma ba­kı­mın­dan asıl te­miz­le­yi­ci­dir. Al­la­hü Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Si­zi te­miz­le­mek için Al­lah gök­ten su in­di­ri­yor.”15 “Biz gök­ten, te­miz­le­yi­ci su in­dir­dik.”16

Te­miz­lik için kul­la­nı­la­cak su; yağ­mur, kar, ne­hir, de­niz, ku­yu, pı­nar ve sel su­la­rı­nın top­lan­dı­ğı gö­let su­la­rı ola­bi­lir. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Su te­miz­dir. Onu; ren­gi­ni, ta­dı­nı ve­ya ko­ku­su­nu de­ğiş­tir­me­si dı­şın­da hiç­bir şey kir­let­mez.”17

 

   2) Te­miz sı­vı­lar:

Gül ve çi­çek su­yu; sir­ke, ağaç su­yu, li­mon, por­ta­kal ve nar gi­bi mey­ve su­la­rı; için­de no­hut, mer­ci­mek ve fa­sul­ye gi­bi şey­ler ıs­la­tıl­mış olan su­lar ile el­bi­se ve­ya be­den­de­ki pis­li­ğin gi­de­ril­me­si müm­kün ve ca­iz­dir. Bu gö­rüş, Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf’a âittir. Fetvâ’ya esas olan da bu gö­rüş­tür. An­cak bu gi­bi sı­vı­lar­la ab­dest alın­maz ve­ya gu­sül ya­pıl­maz. Bu ko­nu­da gö­rüş bir­li­ği var­dır.

   Bal, eri­til­miş te­re­yağ, süt, et su­yu ve ben­ze­ri sı­kıl­ma­mış olan sı­vı­lar­la ne ab­dest alı­na­bi­lir ve ne de te­miz­lik ya­pı­la­bi­lir.

İçi­ne sa­bun, top­rak, de­ter­jan gi­bi mad­de­ler ka­rış­mış olan su­lar, ka­rı­şım az ol­du­ğu tak­dir­de te­miz­le­yi­ci­dir. Ab­dest ve gu­sül­de kul­la­nı­lan su­lar te­miz­dir, fa­kat te­miz­le­yi­ci de­ğil­dir. Bun­la­ra “müs­ta’mel (kul­la­nıl­mış) su” de­nir. Bun­lar­la pis­lik te­miz­le­ne­bi­lir, fa­kat ab­dest, ya da gu­sül ab­des­ti alı­na­maz.18 An­cak içi­ne pis­lik ka­rı­şan ve­ya ken­di­siy­le pis­lik yı­ka­nan kul­la­nıl­mış su­lar te­miz ol­mak­tan çı­kar.

 

3) Sil­mek yo­lu ile te­miz­le­me:

Bı­çak, cam, cilâlı tah­ta, fa­yans, mer­mer ve­ya si­ni gi­bi şey­ler yaş ve­ya ku­ru bir ne­cis­le kir­le­nin­ce, yaş bir bez ve­ya sün­ger ya­hut top­rak ya da de­ter­jan­lı ıs­lak bez­le, ne­ci­sin izi kal­ma­dı­ğı­na ga­lip zan mey­da­na ge­le­cek şe­kil­de si­li­nir­se te­miz­len­miş olur. Meselâ; kur­ban ke­si­len bı­çak te­miz bir bez­le ve­ya top­rak­la tam ola­rak si­li­nin­ce te­miz olur ve böy­le bı­çak üze­rin­de iken kı­lı­na­cak na­maz sa­hih olur. Çün­kü as­hab-ı kirâm düş­man­la çar­pı­şı­yor, kı­lıç­la­rı­nı si­le­rek, bun­lar üzer­le­rin­de iken na­maz kı­lı­yor­lar­dı.

 

   4) Ate­şe sok­mak yo­lu ile te­miz­le­me:

Ate­şe da­ya­nık­lı ma­den par­ça­sı üze­rin­de­ki kan vb ne­cis şey­ler, ma­de­nin ate­şe so­kul­ma­sı ile ya­nıp yok olun­ca te­miz ha­le ge­lir. Üze­rin­de et pi­şi­ri­le­cek ız­ga­ra te­miz de­ğil­se, ate­şe so­ku­lup ya­kıl­mak­la te­miz­le­nir.

 

   5) Ka­zı­mak, ov­mak ve sil­mek yo­lu ile te­miz­le­me:

Mest ve ayak­ka­bı gi­bi ne­ca­se­ti em­me­yen şey­le­re, hay­van ter­si gi­bi gö­rü­nür bir ne­ca­set do­kun­sa, bun­lar su ile te­miz­le­ne­ce­ği gi­bi, bı­çak gi­bi bir şey­le ka­zı­ya­rak ve­ya ye­re sür­te­rek de te­miz­le­ne­bi­lir. An­cak mest ve­ya ayak­ka­bı­ya si­dik gi­bi gö­rün­me­yen bir pis­lik do­ku­nur­sa bu kıs­mın yı­kan­ma­sı ge­re­kir. Ni­te­kim, el­bi­se­ye ve­ya be­de­ne do­ku­nan ne­ca­se­ti de ka­zı­mak ve­ya top­ra­ğa sürt­mek ye­ter­li de­ğil­dir.

İn­san­la­rın ku­ru­muş olan me­ni­le­ri ova­la­mak­la te­miz­le­ne­bi­lir. An­cak yaş olan me­ni­nin su ile yı­kan­ma­sı ge­rek­li­dir. Di­ğer yan­dan, ku­ru bir me­ni ova­la­mak­la te­miz­len­dik­ten son­ra, bu el­bi­se ile na­maz kı­lı­na­bi­lir­se de, ye­ri ye­ni­den ıs­la­nır­sa, sağ­lam gö­rü­şe gö­re pis­lik ye­ni­den dö­ner. Bu ne­den­le ye­ni­den ku­ru­tup ova­la­mak ve­ya yı­ka­mak ge­rek­li olur.

Hz.Âişe (r. anhâ)’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Ku­ru ise, Rasûlullah (s.a.s)’ın el­bi­se­sin­den me­ni­yi ovu­yor, yaş­sa yı­kı­yor­dum.”19

Hanefî ve Mâlikîler me­ni­yi ne­cis ka­bul eder­ken, Şâfiî ve Hanbelîler in­san menîsini te­miz sa­yar­lar. Bu gö­rüş ay­rı­lı­ğı, yu­ka­rı­da­ki ha­di­sin fark­lı yo­ru­mu ya­nın­da, İbn Ab­bas (r.a.)’dan nak­le­di­len şu sö­ze da­ya­nır: “Menîyi, ız­hır (ko­ku­lu bir ot) ve­ya bir bez par­ça­sı ile üze­rin­den sil, çün­kü o, sü­mük ve tü­kü­rük gi­bi­dir.”20 Özel­lik­le yok­sul­luk, so­ğuk ve yol­cu­luk gi­bi dar­lık hal­le­rin­de bu ge­niş yo­rum imkânı müs­lü­ma­na ko­lay­lık sağ­lar.

Don­muş yağ, pek­mez ve ben­ze­ri şey­le­rin içi­ne, pis bir şey düş­se, bu mad­de çev­re­siy­le bir­lik­te oyu­lup çı­ka­rı­lın­ca te­miz­len­miş olur. Hz. Pey­gam­ber’in eşi Meymûne (r. anhâ) şöy­le de­miş­tir: “Bir fa­re ya­ğa düş­tü ve için­de öl­dü. Pey­gam­ber (s.a.s)’e so­rul­du: “Onu ve çev­re­si­ni atın, ya­ğı da yi­yin” bu­yur­du”21

Eğer necâset sı­vı hal­de­ki ye­mek ve­ya zey­tin ya­ğı içi­ne düş­müş­se, bun­lar bir kap için­de üç de­fa üze­ri­ne su dö­kü­lüp çal­ka­lan­dık­tan son­ra alın­mak­la te­miz­len­miş olur. Ha­ne­fi­ler dı­şın­da­ki ço­ğun­luk bu gi­bi sı­vı­la­rın ar­tık te­miz­le­ne­me­ye­ce­ği gö­rü­şün­de­dir.

Ka­tı mad­de­ler, necâseti içi­ne sız­dır­ma­dı­ğı sü­re­ce su ile te­miz­le­nir. Et, ta­vuk ve buğ­day gi­bi pi­şi­ri­len­ler­den ise, çiğ­ken yı­ka­na­rak te­miz­le­nir. Pis­len­dik­ten son­ra, pis­li­ği ile be­ra­ber ateş­te kay­na­tıl­mış­sa, pis­lik içi­ne ge­çe­ce­ği için ar­tık te­miz­le­ne­mez. Bu yüz­den hay­van ba­şı ve­ya iş­kem­be yı­ka­nıp te­miz­len­me­den kay­na­tı­la­cak olur­sa bir da­ha te­miz­len­me imkânı bu­lun­maz. Yi­ne usûlüne gö­re ke­sil­miş, fa­kat ba­ğır­sak­la­rı çı­ka­rıl­ma­mış ol­du­ğu hal­de, tüy­le­ri­ni yol­mak için kay­nar su­ya atıl­mış ta­vuk ve ben­ze­ri kü­mes hay­van­la­rı, pis su­yu içi­ne al­mış olur ve ar­tık te­miz­len­mez. Bu ne­den­le, böy­le bir hay­va­nı kes­tik­ten son­ra üze­rin­de bu­lu­nan akar ka­nı­nı ve içi­ni çı­ka­rıp yı­ka­ma­lı, bun­dan son­ra sı­cak su­ya at­ma­lı­dır.

Di­ğer yan­dan içi­ne te­miz ol­ma­yan bir şey ka­rı­şan, süt, pek­mez, bal gi­bi sı­vı şey­ler te­miz su ile üç de­fa asıl ken­di mik­tar­la­rın­da ka­lın­ca­ya ka­dar kay­na­tıl­mak­la te­miz olur. Çün­kü bu du­rum­da, o te­miz ol­ma­yan şe­yin ni­te­li­ğin­de bir de­ği­şik­li­ğin mey­da­na gel­di­ği ka­bul edi­lir.

 

6) Ya­pı de­ği­şik­li­ği yo­lu ile te­miz­le­me:

Te­miz ol­ma­yan bir şe­yin ni­te­li­ği de­ği­şir­se te­miz ha­le ge­lir. Meselâ; bir do­muz ve­ya eşek bir tuz­la­ya dü­şe­rek tuz ke­sil­se te­miz­len­miş olur. Yi­ne, ge­yik ka­nı­nın misk ol­ma­sı, iç­ki­nin ken­di­li­ğin­den ve­ya bir va­sı­ta ile sir­ke­leş­me­si, te­ze­ğin ya­na­rak kül ol­ma­sı, ne­cis ya­ğın sa­bun ya­pıl­ma­sı, la­ğım ka­rı­şan ça­mu­run ku­ru­yup ese­ri­nin kay­bol­ma­sı, necâsetin top­ra­ğa gö­mü­lüp za­man­la ese­ri­nin yok ol­ma­sı bun­la­rı te­miz ha­le ge­ti­rir.22

Di­ğer yan­dan mur­dar bir süt pey­nir ya­pıl­mak­la ve­ya pis bir buğ­day öğü­tül­mek­le ya­hut unun­dan ek­mek ya­pıl­mak­la, yi­ne mur­dar bir su­sam­dan ya­ğı çı­ka­rıl­mak­la te­miz ol­maz. Çün­kü bun­lar­da öze inen bir de­ği­şim söz ko­nu­su de­ğil­dir.

 

   7) Ba­zı ta­sar­ruf­lar yo­lu ile te­miz­le­me:

Har­man­da dö­ğü­len buğ­day, ar­pa gi­bi bir şe­yin be­lir­siz bir bö­lü­mü, hay­van si­di­ği ile kir­len­se, kir­le­nen kıs­ma eşit ve­ya da­ha faz­la bir kı­sım her­han­gi bir şe­kil­de el­den çı­ka­rıl­mış bu­lun­sa, hem bu mik­tar, hem de ge­ri ka­lan kı­sım te­miz­len­miş sa­yı­lır. Çün­kü bu gı­da mad­de­si­nin bü­tü­nün­de te­miz­lik asıl­dır. Te­miz ol­ma­yan kıs­mın ise han­gi kı­sım­da kal­dı­ğı şüp­he­li­dir. Bu­ra­da asıl olan te­miz­lik şüp­he ile or­ta­dan kalk­maz.

Yi­ne gö­rün­me­yen bir necâset, be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin han­gi kıs­mı­na do­kun­muş ol­du­ğu unu­tul­sa ve­ya do­kun­du­ğu yer hak­kın­da şüp­he edil­se, be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin zan­nın­ca uy­gun olan bir ta­ra­fı yı­ka­nın­ca, her ta­ra­fı te­miz­len­miş sa­yı­lır. An­cak ta­ma­mı­nı yı­ka­mak ih­ti­yat ba­kı­mın­dan da­ha uy­gun­dur. İlk gö­rüş, yol­cu­luk, so­ğuk ve yok­sul­luk yü­zün­den ye­dek el­bi­se bu­lun­ma­ma­sı hal­le­rin­de ko­lay­lık sağ­lar ve na­ma­zın vak­tin­de kı­lın­ma­sı­na da yar­dım­cı olur.

Üze­rin­de necâset ve menî bu­lu­nan kim­se, bu­nun ne za­man bu­laş­tı­ğı­nı be­lir­le­ye­mez­se, necâsette son ab­dest boz­du­ğu, menîde ise son uy­ku uyu­du­ğu va­kit­ten iti­ba­ren kıl­dı­ğı na­maz­la­rı ye­ni­den kı­lar.23

 

8) Bo­ğaz­la­ma ve­ya ta­bak­la­ma yo­lu ile te­miz­le­me:

Do­muz dı­şın­da her­han­gi bir hay­va­nın de­ri­si, bu hay­va­nın meşrû şe­kil­de ke­sil­me­siy­le te­miz olur. Ar­tık böy­le bir de­ri­nin üze­rin­de na­maz kı­lı­na­bi­lir. Bu hay­van, eti ye­nen cins­ten ise, eti de te­miz olur. Fa­kat eti yen­me­yen hayvan­lar­dan ise, fetvâya esas olan gö­rü­şe gö­re, eti te­miz sa­yıl­maz. Bu­nun­la bir­lik­te meşrû’ ke­sim­le eti te­miz ol­sa bi­le, ye­nil­me­si câiz ol­maz. Çün­kü her te­miz ola­nın mut­la­ka ye­nil­me­si ge­rek­mez.

Do­muz­dan baş­ka mur­dar öl­müş her­han­gi bir hay­va­nın de­ri­si ta­bak­lan­mak­la te­miz olur. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Han­gi de­ri ta­bak­la­nır­sa te­miz olur.”24 Ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, Al­lah’ın el­çi­si Te­bük Gaz­ve­si’nde bir grup evin önün­den ge­çi­yor­du. On­lar­dan su is­te­di. Bir ka­dın; “Ey Al­lah’ın Rasûlü, sa­de­ce öl­müş bir hay­van de­ri­sin­den ya­pıl­mış bir kır­ba­da su var” de­di. Rasûlullah (s.a.s) “Onu ta­bak­la­ma­mış mıy­dın?” de­di. “Evet ta­bak­la­mış­tım.” de­yin­ce, “Ta­bak­lan­ma­sı te­miz­len­me­si­dir” bu­yur­du.25

Ta­bak­la­ma, hay­van le­şin­de­ki necâsetin se­be­bi olan  rutûbeti ve akı­cı ka­nı gi­de­rir; de­ri­yi, ne­ca­se­ti te­miz­len­miş gi­bi ya­par. Ta­bak­la­ma­da do­muz de­ri­si­nin is­tis­na edil­me­si bi­za­ti­hi ne­cis olu­şun­dan, in­san de­ri­si­nin is­tis­na edil­me­si ise, in­sa­nın mü­ker­rem olu­şun­dan­dır.

9) Ne­cis ol­muş ku­yu­nun su­yu­nu bo­şalt­ma ve­ya ge­re­ken ka­dar

       su çı­ka­ra­rak ku­yu­yu te­miz­le­me:

Ku­yu­ya dü­şen in­san ve­ya di­ğer bir hay­van çı­ka­rıl­dık­tan son­ra ge­re­ken mik­tar su­yu ve­ya ta­ma­mı­nı bo­şalt­mak­la ku­yu te­miz ha­le ge­lir. Kü­çük bir hay­va­nın ku­yu­ya dü­şüp öl­me­si ha­lin­de bü­tün su­yu bo­şalt­mak bü­yük zor­luk­lar do­ğu­ra­ca­ğı için, dü­şen can­lı­nın du­ru­mu­na gö­re aşa­ğı­da­ki hü­küm­ler uy­gu­la­nır:

a) Ku­yu­ya eti yen­me­yen bir can­lı düş­müş­se, bu hay­van do­muz gi­bi ay­nıy­la ne­cis ise bü­tün  su­yun bo­şal­tıl­ma­sı ge­re­kir. Hanefîlerde sağ­lam gö­rü­şe gö­re, kö­pek bi­za­ti­hi ne­cis de­ğil­dir. Dü­şen şey bi­za­ti­hi ne­cis de­ğil­se, ba­kı­lır; in­san ol­ma­sı ha­lin­de ku­yu ne­cis ol­maz. Dü­şen eti yen­me­yen yabanî yır­tı­cı­lar ve kuş­lar cin­sin­den ise, sağ­lam gö­rü­şe gö­re, ku­yu ne­cis olur. Eşek ve­ya ka­tır düş­müş­se, ku­yu­nun su­yu şüp­he­li ha­le ge­lir.

b) Ku­yu­ya eti ye­nen bir hay­van dü­şer ve ölü ola­rak çı­ka­rı­lır­sa, ku­yu­nun su­yu ne­cis olur. Şiş­miş ve­ya da­ğıl­mış olur­sa, ku­yu su­yu­nun ta­ma­mı çıka­rı­lır. Şi­şip da­ğıl­ma­mış­sa bun­lar zâhiru’r-rivâye’de üç sı­nıf­ta in­ce­le­nir: Fa­re, ser­çe ve­ya bu bü­yük­lük­te bir hay­van dü­şüp öl­müş, fa­kat he­nüz şiş­me­miş­se yir­mi ve­ya otuz ko­va su çı­ka­rı­lır. Ke­di, ta­vuk, gü­ver­cin ve­ya bu bü­yük­lük­te bir hav­yan dü­şüp öl­se, da­ha şiş­me­den çı­ka­rıl­sa, o ku­yu­dan kırk ko­va ve­ya el­li ko­va su çı­ka­rı­lır. Ku­yu­ya dü­şüp ölen bir in­sa­nın üze­rin­de bir pis­lik ol­du­ğu bi­li­ni­yor­sa, su ne­cis hâle ge­lir.

 

IV- Te­miz Sa­yı­lan Şey­ler:

İslâm’da pren­sip ola­rak bü­tün yer­yü­zü, ma­den­ler, su­lar, ot­lar, ağaç­lar, çi­çek­ler, mey­ve­ler ve do­muz dı­şın­da bü­tün hay­van­la­rın dış be­den­le­ri, dı­şa­rı­dan te­miz ol­ma­yan bir şey do­kun­ma­dık­ça te­miz sa­yı­lır. Di­ri kö­pe­ğin, fi­lin tüy­le­ri, de­ri­le­ri te­miz­dir. Bun­la­ra do­ku­nan su da te­miz sa­yı­lır.

Usûlüne gö­re ke­sil­miş hay­van­la­rın de­ri­le­ri, ci­ğer, yü­rek,da­lak, kan ve et­le­ri için­de ka­lıp ak­ma­yan kan­la­rı te­miz­dir. Bit, pi­re, tah­ta ku­ru­su gi­bi kü­çük ha­şe­ra­tın kan­la­rı da böy­le­dir. An­cak do­muz, usu­lü­ne gö­re ke­sil­mek­le de te­miz ha­le gel­mez.

Su için­de ya­şa­yıp su için­de ölen ba­lık ve di­ğer hay­van­lar te­miz­dir. An­cak bu hay­van­lar­dan ba­lık dı­şın­da­ki­le­rin eti­nin ye­nil­me­si Hanefîlere gö­re ca­iz de­ğil­dir.

Do­muz dı­şın­da­ki hay­van­la­rın, içi­ne kan nü­fuz et­me­yen par­ça­la­rı, ölüm­le­ri ha­lin­de de pis ol­muş ol­maz. Bu yüz­den; boy­nuz, tır­nak, yağ­lı ol­ma­yan ke­mik­ler, kır­pıl­mış olan kıl­lar, tüy, ta­bak­lan­mış de­ri­ler te­miz­dir. İn­sa­nın ke­si­len saç­la­rı, ke­mi­ği ve diş­le­ri de böy­le­dir.

Can­lı­nın göz­ya­şı, te­ri, tük­rü­ğü, sü­mü­ğü pis­lik ve te­miz­lik yö­nün­den bu can­lı­nın ar­tık su­yu­nun hük­mü­ne bağ­lı­dır. Ar­tı­ğı te­miz­se bun­lar da te­miz­dir. Ka­tır ve eşe­ğin sal­ya­sı te­miz, yır­tı­cı kuş­la­rın ve ev­ler­de ya­şa­yan fa­re, yı­lan, ak­rep ve ke­di gi­bi hay­van­la­rın sal­ya­la­rı mek­ruh; do­muz, kö­pek ve di­ğer vahşî hay­van­la­rın sal­ya ve ar­tık­la­rı ise ne­cis­tir. İn­sa­nın sal­ya­sı te­miz­dir. An­cak iç­ki iç­ti­ği tak­dir­de ağ­zı­nı te­miz­le­me­dik­çe ar­tı­ğı ve sal­ya­sı te­miz sa­yıl­maz.

Gü­ver­cin ve ser­çe gi­bi eti ye­nen ve ha­va­da pis­le­yen kuş­la­rın ter­si te­miz­dir. İn­san­la­rın Mes­cid-i Ha­ram ve­ya baş­ka mes­cid çev­re­sin­de gü­ver­cin bes­le­me­yi alış­kan­lık ha­li­ne ge­tir­me­si ve İbn Ömer’in; bir gü­ver­cin üze­ri­ne ters­le­di­ği za­man, onu si­lip na­maz kıl­ma­sı bun­la­rın ters­le­ri­nin ne­cis sa­yıl­ma­dı­ğı­nı gös­te­rir.

Do­ğan, şa­hin ve bay­kuş gi­bi eti yen­me­yen­le­rin ter­si ise Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a gö­re zarûret se­be­biy­le te­miz­dir. Çün­kü bun­lar ha­va­da ters­ler­ler, el­bi­se ve kap­la­rı bun­lar­dan ko­ru­mak güç­tür.

Ke­sim­den son­ra da­mar­lar­da ka­lan kan te­miz­dir, ne­cis de­ğil­dir. Bu yüzden et­le bir­lik­te ye­nil­me­si câizdir. Çün­kü Kur’an-ı Ke­rim’de ha­ram olan ka­nın “ak­mış kan” ol­du­ğu be­lir­til­miş­tir.26

Ev ke­di­le­ri­nin ve fa­re­le­ri­nin si­di­ği kap­lar­da­ki su­yu te­miz­lik­ten çı­ka­rır. El­bi­se­le­re az mik­tar­da do­kun­muş­sa bun­dan ka­çın­mak güç ol­du­ğu için bu ba­ğış­lan­mış­tır.

Yol­lar­da­ki ça­mur­dan el­bi­se­ye sıç­ra­yan­lar, ka­çın­mak güç ol­du­ğu için af­fe­dil­miş­tir. Na­ma­za za­rar ver­mez. Ye­ter ki, açık pis­lik ol­du­ğu bi­lin­me­sin.

Ce­na­ze yı­kan­tı­sı te­miz­dir. Ye­ter ki, bir pis­lik yı­kan­dı­ğı gö­rül­me­sin. Ak­si hal­de yı­kan­tı­sı da ne­cis olur. An­cak ce­na­ze yı­ka­ya­nın üze­ri­ne do­ku­nan sıç­ran­tı­lar ka­çın­ma­nın güç­lü­ğü ne­de­niy­le ba­ğış­lan­mış­tır.27

 

V- Te­miz Sa­yıl­ma­yan Şey­ler:

Mad­de­le­ri ba­kı­mın­dan şer’an te­miz sa­yıl­ma­yan şey­ler, na­ma­zın sıh­ha­ti­ne en­gel ola­cak mik­tar­la­rı ba­kı­mın­dan galîz ve ha­fif ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Galîz sa­yı­lan; eğer ka­tı ise, yak­la­şık dört gram ağır­lı­ğın­da­ki, sı­vı ise, avuç için­den faz­la bir ala­nı kap­la­ya­cak mik­ta­rı el­bi­se­de ve­ya na­maz için aya­ğın ba­sıl­dı­ğı yer­de bu­lu­nun­ca na­ma­za en­gel olur. Ha­fif ne­ca­set­te ise, bu­nun bu­laş­tı­ğı be­de­nin ve­ya el­bi­se­nin dört­te bi­rin­den az mik­ta­rı na­ma­za mâni ol­maz.

Galîz olan ne­ca­set­ler şun­lar­dır:

1) İn­san­dan çı­kan ve­ya on­dan ko­pup ay­rı­lan şey­ler­den; si­dik, ters, menî, kü­çük su dök­tük­ten son­ra cin­sel or­gan­dan ge­le­bi­len ka­lın ve be­yaz renk­li “ve­diy” de­ni­len sı­vı, se­viş­me ve­ya kar­şı cin­si dü­şün­me sı­ra­sın­da yi­ne cin­sel or­gan­dan ge­le­bi­len be­yaz renk­li ya­pış­kan “me­ziy” de­ni­len sı­vı, ağız do­lu­su ku­sun­tu­lar, her­han­gi bir uzuv­dan çı­kıp akan kan­lar, be­den­den ke­si­lip dü­şen et ve de­ri par­ça­la­rı. Ka­dın­la­rın âdet, lo­hu­sa­lık ve­ya özür­lü za­man­la­rın­da ge­len kan­lar da bu ni­te­lik­te­dir.

2) Eti yen­me­yen hay­van­la­rın si­dik­le­ri, ağız­la­rı­nın sal­ya­la­rı, kuş­la­rın dışın­da­ki­le­rin ters­le­ri ve bü­tün hay­van­la­rın akan kan­la­rı.

3) Eti ye­nen hay­van­lar­dan ta­vuk, kaz ve ör­dek­le­rin ters­le­ri.

4) Bo­ğaz­lan­ma­dan ken­di ken­di­ne ölen hay­van pis­tir. Bun­la­rın ta­bak­lan­ma­mış de­ri­le­ri de böy­le­dir.

Mâlikîlere gö­re, mur­dar öl­müş hay­va­nın eti gi­bi, de­ri­si, ke­mi­ği ve si­nir­le­ri de te­miz de­ğil­dir. Kıl, yün ve tüy­le­ri ise te­miz­dir. Şâfiîlere gö­re, ölü hayva­nın kıl, tüy, yün ve tır­nak­la­rı da­hil, bü­tün cüz­le­ri ne­cis­tir.

5) Şa­rap. İçil­me­si ve kul­la­nıl­ma­sı ha­ram olup, el­bi­se ve­ya be­den üze­ri­ne dö­kü­lür­se yı­kan­ma­dık­ça te­miz ol­maz.28 Ter­cih edi­len gö­rü­şe gö­re, sar­hoş­luk ve­ren di­ğer sı­vı­lar da şa­rap hük­mün­de­dir.

Şâfiîlere gö­re de, sar­hoş­luk ve­ren bü­tün sı­vı­lar az ol­sun çok ol­sun ne­cis­tir.

Ha­fif sa­yı­lan ve te­miz ol­ma­yan şey­ler şun­lar­dır:

1) At­la­rın, ka­tır­la­rın ve eşek­le­rin si­dik­le­ri ile; et­le­ri ye­nen ko­yun, ke­çi, ge­yik ve­ya ka­ra­ca gi­bi ev­cil ya da yabanî hay­van­la­rın si­dik­le­ri ve bun­la­rın ters­le­ri Ebû Yûsuf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re ha­fif pis­lik­tir. Fetvâya esas olan bu gö­rüş­tür. Ebû Hanîfe’ye gö­re ise bun­lar galîz çe­şi­di­ne gi­rer.

2) Et­le­ri yen­me­yen hay­van­lar­dan do­ğan, at­ma­ca, çay­lak, kar­tal gi­bi ha­va­da ters­le­yen kuş­la­rın ters­le­ri.

3) Her hay­va­nın “öd” de­ni­len ke­se­si, bu hay­va­nın ter­si hük­mün­de­dir.29