Fikih - 17. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
ABDEST VE ABDESTLE İLGİLİ KONULAR
A - Abdestin Tarifi ve Mahiyeti:
Abdest İslâm’da bazı ibadetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi de ibadet olan temizlenme şeklidir. Belirli uzuvları usulüne göre yıkamaktan, ya da meshetmekten ibarettir. Abdeste, güzelliğinden ve temizliğe olan hizmetinden dolayı arapçada “vüdû” adı verilmiştir. Abdest kelimesi Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” anlamına gelen bileşik bir sözcüktür.
Abdest her şeyden önce bedenin en çok kirlenebilen ve mikroplara açık bulunan uzuvlarının belli aralıklarla yıkanmasını hedef alan, İslâm’ın emrettiği önemli bir ibadettir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in abdest almadan hiç bir iş yapmadığı nakledilir.38 Ancak abdest her amel ve ibadet için değil, başta namaz olmak üzere bazı ibadetler için farz kılınmıştır. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, Ka’be-i Muazzama’yı tavaf edemez, Kur’ân-ı Kerim’i ayrı bir kılıf bulunmadıkça eline alamaz. Kur’an’ın tam veya eksik bir âyetine bile el süremez. Bunlar haramdır. Fakat Kur’an’ı ezber olarak veya karşıdan Mushaf’a bakarak okuyabilir. Âkil ve bâliğ olan ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman gerektiğinde abdestle yükümlü olur.
Abdest almakla dünyevî ve uhrevî birçok fazîlet ve güzellikler elde edilir. Allah’ın Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur.”39 “Bir kimse abdest alıp, yüzünü yıkayınca, yüzündeki âzâlarının işlediği bütün günahları, el ve ayaklarını yıkadığında, bunlarla işlediği günahları su damlalarıyla birlikte akıp gider ve kendisi de tertemiz olur.”40
B - Abdestin Farzları:
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızı meshedin. Her iki topuğunuzla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın)...”41 Âyette şu dört farz belirlenmektedir:
1) Yüzü Yıkamak:
Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları saçın bittiği yerden sakal veya çene altına ve kulakların köklerine kadar olan bölümdür. Sakal, bıyık ve kaşların altına suyun ulaşması gerekir.
2) Kolları Yıkamak:
İki elleri dirsekler ile birlikte bir defa yıkamak farzdır. Parmaklarda dar ve altına suyu geçirmeyen yüzük varsa, bunun mutlaka oynatılması ve altına suyun geçmesi sağlanmalıdır
3) Başa Meshetmek:
Başın dörtte bir mikdarına ıslak bir el ile veya başka bir yerde kullanılmamış temiz bir yaşlıkla bir defa meshetmek farzdır. Başın “nâsiye” denilen ön tarafına meshedilmesi daha faziletlidir. Meshedilen yer iki kulağın üstüdür. Bu kısımdaki saçların üzerine meshedilmesi yeterlidir.
Mugire b. Şu’be şöyle demiştir: “Peygember (s.a.s) abdest aldı, başının önünü, sarığının üzerini ve mestlerini meshetti.”42
İmam Şâfiî baştan mesih miktarının bir saç teli olabileceğini söylerken, Mâlikîler ve tercih edilen görüşte Hanbelîler bütün başın meshini vacip görürler.43 Diğer yandan Hanbelîlere göre, kadının başının ön kısmını meshetmesi yeterlidir.
4) Ayakları Yıkamak:
Ayakları iki topuklarla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Hz. Peygamber; “Vay ateşten o topukların haline..”44 buyurarak, ayakların topuklarla birlikte yıkanması gereğine dikkat çekmiştir.
Hanefîler dışındaki çoğunluk fakîhler, abdeste, sünnetten delillerle başka farzlar da ilâve ettiler. Şâfiî ve Hanbelîler abdest âyetindeki sırayı (tertib) gözetmeyi, Mâlikî ve Hanbelîler (muvâlâtı) ardarda yapmayı, Mâlikîler ovmayı ve Hanefîler dışındaki bütün mezhepler “niyeti” abdestin farzı olarak kabul ederler.45
C - Abdestin Sünnetleri:
Hanefîlere göre sünnetle mendub arasında fark vardır. Sünnet, müekked olanı ifade eder ve farz olmaksızın devamlı tutulan yoldur. Yani, Hz. Peygamber’in devam ettiği, bazan da özürsüz olarak terkettiği şeydir. Hükmü: Yapıldığında sevap, terkedildiğinde ceza olmasıdır.
Mendub veya mustehap ise Hz. Peygamber (s.a.s)’in devamlı yapmadığı şeydir. Mendup amellere burada “âdâb” terimi kullanılacaktır. Tekili “edep”dir. Menduba uyulunca sevap vardır. Terkedilince kınama söz konusu olmaz.
Abdestin sünnetleri şunlardır:
1) Niyet etmek: Abdesti namaz kılmak, abdestsizliği gidermek veya Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirmek niyetiyle almaktır. Dil ile: “Niyet ettim, Allah rızası için abdest almaya” denilmesi müstehaptır. Hanefîler dışındaki çoğunluk fakihlere göre ise niyet farzdır.
Hanefîler abdest âyetinde veya hadislerde abdestte niyetten söz edilmemesini delil getirmişler, ayrıca namazın diğer necasetten taharet ve setr-i avret gibi şartlarında da niyetin bir şart olmayışına kıyas yapmışlardır. Diğer mezhepler ise, Hz. Peygamber’in; “Ameller niyetlere göredir.”46 hadisi yanında, namaz ve teyemmümde niyetin farz oluşuna kıyas etmişlerdir. Ayrıca, ibadette ihlâsın gerçekleşmesi ve abdestin namaz için emredilmiş olması onların diğer dayandığı delillerdendir.47
Niyetin vakti elleri veya yüzü yıkamaya başlama zamanıdır.
2) Abdeste başlarken önce temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri önce yıkamak ise, diğer uzuvları kirletmemesi için farzdır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz uykusundan kalkınca, su kabına sokmadan önce elini yıkasın. Çünkü elinin nerede kaldığını bilemez.”48
3) Abdeste “Eûzü” ve “besmele” ile başlamak. Allah’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Kim abdest alır, besmele çekerse bütün bedeni için temizleyici olur. Kim de abdest alır da Allah’ın adını anmazsa, sadece abdest azaları için temizleyici olur.”49
4) Mazmaza ve İstinşak: Elleri yıkadıktan sonra önce üç defa ağıza su alınıp çalkalanması ve dışarı atılmasına “mazmaza”, üç defa da burunun yumuşağına kadar su alınmasına ise “istinşak” denilir. Hadiste şöyle buyurulur: “Sizden her kim, abdest almaya hazırlanır, sonra da, mazmaza, istinşak ve istinsar (buruna alınan suyu dışarı çıkarmak) yaparsa şüphesiz, su ile beraber ağzının ve burnunun günahları dökülür, gider.”50
Ağız ve buruna her su almada, alınan su yenilenir. Böylece ağız ve burunun içerisi yıkanılmış ve kullanılacak suyun tadı, kokusu anlaşılmış olur.
5) Mazmaza ve istinşakta mübalağa etmek. Su, mazmazada boğaza iner, istinşakta burnun katı yerine kadar vardırılır. Fakat oruçlu kimseler mübalağa yapmazlar.
Ağız ve buruna su vermede tertip, üçleme, suyu yenileme, sağ eli kullanma, gargara ve oruçlu olmayanın burun yumuşağını aşarak mübalağa yapması müekked sünnetlerdendir.51
6) Misvak Kullanmak: Sivâk (misvâk) sözlükte oğmak, oğuşturmak ve bunu yapmak için kullanılan alet anlamına gelir. Terim olarak; dişlerde ve dişlerin çevresinde bulunan sarılık ve kirliliklerin giderilmesi amacıyla misvak (arâk) ağacından yapılmış çubuğun veya bu işi görecek sabun ve fırça gibi şeylerin kullanılması demektir.
Her abdest alışta ağız ve dişlerin temizlenmesi hem ağız ve mide ile ilgili pek çok hastalıklar için önleyici tedbir, hem de Allah’ın rızasına sebeptir. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Misvak ağzın temizliği, Rabbin de razılığıdır.”52 “Eğer ümmetime ağır gelmesinden korkmasaydım, her namaz öncesinde misvak kullanmalarını emrederdim.” Ahmed b. Hanbel’in bir rivayetinde; “Her bir abdestle birlikte misvak kullanmalarını emrederdim.” şeklindedir.53
Misvak bulunmaz veya kullanılması dişleri kanatırsa, sabun, diş fırçası veya parmak yardımıyla yapılacak temizlik de yeterli olur. Ancak misvakla ağız ve diş temizliğinin, başka türlü temizliklerden üstün olduğu tıb bakımından da belirlenmiştir. Diğer yandan misvak yalnız abdest veya namazlara mahsus değildir, kullanılması her zaman müstahsen görülmüştür.54
7) Tertibi gözetmek: Abdest azalarının âyetteki sıraya göre ardarda, yani önce yüzün, sonra kolların yıkanması, sonra başın meshedilmesi, sonra da ayakların yıkanmasıdır. Ayaklarda mest varsa, meshedilir. Bu sıranın gözetilmemesi halinde yine abdest sahih olur, fakat sünnete aykırı düşer.
Şâfiî ve Hanbelîlere göre abdestte sıranın gözetilmesi farzdır.55
8) Abdeste sağ taraflardan başlamak: Sağ kol sol koldan önce, sağ ayak da sol ayakdan önce yıkanır. Hz. Âişe (r. anhâ)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) ayakkabı giymede, saç taramada, temizlikte ve her işinde sağdan başlamayı severdi.”56 Hadis-i şerifte sayılanlar örnek kabilindendir. Bedenin diğer yerlerinde de yıkamaya sağ taraftan başlanır. Sağdan başlamak her şeyde sünnettir.
9) Abdest uzuvlarını üçer defa yıkamak: Bu üç defa yıkamanın birer defası farz, diğer ikişer defası da sünnettir. Üçten fazla veya eksik yıkamak sünnete aykırıdır. Ancak şüpheden kurtulmak veya suyun azlığı gibi bir sebep bulunursa bu durum müstesnadır.
Hz. Peygamber (s.a.s), bir defa abdest almış; “Bu, Allah’ın, kendisi ile ameli kabul ettiği abdesttir.” buyurmuş, ikişer defa yıkayarak abdest almış; “Bu, Allah’ın, kendisi ile, ecri ikiye katladığıdır.” buyurmuş, bundan sonra üçer defa yıkayarak aldığı abdestten sonra da; “Bu, benim ve benden önceki peygamberlerin abdestidir.” buyurmuştur.57
Çoğu fakihlere göre başı bir defa meshetmek yeterlidir. Çünkü pek çok hadiste, Allah Rasûlünün diğer uzuvlarını iki veya üç defa yıkadığı belirtilirken, başa bir defa mesih yaptığı belirtilmiştir.58 Yalnız Şâfiîler başa üç defa meshin sünnet olduğu görüşündedir. Onlar, Hz. Enes (r.a)’den nakledilen “Üç daha faziletlidir” sözü ile, bazı sahabe uygulamasına dayanırlar.59
10) Abdestte elleri veya ayakları yıkamaya parmak uçlarından başlamak.
11) Parmakları hilâllemek. Abdestte, ellerin parmakları birbirine sokularak, ayak parmakları ise el parmaklarından birisi aralarından gezdirilerek, aralarda kuru yerin kalmaması sağlanır. Parmakları akarsuya sokmak da hilâlelleme yerine geçer. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Parmaklarınızın arasını hilâlleyiniz ki, onların arasına cehennem ateşi girmesin ve onları hilâllemesin.”60
12) Sakalı hilâllemek: Abdest alırken sık sakalı bulunanların sakallarını, parmaklarını sakalın içine sokarak alt taraftan üst tarafa doğru hareket ettirmesine hilâlleme denir. Kısa ve seyrek sakalın altına su kolay gireceği için yıkama yeterli olur. Hadiste: “Müşriklere muhalefet edin, bıyıkları kısaltın, sakalı uzatın.”61 buyurulmuştur. Hz. Peygamber’in abdestte bir avuç suyla sakalını hilâllediği ve “Rabbim bana bu şekilde emretti” dediği nakledilir.62
13) Başın tamamını bir su ile meshetmek: Buna “kaplama mesh” denir. Abdest alan kimse ıslak olan iki avucunu ve parmaklarını başının ön kısmından başlayarak arka kısmına kadar, başın tamamını kaplayacak bir şekilde arkaya doğru çekerek mesheder. Bu sünnettir.63
14) Kulakları meshetmek: Çoğu fakihlere göre, yeni bir su ile kulakların içten ve dıştan meshi sünnettir. Delil; Abdullah b. Zeyd’den nakledilen şu hadistir: “O, Rasûlullah (s.a.s)’i abdest alırken gördü, başını meshederken kullandığı sudan başka kulakları için de su aldı.”64 Hanbelîler; “Kulaklar baştandır”65 hadisine dayanarak bu meshi vacip kabul ettiler. Ancak bu hadis ehl-i ilim tarafından zayıf sayılmıştır.66
15) Abdest uzuvlarını, üzerine dökülen su ile ovmak: Fakihlerin çoğunluğuna göre ovma sünnettir. Çünkü abdest âyetinde emredilmemiş, sünnette de açıklıkla sabit olmamıştır. Malikîler ise ovmayı farz sayarlar.67
16) Abdest uzuvlarını ara vermeksizin yıkamak: Yani henüz biri kurumadan, diğerini yıkamaya başlamak. Buna “muvâlât” veya “vilâ” denir. Aşırı sıcak yüzünden, yıkanan uzvun hemen kuruması muvâlâtı etkilemez. Bazı fakihlere göre, muvâlâttan maksat, abdest arasında başka bir işle uğraşmamaktır. Hanefî ve Şâfiîler muvâlâtı sünnet sayarken, Malikî ve Hanbelîler farz kabul ederler.68
17) Boynu meshetmek: Başı ve kulakları meshettikten sonra iki elin arkaları ile ve üçer parmakla yeni bir su almaya gerek olmaksızın boyun meshedilir. Boğazı meshetmek bid’attir. Bazı kaynaklarda, boynu meshetmek, müstehap veya menduplar arasında zikredilmiştir.69
D - Abdestin Âdâbı:
Hanefîler mendup anlamında “edeb” ve çoğulu “âdâb” terimini kullandılar. Edeb veya mendûp, Rasûlullah (s.a.s)’ın bir veya iki defa yaptığı ve devamlı olarak işlemediği fiillerdir. Hükmü; işlendiği zaman sevabın olması, terkedildiğinde ise kınamanın bulunmamasıdır. Mâlikîler ise, bu fiiller için mendup veya âdâb yerine “fazilet”, “haslet” ve “müstehab” terimlerini kullanırlar.
Sünnetle mendup veya müstehap arasındaki fark şudur: Sünnet, şârî’-i hakîmin yapılmasını te’kid ettiği ve değerini yükselttiği şeydir. Mendup veya müstehap ise, Şârî'in kesin olmaksızın, yapılmasını istediği ve yapılmasını hafif tuttuğu şeydir. Bunlardan herbirini yapan sevap alır ve terkedene ceza verilmez.
Abdestin başlıca edepleri şunlardır:
1) Abdest alırken kıbleye yönelmiş olarak bulunmak. Çünkü kıble yönlerin en şereflisidir ve ona dönerek yapılan duanın kabul olunacağı umulur. Şâfiî ve Hanbelîler sünnetle edep arasında bir fark gözetmedikleri için kıbleye dönmeyi sünnet kabul ederler.
2) Daha vakit girmeden abdest alıp namaza hazır bulunmak. Özür sahipleri bundan müstesnadır.
3) Abdest alırken yüksekçe bir yerde bulunmak. Böylece, abdest sularının elbiseye sıçraması önlenmiş olur.
4) Bir özür bulunmadıkça abdestte başkasından yardım istememek. Ancak başkası kendi arzusu ile yardımcı olursa âbâba aykırı bulunmaz. Mugire b. Şu’be’nin yolculukta Rasûlullah (s.a.s) abdest alırken, ona su döktüğü nakledilir.70
5) Abdest sırasında bir zaruret bulunmadıkça başkasıyla konuşmamak. Çünkü konuşmak abdest alanı, duadan alıkoyar.
6) Abdest alırken sıkı olmayan parmak yüzüklerini oynatmak. Yüzük darsa, oynatarak altına suyun girmesini sağlamak gerekir. Ebu Rafi’ (r.a)’den, Rasûlulah (s.a.s)’in abdest alırken yüzüğünü hareket ettirdiği nakledilmiştir.71
7) Abdestte ağıza ve buruna sağ el ile su vermek, sol el ile sümkürmek.
8) Kulakların iç kısmını ıslatılmış serçe parmağı ile meshetmek.
9) Boynu meshetmek. Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre, boynu meshetmek müstehap veya menduptur. Çünkü Talha b. Mutarrif’in babasından, onun da dedesinden naklettiği, Hz. Peygamber (s.a.s)’in boynunu meshettiğine dair hadis zayıf kabul edilmiştir.72 Bu yüzden, fakihlerin çoğunluğu boynu meshetmeyi mekruh görmüşlerdir.
10) Yüzü yıkarken, yüz kenarlarını ve göz pınarlarını yoklamak, suyu dirsek ve topukların yukarılarına kadar ulaştırmak. Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Sizler abdest azalarınızı yıkarken geniş tuttuğunuz için kıyamet gününde “el-Gurru’l-Muhaccelûn”sunuz. Artık sizden hem yüzünü, hem de el ve ayaklarını yıkarken geniş tutabilen tutmaya çalışsın.”73 Mâlikîler hadisteki “gurre” lafzını “abdest” anlamında alarak, gurrenin uzatılmasına iki anlam vermişlerdir: Birincisi yıkanan azasının farz olandan fazlasının yıkanması, diğeri abdestin devamlı tutulması veya devamlı abdestli bulunulmaya çalışılması. Onlara göre, birincisi aşırıya kaçma sebebiyle mekruh, ikincisi ise müstehaptır.74
11) Azaları yıkamaya yetecek kadar su almak, nehir veya deniz kenarında bile su israfından kaçınmak. Çünkü suyun israfı mekruhtur.
12) Abdest aldıktan sonra kelime-i şehadet getirmek ve dua okumak. Hanbelîler gusülden sonra da bunun mendup olduğunu söylemişlerdir.
Kelime-i şehadet ve dua şu şekildedir:
Anlamı: “Allah’tan başka hiç bir ilâh olmadığına, onun ortağının bulunmadığına, tek ilâh olduğuna şehadet ederim. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür. Allah’ım beni çok tevbe edenlerden, çokca temizlenenlerden kıl. Sen her türlü eksiklikten uzaksın. Allah’ım sana hamd ederim. Senden başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler, sana tevbe ederim.”
Abdest aldıktan sonra Hz. Peygamber’e salâtü selâm getirmek sünnettir. Kelime-i şehadet ve dua ise mendup olup şu hadise dayanır: “Sizden biri, abdest alır ve abdestini eksiksiz olarak tamamlar, sonra da: “Allah’tan başka bir ilâh olmadığına, O’nun ortağının bulunmadığına, tek ilâh olduğuna şehâdet ederim ve yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür” diyecek olursa, şüphesiz ona cennetin sekiz kapısı da açılır, hangisinden dilerse oradan girer.” Müslim’in naklettiği bu hadise Tirmizi şu ilavede bulunur: “Sen her türlü eksiklikten münezzehsin. Allah’ım, sana hamd eder, senden başka hiç bir ilâh olmadığına şahitlik ederim. Senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim. Allah’ım! Sen beni çok tevbe edenlerden ve çok temizlenenlerden kıl.”75
13) Abdestten artan sudan kıbleye karşı ayakta bir miktar içmek ve bu sırada; “Allah’ım beni her günah işledikçe tevbe eden ve günahtan kaçınıp tertemiz bulunan salih kullarından kıl” diye dua etmek.
14) Abdestin sonunda bir, iki veya üç defa Kadir Sûresi’ni okumak.
15) Abdestten sonra, kerâhet vakti değilse iki rekat nafile namaz kılmak.
Abdestin sünnetlerine veya edeplerine aykırı olan şeyler, ya tahrîmen, ya da tenzîhen mekruhtur.
E - Abdest Duaları:
Abdest alınırken, azaların yıkanması sırasında okunacak dualar, İmam Nevevî’nin de belirttiği gibi hadis-i şeriflere dayanmaz. Her aza yıkanırken okunacak uygun dualar seleften nakledilmiş ve okunmaları güzel görülmüştür. Bu duaların okunması Hanefî ve Mâlikîlere göre müstehap, bazı Şâfiîlere göre ise mübahtır.76 Bu dualar okunmasa da abdest tamam olur. Seleften gelen dualar şöyledir:
1) Abdeste başlarken “Eûzü” ve “Besmele”den sonra:
(Suyu temizleyici ve islâm'ı nûr kılan Allah'a hamdolsun)
2) Ağzına su alırken:
(Allah’ım! Bana peygamberinin kevser havuzundan, bir daha sonsuza kadar susamayacağım bir kâse su ihsan buyur.)”
3) Burnuna su alırken:
(Allah’ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum bırakma.)”
4) Yüzünü yıkarken:
(Allah’ım! Bazı yüzlerin beyazlanacağı, bazı yüzlerin de kararacağı günde, benim yüzümü ak kıl.)”
5) Sağ kolunu yıkarken:
(Allah’ım! Bana amel defterimi sağ yanımdan ver ve benim hesabımı kolay kıl!)”
6) Sol kolunu yıkarken:
(Ya Rabbi! Bana kitabımı sol yanımdan ve arka yönden verme ve şiddetli bir hesap ile sorguya çekme)
7) Başına mesh ederken:
(İlâhi, beni rahmetinle yarlığa, benim üzerime bereketinden indir.)
8) Kulaklarını meshederken:
(Ya Rabbi, beni Hak sözü işitip de en güzeline uyan kullarından eyle)
9) Boynuna meshederken:
(Ya Rabbi, benim vücûdumu cehennem ateşinden azâd et!)
10) Ayaklarını yıkarken:
(Ya Rabbi! Birtakım ayakların kayacağı günde, benim ayaklarımı sırat üzerinde sâbit kıl)” diye dua edilir.
F - Abdest Çeşitleri:
Abdestler gerekli olma derecelerine göre üçe ayrılır:
1) Farz olan abdestler:
İki durumda abdest farz olur:
a) Namaz kılacak olan abdestsiz kimsenin abdest alması farzdır. Bu namaz farz, vacip veya nafile namaz olsun, cenaze namazı veya tilâvet secdesinde olduğu gibi eksik namaz niteliğinde bulunsun hüküm değişmez. Abdest âyeti77 ile Hz. Peygamber’in “Allahü Teâlâ sizden hiçbirinizin namazını abdestsiz olduğu zaman, abdest alıncaya kadar kabul etmez.”78 hadisi buna delâlet eder.
b) Kur’an-ı Kerim’e el sürmek için abdestli bulunmak farzdır. Bir ayetin kağıt, deri, duvar veya bir nakit para üzerinde yazılı olması da, elle tutma bakımından aynı hükme bağlıdır. Delil: “Ona ancak iyice temizlenenler dokunabilir”79 ayeti ile, Hz, Peygamber’in; “Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir.”80 hadisidir.
2) Vâcip olan abdestler:
Ka’be-i Muazzama’yı tavaf etmek için, abdestsiz müslümanın alacağı abdest Hanefîlere göre vaciptir. Fakîhlerin çoğunluğu ise bunu, farz kabul ederler. Delil şu hadistir: “Beytullah’ı tavaf bir namazdır. Şu farkla ki, Allah tavafta konuşmayı helal kılmıştır. Kim tavafta konuşursa yalnız hayır söylesin.”81 Hanefîler ise tavafı gerçek namaz gibi kabul etmez. Bu yüzden de onun sıhhati abdeste bağlı bulunmaz. Vacibin terkinden dolayı kurban cezası gerekir.
3) Mendup olan abdestler:
Bunlar sürekli olarak abdestli bulunmak, ezbere Kur’an okumak, ezan okuyup kamet getirmek, dinî kitapları tutmak, dinî ilimleri okuyup okutmak, cenaze yıkamak veya cenazeyi takip etmek veya öfkenin geçmesi için alınacak abdestlerdir. Böyle bir abdest alınınca, bununla namaz kılınabilir veya Kur’an-ı Kerim ele alınabilir.82
Diğer yandan abdestli kimsenin bir namaz kılmaksızın yeniden abdest alması su israfı sayılacağı için mekruhtur.83 Gasbedilen veya yetime ait bir suyla abdest almak ise haram sayılmıştır.
G - Abdestin Mekruhları:
1) Abdest alırken gereğinden fazla suyu boş yere tüketmek. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) abdest alırken suyu israf eden Sa’d (r.a)’ı uyarmış ve ona nehir kıyısında bile israftan kaçınmasını bildirmiştir.
2) Suyu yüze veya diğer azalara çarparak yıkamak. Böyle bir hareket, kullanılmış suların elbiseye sıçramasına yol açar ve bu âdâba aykırı olur.
3) Abdest alırken gereksiz yere konuşmak.
4) İhtiyacı olmadığı halde başkasından yardım ve su dökmesini istemek.
5) Temiz olmayan pis ve kirli bir yerde abdest almak.
6) Oruçlu kimsenin mazmaza ve istinşakta aşırıya gitmesi. Çünkü bunda orucun bozulma korkusu vardır.84
H - Abdesti Bozan Durumlar:
Aşağıdaki Şeylerden herbiri abdesti bozar:
1) Önden veya arkadan sidik, dışkı, kan, menî, mezî, vedî gibi bir necâsetin veya herhangi bir sıvının çıkması. Allah Teâlâ: “İçinizden biri ayak yolundan gelmiş ise...”85 buyurmuştur. Burada kinaye yoluyla büyük ve küçük abdest bozma kastedilmiştir. Diğer yandan Allah elçisi özür (istihaza) kanı görmekte olan Fâtıma binti Ebî Hubeyş’e şöyle buyurmuştur: “Eğer bu ay başı kanı ise, bilinen siyah bir kandır. Şayet böyle ise namaz kılma. Başka türlü ise o vakit abdest al ve namaz kıl. Bu çatlak damardan gelen bir kandır.”86
2) Arka taraftan yel çıkması. Hz. Peygamber, yellenip yellemediğinde şüpheye düşen kimsenin ses veya bir koku duymadıkça abdestinin bozulmayacağını bildirmiştir.87
3) Ön ile arkadan başka, ağız, burun veya bedenin diğer herhangi bir uzvundan kan, irin veya cerahat gibi şeylerin çıkması. Ağızdan gelen kana bakılır, eğer bu kan tükrük kadar veya tükrükten fazla ise abdesti bozar. Aksi halde bozmaz. Bu, renginden anlaşılır. Diğer uzuvlardan çıkan bir kan ise, çıkma yerinden yanlara yayılırsa abdesti bozar, yoksa iğne ucu gibi çıkıp da yerinde kalan bir kan katresi abdeste engel olmaz. Bunun el veya parmakla silinmesi de zarar vermez.
Yaradan çıkan irin ve sarı su hakkında da hüküm böyledir.
Vücuttaki kabarcıklardan çıkan sâfî su da, sağlam görülen görüşe göre kan hükmündedir. Başka bir görüşe göre ise, bu abdesti bozmaz. Bu son görüşle amel edilebileceği, bazı müteahhir fakihlerce belirtilmiştir.
Çıkan kanın abdesti bozduğu konusunda Hanefîler şu delillere dayanırlar: Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Her akan kandan dolayı abdest almak gerekir”88 “Her kim namazda iken kusar veya burnundan kan akarsa, namazdan çıksın ve gidip abdest alsın. Ondan sonra da konuşmadığı sürece gelsin, namazını bıraktığı yerden tamamlasın.”89 “Bir iki damla kan çıkmasından dolayı -akan bir kan olması hali müstesna- abdest almak yoktur”90
Hanbelîler az miktarda kanın aksa bile abdesti bozmayacağını söylerken, Mâlikî ve Şâfiîler az olsun çok olsun vücuttan çıkacak kanın abdesti bozmayacağı görüşünü benimsemişlerdir. Dayandıkları delil Hz. Enes’in naklettiği şu hadistir: “Rasûlullah (s.a.s) kan aldırdı ve abdest almaksızın namaz kıldı. Kan aldırdığı yerleri yıkamanın dışında bir şey yapmadı.”91 Diğer yandan, Rasûlullah (s.a.s) Zâtu’r-Rıkâ Gazvesinde iken, bir adama ok isabet etmiş, kan akarken ruku ve secdeye vararak namazını tamamlamıştır. Rasûlullah (s.a.s) bu sahabîye ses çıkarmamıştır.92
4) Ağız dolusu kusmak: Hz. Peygamber; “Kusmak abdesti bozar”93 buyurmuştur. Ağız dolusu yiyecek, su, pıhtılaşmış kan veya safra gibi şeyleri çıkarmak abdesti bozar. Balgam ise nereden gelirse gelsin tükrük hükmünde olup abdesti bozmaz.
Mâlikî ve Şâfiîlere göre ise kusmakla abdest bozulmaz.94
5) Aklın idrak gücünü gideren durumlar abdesti bozar. Uyumak, bayılmak, akıl hastası olmak, sarhoşluk veya sar’a nöbeti bunlar arasında sayılabilir.
Yan yatarak veya bağdaş kurarak veya dirseklere dayanarak yahut ayaklarını oturak yerinin altından bir tarafa uzatarak yahut namaz dışında secde eder gibi bir halde uyumak abdesti bozar. Yine herhangi bir şeye yaslanıp, yaslandığı bu şey çekildiği taktirde düşecek olursa ve kalçaları da yerde değilse abdest bozulur. Çünkü gevşeme hali bu şekildeki bir yaslanma ile son noktasına ulaşmış bulunur. Şâfiîlere göre ise bu son durumda, kalçalar yere iyice oturmuş ise, abdest bozulmaz. Çünkü böyle bir durumda herhangi bir şeyin çıkmayacağından emin olunur.
Uyku ile birlikte his kaybolur. Bu durumda, kalçalar boşlukta kalırsa, gevşeme hali sebebiyle yellenme meydana gelebilir. Burada abdestin asıl bozulma sebebi işte bu yellenme halidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Göz makatın bağıdır. Bu bakımdan uyuyan kimse abdest alsın.”95 “Göz makatın bağıdır. Gözler uyuduğu zaman bağ çözülmüş olur.” 96
Bu duruma göre, namazda kıyamda, ruku veya secdede iken yahut namaz dışında bu durumlarda olup uyumakla abdest bozulmaz.
6) Fahiş mübaşeret. Hanefîlere göre erkekle kadının engelsiz veya çok ince bir engel ile karınlarını veya cinsel organlarını birbirine dokundurmaları abdestlerini bozar. Burada mezînin çıkması da şart değildir. İmam Muhammed’e göre ise, bu durumda bir ıslaklık, bir mezî görülmedikçe abdest bozulmuş olmaz. Kadına mücerred olarak dokunmanın abdesti bozmadığı şu delillere dayanır:
Kur’an-ı Kerim’de; “Yahut da kadınlara dokunmuşsanız...”97 buyurulur. Âyetteki, dokunmak (lems) İbn Abbas’a göre cinsel temasta bulunmak demektir. Bu mecaz anlamıdır. Şâfiîler ise bunun gerçek anlamını esas alarak, lems’in; “el ile yoklamak veya tenlerin birbirine değmesi veya elle dokunmak” anlamlarına geldiğini söylemişlerdir. Bu yüzden Şâfiîlere göre, erkeğin nesep, süt veya sihrî hısımı gibi mahremleri dışında kalan yabancı bir kadına aralarında herhangi bir engel bulunmaksızın dokunması her ikisinin de abdestini bozar. Ancak kadının saçları, dişleri veya tırnakları bundan müstesnadır. Mâlikîler ve Hanbelîler ise kadının tenine dokunmayı “lezzet ve şehvet duyma” ile sınırlandırmışlardır.
Hanefîler bu konuda şu hadislere dayanırlar: Hz. Âişe şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.s) hanımlarından birisini öper, sonra da abdest almaksızın namaz kılardı.”98 “Rasulullah (s.a.s) ben onun önünde boylu boyunca yatmış olduğum halde namaz kılardı. Vitir kılmak isteyince, ayağıyla bana dokunurdu.”99 Hz. Âişe’nin naklettiği bu hadislerde kadına dokunmanın abdesti bozmadığına delil vardır.
7) Namazda kahkaha ile gülmek. Kahkaha; kişinin, yakınında bulunanlar tarafından duyulacak şekilde gülmesidir. Delil şu hadistir: “Sizden biriniz namazda iken kahkaha ile gülerse abdesti ve namazı birlikte iade etsin.”100 Bunun namazı bozması, namaz kılana bir ceza olması ve tekrarını önlemek içindir. Namazın dışında kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.
8) Erkek veya kadının cinsel organları içine konulacak bez veya pamuğun dış kısmına sidik ıslaklığının ulaşması yahut bunlar çıkarıldığında iç kısmının ıslak olması abdesti bozar.
9) Cinsel temasta bulunmak.
10) Mestler üzerine mesihten itibaren mukîm için bir günün, yolcu için üç günün geçmiş olması veya bunların belirtilen sürelerin içinde ayaktan çıkarılması.
11) Özürlü olan kimsenin aldığı abdestte, namaz vaktinin çıkması.
12) Teyemmüm yapmış olan kimsenin suya ulaşması. Bu son üç madde ayrıca kendi konuları içinde incelenecektir.101
Abdestin bozulmasıyla ilgili görüş ayrılığı bulunan konularda ihtiyatlı davranmak daha uygundur. Meselâ; Hanefî mezhebinde bulunan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp, başka mezheplere göre, bozan bir halde bulunursa, ihtilaftan kaçınmak için abdest alması menduptur. Özellikle imam olanların buna dikkat etmesi ihtiyat gereğidir.
İ - Abdesti Bozmayan Durumlar:
Aşağıdaki şeyler abdesti bozmaz:
1) Kişinin ön ve arka yollarından başka vücudunun herhangi bir yerinden çıkan kan, irin veya sarı su, çıkış yerinin çevresine yayılmayıp, bir damla halinde kalırsa abdesti bozmaz.
2) Kabuk bağlamış bir yaranın kan çıkmaksızın kabuğunun düşmesi.
3) Mayasıl rutubeti ve parmak aralarındaki pişiklik.
4) Tükrük veya sümüğe yarıdan az kan karışması.
5) Ağız dolusu olmayan kusuntu.
6) Ağız dolusu balgam kusmak Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre abdesti bozmaz. Ebû Yusuf’a göre ise, içeriden (cevf) gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.
7) Burun, kulak veya bir yaradan vücut kurdunun düşmesi. Bu kurt temiz olup, üzerindeki yaşlık azdır ve kendisinde akıcılık özelliği bulunmaz.
8) Cinsel organa elle dokunmak abdesti bozmaz. Hz. Peygamber’e, erkeklik organına dokunan bir kimsenin abdest alması gerekir mi?, diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir: “O, senden bir parçadır. Veya senden bir et parçasıdır.” 102 Hz. Ali’nin bu konuda; “Ben ona mı yoksa burnumun yumuşak tarafına mı dokundum hiç umurumda değil.” dediği nakledilmiştir.103 Şâfiîlere göre bir erkek veya kadın kendisinin veya başkasının cinsel uzvunu veya dübürünü, çıplak olarak elinin içi ile tutsa abdesti bozulur. Mâlikî ve Hanbelîlere göre de böyledir. Ancak bunlara göre bir kadının kendi cinsel organını tutması abdestini bozmaz. Delilleri şu hadislerdir: “Erkeklik organına dokunan kimse abdest alıncaya kadar namaz kılmasın.”104 “Her kim eliyle erkeklik organına arada bir örtü olmaksızın dokunacak olursa, onun abdest alması gerekir.”105 Bu konuda çoğunluğun dayandığı deliller daha sağlam görünmektedir. Çünkü Hanefîlerin dayandığı, Talk b. Alî’nin naklettiği hadisin zayıf, hatta mensuh olduğu öne sürülmüştür.106 Diğer yandan cinsiyet uzvuna elle dokunulması sonucunda mezi denilen sıvının çıkıp, abdesti bozması da daima ihtimal dahilindedir.
9) Arka taraftan rutubetsiz, kokusuz bir halde çıkarılan kullanılmış ilaç (hukne). Ancak bu durumda abdesti yenilemek ihtiyata daha ugundur.
10) Erkeğin cinsel organına damlatılıp, daha sonra geri gelen yağ Ebû Hanîfe’ye göre abdesti bozmaz.
11) Pıhtı halinde kusulan kan parçası.
12) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusül abdestinde yıkanması gereken yere kadar uluşmayan kan.
13) Isırılan elma veya ayva gibi sert bir meyve üzerinde yahut kullanılan misvakta görülüp akıcılığı bilinmeyen kan eseri.
14) Pire, kene, sivrisinek ve kara sinek gibi haşerattan birisinin doluncaya kadar emdiği kan. Sülüğün doluncaya kadar emip de düştüğü zaman kendisinden akacak kadar olan kan abdesti bozar.
15) Oturağı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak, yine namazda iken ayakta veya oturarak yahut rukû veya secde halinde uyumak.
16) Namaz dışında veya cenaze namazında, yahud da tilâvet secdesinde kahkaha ile gülmek.
Şâfiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.
17) Kendisinin de, yanındakilerin de işitemeyeceği derecedeki gülümseme, abdesti de namazı da bozmaz. Ancak yalnız kendisinin işitebileceği derecedeki gülme abdesti değilse de namazı bozar.
18) Ağlamak da abdesti bozmaz.
J - Abdestin Sıhhatine Engel Olmayan Şeyler:
1) Tırnaklarda bulunan veya bedenin terlemesinden doğan kirler, pire ve sinek tersleri abdestin sıhhatine engel olmaz.
2) Boyacıların ellerinde veya tırnaklarında zarûrî olarak kalabilen boyalar abdestlerine zarar vermez. Ancak bir zarurete bağlı olmaksızın tırnakların üzerinde ince bir tabaka teşkil eden ve altlarına suyun gitmesine engel olan boyalar abdestin sıhhatine mânidir. Nitekim abdest organlarına yapışmış bulunan mum, hamur, çapak gibi şeyler de böyledir.
3) Bir yaranın üzerine konulan ilâç yaranın dışına yayılmış olursa, bu aşılan kısım yıkanır. Ancak yıkanılması zarar verecekse meshetmekle yetinilir.
4) Bir kimse abdest aldığını kesin olarak bildiği halde, abdestinin bozulup bozulmadığında şüphe etse abdestli sayılır. Bunun aksine, abdestinin bozulduğunu kesin olarak bildiği halde, daha sonra abdest alıp almadığında şüphe etse abdestsiz sayılır. Çoğunluğun görüşü budur. Çünkü kesin olarak bilinen şey, şüphe ile ortadan kalkmaz. Delil; Abdullah b. Zeyd’in naklettiği şu hadistir: “Peygamber (s.a.s)’e, namaz sırasında birşeyler hissettiği duygusu gelen kişinin durumundan şikâyette bulunulunca şöyle buyurmuştur: Bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça namazı bırakmasın.”107
5) Abdest sırasında veya abdestten sonra, bir abdest organını yıkayıp yıkamadığında şüphe eden kimse, eğer çok kere bu çeşit vesvese oluyorsa, o organını yıkaması gerekmez. Her zaman böyle vesvese olmuyorsa yıkar.
6) Abdest organlarından biri veya bir kaçı bulunmayan kimse, mevcut organları yıkamakla yetinir. Bir organ yerine ameliyatla takılacak başkasına ait organ onun yerine geçer.
K - Mestler Üzerine Meshetmek:
Abdestle, mestler üzerine meshetmek ayakları yıkamak yerine geçer. Ayağa giyilen ve “mest” denilen veya mest hükmünde bulunan şeylerin üzerine abdest alınırken meshedilmesi caizdir. Bu, müslümanlara kolaylık olması için meşrû kılınmıştır. Bu meshten maksat, mestlerin üzerine, ayakların parmakları ucundan aşık kemiklerini aşmak üzere inciklere doğru el parmaklarını ıslak olarak sürmektir. Deri ve benzeri şeylerden yapılan, topukları ve daha fazlasını örten şeye “mest” denir.
Mestler üzerine mesh ile ilgili tevatür derecesine ulaşan hadisler vardır. Bazıları şunlardır: Hz. Ali şöyle demiştir: “Eğer din mücerred ictihadla olsaydı, mestlerin altının meshedilmesi üstünü meshten daha uygun olurdu. Ben Rasûlullah (s.a.s)’ı mestlerin üstünü meshederken gördüm.”108 Mugire b. Şu’be (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s) ile birlikte idim, abdest aldı. Ben mestleri çıkarmak için davrandım. O; “Onları bırak, çünkü ben onları abdestli iken giydim”109 buyurdu. Safvân b. Assâl (r.a)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) bize, abdestli olarak giydiğimiz takdirde, eğer yolculukta isek üç gün; mukîm isek bir gün bir gece süreyle mestler üzerine meshetmemizi, ister büyük, ister küçük abdest dolayısıyla onları çıkarmamayı, ancak cünüplük sebebiyle onları çıkarmayı emretti.”110 Cerîr (r.a)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Ben, Rasûlullah (s.a.s)’ın küçük abdest bozduğunu, sonra da abdest alıp mestleri üzerine meshettiğini gördüm.”111
Ayaklara mestin farz miktarı, her ayağın ön tarafına rastlayan mestin üzerine, elin en küçük üç parmağı miktarı kadardır. Bu kadar kısım mesh edilince, farz yerine gelmiş olur. Bu, Hanefîlerin görüşüdür.
Mâlikîlere göre, mestin üst kısmının tamamının, Hanbelîlere göre, üst kısmının çoğunun, Şâfiîlere göre ise, üstten bir parmak kadar bir yerin meshedilmesi gereklidir.112
Meshde parmakların açıkça bulunması ve ayak parmakları tarafından başlayıp, bacağına doğru yapılması sünnete uygun bir meshtir. Muğire b. Şu’be (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Peygamber (s.a.s) mestleri üzerine meshetti. Sağ elini sağ mesti üzerine koydu. Sol elini de sol mesti üzerine koydu, sonra da yukarıya doğru sadece bir defa meshetti.”113
Bununla birlikte mestin üzerine su dökmek, mesti ıslak bez veya sünger gibi bir şeyle silmek, mesti enine olarak meshetmek veya meshe mestin koncundan başlamak da yeterli olur. Ancak bu durum sünnete uygun düşmez. Mestlerin altına mesh edilmez.
Mest Üzerine Meshin Şartları:
1) Mestler, ayağa abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmiş olmalıdır. Çünkü Muğire (r.a)’ın naklettiği hadiste Nebi (s.a.s); “Mestleri bırak, çünkü onların ikisini de abdestli olarak giydim”114 buyurmuştur. Diğer yandan bir özür sebebiyle ayağa veya sargısına meshedilmiş olması da yıkama hükmündedir. Bu yüzden, böyle bir meshden sonra giyilmiş mestler üzerine meshedilebilir.
2) Mestler, abdestte yıkanması farz olan yeri örtmüş bulunmalıdır. Bu yerden maksat; yanlardan topuklarıyla birlikte ayaktır. Ayak ile birlikte topukları örtmeyen mestin üzerine meshetmek caiz değildir.
3) Ayağa giyilmiş mestin, en az bir fersah yani üç mil=5544m. kadar yol yürünebilecek sağlamlıkta olması gerekir.
4) Mestlerin deliksiz ve sağlam olması gerekir. Hanefî ve Mâlikîlere göre, istihsan ve güçlüğü kaldırma prensibinden hareket edilerek, az miktarda delikle mestler üzerine meshetmek caizdir. Hanefîlere göre, ayağın küçük parmağının üç misli miktarını aşan delik meshin sıhhatine engel olur. Mâlikîlere göre ise bu miktar, “kendisiyle yürümeye devam edilmesi imkânsız olacak kadar olanıdır” ki, bu da ayağın üçte biri büyüklüğündeki deliktir. Şâfiî ile Hanbelîlere göre, delik küçük de olsa delikli mest üzerine mesh caiz değildir.
Diğer yandan, mestlerde üç parmak miktarı sökük bulunduğu halde, mestlerin sağlamlığı sebebiyle, yürürken bu sökük açılıp görünmezse meshe zarar vermez. Bir mestteki yırtıklar toplanır, iki mestteki yırtıklar ise toplanmaz. Bu yüzden, bir mestte iki, diğerinde de bir veya iki parmak miktarı yırtık bulunsa meshe mani olmaz.
5) Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek derecede kalın olmalıdır. Mâlikîler dışındaki çoğunluk fakihler deri, kalın keçe, bez ve benzeri şeylerden yapılan mestlerin üzerine meshi caiz görmüşlerdir. Ancak Hanefî ve Şâfiîler, mestlerin dışarıdan aldığı suyu, hemen içine çekerek ayağa ulaştırmayacak bir yapıda olmasını şart koşarlar. Onlara göre, mestin meşrûluğuna delâlet eden nasslarda bu şartın varlığı da öngörülmüş kabul edilir. Mâlikîler ise mestin deriden ve dikişli olmasını gerekli görürler.
6) Ayağın ön tarafından, elin küçük üç parmağı kadar bir miktarın kalmış olması gerekir. Bu yüzden bir veya iki ayağının ön tarafı bulunmayan kimse, mestlerine mesh edemez. Çünkü bir ayağı yıkamakla, diğerini meshetmek bir arada bulunmaz. Ancak bir ayağı tamamen bulunmayan kimse, diğer ayağına giydiği mest üzerine mesh edebilir. Bu durumda yıkama ile mesh bir arada bulunmamış olur.
Sonuç olarak normal mestler yanında, ayakları topuklarıyla birlikte örten çizmeler, potinler ve kendileriyle 5,5 km.’den fazla yürünebilecek derecede kuvvetli kalın çoraplar ve konçlu aba terlikler mest hükmündedir. Bunlar üzerine de mesh yapılabilir.
Çorap Üzerine Meshetmek:
İslâm bilginleri, abdest alınırken, üzerine deri kaplanmış veya altlarına pençe vurulmuş olan çoraplara meshetmenin cevazında görüş birliği içindedir. Ancak bu nitelikte olmayan adi çoraplar üzerine meshetmenin hükmü konusunda görüş ayrılığı vardır.
Muğire b. Şu’be (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) abdest aldı, iki çorabı ve iki pabucu üzerine meshetti.”115
Ebû Hanîfe deri ile kaplanmamış veya altına pençe vurulmamış olan çoraba meshi caiz görmez. Çünkü çorap, mest anlamına gelmez. Onunla altına pençe vurulmadıkça uzun yol yürümek mümkün olmaz. Çorap üzerine meshe cevaz veren hadis buna hamledilir. Ancak Ebû Hanîfe’nin ömrünün sonuna doğru aksi görüşte olan Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’in ictihadına döndüğü nakledilir. O, hastalık günlerinde çorapları üzerine meshetmiş ve öğrencilerine şöyle demiştir: “İnsanları menetmekte olduğum şeyi yaptım” Bu, onun önceki görüşünden döndüğüne delil sayılmıştır.
Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, çoraplar kalın olur ve altını göstermezse, üzerlerine meshetmek caiz olur. Çünkü Nebi (s.a.s) çorapları üzerine meshetmiştir. Çorap kalın olunca, onunla yol yürümek de mümkün olur. Günümüzdeki kalın, keçeleşmiş yün çoraplar gibi. Buna göre, Hanefîlerde, kalın çorapla bir fersahtan (5,5 km.) fazla yol yürümek mümkün olduğu, kendi koncu üzerinde durabildiği, altını göstermediği, ya da altına suyu hemen geçirmediği için meshin cevazına fetvâ verilmiştir. Hanbelîlerin görüşü de böyledir.116
Mestler Üzerine Meshetmenin Süresi:
Fakîhlerin çoğunluğuna göre, ikamet halinde olan kimse için meshin süresi bir gün bir gece, yani yirmi dört saat, yolcu için, yani on sekiz saatlık bir uzaklığa giden müsafir için üç gün üç gece= yetmiş iki saattir.117 Bu süre, mestleri abdestli olarak giydikten sonra, ilk abdest bozulduğu andan itibaren başlar. Meselâ; bir kimse, saat bir’de ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp, mestlerini giyse ve kendisinden saat beş’te abdestini bozan bir hal meydana gelse, meshin süresi bu saat beş’ten itibaren başlamış olur. Yoksa, mestleri giydiği andan itibaren başlamış olmaz.
Hz. Ali’nin naklettiği şu hadis meshetme süresinin delilidir: “Rasûlullah (s.a.s) meste mesh süresini yolcu için geceli gündüzlü üç gün, mukîm için bir gün bir gece olarak bildirdi.”118
Mukîm iken, seferî olan kimse, seferîlik süresine tabi olur ve bu süreyi doldurur. Bunun aksine seferî olan bir kimse bir gün ve bir gece meshettikten sonra mukîm olsa süresi bitmiş olur. Artık ayaklarını yıkaması gerekir.
Mestlerine meshetmek suretiyle abdestli bulunan kimse, mestlerini ayağından çıkarsa, yalnız ayaklarını yıkaması yeterlidir, abdestini tamamen yenilemesi gerekmez. Ancak ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp mestlerini giyen kimse, daha bu abdesti bozulmadan, herhangi bir sebeple mestlerini ayağından çıkarsa, abdesti bozulmayacağı için, ayaklarını yeniden yıkaması gerekmez.
Mâlikîlere göre, mestleri meshetmek için bir süre yoktur. Mestleri ayağından çıkarmadığı veya cünüp olmadığı sürece, mestler üzerine meshetmeye devam edebilir. Ancak cum’a namazını kılacak kimseler için, her cuma günü, mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkaması menduptur. Şâfiî ve Hanbelîlere göre mübah bir yolculukta bulunan kimse için mesh süresi üç gün, üç gecedir. Ma’siyet sayılan bir yolculukta ise, bu süre bir gün ve bir geceden ibarettir.119
Mest Üzerine Meshi Bozan Şeyler:
Mestler üzerine yapılmış mesh, aşağıdaki durumlardan birisi ile bâtıl olur:
1) Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Bu yüzden, henüz süre bitmemişse, yeniden alınacak abdestte mestlere veya sargılara yeniden mesh yapılır.
2) Cünüplük ve buna kıyas edilen aybaşı, lohusalık ve doğum gibi guslü gerektiren haller meshi bâtıl kılar ve ayakların yıkanması gerekir. Çünkü, Rasûlullah (s.a.s)‘in yolculukta, cünüplük dışında, üç gün üç gece mestlerin çıkarılmamasını emrettiği nakledilir.
3) Üzerine mesh edilmiş olan mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması. Bu durumda abdest mevcut ise yalnız ayakları yıkamak yeterlidir. Bir mestin koncuna kadar, ayağın çoğunun çıkması, tamamen çıkması hükmündedir. Diğer yandan, Hanefîlere göre ayak parmaklarından üç tanesi kadarının, Mâlikîlere göre ise, ayağın üçte bir kadarının mestin delik veya söküğünden dışarı çıkması hâlinde de abdest bozulur. Hanbelîler dışında çoğunluğa göre, bir mest çıkınca iki ayak birden yıkanır. Çünkü hem mesh ve hem de yıkama bir arada toplanmaz.
4) Mesh süresinin sona ermesi. Bu durumda, eğer abdest devam ediyorsa yalnız ayakları yıkamak yeterlidir. Yeniden tam abdest almak gerekmez. Süre, dolduğu halde, mestler çıkarıldığı takdirde ayakların soğuktan donma tehlikesi varsa, meshe devam edilir.120
L - Sargı (Cebîra) Üzerine Meshetmek:
Kırılan veya yarası bulunan bir organı yıkamak zarar verdiği takdirde üzerine bağlı olan tahta, alçı veya bez sargıya, yahut ip ya da başka birşeyle bağlanan pamuğa abdestte veya gusülde bir defa meshedilir. Eğer bu mesh de zarar verecekse, terkolunur.
Sargı üzerine meshin meşrûluğu sünnetle sabittir. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: “Bileğim kırılmıştı. Peygamber (s.a.s)’e sordum, O da bana sargıların üzerine meshetmemi emretti.”121 Câbir (r.a)’ın kafasından yaralandıktan sonra gusleden ve ölen kişi hakkında naklettiği şu hadis de bir delildir.: Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmuştur: “Teyemmüm etmesi, yarasına bir bez bağladıktan sonra oraya meshetmesi ve bedeninin geri kalan kısmını yıkaması onun için yeterliydi.”122
İslâm akıl ve ilim dinidir. Zaruretler, sakıncalı olan şeyleri mübah kılar. Altını yıkama düşüncesiyle yara bant veya sargılarının açılmasında yaralı için tehlike ve zarar vardır. Kimi zaman, yaranın üstünü veya sargıyı ıslak elle meshetmek de mikrop kapmasına yol açabilir. Bu yüzden, meshetmede zarar ve tehlike söz konusu ise mesh de terk edilir.
Sargının çoğunluğunu sadece bir defa meshetmek yeterlidir. Bütünüyle meshedilmesi, tekrarı ve niyet edilmesi şart değildir. Nitekim, mestlere veya başa meshte de niyet aranmaz. Diğer yandan, ihtiyaç yerini aşan alçı veya sargının fazla kısmının çözülmesi ve sargı altında yaranın çevresinin yıkanması, yaraya zarar verecekse, bu takdirde ihtiyaç fazlası kısmın üzerine meshetmek caiz olur.123
Sargının, abdestli olarak sarılmış olması şart değildir. Sargı ister abdestli iken, isterse abdestsiz veya cünüp iken konulmuş olsun, sargı üzerine meshedilmesi caiz olur. Sağlığına kavuşunca da namazını iade etmesi gerekmez. Zorluğu kaldırmak için fetva bu şekilde verilmiştir. Akıl da bunu gerektirir. Çünkü insanın ne zaman yaralanacağı, kırık veya çıkık sebebiyle alçıya alınacağı belirsizdir. Onun böyle bir zamanda abdestli bulunmasını şart koşmak sıkıntı ve zorluk meydana getirir.
Sargı üzerine mesh, bir süreye bağlı değildir. Özür devam ettiği sürece mesh caiz olur.
Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra değiştirilse, yeniden mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, üzerine başka bir sargı daha bağlansa, yeniden meshe gerek olmaz. Henüz özür ortadan kalkmadan sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz. Ancak sargı, yara iyileştiği için düşecek olursa artık sargı üzerine mesh bâtıl olur. Çünkü özür son bulmuş durumdadır. Hatta yarası iyileşen sargı namazda iken düşse, tam bir abdest aldıktan sonra namazı yeniden kılar.
İki ayaktan birisine bir özür sebebiyle mesh yapılsa, diğerini yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de, yıkamak hükmündedir.
Sargı üzerine meshederek abdest alan kimsenin abdesti bozulunca, meshinin de bozulacağı konusunda görüş birliği vardır.124
M - Özürlünün Abdesti:
Abdesti bozan devamlı, beden rahatsızlığına “özür” denir. Çoğulu “a’zar”dır. Özür sahibine erkekse “ma’zûr”, kadınsa “ma’zûre” denir.
Sık sık burun kanaması, sidiğin tutulamayıp akması, aşırı ishal, yelini kaçırma, yaradan devamlı kan, irin veya cerahat akması ve kadından aybaşı kanı dışında arızalı rahim damarından kanın gelmesi (istihâza) bir özürdür. Yine bir ağrıdan dolayı göz sulanması, meme, kulak veya göbek gibi bir uzuvdan irin gibi bir sıvının çıkması da birer özürdür. Bunların sahipleri de “özürlü” sayılır.
Herhangi bir özrün geçerli olması için bir süre vardır. Bir özür, başlangıçta abdest alınıp namaz kılınacak kadar bir süre kesilmemek üzere, tam bir namaz vakti devam eder, daha sonra da her namaz vaktinde en az bir defa tekrar ederse, sahibi özürlü sayılır.
Meselâ; bir kimsenin burnu, bir gün öğle vaktinin başından sonuna kadar yani ikindi vakti girinceye kadar, abdest alıp namaz kılacak kadar bir süre kesilmeksizin kanamaya devam eder ve bundan sonra da her namaz vaktinde bir defa olsun, kanarsa, o kimse özürlü sayılır.
Özürlü her farz namaz vakti için abdest alır. Delil şu hadistir: “Özür kanı gören kadın (müstehaza) her bir namaz vakti için abdest alır.”125 Diğer özür sahipleri de buna kıyas edilir.
Özürlü, bu şekilde farz vakit için abdestle dilediği kadar farz veya nâfile namaz kılabilir. Kaza, vitir, bayram veya cenaze namazları da buna dahildir. Yeter ki, bu özrün dışında abdesti bozan başka bir durum meydana gelmesin.
Bir özürlü, sabah namazı için tam vaktinde abdest alsa, bu abdest sabah namazının vaktinin çıkmasına kadar devam eder. Bu, vaktin çıkmasıyla, başka bir deyimle güneşin doğması ile sona ermiş olur. Artık bu abdestle başka bir namaz kılamaz. Ancak özrünün geçici olarak kesilmiş olduğu bir anda abdest almış ve henüz özür zuhur etmeden ve abdesti bozan başka bir hâl vaki olmadan vakit çıkmış olursa, bu durumda, namaz vaktinin çıkmasıyla bu abdesti bozulmuş olmaz.
Fakat bu özürlü, güneşin doğmasından sonra alacağı bir abdestle, öğle namazının vaktinin sonuna kadar, abdesti bozan başka bir hal vuku bulmadıkça, dilediği namazları kılabilir. Çünkü öğle vaktinin girmesi abdest bozucu değildir. Aynı şekilde bayram namazının vaktinin çıkması da özürlünün abdestini bozmaz. Çünkü bu, farz namaz vakti değildir.
Özürlünün abdesti, Ebû Hanîfe’ye göre, vaktin çıkmasıyla, Ebû Yûsuf’a göre, hem namaz vaktinin girmesiyle, hem de çıkmasıyla, İmam Züfer’e göre ise yalnız namaz vaktinin girmesiyle bozulur. Vaktin girmesiyla abdestin bozulması, yalnız öğle vaktinin girmesinde sonuç meydana getirir.
İmam Şâfiî’ye göre, özürlünün, her namaz için ayrıca abdest alması gerekir. Onun abdesti, kıldığı namaz bitince, son bulmuş olur.
Bir özür sahibi, özrü kesilmiş olduğu halde, abdesti bozan başka bir hâl’den dolayı abdest alıp da daha sonra müptelâ olduğu özrü yine ortaya çıksa, abdesti bozulmuş olur, yeniden abdest alması gerekir. Çünkü önceki abdesti bu özürden dolayı değildi. Ancak özrü kesildiği halde, vakit içinde özründen veya abdesti bozan, başka bir halden dolayı abdest alıp da, o vakit içinde özrü zuhur etse, bu abdesti bozulmaz. Çünkü bu abdest hem özrü, hem de o abdesti bozan başka hal için alınmış sayılır.
Özürlü bir kimse; oturmak, secde yerine ima etmek veya özrün bedendeki çıkış yerini meşakkatsiz bir halde tıkamak gibi yollarla özrün ortaya çıkmasına engel olabilecekse, artık özürlü hükmüne tabi olmaz. Artık bu kimse, abdest alıp, sonra özrü zuhur etmiş olduğu abdestiyle namaz kılamaz.
Özürlü kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkıp bulaşan kan, irin, cerahat gibi pis sıvılar, özrü devam ettiği sürece, namazının sıhhatine engel olmaz. Katı pisliğin bir dirheme ulaşması sıvının ise avuç içinden fazla bir yere yayılması da sonucu değiştirmez. Ancak bu pis maddeler, çamaşırına yeniden dokunmayacak ise, bunların yıkanması gerekir.126
Sonuç olarak İslâm dini bir kolaylık dinidir. Özür sahipleri hakkında her türlü kolaylığı göstermiştir. Namaz ve diğer ibadetlerde de benzer kolaylıklar getirmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi