Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 20. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

VI­II- KA­DIN­LA­RA MAH­SUS HAL­LER

 

Er­kek­ler için söz ko­nu­su ol­ma­yıp, yal­nız ka­dın­la­ra mah­sus bir ta­kım özel hal­ler var­dır. Ka­dın­la­rın te­miz­li­ğe bağ­lı bir ta­kım iba­det­le­ri ya­pa­bil­me­le­ri ve ka­rı-ko­ca iliş­ki­le­rin­de ha­ra­ma düş­me­me­le­ri için ken­di­le­riy­le il­gi­li İslâm’ın bu özel hü­küm­le­ri­ni öğ­ren­me­le­ri ge­re­kir. Bu hal­ler; ha­yız (ay­ba­şı, âdet görme), ni­fas (lo­hu­sa­lık) ve istihâza (özür ka­nı) ol­mak üze­re üç tür­lü­dür. Bu du­ru­ma gö­re, bel­li yaş­ta­ki bir ka­dı­nın cin­sel or­ga­nın­dan üç tür­lü kan ge­le­bi­lir: a) Ha­yız ka­nı: Sağ­lık­lı ka­dın­dan bel­li yaş­lar ara­sın­da ge­lir. b) Özür ka­nı: Ka­dı­nın cin­sel or­ga­nın­dan de­ğil de çat­lak bir da­mar­dan ge­lip, cin­sel or­gan yo­lu ile akan ko­ku­suz bir kan­dır. c) Lo­hu­sa­lık ka­nı: Do­ğum­dan son­ra be­lir­li bir sü­re ge­len kan­dır. Aşa­ğı­da bu üç ha­li açık­la­ya­ca­ğız:

 

A - Ay­ba­şı Hâli:

Ka­dın­la­rın ay­ba­şı hal­le­ri­ne çok dik­kat et­me­le­ri ge­re­kir. Çün­kü te­miz­li­ği ge­rek­ti­ren ba­zı iba­det­le­rin ge­çer­li ol­ma­sı, bo­şan­ma­da id­det ve na­fa­ka gi­bi ko­nu­la­rın tes­bi­ti bu bil­gi­le­re da­ya­nır.

Ka­dın âdet gör­me­ye yak­la­şık do­kuz yaş­la­rın­da baş­lar ve el­li beş ya­şı­na ka­dar de­vam eder. Bu yaş­la­rın dı­şın­da cin­sel or­gan­dan ge­le­cek kan “özür ka­nı” sa­yı­lır. Âdet gö­ren ka­dın ar­tık er­gin ka­bul edi­le­rek, na­maz, oruç, hacc gi­bi bü­tün şer’î emir ve ya­sak­la­ra mu­ha­tap olur. Er­kek ço­cu­ğun ihtilâm ol­ma­sı da ay­nı so­nuç­la­rı do­ğu­rur. Âdet ve­ya ihtilâm ge­ci­kir­se, İslâm hu­kuk­çu­la­rı­nın ço­ğun­lu­ğu­na gö­re on­beş ya­şın bit­me­siy­le her iki cins er­gin­lik ça­ğı­na gir­miş sa­yı­lır.

Âdet gör­me­nin üst sı­nı­rı için açık bir âyet ve­ya ha­dis bu­lun­ma­dı­ğın­dan İslâm fa­kih­le­ri tec­rü­be­ye da­ya­na­rak de­ği­şik yaş­lar be­lir­le­miş­ler­dir. Ebû Ha­ni­fe’ye gö­re el­li beş yaş olan bu sı­nır, Mâlikîlere gö­re yet­miş, Hanbelîlere gö­re ise el­li yaş­tır. Şâfiîler ise ay­ba­şı ha­li­nin ömür bo­yu de­vam ede­bi­le­ce­ği­ni, an­cak ço­ğun­luk­la bu­nun alt­mış iki ya­şın­da so­na er­di­ği­ni be­lirt­mek­le ye­tin­miş­ler­dir.165 Bu­nun­la bir­lik­te Hanefîlere gö­re, nâdir de ol­sa el­li beş ya­şın­dan son­ra ge­len kan, ko­yu kır­mı­zı ve­ya si­yah renk­te ise âdet ka­nı­dır.

Ay ba­şı ha­liy­le il­gi­li çe­şit­li nass’lar var­dır. Al­lah Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Ey Mu­ham­med, sa­na ka­dın­la­rın, ha­yız ha­lin­den so­rar­lar. De ki: O, ka­dı­na ezi­yet ve­ren bir hal­dir. Ha­yız ha­lin­dey­ken ka­dın­lar­dan uzak­la­şın ve te­miz­le­nin­ce­ye ka­dar da on­la­ra yak­laş­ma­yın. Te­miz­len­dik­ten son­ra on­la­ra Al­lah’ın em­ret­ti­ği yer­den yak­la­şın.”166

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Bu ha­yız, Al­lah’ın, Adem (a.s)’in kız­la­rı­na yaz­dı­ğı bir şey­dir”167 Âdet gö­ren ka­dın­dan ta­ma­men uzak mı ka­lı­na­ca­ğı­nı so­ran­la­ra Rasûlullah (s.a.s) şöy­le ce­vap ver­miş­tir: “Cinsî mü­na­se­bet dı­şın­da­ki şey­ler, nor­mal za­man­lar­da­ki gi­bi ya­pı­la­bi­lir.”168

Âdetli ka­dı­nın te­miz ol­ma­yan sa­de­ce adet ka­nı­dır. Onun tük­rü­ğü ve te­ri pis de­ğil­dir. Pi­şir­di­ği ye­nir. Ye­mek, ya da su ar­tı­ğı te­miz­dir. Hz. Âişe’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: Ben âdetli iken Al­lah el­çi­si ken­di is­te­ği ile ku­ca­ğı­ma yas­la­nır, Kur’an okur­du”169 “Âdetli iken, ke­mik­li eti ısı­rır, son­ra ona ve­rir­dim. Alır ve be­nim ısır­dı­ğım yer­den ısı­rır­dı. Yi­ne âdetli iken su iç­ti­ğim ka­bı ona ve­rir­dim, alır ve ağ­zı­nı be­nim ağ­zı­mı koy­du­ğum ye­re ko­yar ve içer­di.”170

Hanefî ve Hanbelîlere gö­re ge­be ka­dın âdet gör­mez. Mâlikîler ve son dö­nem­de­ki fet­va­sı­na gö­re İmam Şâfiî ise ge­be ka­dı­nın da ba­zan âdet gö­re­bi­le­ce­ği­ni söy­le­miş­ler­dir. On­lar, ha­yız­dan söz eden âyetin mut­lak an­la­mı ile, âdetin ka­dı­nın fıt­ra­tın­dan ol­du­ğu­nu bil­di­ren ba­zı ha­ber­le­re da­ya­nır­lar.171

 

   En uzun ve en kı­sa âdet sü­re­si: Hanefîlere gö­re, ha­yı­zın en kı­sa sü­re­si üç gün, üç ge­ce­dir. Bun­dan azı özür ka­nı sa­yı­lır. Or­ta­sı beş gün, en uzun sü­re­si ise on gün on ge­ce­dir. On gü­nü ge­çen ka­na­ma­lar özür ka­bul edi­lir. En kı­sa ve en uzun sü­re ara­sın­da gö­rü­le­cek kan­lar ise “ha­yız ka­nı” sa­yı­lır. Da­yan­dık­la­rı de­lil şu ha­dis­tir: “Bekâr ve­ya dul ka­dın için en kı­sa ha­yız sü­re­si üç gün, en uzun sü­re­si ise, on gön­dür”172 Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re, en kı­sa sü­re bir gün, bir ge­ce; en uzun sü­re al­tı ve­ya ye­di gün­dür. Mâlikîler, en az sü­re için bir sı­nır be­lir­le­mez­ler­ken, en uzun sü­re­yi ye­ni âdet gör­me­ye baş­la­mış bir ka­dın için on beş gün ol­mak üze­re tak­dir eder­ler.173

Ka­nın ha­yız sü­re­sin­ce ara­lık­sız ola­rak gel­me­si şart de­ğil­dir, ara­sı­ra ke­si­le­bi­lir. Meselâ; bir ka­dın dört gün kan gör­se de son­ra iki gün kan ke­si­lip, bun­dan son­ra iki gün da­ha de­vam et­se, bu se­kiz gü­nün ta­ma­mı âdet gü­nü­nü teş­kil et­miş olur.

İki âdet ara­sın­da­ki te­miz­lik hâline “tuhr” de­nir. Bu­nun sü­re­si on beş gün­den az ola­maz. Fa­kat bun­dan faz­la ola­bi­lir. Ay­lar­ca, yıl­lar­ca da de­vam ede­bi­lir. Bu şe­kil­de te­miz­lik ha­li uza­yıp gi­den ka­dı­na “müm­ted­düt­tuhr” de­ni­lir.

Mâlikî ve Hanbelîlere gö­re, bir ha­yız ara­sın­da ka­nın ke­sil­di­ği gün­le­re “te­miz­lik gün­le­ri (yev­mün­ne­ka)” de­nir ki, âdet gö­ren, ka­dın bu gün­ler­de te­miz sa­yı­lır ve di­ğer te­miz ka­dın­la­rın ya­pa­cak­la­rı­nı ya­par.

Ba­zı ka­dın­la­rın âdet gün­le­ri dü­zen­li­dir. Meselâ; her ay beş ve­ya al­tı ya­hut do­kuz gün âdet gö­rür­ler. Bir âdet ha­li, bir de­fa ile be­lir­li ha­le ge­le­bi­lir. Meselâ; he­nüz adet gör­me­ye baş­la­yan bir kız, ilk de­fa ola­rak se­kiz gün kan, bun­dan son­ra yir­mi iki gün te­miz­lik gör­se, bu şe­kil­de âdeti be­lir­li ha­le gel­miş olur. Böy­le bir ka­dın, ra­hat­sız­lı­ğı se­be­biy­le ay­rı­ca özür ka­nı gör­me­ye baş­la­sa, âdeti ve te­miz­lik gün­le­ri her ay bu şe­kil­de he­sap edi­lir.

Ba­zı ka­dın­lar­da da ha­yız gün­le­ri dü­zen­siz ola­bi­lir. Bun­lar, meselâ; bir ay, beş; di­ğer ay da al­tı gün âdet gö­re­bi­lir­ler. Bu du­rum­da, ih­ti­yat­lı olan­la amel et­mek ge­re­kir. Meselâ; böy­le bir ka­dın, al­tın­cı gün olun­ca yı­ka­nır, na­maz­la­rı­nı kı­lar ve Ra­ma­zan-ı şe­ri­fe rast­la­mış­sa oru­cu­nu tu­tar. Çün­kü bu al­tın­cı gün­de­ki ka­nın özür ka­nı ol­ma­sı ak­la ge­lir. Fa­kat bu al­tın­cı gün çık­ma­dık­ça cin­sel iliş­ki­de bu­lun­maz. Bo­şan­mış­sa id­de­ti bit­miş sa­yıl­maz. Çün­kü bu al­tın­cı gün­de­ki ka­nın ha­yız ka­nı ol­ma­sı da muh­te­mel­dir.

Bir ay­ba­şı sü­re­si­nin de­ğiş­miş sa­yıl­ma­sı için, en az iki de­fa baş­ka bir sü­re­de ce­re­yan et­me­si ye­ter­li­dir. Meselâ; bir ka­dın dü­zen­li ola­rak her ay beş gün sü­rey­le ay­ba­şı ha­li gö­rür­ken, bu sü­re da­ha son­ra al­tı gü­ne çık­sa, ar­tık bu ye­ni sü­re­ye ta­bi olur.

Dü­zen­li sü­re­yi aşan, fa­kat on gü­nü geç­me­yen kan­lar ay­ba­şı ka­nı sa­yı­lır. Bu du­rum­da dü­zen­li sü­re on gü­ne dö­nüş­müş olur. Meselâ; her ay ye­di gün kan gö­ren ka­dın, da­ha son­ra on gün kan gör­se, top­lam on gün ha­yız ha­li sa­yı­lır. Bu tak­dir­de âdeti ye­di gün­den on gü­ne çık­mış bu­lu­nur. An­cak, dü­zen­li ola­rak gö­rü­len kan­dan son­ra, on gün­den faz­la sü­rey­le kan gö­rül­me­ye baş­lan­sa, dü­zen­li sü­re­ye iti­bar edi­lir, faz­la­sı özür ka­nı sa­yı­lır. Meselâ; da­ha ön­ce ay ha­li dü­zen­li ola­rak ye­di gün sü­ren bir ka­dın, da­ha son­ra her ay on bir ve­ya on iki gün kan gör­me­ye baş­la­sa, bu­nun dü­zen­li olan ye­di gü­nü ha­yız, ge­ri ka­lan, dört ve­ya beş gü­nü ise özür ka­nı ka­bul edi­lir.

Dü­zen­li sü­re­den ön­ce gö­rül­me­ye baş­la­yan ve top­lam on gü­nü aş­ma­yan kan da ha­yız ka­nı sa­yı­lır. On gü­nü aşar­sa dü­zen­li sü­re kıs­mı ha­yız, ön­ce­ki faz­la­lık özür ka­nı­dır. Meselâ; her ay­ba­şın­dan iti­ba­ren beş gün âdet gö­ren ka­dın, da­ha son­ra dü­zen­li sü­re­den ön­ce iki ve­ya üç gün da­ha kan gör­me­ye baş­la­sa, bun­la­rın top­la­mı olan ye­di ve­ya se­kiz gün ha­yız sa­yı­lır. Eğer top­lam on gü­nü aşar­sa, dü­zen­li sü­re olan ye­di gün ha­yız, faz­la­lık gün­ler ise özür ka­nı ka­bul edi­lir.

 

   Ay­ba­şı gün­le­ri için­de ka­nın ke­sil­me­si:

Ha­yız ha­li de­vam eder­ken ki­mi za­man kan ke­si­lir, son­ra yi­ne gö­rül­me­ye baş­la­ya­bi­lir. Ka­nın ke­sil­di­ği sü­re için­de ka­dın te­miz mi, yok­sa ha­yız­lı mı sa­yı­la­cak­tır?

Hanefî ve Şâfiîlere gö­re, ha­yız sü­re­si için­de ka­nın gö­rül­me­di­ği sü­re­ler­de de ka­dın, ha­yız­lı ka­bul edi­lir. Meselâ; bir ka­dın bir gün kan gör­se, ikin­ci gün­de bir pa­muk koy­du­ğu hal­de kir­len­me­ye­cek şe­kil­de kan ke­sil­miş ol­sa ve üçün­cü ve­ya dör­dün­cü gün ye­ni­den kan gör­se, ka­dın bü­tün bu sü­re için­de ha­yız­lı sa­yı­lır. Bu du­ru­ma gö­re, iki kan ara­sı gö­rü­len te­miz­lik, ay­ba­şı­nı bö­len bir sü­re ka­bul edil­me­miş­tir. Ak­si­ne, ba­şın­da ve so­nun­da ka­nın gö­rül­me­si şar­tıy­la, on gü­nü aş­ma­yan bu sü­re için­de ka­dın ha­yız­lı sa­yı­lır.174

 

   Sürekli ola­rak özür ka­nı gö­ren ka­dı­nın ha­yız sü­re­si:

İlk de­fa ha­yız gör­me­ye baş­la­yan bir kı­zın âdeti sa­bit ol­mak­sı­zın ka­nı ke­sil­me­yip de­vam ede­cek olur­sa, her ay­dan on gü­nü “ha­yız”, yir­mi gü­nü de”te­miz­lik” gün­le­ri sa­yı­lır.

Dü­zen­li âdet gör­mek­te olan bir ka­dın­dan, has­ta­lık se­be­biy­le sü­rek­li ola­rak kan gel­me­ye baş­la­sa, dü­zen­li âdet sü­re­si­ne kar­şı­lık olan gün­ler­de ha­yız­lı, bu­nun dı­şın­da te­miz sa­yı­lır. Yi­ne her ay on gün ha­yız; yir­mi gün ve­ya al­tı ay­dan da­ha az bir sü­re te­miz­lik ha­li dü­zen­li olan bir ka­dın­dan da­ha son­ra sü­rek­li ola­rak kan ge­le­cek ol­sa, her ayın ilk on gü­nü ha­yız, di­ğer yir­mi gü­nü ve­ya al­tı ay­dan az olan sü­re de te­miz­lik sa­yı­lır. An­cak te­miz­lik sü­re­si al­tı ayı aşar­sa, al­tı ay­dan bir sa­at ek­sik ka­bul edi­lir. Çün­kü al­tı ay, ge­be­lik sü­re­si­nin alt sı­nı­rı­dır.

Bir has­ta­lık ve­ya dik­kat­siz­lik so­nu­cu, âdet gün­le­ri­ni unut­muş olan bir ka­dı­na “mü­te­hay­yi­re” de­nir. Böy­le bir ka­dın­da kan ke­sil­mek­si­zin de­vam eder­se, hay­zı ko­nu­sun­da ga­lip zan­nıy­la amel eder. Ga­lip zan da yok­sa ih­ti­ya­ta uyar. Meselâ; ha­yız sü­re­si­nin beş gün ol­du­ğu­na ka­na­at ge­ti­rir­se bu­na uyar. İh­ti­yat uy­gu­la­nır­sa; bo­şan­ma id­de­ti ko­nu­sun­da âdeti on gün, te­miz­lik sü­re­si de al­tı ay­dan bir sa­at ek­sik ol­mak üze­re tak­dir edi­lir. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re ise, te­miz­lik sü­re­si iki ay ola­rak ka­bul edi­lir.175

 

B - Lo­hu­sa­lık (Ni­fas):

Ni­fas, do­ğu­mun ar­ka­sın­dan ge­len kan de­mek­tir. Do­ğum sı­ra­sın­da ço­cuk ile bir­lik­te ve­ya do­ğum­dan ön­ce ge­len kan, bo­zuk bir kan ve­ya özür (istihâza) ka­nı­dır. Ka­dın ge­be­lik sü­re­sin­ce ve do­ğum ger­çek­le­şin­ce­ye ka­dar ab­dest alır ve na­ma­zı­nı kı­lar. Ra­hat­sız­lı­ğı se­be­biy­le ab­dest ala­maz­sa te­yem­müm eder ve na­ma­zı­nı ima ile kı­lar, na­ma­zı vak­tin­den son­ra­ya bı­rak­maz.

   Lo­hu­sa­lı­ğın en kı­sa sü­re­si için bir sı­nır yok­tur. Bir gün bi­le ola­bi­lir. Çün­kü bu­nu be­lir­le­yen bir âyet ve­ya ha­dis yok­tur. Bu du­rum­da, onun fi­i­len var ol­du­ğu sü­re­ye ba­kı­lır. Hanefîlerle Hanbelîlere gö­re, lo­hu­sa­lı­ğın en uzun sü­re­si kırk gün­dür. Bun­dan son­ra gö­rü­le­cek kan özür ka­nı­dır. De­lil, Üm­mü Se­le­me (r. anhâ)’den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Lo­hu­sa ka­dın, Rasûlullah (s.a.s) dö­ne­min­de kırk gün kırk ge­ce bek­ler­di.”176 Şâfiî ve Mâlikîlere gö­re ise azamî lo­hu­sa­lık sü­re­si alt­mış gün­dür. An­cak bu sü­re uy­gu­la­ma­da ge­nel­lik­le kırk gün ola­rak ger­çek­le­şir.

Ka­dın do­ğum yap­mak­la bir­lik­te kan gör­me­ye­bi­lir. Ri­va­ye­te gö­re, Rasûlullah dev­rin­de bir ka­dın do­ğum yap­mış ve lo­hu­sa­lık ka­nı gör­me­miş, bu yüz­den de ken­di­si­ne “zâtu’l-cüfûf” adı ve­ril­miş­tir.177

El, ayak gi­bi uzuv­la­rı be­lir­miş olan bir ço­cu­ğun düş­me­siy­le ni­fas ha­li mey­da­na ge­lir ve ge­nel­lik­le on-on­beş gün ka­dar de­vam eder. Fa­kat he­nüz uzuv­la­rı be­lir­me­miş bir dü­şü­ğe ni­fas hü­küm­le­ri uy­gu­lan­maz. Bu­nun düş­me­siy­le gö­rü­len kan üç gün sü­rer. Da­ha ön­ce de en az on­beş gün te­miz­lik ha­li de­vam et­miş bu­lu­nur­sa bu, bir ha­yız ka­nı ol­muş bu­lu­nur. Böy­le de­ğil­se, özür ka­nı sa­yı­lır.

Ebû Yûsuf ve İmam Mu­ham­med’e gö­re, ço­cuk do­ğu­ran ka­dın­dan hiç kan gel­me­se lo­hu­sa sa­yıl­maz. Bu yüz­den de gu­sül ge­rek­me­di­ği gi­bi, oruç­lu ise oru­cu da bo­zul­maz. Yal­nız ab­dest al­ma­sı ye­ter­li­dir. Ebû Hanîfe’ye gö­re, ih­ti­yat ola­rak gu­sül ya­par.

Lo­hu­sa­lık sü­re­si için­de ka­nın ke­sil­me­si fa­sı­la mey­da­na ge­tir­mez. Baş­ta ve son­da ka­nın bu­lun­ma­sı peş­pe­şe akan kan gi­bi ka­bul edi­lir. Ka­nın ke­sil­me sü­re­si­nin on­beş gün­den da­ha az ve­ya da­ha çok ol­ma­sı ara­sın­da fark yok­tur.

Şâfiî ve Mâlikîlere gö­re ise, ara­da­ki te­miz­lik sü­re­si on­beş gü­nü ge­çer­se, “te­miz­lik”, bun­dan son­ra­sı “ha­yız” sa­yı­lır. Te­miz­lik ha­li ya­rım ay­dan az de­vam eder­se, hep­si lo­hu­sa­lık sa­yı­lır.

İkiz do­ğum­lar­da lo­hu­sa­lık sü­re­si, ilk ço­cu­ğun do­ğu­mu ile baş­lar. Şâfiîlere gö­re ise, bu sü­re ikin­ci ço­cu­ğun do­ğu­mu ile baş­lar. Bi­rin­ci ço­cu­ğun doğ­ma­sın­dan son­ra ge­len kan ise, eğer âdet za­ma­nı­na rast­lan­mış ise ha­yız ka­nı, ak­si hal­de özür ka­nı sa­yı­lır.178

 

   Hayız ve Lo­hu­sa­lı­ğın Hü­küm­le­ri:

1) Ha­yız ve lo­hu­sa­lık kan­la­rı ke­sil­dik­ten son­ra gus­let­mek ge­re­kir. Al­la­hü Teâlâ şöy­le bu­yu­rur: “Sa­na ha­yız ha­lin­den so­rar­lar. De ki: “O bir eza­dır. Ha­yız­lı iken ka­dın­lar­la (cinsî mü­na­se­bet­ten) sa­kı­nın ve te­miz­le­nin­ce­ye ka­dar on­la­ra yak­laş­ma­yın. İyi­ce te­miz­len­di­ler­mi, o za­man Al­lah’ın si­ze em­ret­ti­ği yer­den on­la­ra yak­la­şın.”179 Hz. Pey­gam­ber Fa­tı­ma bin­ti Ebî Hu­beyş’e şöy­le de­miş­tir: “Ha­yız­lı ol­du­ğun za­man na­ma­zı­nı bı­rak. Ke­sil­di­ği za­man da yı­kan ve na­ma­zı­nı kıl.”180

2) Ka­dın ay­ba­şı ol­mak­la er­gin­lik ça­ğı­na gel­miş olur ve şer’î yü­küm­lülük­le­re mu­ha­tap olur. Ha­dis-i şe­rif­te şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: “Al­lah ay­ba­şı gö­re­cek ça­ğa ge­len ka­dı­nın na­ma­zı­nı an­cak ba­şör­tü­sü ile ka­bul eder.”181 Bu ha­dis er­gin­lik ça­ğı­na ge­len ka­dı­nın te­set­tü­re ri­a­yet et­me­si­ni ge­rek­tir­mek­te­dir. Di­ğer şer’î yü­küm­lü­lük­ler de bu kap­sa­ma gi­rer.

3) Bo­şa­nan ka­dı­nın üç ha­yız sü­re­si id­det bek­le­me­si ka­dı­nın ha­mi­le ol­ma­dı­ğı­nı or­ta­ya ko­yar. Çün­kü id­de­tin asıl se­be­bi rah­min te­miz­li­ği­nin bi­lin­me­si­dir.182

Ay­ba­şı ve­ya lo­hu­sa­lık se­be­biy­le ha­ram olan şey­ler:

1) Na­maz kıl­mak: Âdetli ve­ya lo­hu­sa ka­dı­nın na­maz kıl­ma­sı ca­iz de­ğil­dir. Hz. Pey­gam­ber, Fa­tı­ma bin­ti Ebi Hu­beyş’e; “Ha­yız gör­dü­ğün za­man na­ma­zı bı­rak ve hayz ha­lin so­na erin­ce, ka­nı te­miz­le­ye­rek gus­let ve na­maz kıl.” di­ye bu­yur­muş­tur.183

Âdetli ka­dın kı­la­ma­dı­ğı na­maz­la­rı ka­za et­mez, yal­nız tu­ta­ma­dı­ğı oruç­la­rı, Ra­ma­zan ayı dı­şın­da ka­za eder. Hz. Âişe şöy­le de­miş­tir: “Biz Rasûlullah dev­rin­de âdet gö­rü­yor­duk. Na­ma­zı ka­za et­mek­le em­ro­lun­ma­dı­ğı­mız hal­de, tu­ta­ma­dı­ğı­mız oru­cu ka­za et­mek­le em­ro­lu­nu­yor­duk”184

2) Oruç tut­mak: Âdet gö­ren ve­ya lo­hu­sa olan ka­dın oruç tut­maz. De­lil, yu­ka­rı­da­ki Hz. Âişe ha­di­si­dir. An­cak oruç bor­cu on­la­rın üze­rin­den düş­mez. Bu yüz­den de ka­za ge­re­kir.

3) Tavâf: Hz. Pey­gam­ber, hacc sı­ra­sın­da âdet gö­ren Âişe (r. anhâ)’ye şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ha­yız gör­dü­ğün za­man, te­miz­le­nin­ce­ye ka­dar Bey­tul­lah’ı ta­vaf dı­şın­da ha­cı­la­rın yap­tı­ğı di­ğer hac iba­det­le­ri­ni yap.” 185

4) Kur’an-ı Ke­rim oku­mak: Mus­ha­fa el sür­mek ve onu ta­şı­mak. “Ona (Kur’an’a) tam ola­rak te­miz­len­miş olan­lar­dan baş­ka­sı el sü­re­mez.” 186 Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Âdetli ka­dın ve cü­nüp olan, Kur’an’dan hiç bir şey oku­ya­maz.” 187

Bir kı­lıf için­de­ki Kur’an’a el sür­mek ve ta­şı­mak ha­yız­lı ve cü­nüp için müm­kün ve ca­iz­dir. Yi­ne ilim­le uğ­ra­şan kim­se, tef­sir, ha­dis ve fı­kıh ki­tap­la­rı­nı za­ru­ret yü­zün­den el­bi­se­si­nin ye­niy­le ve­ya eliy­le tu­ta­bi­lir. Kur’an yap­rak­la­rı­nı ab­dest­li çe­vir­mek müs­te­hap­tır. Yi­ne bu yap­rak­la­rı oku­mak için bir ka­lem­le çe­vir­mek de ca­iz­dir. Mâlikîlerin sağ­lam gö­rü­şü­ne gö­re, ay­ba­şı ve­ya lo­hu­sa­nın ez­ber­den Kur’an-ı Ke­rim oku­ma­sın­da bir sa­kın­ca yok­tur. Hanefîlere gö­re ise, bu du­rum­da ez­be­re an­cak dua ayet­le­ri dua ni­ye­tiy­le oku­na­bi­lir.188

5) Mes­ci­de gir­mek, ora­da eğ­leş­mek ve­ya iti­ka­fa çe­kil­mek: Ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Hiç bir ha­yız­lı ve­ya cü­nüp mes­ci­de gi­re­mez.”189 Şâfiî ve Hanbelîler, ha­yız­lı ve lo­hu­sa­nın kir­let­me­mek şar­tıy­la mes­cit­ten kar­şı­dan kar­şı­ya geç­me­si­ni ca­iz gö­rür­ler. Hz. Pey­gam­ber’in, Âişe (r. anhâ)’ya böy­le bir izin ver­di­ği nak­le­di­lir.190

6) Cin­sel te­mas­ta bu­lun­mak ve­ya gö­bek­le diz ka­pa­ğı ara­sın­dan ya­rar­lan­mak (is­tim­ta’): Bu ya­sa­ğın de­li­li âyet ve ha­dis­tir. Âyette şöy­le bu­yu­ru­lur: “Ha­yız ha­lin­de iken ka­dın­lar­dan uzak­la­şın ve te­miz­le­nin­ce­ye ka­dar on­la­ra yak­laş­ma­yın.”191 Uzak­laş­mak­tan mak­sat, on­lar­la cin­sel te­ma­sı bı­rak­mak­tır. Yi­ne ha­yız­lı eşiy­le ne de­re­ce il­gi­le­bi­le­ce­ği­ni so­ran bir sa­ha­bi­ye Al­lah el­çi­si şöy­le ce­vap ver­miş­tir: “Se­nin için gö­bek­ten üst ta­raf ser­best­tir.”192

Hanbelîlere gö­re, gö­bek­le diz ka­pa­ğı ara­sı, cin­sel te­mas dı­şın­da­ki is­tim­ta için ca­iz­dir. De­lil şu ha­dis­tir: “Ha­yız­lı ka­dı­na cin­sel te­ma­sın dı­şın­da­ki her­şe­yi ya­pa­bi­lir­si­niz.”193

Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlere gö­re, ha­yız­lı ve­ya lo­hu­sa eşiy­le cin­sel te­mas­ta bu­lu­nan er­ke­ğe bir keffâret ge­rek­mez. Ha­ram iş­le­di­ği için tev­be ve is­tiğ­far et­me­si ge­rek­li­dir.

7) Bo­şa­ma: Ha­yız gör­mek­te olan ka­dı­nı bo­şa­mak ca­iz de­ğil­dir. An­cak bu­na rağ­men bo­şa­ma ge­çer­li­dir ve bid’î ta­lak adı­nı alır. Âyette: “Bo­şa­ya­ca­ğı­nız za­man, eş­le­ri­ni­zi id­det­le­ri­ne doğ­ru bo­şa­yın”194  bu­yu­ru­lur. Ya­ni için­de id­det meşrû olan bir sü­re­de bo­şa­yın de­mek­tir. Çün­kü ay ha­li­nin ge­ri ka­lan kıs­mı id­det­ten sa­yı­la­maz. Di­ğer  yan­dan, Rasûlullah (s.a.s), Ab­dul­lah b. Ömer’e, eşi­ni te­miz­lik gün­le­rin­de ve­ya ha­mi­le iken bo­şa­ya­bi­le­ce­ği­ni bil­dir­miş­tir.195

 

   C - Özür Ka­nı (İstihâza):

Rah­min iç ta­raf­la­rın­da bu­lu­nan bir da­mar­dan has­ta­lık ve­ya bo­zuk­luk se­be­biy­le ay­ba­şı ve­ya lo­hu­sa­lık sü­re­si dı­şın­da­ki za­man­lar­da ka­nın ak­ma­sına “istihâza” de­nir. Bir ka­dın­dan üç gün­den az, on gün­den faz­la ge­len bir kan, lo­hu­sa­dan kırk gü­nün üs­tün­de ge­len kan, Hanefî ve Hanbelîlere gö­re ge­be olan ka­dın­dan ge­len kan hep istihâza (özür) ka­nı­dır.

İs­ti­ha­za ka­nı, din­me­yen bu­run ka­na­ma­sı ve­ya ya­ra­dan akan kan gi­bidir. Bu­nun­la yal­nız ab­dest bo­zu­lur. De­vam eder­se sa­hi­bi “özür­lü” sa­yı­lır. Bu yüz­den ken­di­si hak­kın­da özür­lü­le­re ait hü­küm­ler uy­gu­la­nır. Ya­ni ay­ba­şı ve­ya lo­hu­sa­lık se­be­biy­le ya­sak­la­nan oruç ve na­maz gi­bi iba­det­le­re, ta­va­fa, Kur’an oku­ma­ya, mus­ha­fa el sür­me­ye, mes­ci­de gir­me­ye, iti­ka­fa ve cinsî mü­na­se­bet­te bu­lun­ma­ya en­gel teş­kil et­mez. Bun­lar­da bir ke­ra­het de bu­lun­maz. Çün­kü İslâm di­ni özür­lü­le­re bu ko­lay­lık­la­rı gös­ter­miş­tir.196

Özür ka­nı­nın yal­nız ab­des­ti boz­du­ğu ha­dis­ler­le sa­bit­tir. Hz. Âişe’den şöy­le de­di­ği ri­va­yet edil­miş­tir: “Fâtıma bin­ti Ebi Hu­beyş, Rasûlullah (s.a.s)’a hi­ta­ben; “ben is­ti­ha­za ka­nı gö­ren bir ka­dı­nım, bir tür­lü te­miz­le­ne­mi­yo­rum, na­ma­zı terk ede­yim mi?” di­ye sor­du. Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­du: “Bu ka­na­ma­yı ya­pan bir da­mar­dır. Ay­ba­şı de­ğil­dir. Âdet za­ma­nın gel­di­ğin­de, na­ma­zı ter­ket. Âdetin ka­dar bir sü­re geç­tik­ten son­ra ka­nı­nı yı­ka, gus­let ve na­maz kıl.”197 Di­ğer yan­dan Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in Ham­ne bin­ti Cahş’a is­ti­ha­za ha­lin­de oruç tut­ma­sı­nı ve na­maz kıl­ma­sı­nı em­ret­ti­ği nak­le­di­lir.198

Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re, ha­yız ve­ya lo­hu­sa­lık sü­re­si dı­şın­da özür ka­nı gö­ren ka­dı­nın, ka­nı te­miz­le­yip, pa­muk vb. şey­ler ko­ya­rak ak­ma­ma­sı için ge­rek­li ted­bir­le­ri al­dık­tan son­ra, her na­maz için ab­dest al­ma­sı ge­re­kir. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s), aşı­rı kan gel­di­ği için şikâyette bu­lu­nan Ham­ne (r. anhâ)’ye şöy­le de­miş­tir: “Fer­ci­ne pa­muk ko­yup bağ­la­ma­nı tav­si­ye ede­rim. Çün­kü bu ka­nı ke­ser.”199 Yi­ne özür ka­nı gö­ren bir ka­dın için Al­lah’ın el­çi­si şöy­le bu­yur­muş­tur: “Âdet gün­le­rin­de na­ma­zı ter­ke­der, son­ra gus­le­der, ar­ka­sın­dan her bir na­maz için ab­dest alır, na­ma­zı­nı kı­lar, oru­cu­nu tu­tar” 200

Çün­kü ka­dı­nın bu te­miz­li­ği özür ve za­ru­ret ha­li te­miz­li­ği­dir.

Özür ka­nı, ba­zan do­kuz ya­şın­dan kü­çük olan kız ço­cuk­la­rı ile âdetten ke­sil­me ça­ğı­na gel­miş olan yaş­lı ha­nım­lar­da da gö­rü­le­bi­lir. Meselâ; yet­miş ya­şı­na gir­miş bir ka­dın­dan, da­ha son­ra ge­le­cek kan, özür ka­nı­dır. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re ise, böy­le bir ka­dın da­ha ön­ce­ki âdeti üze­re ge­len kan gö­rür­se, ay­ba­şı ha­li ge­ri dön­müş olur. Fa­kat az yaş­lık gör­me­si ha­yız sa­yıl­maz.201

Özür ka­nı gö­ren ka­dı­nın âdet sü­re­si­nin he­sap­lan­ma­sı:

1) Bü­luğ ça­ğı­na ilk gi­ren kız, ha­yız­la bir­lik­te özür ka­nı da gör­me­ye de­vam eder­se, her ayın on gü­nü “ha­yız”, yir­mi gü­nü “te­miz­lik” ka­bul edi­lir. Bu du­rum­da­ki ka­dı­nın lo­hu­sa­lı­ğı da kırk gün­dür.

2) Dü­zen­li âdet gör­mek­te olan bir ka­dın, özür ka­nı gö­rür­se, âdet sü­re­sin­den faz­la ola­rak de­vam eden kan, özür ka­nı sa­yı­lır.

3) Âdet sü­re­si­ni unut­muş olan (mu­hay­yi­re ve­ya mü­te­hay­yi­re) ka­dın,özür ka­nı gö­rür­se, ih­ti­yat­lı ola­nı alır ve onun­la amel eder.202

>