Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fikih - 23. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren

 

II- NA­MAZ VA­KİT­LE­Rİ

 

Farz na­maz­lar ile bun­la­rın sün­net­le­ri, vitr, te­ra­vih ve bay­ram na­maz­la­rı için va­kit şart­tır. Farz na­maz­lar; sa­bah, öğ­le, ikin­di, ak­şam ve yat­sı na­maz­la­rın­dan iba­ret­tir. Cu­ma na­ma­zı da öğ­le na­ma­zı ye­ri­ne ge­çer. Vak­ti gir­me­den kı­lı­na­cak bir na­maz ge­çer­li ol­ma­dı­ğı gi­bi, vak­tin­den son­ra kı­lı­na­cak na­maz da edâ de­ğil, ka­za olur. Bir na­ma­zın özür­süz ola­rak ka­za­ya bı­ra­kıl­ma­sı Al­lah Teâlâ ya­nın­da bü­yük so­rum­lu­lu­ğu ge­rek­ti­rir. Di­ğer yan­dan cu­ma, bay­ram ve sün­net na­maz­la­rın va­kit­le­ri çı­kın­ca ka­za edi­le­mez. Na­ma­zın yü­küm­lü­ye ge­rek­li ol­ma­sı ve kı­lın­dı­ğın­da da ge­çer­li sa­yıl­ma­sı ken­di­si­ne bağ­lı olan “na­maz va­kit­le­ri”ni bil­mek ge­re­kir. Bu va­kit­ler Ki­tap ve sün­net­le be­lir­len­miş­tir. Aşa­ğı­da bun­la­rı açık­la­ya­ca­ğız:

 

   A - Sa­bah Na­ma­zı­nın Vak­ti:

İkin­ci fec­rin doğ­ma­sın­dan gü­ne­şin doğ­ma­sı­na ka­dar olan sü­re, sa­bah na­ma­zı­nın vak­ti­dir. İkin­ci fe­cir; sa­ba­ha kar­şı do­ğu uf­kun­da ya­yıl­ma­ya baş­la­yan bir ay­dın­lık­tan iba­ret­tir. Bu­nun­la sa­bah vak­ti gir­miş, yat­sı na­ma­zı­nın vak­ti çık­mış ve oruç tu­ta­cak­lar için bu iba­de­tin vak­ti baş­la­mış olur. Bu yüz­den bu­na “fecr-i sâdık” de­nir. Bu­nun kar­şı­tı, bi­rin­ci fe­cir­dir. Bu, do­ğu uf­ku­nun or­ta­sın­da yük­sek­le­re doğ­ru, iki ta­ra­fı ka­ran­lık ve uzun­la­ma­sı­na bir hat şek­lin­de ya­yı­lan bir be­yaz­lık­tır. Bu be­yaz­lık kı­sa bir sü­re son­ra kay­bo­lur ve ken­di­si­ni bir ka­ran­lık iz­ler. Bun­dan son­ra ikin­ci fe­cir do­ğar. Bu bi­rin­ci fec­re, sa­ba­hın ger­çek­ten gir­di­ği­ni gös­ter­me­me­si ve ya­lan­cı bir ay­dın­lık ol­ma­sı yü­zün­den “fecr-i kâzib” adı ve­ril­miş­tir. Bu fe­cir ge­ce hük­mün­de­dir. Bu­nun­la ne yat­sı na­ma­zı çık­mış ve ne de sa­bah na­ma­zı vak­ti gir­miş olur. Oruç tu­ta­cak­la­rın bu sü­re için­de yi­yip iç­me­le­ri de ca­iz­dir. De­lil şu ha­dis­ler­dir:

Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Fe­cir (şa­fak) iki ta­ne­dir. Bi­rin­ci­si ye­me­yi iç­me­yi ha­ram, na­maz kıl­ma­yı he­lal kı­lan fe­cir­dir. İkin­ci­si ise, sa­bah na­ma­zı­nı kıl­mak ca­iz ol­ma­yan, fa­kat ye­mek iç­mek he­lal olan fecr-i kâzibtir” 34 “Sa­bah na­ma­zı­nın vak­ti, ikin­ci fec­rin doğ­ma­sın­dan gü­ne­şin do­ğu­şu­na ka­dar­dır.” 35 Gü­neş doğ­duk­tan son­ra, öğ­le vak­ti­ne ka­dar olan sü­re, ken­di­sin­de farz na­ma­zın kı­lı­na­ma­ya­ca­ğı müh­mel bir va­kit ola­rak ka­bul edi­lir.

Sa­bah na­ma­zı­nın, or­ta­lık ay­dın­lan­dık­tan son­ra kı­lın­ma­sı (is­far) müs­te­hap­tır. Şöy­le ki, sa­bah na­ma­zı­nın ikin­ci fe­cir do­ğup, ge­ce­nin ka­ran­lı­ğı açıl­dık­tan son­ra, bu­lut­suz, açık ve ru­tu­bet­siz bir ha­va­da atı­la­cak bir okun düş­tü­ğü ye­ri, atan kim­se­nin gö­re­bi­le­ce­ği bir za­ma­na ka­dar ge­cik­ti­ril­me­si müs­te­hap­tır. An­cak na­maz­la gü­ne­şin doğ­ma­sı ara­sın­da, “na­maz bo­zul­du­ğu tak­dir­de ye­ni­den kı­lı­na­bi­le­cek ka­dar” bir sü­re­nin kal­ma­sı­na da dik­kat edil­me­li­dir. Yal­nız kur­ban bay­ra­mı­nın ilk gü­nü Müz­de­li­fe’de bu­lu­nan ha­cı­la­rın, o gü­nün sa­bah na­ma­zı­nı, ikin­ci fe­cir do­ğun­ca, he­nüz or­ta­lık ka­ran­lık iken kıl­ma­la­rı da­ha fa­zi­let­li­dir.  Hanefîler dı­şın­da­ki üç mez­hep ima­mı­na gö­re, sa­bah na­ma­zı­nı bu şe­kil­de er­ken kıl­mak her za­man için da­ha fa­zi­let­li­dir.

 

   B - Öğ­le Na­ma­zı­nın Vak­ti:

Öğ­le vak­ti, gü­ne­şin gök­yü­zün­de çık­tı­ğı en yük­sek nok­ta­dan ba­tı­ya doğ­ru mey­let­me­siy­le baş­lar ve her şe­yin göl­ge­si­nin bir mis­li uza­ma­sı­na ka­dar de­vam eder. Ci­sim­le­rin, gü­neş tam te­pe nok­ta­da iken ye­re dü­şen göl­ge­si (fey-i ze­val), bu­nun dı­şın­da­dır. Öğ­le­nin bu vak­ti­ne “asr-ı ev­vel” de­nir. Bu, Ebû Yu­suf, İmam Mu­ham­med, Şâfiî, Mâlik ve Ah­med b. Han­bel’in gö­rü­şü­dür. Ebû Hanîfe’ye gö­re ise, öğ­le­nin vak­ti, fey-i ze­val dı­şın­da, ci­sim­le­rin göl­ge­si, iki mis­li uza­yın­ca­ya ka­dar de­vam eder. Bu­nun­la öğ­le na­ma­zı vak­ti çık­mış, ikin­di vak­ti gir­miş olur. Bu­na “asr-ı sânî” de­nir. Ci­sim­le­rin göl­ge­si­nin mis­li­ni he­sap­la­ma­da, ze­val vak­tin­de bu ci­sim­le­rin sa­hip ol­duk­la­rı göl­ge, uzun­lu­ğa iti­bar et­me­de uza­yan göl­ge­ye ilâve edi­lir.

Fa­kih­le­rin ço­ğun­lu­ğu­nun de­li­li şu ha­dis­tir: Ceb­ra­il (a.s.), Hz. Pey­gam­ber’e na­maz va­kit­le­ri­ni öğ­re­tir­ken, ikin­ci gün her şe­yin göl­ge­si bir mis­li ol­du­ğu za­man öğ­le na­ma­zı­nı kıl­dır­mış­tır.36 Ebû Hanîfe’nin de­li­li ise, Hz. Pey­gam­ber’in şu ha­di­si­dir: “Öğ­le na­ma­zı­nı ha­va se­rin­le­di­ği za­man kı­lı­nız. Çün­kü öğ­le vak­tin­de­ki sı­cak­lı­ğın şid­de­ti, ce­hen­ne­min sı­cak­lı­ğı­nı an­dı­rır.” 37 Ara­bis­tan yö­re­sin­de sı­ca­ğın en şid­det­li ol­du­ğu za­man, her şe­yin göl­ge­si­nin bir mis­li ol­du­ğu za­man­dır. Bu yüz­den öğ­le­yi ya­zın se­ri­ne bı­rak­mak (ibrâd) müs­te­hap sa­yıl­mış­tır.38

Öğ­le na­ma­zı vak­ti­nin baş­lan­gı­cı ile il­gi­li ola­rak bü­tün müc­te­hid­le­rin da­yan­dı­ğı de­lil şu âyettir: “Gü­ne­şin ba­tı­ya kay­ma­sın­dan, ge­ce­nin ka­ran­lı­ğı­na ka­dar ge­çen sü­re için­de, na­maz­la­rı kıl, sa­bah na­ma­zı­nı da edâ et. Şüp­he­siz sa­bah na­ma­zın­da me­lek­ler ha­zır bu­lu­nur.” 39

Öğ­le vak­ti­nin so­nu ile il­gi­li bu gö­rüş ay­rı­lı­ğın­dan kur­tul­mak için, öğ­le na­ma­zı her­şe­yin göl­ge­si, fey’i ze­val­den baş­ka, ken­di­si­nin bir mis­li ola­cak za­ma­na ka­dar ge­cik­ti­ril­me­me­li, ikin­di na­ma­zı da, her şe­yin göl­ge­si fey’i ze­val­den baş­ka iki mis­li ol­ma­dık­ça kı­lın­ma­ma­lı­dır. Baş­ka bir de­yim­le öğ­le­yi, asr-ı ev­vel­den ön­ce kıl­ma­lı, ikin­di­yi ise asr-ı sânî ol­ma­dık­ça kıl­ma­ma­lı­dır.

Cu­ma na­ma­zı­nın vak­ti de, tam öğ­le na­ma­zı­nın vak­ti gi­bi­dir.

 

   C - İkin­di Na­ma­zı­nın Vak­ti:

İkin­di vak­ti, öğ­le vak­ti­nin çık­tı­ğı an­dan iti­ba­ren baş­lar ve gü­ne­şin bat­ma­sı ile son bu­lur. Yu­ka­rı­da be­lir­ti­len gö­rüş ay­rı­lı­ğı ba­kı­mın­dan, ikin­di vak­ti; müc­te­hid­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, her şe­yin göl­ge­si­nin bir mis­li, Ebû Hanîfe’ye gö­re ise, iki mis­li ol­du­ğu an­dan iti­ba­ren baş­lar ve it­ti­fak­la gü­ne­şin bat­tı­ğı za­ma­na ka­dar de­vam eder.

De­lil şu ha­dis­tir: “Gü­neş bat­ma­dan ön­ce, ikin­di na­ma­zın­dan bir re­ka­ta ye­ti­şen kim­se, ikin­di na­ma­zı­na ye­tiş­miş­tir.” 40

Müc­te­hid­le­rin ço­ğun­lu­ğu­na gö­re, ikin­di na­ma­zı­nı gü­ne­şin sa­rar­ma (ısfırâr) vak­ti­ne ka­dar ge­cik­tir­mek mek­ruh­tur. Çün­kü Rasûlullah (s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Bu va­kit­te kı­lı­nan na­maz mü­na­fık­la­rın na­ma­zı­dır. Mü­na­fık otu­rup gü­ne­şi bek­ler. Gü­neş şey­ta­nın iki boy­nu­zu ara­sı­na gir­di­ği (bat­ma­ya yüz tut­tu­ğu) za­man, ça­buk ola­rak ikin­di­yi dört re­kat kı­lar, Al­lah’ı çok az anar”41

İslâm âlimlerinin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­na gö­re Kur’an-ı Ke­rim’de sö­zü edi­len “or­ta na­maz”, ikin­di na­ma­zı­dır. De­lil, Hz. Âişe (r. anhâ)’nin nak­let­ti­ği şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber (s.a.s); “Na­maz­la­ra de­vam edin, or­ta na­ma­za da de­vam edin” âyetini42 oku­du. “Or­ta na­maz ise ikin­di na­ma­zı­dır” bu­yur­du.43 İkin­di na­ma­zı­na “or­ta na­maz” den­me­si, iki adet ge­ce­ye ait, iki adet de gün­dü­ze ait na­ma­zın ara­sın­da bu­lun­ma­sı yü­zün­den­dir.

 

   D - Ak­şam Na­ma­zı­nın Vak­ti:

Ak­şam na­ma­zı­nın vak­ti, gü­neş yu­var­la­ğı­nın tam ola­rak bat­ma­sıy­la baş­lar ve şa­fa­ğın kay­bol­ma­sı ile so­na erer. Ebû Hanîfe’ye gö­re, şa­fak, ak­şam­le­yin ba­tı uf­kun­da­ki kı­zar­tı­dan son­ra mey­da­na ge­len be­yaz­lık­tır. Ebû Yu­suf, İmam Mu­ham­med ve Hanefîler dı­şın­da­ki di­ğer üç mez­hep ile Ebû Hanîfe’den baş­ka bir ri­va­ye­te gö­re ise şa­fak, ufuk­ta mey­da­na ge­len kı­zıl­lık­tan iba­ret­tir. Bu kı­zıl­lık gi­din­ce, ak­şam na­ma­zı­nın vak­ti çık­mış olur. De­lil İbn Ömer’in; “Şa­fak, ufuk­ta­ki kır­mı­zı­lık­tır”44 sö­zü­dür. Hanefîlerde, fetvâya esas olan gö­rüş, Ebû Yu­suf ve İmam Mu­ham­med’in gö­rü­şü­dür.

 

   E - Yat­sı Na­ma­zı­nın Vak­ti:

Yat­sı­nın vak­ti, kır­mı­zı şa­fa­ğın kay­bol­du­ğu an­dan iti­ba­ren baş­lar ve ikin­ci fec­rin doğ­ma­sı­na ka­dar de­vam eder. İkin­ci fe­cir do­ğun­ca yat­sı­nın vak­ti çık­mış olur. De­lil, İbn Ömer (r.a)’den ri­va­yet edi­len şu ha­dis­tir: “Şa­fak kır­mı­zı­lık­tır. Şa­fak kay­bo­lun­ca na­maz kıl­mak farz olur.” 45 Baş­ka bir de­lil, Ebû Katâde ha­di­si­dir: “Uy­ku ha­lin­de ku­sur yok­tur. Ku­sur an­cak, di­ğer na­ma­zın vak­ti gi­rin­ce­ye ka­dar na­ma­zı kıl­ma­yan­da­dır.” 46 Bu ha­dis, sa­bah na­ma­zı dı­şın­da, her na­maz vak­ti­nin di­ğer na­maz vak­ti gi­rin­ce­ye ka­dar de­vam et­ti­ği­ne de­la­let eder.

Yat­sı na­ma­zı­nı ge­ce­nin üç­te bi­ri­ne ka­dar ge­cik­tir­mek müs­te­hap­tır. Ge­ce­nin ya­rı­sı­na ka­dar ge­cik­tir­mek mü­bah, bir özür bu­lun­ma­dık­ça ikin­ci fec­re ka­dar ge­cik­tir­mek ise mek­ruh­tur. Çün­kü bu du­rum­da na­ma­zı ka­çır­mak­tan kor­ku­lur.

Vi­tir na­ma­zı­nın vak­ti­nin baş­lan­gı­cı, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra­dır. Vit­rin so­nu ise, ikin­ci fec­rin doğ­ma­sın­dan bi­raz ön­ce­ye ka­dar­dır.

Vi­tir na­ma­zı­nı, uya­na­ca­ğın­dan emin ol­ma­yan kim­se için, uyu­ma­dan ön­ce kıl­mak, uya­na­ca­ğın­dan emin olan kim­se için ise, ge­ce­nin so­nu­na ka­dar ge­cik­tir­mek da­ha fa­zi­let­li­dir.

Te­ra­vih na­ma­zı­nın vak­ti, ter­cih edi­len gö­rü­şe gö­re, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra­dır, sa­bah na­ma­zı­nın vak­ti­ne ka­dar de­vam eder. Te­ra­vih, vi­tir na­ma­zın­dan ön­ce de, son­ra da kı­lı­na­bi­lir. An­cak yat­sı na­ma­zı kı­lın­maz­dan ön­ce, te­ra­vih na­ma­zı kı­lın­sa, ia­de­si ge­re­kir.

Bay­ram na­maz­la­rı­nın vak­ti, gü­neş do­ğup, ke­ra­het vak­ti çık­tık­tan son­ra baş­lar, gü­ne­şin gök­yü­zün­de en yük­sek nok­ta­ya çı­kı­şı­na (istivâ) ka­dar de­vam eder. Ra­ma­zan bay­ra­mı na­ma­zı, bir özür se­be­biy­le bi­rin­ci gün istivâ za­ma­nın­dan ön­ce kı­lı­na­maz­sa, ikin­ci gün istivâ za­ma­nı­na ka­dar kı­lı­nır, ar­tık özür bu­lun­ma­sa da üçün­cü gün kı­lı­na­maz. Kur­ban bay­ra­mı na­ma­zı ise, bir özür se­be­biy­le bi­rin­ci gün kı­lı­na­maz­sa ikin­ci gün kı­lı­nır. İkin­ci gün de bir özür se­be­biy­le kı­lı­na­maz­sa üçün­cü gün istivâ za­ma­nı­na ka­dar kı­lı­nır. Bu na­maz­la­rı bir özür bu­lun­mak­sı­zın böy­le ikin­ci ve­ya üçün­cü gü­ne bı­rak­mak ise çir­kin bir amel­dir. Bu bay­ram na­maz­la­rı, istivâ za­ma­nın­dan ve­ya ze­val vak­tin­den son­ra ise hiç bir hal­de kı­lı­na­maz. Ka­za­la­rı da ca­iz de­ğil­dir.47

 

F - Ku­tup­lar­da Na­maz Va­kit­le­ri:

Bu ko­nu­da iki gö­rüş var­dır:

1) Va­kit, na­ma­zın bir şar­tı ol­du­ğu gi­bi, farz ol­ma­sı­nın da se­be­bi­dir. Bu yüz­den bir yer­de, na­maz va­kit­le­rin­den bi­ri ve­ya iki­si ger­çek­leş­mez­se, o va­kit­le­re ait na­maz­lar, o yer hal­kı­na farz ol­ma­mış olur.

Meselâ, ba­zı yer­ler­de, yı­lın bir mev­si­min­de da­ha şa­fak kay­bol­ma­dan sa­ba­hın ikin­ci fec­ri do­ğa­rak sa­bah na­ma­zı­nın vak­ti gir­mek­te­dir. Ar­tık bu gi­bi yer­ler­de yat­sı na­ma­zı düş­müş olur. Bu ko­nu­da, ab­dest or­gan­la­rın­dan bir ve­ya iki­si­ni kay­be­den kim­se­nin bu or­gan­la­rı yı­ka­ma yü­küm­lü­lü­ğü­nün düş­me­si­ne kı­yas ya­pı­la­rak, na­ma­zın da dü­şe­ce­ği­ne fet­va ve­ril­miş­tir.

2) Araş­tı­rı­cı ba­zı fa­kih­le­re gö­re, bu gi­bi yer­ler­de­ki müs­lü­man­lar da beş va­kit na­maz­la yü­küm­lü­dür­ler. Bu­lun­duk­la­rı yer­de bu na­maz­lar­dan her­han­gi bi­ri­nin vak­ti ger­çek­leş­mez­se, o na­ma­zı ka­za ola­rak kı­lar­lar ve­ya o bel­de­ye en ya­kın olup, beş va­kit na­ma­zın va­kit­le­ri tam ola­rak ger­çek­le­şen bel­de­nin va­kit­le­ri­ne gö­re, tak­dir ede­rek na­maz­la­rı eda­ya ça­lı­şır­lar. Her ne ka­dar va­kit, na­ma­zın bir şar­tı ve bir se­be­bi ise de, na­ma­zın asıl se­be­bi Al­lah’ın em­ri olu­şu­dur. Bu yüz­den bü­tün müs­lü­man­lar, bu beş va­kit na­ma­zı kıl­mak­la yü­küm­lü­dür­ler.

İmam Şâfiî’nin gö­rü­şü de bu şe­kil­de olup, ih­ti­ya­ta uy­gun olan da bu­dur.

   Gü­ne­şin uzun sü­re doğ­ma­dı­ğı ve­ya bat­ma­dı­ğı ku­tup böl­ge­le­ri ve ya­kın­la­rın­da da yu­ka­rı­da­ki esas­la­ra gö­re takdirî ola­rak amel edi­lir. Bu gi­bi yer­ler­de ya­şa­yan müs­lü­man­la­rın, oruç ve zekâtları ko­nu­sun­da da bu şe­kil­de bir tak­dir uy­gun dü­şer.48

 

   G - İki Na­ma­zı Bir Va­kit­te Kıl­mak (Cem’u’s-Salât):

Her na­ma­zı ken­di vak­tin­de kıl­mak farz­dır. Çün­kü va­kit, na­ma­zın şart­la­rın­dan­dır. Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Na­maz, mü­min­le­re va­kit­li ola­rak farz kı­lın­dı.” 49 “Na­maz­la­ra ve or­ta na­ma­za de­vam edi­niz.” 50 “Gün­dü­zün iki ucun­da ve ge­ce­nin gün­dü­ze ya­kın sa­at­le­rin­de na­maz kıl...” 51 Di­ğer yan­dan Ceb­ra­il (a.s) Hz. Mu­ham­med (s.a.s)’e beş va­kit na­ma­zın va­kit­le­ri­ni biz­zat bil­di­re­rek, va­kit­le­ri için­de na­maz kıl­ma­sı­nı öğ­ret­miş­tir. Bun­lar­da, bir va­kit için­de iki na­maz kıl­ma uy­gu­la­ma­sı yok­tur.52

Her na­ma­zın ken­di vak­ti için­de kı­lın­ma­sı pren­si­bi­nin is­tis­na­sı, hac ya­pan­la­rın Ara­fat’ta öğ­le ile ikin­di na­ma­zı­nı, öğ­le vak­tin­de; Müz­de­li­fe’de de , ak­şam­la yat­sı na­ma­zı­nı, yat­sı vak­tin­de bir­leş­ti­re­rek kıl­ma­la­rı­dır. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si­ne “cem’u takdîm”, Müz­de­li­fe’de­ki­ne ise, Ak­şam na­ma­zı ge­cik­ti­ril­di­ği için “cem’u te’hir” de­nir. Ge­nel bir ifa­dey­le de, iki na­ma­zın bir­leş­ti­ri­le­rek kı­lın­ma­sı­na “cem’u’s-salâteyn” adı ve­ri­lir.

Ara­fat ve Müz­de­li­fe’de­ki bir­leş­tir­me uy­gu­la­ma­sı ko­nu­sun­da, müc­te­hid­ler ara­sın­da gö­rüş bir­li­ği var­dır. Çün­kü, Ve­da Hac­cı sı­ra­sın­da Hz. Pey­gam­ber’in uy­gu­la­ma­sı ve söz­le­ri, na­maz va­kit­le­ri­ni be­lir­le­yen âyet ve ha­dis­le­ri tah­sis ede­cek kuv­vet­te­dir. Ab­dul­lah b. Mes’ud (r.a)’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Ben, Rasûlullah (s.a.s)’ın bir na­ma­zı ken­di vak­tin­den baş­ka bir va­kit­te kıl­dı­ğı­nı gör­me­dim. An­cak iki na­maz müs­tes­na­dır: Ara­fat’ta öğ­le ile ikin­di­yi, Müz­de­li­fe’de ise ak­şam­la yat­sı­yı bir­lik­te kıl­mış­tır.”53 Yine Ab­dul­lah b. Mes’ud (r.a), Hz. Pey­gam­ber’in ve­fa­tın­dan son­ra yap­tı­ğı bir hac sı­ra­sın­da Müz­de­li­fe’de ak­şam­la yat­sı na­maz­la­rı­nı bir­leş­ti­re­rek kıl­mış, sa­bah na­ma­zı­nı da er­ken­ce kıl­dır­dık­tan son­ra, Rasûlullah (s.a.s)’ın şöy­le bu­yur­du­ğu­nu bil­dir­miş­tir: “Ak­şam­la yat­sı­dan iba­ret olan şu iki na­ma­zın, şu Müz­de­li­fe mev­ki­in­de mu­tad olan va­kit­le­ri de­ğiş­ti­ril­miş­tir. Sa­kın in­san­lar yat­sı vak­ti gir­me­den Müz­de­li­fe’ye ge­lip de bu iki na­ma­zı er­ken­den bir­leş­tir­me­sin.” 54

İmam Şâfiî’ye gö­re ise öğ­le ile ikin­di­nin, ak­şam­la yat­sı­nın bir­leş­ti­ri­le­rek kı­lın­ma­sı; yağ­mur, has­ta­lık ve­ya yol­cu­luk gi­bi özür­ler se­be­biy­le de müm­kün ve ca­iz­dir.

Ger­çi Al­lah Rasûlünün Ara­fat ve Müz­de­li­fe dı­şın­da iki na­ma­zı bir­leş­ti­re­rek kıl­dı­ğı ol­muş­tur. Sâlim b. Ab­dil­lah ba­ba­sın­dan şöy­le nak­let­miş­tir: “Rasûlullah (s.a.s) se­fe­re ace­le et­ti­ği za­man ak­şam na­ma­zı­nı ge­cik­ti­re­rek, yat­sı ile bir­lik­te kıl­mış­tır.”55 Yi­ne Mu­az b. Ce­bel’den ri­va­ye­te gö­re, o şöy­le de­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber ile bir­lik­te Te­bük se­fe­ri­ne çık­tık. Al­lah’ın Resûlü, öğ­le ile ikin­di­yi bir­lik­te, ak­şam­la yat­sı­yı da bir­lik­te kı­lar­dı.”56 Bu ve ben­ze­ri ha­dis­ler, iki na­ma­zı bir­leş­tir­me­yi yal­nız Ara­fat ve Müz­de­li­fe’de müm­kün gö­ren Hanefîlere gö­re, Rasûlullah (s.a.s)’ın bun­lar­da bi­rin­ci na­ma­zı vak­ti­nin so­nun­da kıl­mış ol­du­ğu, ikin­ci na­ma­zı da vak­ti­nin ev­ve­li­ne al­dı­ğı; an­cak her iki na­ma­zı bir va­kit­te kıl­dı­ğı şek­lin­de an­la­şıl­mış­tır. Bu­ra­da, bir­leş­tir­me şek­len ol­mak­ta, ger­çek­te her iki na­maz ken­di vak­tin­de kı­lın­mak­ta­dır.

Ab­dul­lah b. Ab­bas (r.a)’ın nak­let­ti­ği şu ha­dis de bu­nu des­tek­le­mek­te­dir: “Rasûlullah (s.a.s), Me­di­ne’de kor­ku ve­ya yağ­mur yok­ken, öğ­le ile ikin­di­yi, ak­şam­la yat­sı­yı da bir­lik­te kıl­dı.” İbn Ab­bas’a, Rasûlullah’ın bu­nun­la ne yap­mak is­te­di­ği so­rul­muş o şu ce­va­bı ver­miş­tir: “Üm­me­ti­ne zor­luk ver­me­me­yi kas­tet­ti.”57 Hiç­bir İslâm bil­gi­ni ha­zar­da, iki na­ma­zı bir­leş­tir­me­nin ca­iz ol­du­ğu­nu söy­le­me­miş­tir. Bu yüz­den, yu­ka­rı­da­ki İbn Ab­bas ha­di­si, bi­rin­ci na­ma­zın vak­ti­nin so­nun­da, ikin­ci na­ma­zın da ilk vak­tin­de kı­lın­ma­sı an­la­mı­na ge­lir. Bu­ra­dan an­la­şı­lan şu­dur: Ara­fat ve Müz­de­li­fe dı­şın­da, iki na­ma­zın bir­leş­ti­ril­me­si sa­de­ce şek­len ol­muş­tur. As­lın­da iki na­maz ay­rı ay­rı ken­di va­kit­le­ri için­de kı­lın­mış; an­cak bi­rin­ci na­maz, vak­ti­nin so­nu­na ge­cik­ti­ril­miş, ikin­ci na­maz ise ilk vak­tin­de edâ edil­miş­tir. Bu ko­nu­da­ki ha­dis­ler, Hanefîlerce na­ma­zın şart­la­rın­dan olan vak­ti tah­sis ede­cek güç­te ka­bul edil­me­miş­tir.

Yol­cu­luk­ta na­ma­zın vak­tin­den ön­ce cem’i tak­dim (öne alı­na­rak bir­leş­tir­me) şek­lin­de kı­lı­na­ca­ğı­na delâlet eden, Hz. Mu­az’dan nak­len Ebu’t-Tu­feyl’in ri­va­ye­tin­den baş­ka açık ha­dis yok­tur. Bu ha­dis­te şöy­le de­nil­mek­te­dir: “Hz. Pey­gam­ber Te­bük se­fe­rin­de, gü­neş bat­tık­tan son­ra yo­la çı­ka­cak­sa, yat­sı­yı öne alır ve onu ak­şam­la bir­lik­te kı­lar­dı.”58 Bu ha­dis, mu­had­dis­ler­ce ten­ki­de uğ­ra­mış­tır. Şöy­le ki:

Tir­mi­zi, bu ha­di­sin “ga­rib” ol­du­ğu­nu söy­le­miş, Hâkim ise; “Bu ha­dis uy­dur­ma­dır” de­miş­tir. Ebû Dâvud, na­ma­zın vak­tin­den ön­ce kı­lı­na­ca­ğı­nı bil­di­ren sâbit bir ha­dis ol­ma­dı­ğı­nı be­lir­tir.59

İmam Mâlik (ö.179/795) de, Ara­fat ve Müz­de­li­fe dı­şın­da iki na­ma­zı bir­leş­tir­me­yi şe­kil ba­kı­mın­dan müm­kün gö­rür. O şöy­le der: “Yol­cu­luk zor­la­ma­dık­ça, ki­şi­nin se­fer­de iki na­ma­zı bir­leş­ti­re­rek kıl­ma­sı ca­iz de­ğil­dir. Öğ­le ile ikin­di ara­sın­da ki­şi­yi yol­cu­luk zor­lar­sa, öğ­le­yi vak­tin so­nu­na ka­dar ge­cik­ti­re­rek kı­lar, son­ra ikin­di­yi vak­tin ilk cü­zün­de kı­lar. Ak­şam na­ma­zı­nı da vak­tin so­nu­na şa­fak bat­ma­dan ön­ce­si­ne ka­dar ge­cik­ti­re­rek bu va­kit­te kı­lar. Son­ra yat­sı­yı ilk vak­tin­de kı­lar.”60 Bu du­ru­ma gö­re, Hanefîlerle Mâlikîlerin gö­rü­şü cem’i salât ko­nu­sun­da bir­leş­mek­te­dir.

Ab­dul­lah b. Ab­bas’tan, Rasûlullah (s.a.s)’ın Me­di­ne’de öğ­le ile ikin­di­yi ve ak­şam­la yat­sı­yı ye­di ve se­kiz re­kat ola­rak bir ara­da kıl­dı­ğı ri­va­yet edil­miş­tir. Ebû Eyyûb; “Sa­nı­rım bu, yağ­mur­lu bir ge­ce­de ol­muş­tur” de­miş, İbn Ab­bas da; “Ola­bi­lir” kar­şı­lı­ğı­nı ver­miş­tir. Amr da der ki: “Ben: Ey Ebu’ş-Şa’sa! Sa­nı­rım Hz. Pey­gam­ber öğ­le­yi er­te­le­miş, ikin­di­yi vak­tin ba­şın­da kıl­mış, ak­şa­mı er­te­le­miş yat­sı­yı vak­tin ba­şın­da kıl­mış­tır, de­dim. O da ben de öy­le sa­nı­yo­rum, de­di.” Müs­lim şöy­le der: “Rasûlullah (s.a.s), kor­ku ve yol­cu­luk ol­mak­sı­zın öğ­le ile ikin­di­yi, ak­şam­la yat­sı­yı bir ara­da kıl­dı.” Müs­lim’in bir baş­ka ri­va­ye­tin­de; “Kor­ku ve yağ­mur ol­mak­sı­zın...” de­nil­miş­tir.61

So­nuç ola­rak, hacc farîzası dı­şın­da nor­mal yol­cu­luk, has­ta­lık, şid­det­li yağ­mur ve ben­ze­ri dar­lık za­man­la­rın­da öğ­le ve ak­şam na­maz­la­rı­nı son va­kit­le­rin­de, he­men ar­ka­sın­dan da ikin­di ve yat­sı na­maz­la­rı­nı ilk va­kit­le­rin­de kıl­mak müm­kün­dür. Böy­le­ce iki na­maz bir­lik­te fa­kat ken­di va­kit­le­rin­de kı­lın­mış olur. Bu uy­gu­la­ma, İslâm’ın müs­lü­man­la­ra ge­tir­di­ği bir ko­lay­lık­tır.

              H - Müs­te­hap Va­kit­ler:

Na­maz va­kit­le­rin­den han­gi kıs­mın müs­te­hap ve­ya da­ha fa­zi­let­li ol­du­ğu Hz. Pey­gam­ber’in uy­gu­la­ma­sı ve tav­si­ye­le­ri ile be­lir­len­miş­tir. Bu­na gö­re;

1) Sa­bah na­ma­zı­nı gün ışı­dı­ğı za­man kıl­mak (isfâr) müs­te­hap­tır. Bu­nun öl­çü­sü, açık ha­va­da atı­lan bir okun, düş­tü­ğü ye­ri, oku ata­nın gö­re­bi­le­ce­ği ka­dar gök­yü­zü­nün ay­dın­lan­ma­sı­dır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Sa­bah na­ma­zı­nı ay­dın­lık­ta kı­lın. Çün­kü bu­nun ec­ri da­ha bü­yük­tür.” 62 Sabah na­ma­zı­nın ge­cik­ti­ril­me­si ce­ma­a­tin ço­ğal­ma­sı­na se­bep olur. Ce­ma­a­ta ka­tıl­ma­dık­la­rı tak­dir­de ka­dın­la­rın sa­bah na­ma­zı­nı ka­ran­lık­ta kıl­ma­la­rı da­ha fa­zi­let­li­dir. Çün­kü bu, on­la­rın gö­rül­me­me­si­ne da­ha çok yar­dım­cı olur. Sa­bah na­ma­zı­nın dı­şın­da­ki na­maz­lar­da ka­dın­lar er­kek­ler ce­ma­a­ti­nin da­ğıl­ma­sı­nı bek­ler­ler.

2) Öğ­le na­ma­zı­nı ya­zın ge­cik­ti­re­rek se­rin­de kıl­mak (ibrâd) müs­te­hap­tır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Öğ­le na­ma­zı­nı se­rin­de kı­lın. Çün­kü sı­cak­lı­ğın şid­de­ti, ce­hen­ne­min ha­ra­re­ti­nin şid­de­tin­den­dir.” 63 Kışın ise, öğ­le­yi he­men va­kit gi­rin­ce kıl­mak müs­te­hap­tır. Enes (r.a)’den şöy­le de­di­ği nak­le­dil­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber, şid­det­li so­ğuk olun­ca öğ­le na­ma­zı­nı ace­le kı­lar, ya­zın ise se­rin­le­yin­ce­ye ka­dar ge­cik­ti­re­rek kı­lar­dı.”64

3) İkin­di na­ma­zı­nın far­zı­nı yaz-kış, gü­neş sa­ra­rıp göz ka­maş­tır­ma­ya­cak şe­kil­de zi­ya­sı gi­din­ce­ye ka­dar ge­cik­tir­mek müs­te­hap­tır. İkin­di na­ma­zın­dan son­ra nâfile na­maz kıl­mak mek­ruh ol­du­ğu için, farz ge­cik­ti­ril­mek­le nâfile na­maz kıl­ma­ya imkân sağ­lan­mış olur.65

4) Ak­şam na­ma­zı­nı mut­lak ola­rak ace­le kıl­mak müs­te­hap­tır. Ezan ile ka­met ara­sın­da yal­nız üç âyet oku­na­cak ka­dar ve­ya ha­fif bir otu­ruş ile fa­sı­la ve­ri­lir. Çün­kü ak­şam na­ma­zı­nı ge­cik­tir­mek mek­ruh olup, bun­da Ya­hu­di­le­re ben­ze­mek var­dır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ak­şam na­ma­zı­nı yıl­dız­la­rın içi­çe gö­rün­dü­ğü za­ma­na ka­dar ge­cik­tir­me­dik­le­ri sü­re­ce, üm­me­tim ha­yır üze­rin­de­dir.” 66

5) Yat­sı na­ma­zı­nı, gök­yü­zü bu­lut­lu ol­ma­yın­ca ge­ce­nin üç­te bi­rin­den ön­ce­si­ne ka­dar ge­cik­tir­mek müs­te­hap­tır. Ha­va bu­lut­lu olur­sa he­men kıl­mak men­dup­tur. De­lil şu ha­dis­tir: “Eğer üm­me­ti­me sı­kın­tı ver­me­sey­dim, yat­sı na­ma­zı­nı ge­ce­nin üç­te bi­ri­ne ka­dar ge­cik­tir­me­le­ri­ni em­re­der­dim.” 67

6) Vi­tir na­ma­zı­nı, ge­ce uya­na­ca­ğı­na gü­ve­nen kim­se­nin, ge­ce­nin so­nu­na ka­dar ge­cik­tir­me­si müs­te­hap­tır. Hz. Pey­gam­ber şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ge­ce­nin so­nun­da uya­na­ma­ya­ca­ğın­dan kor­kan kim­se, vi­tir na­ma­zı­nı, ge­ce­nin ev­ve­lin­de kıl­sın. Ge­ce­nin so­nun­da kal­ka­ca­ğı­na gü­ve­nen kim­se ise, vit­ri ge­ce­nin so­nun­da kıl­sın. Çün­kü ge­ce na­ma­zı, hem ge­ce ve hem de gün­düz me­lek­le­ri­nin ha­zır ol­du­ğu bir na­maz­dır. Bu­nu yap­mak da­ha fa­zi­let­li­dir.” 68

Mâlikîlere gö­re, mut­lak ola­rak beş va­kit na­maz­da, her na­ma­zın, vak­tin ilk cü­zün­de kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. Na­ma­zın tek ba­şı­na ve­ya ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı, ha­va­nın sı­cak ve­ya so­ğuk ol­ma­sı hük­mü de­ğiş­tir­mez. De­lil şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber, han­gi ame­lin da­ha üs­tün ol­du­ğu­nu so­ran bir sahâbîye, ce­vap ola­rak; “Vak­tin­de ve­ya vak­ti­nin baş­lan­gı­cın­da kı­lı­nan na­maz­dır” bu­yur­muş­tur.69 İbn Ömer’den merfû ola­rak nak­le­di­len bir ha­dis­te de şöy­le bu­yu­ru­lur: “Vak­tin ev­ve­lin­de kı­lı­nan na­maz, Al­lah’ın ra­zı ola­ca­ğı na­maz­dır. Vak­tin so­nun­da kı­lı­nan na­maz Al­lah’ın af­fı­na se­bep olan na­maz­dır.” 70 Bu­nun­la bir­lik­te Mâlikîler de; ce­ma­a­ti bek­le­mek ve­ya sı­cak­ta öğ­le­yi se­ri­ne bı­rak­mak için ge­cik­tir­me­de bir sa­kın­ca gör­mez­ler.

Şâfiîlere gö­re, öğ­le na­ma­zı dı­şın­da bü­tün na­maz­la­rın der­hal kı­lın­ma­sı ve sı­cak­ta ise öğ­le­nin se­ri­ne bı­ra­kıl­ma­sı sün­net­tir.

Hanbelîlere gö­re, yat­sı na­ma­zı dı­şın­da­ki na­maz­la­rın vak­tin ilk cüz'ün­de kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir. An­cak şid­det­li sı­cak­ta öğ­le na­ma­zı ve bu­lut­lu za­man­lar­da da ak­şam na­ma­zı ge­cik­ti­ri­lir. Yat­sı na­ma­zı­nın ge­ce­nin üç­te bi­ri­ne ve­ya ya­rı­sı­na ka­dar ge­cik­ti­ril­me­si da­ha fa­zi­let­li­dir.71

Di­ğer yan­dan na­ma­zı vak­tin so­nu­na ka­dar ge­cik­tir­mek ca­iz­dir. Çün­kü Al­lah el­çi­si; “Vak­tin ev­ve­li Al­lah’ın rı­za­sı­na, so­nu ise Al­lah’ın af­fı­na se­bep­tir.” bu­yur­muş­tur.

 

   İ - Mek­ruh Va­kit­ler:

Aşa­ğı­da açık­la­ya­ca­ğı­mız beş va­kit için­de na­maz kıl­mak mek­ruh­tur. Bun­lar­dan üç ta­ne­si Uk­be b.  Âmir el-Cühenî (r.a)’in nak­let­ti­ği şu ha­dis­te zik­re­di­lir: “Üç va­kit var­dır ki, Rasûlullah (s.a.s) bi­ze, bu va­kit­ler­de na­maz kıl­ma­mı­zı ve ölü­le­ri­mi­zi def­net­me­mi­zi ya­sak­la­dı: Gü­neş doğ­du­ğu za­man yük­se­lin­ce­ye ka­dar, gü­neş te­pe nok­ta­sı­na gel­di­ği za­man ze­va­li­ne ka­dar, gü­neş bat­ma­ya mey­let­ti­ği za­man.” 72 Diğer iki va­kit de Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’den ri­va­yet edi­len şu ha­dis­te bil­di­ri­lir: “Rasûlullah (s.a.s)’ın şöy­le bu­yur­du­ğu­nu duy­dum: “Sa­bah na­ma­zın­dan son­ra, gü­neş do­ğun­ca­ya ka­dar na­maz yok­tur. İkin­di na­ma­zın­dan son­ra gü­neş ba­tın­ca­ya ka­dar na­maz yok­tur.” 73 Bu iki va­kit­te na­maz ya­sak­lan­mış­tır.

Bu iki ha­dis­te ge­çen beş mek­ruh vak­ti, şu şe­kil­de açık­la­ya­bi­li­riz:

1) Gü­ne­şin doğ­ma­sın­dan bir mız­rak bo­yu yük­sel­me­si­ne ka­dar olan va­kit. Bir mız­rak bo­yu beş de­re­ce olup, Tür­ki­ye ba­kı­mın­dan, gü­ne­şin doğ­ma­sın­dan 40-50 da­ki­ka ge­çin­ce­ye ka­dar olan sü­re­dir. Bu­nun­la ke­ra­het vak­ti çık­mış, bay­ram na­ma­zı ve­ya kuş­luk na­ma­zı kıl­ma vak­ti gir­miş bu­lu­nur.

2) Gü­ne­şin en yük­sek te­pe nok­ta­sın­da bu­lun­du­ğu za­man­dan ze­val vak­ti­ne, ya­ni öğ­le na­ma­zı vak­ti gi­rin­ce­ye ka­dar ge­çen za­man.

3) Gü­ne­şin sa­rar­ma­sın­dan, ya­ni göz­le­ri ka­maş­tır­maz bir ha­le gel­me­sin­den, bat­tı­ğı za­ma­na ka­dar ge­çen sü­re.

4) İkin­ci fec­rin doğ­ma­sın­dan gü­ne­şin do­ğa­ca­ğı za­ma­na ka­dar olan va­kit.

   5) İkin­di na­ma­zı kı­lın­dık­tan son­ra, gü­ne­şin bat­ma­sı­na ka­dar olan va­kit.

İlk üç kerâhet vak­tin­de ne ka­za­ya kal­mış farz na­maz, ne vi­tir gi­bi va­cip na­maz, ne de ce­na­ze na­ma­zı kı­lı­nır. Da­ha ön­ce okun­muş bir sec­de âyetinden do­la­yı tilâvet sec­de­si de ya­pı­la­maz. Ak­si hal­de bun­la­rın iâdeleri ge­re­kir.

Di­ğer yan­dan bu üç va­kit­te nâfile na­maz da kı­lı­na­maz. An­cak kı­lı­na­cak olur­sa, mek­ruh ol­mak­la bir­lik­te ge­çer­li olur ve ia­de­si ge­rek­mez. Çün­kü bu kerâhet, nâfile na­maz­la­rın sih­ha­ti­ne en­gel ol­maz. Bu­nun­la bir­lik­te, bu va­kit­ler­den bi­ri­ne rast­la­yan bir nâfile na­ma­zı bo­zup, kerâhet vak­tin­den son­ra ka­za et­mek da­ha fa­zi­let­li­dir. Bu üç va­kit­le il­gi­li ya­sak­la­ma, gü­ne­şe ta­pan­la­ra ben­ze­me­mek için­dir.

Sa­bah na­ma­zı vak­tin­de ve ikin­di na­ma­zın­dan son­ra na­fi­le na­maz kıl­ma­nın ya­sak­lan­ma­sı­nın hik­me­ti, va­kit­te­ki bir an­lam­dan ötü­rü de­ğil­dir. Bu va­kit­ler­de farz ile meş­gul olun­ma­sı yü­zün­den­dir. Çün­kü vak­tin far­zı­nı kıl­mak, nâfile kıl­mak­tan da­ha fa­zi­let­li­dir. An­cak bu son iki va­kit­te, farz ve­ya va­cip bir na­maz kıl­mak mek­ruh de­ğil­dir. Ce­na­ze na­ma­zı ve tilâvet sec­de­si de mek­ruh ol­maz. Bu iki va­kit­ten bi­rin­de baş­lan­mış olan bir nâfile na­maz, kerâhetten do­la­yı bo­zu­lur­sa da­ha son­ra ka­za­sı ge­re­kir.

Gü­ne­şin sa­rar­ma­sı (gu­ru­bu) ha­lin­de yal­nız o gü­nün ikin­di na­ma­zı kı­lı­na­bi­lir. Fa­kat baş­ka bir gü­nün ka­za­ya kal­mış olan ikin­di na­ma­zı kı­lı­na­maz. Çün­kü tam bir hal­de va­cip olan bir iba­det, ek­sik ola­rak ka­za edi­le­mez. Kerâhet vak­ti ise iba­de­tin ek­sik olu­şu­na se­bep­tir. Hz. Âişe’den nak­le­di­len bir ha­dis­te şöy­le bu­yu­ru­lur: “Gü­neş bat­ma­dan ön­ce, ikin­di na­ma­zın­dan bir sec­de­ye ye­ti­şen ve­ya gü­neş doğ­ma­dan ön­ce, sa­bah na­ma­zın­dan bir sec­de­ye ye­ti­şen kim­se bu na­maz­la­ra ye­tiş­miş olur.” 74 An­cak Hanefîler baş­ka de­lil­le­re da­ya­na­rak, gü­ne­şin do­ğu­şu­nun sa­bah na­ma­zı­nı bo­za­ca­ğı­nı söy­ler­ler.

Gü­ne­şin do­ğu­şu­na rast­la­yan her han­gi bir na­maz ise fa­sit olur. Bu yüz­den bir kim­se, da­ha ikin­di na­ma­zı­nı eda et­mek­te iken gü­neş bat­sa, na­ma­zı fa­sit ol­maz. Fa­kat sa­bah na­ma­zı­nı kıl­mak­ta iken, gü­neş doğ­sa na­ma­zı fa­sit olur. Çün­kü bi­rin­ci du­rum­da ye­ni bir na­maz vak­ti gir­miş olur. İkin­ci du-rum­da ise na­maz vak­ti çık­mış, ye­ni bir na­maz vak­ti gir­me­miş bu­lu­nur. Di­ğer yan­dan sa­bah na­ma­zı kâmil bir va­kit­te farz ol­muş­tur. Bu yüz­den vak­tin çık­ma­sı ile fâsit olur.

Sa­bah na­ma­zı dı­şın­da­ki bir na­ma­zın if­ti­tah tek­bi­ri­ne, bu na­ma­za tah­sis edi­len va­kit için­de ye­tiş­mek­le bu na­ma­zın ta­ma­mı eda olur. Bu na­ma­zın ge­cik­me­si is­ter ha­yız­dan te­miz­len­me ve­ya akıl has­ta­lı­ğın­dan kur­tul­ma gi­bi özür­ler se­be­biy­le ol­sun, is­ter­se özür­süz ola­rak ol­sun hü­küm de­ğiş­mez.

Şâfiî ve Mâlikîlere gö­re, bir na­ma­zın bir re­ka­tı iki sec­de­siy­le bir­lik­te va­kit için­de kı­lın­mış­sa, bü­tün na­maz eda edil­miş sa­yı­lır. Bir re­kat­tan da­ha azı kı­lın­mış­sa bu na­maz ka­za olur.75

Gü­neş tam ze­val vak­tin­de iken kı­lı­na­cak bir farz ve­ya va­cip na­maz fa­sit olur. Nâfile na­maz ise, mek­ruh ol­mak­la bir­lik­te sa­hih­tir. Yal­nız Ebû Yu­suf’tan bir ri­va­ye­te gö­re, cu­ma gü­nü ze­val vak­tin­de na­fi­le na­maz kı­lın­ma­sı ca­iz­dir. Gü­neş ba­tı ci­he­ti­ne meyl edin­ce, ar­tık it­ti­fak­la kerâhet vak­ti çık­mış bu­lu­nur.

Mek­ruh olan bir va­kit­te oku­nan bir sec­de âyetinden do­la­yı, o va­kit­te sec­de ya­pı­la­bi­lir. An­cak bu sec­de­yi, kerâhet vak­tin­den son­ra­ya bı­rak­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. Yi­ne kerâhet va­kit­le­rin­den bi­rin­de ha­zır­lan­mış olan bir ce­na­ze­nin na­ma­zı, o va­kit­te kı­lı­na­bi­lir. Hat­ta bu na­ma­zı ge­cik­tir­me­yip he­men kıl­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) bir ha­di­sin­de şöy­le bu­yur­muş­tur: “Ey Ali! Üç şe­yi ge­cik­tir­me. Vak­ti gel­di­ği za­man na­ma­zı kıl­ma­yı, ha­zır ol­du­ğu zaman ce­na­ze­yi def­net­me­yi, den­gi­ni bul­du­ğun za­man kız ço­cu­ğu­nu ev­len­dir­me­yi.” 76

 

   J - Na­fi­le Na­maz Kıl­ma­nın Mek­ruh Ol­du­ğu Di­ğer Va­kit­ler:

Aşa­ğı­da­ki va­kit­ler­de nâfile na­maz kıl­mak tah­ri­men mek­ruh­tur.77

1) İkin­ci fe­cir doğ­duk­tan son­ra sa­ba­hın far­zı­nı kıl­ma­dan ön­ce, sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­tin­den baş­ka bir na­maz kıl­mak tahrîmen mek­ruh­tur. De­lil, İbn Ömer (r.a)’den nak­le­di­len şu ha­dis­tir: “Sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce ve sa­bah vak­ti gir­dik­ten son­ra, sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­tin­den baş­ka na­maz yok­tur.” 78

Hanbelîlere gö­re, İbn Ömer ha­di­si garîb olup, be­lir­ti­len sü­re için­de na­fi­le na­ma­zı ya­sak­la­ma­da açık de­ğil­dir. Bu yüz­den, na­fi­le na­maz kı­lın­ma­sın­da bir sa­kın­ca bu­lun­maz.

2) Hanefî ve Mâlikîlere gö­re, ak­şam na­ma­zın­dan ön­ce nâfile na­maz kıl­mak mek­ruh­tur. Çün­kü ak­şam na­ma­zı­nı er­ken kıl­ma­nın ge­rek­li ol­du­ğu­nu bil­di­ren ha­dis­ler umum bil­di­rir. Se­le­me b. Ek­va ha­di­si bun­lar­dan bi­ri­si­dir: “Rasûlullah (s.a.s) gü­neş ba­tıp ka­ran­lık per­de­si ar­ka­sın­da kay­bol­du­ğu za­man ak­şam na­ma­zı­nı kı­lar­dı.”79 Uk­be b. Âmir ha­di­si de şöy­le­dir: “Ak­şam na­ma­zı­nı yıl­dız­la­rın içi­çe gö­rün­dü­ğü za­ma­na ka­dar ge­cik­tir­me­dik­çe, üm­me­tim ha­yır üze­re­dir.” 80

Şâfiîlerde meş­hur olan gö­rü­şe gö­re, ak­şam na­ma­zın­dan ön­ce iki re­kat na­fi­le na­maz kıl­mak müs­te­hap, Hanbelîlere gö­re ise câiz olup, sün­net de­ğil­dir. Bu iki mez­hep Hz. Pey­gam­ber (s.a.s)’in, ak­şam na­ma­zı­nın far­zın­dan ön­ce iki re­kat na­fi­le na­maz kıl­dı­ğı­nı bil­di­ren ba­zı ri­va­yet­le­rin, ak­şam na­ma­zı­nın ace­le kı­lın­ma­sı­nı bil­di­ren ha­dis­le­rin ge­nel an­la­mı­nı tah­sis et­ti­ği gö­rü­şün­de­dir.81

   3) Cu­ma gü­nü, bay­ram gün­le­ri, hac sı­ra­sın­da, ay ve gü­neş tu­tul­ma­sı na­ma­zın­dan son­ra ve­ya yağ­mur du­a­sın­da imam hut­be okur­ken nâfile na­maz kıl­mak mek­ruh­tur.

İmam hut­be­ye çık­tı­ğı an­dan iti­ba­ren cu­ma na­ma­zı­nı kıl­dı­rın­ca­ya ka­dar her han­gi bir nâfile na­maz kıl­mak­la meş­gul ol­mak mek­ruh­tur. De­lil, Ebû Hu­rey­re (r.a)’nin nak­let­ti­ği şu ha­dis­tir: “Cu­ma gü­nü imam hut­be okur­ken, ar­kada­şı­na “sus” de­di­ğin za­man ha­ta et­miş olur­sun.” 82 Şâfiî ve Hanbelîlere gö­re ise cu­ma na­ma­zı­nın if­ti­tah tek­bi­ri­ni ka­çır­ma kor­ku­su ol­ma­dık­ça, imam hut­be­de iken yal­nız ha­fif iki re­kat ta­hiy­ye­tü’l-mes­cid na­ma­zı kı­lı­nır.83

4) Bay­ram na­maz­la­rın­dan ön­ce ve son­ra nâfile na­maz kıl­mak mek­ruh­tur. De­lil, İbn Ab­bas (r.a)’ın nak­let­ti­ği şu ha­dis­tir: “Hz. Pey­gam­ber bay­ram gü­nü iki re­kat na­maz kı­lar­dı. Bu na­maz­dan ön­ce ve son­ra her han­gi bir na­maz kıl­maz­dı.”84 Bu­nun se­be­bi, o gün için en önem­li olan na­ma­zı bı­ra­kıp, da­ha önem­siz olan na­fi­le na­maz­la meş­gul ol­ma­mak­tır. An­cak gü­neş yük­sel­dik­ten son­ra, imam­dan baş­ka­sı­nın na­fi­le na­maz kıl­ma­sın­da bir sa­kın­ca bu­lun­maz.

   5) Farz na­ma­za du­rul­du­ğu za­man, bir kim­se­nin nâfile na­maz kıl­mak­la meş­gul ol­ma­sı tahrîmen mek­ruh­tur. De­lil, şu ha­dis­tir: “Na­ma­za du­rul­du­ğu za­man, farz na­maz­dan baş­ka bir na­maz kıl­mak yok­tur.” 85

An­cak, son otu­ruş­ta far­za ye­ti­şe­ce­ği­ni uman kim­se­nin sa­bah na­ma­zı­nın sün­ne­ti­ni kıl­ma­sı du­ru­mu müs­tes­na­dır. Bir kim­se, te­şeh­hüt­te de ol­sa sa­bah na­ma­zı­nın far­zı­nı ka­çı­ra­ca­ğın­dan kor­kar­sa, sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti­ni ter­ke­der. Sa­bah na­ma­zı­nın far­zı için ka­met ge­ti­ril­di­ği za­man, sün­ne­ti­ni kıl­mak câizdir. Çün­kü sa­bah na­ma­zı­nın sün­ne­ti, kuv­vet­li bir sün­net olup, teş­vik edil­miş ve Rasûlullah (s.a.s) de bu na­ma­za de­vam et­miş­tir. Hz. Pey­gam­ber (s.a.s) bu na­maz­la il­gi­li ola­rak şöy­le bu­yur­muş­tur: “Sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti dün­ya­dan ve dün­ya­da bu­lu­nan her şey­den da­ha ha­yır­lı­dır.”86 “Hz. Âişe de şöy­le de­miş­tir: “Hz. Pey­gam­ber, sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti­ne dik­kat gös­ter­di­ği ka­dar hiç bir nâfile na­ma­za özen gös­ter­me­miş­tir.”87

   Bunun gi­bi, farz na­ma­zın vak­ti dar olan du­rum­lar­da, nâfile na­maz­la meş­gul ol­mak mek­ruh­tur.

Hanefîler dı­şın­da ço­ğun­luk fa­kih­le­re gö­re, farz na­ma­za du­rul­duk­tan son­ra nâfile bir na­ma­za baş­la­mak mek­ruh­tur. Bu na­maz, is­ter far­za bağ­lı vak­tin sün­ne­ti ol­sun, is­ter­se baş­ka bir nâfile ol­sun, hü­küm de­ğiş­mez. Da­yan­dık­la­rı de­lil, yu­ka­rı­da ver­di­ği­miz, “na­ma­za du­rul­du­ğu za­man, farz na­maz­dan baş­ka bir na­maz yok­tur” an­la­mın­da­ki ha­dis­tir. İmam Mâlik ise bu ko­nu­da şöy­le de­miş­tir: “Far­zın bir rekâtını ka­çır­mak­tan kork­ma­yan kim­se sa­bah na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti­ni kıl­ma­lı­dır.”88