Fikih - 23. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
II- NAMAZ VAKİTLERİ
Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitr, teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Vakti girmeden kılınacak bir namaz geçerli olmadığı gibi, vaktinden sonra kılınacak namaz da edâ değil, kaza olur. Bir namazın özürsüz olarak kazaya bırakılması Allah Teâlâ yanında büyük sorumluluğu gerektirir. Diğer yandan cuma, bayram ve sünnet namazların vakitleri çıkınca kaza edilemez. Namazın yükümlüye gerekli olması ve kılındığında da geçerli sayılması kendisine bağlı olan “namaz vakitleri”ni bilmek gerekir. Bu vakitler Kitap ve sünnetle belirlenmiştir. Aşağıda bunları açıklayacağız:
A - Sabah Namazının Vakti:
İkinci fecrin doğmasından güneşin doğmasına kadar olan süre, sabah namazının vaktidir. İkinci fecir; sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan bir aydınlıktan ibarettir. Bununla sabah vakti girmiş, yatsı namazının vakti çıkmış ve oruç tutacaklar için bu ibadetin vakti başlamış olur. Bu yüzden buna “fecr-i sâdık” denir. Bunun karşıtı, birinci fecirdir. Bu, doğu ufkunun ortasında yükseklere doğru, iki tarafı karanlık ve uzunlamasına bir hat şeklinde yayılan bir beyazlıktır. Bu beyazlık kısa bir süre sonra kaybolur ve kendisini bir karanlık izler. Bundan sonra ikinci fecir doğar. Bu birinci fecre, sabahın gerçekten girdiğini göstermemesi ve yalancı bir aydınlık olması yüzünden “fecr-i kâzib” adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne yatsı namazı çıkmış ve ne de sabah namazı vakti girmiş olur. Oruç tutacakların bu süre içinde yiyip içmeleri de caizdir. Delil şu hadislerdir:
Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Fecir (şafak) iki tanedir. Birincisi yemeyi içmeyi haram, namaz kılmayı helal kılan fecirdir. İkincisi ise, sabah namazını kılmak caiz olmayan, fakat yemek içmek helal olan fecr-i kâzibtir” 34 “Sabah namazının vakti, ikinci fecrin doğmasından güneşin doğuşuna kadardır.” 35 Güneş doğduktan sonra, öğle vaktine kadar olan süre, kendisinde farz namazın kılınamayacağı mühmel bir vakit olarak kabul edilir.
Sabah namazının, ortalık aydınlandıktan sonra kılınması (isfar) müstehaptır. Şöyle ki, sabah namazının ikinci fecir doğup, gecenin karanlığı açıldıktan sonra, bulutsuz, açık ve rutubetsiz bir havada atılacak bir okun düştüğü yeri, atan kimsenin görebileceği bir zamana kadar geciktirilmesi müstehaptır. Ancak namazla güneşin doğması arasında, “namaz bozulduğu takdirde yeniden kılınabilecek kadar” bir sürenin kalmasına da dikkat edilmelidir. Yalnız kurban bayramının ilk günü Müzdelife’de bulunan hacıların, o günün sabah namazını, ikinci fecir doğunca, henüz ortalık karanlık iken kılmaları daha faziletlidir. Hanefîler dışındaki üç mezhep imamına göre, sabah namazını bu şekilde erken kılmak her zaman için daha faziletlidir.
B - Öğle Namazının Vakti:
Öğle vakti, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle başlar ve her şeyin gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder. Cisimlerin, güneş tam tepe noktada iken yere düşen gölgesi (fey-i zeval), bunun dışındadır. Öğlenin bu vaktine “asr-ı evvel” denir. Bu, Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’in görüşüdür. Ebû Hanîfe’ye göre ise, öğlenin vakti, fey-i zeval dışında, cisimlerin gölgesi, iki misli uzayıncaya kadar devam eder. Bununla öğle namazı vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş olur. Buna “asr-ı sânî” denir. Cisimlerin gölgesinin mislini hesaplamada, zeval vaktinde bu cisimlerin sahip oldukları gölge, uzunluğa itibar etmede uzayan gölgeye ilâve edilir.
Fakihlerin çoğunluğunun delili şu hadistir: Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber’e namaz vakitlerini öğretirken, ikinci gün her şeyin gölgesi bir misli olduğu zaman öğle namazını kıldırmıştır.36 Ebû Hanîfe’nin delili ise, Hz. Peygamber’in şu hadisidir: “Öğle namazını hava serinlediği zaman kılınız. Çünkü öğle vaktindeki sıcaklığın şiddeti, cehennemin sıcaklığını andırır.” 37 Arabistan yöresinde sıcağın en şiddetli olduğu zaman, her şeyin gölgesinin bir misli olduğu zamandır. Bu yüzden öğleyi yazın serine bırakmak (ibrâd) müstehap sayılmıştır.38
Öğle namazı vaktinin başlangıcı ile ilgili olarak bütün müctehidlerin dayandığı delil şu âyettir: “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar geçen süre içinde, namazları kıl, sabah namazını da edâ et. Şüphesiz sabah namazında melekler hazır bulunur.” 39
Öğle vaktinin sonu ile ilgili bu görüş ayrılığından kurtulmak için, öğle namazı herşeyin gölgesi, fey’i zevalden başka, kendisinin bir misli olacak zamana kadar geciktirilmemeli, ikindi namazı da, her şeyin gölgesi fey’i zevalden başka iki misli olmadıkça kılınmamalıdır. Başka bir deyimle öğleyi, asr-ı evvelden önce kılmalı, ikindiyi ise asr-ı sânî olmadıkça kılmamalıdır.
Cuma namazının vakti de, tam öğle namazının vakti gibidir.
C - İkindi Namazının Vakti:
İkindi vakti, öğle vaktinin çıktığı andan itibaren başlar ve güneşin batması ile son bulur. Yukarıda belirtilen görüş ayrılığı bakımından, ikindi vakti; müctehidlerin çoğunluğuna göre, her şeyin gölgesinin bir misli, Ebû Hanîfe’ye göre ise, iki misli olduğu andan itibaren başlar ve ittifakla güneşin battığı zamana kadar devam eder.
Delil şu hadistir: “Güneş batmadan önce, ikindi namazından bir rekata yetişen kimse, ikindi namazına yetişmiştir.” 40
Müctehidlerin çoğunluğuna göre, ikindi namazını güneşin sararma (ısfırâr) vaktine kadar geciktirmek mekruhtur. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu vakitte kılınan namaz münafıkların namazıdır. Münafık oturup güneşi bekler. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girdiği (batmaya yüz tuttuğu) zaman, çabuk olarak ikindiyi dört rekat kılar, Allah’ı çok az anar”41
İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Kur’an-ı Kerim’de sözü edilen “orta namaz”, ikindi namazıdır. Delil, Hz. Âişe (r. anhâ)’nin naklettiği şu hadistir: “Hz. Peygamber (s.a.s); “Namazlara devam edin, orta namaza da devam edin” âyetini42 okudu. “Orta namaz ise ikindi namazıdır” buyurdu.43 İkindi namazına “orta namaz” denmesi, iki adet geceye ait, iki adet de gündüze ait namazın arasında bulunması yüzündendir.
D - Akşam Namazının Vakti:
Akşam namazının vakti, güneş yuvarlağının tam olarak batmasıyla başlar ve şafağın kaybolması ile sona erer. Ebû Hanîfe’ye göre, şafak, akşamleyin batı ufkundaki kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktır. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve Hanefîler dışındaki diğer üç mezhep ile Ebû Hanîfe’den başka bir rivayete göre ise şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktan ibarettir. Bu kızıllık gidince, akşam namazının vakti çıkmış olur. Delil İbn Ömer’in; “Şafak, ufuktaki kırmızılıktır”44 sözüdür. Hanefîlerde, fetvâya esas olan görüş, Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşüdür.
E - Yatsı Namazının Vakti:
Yatsının vakti, kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder. İkinci fecir doğunca yatsının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer (r.a)’den rivayet edilen şu hadistir: “Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca namaz kılmak farz olur.” 45 Başka bir delil, Ebû Katâde hadisidir: “Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, diğer namazın vakti girinceye kadar namazı kılmayandadır.” 46 Bu hadis, sabah namazı dışında, her namaz vaktinin diğer namaz vakti girinceye kadar devam ettiğine delalet eder.
Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmek müstehaptır. Gecenin yarısına kadar geciktirmek mübah, bir özür bulunmadıkça ikinci fecre kadar geciktirmek ise mekruhtur. Çünkü bu durumda namazı kaçırmaktan korkulur.
Vitir namazının vaktinin başlangıcı, yatsı namazından sonradır. Vitrin sonu ise, ikinci fecrin doğmasından biraz önceye kadardır.
Vitir namazını, uyanacağından emin olmayan kimse için, uyumadan önce kılmak, uyanacağından emin olan kimse için ise, gecenin sonuna kadar geciktirmek daha faziletlidir.
Teravih namazının vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Teravih, vitir namazından önce de, sonra da kılınabilir. Ancak yatsı namazı kılınmazdan önce, teravih namazı kılınsa, iadesi gerekir.
Bayram namazlarının vakti, güneş doğup, kerahet vakti çıktıktan sonra başlar, güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya çıkışına (istivâ) kadar devam eder. Ramazan bayramı namazı, bir özür sebebiyle birinci gün istivâ zamanından önce kılınamazsa, ikinci gün istivâ zamanına kadar kılınır, artık özür bulunmasa da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise, bir özür sebebiyle birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır. İkinci gün de bir özür sebebiyle kılınamazsa üçüncü gün istivâ zamanına kadar kılınır. Bu namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci veya üçüncü güne bırakmak ise çirkin bir ameldir. Bu bayram namazları, istivâ zamanından veya zeval vaktinden sonra ise hiç bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir.47
F - Kutuplarda Namaz Vakitleri:
Bu konuda iki görüş vardır:
1) Vakit, namazın bir şartı olduğu gibi, farz olmasının da sebebidir. Bu yüzden bir yerde, namaz vakitlerinden biri veya ikisi gerçekleşmezse, o vakitlere ait namazlar, o yer halkına farz olmamış olur.
Meselâ, bazı yerlerde, yılın bir mevsiminde daha şafak kaybolmadan sabahın ikinci fecri doğarak sabah namazının vakti girmektedir. Artık bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur. Bu konuda, abdest organlarından bir veya ikisini kaybeden kimsenin bu organları yıkama yükümlülüğünün düşmesine kıyas yapılarak, namazın da düşeceğine fetva verilmiştir.
2) Araştırıcı bazı fakihlere göre, bu gibi yerlerdeki müslümanlar da beş vakit namazla yükümlüdürler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti gerçekleşmezse, o namazı kaza olarak kılarlar veya o beldeye en yakın olup, beş vakit namazın vakitleri tam olarak gerçekleşen beldenin vakitlerine göre, takdir ederek namazları edaya çalışırlar. Her ne kadar vakit, namazın bir şartı ve bir sebebi ise de, namazın asıl sebebi Allah’ın emri oluşudur. Bu yüzden bütün müslümanlar, bu beş vakit namazı kılmakla yükümlüdürler.
İmam Şâfiî’nin görüşü de bu şekilde olup, ihtiyata uygun olan da budur.
Güneşin uzun süre doğmadığı veya batmadığı kutup bölgeleri ve yakınlarında da yukarıdaki esaslara göre takdirî olarak amel edilir. Bu gibi yerlerde yaşayan müslümanların, oruç ve zekâtları konusunda da bu şekilde bir takdir uygun düşer.48
G - İki Namazı Bir Vakitte Kılmak (Cem’u’s-Salât):
Her namazı kendi vaktinde kılmak farzdır. Çünkü vakit, namazın şartlarındandır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Namaz, müminlere vakitli olarak farz kılındı.” 49 “Namazlara ve orta namaza devam ediniz.” 50 “Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl...” 51 Diğer yandan Cebrail (a.s) Hz. Muhammed (s.a.s)’e beş vakit namazın vakitlerini bizzat bildirerek, vakitleri içinde namaz kılmasını öğretmiştir. Bunlarda, bir vakit içinde iki namaz kılma uygulaması yoktur.52
Her namazın kendi vakti içinde kılınması prensibinin istisnası, hac yapanların Arafat’ta öğle ile ikindi namazını, öğle vaktinde; Müzdelife’de de , akşamla yatsı namazını, yatsı vaktinde birleştirerek kılmalarıdır. Bunlardan birincisine “cem’u takdîm”, Müzdelife’dekine ise, Akşam namazı geciktirildiği için “cem’u te’hir” denir. Genel bir ifadeyle de, iki namazın birleştirilerek kılınmasına “cem’u’s-salâteyn” adı verilir.
Arafat ve Müzdelife’deki birleştirme uygulaması konusunda, müctehidler arasında görüş birliği vardır. Çünkü, Veda Haccı sırasında Hz. Peygamber’in uygulaması ve sözleri, namaz vakitlerini belirleyen âyet ve hadisleri tahsis edecek kuvvettedir. Abdullah b. Mes’ud (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Ben, Rasûlullah (s.a.s)’ın bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim. Ancak iki namaz müstesnadır: Arafat’ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife’de ise akşamla yatsıyı birlikte kılmıştır.”53 Yine Abdullah b. Mes’ud (r.a), Hz. Peygamber’in vefatından sonra yaptığı bir hac sırasında Müzdelife’de akşamla yatsı namazlarını birleştirerek kılmış, sabah namazını da erkence kıldırdıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s)’ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Akşamla yatsıdan ibaret olan şu iki namazın, şu Müzdelife mevkiinde mutad olan vakitleri değiştirilmiştir. Sakın insanlar yatsı vakti girmeden Müzdelife’ye gelip de bu iki namazı erkenden birleştirmesin.” 54
İmam Şâfiî’ye göre ise öğle ile ikindinin, akşamla yatsının birleştirilerek kılınması; yağmur, hastalık veya yolculuk gibi özürler sebebiyle de mümkün ve caizdir.
Gerçi Allah Rasûlünün Arafat ve Müzdelife dışında iki namazı birleştirerek kıldığı olmuştur. Sâlim b. Abdillah babasından şöyle nakletmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) sefere acele ettiği zaman akşam namazını geciktirerek, yatsı ile birlikte kılmıştır.”55 Yine Muaz b. Cebel’den rivayete göre, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber ile birlikte Tebük seferine çıktık. Allah’ın Resûlü, öğle ile ikindiyi birlikte, akşamla yatsıyı da birlikte kılardı.”56 Bu ve benzeri hadisler, iki namazı birleştirmeyi yalnız Arafat ve Müzdelife’de mümkün gören Hanefîlere göre, Rasûlullah (s.a.s)’ın bunlarda birinci namazı vaktinin sonunda kılmış olduğu, ikinci namazı da vaktinin evveline aldığı; ancak her iki namazı bir vakitte kıldığı şeklinde anlaşılmıştır. Burada, birleştirme şeklen olmakta, gerçekte her iki namaz kendi vaktinde kılınmaktadır.
Abdullah b. Abbas (r.a)’ın naklettiği şu hadis de bunu desteklemektedir: “Rasûlullah (s.a.s), Medine’de korku veya yağmur yokken, öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı da birlikte kıldı.” İbn Abbas’a, Rasûlullah’ın bununla ne yapmak istediği sorulmuş o şu cevabı vermiştir: “Ümmetine zorluk vermemeyi kastetti.”57 Hiçbir İslâm bilgini hazarda, iki namazı birleştirmenin caiz olduğunu söylememiştir. Bu yüzden, yukarıdaki İbn Abbas hadisi, birinci namazın vaktinin sonunda, ikinci namazın da ilk vaktinde kılınması anlamına gelir. Buradan anlaşılan şudur: Arafat ve Müzdelife dışında, iki namazın birleştirilmesi sadece şeklen olmuştur. Aslında iki namaz ayrı ayrı kendi vakitleri içinde kılınmış; ancak birinci namaz, vaktinin sonuna geciktirilmiş, ikinci namaz ise ilk vaktinde edâ edilmiştir. Bu konudaki hadisler, Hanefîlerce namazın şartlarından olan vakti tahsis edecek güçte kabul edilmemiştir.
Yolculukta namazın vaktinden önce cem’i takdim (öne alınarak birleştirme) şeklinde kılınacağına delâlet eden, Hz. Muaz’dan naklen Ebu’t-Tufeyl’in rivayetinden başka açık hadis yoktur. Bu hadiste şöyle denilmektedir: “Hz. Peygamber Tebük seferinde, güneş battıktan sonra yola çıkacaksa, yatsıyı öne alır ve onu akşamla birlikte kılardı.”58 Bu hadis, muhaddislerce tenkide uğramıştır. Şöyle ki:
Tirmizi, bu hadisin “garib” olduğunu söylemiş, Hâkim ise; “Bu hadis uydurmadır” demiştir. Ebû Dâvud, namazın vaktinden önce kılınacağını bildiren sâbit bir hadis olmadığını belirtir.59
İmam Mâlik (ö.179/795) de, Arafat ve Müzdelife dışında iki namazı birleştirmeyi şekil bakımından mümkün görür. O şöyle der: “Yolculuk zorlamadıkça, kişinin seferde iki namazı birleştirerek kılması caiz değildir. Öğle ile ikindi arasında kişiyi yolculuk zorlarsa, öğleyi vaktin sonuna kadar geciktirerek kılar, sonra ikindiyi vaktin ilk cüzünde kılar. Akşam namazını da vaktin sonuna şafak batmadan öncesine kadar geciktirerek bu vakitte kılar. Sonra yatsıyı ilk vaktinde kılar.”60 Bu duruma göre, Hanefîlerle Mâlikîlerin görüşü cem’i salât konusunda birleşmektedir.
Abdullah b. Abbas’tan, Rasûlullah (s.a.s)’ın Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı yedi ve sekiz rekat olarak bir arada kıldığı rivayet edilmiştir. Ebû Eyyûb; “Sanırım bu, yağmurlu bir gecede olmuştur” demiş, İbn Abbas da; “Olabilir” karşılığını vermiştir. Amr da der ki: “Ben: Ey Ebu’ş-Şa’sa! Sanırım Hz. Peygamber öğleyi ertelemiş, ikindiyi vaktin başında kılmış, akşamı ertelemiş yatsıyı vaktin başında kılmıştır, dedim. O da ben de öyle sanıyorum, dedi.” Müslim şöyle der: “Rasûlullah (s.a.s), korku ve yolculuk olmaksızın öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı bir arada kıldı.” Müslim’in bir başka rivayetinde; “Korku ve yağmur olmaksızın...” denilmiştir.61
Sonuç olarak, hacc farîzası dışında normal yolculuk, hastalık, şiddetli yağmur ve benzeri darlık zamanlarında öğle ve akşam namazlarını son vakitlerinde, hemen arkasından da ikindi ve yatsı namazlarını ilk vakitlerinde kılmak mümkündür. Böylece iki namaz birlikte fakat kendi vakitlerinde kılınmış olur. Bu uygulama, İslâm’ın müslümanlara getirdiği bir kolaylıktır.
H - Müstehap Vakitler:
Namaz vakitlerinden hangi kısmın müstehap veya daha faziletli olduğu Hz. Peygamber’in uygulaması ve tavsiyeleri ile belirlenmiştir. Buna göre;
1) Sabah namazını gün ışıdığı zaman kılmak (isfâr) müstehaptır. Bunun ölçüsü, açık havada atılan bir okun, düştüğü yeri, oku atanın görebileceği kadar gökyüzünün aydınlanmasıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sabah namazını aydınlıkta kılın. Çünkü bunun ecri daha büyüktür.” 62 Sabah namazının geciktirilmesi cemaatin çoğalmasına sebep olur. Cemaata katılmadıkları takdirde kadınların sabah namazını karanlıkta kılmaları daha faziletlidir. Çünkü bu, onların görülmemesine daha çok yardımcı olur. Sabah namazının dışındaki namazlarda kadınlar erkekler cemaatinin dağılmasını beklerler.
2) Öğle namazını yazın geciktirerek serinde kılmak (ibrâd) müstehaptır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Öğle namazını serinde kılın. Çünkü sıcaklığın şiddeti, cehennemin hararetinin şiddetindendir.” 63 Kışın ise, öğleyi hemen vakit girince kılmak müstehaptır. Enes (r.a)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber, şiddetli soğuk olunca öğle namazını acele kılar, yazın ise serinleyinceye kadar geciktirerek kılardı.”64
3) İkindi namazının farzını yaz-kış, güneş sararıp göz kamaştırmayacak şekilde ziyası gidinceye kadar geciktirmek müstehaptır. İkindi namazından sonra nâfile namaz kılmak mekruh olduğu için, farz geciktirilmekle nâfile namaz kılmaya imkân sağlanmış olur.65
4) Akşam namazını mutlak olarak acele kılmak müstehaptır. Ezan ile kamet arasında yalnız üç âyet okunacak kadar veya hafif bir oturuş ile fasıla verilir. Çünkü akşam namazını geciktirmek mekruh olup, bunda Yahudilere benzemek vardır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Akşam namazını yıldızların içiçe göründüğü zamana kadar geciktirmedikleri sürece, ümmetim hayır üzerindedir.” 66
5) Yatsı namazını, gökyüzü bulutlu olmayınca gecenin üçte birinden öncesine kadar geciktirmek müstehaptır. Hava bulutlu olursa hemen kılmak menduptur. Delil şu hadistir: “Eğer ümmetime sıkıntı vermeseydim, yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmelerini emrederdim.” 67
6) Vitir namazını, gece uyanacağına güvenen kimsenin, gecenin sonuna kadar geciktirmesi müstehaptır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan kimse, vitir namazını, gecenin evvelinde kılsın. Gecenin sonunda kalkacağına güvenen kimse ise, vitri gecenin sonunda kılsın. Çünkü gece namazı, hem gece ve hem de gündüz meleklerinin hazır olduğu bir namazdır. Bunu yapmak daha faziletlidir.” 68
Mâlikîlere göre, mutlak olarak beş vakit namazda, her namazın, vaktin ilk cüzünde kılınması daha faziletlidir. Namazın tek başına veya cemaatle kılınması, havanın sıcak veya soğuk olması hükmü değiştirmez. Delil şu hadistir: “Hz. Peygamber, hangi amelin daha üstün olduğunu soran bir sahâbîye, cevap olarak; “Vaktinde veya vaktinin başlangıcında kılınan namazdır” buyurmuştur.69 İbn Ömer’den merfû olarak nakledilen bir hadiste de şöyle buyurulur: “Vaktin evvelinde kılınan namaz, Allah’ın razı olacağı namazdır. Vaktin sonunda kılınan namaz Allah’ın affına sebep olan namazdır.” 70 Bununla birlikte Mâlikîler de; cemaati beklemek veya sıcakta öğleyi serine bırakmak için geciktirmede bir sakınca görmezler.
Şâfiîlere göre, öğle namazı dışında bütün namazların derhal kılınması ve sıcakta ise öğlenin serine bırakılması sünnettir.
Hanbelîlere göre, yatsı namazı dışındaki namazların vaktin ilk cüz'ünde kılınması daha faziletlidir. Ancak şiddetli sıcakta öğle namazı ve bulutlu zamanlarda da akşam namazı geciktirilir. Yatsı namazının gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirilmesi daha faziletlidir.71
Diğer yandan namazı vaktin sonuna kadar geciktirmek caizdir. Çünkü Allah elçisi; “Vaktin evveli Allah’ın rızasına, sonu ise Allah’ın affına sebeptir.” buyurmuştur.
İ - Mekruh Vakitler:
Aşağıda açıklayacağımız beş vakit içinde namaz kılmak mekruhtur. Bunlardan üç tanesi Ukbe b. Âmir el-Cühenî (r.a)’in naklettiği şu hadiste zikredilir: “Üç vakit vardır ki, Rasûlullah (s.a.s) bize, bu vakitlerde namaz kılmamızı ve ölülerimizi defnetmemizi yasakladı: Güneş doğduğu zaman yükselinceye kadar, güneş tepe noktasına geldiği zaman zevaline kadar, güneş batmaya meylettiği zaman.” 72 Diğer iki vakit de Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen şu hadiste bildirilir: “Rasûlullah (s.a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz yoktur.” 73 Bu iki vakitte namaz yasaklanmıştır.
Bu iki hadiste geçen beş mekruh vakti, şu şekilde açıklayabiliriz:
1) Güneşin doğmasından bir mızrak boyu yükselmesine kadar olan vakit. Bir mızrak boyu beş derece olup, Türkiye bakımından, güneşin doğmasından 40-50 dakika geçinceye kadar olan süredir. Bununla kerahet vakti çıkmış, bayram namazı veya kuşluk namazı kılma vakti girmiş bulunur.
2) Güneşin en yüksek tepe noktasında bulunduğu zamandan zeval vaktine, yani öğle namazı vakti girinceye kadar geçen zaman.
3) Güneşin sararmasından, yani gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden, battığı zamana kadar geçen süre.
4) İkinci fecrin doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakit.
5) İkindi namazı kılındıktan sonra, güneşin batmasına kadar olan vakit.
İlk üç kerâhet vaktinde ne kazaya kalmış farz namaz, ne vitir gibi vacip namaz, ne de cenaze namazı kılınır. Daha önce okunmuş bir secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi de yapılamaz. Aksi halde bunların iâdeleri gerekir.
Diğer yandan bu üç vakitte nâfile namaz da kılınamaz. Ancak kılınacak olursa, mekruh olmakla birlikte geçerli olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerâhet, nâfile namazların sihhatine engel olmaz. Bununla birlikte, bu vakitlerden birine rastlayan bir nâfile namazı bozup, kerâhet vaktinden sonra kaza etmek daha faziletlidir. Bu üç vakitle ilgili yasaklama, güneşe tapanlara benzememek içindir.
Sabah namazı vaktinde ve ikindi namazından sonra nafile namaz kılmanın yasaklanmasının hikmeti, vakitteki bir anlamdan ötürü değildir. Bu vakitlerde farz ile meşgul olunması yüzündendir. Çünkü vaktin farzını kılmak, nâfile kılmaktan daha faziletlidir. Ancak bu son iki vakitte, farz veya vacip bir namaz kılmak mekruh değildir. Cenaze namazı ve tilâvet secdesi de mekruh olmaz. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nâfile namaz, kerâhetten dolayı bozulursa daha sonra kazası gerekir.
Güneşin sararması (gurubu) halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat başka bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz. Çünkü tam bir halde vacip olan bir ibadet, eksik olarak kaza edilemez. Kerâhet vakti ise ibadetin eksik oluşuna sebeptir. Hz. Âişe’den nakledilen bir hadiste şöyle buyurulur: “Güneş batmadan önce, ikindi namazından bir secdeye yetişen veya güneş doğmadan önce, sabah namazından bir secdeye yetişen kimse bu namazlara yetişmiş olur.” 74 Ancak Hanefîler başka delillere dayanarak, güneşin doğuşunun sabah namazını bozacağını söylerler.
Güneşin doğuşuna rastlayan her hangi bir namaz ise fasit olur. Bu yüzden bir kimse, daha ikindi namazını eda etmekte iken güneş batsa, namazı fasit olmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken, güneş doğsa namazı fasit olur. Çünkü birinci durumda yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci du-rumda ise namaz vakti çıkmış, yeni bir namaz vakti girmemiş bulunur. Diğer yandan sabah namazı kâmil bir vakitte farz olmuştur. Bu yüzden vaktin çıkması ile fâsit olur.
Sabah namazı dışındaki bir namazın iftitah tekbirine, bu namaza tahsis edilen vakit içinde yetişmekle bu namazın tamamı eda olur. Bu namazın gecikmesi ister hayızdan temizlenme veya akıl hastalığından kurtulma gibi özürler sebebiyle olsun, isterse özürsüz olarak olsun hüküm değişmez.
Şâfiî ve Mâlikîlere göre, bir namazın bir rekatı iki secdesiyle birlikte vakit içinde kılınmışsa, bütün namaz eda edilmiş sayılır. Bir rekattan daha azı kılınmışsa bu namaz kaza olur.75
Güneş tam zeval vaktinde iken kılınacak bir farz veya vacip namaz fasit olur. Nâfile namaz ise, mekruh olmakla birlikte sahihtir. Yalnız Ebû Yusuf’tan bir rivayete göre, cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir. Güneş batı cihetine meyl edince, artık ittifakla kerâhet vakti çıkmış bulunur.
Mekruh olan bir vakitte okunan bir secde âyetinden dolayı, o vakitte secde yapılabilir. Ancak bu secdeyi, kerâhet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerâhet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı, o vakitte kılınabilir. Hatta bu namazı geciktirmeyip hemen kılmak daha faziletlidir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Üç şeyi geciktirme. Vakti geldiği zaman namazı kılmayı, hazır olduğu zaman cenazeyi defnetmeyi, dengini bulduğun zaman kız çocuğunu evlendirmeyi.” 76
J - Nafile Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Diğer Vakitler:
Aşağıdaki vakitlerde nâfile namaz kılmak tahrimen mekruhtur.77
1) İkinci fecir doğduktan sonra sabahın farzını kılmadan önce, sabah namazının iki rekât sünnetinden başka bir namaz kılmak tahrîmen mekruhtur. Delil, İbn Ömer (r.a)’den nakledilen şu hadistir: “Sabah namazından önce ve sabah vakti girdikten sonra, sabah namazının iki rekât sünnetinden başka namaz yoktur.” 78
Hanbelîlere göre, İbn Ömer hadisi garîb olup, belirtilen süre içinde nafile namazı yasaklamada açık değildir. Bu yüzden, nafile namaz kılınmasında bir sakınca bulunmaz.
2) Hanefî ve Mâlikîlere göre, akşam namazından önce nâfile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazını erken kılmanın gerekli olduğunu bildiren hadisler umum bildirir. Seleme b. Ekva hadisi bunlardan birisidir: “Rasûlullah (s.a.s) güneş batıp karanlık perdesi arkasında kaybolduğu zaman akşam namazını kılardı.”79 Ukbe b. Âmir hadisi de şöyledir: “Akşam namazını yıldızların içiçe göründüğü zamana kadar geciktirmedikçe, ümmetim hayır üzeredir.” 80
Şâfiîlerde meşhur olan görüşe göre, akşam namazından önce iki rekat nafile namaz kılmak müstehap, Hanbelîlere göre ise câiz olup, sünnet değildir. Bu iki mezhep Hz. Peygamber (s.a.s)’in, akşam namazının farzından önce iki rekat nafile namaz kıldığını bildiren bazı rivayetlerin, akşam namazının acele kılınmasını bildiren hadislerin genel anlamını tahsis ettiği görüşündedir.81
3) Cuma günü, bayram günleri, hac sırasında, ay ve güneş tutulması namazından sonra veya yağmur duasında imam hutbe okurken nâfile namaz kılmak mekruhtur.
İmam hutbeye çıktığı andan itibaren cuma namazını kıldırıncaya kadar her hangi bir nâfile namaz kılmakla meşgul olmak mekruhtur. Delil, Ebû Hureyre (r.a)’nin naklettiği şu hadistir: “Cuma günü imam hutbe okurken, arkadaşına “sus” dediğin zaman hata etmiş olursun.” 82 Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise cuma namazının iftitah tekbirini kaçırma korkusu olmadıkça, imam hutbede iken yalnız hafif iki rekat tahiyyetü’l-mescid namazı kılınır.83
4) Bayram namazlarından önce ve sonra nâfile namaz kılmak mekruhtur. Delil, İbn Abbas (r.a)’ın naklettiği şu hadistir: “Hz. Peygamber bayram günü iki rekat namaz kılardı. Bu namazdan önce ve sonra her hangi bir namaz kılmazdı.”84 Bunun sebebi, o gün için en önemli olan namazı bırakıp, daha önemsiz olan nafile namazla meşgul olmamaktır. Ancak güneş yükseldikten sonra, imamdan başkasının nafile namaz kılmasında bir sakınca bulunmaz.
5) Farz namaza durulduğu zaman, bir kimsenin nâfile namaz kılmakla meşgul olması tahrîmen mekruhtur. Delil, şu hadistir: “Namaza durulduğu zaman, farz namazdan başka bir namaz kılmak yoktur.” 85
Ancak, son oturuşta farza yetişeceğini uman kimsenin sabah namazının sünnetini kılması durumu müstesnadır. Bir kimse, teşehhütte de olsa sabah namazının farzını kaçıracağından korkarsa, sabah namazının iki rekât sünnetini terkeder. Sabah namazının farzı için kamet getirildiği zaman, sünnetini kılmak câizdir. Çünkü sabah namazının sünneti, kuvvetli bir sünnet olup, teşvik edilmiş ve Rasûlullah (s.a.s) de bu namaza devam etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) bu namazla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Sabah namazının iki rekât sünneti dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden daha hayırlıdır.”86 “Hz. Âişe de şöyle demiştir: “Hz. Peygamber, sabah namazının iki rekât sünnetine dikkat gösterdiği kadar hiç bir nâfile namaza özen göstermemiştir.”87
Bunun gibi, farz namazın vakti dar olan durumlarda, nâfile namazla meşgul olmak mekruhtur.
Hanefîler dışında çoğunluk fakihlere göre, farz namaza durulduktan sonra nâfile bir namaza başlamak mekruhtur. Bu namaz, ister farza bağlı vaktin sünneti olsun, isterse başka bir nâfile olsun, hüküm değişmez. Dayandıkları delil, yukarıda verdiğimiz, “namaza durulduğu zaman, farz namazdan başka bir namaz yoktur” anlamındaki hadistir. İmam Mâlik ise bu konuda şöyle demiştir: “Farzın bir rekâtını kaçırmaktan korkmayan kimse sabah namazının iki rekât sünnetini kılmalıdır.”88
İslami Okul Okulların En Önemlisi