Fikih - 29. Sayfa - Ilmihalhilmidonduren
VIII- CEMAATLE NAMAZ KILMAK
A - Cemaatle Namazın Dayandığı Deliller ve Fazileti:
Cemaat; imamla imama uyanlar arasında meydana gelen bağlantı ve manevî birliktir. İslâm, mensuplarının bir araya gelip büyük-küçük topluluklar oluşturması için bir takım ibadetleri ve sosyal münasebetleri vesile kılmıştır. Gün ve gecede beş vakit namazın bir arada eda edilmesi, haftada bir cuma namazının, ve yılda iki kere bayram namazlarının her beldede daha büyük topluluklar halinde kılınması, yine yılda bir kere de bütün İslâm dünyasından varlıklı ve yolculuğa gücü yeten müslümanların Arafat’ta hac için bir araya gelmesi bunlar arasında sayılabilir.
Cemaatle namazın meşrûluğu Kur’an, Sünnet ve İcmâ delillerine dayanır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle birlikte namaza dursun, silahlarını da yanlarına alsınlar.” 289 Bu ayette Allah Teâlâ cihad sırasında, korkulu anlarda bile cemaatle namaz kılmayı emretmiştir. Korkulu anlarda cemaat emredilirse, güven içinde bulunulduğu zaman öncelikle cemaat halinde namaz kılmak gerekir.
Hz. Peygamber (s.a.s) cemaatle namazı teşvik ederek şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” Başka bir rivayete göre ise “Yirmi beş derece daha faziletlidir.” 290 Burada azın zikredilmesi çoğu yok etmez. Yahut Hz. Peygamber önce azı bildirmiş, sonra Allah Teâlâ ona çoğu bildirmiştir, o da bunu haber vermiştir.
Diğer yandan ashab-ı kiram hicretten sonra cemaatle namaz kılmanın meşrû olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.
Cuma namazı dışında en kuvvetli cemaat, sabah namazının cemaati, sonra yatsı namazının cemaati, sonra ikindi namazının cemaatidir. Bunun delili şu iki hadis-i şeriftir: Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.as) şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar ezan ile ilk safın sevabını bilselerdi, sonra bunları yapmak için kur’a çekmekten başka bir çare bulamasalar, kura çekerlerdi. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsalar, bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi.” 291
Osman b. Affan (r.a), Rasûlullah (s.a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gece yarısına kadar namaz kılmış sevabını alır. Her kim sabah namazını cemaatle kılarsa bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır.” 292
B - Cemaatle Namazın Hükmü:
Hanefî ve Mâlikîlere göre293, cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak, gücü yeten akıllı erkekler için müekked sünnettir. Bu yüzden kadınlara, çocuklara, akıl hastalarına, kölelere, kötürümlere, hastalara, çok yaşlı kimselere, el ve ayağı çaprazlama kesilmiş olanlara cemaatle namaz kılmak için mescide gitmek gerekmez. Cemaatle namazın sünnet oluşu, “cemaatle namazın tek başına kılınandan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu” bildiren hadisin açık anlamına dayanır.
Şâfiîlere göre, farz namazlar için cemaate devam etmek hür ve bir yerde ikamet edenler ve çıplak olmayanlar için farz-ı kifayedir. Böylece farz namazların cemaatle kılınışı İslâm’ın bir sembolü olmuştur. Buna göre, bir belde halkı bütün olarak cemaatle namazı terkederse, İslâm Devleti tarafından bunlara karşı savaş açılır. Hz.Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç kişi bir köyde veya sahrada bulunur ve aralarında cemaatle namaz kılınmazsa, şeytan onlara hakim olur. Öyleyse cemaatten ayrılma. Çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer.” 294
Hanbelîlere göre295, cemaatle namaz kılmak farz-ı ayndır. Bu görüşün dayandığı delil; “Sen onların içlerinde bulunup da namaz kıldırdığın zaman...” anlamındaki daha önce zikrettiğimiz ayettir. “Rukû edenlerle birlikte siz de rükû edin”296 ayeti de bunu desteklemektedir. Hanbelîler bunun dışında çeşitli hadislere dayanmışlardır. Bir tanesi şöyledir: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplanmasını emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra bir kimseye emredip imam olmasını, sonra da cemaatle namaza gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm.” 297
Hanefî ve Şâfiîlere göre, cemaatin en az sayısı imam ve ona uyan olmak üzere iki kişidir. Hatta uyan kişi çocuk da olabilir. Çünkü Hz.Peygamber (s.a.s), teheccüt namazında çocuk yaşta olan İbn Abbas (r.a)’a imamlık yapmış ve bir hadisinde; “İki kişi ve daha fazlası cemaattir” 298 buyurmuştur.
C - Kadınların Mescitlere Gitmeleri:
Farz namazların mescitte, nafilelerin ise evde kılınması daha faziletlidir. Rasûlullah (s.a.s); “Ey insanlar! Evlerinizde namaz kılın. Çünkü kişinin en faziletli namazı farzlar dışında evinde, kıldığı namazdır.” 299 Farz namazı mescitte kılmanın daha faziletli oluşu, mescidin temizlik ve şeref yönünden üstünlüğü İslâm’ın ve müslümanların gücünün gösterilmesi ve cemaatin çokluğu gibi özelliklere sahip olması yüzündendir.
Cemaatle namaz ve mescide gitme bakımından kadınlar erkeklerden farklı hükümlere tabi tutulmuştur.
Yaşlı kadınların cemaatle namaz kılmak üzere mescitlere gitmeleri caizdir. Fitneye sebep olma korkusundan ötürü genç kadınlar için ise mekruhtur.
Ebû Hanîfe’ye göre yaşlı kadınların sabah, akşam ve yatsı namazları için cemaate çıkmalarında bir sakınca yoktur. Gündüz namazları olan öğle ve ikindide ise aşırı şehvet onlara da ilgi uyandırabilir ve fitne meydana gelir. Sabah ile yatsıda fâsıklar uyku halindedir, akşam vaktinde ise yemek içimekle meşguldürler. Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise, yaşlı kadınların bütün vakitlerde cemaate devam etmesinde bir sakınca görmemiş ve bunun cevazına fetva vermişlerdir.
Müteahhirûn (sonra gelen) Hanefî fakihlerine göre ise, zamanın bozulması ve fâsıklığın açığa çıkması sebebiyle cuma, bayram ve vaaz için bile olsa, yaşlı da olsalar, cemaatle namaza katılmaları mekruhtur.300
Şâfiî ve Hanbelîlere göre, ister genç, ister yaşlı olsun, güzel ve gösterişli olan kadınların Mâlikîlere göre ise, erkeklerin ilgi duymadığı yaşlı kadınların bile erkeklere ait cemaatlere gitmeleri mekruhtur.
Hz. Peygamber (s.a.s) kadınların mescide gelebileceklerini, ancak evdeki ibadetlerinin daha üstün olduğunu ashab-ı kiramına bildirmiştir. Bu hadislerden bazıları şunlardır:
“Kadınları mescidlere gitmekten alıkoymayın. Evleri ise onlar için daha hayırlıdır.” Bir başka rivayet şöyledir: “Kadınlarınız gece mescide çıkmak için sizlerden izin istedikleri zaman onlara izin verin.” 301 Başka bir hadiste, kadınların cemaate koku sürünmemiş olarak katılmalarından söz edilmiştir.302
Ümmü Seleme (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kadınların en hayırlısı; mescidi, evlerinin içi olandır.” 303
D - Cemaate Gitmemek İçin Özür Sayılan Haller:
Bir özür bulunmadıkça cemaate devam etmelidir. Aşağıdaki özürler sebebiyle cemeate gitmemek mübah olur:
1) Teyemmümü mübah kılacak derecede hastalık veya felçli olmak, yahut ama bulunmak. Hafif başağrısı, hafif ateş gibi rahatsızlıklar, yürüyüşü engellemeyen felç hali özür sayılmaz.
Hastalığın özür sayılmasının delili. Allah Teâlâ’nın, “Sizin için dinde güçlük yapmadı.” 304 ayetidir. Diğer yandan Rasûlullah (s.a.s) hastalanınca mescitten geri kaldı ve şöyle buyurdu: “Ebû Bekr’e söyleyin insanlara namaz kıldırsın” 305
Bu duruma göre, hasta, yatalak, zafiyet sahibi, eli ve ayağı çaprazlama kesik yahut sadece ayağı kesik olan kimselerle felçli, çok yaşlı, âciz ve kör olan kimselerin cemaate katılmamaları caizdir.
2) Kendine, malına, şerefine bir zarar gelmesinden veya cemaate gitmeye engel bir hastalığın meydana gelmesinden korkmak. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse ezanı işitir de icabet etmezse, özrü bulunmadıkça onun için namaz yoktur.” Sahabe; “Ya Rasulullah! Özür nedir?” diye sorunca Hz. Peygamber: “Korku veya hastalıktır.” buyurdu.306
3) Yağmur, çamur, şiddetli soğuk, öğle vaktindeki şiddetli sıcak, gece şiddetli rüzgâr, şiddetli karanlık gibi durumlar da cuma ve cemaate gitmeme özrüdür. Abdullah b. Ömer (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yolculukta Hz. Peygamber ile beraber bulunduğumuz zaman ve gece karanlık yahut çamurlu olunca, münadisi: “Namazı bineklerinizin yanında kılın” diye ilân ederdi.307 Kar ve dolu da yağmur gibi özür sayılır.
4) Küçük veya büyük abdesti sıkışık durumda bulunmak. Çünkü bunlar namazı huzur içinde yerine getirmeye ve tamamlamaya engel olurlar. Canının istediği bir yemeğin hazır olması, şiddetli açlık ve susuzluk da özür sayılır.
5) Kokan ve kokusunu gidermek mümkün olmayan çiğ bir gıda maddesi yemek. Meselâ; soğan ve sarımsak gibi çiğ bir maddeyi yiyen kimse bunların kokusu gidinceye kadar cemaate çıkmamalıdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim soğan veya sarımsak yerse bizden ayrı dursun, mescidimizden de ayrı dursun ve evinde otursun.” 308
6) Bir yerde hapsedilmiş olmak. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:“Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.” 309
7) Dini meseleler ve te’lifle uğraşmak. Meselâ; fıkıh öğrenme ve öğretme de bu kabildendir. Ancak bu gibi meşguliyetler yüzünden cemaati sürekli olarak terketmek doğru değildir. Mücerret tembellik ve önem vermeme sebebiyle cemaati sürekli olarak terkeden kimse hakkında ta’zir cezası uygulanır ve şahitliği kabul edilmez. İmamın bid’at sahibi olmasından dolayı cemaati terk eden kimse ise ta’zir cezasını hak etmiş olmaz.
Cemaate devam etmek istediği halde, geçerli bir özürden dolayı, düzenli bir şekilde devamdan mahrum kalan kimse de niyetine göre cemaat sevabına nail olur.
Sonuç olarak, Hanefîler, cemaate gitmeyi düşürecek olan özürleri on sekiz maddede toplamış olup şunlardır: Yağmur, soğuk, korku, karanlık, hapis cezası, kör olmak, felçli olmak, çaprazlama eli ve ayağı kesilmiş olmak, hastalık, kötürüm olmak, yatalak olmak, çamur, zafiyet, yaşlılık, fıkıh ilmi ile uğraşmak, canının çektiği bir yemek hazır bulunmak, yolculuğa çıkmak üzere bulunmak, hastaya bakmak, gece şiddetli rüzgâr esmek. Gündüzün esen şiddetli rüzgâr ise özür sayılmamıştır. Çünkü aydınlık sebebiyle rüzgârın tehlikesine karşı korunmak mümkündür.
E - Bir Mescitte Cemaatin Tekrarlanması:
Bir mahallenin mescidinde ezan ve kametle birlikte cemaatin tekrarlanması mekruhtur. Mahalle mescidi; belli bir imamı ve belli bir cemaatı bulunan mescid demektir.
Ancak cemaatin şu durumlarda tekrarlanması mekruh değildir:
1) Bir mahalle mescidinde,o mahallenin halkından olmayan seferi bir topluluğun cemaatle namaz kılması.
2) O mahallenin sakinlerinin ezanı sessizce okuyarak namaz kılması.
3) Mahalle halkının, cemaati ezansız ve kametsiz tekrarlaması.
4) Mescidin yol üzerinde bulunan bir mescit olması.
5) Mescidin daimi bir imam ve müezzini bulunmadığı ve insanların ayrı ayrı namaz kıldığı bir mescit olması.
Aynı mescitte cemaati tekrarlamanın keraheti şu hadise dayanır: Hz. Peygamber (s.a.s), aralarında anlaşmazlık bulunan bir topluluğu barıştırmak için gitmişti. Daha sonra mescide dönünce cemaatin namazı kılmış olduklarını gördü. Bunun üzerine evine döndü ve ailesini toplayarak namaz kıldırdı. Eğer bir mescitte cemaatin tekrarlanması caiz olsaydı, Allah Rasûlü evinde namaz kılmayı mescitte kılmaya tercih etmezdi.310
Normal vakitlerde birden fazla cemaatler teşkil edilmesi, cemaatin bütünlüğünü bozar ve sonraki cemaate katılma gibi düşüncelerle gevşekliklere yol açabilir.
Yol kenarlarına, benzinlik ve konaklama yerlerine yapılan mescitlerde cemaatle namaz kılma konusunda ise bütün insanlar eşittir. Bu yüzden buralarda cemaatin tekrarlanmasında da bir sakınca bulunmaz.
Görevli imamı, bulunan bir mescitte imamdan önce cemaatle namaz kılmak da mekruhtur. Hatta Hanbelîler bunun haram olduğunu söylemiştir. Çünkü görevli imam ev sahibi hükmündedir. Cemaatle namaz kıldırmak onun hakkıdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse başkasının evinde, ev sahibinin izni olmadıkça, ona imamlık yapmasın.” 311
İslami Okul Okulların En Önemlisi